2010 İstanbul Logosu: Üç Kapı mı, Üçleme mi, Menorah’ın Kolları mı?

2000 yılında sivil toplum kuruluşlarının öncülüğünde başlayan daha sonra devlet kurumlarının da iştirak edip benimsediği ve 2005 yılında kesinleşerek, 2010 yılında 3 avrupa şehri ile birlikte İstanbul’un “2010 Avrupa Kültür Başkenti” olacağından haberimiz vardı. Fakat ülkemizin yoğun ve karmaşık gündeminden dolayı Fener ve Balat semtlerinde Avrupa Birliği katkıları ile tamamlanan rehabilitasyon çalışmalarının ilgimizi çekmediği gibi bu haberde ilgimizi hiç çekememişti. Ta ki  ilk önce iyibilgi sitesinde gördüğümüz  2010 yılında “Avrupa Kültür Başkenti” olacak İstanbul’un logosu hakkında netpano sitesinden alıntılanan Oktan Keleş’in şeytaniler bu kapıları mesih’e mi açacak yazısıyla birlikte yapılan spekülasyonları okuyana kadar.

 

Oktan Keleş netpano’da yayınlanan yazısında Dikilitaşlardan girip Konstantin Tak’ından çıkmış ve bu bağlamda 2010 İstanbul logosunun ne anlattığı, ne anlama geldiği ve neyi sembolize ettiği yönünde değişik çıkarımlarda bulunmuş. Oktan Bey çıkarımlarda bulunur, iyibilgi bunu haber yaparsa, bize de atılan taşın ardından koşmak vazifesi düşer mantığından hareketle komploya inanmadan ama komplosuzda kalmadan kendi yorumlarımızı da yazalım istedik. Ancak unutulmaması gereken bir ayrıntı vardır. Logo üzerinde yapılan değerlendirmelerde logo’nun kim yada hangi kurum tarafından yapıldığı belirtilmemektedir. Belki tam olarak bilinmemektedir ki zaten organizasyonun resmi internet sitesinde de (www.istanbul2010.org) logo’nun ne anlam içerdiği ne zaman kim tarafından yapıldığı hakkında herhangi bir açıklama mevcut değildir. Bu yüzden spekülasyonlara açık olması da yadırganmamalıdır. Haberi yapan iyibilgi, habere kaynaklık eden Oktan Bey bu organizasyonun başkanı Nuri Çolakoğlu’na ulaşabilmelilerdi eleştirisini de söylemeden geçmek olmaz.

 

Geçelim ve taşın peşinden koşmaya yada taşı peşimizden koşturmaya başlayalım…

 

2010 İstanbul Logo’sunda birbiri içinden geçen kapıya benzer yarım daireler olduğu görülmekte. Oktan Keleş bunların birer kapı olduğunu, 1. Konstantin’in kazandığı bir zafer anısına 312 yılında Roma’da dikilmiş olan Konstantin Takı’yla benzeştiğini zaten Konstantinopolis isminin de Konstantin’den geldiğini ifade etmektedir.

  

Gerçekten logo ile Konstantin Takı birbirine benzese bile burada gözden kaçan bir husus vardır ki bana göre Tak meselesinden daha önemlidir. Logo’ya dikkatlice bakıldığı zaman kapı olduğu varsayılan çizimlerin sayısıdır. Bunlar 3 adettir. 3 adet birbiri içinden geçen yada perspektifi bir bakışla ardı ardına sıralanan 3 adet yarım dairemsi. Buna ister kapı isterse geometrik bir isim bulmanız bu şekillerin 3 adet olduğu gerçeğini değiştirmez. Ki zaten 3 adet olması hasebiyle Konstantin Tak’ı benzetmesi yerinde olsada logoda yapılan üçleme ve bunun dini anlamları gözden kaçırılmış gibidir.

 Peki Üçleme Nedir?

Üç ilahi varlığı tanımlayan bir ifadedir. Farklı din ve mitolojilerde farklı kökenlere, özelliklere ve anlayışlara sahip farklı üçlemeler bulunmaktadır ve bu üçlemelerin çoğunun kendi bütünlüklerinde özel bir isimleri vardır.

Bazı üçlemeler de şunlardır:

Hristiyanlıkta ki Teslis: Baba-Oğul-Kutsal Ruh (in nomine patris, filii et spiritus sancti)

Babil :Birinci üçlük: Anu (Gök tanrısı), Enlil (Yer, hava ve fırtına tanrısı), Ea (Irmaklar tanrısı).İkinci üçlük: Sin (Ay tanrısı), Şamaş (Güneş tanrısı), İştar (Bereket tanrıçası – Tammuz’un eşi-sevgilisi) Şeytan üçlüğü: Labartu – Labazu – Ahatsu.

Eski Mısır : İsis–Osiris–Horus

Alevilikte ki: Allah-Muhammed-Ali

 

Görüldüğü üzere benzer üçlemeler değişik isimlerde tarih boyunca karşımıza çıkmıştır. Konumuz 2010 logosu olunca da yapılan üçlemenin Teslis’e mi yoksa  Eski Mısır’a ve bununla ilintili olarak Masonik ritüellere ve sembollerine gönderme olup olamayacağı tartışılacak hale gelmektedir.

 

Bu bağlamda Fener Rum Ortodoks Patrikhanesine girişin üçlü bir kapıdan olması ve ana kapının hala kapalı olduğu ve bunun kin kapısı olarak adlandırıldığı unutulmamalıdır. Yine pek çok kilisenin 3 kapısının Konstantin Tak’ına benzer şekilde yan yana olması ve hatta Latince bazı deyişlerde geçtiği üzere : “omne bonum trium”, “omne trium est perfectum” üçlü olan her şey güzeldir ve üçlü halde gelen her şey mükemmeldir demek tesadüfi olmasa gerekmektedir.

 

 

 

 

Gerek Konstantin takı’nda, gerekse kimi kiliselerde karşımıza çıkan 3 kapı yada üçlemeli kapılar ünlü ressam Leonardo Da Vinci’nin İsa ve havarilerini konu alan Son Akşam Yemeği tablosunda da karşımıza çıkmaktadır. Resimde İsa ve havariler birlikte yemek yeyip sangreal- kutsal kaseden şarap içmektedirler. Yemek yedikleri masanın üstünde ise 3 kapıyı andıran figürler durmaktadır. İşin içine hem 3 kapı hemde kutsal kase girince haliyle tapınak şövalyelerini hatırlamamak ve Da Vinci’nin de bir Prieure de Sion (tapınakçı) olduğu iddialarını görmemezlikten gelmek olmaz sanırım.

 

Elbette tapınak şövalyelerinden, kutsal kaseden bahsedince kökleri çok derinlere dayandığı iddia edilen bu gizli örgütlenmenin bir ucundan da masonik yapılanma ile adının birlikte anıldığını söylememize gerek yoktur.

  

 Masonik İskoç Riti sembolik üç dereceden sonra üç ayrı bölümlü bir eğitim sistemiyle çalışır ve son 3 derecesi idari derecelerdir ve Konsistuar adını alır. Bunlardan 33. derece ise en yüksek makamı ifade eder, bu mevkiye gelenlere Hakim- Büyük Genel Müfettiş  yada Üstad  ismiyle hitap edilir. Tekrardan 2010 İstanbul Logo’muzu gözümüzün önüne getirmeye çalışırsak daha önce 3 kapı mı yoksa üçleme mi diye sorgulamaya çalıştığımız geometrik çizimlerden 33’e ulaşmamız mümkün müdür?

  Oktan Keleş, yazısında şunları ifade etmektedir :

 “Şimon Peres Millet Meclisi’nde  yaptığı konuşmada ‘İstanbul bizim için yüce bir kapıdır’ demişti. Meclis tutanaklarına geçti bu sözleri”

 

 

 

 

 İstanbul’un bir Yahudi için yüce bir kapı olması ne ifade etmektedir. Peres Engizisyondan kaçan Yahudilere kucak açan Osmanlı’yı yada kendi ülkesinin kurucu lideri olan David Ben Gurion’un yüksek öğrenimini İstanbul Hukuk fakültesinde yapmış ve lise diplomasını da bu şehirde almış olmasından dolayı sevmektedir gibi duygusal yaklaşımları bir kenara bırakacak olursak sanırım Oktan Bey’le aynı endişeleri taşımamız gerekir. Bu sevginin 2010 logomuza bir yansıması olmuş mudur yada bağ kurabilir miyiz diye düşündüğümüzde ise karşımıza Yedi Kollu Şamdan adıyla bildiğimiz Menorah çıkar. Haliyle ilk başta logo ve yedi kollu şamdan arasında nasıl bir bağ olabilir sorusu akıllara gelecektir. Bunun cevabı da Menorah’ta ki 3 yarım daire yada ardışık 3 kapıda gizli olabilir mi?

 

Unique: kelime anlamı ile benzersiz, eşi benzeri olmayan anlamlarına gelmektedir. Latince karşılığı ise sui generis olarak ifade edilmektedir. Peres’in İstanbul’u yüce bir kapı olarak betimlemesinde ve yine Oktan Keleş’in ifadelerini:

(Dikkat edin şu tabire: ‘Costantinopol’dan kutsal topraklara buradan adım atılacak.’ Burada bir KAPI’dan bahsedilmiyor mu? Aynı Şimon Perez’in dediği gibi bir KAPI. Bu kapı nereye geçmenin işareti? Acaba Şeytanî, Haçlı ve Vatikan İstanbul üzerinde birleşti mi? Konstantin Takı, 1. Konstantin’in kazandığı bir zafer anısına 312 yılında Roma’da dikilmiş bir anıt. Enteresan değil mi Konstantin’in yeniden karşımıza çıkması? ‘Müslüman-Türk İstanbul” geri alınmak mı isteniyor? Unutmayalım İstanbul’un Roma dönemi kurucusu aynı Konstantin ve Konstantinapol ismi O’ndan geliyor.”)

dikkate alacak olursak ve Avrupa Birliği’nin katkıları ile Fener ve Balat Semtlerinin rehabilitasyonunu hatırlarsak ve 2010 logomuzu ters çevirip baktığımız zaman karşımıza İngilizce olarak Unique kelimesinin çıktığını düşündüğümüzde bu komplovari yaklaşımın gerçeklik payı var mıdır dememiz mümkün olabilir mi?

 

 

Elbette bu yaklaşımların bir kalemde üstü çizilip, 3 kapı gibi görünen şey aslında 3 camii kubbesidir denilebilir. Yada olimpiyat halkalarının 3’lüsü olup 3 kıtayı birleştiren İstanbul’un kesişme noktası olması üzerine vurgudur denilebilir. Yada bahsi geçen 3 kapı aslında 3 dini sembolize eder de denilebilir. Yada biraz daha abartıp o 3 yarım daire 3 hilal’in ta kendisidir dense bile siz yine de komplosuz kalmayın…

 

 

 

 
 

 

 

 

 

About these ads

The URI to TrackBack this entry is: http://kendihalinde.wordpress.com/2008/08/03/2010-istanbul-logosu-uc-kapi-mi-ucleme-mi-menorahin-kollari-mi/trackback/

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri.

10 YorumYorum yap

  1. çok enteresan…

    yaşam paranoyası gibi…

  2. bencede burda planlı bi mesaj var bu çizimi türkler yapmıyormu koy logoya bir ay yıldız ne bu çizgiler helal olsun ama vatansever kafası çalışan insanlarımız bu hileyi hemen bulmuşlar tebrik ediyorum

  3. OBAMA VE BROZNLAŞMANIN SIRRI

    ABD seçimlerinden sonra Barrak Obama’nın başa gelmesi ile tüm Dünya’da ve

    özellikle İslam aleminde büyük bir ümit hasıl oldu.

    Obama şöyle yapacak

    Obama böyle yapacak…

    Klasik anlatımlara vakit almasın diye girmeyeceğim.

    ABD’nin derin politikasının tıkır tıkır işleyeceğinden kimsenin şüphesi olmasın.

    İşi farklı bir boyutu ile ele alacagım:

    Size bir soru,

    Kuzey – Güney savaşı niçin yapılmıştı ?

    Köleliğin kaldırılması içindi.

    Tüm Dünya enazından bu hadiseyi böyle biliyordu. Özgür ırk ayrımı yapılmayan bir

    ABD gibilerinden.

    Oysa ki asıl gerçek şu idi:

    Amerikan farmasonlar teşkilatı 1800’lerin başında Kabaladaki şu gerçeği diretiyorlardı.

    Tabiki gizlice.

    Bilinen Şeytan siyahtı..

    Bu yüzdendir ki hatırlayınız Şeytani ritüeller siyah elbiselerle ve kara gecelerde yapılır.

    Yine karanlık ortamlar onların mekanlarıdır.Bu yüzden birçok Şeytani şahsiyete;

    siyahlar prensi, karanlıklar prensi gibi adlar takılmıştır.Yarasalar. Siyah Şeytani tüm

    objeler aslında siyahın onlarca Şeytani bir renk oldugunu simgeler.

    Örnekler çogaltılabilinir.

    Peki farmasonların direttikleri Şeytanın siyahlığı neydi.?

    Kuzey -Güney savaşındaki tarihi bilinen karekterleri ve hadiselere zaman kaybı olmasın diye geçmiyorum.

    Fakat şimdi soruyu tekrar soruyorum:

    ABD’nin Kuzey- Güney savaşı gerçekten köleliğe son vermek için mi yapıldı?

    El cevap: İşin temelinde şu yatıyordu.

    Şeytan siyahtı (Farmasonlarca) Afrikadan getirilen zenci köleler aslında Şeytanın

    çocukları idi.

    Dolayısıyla bunlar efendilerini temsil ediyorlardı.

    Köle olamazlardı.

    Öyle ise bunlar kölelikten kurtarılacak. ve efendilerinin hizmetine sevk edileceklerdi.

    ABD’deki zencilerin uyuşturucu cinayet,illagel vs tüm kötü fiillerini gerçekleştirmesi için

    bunları planlayan farmasonlar içersinde Giza adlı bir teşkilat vardır.

    Yani sucsuz masum zenciler ABD’de sözde kölelikten kurtarıldıktan sonra üçüncü sınıf

    varlıklar olarak Amerikan sistemi yapısı içersinde örgütlü ve sistemli olarak tüm bu

    fiillerin içersine itildiler. Maksat tabiki yukarıda zikrettiğimiz siyah Şeytanın çocuklarını

    Şeytani olan herşeye alet ettirmek ve böylelikle Kabaladaki bu medotu onlara

    uyarlamaktı.

    Yıllarcada böyle oldu ve hala böyle olmaktadır.

    ABD’deki zenci imajı siyah Şeytanlardır.

    Bu kelime aslında bir ırkçı söylem değil ehilleri tarafından bilinçli takılmış bir söylemdi.

    Fakat o demin bahsettiğimiz sistem içersindeki,

    Kuzey- Güney savaşında sözde kölelikten kurtarılan zenciler Şeytana köleliğe

    itilmişlerdir.

    Bir not. Buradaki konu zenci oldugu için şöyle itirazlar etmeyin

    Beyazlar da Şeytana kölelik yapmaz mı ?

    Şeytana köleliğin beyazı siyahı yoktur.

    Bir hadis (s.a.v) ‘Irkçılık yapan bizden değildir’

    Buna dair başka hadis (s.a.v) ‘Beyazın siyaha siyahın beyaza bir üstünlüğü

    yoktur. Üstünlük amel ve takvadadır’.

    Burada anlatmak istediğimiz konu bağlantısı ile meseleyi siyah realitesine bağlıyoruz .

    Siyah Şeytanlar kelimesi özelikle ABD’de planlı programlı yayıldıktan sonra sistemin

    onları düşürdüğü konumdan dolayıda bir takım kesimde

    Irkçı söylem olarak ‘Satan negro’ olarak kullanılıyor.

    Bir hatırlatma en büyük Irkçı Şeytandır.

    Peki zenciler tarafından kullanılan kelime neydi.

    Beyaz Şeytanlar

    Tüm bunlar özü itibarı ile farmasonların bilinçli seçmiş oldukları kendi Kabala

    ritüellerinde inandıkları kelimelerdir.

    Yani gelişi güzel söylenmiş ırkçı söylemler değildir.

    Şimdi gelelim bronzlaşmaya; hatırlayacagınız üzere, Obama seçimi kazandıktan sonra

    İtalya Başbakanı Berlisconi bir cümle sarf etti.

    Şöyle dedi kısaca

    ‘Obama yakışıklı ve güneşte yanmış bronzlaşmış biri’.

    İtalyan halkı ve bir takım cevreler Berlisconi’ye bu sözünden dolayı tepki gösterip, özür

    dilemelerini istediler.

    Aslında Berlosconi tepki çeken sözlerini bilinçli bir mesaj olarak söylemişti.

    Neden mi ?

    Başta belirttiğimiz gibi farmasonların inancında büyük Şeytanın siyah oldugunu kısaca

    belirtmiştik.

    Giza teşkilatından da bahsetmiştik.

    Giza teşkilatının Kabalaya bağlı çalışmalarından biride

    şu idi: Beyazlar siyahlaştırılmalı….

    Ve bu siyahlaştrılma tam siyah değilde, beyaz ile siyah arası olmalı. Yani Kabaca gri.

    Yani bronz

    Bu ritüel eski Mısır Kabalasında güneşin tene( İnsan teni) nüzülünun gücünü

    simgelemektir.

    Kainatta bilinen en güçlü ateş kaynagı olan güneşin

    Ateş gücü ile insana hükmünü simgeler. Bu yüzden güneş tanrısı olarak bilinen RA

    kendi devrinde seçmiş oldugu beyaz şeytani rahipleri

    günlerce güneşte bırakır,derilerini karartırır, bu uygulama sonrasında ölmeyenlerini ise

    Şeytani konseyine seçerdi.

    Dikkat!!!!!!

    Ne beyaz ne siyah

    ikisinin arası bir renk

    Ufuk açsın diye bir hadis:

    Hz Peygamber (s.a.v) :”Güneş ile gölge arasında durmayınız ya güneş tarafında

    durunuz ya da gölge tarafında durunuz .Çünkü Şeytan aralara yerleşir.”

    Devam edilim.

    Şu sözler size tanıdık geliyor mu?

    Birçok aydın,siyasetçi vs. gibi insanlar sözkonusu ABD oldugunda şöyle söylerler.

    Bir tane ABD yok!

    Ne tam siyah ne tam beyaz, gri tonları da var .

    Bu söylemlerin aslı felsefi manalar taşısa da, kökeni itibarı ile aslında ABD’li

    kabalacıların üflemeleridir.

    Devam edelim….

    Belki kızacaklar ama moda altında özellikle yüksek sosyetenin olmazsa olmazlarından

    biride bronzlaşmadır. Bu da Giza teşkilatının görevlerinden biri idi.

    Dünyada özellikle kadınlara yönelik bu uygulama tüm dünya medyasında magazinel

    üfleme olarak falan manken filan sosyete denize girip,güneşte

    bronzlaştı çok güzel olmuş, Brezilya teni gibi, çikolata rengi gibi vs yakıştırmalarla

    konuyu çekici hale getirmektedirler.

    Bu tür özendirmelerle bir ritüel olarak moda altında bu tüm Dünyaya

    üflendi.Buradaki teknik basit idi.

    Tıpkı sözde güneş Tanrısı RA’nın yaptıgı gibi…

    Yani insanlar ; plajlara akın edecek, güneş yağlarını sürecek,saatlece güneş altında

    bekleyecek,yanıp bronzlaşacaktı.Bu artık günümüzde yapılır hale geldi.

    Bu arada, Şeytaniler tıp alanındaki kabala ritüelleri geliştirildi. 1800’lü

    yıllarda kurulan Giza birimi çağımızda bunu bir adım öteye götürerek ,

    teknolojiden faydalanarak solaryum benzeri cihazlarlada bu işi

    (ritüeli insanlara tatbik etmektedirler)

    tabiki milyarlarca insanın bunların gizli planlarından ne haberi olsun?

    Onların derdi güzel görünmek ve bronzlaşmak.

    Aslında bu güneş meselesinden sözetmişken bir sırrı daha Allahın izni ile ifşa edeyim.

    İslam inancında güneş tepedeyken namaz kılınmamasının bir sırrıda sözde

    RA’nın Güneş ritüelinden kaynaklanmaktadır.

    Dünyadaki birçok sözcük ve terimler ve bunlara bağlı olan fiiler Şeytaniler tarafından

    Dünyaya üflenmektedir.

    Dikkat !!!!!!

    Bir takım aydınlarda daha önce hiç duymadıgımız terim ve sözcükleri zikretmeye

    başlamışsalar ve bu sözcükler bir virüs gibi

    herkesin ağzına yayılıyorsa kökenini araştırın.

    Şimdi gelelim Barrak Obama’ya:

    Sanıldıgı gibi bir takım sözüm ona ahmakların dediği gibi ABD devrimi filan değildir.

    Sözüm ona ey ahmaklar siyah bir başkanı yeni mi zannediyorsunuz ?ABD’de Bush’un

    birinci yardımcısı Başkan yardımcısı Başkanın tüm yetkilerini taşıyan Condoleezza Rice

    ne renkti? Peki ya Eski Genelkurmay ve Savunma Bakanı Colin Powell ne renkti?

    Diğerlerine gerek bile yok…

    Bu ABD’nin, Şeytanilerin Eski mısır Kabalasındaki Kabalatik bronz büyüsünden

    başka bir şey değildir. Maksat tüm dünya insanlarının zihninde ABD’nin ve

    Şeytanilerin aleniyetleşmiş Şeytaniliklerini unutturmak, örtmek için yapılmış bir ilizyon

    büyüsüdür. Eski Mısır Kabalatik büyüde simya kodu ile kodlanmış bir büyüdür ki

    demirin ya da metallerin Simya sırları ile halden hale geçisini simgeler. Yani şöyle

    düşünün,bir paslı demiri bir simya formatı ile bronzlaştırıyorsunuz. O demiri görenler

    artık demirin pasını değilde, bronz halini görüyor. Bu da onların zihninde ayrı bir

    etki yapıyor.

    Aslında demir yine aynı demir. Paslı bir demir. Bu büyü öylesine tutmuş ki, tüm

    Dünyadaki insanlık ve hemen hemen İslam aleminin tümü, Barrak Obama ile herşeyi

    toz pempe görmeye başladılar. Obama bize şunu iyi yapacak Obama bize bunu iyi

    yapacak vs. Ne kadar etkin bir büyü oldugu tesirinden belli.

    Tüm insanlık, Irak’taki 1.5 milyon insanın katilini,yapılan

    tecavüzleri ve Afganistan ,Pakistan ve Filistin’de yapılan zulumleri unutmuş

    görünüyor.İslam alamine yapılan bu zulumler ne çabuk unutuldu?

    Ne tesirli bir büyü imiş!!!!

    Siz düşünün….

    Ama unutulmamalıdır ki Dünyada bu büyülerden etkilenmeyenlerde var.

    Bir not: Araştırın Agustos 2008’den bu yana Türk medyasını takip edin. Ama

    tümünü.Filistin ile ilgili tek bir haber var mı ?

    Sözde ateşkes yapıldıgından beri.

    Ne çabuk gündemden düşmüş değil mi?

    Taki Barrak Obama’nın seçimi kazanıp seçim zafer konuşmasını yaptıgı iki buçuk

    dakika sonrası İsrail’in Gazze şeridini bombalayıp ona yakın insanın bu

    bombardımanda ölmesine kadar.

    Bu da size bir tüyo olsun;

    Obama, Giza teşkilatınca (Şeytanilik içersinde Giza Piramidi ile kodlanmış

    etkin bir birimdir) çıkarılmış. ABD’nin ve İsrail’in planlarını tıkır tıkır

    işletecek yeni bir karekterdir.

    Sözüm ona, Barrak Obama’dan mehdi diye söz edenler veya ne de olsa babası

    müslümandır diye ümit bağlayanlar şunu unutmasınlar.

    İslam alemini nice babası müslüman olanlar perişan etmiştir.

    Ve yine yarın öbürgün Barrak Obama’nın gerçek yüzünü görüp,

    Peygamber Efendimizin (s.a.v) habeşli zenci köleden bahseden KABE’yi yıkma

    hadisini hatırlayıp ona yormasınlar.

    Bir not anlatılanların melez ırklar ile bağdaştırılmamalıdır. Ayrıca Eski

    Mısır kabalasında onların anti düşmanı beyazdır.

    Bu yüzden Hz İsa’ya beyaz şeytan derler.Bir kısım katolik tarikatlarıda ABD’de

    Hz İsa’nın siyah oldugunu savunmuşlardır. ABD’de siyah beyaz çekişmesi dinsel

    alanda da her alanda oldugu gibi mevcuttur.

    Başkan Obama,Beyaz Saray’ın beyni sayılan Genel Sekreterliğe, babası Yahudi terör

    örgütü İrgun’da çalışmış bir Yahudi olan Rahm Emanuel’i getirdi.

    Emanuel, birinci Körfez savaşında İsrail ordusunda sivil gönüllü olarak çalışmış,

    İsrail’le gönül bağları diri bir Amerikalı Yahudi…

    Başkan Yardımcısı ise Senato Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı, dış politika ve ulusal

    güvenlikte deneyimli Joseph Biden Biden, Türkiye’de ‘Ermeni soykırımı’ tasarılarına

    verdiği destek ve Irak’ın üçe bölünmesi önerisiyle tanındıgını hatırlatmakta fayda var.

    Yine devlet politkası dışına çıkan ABD başkanı Kennedy’nin sonunu hatırlatmakta

    fayda var .Kısacası ABD’nin değiştiği filan yok, ama unutmayın Allah’ın da bir planı var.

    ABD’nin değiştiğine ancak şöyle inanırım ABD devlet sistemi tümü ile lağvedilirse.

    Başkan olarak da ABD’nin asıl sahipleri olan Kızılderillerden biri gelir o zaman

    düşünürüz.

    Bir not: Netpano yazarı Hakan Yılmaz Çebi’nin hazırlayıp sundugu Hazır

    Kıta programında şöyle bir şey şöylemiştim. Size bir metafizik bir istihbahrat vereyim.

    Yahudiler 13’cü kabilesini arıyorlar. Necip Türk milletini yanına çekmek için diyecekler

    ki 13. kayıp kabileyi bulduk Kim bunlar. Onlar Türk mileti imiş meğerse.Sakın

    inanmayın demiştim. Hazır kıta programının arşivinden bakabilirsiniz.

    İki sene sonra bütün medya’da şu haber yankılandı. Yahudilerin 13’üncü kayıp

    boyunun başkenti bulundu. 1000 senelik bulgulara ulaşıldı. Bu kayıp kabile Türkler

    imiş dendi.

    http://www.hurriyet.com.tr/dunya/9951698.asp13 kabilenin kayıp başkenti

    bulundu. Artık bu da fizik istihbahrata döndü.

    Geçen ay İsrail tüm dünyaya şunu açıkladı. 12 bin yıllık şaman mezarı bulundu.

    Şaman geleneği en çok Türklerde görülür gibi zırva yayınlar ile yalanlarına delil teşkil

    etme çalışmaları yapmaktadırlar.

    Duyurulur.

    Yahudilerin hiç bir zaman 13. boyu olmamıştır.

    13. boy sırrı ileride tarafımızdan Nisan 2009 ayında çıkacak olan kitabımızda konuya

    bağlı olarak inşallah deşifre edilecektir.

    Saygı ve sevgilerimle

    ve dualarınızla

    Oktan Keleş/netpano.com

    oktankeles@gmail.com

  4. Boyle bir analiz yapmadan once bu figuru kim cizmisse onunla bir roportaj yapardim… Yoksa vaziyet kotu. Is “bir deli kuyuya ta$ atmis, bir suru akilli toplanmis cikaramamis” hikayesine doner.

  5. Bir zamanlar ders kitabinin üstündeki agaç resminin gölgesinden Stalin profili çikartip insanlara olmadik zulmü reva görenler nasil akil disiysa yukardaki logodan bunca komplo teorisi çikartmak da o kadar akildisidir. 3 tane kubbe yapmis logoyu çizen grafiker.. Bu kadar.. Bunu yorumlayarak sündürmeye kalkmak abesle ugrasmaktir. Moda deyimle, velevki öyle, diyelimki yine birileri bir seyler karistiriyor; iyi de sorarlar adama bu is logo ayrintisina mi kaldi? Logoyla teslis propagandasi mi yapiyorlar yani? Gidin isinize güldürmeyin kargalari..
    Öküzün altinda degil buzagi deve araniyor deve..
    Olmaz ki böyle de atilmaz ki..

  6. Yahudilerin 13. boyu olmadigi bilinen bir sey. Bununla anlatilmak istenen museviligi benimseyen Hazar Türk devletin insanlaridir.. Kimi yorumculara göre sanki 13. kabile gibidirler. Arthur Koestler yazdigi kitaba bu adi vermis ve kitabinda da Hazarlilarin öyküsünü anlatmistir. Oktan Keles’in neyi desifre edecegini anlamis degilim. Kitabinin reklamini yapiyor zahir..

  7. Üffff…. amma gereksiz, paranoyakça ve zorlama teoriler.. herşeyden bir bit yeniği çıkarmaya çalışacağımıza birşeyler üretmeye meyilli olsaydık bu kadar mutsuz bir toplum olmazdık. can sıkıcısınız.

  8. çok zorlama olmuş bu.hem sadece constantinus takı 3 kapıya sahip deildir.Roma mimarisinde bir çok örneği vardır 3 kapılı zafer taklarının.

  9. Yetti gari bu Oktan Keleş Efendi ve onun gibilerinin komplo teorileri. “Dinsel paranoya ” içerisindeler. Dünyada gerçek aş savaşı var bunlar nelerle uğraşıyorlar.Amcanın hayal gücü yüksek belli ama bu gücü somut işlerde kullanıp şu dünyaya 1 çivi çaksalarda bizimde kafamız rahat etse şu bilgi kirliliğinden bir nebze olsa kurtulsak.1 nefes alsak.

  10. SİYONİZM VE MASONLUK
    Yüzyıllardan beri, böyle gizli organizasyonların, dünyanın her tarafında, gizli sembollerle anlaşmaları, işaretlerle konuşmaları ve bilmediğimiz öğretileriyle ülkemiz, başta olmak üzere özellikle, İslam dinini seçmeleri beni bir hayli kuşkulandırmıştır.
    Önceki yazılarımda DDD Derin Dünya Devletinin bazı organizasyonlardan oluştuğunu şemalarla göstermiştim. Bu oluşumların EN önemli İç ayağını yani CFR, BİLDERBERG ve TriLateral Komisyonu’nu açıklamıştım.
    Bir de diğer örgütleri şemalamış ve ilk olarak CFR (Dış İlişkiler Konseyi)’yi anlatmıştım.
    Bu yazımızda diğer örgüt olan BİLDERBERG’i anlatacağız. Bilderberg aralarında Türkiye’nin de olduğu ülkeleri idare ederek , faaliyetlerini Avrupa’da sürdürmektedir.
    BİLDERBERG
    Küresel seçkinlerin Danışma meclisi ve derin dünyanın Avrupa ayağıdır.
    “Bu kamarada nadiren bahsettiğimiz bir güç var. Gizli cemiyetlerden bahsediyorum. İnkar etmek yersiz. Çünkü, Avrupa’nın büyük bir kısmının, BU Gizli Cemiyetlerin şebekesiyle örüldüğünü örtbas etmek imkansızdır.”
    Bentamin Disraelli (Eski İngiltere Başbakanı) Avam Kamarasındaki konuşmasında böyle söylüyordu.
    BİLDERBERG’i CIA kurmuştur. Stratejisini ise CFR ve Rockefaller’ lar BeLiRler.(Bu isimleri daha önce yazmıştık. Bunlar 5 yahudi ailedir ve dünyanın en zengin 5 ailesidir.
    http://www.yenidenergenekon.com/36-devletleri-yoneten-aile-rotschild/http://www.yenidenergenekon.com/413-mafya-kuresel-kapitalizm-ve-devlet/ http://www.yenidenergenekon.com/517-abdnin-isgal-yontemleri/ )
    1952 yılında Avrupa hareketinin Genel sekreteri Joseph Retinger uluslararası bir örgüt kurmanın gerekliliğini açıkladı. Savaşın yıkımından çıkmış Avrupa’nın zaten ABD’ye direnecek ne gücü vardı nede niyeti.
    Böylelikle ABD global komplonun bir ayağını oluşturmuş oluyordu.
    Bu örgütün kuruluş toplantısına zamanki CIA başkanı William Donnavan, CIA’den Bedell Smith ve Charles Jackson katılarak örgütün temellerini atmıştır.
    Örgütün üyeleri arasında Başta MASONLAR, Politikacılar, Gizli Servis üyeleri, CIA başkanları ve MAFYA Patronları bulunmaktaydı.
    CIA’nın Bilderberg’in kuruluşu için o zamanlar 38 milyon dolarlık bir kaynak aktardığı bilinmektedir.
    GİZLİ BİR ÖRGÜT
    Bilderberg GöRüNüRde dünyanın çeşitli sorunları üzerinde global fikir alışverişlerinde bulunan bir tür forum gibi idi. Fakat bu toplantıların son derece gizli koşullarda yapılıyor olması ve dışarıya bilgi sızdırılmaması şüphe uyandırmıştır.
    Bunlar her sene nisan, mayıs aylarında toplantılar düzenlerler. Dünyanın sorunlarını tartışırlar. Fakat bu konuda Medyaya Bilgi verMezler.
    1959 (Türkiye-Yeşilköy istanbul), 1975 (Türkiye-Çeşme izmir) de ülkemizde yapılan toplantıdan sonra yine diğer Avrupa ülkelerinde her sene bu toplantılar yapılmaktadır.
    Gerçekte BİLDERBERG kendi başına oluşmuş yada birden ortaya çıkmış bir kuruluş değildir. Aslında Bilderberg “DDD Derin Dünya Devleti” nin MERKEZ KARAR mekanizması olan CFR’nin çok DaHa Gizli bir biçimde Avrupa ayağıdır.
    Zaten CFR üyelerinin bir kısmı aynı zamanda BİLDERBERG üyesidir.
    HEDEFi ise; Yeni dünya düzenini, ANGLO_SAKSON ABD-İngiltere Anglo_ Saxon hakimiyetini ve EmperyaLizMini TüM Dünyaya YAYmaktır.
    http://www.boyabatgazetesi.com/?subaction=showfull&id=1343422546&archive=&start_from=&ucat=13&
    Bu toplantılara katılanların bazılarının ya önleri açılıyor yada başbakan, devlet başkanları oluyorlar.
    George Clinton ve Margaret Thatcher bunlardan bazılarıdır.
    _Yeni dünya düzeninin anlamının, dünyanın siyasi ve yasal hüviyetini TüMüyle değiştirmek, ulus devletlerin tarihi rollerini ortadan kaldırmak, KONTROLü uluslar öTeSi TRöSTlere devretmek suretiyle millet kavramını ortadan kaldırarak idareyi İngilizce konuşan ANGLO_SAKSON – Sever bir Oligarşiye teslim etmektir_ http://www.kayseri.net.tr/yazar.asp?yaziID=8723
    İddiaları ise korkunçtur. Birleşmiş Milletler Teşkilatının bundan böyle “Birleşmiş TRöSTler Teşkilatı” olarak isim değiştireceğidir.
    İMF ve BİLDERBERG
    İMF yöneticilerinin de bu örgütle sıkı ilişkisi vardır. Bunların başında Stanley Fischer gelmektedir. Bu zatın her katıldığı toplantı sonrasında, dünyanın önemli bir bölgesinde ciddi bir ekonomik bunalım ortaya çıkmaktadır.
    1996-1997-1998-1999 yılındaki toplantıya katılan Fischer, 1997 yılında Asya krizi, 1998 yılında Rusya krizi, 2001′deki Türkiye krizlerinde önemli bir rol oynayan kişidir.
    Ayrıca 19 ŞUBAT günü Türk hükümetini dalgalı kura geçmeye ikna eden Fischer daha sonra David Rockefeller’in sahip olduğu dünyanın en büyük şirketlerinden birinin başına getirilmesi sadece tesadüf olabilir mi?
    TÜRKİYE SORUMLULARI
    Türkiye ayağını kim yönetiyor? 1957 yılından 1998 yılına kadar en çok toplantıya katılan Türk Selahattin BEYAZIT’tır. Bu vatandaşımıza Diğer Türk Bilderbergler bağlıdır. Örgütün sorumlusu Henry KiSSeNGeR’dir. Bizim zat bu adama bağlıdır.
    Sonra bunun yerini Gazi ERÇEL aldı. 1996 ve 1997 de bu toplantılara üst üste katılan kişidir. 1990 da Erdal İNÖNÜ, 1995 de ise Hikmet ÇETİN bu örgüte üye oluyorlar. Yanlarında ise yine Selahattin BEYAZIT var. Selahattin BEYAZIT’ın bir özelliği de 33. DeReCeden MASON olmasıdır. İskoç Büyük Locasına bağlı üstat. İngiltere Kraliyet Protokolünde yeri var. Bunlar devamlı olarak medyaya parlatılırlar. Cem BOYNER, Rahmi KOÇ, İsmail CEM gibi diğer üyeleri de görmekteyiz. Buraya özellikle Merkez bankası başkanları, Sermaye Patronları, Dışişleri Bakanları üye yapılırlar.(Rüştü Saraçoğlu, İtler Türkmen, Mesut Yılmaz, Hikmet Çetin ve İsmail Cem)
    Amerikalılar HER üç örgüte üye olabilirler. Diğerleri YALNIZCA TeK örgüte üye olurlar. Yalnız Bir istisna Türkiye’ye yaptılar. Bu da yalnızca bir Türk için geçerli oldu. O da Rahmi KOÇ’tur. Rahmi KOÇ CFR’ye üye olan iLk ve TeK Türk’tür. Çünkü Türkler YaLNıZca BİLDERBERG’e üye olabilirler.
    Avrupalılar iki örgüte üye olabilir. Bunlar TriLaTeRaL ve BİLDERBERG üyesidirler.
    Amerikalılar 3 gizli örgütün de üyesi olabilir. Bu örgütlerde hiyerarşi var, gizlilik var.
    Fakat bu örgütlere Bağlı Bir KuRuLuş DaHa var.
    Bu kuruluş yerli kişileri seçiyor, alıp götürüyor, ABD görüşleri doğrultusunda yetiştiriyor. Bu örgüt EiSeNHoWeR ExcHange FeLLoWship (EEF) örgütü. 1954 yılında kurulmuş. http://en.wikipedia.org/wiki/Eisenhower_Fellowships
    Bu örgütün iLK katılımcısı Süleyman DEMİREL. Demirel iki yıldızlı oldu. BİLDERBERG ve EEF üyesi.
    Amacı; Amerikan ideallerini benimsetmek. Bu program çerçevesinde 9 ay Amerika’da gezdiriliyorlar. Amerikan sistemini sevdiriyor, tanıtıyor ve gönderiyorlar. Buradaki imkanları ve basını kullanmak suretiyle bunların çıtasını yükseltiyorlar. http://en.wikipedia.org/wiki/Rockefeller_Foundation
    Yine o tarihlerde ROCKEFELLER bursuyla Bülent ECEVİT de Amerika’ya gidenler arasındaydı.
    Buraya gidenler mutlaka ülkelerine döndüklerinde ya bakan, ya başbakan veya cumhurbaşkanı olmuşlardır.
    BİLDERBERG’in aTaMaSıyla ülkeye gelen Kemal DERVİŞ ilk iş olarak “Türkiye’de siyasi belirsizlik var” lafını acaba niye söyledi?
    Sonra toplantılara Kemal DERVİŞ’te katıldı. Hatta o zamanlar yılın en başarılı ekonomi ödülü alan DERVİŞ, Swissotel’de kendisi adına verilen davete katılan Selahattin BEYAZIT’ın “Bir an önce politikaya gir” sözünü tutarak politikaya bile girmiştir.
    Ankara büyükelçisi Pearson’ın Mesut YILMAZ ve DERVİŞ ile yemek yemesinin ardından Ecevit hükümetinin bittiğini müjdelemesi ve ardından kimlerin nasıl geleceğini söylemesi ne kadar ilginçtir.(31 Mayıs 2002 Serdar Turgut-Hürriyet)
    Bu aralarda Ecevit’in hastalığı ön plana çıkartılıyor ve hükümetin gitmesi arzulanıyordu. Aynı anda

    http://en.wikipedia.org/wiki/New_World_Order_(conspiracy_theory)

    “The New World Order INTeLLiGeNCe Update”(BİLDERBERG gözlemcisinin raporu) “Türkiye’de İslamcı Politikacılardan oluşan bir hükümetin gelmesi amacındayız” sözü o zamanlar ciddiye bile alınmamıştı.
    AB’yi CFR kurmuştur. BİLDERBERG AB’yi korur. Zaten ülkemizde AB’ye girmek için mücadele edenler hep BİLDERBERG üYeSidirler.
    AB DDD Derin Dünya Devletinin sacayağıdır. Önce Avrupalı asilleri yok ettiler, şimdi ise ulus devletleri. AB Avrupa ulus devletlerinin bir tasfiye hareketidir.
    Türkiye’nin katılmasına bu açıdan bakılması lazımdır. Buradan varılmak istenen Sonuç, ileri ki bir aşama olarak GLOBAL, fedaratif dünya devletinin Avrupa eyaleti olacaktır. Tabii ! son Türk devletini de tarihe karıştırarak.
    Yeni dünya düzeninin yaratılmasında olmazsa olmaz olan Gizli Planlar bir bir işliyor. Bu arada BizLeRin Bir Şeyler yapması LAZIM.
    http://www.bhaber.net/yazar/14030-okumus-cahillerin-topluma-ihaneti.html
    ARMEGEDDON Ve Kemal’in ASKERleri
    Yeni Dünya Düzeni tüm dünyayı etkisi altına aldı. Binlerce yıldan beri kuşaktan kuşağa yapılandırılan bu ahlaksız KöLeLiK düzeni, ülkemizde son aşamaya gelmek üzere. Ilımlı İslam denilen bu plan, maalesef dinleri ortadan kaldırmak isteyen ŞEYTANi bir güç tarafından kontrol ediliyor.
    Bunların parolası, Özgürlük, Demokrasi ve Kardeşliktir. ASLIna bakarsanız KöLeLiK, Faşizm ve Kardeş kavgasıdır.
    En önemli kavramları ise DeğiŞiMdir.
    İşte bu ŞEYTANi programCılar DeğiŞiM sözcüğünü kullanarak, Ulus Devlet kavramını, Laik Devlet kavramını, Din Kavramını, Cumhuriyet, Evrensel Hukuk, Demokrasi, İnsan hakları ve diğer kavramları kullanarak, insanlarımızın BeLLeğini karıştırıp, Psikolojik Harp teknikleri ile Ulus Devlet ve İlkelerimizi ortadan kaldırmaya çalışmaktadırlar.
    Bu Planı Birileri YaZar, maalesef ülke içinde bulunanlar ise OYNaR. Yeni Dünya Düzencilerinin planları bugüne kadar kusurSuz uygulanmıştır.
    İLLüMiNaTi denilen bu ŞEYTANi örgüt maalesef BuGüN Dünyayı yönetmektedir.
    Hangi ülkede ne kadar demokrasi olacak, kim kiminle savaşacak, BUNLAR karar verirler.
    * * *
    Biraz geçmişe gidip, *Yeni Dünya Düzeninin (New Word Order) Babası Albert PiKe’yi tanıyalım;
    * * *
    Yeni Dünya Düzeni’nin yaratıcı fikir babası olan Albert Pike, 29 Aralık 1809′da Boston’da doğdu. Harvard’da çalıştı. Amerikan iç savaşında güneyli ordu’da, tuğgeneral olarak savaştı. Savaştan sonra tutuklandı ve hapse girdi. Hapisten kurtulması bir freeMASON olan başkan Andrew Johnson’un affıyla mümkün oldu. Ertesi gün beyaz saray’da birlikteydiler. Bu aftan sonra başkan, İskoç RiTi tarafından 4. Dereceden 32. Dereceye terfi ettirildi.
    Bir 33. Derece MASON olarak, eski ve kabul edilmiş İskoç Ritinin kurucusu ve babası, kuzey Amerika FreeMASONary’nin büyük komutanı ve KU KLUX KLAN’ın “top” lideridir. Tüm SATANist LuCiFeRian grupların büyük ustası da olan bu adamın, Lucifer’ ile bir bilezik vasıtasıyla sürekli iletişim halinde olduğu da söylenir.
    İLLuMiNaTi’nin de tepe adamlarından biridir. Yeni Dünya
    Düzeni’nin fikir babası ve Planlayıcısıdır. 33. DeReCe MASON olmak onlara göre, Tanrı’laşma demektir.

    Bir gün Albert Pike, kendi ruhsal rehberi olan LuCiFer’dan aldığı bir Mesajı, dönemin İLLuMiNaTi başkanı Mazzini’ye 1871′de yazdığı bir mektupta anlatır. İlginçtir ki, bu mektup “Tek Dünya Düzeni”ni gerçekleştirmek için yapılması gereken 3 dünya savasını anlatır: Bu mektup İngiltere’de bir müzede herkes tarafından görülebilir.
    * * * http://www.illuminati-news.com/moriah.htm
    “1. Dünya savası, İLLuMiNaTi’ye Rus Çarlığı’nı yıkarak, bu ülkeyi ateistik komünizmin bir kalesi yapmak için gereklidir. Britanya ve Alman imparatorluğu içindeki örgütümüz bu savası tetiklemeli, savasın sonunda
    komünizm kurulmalı ve dinleri zayıflatmak amacıyla diğer hükümetleri yıkmakta kullanılmalıdır…”
    * * * *
    “2. Dünya savası, Faşistler ve SiYoNistler arasındaki farklılıkların kışkırtılmasıyla tetiklenmelidir. Bu savaşın sonunda Faşizm yıkılmalı ve SiYoNizm Filistin’de bağımsız bir İSRAİL devleti kuracak kadar güçlenmelidir. Enternasyonal komunizm, savaştan Hıristiyan dünyasıyla denge içinde bir güç olarak çıkmalıdır ki, ona çıkaracağımız son karışıklıkta ihtiyacımız olacak…”
    **** http://www.ha-ber.net/index.php?option=com_content&task=view&id=20353&Itemid=10
    “3. Dünya savası, SiYoNistlerle İslam âlemi arasında İLLuMiNaTi AjaNLığının sebep olacağı farklılıkların körüklenmesiyle tetiklenmeli. Bu savaş öyle bir
    savaş olmalı ki İslam ve SiYoNizm birbirini yiyerek yok etmeli. Bu arada diğer uluslar, fiziki, ahlaki, ruhsal, ekonomik yıkımlara sürüklenerek bölünmeli. Öyle bir sosyal KAOS yaratılmalı ki, HERKES dinleri kanlı şiddetin temel SEBEBi olarak görmeli ve insanlar mutlak ateizme yönelmeli. Son olarak LuCiFeR’in saf ve mutlak doktrininin manifestosuyla Hıristiyanlık ve ateizm de silinmeli…”
    ***
    İRAN sorunu ve İSRAİL’in yapmayı planladığı bir operasyonun yankıları tüm dünyada sürmektedir. Bütün dünya kendi coğrafyaları dışında oluşacak böyle
    bir kanlı savaşa maalesef SeYiRCi kalacaktır.
    ***
    Küresel ekonomik kriz ile Avrupa teslim alınmıştır. Yeni Dünya Düzeni’nin bölgemizdeki ismi olan BOP planı ile ilgili tüm gelişmeler yerli yerine oturmaktadır. Bu bağlamda adamlar bundan sonra hata yapmak isteMemektedir.
    * ** **
    Kurtuluş Savaşı yıllarında, Oncu Ogretici Ornek Onder
    Onurlu Oguz Gazi Mustafa Kemal’in
    KAFALARINA vurduğu TEKME HaLa aKıLLaRıNdadır.
    Bu bağlamda tek korkuları ise TÜRK ORDUSUDUR.

    Televizyon ekranlarında her akşam konuşmacı olarak konuşan muhteremler, Askere saldırırken, üç beş kuruş kazanacağım diye bunlara çanak tutan iş adamlarımız, Asker Camilere bomba koyacak diyen köşe yazarlarımız, Din elden gidiyor diyerek bugüne kadar sayısız isyan olayını gerçekleştiren, Dinden anlamaz bezirgânlar,
    Biliyor musunuz, olacakları?
    Mezopotamya’da yaşanacak ARMEGEDDON’u,
    (İbranilere göre büyük kutsal savaş.)
    * * *
    *İnsanLığıN YOK oluşunu.*
    Bilmiyorsanız Televizyonlarda Ahkâm keserken BiZi de aLıN karşınıza, Muammer Karabulut anlatsın size, Vedat Yenerer anlatsın sizlere, anlatalım bakalım
    bizim karşımızda konuşabilecek misiniz?
    http://www.internetajans.com/orhan-tunc/armegeddon-ve-kemalin-askerleri-kose-yazisi-2888y.html
    ABD’nin 100 YIL ÖNCEki PLANI – 2
    Elbette Tapınak Şövalyelerinden, kutsal kâseden bahsedince, kökleri çok derinlere dayandığı iddia edilen bu Gizli örgütlenmenin bir ucundan da MASONik yapılanma ile adının birlikte anıldığını söylememize gerek yoktur.
    MASONik İskoç Riti sembolik 3 dereceden sonra 3 ayrı bölümlü bir eğitim sistemiyle çalışır ve son 3 derecesi idari derecelerdir ve Konsistuar adını alır. Bunlardan 33. DeReCe ise en yüksek makamı ifade eder, bu mevkiye gelenlere Hâkim- Büyük Genel Müfettiş ya da Üstad ismiyle hitap edilir.

    http://icsavas.wordpress.com/2011/05/10/turkiyede-33-derece-masonlar/

    ŞİMON PERES, TBMM’nde yaptığı konuşmada, ‘İSTANBUL bizim için yüce bir kapıdır”demişti. Meclis TUTANAKLARINA geçti bu sözleri”
    İstanbul’un bir YaHuDi için, yüce bir kapı olması NE iFaDe etmektedir. ŞİMON PERES Engizisyondan kaçan Yahudilere kucak açan, Osmanlı’yı ya da kendi ülkesinin kurucu lideri olan, David Ben Gurion’un yüksek öğrenimini İstanbul Hukuk fakültesinde yapmış ve lise diplomasını da bu şehirde almış olmasından dolayı sevmektedir GiBi duygusal yaklaşımları bir kenara bırakacak olursak;
    Bu sevginin 2010 logomuza bir yansıması olmuş mudur ya da bağ kurabilir miyiz diye düşündüğümüzde ise karşımıza 7 KoLLu ŞaMDaN adıyla bildiğimiz MENORAH çıkar.
    Haliyle ilk başta logo ve 7 KoLLu ŞaMDaN arasında nasıl bir bağ olabilir sorusu akıllara gelecektir. Bunun cevabı da MENORAH’ta ki 3 yarım daire ya da ardışık 3 kapıda gizli olabilir mi?
    *UNiQUE*: kelime anlamı ile benzersiz, eşi benzeri olmayan anlamlarına gelmektedir. Latince karşılığı ise *sui generis *olarak ifade edilmektedir.
    George Washington zamanında Beyaz Sarayın bahçesinde bir anıt yapılır ve devrin papa’sı buraya bir taş gönderir. Taşta şu ibareler yer almaktadır;
    ‘BÜYÜK HAÇ ALTINDA, COSTANİNOPOLİS’TEN KUTSAL TOPRAKLARA BURADAN ADIM ATILACAK.
    LUTHER’İN SOYUNDAN GELECEK PAPA İSA MESİH’İ ÇAĞIRACAKTIR’
    Ayrıca taşın üzerinde belli bazı tarihler vardır.
    Kısacası bu taşı Yahudilerin, şeytanî teşkilatı gizlice çalıp Beyaz Saray’ın bugün bulunduğu yere, bahçesinde bir yere gömdüler. Dikkat edin şu tabire:
    COSTANİNOPOL’dan kutsal topraklara buradan adım atılacak.
    Burada bir KAPI’ dan, bahsedilmiyor Mu?
    Aynı ŞİMON PERES’in dediği gibi bir KAPI.
    Bu kapı nereye geçmenin işareti?
    Dikkate alacak olursak ve Avrupa Birliği’nin katkıları ile Fener ve Balat Semtlerinin rehabilitasyonunu hatırlarsak ve 2010 logomuzu ters çevirip baktığımız zaman karşımıza İngilizce olarak UNiQUE kelimesinin çıktığını düşündüğümüzde ne kadar ilginç oluyor değil Mi?
    Buraya kadar anlattıklarımız ve yukarıda yazdığımız ABD ‘nin planları ile sembollerin anlamlarını birleştirdiğimizde karşımıza korkunç gerçekler çıkmaktadır.
    Ülkemizde Demokratik Açılım adı altında yapılan girişimler ve bu açılımların GüneyDoğumuz ile ilgili olması;
    2010 yılına kadar bu açılımların bitirilmesinin öngörüldüğü;
    2010 yılında İstanbul’un Avrupa Kültür Başkenti olması;
    Bu yılın sonunda İRAN’a bir operasyon ihtimalinin olması;
    Afganistan’a asker gönderilerek son nihai vuruşun yapılacak olması;
    Pakistan’ın bölünüyor olması ve bu bölgenin kargaşaya teslim edilmesi;
    Büyük Ermenistan ve Kürdistan hayallerinin olduğu yerlere İSRAİL’Li YaHuDilerin YERLeşTiriLmesi;
    COSTANİNOPOL’dan kutsal topraklara buradan adım atılacak;
    Denmesi, NE kadar anlamlı değil mi?
    2012 sendromunun yaygın olduğu bu günlerde ülkemizde yapılanlar ile uluslar arası gelişmeler bize ARMEGEDDON savaşının yakında olacağını gösteriyor.
    Yani TEVRAT’ta yazdığı gibi,
    http://www.Acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=8534 ve 8557
    Yahudi ve Müslüman’ların KIYAMET savaşları.
    http://www.guncelmeydan.com/pano/abd-nin-100-yil-onceki-plani-2-3-ars-yazar-orhan-tunc-t22662.html
    ÜLKEmizDeki MASONLARın HaLi
    Ülkemizde MASONik yapılanma ve MASONLUK yazıları, maalesef bayağı ilgi görüyor. Biz bu yazıyı masonların ne kadar acz içinde olduğunu belirtmek için kaleme aldık.
    “Türkiye Hür ve Kabul Edilmiş MASONLAR Büyük Locasında iktidar yarışı adı altında çok farklı şeyler dönüyor.
    Büyük Üstat Salih Evcilerli Konvan (Masonik kongre)’ a; Mahkeme Kararıyla Masonluğa dönen bir önceki Büyük Üstat Kaya Paşakay’ ın katılmasıyla, Tunç Timurkan ve Asım Akin’ den gelen itirazlar üzerine istifa etti.
    Önümüzdeki ay içerisinde yapılacak yeni konvanda işler karışık. Zira Kaya Paşakay duruşuyla kendi döneminde ulusalcı ve milliyetçi bir çizgi çizerken onun, servetinin büyük çoğunluğunun, Asya Finanstan aldığı krediler ile ve harcamalarını asya finans ın kredi kartlarıyla yapan, Bir önceki Asım Akin tarafından devirmesi çok dikkat çekicidir.
    Asım Akin tarafından masonik teamüllerin çok dışında bir hareket ile mahkemeye verilen ve Masonluktan atılan Kaya Paşakay’ ın mahkeme karararıyla, dönüş yapması da ilginç olan diğer bir konudur.
    Özellikle mal mevcudu ve kasasındaki milyonlarca TL bulunan masonlukta, özellikle bu dönemde ciddi anlamda tarikatlar ve F tipi çalışmaların mevcut olduğunu söylemek yalnış olmaz.
    F tipine alternatif olarak bektaşiliğe bağlı bazı masonlarında, kendi aralarında klikleşmesi diğer taftan YaHuDi ve Farklı Etnik yapıdaki MASON derneğine mensup vatandaşları rahatsız etmektedir.
    Daha önce büyük görevli olan Remzi Sanver (bilgi ünv. Öğretim görevlisi) ve Ahmet Kalın (mengerler holding yönetim kurulu üyesi) gibi isimlerin yanısıra F tipi yapılanmaya yakın isimlerinde yoğun çalışmada olduğu
    konuşulun kulisler arasında.
    Masonlukta yaşanan bu gelişmeler anlatılan felsefenin çok DışıNda. Güç dengeleri iYiCe DeğiŞebilir.”
    Yukarıdaki haberden de anlaşılacağı üzere, MASONLARın ülkemizde NE kadar CiDDi işlere imza attığı ve yaptıkları işler ile ülkemizin geleceğinde NE kadar Söz sahipleri olduğu ortaya çıkmaktadır.
    http://www.internetajans.com/orhan-tunc/ulkemizdeki-masonlarin-hali-kose-yazisi-3022y.html
    Türk SUBAYı SAKLANMAZ

    http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=7134

  11. bu kadar uyku yeter uyan benim itlere peşkeş çeken aziz milletim…


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: