2000 yılında sivil toplum kuruluşlarının öncülüğünde başlayan daha sonra devlet kurumlarının da iştirak edip benimsediği ve 2005 yılında kesinleşerek, 2010 yılında 3 avrupa şehri ile birlikte İstanbul’un “2010 Avrupa Kültür Başkenti” olacağından haberimiz vardı. Fakat ülkemizin yoğun ve karmaşık gündeminden dolayı Fener ve Balat semtlerinde Avrupa Birliği katkıları ile tamamlanan rehabilitasyon çalışmalarının ilgimizi çekmediği gibi bu haberde ilgimizi hiç çekememişti. Ta ki ilk önce iyibilgi sitesinde gördüğümüz 2010 yılında “Avrupa Kültür Başkenti” olacak İstanbul’un logosu hakkında netpano sitesinden alıntılanan Oktan Keleş’in şeytaniler bu kapıları mesih’e mi açacak yazısıyla birlikte yapılan spekülasyonları okuyana kadar.
Oktan Keleş netpano’da yayınlanan yazısında Dikilitaşlardan girip Konstantin Tak’ından çıkmış ve bu bağlamda 2010 İstanbul logosunun ne anlattığı, ne anlama geldiği ve neyi sembolize ettiği yönünde değişik çıkarımlarda bulunmuş. Oktan Bey çıkarımlarda bulunur, iyibilgi bunu haber yaparsa, bize de atılan taşın ardından koşmak vazifesi düşer mantığından hareketle komploya inanmadan ama komplosuzda kalmadan kendi yorumlarımızı da yazalım istedik. Ancak unutulmaması gereken bir ayrıntı vardır. Logo üzerinde yapılan değerlendirmelerde logo’nun kim yada hangi kurum tarafından yapıldığı belirtilmemektedir. Belki tam olarak bilinmemektedir ki zaten organizasyonun resmi internet sitesinde de (www.istanbul2010.org) logo’nun ne anlam içerdiği ne zaman kim tarafından yapıldığı hakkında herhangi bir açıklama mevcut değildir. Bu yüzden spekülasyonlara açık olması da yadırganmamalıdır. Haberi yapan iyibilgi, habere kaynaklık eden Oktan Bey bu organizasyonun başkanı Nuri Çolakoğlu’na ulaşabilmelilerdi eleştirisini de söylemeden geçmek olmaz.
Geçelim ve taşın peşinden koşmaya yada taşı peşimizden koşturmaya başlayalım…
2010 İstanbul Logo’sunda birbiri içinden geçen kapıya benzer yarım daireler olduğu görülmekte. Oktan Keleş bunların birer kapı olduğunu, 1. Konstantin’in kazandığı bir zafer anısına 312 yılında Roma’da dikilmiş olan Konstantin Takı’yla benzeştiğini zaten Konstantinopolis isminin de Konstantin’den geldiğini ifade etmektedir.
Gerçekten logo ile Konstantin Takı birbirine benzese bile burada gözden kaçan bir husus vardır ki bana göre Tak meselesinden daha önemlidir. Logo’ya dikkatlice bakıldığı zaman kapı olduğu varsayılan çizimlerin sayısıdır. Bunlar 3 adettir. 3 adet birbiri içinden geçen yada perspektifi bir bakışla ardı ardına sıralanan 3 adet yarım dairemsi. Buna ister kapı isterse geometrik bir isim bulmanız bu şekillerin 3 adet olduğu gerçeğini değiştirmez. Ki zaten 3 adet olması hasebiyle Konstantin Tak’ı benzetmesi yerinde olsada logoda yapılan üçleme ve bunun dini anlamları gözden kaçırılmış gibidir.
Peki Üçleme Nedir?
Üç ilahi varlığı tanımlayan bir ifadedir. Farklı din ve mitolojilerde farklı kökenlere, özelliklere ve anlayışlara sahip farklı üçlemeler bulunmaktadır ve bu üçlemelerin çoğunun kendi bütünlüklerinde özel bir isimleri vardır.
Bazı üçlemeler de şunlardır:
Hristiyanlıkta ki Teslis: Baba-Oğul-Kutsal Ruh (in nomine patris, filii et spiritus sancti)
Babil :Birinci üçlük: Anu (Gök tanrısı), Enlil (Yer, hava ve fırtına tanrısı), Ea (Irmaklar tanrısı).İkinci üçlük: Sin (Ay tanrısı), Şamaş (Güneş tanrısı), İştar (Bereket tanrıçası – Tammuz’un eşi-sevgilisi) Şeytan üçlüğü: Labartu – Labazu – Ahatsu.
Eski Mısır : İsis–Osiris–Horus
Alevilikte ki: Allah-Muhammed-Ali
Görüldüğü üzere benzer üçlemeler değişik isimlerde tarih boyunca karşımıza çıkmıştır. Konumuz 2010 logosu olunca da yapılan üçlemenin Teslis’e mi yoksa Eski Mısır’a ve bununla ilintili olarak Masonik ritüellere ve sembollerine gönderme olup olamayacağı tartışılacak hale gelmektedir.
Bu bağlamda Fener Rum Ortodoks Patrikhanesine girişin üçlü bir kapıdan olması ve ana kapının hala kapalı olduğu ve bunun kin kapısı olarak adlandırıldığı unutulmamalıdır. Yine pek çok kilisenin 3 kapısının Konstantin Tak’ına benzer şekilde yan yana olması ve hatta Latince bazı deyişlerde geçtiği üzere : “omne bonum trium”, “omne trium est perfectum” üçlü olan her şey güzeldir ve üçlü halde gelen her şey mükemmeldir demek tesadüfi olmasa gerekmektedir.
Gerek Konstantin takı’nda, gerekse kimi kiliselerde karşımıza çıkan 3 kapı yada üçlemeli kapılar ünlü ressam Leonardo Da Vinci’nin İsa ve havarilerini konu alan Son Akşam Yemeği tablosunda da karşımıza çıkmaktadır. Resimde İsa ve havariler birlikte yemek yeyip sangreal- kutsal kaseden şarap içmektedirler. Yemek yedikleri masanın üstünde ise 3 kapıyı andıran figürler durmaktadır. İşin içine hem 3 kapı hemde kutsal kase girince haliyle tapınak şövalyelerini hatırlamamak ve Da Vinci’nin de bir Prieure de Sion (tapınakçı) olduğu iddialarını görmemezlikten gelmek olmaz sanırım.
Elbette tapınak şövalyelerinden, kutsal kaseden bahsedince kökleri çok derinlere dayandığı iddia edilen bu gizli örgütlenmenin bir ucundan da masonik yapılanma ile adının birlikte anıldığını söylememize gerek yoktur.
Masonik İskoç Riti sembolik üç dereceden sonra üç ayrı bölümlü bir eğitim sistemiyle çalışır ve son 3 derecesi idari derecelerdir ve Konsistuar adını alır. Bunlardan 33. derece ise en yüksek makamı ifade eder, bu mevkiye gelenlere Hakim- Büyük Genel Müfettiş yada Üstad ismiyle hitap edilir. Tekrardan 2010 İstanbul Logo’muzu gözümüzün önüne getirmeye çalışırsak daha önce 3 kapı mı yoksa üçleme mi diye sorgulamaya çalıştığımız geometrik çizimlerden 33’e ulaşmamız mümkün müdür?
Oktan Keleş, yazısında şunları ifade etmektedir :
“Şimon Peres Millet Meclisi’nde yaptığı konuşmada ‘İstanbul bizim için yüce bir kapıdır’ demişti. Meclis tutanaklarına geçti bu sözleri”
İstanbul’un bir Yahudi için yüce bir kapı olması ne ifade etmektedir. Peres Engizisyondan kaçan Yahudilere kucak açan Osmanlı’yı yada kendi ülkesinin kurucu lideri olan David Ben Gurion’un yüksek öğrenimini İstanbul Hukuk fakültesinde yapmış ve lise diplomasını da bu şehirde almış olmasından dolayı sevmektedir gibi duygusal yaklaşımları bir kenara bırakacak olursak sanırım Oktan Bey’le aynı endişeleri taşımamız gerekir. Bu sevginin 2010 logomuza bir yansıması olmuş mudur yada bağ kurabilir miyiz diye düşündüğümüzde ise karşımıza Yedi Kollu Şamdan adıyla bildiğimiz Menorah çıkar. Haliyle ilk başta logo ve yedi kollu şamdan arasında nasıl bir bağ olabilir sorusu akıllara gelecektir. Bunun cevabı da Menorah’ta ki 3 yarım daire yada ardışık 3 kapıda gizli olabilir mi?
Unique: kelime anlamı ile benzersiz, eşi benzeri olmayan anlamlarına gelmektedir. Latince karşılığı ise sui generis olarak ifade edilmektedir. Peres’in İstanbul’u yüce bir kapı olarak betimlemesinde ve yine Oktan Keleş’in ifadelerini:
(Dikkat edin şu tabire: ‘Costantinopol’dan kutsal topraklara buradan adım atılacak.’ Burada bir KAPI’dan bahsedilmiyor mu? Aynı Şimon Perez’in dediği gibi bir KAPI. Bu kapı nereye geçmenin işareti? Acaba Şeytanî, Haçlı ve Vatikan İstanbul üzerinde birleşti mi? Konstantin Takı, 1. Konstantin’in kazandığı bir zafer anısına 312 yılında Roma’da dikilmiş bir anıt. Enteresan değil mi Konstantin’in yeniden karşımıza çıkması? ‘Müslüman-Türk İstanbul” geri alınmak mı isteniyor? Unutmayalım İstanbul’un Roma dönemi kurucusu aynı Konstantin ve Konstantinapol ismi O’ndan geliyor.”)
dikkate alacak olursak ve Avrupa Birliği’nin katkıları ile Fener ve Balat Semtlerinin rehabilitasyonunu hatırlarsak ve 2010 logomuzu ters çevirip baktığımız zaman karşımıza İngilizce olarak Unique kelimesinin çıktığını düşündüğümüzde bu komplovari yaklaşımın gerçeklik payı var mıdır dememiz mümkün olabilir mi?
Elbette bu yaklaşımların bir kalemde üstü çizilip, 3 kapı gibi görünen şey aslında 3 camii kubbesidir denilebilir. Yada olimpiyat halkalarının 3’lüsü olup 3 kıtayı birleştiren İstanbul’un kesişme noktası olması üzerine vurgudur denilebilir. Yada bahsi geçen 3 kapı aslında 3 dini sembolize eder de denilebilir. Yada biraz daha abartıp o 3 yarım daire 3 hilal’in ta kendisidir dense bile siz yine de komplosuz kalmayın…













çok enteresan…
yaşam paranoyası gibi…
bencede burda planlı bi mesaj var bu çizimi türkler yapmıyormu koy logoya bir ay yıldız ne bu çizgiler helal olsun ama vatansever kafası çalışan insanlarımız bu hileyi hemen bulmuşlar tebrik ediyorum
OBAMA VE BROZNLAŞMANIN SIRRI
ABD seçimlerinden sonra Barrak Obama’nın başa gelmesi ile tüm Dünya’da ve
özellikle İslam aleminde büyük bir ümit hasıl oldu.
Obama şöyle yapacak
Obama böyle yapacak…
Klasik anlatımlara vakit almasın diye girmeyeceğim.
ABD’nin derin politikasının tıkır tıkır işleyeceğinden kimsenin şüphesi olmasın.
İşi farklı bir boyutu ile ele alacagım:
Size bir soru,
Kuzey – Güney savaşı niçin yapılmıştı ?
Köleliğin kaldırılması içindi.
Tüm Dünya enazından bu hadiseyi böyle biliyordu. Özgür ırk ayrımı yapılmayan bir
ABD gibilerinden.
Oysa ki asıl gerçek şu idi:
Amerikan farmasonlar teşkilatı 1800′lerin başında Kabaladaki şu gerçeği diretiyorlardı.
Tabiki gizlice.
Bilinen Şeytan siyahtı..
Bu yüzdendir ki hatırlayınız Şeytani ritüeller siyah elbiselerle ve kara gecelerde yapılır.
Yine karanlık ortamlar onların mekanlarıdır.Bu yüzden birçok Şeytani şahsiyete;
siyahlar prensi, karanlıklar prensi gibi adlar takılmıştır.Yarasalar. Siyah Şeytani tüm
objeler aslında siyahın onlarca Şeytani bir renk oldugunu simgeler.
Örnekler çogaltılabilinir.
Peki farmasonların direttikleri Şeytanın siyahlığı neydi.?
Kuzey -Güney savaşındaki tarihi bilinen karekterleri ve hadiselere zaman kaybı olmasın diye geçmiyorum.
Fakat şimdi soruyu tekrar soruyorum:
ABD’nin Kuzey- Güney savaşı gerçekten köleliğe son vermek için mi yapıldı?
El cevap: İşin temelinde şu yatıyordu.
Şeytan siyahtı (Farmasonlarca) Afrikadan getirilen zenci köleler aslında Şeytanın
çocukları idi.
Dolayısıyla bunlar efendilerini temsil ediyorlardı.
Köle olamazlardı.
Öyle ise bunlar kölelikten kurtarılacak. ve efendilerinin hizmetine sevk edileceklerdi.
ABD’deki zencilerin uyuşturucu cinayet,illagel vs tüm kötü fiillerini gerçekleştirmesi için
bunları planlayan farmasonlar içersinde Giza adlı bir teşkilat vardır.
Yani sucsuz masum zenciler ABD’de sözde kölelikten kurtarıldıktan sonra üçüncü sınıf
varlıklar olarak Amerikan sistemi yapısı içersinde örgütlü ve sistemli olarak tüm bu
fiillerin içersine itildiler. Maksat tabiki yukarıda zikrettiğimiz siyah Şeytanın çocuklarını
Şeytani olan herşeye alet ettirmek ve böylelikle Kabaladaki bu medotu onlara
uyarlamaktı.
Yıllarcada böyle oldu ve hala böyle olmaktadır.
ABD’deki zenci imajı siyah Şeytanlardır.
Bu kelime aslında bir ırkçı söylem değil ehilleri tarafından bilinçli takılmış bir söylemdi.
Fakat o demin bahsettiğimiz sistem içersindeki,
Kuzey- Güney savaşında sözde kölelikten kurtarılan zenciler Şeytana köleliğe
itilmişlerdir.
Bir not. Buradaki konu zenci oldugu için şöyle itirazlar etmeyin
Beyazlar da Şeytana kölelik yapmaz mı ?
Şeytana köleliğin beyazı siyahı yoktur.
Bir hadis (s.a.v) ‘Irkçılık yapan bizden değildir’
Buna dair başka hadis (s.a.v) ‘Beyazın siyaha siyahın beyaza bir üstünlüğü
yoktur. Üstünlük amel ve takvadadır’.
Burada anlatmak istediğimiz konu bağlantısı ile meseleyi siyah realitesine bağlıyoruz .
Siyah Şeytanlar kelimesi özelikle ABD’de planlı programlı yayıldıktan sonra sistemin
onları düşürdüğü konumdan dolayıda bir takım kesimde
Irkçı söylem olarak ‘Satan negro’ olarak kullanılıyor.
Bir hatırlatma en büyük Irkçı Şeytandır.
Peki zenciler tarafından kullanılan kelime neydi.
Beyaz Şeytanlar
Tüm bunlar özü itibarı ile farmasonların bilinçli seçmiş oldukları kendi Kabala
ritüellerinde inandıkları kelimelerdir.
Yani gelişi güzel söylenmiş ırkçı söylemler değildir.
Şimdi gelelim bronzlaşmaya; hatırlayacagınız üzere, Obama seçimi kazandıktan sonra
İtalya Başbakanı Berlisconi bir cümle sarf etti.
Şöyle dedi kısaca
‘Obama yakışıklı ve güneşte yanmış bronzlaşmış biri’.
İtalyan halkı ve bir takım cevreler Berlisconi’ye bu sözünden dolayı tepki gösterip, özür
dilemelerini istediler.
Aslında Berlosconi tepki çeken sözlerini bilinçli bir mesaj olarak söylemişti.
Neden mi ?
Başta belirttiğimiz gibi farmasonların inancında büyük Şeytanın siyah oldugunu kısaca
belirtmiştik.
Giza teşkilatından da bahsetmiştik.
Giza teşkilatının Kabalaya bağlı çalışmalarından biride
şu idi: Beyazlar siyahlaştırılmalı….
Ve bu siyahlaştrılma tam siyah değilde, beyaz ile siyah arası olmalı. Yani Kabaca gri.
Yani bronz
Bu ritüel eski Mısır Kabalasında güneşin tene( İnsan teni) nüzülünun gücünü
simgelemektir.
Kainatta bilinen en güçlü ateş kaynagı olan güneşin
Ateş gücü ile insana hükmünü simgeler. Bu yüzden güneş tanrısı olarak bilinen RA
kendi devrinde seçmiş oldugu beyaz şeytani rahipleri
günlerce güneşte bırakır,derilerini karartırır, bu uygulama sonrasında ölmeyenlerini ise
Şeytani konseyine seçerdi.
Dikkat!!!!!!
Ne beyaz ne siyah
ikisinin arası bir renk
Ufuk açsın diye bir hadis:
Hz Peygamber (s.a.v) :”Güneş ile gölge arasında durmayınız ya güneş tarafında
durunuz ya da gölge tarafında durunuz .Çünkü Şeytan aralara yerleşir.”
Devam edilim.
Şu sözler size tanıdık geliyor mu?
Birçok aydın,siyasetçi vs. gibi insanlar sözkonusu ABD oldugunda şöyle söylerler.
Bir tane ABD yok!
Ne tam siyah ne tam beyaz, gri tonları da var .
Bu söylemlerin aslı felsefi manalar taşısa da, kökeni itibarı ile aslında ABD’li
kabalacıların üflemeleridir.
Devam edelim….
Belki kızacaklar ama moda altında özellikle yüksek sosyetenin olmazsa olmazlarından
biride bronzlaşmadır. Bu da Giza teşkilatının görevlerinden biri idi.
Dünyada özellikle kadınlara yönelik bu uygulama tüm dünya medyasında magazinel
üfleme olarak falan manken filan sosyete denize girip,güneşte
bronzlaştı çok güzel olmuş, Brezilya teni gibi, çikolata rengi gibi vs yakıştırmalarla
konuyu çekici hale getirmektedirler.
Bu tür özendirmelerle bir ritüel olarak moda altında bu tüm Dünyaya
üflendi.Buradaki teknik basit idi.
Tıpkı sözde güneş Tanrısı RA’nın yaptıgı gibi…
Yani insanlar ; plajlara akın edecek, güneş yağlarını sürecek,saatlece güneş altında
bekleyecek,yanıp bronzlaşacaktı.Bu artık günümüzde yapılır hale geldi.
Bu arada, Şeytaniler tıp alanındaki kabala ritüelleri geliştirildi. 1800′lü
yıllarda kurulan Giza birimi çağımızda bunu bir adım öteye götürerek ,
teknolojiden faydalanarak solaryum benzeri cihazlarlada bu işi
(ritüeli insanlara tatbik etmektedirler)
tabiki milyarlarca insanın bunların gizli planlarından ne haberi olsun?
Onların derdi güzel görünmek ve bronzlaşmak.
Aslında bu güneş meselesinden sözetmişken bir sırrı daha Allahın izni ile ifşa edeyim.
İslam inancında güneş tepedeyken namaz kılınmamasının bir sırrıda sözde
RA’nın Güneş ritüelinden kaynaklanmaktadır.
Dünyadaki birçok sözcük ve terimler ve bunlara bağlı olan fiiler Şeytaniler tarafından
Dünyaya üflenmektedir.
Dikkat !!!!!!
Bir takım aydınlarda daha önce hiç duymadıgımız terim ve sözcükleri zikretmeye
başlamışsalar ve bu sözcükler bir virüs gibi
herkesin ağzına yayılıyorsa kökenini araştırın.
Şimdi gelelim Barrak Obama’ya:
Sanıldıgı gibi bir takım sözüm ona ahmakların dediği gibi ABD devrimi filan değildir.
Sözüm ona ey ahmaklar siyah bir başkanı yeni mi zannediyorsunuz ?ABD’de Bush’un
birinci yardımcısı Başkan yardımcısı Başkanın tüm yetkilerini taşıyan Condoleezza Rice
ne renkti? Peki ya Eski Genelkurmay ve Savunma Bakanı Colin Powell ne renkti?
Diğerlerine gerek bile yok…
Bu ABD’nin, Şeytanilerin Eski mısır Kabalasındaki Kabalatik bronz büyüsünden
başka bir şey değildir. Maksat tüm dünya insanlarının zihninde ABD’nin ve
Şeytanilerin aleniyetleşmiş Şeytaniliklerini unutturmak, örtmek için yapılmış bir ilizyon
büyüsüdür. Eski Mısır Kabalatik büyüde simya kodu ile kodlanmış bir büyüdür ki
demirin ya da metallerin Simya sırları ile halden hale geçisini simgeler. Yani şöyle
düşünün,bir paslı demiri bir simya formatı ile bronzlaştırıyorsunuz. O demiri görenler
artık demirin pasını değilde, bronz halini görüyor. Bu da onların zihninde ayrı bir
etki yapıyor.
Aslında demir yine aynı demir. Paslı bir demir. Bu büyü öylesine tutmuş ki, tüm
Dünyadaki insanlık ve hemen hemen İslam aleminin tümü, Barrak Obama ile herşeyi
toz pempe görmeye başladılar. Obama bize şunu iyi yapacak Obama bize bunu iyi
yapacak vs. Ne kadar etkin bir büyü oldugu tesirinden belli.
Tüm insanlık, Irak’taki 1.5 milyon insanın katilini,yapılan
tecavüzleri ve Afganistan ,Pakistan ve Filistin’de yapılan zulumleri unutmuş
görünüyor.İslam alamine yapılan bu zulumler ne çabuk unutuldu?
Ne tesirli bir büyü imiş!!!!
Siz düşünün….
Ama unutulmamalıdır ki Dünyada bu büyülerden etkilenmeyenlerde var.
Bir not: Araştırın Agustos 2008′den bu yana Türk medyasını takip edin. Ama
tümünü.Filistin ile ilgili tek bir haber var mı ?
Sözde ateşkes yapıldıgından beri.
Ne çabuk gündemden düşmüş değil mi?
Taki Barrak Obama’nın seçimi kazanıp seçim zafer konuşmasını yaptıgı iki buçuk
dakika sonrası İsrail’in Gazze şeridini bombalayıp ona yakın insanın bu
bombardımanda ölmesine kadar.
Bu da size bir tüyo olsun;
Obama, Giza teşkilatınca (Şeytanilik içersinde Giza Piramidi ile kodlanmış
etkin bir birimdir) çıkarılmış. ABD’nin ve İsrail’in planlarını tıkır tıkır
işletecek yeni bir karekterdir.
Sözüm ona, Barrak Obama’dan mehdi diye söz edenler veya ne de olsa babası
müslümandır diye ümit bağlayanlar şunu unutmasınlar.
İslam alemini nice babası müslüman olanlar perişan etmiştir.
Ve yine yarın öbürgün Barrak Obama’nın gerçek yüzünü görüp,
Peygamber Efendimizin (s.a.v) habeşli zenci köleden bahseden KABE’yi yıkma
hadisini hatırlayıp ona yormasınlar.
Bir not anlatılanların melez ırklar ile bağdaştırılmamalıdır. Ayrıca Eski
Mısır kabalasında onların anti düşmanı beyazdır.
Bu yüzden Hz İsa’ya beyaz şeytan derler.Bir kısım katolik tarikatlarıda ABD’de
Hz İsa’nın siyah oldugunu savunmuşlardır. ABD’de siyah beyaz çekişmesi dinsel
alanda da her alanda oldugu gibi mevcuttur.
Başkan Obama,Beyaz Saray’ın beyni sayılan Genel Sekreterliğe, babası Yahudi terör
örgütü İrgun’da çalışmış bir Yahudi olan Rahm Emanuel’i getirdi.
Emanuel, birinci Körfez savaşında İsrail ordusunda sivil gönüllü olarak çalışmış,
İsrail’le gönül bağları diri bir Amerikalı Yahudi…
Başkan Yardımcısı ise Senato Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı, dış politika ve ulusal
güvenlikte deneyimli Joseph Biden Biden, Türkiye’de ‘Ermeni soykırımı’ tasarılarına
verdiği destek ve Irak’ın üçe bölünmesi önerisiyle tanındıgını hatırlatmakta fayda var.
Yine devlet politkası dışına çıkan ABD başkanı Kennedy’nin sonunu hatırlatmakta
fayda var .Kısacası ABD’nin değiştiği filan yok, ama unutmayın Allah’ın da bir planı var.
ABD’nin değiştiğine ancak şöyle inanırım ABD devlet sistemi tümü ile lağvedilirse.
Başkan olarak da ABD’nin asıl sahipleri olan Kızılderillerden biri gelir o zaman
düşünürüz.
Bir not: Netpano yazarı Hakan Yılmaz Çebi’nin hazırlayıp sundugu Hazır
Kıta programında şöyle bir şey şöylemiştim. Size bir metafizik bir istihbahrat vereyim.
Yahudiler 13′cü kabilesini arıyorlar. Necip Türk milletini yanına çekmek için diyecekler
ki 13. kayıp kabileyi bulduk Kim bunlar. Onlar Türk mileti imiş meğerse.Sakın
inanmayın demiştim. Hazır kıta programının arşivinden bakabilirsiniz.
İki sene sonra bütün medya’da şu haber yankılandı. Yahudilerin 13′üncü kayıp
boyunun başkenti bulundu. 1000 senelik bulgulara ulaşıldı. Bu kayıp kabile Türkler
imiş dendi.
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/9951698.asp13 kabilenin kayıp başkenti
bulundu. Artık bu da fizik istihbahrata döndü.
Geçen ay İsrail tüm dünyaya şunu açıkladı. 12 bin yıllık şaman mezarı bulundu.
Şaman geleneği en çok Türklerde görülür gibi zırva yayınlar ile yalanlarına delil teşkil
etme çalışmaları yapmaktadırlar.
Duyurulur.
Yahudilerin hiç bir zaman 13. boyu olmamıştır.
13. boy sırrı ileride tarafımızdan Nisan 2009 ayında çıkacak olan kitabımızda konuya
bağlı olarak inşallah deşifre edilecektir.
Saygı ve sevgilerimle
ve dualarınızla
Oktan Keleş/netpano.com
oktankeles@gmail.com
Boyle bir analiz yapmadan once bu figuru kim cizmisse onunla bir roportaj yapardim… Yoksa vaziyet kotu. Is “bir deli kuyuya ta$ atmis, bir suru akilli toplanmis cikaramamis” hikayesine doner.
Bir zamanlar ders kitabinin üstündeki agaç resminin gölgesinden Stalin profili çikartip insanlara olmadik zulmü reva görenler nasil akil disiysa yukardaki logodan bunca komplo teorisi çikartmak da o kadar akildisidir. 3 tane kubbe yapmis logoyu çizen grafiker.. Bu kadar.. Bunu yorumlayarak sündürmeye kalkmak abesle ugrasmaktir. Moda deyimle, velevki öyle, diyelimki yine birileri bir seyler karistiriyor; iyi de sorarlar adama bu is logo ayrintisina mi kaldi? Logoyla teslis propagandasi mi yapiyorlar yani? Gidin isinize güldürmeyin kargalari..
Öküzün altinda degil buzagi deve araniyor deve..
Olmaz ki böyle de atilmaz ki..
Yahudilerin 13. boyu olmadigi bilinen bir sey. Bununla anlatilmak istenen museviligi benimseyen Hazar Türk devletin insanlaridir.. Kimi yorumculara göre sanki 13. kabile gibidirler. Arthur Koestler yazdigi kitaba bu adi vermis ve kitabinda da Hazarlilarin öyküsünü anlatmistir. Oktan Keles’in neyi desifre edecegini anlamis degilim. Kitabinin reklamini yapiyor zahir..
Üffff…. amma gereksiz, paranoyakça ve zorlama teoriler.. herşeyden bir bit yeniği çıkarmaya çalışacağımıza birşeyler üretmeye meyilli olsaydık bu kadar mutsuz bir toplum olmazdık. can sıkıcısınız.
çok zorlama olmuş bu.hem sadece constantinus takı 3 kapıya sahip deildir.Roma mimarisinde bir çok örneği vardır 3 kapılı zafer taklarının.