Kâbe’nin Sırları

Kâbe’nin sırları

mecca

Prof. Dr. OSMAN ÇAKMAK

Kâbe tarih boyunca garip tecellilere mazhar olmuş bir mekan. Onun kutsallığı ve merkez rolü, ta Hz. Âdem ve öncesine kadar uzanır. Hz. İbrahim tarafından imar edilmiş, Hz. Muhammed’in (a.s.m.) doğum yeri, bütün hak dinlerin kıblesi olması yanında, birçok peygamberle alakası ile şimdiye kadar ona denk, Allah evi denebilecek bir bina görülmemiştir yeryüzünde.

İnsanların günün yirmi dört saatinde devamlı bağlantı halinde olduğu ve ziyaret ettiği Kâbe’ye denk başka bir yer var mıdır yeryüzünde?

Manevi hayatımızın merkezinde duran kalp gibi Kâbe de yeryüzünün kalbi olarak mı yaratıldı? İbadetlerde yöneldiğimiz Kâbe’nin manevi esrarından ne kadarına vakıfız?

Kâbe, Eski Dünya’nın (Avrupa, Asya ve Afrika) merkezinde bir konumda yer alıyor ve bu üç kıtaya hemen hemen aynı uzaklıkta bulunuyor. Ama siz en iyisi elinize bir Dünya haritası alıp, Kuzey Amerika’dan Avustralya’ya, Kuzeydoğu Asya’dan Güney Amerika’ya doğru birer çizgi çekiniz ve bu çizgilerin kesiştiği yere bakınız. Kâbe’nin Dünya karalarının merkezinde kalan bir konumda yer aldığını görürsünüz.

 

Kâbe Dünya’nın merkezinde

Coğrafyacılar, yeryüzünün herhangi bir noktasını kolaylıkla bulabilmek ve en pratik yoldan, en doğru biçimde gösterebilmek için, Dünya’yı enlem ve boylam adı verilen çizgilerle, sembolik olarak küçük karelere bölmüşlerdir. Ancak, bu çizgilerin başlangıç noktaları, bilimsel bir temele değil, farazî bir kabule dayanır. İngiltere’de Greenwich’ten geçtiği kabul edilen boylam çizgisi 0 (sıfır) kabul edilir. Yuvarlak olduğu iddia edilen Dünya’mızın, aslında kutuplarının basık ve ortasının şişkin olduğu bir gerçektir. Bu şişkin bölgenin, tam ortasından geçen en büyük enleme ise, “0” enlemi denmektedir. Bu enlem, bilinen adıyla Ekvator’dur. Ekvator’un da nispi olarak, Dünya’yı tam ortadan ikiye ayırdığı kabul edilir.

mecca1

Kutup noktaları, Ekvator’un oluşturduğu dairenin tam merkezinden geçen bir eksenin iki uç noktasıdır. Ancak bunlar gerçek kutuplar değildir; coğrafi kutuplardır. Gerçek kutuplar ise manyetik özellikleri ile dikkat çeken, mıknatıs ibrelerinin yöneldiği esrarlı özellikleri ile dikkat çeken manyetik kuzey ve güney kutuplarıdır. Kuzey kutbu, coğrafi kutbun yaklaşık 1290 km güneyinde kalır. Bu da Kanada’nın kuzey batısında Ellef Ringnes adalarının kıyısına tekabül eder. Güney kutbuna gelince Antarktika kıtasında, Adelie Land denilen bir bölgede yer alır.

Bir pusulaya Dünya’nın neresinden bakarsanız bakın, daima kuzey yönünü gösterir. Eğer bu yönü takip ederseniz, sonunda manyetik kuzey kutbuna varırsınız. Pusula ibreleri bu bölgedeki manyetik alanın tesirinde kalarak sürekli olarak buraya yönelir, bu yöneliş sayesinde bizler de karada, denizde ve havada yönümüzü kolayca buluruz.

Enlem ve boylamların gösterdiği kutup noktaları ile pusulanın gösterdiği manyetik kutup noktaları neden birbirinden farklı yerlerdedir? Dünya’nın ekliptik olarak 27o 27’lık eğime sahip olduğunu biliriz. Dünya’nın başı böyle eğdirilmeseydi tek bir mevsimi, mesela hep yazı yahut kışı yaşayacaktık. Günler, buna göre uzar ya da kısalır. Işte bu eğim, kutupların yerini de değiştirmiş olur. Gerçekte; enlem ve boylamları çizerken Dünya’nın bu eğimini, yani mıknatısların sürekli yöneldiği manyetik kutupları dikkate alırsak, yeni bir Ekvator çıkar. O zaman “0” (sıfır) no’lu en büyük enlem olan Ekvator, bu yeni haliyle, Mekke kentinden geçecektir. Bu da Kâbe’nin, Dünya’nın ortasında bulunduğu gerçeğinin başka bir teyidi sayılabilir.

Öte yandan, bu düzeltilmiş şekilde çizilen, Oğlak ve Yengeç dönenceleri de, yine Mekke’nin bulunduğu bloktan geçmektedirler. Bu mantığa göre çizilen boylam ise (iki kutbu birleştirerek), yine aynı blok içerisinde, dönenceleri ve Ekvator’u keser. Bu kesişme noktası yine Mekke’dir. Bu enlem ve boylamların Mekke’de kesişmeleri, Kâbe’nin yerinin çok özel olarak belirlendiğinin bir ifadesi kabul edilebilir ve yine insanların ibadetlerinde niçin oraya yöneldiklerinin sırlarını taşır.

Dünya’nın manyetik kuzey ve güney kutuplarına göre çizilen yeni ekvator çizgisinin, yani Kâbe’den geçen Ekvator çizgisi üzerinde, birisi Kâbe’ye göre doğu, diğeri ise batıda iki adet manyetik kutuplar bulunmaktadır. Batı kutbunu esrarengiz olayları ile “Bermuda” üçgeni teşkil ederken, doğusunu ise Japonya’da bir körfez bölgesi teşkil eder. Bu körfez de Bermuda gibi kaybolmaları ile meşhur olmuştur. Kâbe’nin bu iki noktanın tam ortasında yer alması da Kâbe’nin yerinin özel olarak seçildiğini düşündürmektedir.

 

Nurdan Direk

İbn-i Abbas’tan gelen hadis rivayetinde “Göklerin en önde geleni, kendisinde arş olandır. Yerlerin en önde geleni de bizim üzerinde olduğumuz Arş’tır” ifadesi yer alır. (Suyuti, ed-Dürer el-Mensur, VI/239) Bilindiği gibi âlemler sadece bizim içinde yaşadığımız fizik evren ile sınırlı değildir. Yedi farklı uzay-zamanın bulunduğunu Kur’an’da geçen seb’a ve semâvât ifadelerinden anlamak mümkün.

Havada, yerin altında her nerede bulunursak bulunalım Kâbe’nin bulunduğu mekana yönelmek, istikbal-i kıble için kafi gelmektedir. Bediüzzaman gibi maneviyat büyüklerinin de ifade ettiği gibi kıbleyi, sadece Kâbe’nin bulunduğu mekan olarak değil, Kâbe’den Arş’a uzanan nuranî bir sütun ve manevî bir direk olarak düşünmek gerekir. Bu nurdan sütun, ferş denen arzımızı cennetin de üstünde kalan ve âlemin çatısı hükmündeki “Arş”a bağlar. Kâbe’de hissedilen ve solunan apayrı bir maneviyat ve ruhî atmosferin Arş’a uzanan bu nuranî sütunla ilgisi nedir? Dünya’mızı en üst semaya bağlayan “göbek bağı” diyebileceğimiz nurdan bağın taşıdığı sırlar henüz meçhulümüz. Sürekli kutba yönelen mıknatıs misali insan kalbi de bu ilahî nurun devamlı çekim etkisi altında mı bulunmaktadır? İnsanların pervane oldukları bu ilahî nur, tefekkür-dua-tespih-hamd gibi manevi hâsılatın toplandığı ve oradan Arş’a ulaştırıldığı bir tür uydu misal toplama-dağıtım ve nakil üssü fonksiyonu mu görmektedir? İbadetlerde kıbleye yönelmekle, tıpkı antenlerini uyduya çeviren haberleşme vasıtaları gibi, kalp ve beyinden neşrolunan mana dalgalarının önce bu nurdan sütuna geldiğini ve oradan da ilahî dergaha ulaştığını düşünebilir miyiz?

 

Kâbe’de rahmet zirveye çıkar

Acaba namaz gibi ibadetlerde kıbleye yönelmekle, o nurla bağlantıyı en üst noktaya mı çıkarıyoruz? Öyleyse, namaz sırasında yapılan hareketlerde bu nurun, insanın ruhî ve fizikî varlığının tüm unsurlarına nüfuzunun sağlandığı; Kâbe’de tavaf yapıldığında ise, yani nurun odak noktasının çevresinde dönüldüğünde, bağlantı ve rezonansın en üst seviyeye çıkarıldığı an olmalıdır. Bu soru ve ihtimallerin gerçek cevaplarını maneviyat ve hakikat kâşiflerine bırakarak şu ayetin ifade ettiği manaya bakalım:

“Gerçek şu ki, insanlar için ilk kurulan ev Mekke’de o kutlu ve bütün insanlar için hidayet yeri olan Kâbe’dir. Burada apaçık deliller vardır. Ibrahim’in makamı vardır; kim oraya girerse emniyet içinde olur.” (Âl-i Imran, 3/96-97)

“Ona varmaya gücü yeten kimsenin Kâbe’yi tavaf etmesi, Allah’ın insanlar üzerindeki hakkıdır” İlahî fermanı, her sene mübarek bir zaman dilimi içinde, Beytullah’a teveccüh edip, belirli mekanları, hususi bir kısım usullerle ziyaret etmesini farz kılar.

Oraya gidenlerin, bilaistisna herkesin ayrı bir atmosferi solumaları, orada ayrı bir iklim ve fiziki anlamda ifadesi mümkün olmayan apayrı bir havayı hissetmeleri de Kâbe’deki sırların sözle anlatılamayan fakat hissedilebilen tecellileri olmaktadır.

Bir çekirdekten yüz binlere, milyonlara varan sümbül ve tane alınması gibi, Allah’ın rahmetinin zirveye çıktığı bu mekanda kullar, yüz binler, milyonlar sevaplara ulaşır; günahlarının sıfırlanacağı bir fırsatla tanışırlar. Dünya’nın merkezine, aslında adeta Arş’a uzanan bu nurlu yolculukta insan yepyeni gerçeklerle tanışır. Bir yaratılış gösterisine şahit olur. Bembeyaz ihramlar içinde kefenleri her türlü farkın ve sınıfın ortadan kalktığı, aynı anda yeniden dirilmenin, mahşerin hatırlandığı, İslam’ın bilfiil yaşandığı, cemaat şuuru ve sırrının en azim şekilde tecelli ettiği bir gösteriye tanık olur. Hac ibadetiyle, arzın Arş’a bağlanıldığı, nuranî dairenin yoğun dezenfekte etkisiyle kullar bir bir günahlardan temizlenir. Allah’a kulluk şuurunun yeniden kazanıldığı, ahd-i peymânın yenilendiği bir ibadet seremonisinde kul, Allah’a doğru sonsuz bir hareketin içine girer.

About these ads
Published in: on Eylül 9, 2006 at 8:41 pm  Comments (13)  
Tags: , ,

The URI to TrackBack this entry is: http://kendihalinde.wordpress.com/2006/09/09/kabe%e2%80%99nin-sirlari/trackback/

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri.

13 YorumYorum yapın

  1. allah razı olsun.

  2. SAYIN HOCAM OSMAN BEY:BIZI O KUTSAL MANA ALEMLERINDE DOLASTIRDIGINIZ ICIN SIZDEN ALLAH RAZI OLSUN.ALLAH DAHA NICE GUZEL SITELER YAZDIRMAK NASIP ETSIN.

  3. amin

  4. ah ah keşke yazdıklarınızı zamanı gelince koruyabilsek şu anda dünya adım adım mehdi [a.s]çağına doğru yaklaşıyor geri sayım katrina kasırgasıyla dahada hızlandı velasılı anlatmış olduğunuz o güzelim mekanı amarika tarafından bombalanacak ve işgal edilecektir işte bu olayın gerçekleşmesi mehdi [as]ortaaya çıkış alametlerinin kapılarını alabildiğince açacaktır onun çıkışına çok az zaman kalacaktır bu olay ikinci kez yaşanacak olan bir olaydır ilkinde ebrehe helak olmuştur ikincisinde ise [işgalci ve kabeyi yıkanlara] yeryüzüne halley kuyruklu yıldızı düşecektir .bu olay dünyayı öyle bir sarsacakki sadece onu kıyamet gününün dehşeti gölgede bırakabilir .bu olayın neticesinde 10 kişinin 9 ölecektir ölme sebebleri ankebut 40 da güzelce tarif ediliyor bu olay teknolojiyi ilimi silahları calışmaz hale getirecek olan olaydır işte o zaman mehdi çağı başlayacaktır size işaret edilen tarihide verirdim fakat bu ağır bir olay oldığu için bu yazdıklarıma itibar etmezdiniz ben şu an yaklaşık 5 yıldır bınları biliyor ve bekliyorum ve size yazdıklarım açık delile dayanan yazılardır işkembeden atmıyorum dedim ya bu olay çokmu çok ağır bir olaydır

  5. hocam benim ödevim var kabenin sırrı ne neden siyah örtüyle kaplıı

  6. peki kabe neden kutsaldır? ödevim var… =(

  7. ya kabe niçin kutsal peygamberin mezarı oradaysa niçin peygamber ölmeden de hac vardı?????????????????????

  8. Sayin hocam,verdiginiz bilgiler icin cok tesekkür ederim.
    Bir bucuk milyar Müslümanin her seyi olan bu kutsal mekan neden sadece Suudilerin eline birakilir?
    Bir neutral(Bagimsiz )bir yer olarak bütün müslümanlara birakilmaz.Her yil milyonlarca hacinin biraktigi o cöpler,o pislik neden suudilerin insafina birakilirßMesela Hac sonrasi her ülkeden gönüllü yüzer kisi orada bir müddet kalip temizlik yapilmaz?Seksen yasina gelmis,en büyük emeli o kutsal yerleri görmeye can atan insanlardan neden Vize denen rezalet istenir?
    Dünyayi tehdit eden bir siyonisdt ideoloji günün birinde buralara kadar gelirse Suudiler buralari koruya bilecekmi?Inanmiyorum koruyacaklarina.Mescidi aksa iste meydanda.Önemli bir sorumda;Neden Ramazan ayi ´her yil on gün yada on bes gün ileri gelir?Kuranda yeri varmidir? Allaha emanet olunuz.

  9. Bilğiler hiç tatmin edici gelmedi coğrafya dersi olmuş.Dini feyz verecek bişey yok.

  10. KABE AYAKLAR ALTINDA
    Peygamber insanlığı kurtarmak için mücadele verdi Ve mütevazi 1hayat sürdü dünyadan göçtü Geride Kuranı Kerim ve İslam dinini bıraktı Kabedeki putlar yıkıldı ALLAHuEKBER sesleri semaya yükseldi Türkler İslama olan saygılarının gereği Kabe yakınındaki tepe üzerine ECYAD KALEsini yaptılar askeri kışla hizmetleri verdiler Suudi yönetimi ECYAD KALEsini 2002da YIKTI (Açık İstihbarat Osmanlının mirasi üzerinden siyasi rant elde eden AKP Yönetiminden tek desibel ses çıkmadı) Yerine 530 metre yüksekliğinde dünyanın en yüksek Gökdelenini yaptırıyorlar Ve Kabe dünyanın süper zengini Suudi kralları tarafından kendi ihtişamlarını yansıtması için ayaklar altına alınıyor İnsanlık tarihinin ortak kültür mirası Kabe Yaşanmış tarihin de en önemli eserlerinden
    Arapça BEYTULLAH adıyla da bilinir ALLAHın Evi anlamına gelen Hz.İbrahim zamanında yapıldığı hakkında dini görüşler vardır Kabenin yapılış amacı insanoğlunun ALLAHın varlığını ve birliğini tanıması ona yakarması ve ölüm gerçeğini hatırlamasıdır İslam Peygamberi Hz.Muhammed sav ALLAHtan aldığı mesajları Mekkede insanlara duyurdu İslam adına mücadelesini Kabede verdi Kurulu düzene karşı geldi Dünya malı zenginlik ve yönetimde üstün güç kralık veya imparatorluk peşinde koşmadı Gün geldi Mekkenin hakim yöneticileri kendi çıkarlarına ters düştüğü için onu öldürmeye karar verdiler Ve Hz.Muhammed sav Mekkeyi terk ederek Medineye hicret etti Ve sonra İslam adına yapılan savaşlar Müşrik olarak kabul edilen Kureyşliler ve işbirliği yapanlar yenilgiye uğratıldı Mekke MS630 yılında İslam ordusunun eline geçti Hz.Muhammedin sav Mekkeyi fethi Kabe üzerine yürümesi putların boyunlarına takılan kanca ve bastonlarla parçalanması Ve ardından gelen ilk EZAN sesi ile Mekke ve Kabe İslam inancının kalbi özelliğini ebediyen kazanmış oldu Buraya kadar anlatılanlar İslam tarihi ve onun peygamberi Hz.Muhammed sav döneminin kısa özetidir VE TÜRKLER GELDİ HİCAZ’A Aradan geçen yüzyıllar sonrası Selçuklular zamanından itibaren Türkler de Mekke ve Hicaz ile yakından tanıştılar Memluk Devleti ve daha sonra Yavuz Sultan Selim zamanında 1517 yılında Hicaz Osmanlıya bağlandı Osmanlı Mekke’nin yönetimini Emir veya Şerif adı verilen yerel din önderlerine bıraktı Gelenekler içerisinde Hicaz yönetilme başlandı Türkler İslama saygılı ve onun adına dünyanın geniş coğrafyasında mücadele yapan 1 milletti Osmanlı İslamı Avrupa içlerinde de yaydı O günün şartlarında Osmanlı padişahları aynı zamanda Hz.Muhammedin sav Vekili ve de Halifesi idi Padişahlar hacca gidemediler ama her yıl Hicaz yöresine SüRRe-i HüMaYuN adıyla hac kervanı gönderdiler Kabenin Anahtarı örtüsü dahil Mekke halkının ihtiyaçları karşılanıyordu Şartlar değişti 1700lü yıların sonlarına doğru Osmanlının 1parçası olan Arabistan yarım adasını Kızıldeniz sahillerinden tehdit eden Hristiyan ve batılı ülke askeri saldırıları onların kışkırtmaları ile yörenin Arap isyanları gündeme geldi Osmanlı Mekke ve Kabenin güvenliğini sağlamak üzere 1790lı yılarda ECYAD KALEsini yaptırdı Burasını kısa sürede askeri kışlaya çevirdi Osmanlının veya Türklerin Arabistan yarımadasından Hicaz ve Yemenden çekilmeleri tam bir Trajedi idi İngilizlerin Hicaz yöresinde önce Şerif Hüseyine ve arkasında da Suud ailesine destek vermeleri GAY SPY http://en.wikipedia.org/wiki/T._E._Lawrence
    Thomas Edward LAWRENCEnin isyan ettirdiği Arapların silahlı saldırılarda bulunması ve çok sayıda Türk Askerinin çöl kumlarında kanlarının akıtılması trajedinin yansımalarıdır Türkler İslama olan inançları ve Hz.Peygambere sav olan bağlılıklarının sonucunu böyle gördüler Ve tarihler 1918i gösteriyordu ECYAD KALESİNİN YIKTILAR YERİNE GÖKDELEN DİKİYORLAR 2002 yılı içinde Mekkede Kabe yakınındaki tepe üzerinde 23 dönümlük alanı kaplayan tepe üzerindeki Osmanlı yapımı ECYAD KALEsi Suud yönetimi tarafından birdenbire YIKILDI Türkiyeden tepkiler gelmesine rağmen Ecyad kalesinin yıkılması önlenemedi Suudi yönetimi yıktığı Osmanlı kalesinin bulunduğu tepe üzerine dünyanın en yüksek ve büyük binasını yaptırmaya karar verdi Suudi ben Ladin inşaat şirketine 550 milyon dolar ödenerek yaptırılacak olan binanın adı Abraj el beyt olarak tespit edildi 530 metreyi bulan ana gövdenin yüksekliği üzerine yerleştirilen anten ile birlikte 570 metreyi buluyordu 2010 yılında bitirilmesi üzerinde anlaşma yapılmıştı Suudi Kralı Abdülazizin vakfı olarak yaptırılan Abraj el beyt binası Kabenin güney kıyısında idi Günümüzde Kabeye gidenlerin sürekli görecekleri inşaatı devam eden devasa 1yapıdır 7 yıldızlı otel hizmeti vermesi için tasarlanmıştır Aynı anda 100.000 kişinin barınabileceği 1yıl boyunca 5 milyon kişiye hizmet vermesi düşünülmüş Ancak dünyanın en yüksek gökdeleni olarak yaptırılan Abraj el beyt binası KABEyi AYAKLAR ALTINA ALIYOR Suudi kralının kendi zenginliğini haşmetini göstermesi için yaptırılmıştı gökdelen Basit 1ifade ile aynı bina eğer hac hizmetleri verecekse Mekkenin uzak 1yerine de yaptırılabilirdi Bunu böyle yapmadılar Kabeyi ayaklar altına alacak şekilde olması(TIPKI FiRaVuNLAR GiBi) Suudilerin zenginliği ve gücünü yansıtması düşünüldü Dünya kültür mirası içinde olması ve tarihi özelliklerini koruması gereken Mekke ve kabe yöresine yapılan mimari müdahaleler sonucu ortaya çıkan görüntü insanın midesini bulandırıyor İslam Peygamberi kendisini ilah gören ve dünyanın en yüksek mezarını PiRaMiT olarak yaptıran FiRaVuN düzenine savaş açmıştı Ama günümüzde dünyanın PARA Firavunları kendi EGOlarını tatmin için yapmadıklarını bırakmıyor Ecyad kalesinin yıkılması ve yerine Abraj el beyt binasının yaptırılması gibi.
    YEMEN Türküsü Kışlanın önünde asker sesi var Açın çantısını acep nesi var 1çift çorap ile 1de fesi var Ano yemendir gülü çemendir Giden gelmiyor acep nedendir?Burası Muştur yolu yokuştur Giden gelmiyor acep ne iştir? Havada bulut yok bu ne dumandır?
    Mahlede ölüm yok bu ne figandır?Şu YEMEN elleri ne de yamandır Çalınan davulu düğün mü sandın?
    Al yeşil bayrağı gelin mi sandın? YEMENe gideni gelir mi sandın?

  11. valla nasıl vatikan bugün hıristiyan görünümlü yahudilerin elindeyse kabe ve islam da aynı şekilde bir durum içindedir
    erkeklerinin yarısı homo olan bir ülke nasıl islamiyetin öcnüsü konmunda olur?

  12. Aradım, aradım yoktu Kâbe’de
    Allahın habibin ismi nerede..?
    Sanırım mevcuttu daha öncede
    Düşündüm, üzüldüm bilseniz ne çok
    Muhammedin ismi Kâbe’de hiç yok -Sav.

    Ezanda, kamette aşkla okunur
    Tahiyatta, hutbede farzla okunur
    Kâbe’de ismi yok, bana dokunur
    Düşündüm, üzüldüm bilseniz ne çok
    Muammedin ismi hiç yok Kâbe,’de

    Arşi Alada Allah’la yazılan
    Âdemin affına sebeb sayılan
    Hac, ümre, tavaf yapan, namaz kılan
    Düşündüm, üzüldüm bilseniz ne çok
    Muhammedin ismi Kâbe’de hiç yok

    Hacerül Esvede hakem olan O
    Kâbe’yi putlardan kurtaran O.
    Kâbe’yi bize kıple yaptıran O
    Düşündüm, üzüldüm bilseniz ne çok
    Muhammedin ismi Kâbe’de hiç yok

    Kelime-i tevhid ve şahadette.
    İslamın ilk şartı ‘O’ dur elbette
    Varlığı mevcuttur her ibadette
    Düşündüm, üzüldüm bilseniz ne çok
    Muhammedin ismi Kâbe’de hiç yok

    İlk girişe yazılmış adı Kralın.
    Anılmaz adı Ömerin,Ali’nin.
    Arayıp bulunca bana bildirin
    Düşündüm, üzüldüm bilseniz ne çok
    Muhammedin ismi Kâbe’de hiç yok

    Haksızsam kellemi hemen indirin
    Yoksa bunu yapanı, tez sindirin.
    İçimdeki çileyi dindirin
    Düşündüm, üzüldüm bilseniz ne çok
    Muhammedin ismi Kâbe’de hiç yok-

    Üstelik Muhammed Mekkeli Arap
    Üstelik geldi ilahi bir kitap
    Sevmeyenler için varlığı azap
    Muhammedin ismi yok hiç Kâbe’de.
    Muhammedin ismi yok hiç Kâbe’de.-

    Resülü arar ay, Ebu Kuveys’te.
    Bölünsünmüş yine, bir işarette.
    Milyonlarca ümmeti ibadette,
    Düşündüm, üzüldüm bilseniz ne çok
    Muhammedin ismi Kâbe’de hiç yok

    Müşriklerledi bütün davası
    Ne makam, ne toprak istilasi.
    Bence bu bir geçmiş hesaplaşması.
    Düşündüm, üzüldüm bilseniz ne çok
    Muhammedin ismi Kâbe’de hiç yok

    Adına ezan duası okunan,
    Ne böyle korkulan, aykırı olan
    Nedir, kimedir ismi dokunan
    Düşündüm, üzüldüm bilseniz ne çok-
    Muhammedin ismi Kâbe’de hiç yok

    Salâtla, selamla ismi anılan
    Salâtsızlara buddua kılınan.
    Vahşi gibi birini bağışlayan
    Düşündüm, üzüldüm bilseniz ne çok
    Muhammedin ismi Kâbe’de hiç yok-

    Bağışlanmayacak bir davranış bu
    İstemiyerek asla olmamış bu.
    Belki geleceğe bir planlayış bu
    Düşündüm, üzüldüm bilseniz ne çok
    Muhammedin ismi Kâbe’de hiç yok-

    Davası Allah emrinin davası
    Nefsinin değildi dinin davası.
    Nemelazım deme, kimin davası
    Düşündüm, üzüldüm bilseniz ne çok
    Muhammedin ismi Kâbe’de hiç yok

    Olmalı namazda, tavafta huşu
    Dedi-koduya girer elbet bu-şu
    ‘Orhan’ müslumanlar bir deve kuşu
    Düşündüm, üzüldüm bilseniz ne çok
    Muhammedin ismi Kâbe’de hiç yok-

    Orhan Afacan

  13. Kabe kutsaldir, onemi buyuktur. Lakin, ibadet ettik, bu oraya gitti, ordan yukseldi, uydularin yoneldigi yerdir seklinde ifadeler bence biraz maksadin otesine gecen ifadeler. Soyleki, Allah (c.c) kuluna sah damarindan yakindir, yani kabeye kadar gitmeye gerek yok, ya da kabeyi araci kilmaya gerek yok, Allah (c.c) her yerdedir, O’nun kordona, bir iletisim hattina ihtiyaci yoktur, O, tek bir yere, tek bir konuma indirgenemez. Ayaktayken, otururken, yanlariniz uzereyken O’nu anin, yani dua ederken Kabe’ye yonelmek gerekmez, makbulduru ayri, ama gerekmez, bilakis, benim bildigim, yuregine sevk geldigi an Allah (c.c.)’i zikredeceksin. Burada is sanki biraz buyuye, biraz daha Hiristiyanlik’in formullerine kaymis gibi, soyle yapacaksin, boyle calisir falan. “Birlik” olusturan ortak degerler her zaman onem arz eder, cunku birlik olmanin kendi onem arz eder, bir bayrak etrafinda toplanan bir millet, tutulan takim…cuma namazi niye onemlidir, birlik olusturur, tipki bunun gibi, Kabe de muslumanligin bayragidir, ortak istikametidir, birligin birlik olmanin, hani birey degil ummet olmanin en onemli sembollerindendir. Benim, bizim bilmedigimiz muhakkak pek cok hikmeti vardir, bu kadar onem arz eden bir merkezin, bu kadar bahsi gecen bir merkezin pek cok hikmetle donatilmasi kacinilmazdir, ancak insanin varligini, Allah (c.c) zikrinini, Allah (c.c.) ile olan munasebetini fiberoptik bir ag yapisi gibi ifade etmek, Kabe’yi de Router (bkz. google) yapmak, bana uygunsuz geliyor. Hele de bu manyetik alanlar vs, biraz fazla uzak dogu taraflarina kayiyor, onemi yoktur demiyorum, ama buna dayanmak bence maksadin otesine gecmeye yol acabilir. Nerede okumustum, dua ederken elleri bilmem kac derece acin, yok soyle oturun, tovbe Ya Rabb’im, eleri kopmus kul Allah’in rahmetinden mahrum mu kaliyor, acacak eli yok diye istifadesi mi azaliyor? Bana dini bu sekilde ele almak onu yozlastirmak gibi geliyor, cunku bu ifadeleri dayanak alarak on gorulemeyecek cikarimlara varilabilir.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: