<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>Kendi Halinde</title>
	<atom:link href="http://kendihalinde.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://kendihalinde.wordpress.com</link>
	<description>TRForum-Yeni Harman-SY-YK-G-IS ekseninde Dönen DÖNME dolaplar &#38; Soner YalçIn-Efendi 2 ve Palavralar</description>
	<lastBuildDate>Sun, 29 Jan 2012 22:00:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
<cloud domain='kendihalinde.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://s2.wp.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>Kendi Halinde</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com</link>
	</image>
	<atom:link rel="search" type="application/opensearchdescription+xml" href="http://kendihalinde.wordpress.com/osd.xml" title="Kendi Halinde" />
	<atom:link rel='hub' href='http://kendihalinde.wordpress.com/?pushpress=hub'/>
		<item>
		<title>Masonlar, Çerkesler, Ergenekon 4-5-6 (Erol Karayel-kafkasevi)</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2011/08/07/masonlar-cerkesler-ergenekon-4-5-6-erol-karayel-kafkasevi/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2011/08/07/masonlar-cerkesler-ergenekon-4-5-6-erol-karayel-kafkasevi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Aug 2011 01:25:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efendi 2]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=402</guid>
		<description><![CDATA[Eskiden beri, ülke veya kurumları ele geçirmeye çalışan güç odakları hedeflerine ulaşmak için her türlü yolu denemişlerdir. Eskiden, doğrudan işgal, katliam, sürgün, köleleştirme ile yaptıklarını, bugün artık daha kamuflajlı bir şekilde devlet adamlarını ve kurum yöneticilerini elde ederek yapmaktadırlar. Bu metodun dünya üzerindeki en iyi uygulayıcısı da Yahudilerdir&#8230; Yahudiler bu gibi operasyonlarda daha ziyade mason [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=402&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span id="more-402"></span>Eskiden beri, ülke veya kurumları ele geçirmeye çalışan güç odakları hedeflerine ulaşmak için her türlü yolu denemişlerdir. Eskiden, doğrudan işgal, katliam, sürgün, köleleştirme ile yaptıklarını, bugün artık daha kamuflajlı bir şekilde devlet adamlarını ve kurum yöneticilerini elde ederek yapmaktadırlar. Bu metodun dünya üzerindeki en iyi uygulayıcısı da Yahudilerdir&#8230; Yahudiler bu gibi operasyonlarda daha ziyade mason localarını taşeron olarak kullanmaktadırlar. Dünyayı ağ gibi sarmış bu fesat ocakları vasıtasıyla, insanların makam arzularını, menfaat hırslarını, ideolojik zaaflarını kolayca lehlerine kullanabiliyorlar.</p>
<p>Nitekim Birinci Cihan Harbi, Büyük İsrail´in kurulabilmesi için siyonistlerce çıkartılmıştır. Bunun için de bir mason devleti olan İngiltere ile kontrol altında tuttukları diğer ülkelerdeki mason localarını kullanmışlardır. İsrail devletini kurmayı hedefledikleri Filistin topraklarının anahtarını elinde tutan Osmanlıyı da mason yöneticileri kullanarak savaşın içine çekmişlerdi.</p>
<p>İngiliz gazeteci-yazar Douglas Reed konuyla ilgili olarak şunları söylüyor: “1914 yılında Birinci Dünya Harbi çıktı. Hafızası kuvvetli olanların hatırlayacakları gibi çıkış nedenleri arasında, Belçika´nın ırzına geçilmiş olması, Prusya´nın saldırganlığına son verilmesi ve güvenli bir dünyada demokrasinin yerleşmesi gibi şeyler sayılmıştı. Harbin başlarında Baron Edmond ve Rotchild, savaşın Orta Doğuya yayılacağını ve politik siyonizmi ilgilendiren önemli gelişmeler olacağını Weizmann’a söylemişti…” [1]</p>
<p>Yazar kitabının bir diğer bölümünde ise şunları ifade ediyor: “… Bu gelişmelerden vatandaşların haberi yoktu ve sanıyorlardı ki katıldıkları harp, insanların ve milletlerin hürriyetlerini kazanmaları için yapılmaktadır. Bu harbin esas maksadının küçük, zararsız ve dost olan insanları (Filistinlileri) ata yurtlarından sürerek, o topraklara Doğu Avrupalı yabancıları yerleştirmek olduğu akıllarının ucundan bile geçmiyordu.”[2]</p>
<p>Weizmann ise o dönemle ilgili olarak şunları ifade ediyor: “Rahatça söyleyebiliriz ki, eğer Filistin İngiltere´nin nüfuz alanına girer de, İngiltere de orada kendisine bağlı bir Yahudi toplumunun oluşmasına olanak sağlarsa, yirmi ya da otuz yıl içinde oraya bir milyon, belki daha fazla Yahudi toplarız.”[3]</p>
<p>Filistin topraklarının Osmanlı İmparatorluğu&#8217;ndan ayrılmasının ardından harekete geçen Lord Rothschild, İngiliz hükümetine baskı uygulayarak, İsrail&#8217;in kurulmasına start veren Balfour Bildirisi&#8217;nin yayınlanmasında etkili oldu.[4]</p>
<p>İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur Balfour 2 Kasım 1917´de İngiltere siyonist dernekleri başkanı Lord Rothschild´e daha sonra “Balfour Beyannamesi” adını alacak bir mektup yazdı. Mektupta, “Majestelerinin hükümeti, Filistin´de Yahudi halkı için bir milli yurt oluşturulmasını uygun karşılamaktadır ve bunun gerçekleşmesi için her türlü çabayı harcayacaktır” [5] denilmekteydi.</p>
<p>“Balfour Deklarasyonu&#8217;nun ilanından üç hafta sonra General Allenby komutasındaki İngiliz ve Arap birlikleri Kudüs&#8217;ü Osmanlılardan teslim aldı (11 Aralık 1917). Bunu Osmanlı birliklerinin Suriye cephelerinde yenilgiye uğratılması izledi.”[6] Sultan Vahdeddin, ne Mustafa Kemal’in Nablustan, yani bugünkü İsrail’den hızlı çekilmesini; ne de yeni hükûmette Bahriye Nâzırı yaptığı Rauf Bey’in fazla direnmeden 30 Ekim&#8217;de ağır bir mütareke (Mondros) imzalamasını hazmedememişti. Nitekim, yıllar sonra Mekke&#8217;de yayınladığı bir bildiride şunları söyler: &#8220;Ne yazıp imza ettiği mütarekenin uygulaması demek olan felâketlere karşı sonraları muhalefete ön ayak olmak küstahlığını gösteren Rauf Bey için; ne de devletin belli başlı mevcud kuvvetlerinden çoğunu esir vererek, zilletle Toros eteklerine iltica etmesi yüzünden mütarekenin imzalanmasını kaçınılmaz bir hale getiren Mustafa Kemâl için kabul edilebilecek hiç bir mazaret yoktur!&#8221; [7]</p>
<p>“Bu ağır yenilginin ardından 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesi ile tüm Filistin Britanya&#8217;nın kontrolüne bırakıldı. Ardından Britanya yetkilileri, Mekke Şerifi Hüseyin&#8217;i temin ettiler ki, Yahudi yerleşimlerine sadece Arap nüfusun ekonomik ve politik özgürlükleri ile uyumlu olduğu sürece izin verilecekti. Şerif Hüseyin, böylece Filistin&#8217;e Yahudi göçünün sürmesine izin verdi. “[8]</p>
<p>“Kaidedir ki, işgal topraklarında hususî mülkiyete dokunulmaz. Ama devlet arazisi, yeni devletin olur. Filistin’de ise bugünleri düşünülerek tapulanmış Sultan Hamid’e ait araziler, İttihatçılarca devletleştirildiği için doğrudan İngilizler’e geçti.”[9]</p>
<p>Lord Rothschild, Yahudi Devleti&#8217;nin siyasi oluşumuna zemin ararken diğer yandan da kurduğu 2 milyon sterlinlik fon ile Filistin topraklarının satın alınmasını organize etti. Çok kısa bir zaman içinde Filistin topraklarının en verimli bölgeleri bu fon sayesinde Yahudilerin eline geçti.[10]</p>
<p>“1919’da Filistin’de Arapların sayısı Yahudilerin 16 misliydi. 1922’de 600 bin Araba karşılık 80 bin Yahudi bulunuyordu. Yahudi göçü, 1932’den sonra hızlandı ve Hitler’in Almanya’da iktidara gelişi ve Yahudi aleyhtarı politikası sonrasında Yahudilerin Filistin’e göçleri aşırı derecede arttı. 1947’de ise Yahudi nüfusu ile Arap nüfusu artık eşit duruma gelmişti.”[11]</p>
<p>Osmanlı´nın yok yere bu harbe sokulması ve ardından dayatılan Sevr Anlaşması hep bu planın parçalarıdır ve mason yöneticiler üzerinden icra edilmiştir. “Üç beyinsiz” olarak sıfatlandırılan Enver, Talat ve Cemal Paşalar bilerek veya bilmeyerek bu projeye en ciddi desteği vermişlerdir.</p>
<p>1917´deki Balfour beyannamesi, 1918’de Osmanlı Ordularının Filistinde uğradığı bozgun ve Birinci Cihan harbinin hemen ardından Yahudilerin İsrail´e yerleşmeye başlamaları ve ardından da 1948´de İsrail´in kurulması… Tamamının bir projenin aşamaları olduğuna şüphe yok. Ve bütün bu aşamalar Yahudiler tarafından mason yöneticilerin taşeronluğuyla icra edilmiştir.</p>
<p>Eskiden beri Osmanlı devleti ve devamı Türkiye Cumhuriyeti üzerindeki Yahudi operasyonları üç kanaldan yapılmaktadır:</p>
<p>- Birincisi bizzat Yahudiler;</p>
<p>- İkincisi Müslüman olduklarını söyleyen ama yahudi kimliklerini koruyan Sabataycılar,</p>
<p>- Ve üçüncü olarak da köken itibariyle Yahudi olmayan ama onların ideallerine hizmet eden masonlar&#8230;[12]</p>
<p>Bu şer odakları, hedef aldıkları ülke, kurum ya da şahısları, zaaflarını tespit edip -yoksa oluşturup- o nokta üzerinden yüklenerek çökertmektedir.</p>
<p>Çok milletli bir yapıya sahip olan ve gelişmelere ayak uydurup kendini yenileyememesi sebebiyle ciddi bir krize giren Osmanlı imparatorluğu da, Yahudi, dönme ve masonlar marifetiyle milliyetçilik girdabına çekilerek kısa sürede dağıtılmıştır. Türkçülük bu süreçte bir Yahudi ve mason projesi olarak aktive edilmiştir.</p>
<p>OSMANLI’DAN CUMHURİYETE TÜRKÇÜLÜK</p>
<p>Türkçülüğün temelleri Osmanlı dışında atılmış, ardından Osmanlı’ya ithal edilmiştir.[13]</p>
<p>“Osmanlı dünya görüşünde “ırk” ve “ulus” kavramları yoktu. Emevîler devrinde Araplarda olduğu gibi, Arap kökenli olmayan Müslümanları “Mevali” sıfatı ile küçülten bir ayrım Osmanlılara yabancı idi. Şer&#8217;î ilimlerden ve yardımcı disiplinlerden olu­şan kapalı bir manevî dünya Osmanlı düzeninde XIX. yüzyıl ikinci yarısına kadar egemen olmuştur. Osmanlılarda ta­rih anlayışı, silsilenameler şeklinde hikâye edilen kutsal bir tarihti. Bu anlayış içinde şecerelerini Hazreti Nuh&#8217;un oğlu Yafes&#8217;e kadar götürüyorlardı” [14]</p>
<p>Hatta 19. yüzyıla kadar Osmanlı edebiyatında Türk terimine nadiren rastlanırdı. Yüzyıllar boyunca Türk sözcüğünü, Osmanlıları kast ederek sadece Batılılar kullanmışlardı.[15]</p>
<p>Bu dönemde Batı&#8217;daki siyasî hayat, kültür hayatı, ticarî hayat, bütün sosyal kurumlar, &#8220;millet&#8221;, &#8220;halk&#8221;, &#8220;vatan&#8221; gibi yeni kavramlar etrafında kurulmuştu.[16] Ümmet anlayışının hakim olduğu Osmanlı aydınları bu kavramlarla Tanzimattan sonra tanışmaya başladı.</p>
<p>“Osmanlılarda “kimlik sorunu”nun ortaya çıkışı, XVIII. yüz­yıl sonlarından itibaren Osmanlı düzeninin varlığını devam et­tirebilmekte karşılaştığı ciddi sorunlarla ilgilidir. Osmanlıların savaşlarda yenilmeye ve bağımsızlıklarını kaybetmeye başladık­ları dönemde, bünyelerindeki “milletler” de, Batı&#8217;daki ulusal ha­reketlerin etkisiyle kıpırdanmaya başlamışlardı. Osmanlı bütün­lüğü açısından tehlikeli olan bu hareketleri, Osmanlılar kısmen baskı ile kısmen de bazı “reform”larla önlemeye çalışmışlardır. Bununla beraber, aynı zamanda, Osmanlıların etnik kökeni ile ilgili bir düşünce süreci de başlamıştır.”[17]</p>
<p>…</p>
<p>TÜRK OLMAYAN TÜRKÇÜLER</p>
<p>Başlangıçta Türkçülük üzerinde uğraşanlar Türkler değil, Avrupalı Yahudiler ve Macarlardı.[18]</p>
<p>“Osmanlılar, ‘kimlik sorunu’ üzerinde düşünmeye başladıkları zaman, kültürlerinde bu konuda kendilerine yardımcı olabilecek düşünce araçları yoktu. Oysa, Batı, kütüphane ve kataloglarıyla, bilimsel dernek ve kurumlarıyla, uzmanlaşmış yayınlarıyla bütün dünyaya egemen olacak bir düşünce arsenali oluşturmuştu. Osmanlı aydınları da bu kültür kıtasında düşünmeye başladılar.”[19]</p>
<p>“Bölücü niteliği dolayısıyla, uzun süre siyasal akım haline gelemeyen bu eğilim, ‘Türklerin aslı’, ‘Türklerin tarihi’, ‘Türklerin dili’ gibi sorunlar etrafında yoğunlaşmıştır. Bu konuda çalışanlar Batı’daki antropoloji, filoloji ve daha ziyade Türkoloji araştırmalarından faydalandılar.”[20]</p>
<p>Türkoloji ise, XVII. yüz­yılda Cizvit papazlarının başlattığı Sinoloji (Çin araştırmaları) disiplinine bağımlı olarak gelişmişti. Gerçekten Çin uygarlığı ile bilgilerin artışı ve Çin kaynaklarının tanınması Orta Asya Türkleri ve bunların tarihi ile ilgili birçok bilginin ortaya çıkmasına yol açmıştı. İşte, kendisi de sinolog olan ve bu konu­daki bilgileri değerlendiren Fransız tarihçilerinden De Guignes (1721-1800), 1756-58′de eski Türklerle ilgili ilk eser olan &#8220;Hunların, Türklerin, Moğolların vesair Tatarların Tarih-i Umumisi&#8221; (Histoire generale des Huns, des Turcs, des Mogols et des autres Tartares occidentaux, Paris 1756-58) adlı kitabını yayınladı. [21]</p>
<p>“1822&#8242;de “Asya Derneği (Societe Asiatique)”ni kuran ve 1828&#8242; de Journal Asiatique&#8217;i çıkararak şarkiyatçı çalışmalara hız ka­zandıran iki âlim, J. Klaproth(Alman Yahudisi) ve A. Rémusat, Türkoloji bakı­mından ayrı bir önem taşıyorlardı. Bu yazarlar, çağdaş antropo­logların Türkleri Kafkas ırkından sayan tasniflerini kabul etme­mekle beraber, onları Moğollardan ve Tatarlardan da ayırıyor­lardı. Klaproth bu açıdan Ebülgazi Bahadır Han&#8217;ın “Şecere-i Türk”ünde dahi, Türklerin “beyaz Tatarlar” adı altında ayrı ele alındığına dikkati çekmiştir.</p>
<p>A. Rémusat da Rus yazarların Türkleri yanlış olarak Tatar saydığını ileri sürmüş ve fizyolojik kriterlerle tamamlanması gereken dil tasnifleri ileri sürmüştür.</p>
<p>Fakat bu konuda en popüler olan ve Osmanlı devletinde Türkçülüğün doğuşunu en çok etkileyen eser, Leon Cahun’un (1841-1900) 1896&#8242;da yayınlanan eseri olmuştu. Leon Cahun gerçek anlamıyla bir Türkolog değildi. Fransız kaynakları da kendisini «edebiyatçı» olarak tanımlamaktadır. Eserinin etkisinin büyüklüğünde, herhalde orijinalliğinden çok üslûbu ve yayınlanma zamanı rol oynamıştır. Gerçekten XIX. yüzyıl sonlarında Türkçülüğün, kültürel plandan politik bir ha­reket haline dönüşmesi için ortamın hazır olduğu görülüyor.</p>
<p>Zi­ya Gökalp Türkçülüğün Esasları&#8217;nda Türkçülük tarihini anlatır­ken, Leon Cahun&#8217;un eseri hakkında şunları yazmaktadır: “1896&#8242;da İstanbul&#8217;a geldiğim zaman, ilk aldığım kitap, Leon Cahun&#8217;un tarihi olmuştu. Bu kitap adeta pan-türkizm mefkûresini teşvik etmek üzere yazılmış gibidir”.</p>
<p>Avrupa&#8217;daki Osmanlı muhale­feti ile uzun temasları olan ve onları etkilemeye çalışan L. Cahun&#8217;un siyasal bir misyonu var mıydı? Bu dikkatle incelenmesi gereken bir konudur.”[22]</p>
<p>“L. Cahun bu fikri çok sistemli bir biçimde geliştirmemiştir. Ancak mesajı son derece açıktır ve Türkçülere “gerçek Türk ruhu”nun İslâm&#8217;ın dışında, Orta Asya&#8217;da olduğunu söylemekte­dir.</p>
<p>Osmanlı devletinin son döneminde, Türkçüleri etkileyen başka bir şarkiyatçı da, Yahudi asıllı bir Macar olan ve Osmanlı devletinde uzun yıllar geçiren A. Vambéry (1832-1913)&#8217;dir. Vambéry de, L. Cahun gibi, Orta Asya Türklerine büyük bir ilgi duymuş, Rus­lara karşı İngiliz çıkarlarını savunmuş ve bu amaçla sahte bir derviş kıyafetiyle Orta Asya&#8217;ya seyahatler yapmış ve Türklerle ilgili bir sürü bilgi toplamıştır. Türkçe ile Macarcanın ilişkisi­ne ilk defa dikkati çeken bu yazar, Yahudi davasını da destekle­miş ve Siyonizmin kurucusu Theodore Herzl&#8217;i 1901&#8242;de Abdülhamid&#8217;le görüştürmüştür.”[23]</p>
<p>Cemil Meriç, bu süreci şöyle özetliyor: “Bu milliyetçilik hareketi iki kaynaktan geldi bize. Birisi batı kaynağı. Batı’dan gelen bu tehlikeli fikir bir kaç isim etrafında toplanabilir; Josephe De Guignes, Leon Cahun, Vambery.</p>
<p>De Guignes 18. asırda yaşamış, o devrin kifayetsiz bilgileriyle Çin uzmanıdır. Kendisi hariciyeye, Fransız polisine mensup bir adamdır. Ve mesela Çinlilerin, Mısır’dan gelen bir koloninin devamı olduğunu söyleyecek kadar bilgisizdir bu konuda. De Guignes bizi bizden fazla düşünmüştür, çok eski bir mazimiz olduğunu, Hunların, Moğolların çocuğu olduğumuzu, sekiz cilt halinde yazmış. De Guignes İslamiyet’e, Osmanlı’ya düşmandır. Güya bizi Osmanlı’dan ve İslamiyet’ten kurtarmak için Hunlarla, Moğollarla akraba yapmış. Hakikatte bu, tarihen hiçbir zaman sabit olmamıştır. Ve Avrupa, onun bizi kardeş yaptığı bu kavimleri lanetle yad eder. En son tarihler Hunlardan ‘medeniyetin kendilerine yalnız harabeler borçlu olduğu Hunlar’ diye bahseder. Medeniyet tahripçileri, yırtıcı, hunhar bir sürü olarak bahseder.</p>
<p>De Guignes’den Süleyman Paşa (mason e.k.) bahsetmiştir. Eserinde De Guignes’den parçalar nakletmiştir. Süleyman Paşa De Guignes’yi nereden tanıdı? Nasıl tanıdı? Hangi karanlık kaynaktan geliyor De Guignes’yi tanıması? Belli değil. Ondan sonra Ziya Gökalp (mason e.k.)’in tavsiyesi ile Hüseyin Cahit (dönme, mason e.k.) tercüme etmiş. Hunlarla, Tatarlarla, ismini bilmediğimiz birçok milletlerle, Vizigotlarla, Ostorogotlarla vs. tanımadığımız atalarımızla münasebetlerimizi De Guignes’den öğrendik.“[24]</p>
<p>“ Bir diğeri de Leon Cahun’dur. Leon Cahun Yahudidir. “Asya Tarihine Giriş” diye bir kitabı var. Türkiye’de milliyetçiliğin kaynağıdır bu kitap. Önsözünü tercüme ettim onun. Diyor ki ‘Türkler hiçbir medeniyet kurmamışlardır. Kuramazlar da. Bilakis yıkarlar. O kadar budaladırlar ki Çin medeniyeti ile uzun zaman temas etmişler fakat bu medeniyeti bir türlü nakledememişlerdir. Düşünce kabiliyetleri yoktur bunların. Sadece yıkmışlardır.’ Bu kitap Türk milliyetçiliğinin Kur’an-ı Kerim’i oluyor. Bütün Türkçülerin üzerinde birleştikleri isimlerin başlıcalarından biridir Leon Cahun. 19. asrın sonu, 20. asrın başında yaşamıştır. Vambery ise doğrudan doğruya casustu zaten.”[25]</p>
<p>&#8220;A Grammer of the Turkısh Language&#8221; (1816) çalışmasını III. Selim&#8217;e ithaf eden kişi ise bir İngiliz Yahudisi olan Arthur Lumley Davids’dir. &#8220;Kitab&#8217;ül İlm&#8217;in Nâfi&#8221; adıyla anılan ve Sultan Mahmut devrinde Fransızcaya da çevrilen bu genel Türk dilbilgisi, Türk aydınları üzerinde büyük bir tesir bıraktı.[26] (Daha sonra mason Ali Suavi, kendisini Türkçülük hareketinin öncüleri arasına sokan Ulûm gazetesindeki eski Türk tarihiyle ilgili yazılarını yazarken Arthur Lumley Davids&#8217;in bu kitabından yararlanmıştı.[27])</p>
<p>Türkçülüğün içinden yerlileri ve Rusya göçmenlerini ayırdığımızda iki unsur kalıyor.</p>
<p>İlki Macaristan’dır. Nitekim “Turan” davası Macar asıllıdır.</p>
<p>İkincisi Polonya’dan Osmanlı topraklarına göçüp zorunlu Müslüman olanlardır ki, biyografileri, Türkçülüklerinin Türk olmalarından önce olduğunu belirtmektedir. Galatasaray Sultanîsi&#8217;nin kuruluşunda rol oynayan Polonyalı Hayrettin ve Konstantin Borzencky ilk göze çarpanlardır.</p>
<p>Bütün Türkçü Macar ve Polonyalılar’ın 1848 Devrimine katıldıkları ve devrimin bastırılması üzerine Türkiye’ye sığındıkları not ediliyor. Rusya bunların iadesini isteyince de Müslüman oluyorlar.(…)</p>
<p>Bu iki kaynaktan gelen Türkçülük içinde milletten çok bir “siyaset” var ve bu “siyaset”in kendini “Türkçülük” olarak kodladığını düşünebiliriz.(…) Macaristan’daki Türkçü hareket içinde ve Polonya göçmenlerinin bütününde bir “Yahudi etkisi” net şekilde görülüyor. Macaristan’da Vambery ve Polonyalı göçmenlerde Konstantin Borzencky bu etkinin temsili karakterleridir. (…) Yahudi asıllı olan Konstantine Borzencky (sonraki isim ve ünvanı Mustafa Celâleddin Paşa, ki Nazım Hikmet’in anne tarafından dedesidir- e.k.) 1869’da &#8220;Les Turcs Anciens et Modernes&#8221; adlı bir kitap yazarak Türklerin Ari olduğunu, İslamlaştıktan sonra Sami medeniyetiyle birleşerek ana medeniyetlerinden ayrıldığını iddia ediyordu. Eski Yunan ve Latin kaynaklarına dayanarak ilk çağ kavimleri arasında Türklerin çok geniş bir yeri olduğunu iddia eden ve filolojik bazı kayıtlara dayanan yazar, ilkçağın kökleri bilinmeyen birçok kavimlerinin Türk kökünden geldiklerini söylüyordu. (…) Celalettin de tıpkı Cahun gibi bir jön’dür. Bu onların “devrimci milliyetçi” olduğuna işaret ediyor. Ancak ne Cahun’un ne de Celalettin’in “ne milliyetçisi” olduğu saptanamıyor.Polonya’da, Macaristan’da denedikleri, olmayınca Türkiye’ye yöneldikleri açıktır. (…) İçeridekilerin hepsinin Siyonizmle ilişkisi var mı, bilemiyoruz. Ancak, 1908 tarihinin -bu Jöntürk devrimi demek oluyor- siyonizm açısından önemli olduğu açıktır.[28]</p>
<p>“Dünya Siyonist Örgütü içindeki belli başlı akımlar, Herzl’in Filistin’in akıbetini Osmanlı sultanıyla görüşmesi örneğinde olduğu gibi, öteden beri kendilerine Filistin’in kapılarını açacak anahtarın İstanbul’da olduğuna inanmaktaydılar. Ne var ki, II. Abdülhamid’in rejiminde bu konuda somut bir başarı elde edilememişti. Durum 1908 Devrimi’yle değişti. Aynı kaynakta bildirildiğine göre bundan 3 yıl sonra(1911) İstanbul’daki Yahudi gençlerinin yüzde 90’ı Siyonist olmuştu.”[29]</p>
<p>…</p>
<p>“Yeni Osmanlılar’ın Polonya’dan da sıcak ilgi gördüğü belirtilmektedir. Berkes, Yeni Osmanlılar Cemiyeti’nin nizamnamesinin yapılışında ve cemiyetin propaganda faaliyetlerinin yürütülmesinde Polonyalı göçmenlerin “yardımcı” olduğunu haber veriyor.[30] (…) Yeni Osmanlıların her adımda bunlarla karşılaşmasını rastlantı saymak yersizdir. Namık Kemal ve arkadaşları Paris’e sürgüne geldiklerinde devrimci basın tarafından alkışlanmışlardır. Türkçüler’in başyapıtı sayılan kitapların yazarı Yahudi Leon Cahun, Namık Kemal ve arkadaşlarının buradaki karşılayıcısı olmuştur. Kemal, Cahun’un aracılığıyla Viyanalı Simon Deutsch (Yahudi) ile tanışıyor. Deutsch, Komün Devrimi’ne katılmış ve Marx’tan sonra Uluslararası İşçiler Birliği başkanı olmuştur. Ancak, komünist fikirlerini Namık Kemal’e hiç açmamış olmalıdır, çünkü böyle bir etki göremiyoruz. Namık Kemal’in yakını Deutsch’un, Paris Komününden önce 1867’de, Yeni Osmanlılarla yakınlığı olduğu ve İstanbul’da öldüğü de notlar arasındadır. Deutsch, Namık Kemal’in yardımıyla geçirdiği İstanbul günlerinde de geriye “ihtilalci” bir miras bırakmamayı tercih ediyor. Bu durumda ne düşünebiliriz?” [31]</p>
<p>Deutsch’un da yeni bir İsrail peşinde olduğunu düşünürsek hata mı etmiş oluruz?</p>
<p>…</p>
<p>Sonra Vambery, Abdülhamid’le Filistin pazarlığına giden Teodor Herzl’in de kılavuzudur ki, yaptığı her işin ötesinde hep bir siyonist olarak kaldığından şüphe yoktur.[32]</p>
<p>İlerleyen satırlarda göreceğimiz gibi, daha sonraları da Alman Yahudisi Aleksandr Helpland Parvus ortaya çıkacaktır.</p>
<p>İlginç olan şudur ki, bunların hiçbirisi Türk değildir ve Türklükle ilgilendikleri zaman aralığında Türklerde Türklüğe karşı bir ilgi yoktur.</p>
<p>….</p>
<p>RUSYA VE TÜRKÇÜLÜK</p>
<p>“Şimdi Rusya’ya bakalım ve Rusya göçmeni Akçura’nın, “Türkçülük hareketinin 1820 tarihlerine doğru İstanbul’da ortaya çıkmış olmasına bir sebep de, o tarihlerde Doğu Türklerinin başına gelen felaketli olaylarla Rusların genişlemesine karşı İngiliz siyasetinin bu olaylardan Batı Türklerini haberdar kılmaya ve etkilemeye çalışması olmuştur”[33] sözlerinin izini sürelim.</p>
<p>Bu durumda Vambery ve Cahun’un ön saflarında olduğu Türkçülüğün ortaya çıkması ile Rusya’nın yayılmasını durdurmak arasında bir ilişki kurmak yadırganmamaktadır.</p>
<p>Vambery İngiliz casusu mudur?</p>
<p>Buna kesin şekilde evet diyebileceğimizi biliyoruz.</p>
<p>(…)Akçura’ya göre “Vambery, Reşit Efendi adıyla ve derviş kıyafetiyle Orta Asya’da üç yıl dönüp dolaştıktan sonra, yine İstanbul üzerinden Macaristan’a dönmüş ve oradan doğru Londra’ya gitmiştir.” Yani sahte derviş, ilmi ve fenni incelemelerinin ürünlerini ilk önce Macarlara değil, İngilizlere sunmuştur.”[34]</p>
<p>Bunun anlamı ise gayet açıktır.</p>
<p>Demek ki ilgilerinin bir sebebi de budur, yani siyasidir.</p>
<p>Peki hepsi bu mudur?</p>
<p>…</p>
<p>“19. Yüzyıl boyunca Rusya’da sadece Doğu Türkleri değil, 5 milyona yakın Yahudi nüfus da felaketli günler yaşamaktadır. Türkçülük operasyonu sırasında Rusya’da pogrom var ve Yusuf Basalel’in “Yahudi Tarihi”ne göre, Rusya dünya Yahudi nüfusunun yarısı olan 5 milyon Yahudi’yi barındırmaktadır. Bu dönemde Çarlar Yahudi nüfusu çok sert bir baskı altında tutmaktadır. Askerlik süresi Yahudileri asimile etmek için 25 yıla kadar uzatılabilmektedir. Ele geçirilen topraklardaki Yahudilerin yer değiştirmelerine izin verilmemektedir. Bu arada Yahudiler pogroma karşı savunma milisleri oluşturmakta ancak bunlar savunma için yeterli olamamaktadır.[35]</p>
<p>Yani İngilizlerin genişlemesini durdurmak istedikleri Rusya, Siyonizm için de büyük bir sorun haline gelmiştir. “[36]</p>
<p>Bu arada Vambery bütün Orta Asya’yı derviş kıyafetiyle dolaşıp Türk kavmi aramaktadır. Aradığı yer Rusya topraklarıdır ve bulunacak her Türk kavminin Rusya’yı sıkıntıya sokması kaçınılmazdır.</p>
<p>Cahun ise gitmediği toprakları ve o toprakların insanlarını şehvetle yazmaktadır.”[37]</p>
<p>“Cahun-Vambery ikilisinin Rusya siyasetine karşı bir Osmanlı siyaseti geliştirdikleri açıktır.</p>
<p>Polonya ve Macaristan üzerinden yürütülen bu operasyonun önemli bir parçası, Rusya’nın kıyılarında, onu kemirecek bir etnik dalga yaratmaktır.</p>
<p>Asya içlerinde Türk aramanın başka nasıl bir açıklaması olabilir?</p>
<p>(…)</p>
<p>Hedef radikal olunca, Cahun-Vambery ikilisinin “Türkçülük” konusunda Yeni Osmanlılardan daha radikal olması da şaşırtıcı değildir.”[38]</p>
<p>Türklere gösterilen bu &#8216;akademik ilginin’ ardında siyasal hesaplar yatmaktadır: Siyonizm karşıtlarını (Osmanlı ve Rusya) birbiriyle vuruşturarak zayıflatmak; Rusya’daki Yahudileri bu Siyonist devletin kuruluşunu şiddetle arzular hale getirmek, Osmanlıyı Filistin’den çıkartarak kurulması planlanan İsrail devletinin önünü açmak…</p>
<p>Türkçülüğün, bir Yahudi hareketi olarak başlamasının nedeni bunlardır.</p>
<p>Ancak bütün gayretlere rağmen 1890’lara kadar ne yazık ki Türkler henüz Türkçü değildir ve Yeni Osmanlılar “Türk” soydaşlarına karşı oldukça kayıtsızdır.</p>
<p>TÜRKÇÜLÜĞÜN OSMANLIDA ZEMİN BULMASI</p>
<p>“Osmanlı’da Türkler&#8217;e yönelik ilgi 1890&#8242;larda başladı. Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun son dönemlerinde Türk milliyetçiliğinin doğuşuna dışarıdan yapılan katkılarda en önemli paya sahip olan, hiç şüphesizki yukarıda ismini zikrettiğimiz Fransız Yahudisi yazar ve tarihçi Leon Cahun&#8217;dur. Leon Cahun&#8217;un “Asya Tarihine Giriş: Türkler ve Moğollar” adlı eserinin Necip Asım tarafından yapılan Türkçe çevirisi (1896) Türkçü hareketin dönüm noktalarından biri idi.”[39]</p>
<p>Necip Asım bu dönemde İkdam gazetesini de Türkçülüğün yayın organı haline getirmişti.[40]</p>
<p>Cahun&#8217;un teorik olmaktan uzak &#8220;İntroduction a L&#8217;histoire de L&#8217;Asie: Turcs et Mongols des Origines a 1405&#8243; başlıklı çalışmasında, Avrupa&#8217;ya uygarlığı getiren ırkın Türk ırkı olduğu şatafatlı bir dille ileri sürülerek, Turancılık yeniden ele alınmış ve bu düşünce, Yahudi Vambery gibi insanlar tarafından, o zamanın elit Türkleri arasında yayılmaya çalışılmıştır.<br />
Ayrıca Cahun&#8217;un çalışması, Türkçülüğü popülarize etmek ve siyasal sahneye çıkararak resmi ideoloji haline getirmek açısından son derece önemli olmuştur.”[41] Daha önce Türkçe&#8217;de özel bir anlam taşımayan Turan kavramı Cahun&#8217;un eseri sayesinde yaygınlık kazanmıştır.</p>
<p>“1904&#8242;te (bir mason olan-e.k.) Yusuf Akçura&#8217;nın, Osmanlıcılık ve islamcılık akımlarına karşı Türkçülüğü savunan “Üç Tarz-ı Siyaset” adlı etkili kitapçığı yayımlandı.”[42]</p>
<p>Akçura kitabında özetle şu fikirleri dile getirmekte idi:</p>
<p>“-Avrupa, Osmanlıcılık düşüncesiyle Türkiye’yi tam bir koloni olarak kullanmak istemektedir.<br />
- Başa getirilecek Türk olmayan hainler, Avrupa’nın her türlü malını ülkeye sokarak ekonomiyi öldürecek ve millet ezilmeye başlayacaktır.<br />
- Azınlıkların devletin yönetimini ele geçirme çabalarının önü alınamamaktadır.(Bu amaçla 450 tane azınlık vakıf derneği bulunmaktadır.)<br />
- Ülkenin üniter yapısını savunan sadece Türkler’dir. Vatanın bekası için Türklerin azminin artırılması ve teşviki zorunludur. Bu nedenle yönetimin baştan aşağı Türkleştirilmesi gerekir.<br />
- Türklüğün ve Türk tarihinin İslamiyet’ten önce de var olduğu bilinmektedir.<br />
- Rusya çok güçlü bir devlettir. Ancak yıkılamayacak bir kale değildir.”[43]</p>
<p>II. MEŞRUTİYET DÖNEMİNDE TÜRKÇÜLÜK</p>
<p>Türkçülüğün revaç bulması için dışarıdan yapılan bütün zorlamalara rağmen II. Meşrutiyet’in ilan edildiği tarihe kadar hakim düşünce hep Osmanlıcılık olmuştur.</p>
<p>Bu çalışmaların akademik düzeyden siyasal düzeye çıkarak, devletin iç ve dış politikalarının ideolojisi haline gelmesi 1908&#8242;den sonradır. &#8220;&#8230;İmparatorluğun çöküşünden kaynaklanan &#8220;kimlik sorunu&#8221;nu, batı kültürünün kendilerine sunduğu düşünce dağarcığı içinde çözmeye çalışan ve Türk dilini, ırkını, tarihini keşfetmeye başlayan &#8220;aydınlar&#8221; (!) resmi ideolojilerin yetersizliğini kavradıkları anda, temel ilkeleri Cahun&#8217;da bulunan Türkçülüğü bir siyasal programa dönüştürdüler&#8221;.[44]</p>
<p>1908’e kadar olan “çalışmalar siyasal bir söylem-hareket haline dönüşmemiş olsa da, &#8220;Türklük-Türkçülük&#8221; alanında yapılan ilk çalışmalar olduğu için daha sonraki Türkçülük çalışmalarına &#8220;kaynak&#8221; oluşturmuşlardır. Örneğin, II. Abdülhamid döneminde Türkçe&#8217;yi Osmanlıca&#8217;dan ayrı bir dil olarak ele alan ve Türk Tarihinin Osmanlılar&#8217;dan başlamadığını, ondan önceki Türk kavimlerini de içermesi gerektiğini ifade eden Ahmet Vefik Paşa (mason e.k.) ve &#8220;Büyük Türkçü&#8221; Süleyman Paşa(mason e.k.), 1908 ve sonrası Türkçüleri tarafından, amaçlarının öncüsü &#8220;iki Türkçülük Klavuzu&#8221; olarak kabul edilmişlerdir.”[45]</p>
<p>RUSYA’DAN GELEN TÜRKÇÜLER</p>
<p>Türkçülüğü esas olarak Rusya’da yaşayan Türkler geliştirmiştir.[46]</p>
<p>“Rusya&#8217;nın Osmanlılara kıyasla Batı&#8217;ya daha açık olması, Türk toplulukların Rusların yönetimi altına sonradan girmeleri, iyi kötü bir Müslüman burjuvazinin varlığı vb. nedenlerle çarlık yönetimi altındaki Türkler milliyetçi ideolojiyi Osmanlı Türklerine kıyasla daha erken bir dönemde, 1860&#8242;larda benimsemişlerdi. Başta Kırım ve Kafkasya olmak üzere Rusya&#8217;dan Osmanlı ülkesine göç edenler burada Osmanlı olmayan Türkler konusunda bir bilinçlenmeyi başlattılar. Gene de Türkçülük, parçalanmaya yol açacağı korkusuyla milliyetçilik akımına karşı çıkan Osmanlı aydınlarına uzun süre Orta Asya Türklerinin algıladıkları anlamı ifade etmedi. 1893&#8242;de yayın hayatına giren ve kısa sürede İstanbul&#8217;un en çok satan gazetesi haline gelen İkdam&#8217;ın ser levhasında Türk Gazetesidir yazmasına rağmen, II. Meşrutiyet&#8217;in ilk yıllarında dahi “Türkçülük” bilinçli olarak benimsenen bir fikir değildi.”[47]</p>
<p>Türkçülüğün kurucu kadrolarında sayabileceğimiz Yusuf Akçura (mason e.k.), İsmail Gaspıralı (mason e.k.), Ahmet Ağaoğlu (Kafkas kökenli bir Yahudi&#8217;nin oğludur. Rus gizli servisinde çalıştı. 1914&#8242;de Ruslar adına Bakü &#8216;de Ermeni katliamını organize etti; mason e.k.) ve Ziya Gökalp (mason e.k.) gibi aydınların hepsi de Türkçülüğü, bizzat Avrupalı Türkologların çalışmalarından esinlenerek ve faydalanarak geliştirmişlerdir. [48]</p>
<p>Cemil Meriç onların ruh halini şöyle özetliyor: “Rusya’dan gelen Türkler, Osmanlı’ya hem dostturlar, hem düşman. Dostturlar, çünkü aynı medeniyet camiası, aynı ruh iklimi içindeler. Düşmandırlar, çünkü Osmanlı kendi dışlarında. Kırım’dan ayrıldıktan sonra onlarla bir münasebetimiz kalmadı. Bu itibarla Türkler İslam medeniyetinde, İslam faktörü üzerinde değil, daha çok Türk motifi üzerinde durmuşlardır. Ve milliyetçi hareket, Türk Yurdu etrafında halkalanmış, Türk Yurdu etrafında gelişmiştir. Yusuf Akçura, ayrıca -garip bir milliyetçimiz- Ağaoğlu Ahmet’i anlatmak bütün Rusya’dan gelen Türkleri anlatmak için kafidir. Prototipidir onların. Hepsi aynı vaziyetteler. Çünkü Rus terbiyesi görmüşler, Rusya’da yetişmişler. Orada Türklük gururları kırılmış. Burada yeni bir vatan bulmuşlar. Fakat bu vatanda söz sahibi olmak, büyük söz sahibi olmak arzusuna kapılmışlar. Yusuf Akçura, biliyorsunuz, Tarih Kurumu’nun başkanı oldu Mustafa Kemal devrinde. Milletvekiliydi. Mustafa Kemal’in çok sevdiği adamdı ve bütün emellerine sadakatle hizmet etti. Osmanlı’nın yıkılışında onun büyük rolü vardır, hissesi vardır. ”[49]</p>
<p>“Rusya Türklerinden Kırım&#8217;lı İsmail Gaspıralı (mason e.k.)’nın çıkardığı Tercüman gazetesi, tüm Rusya Türklerinin kullanacağı ortak bir yazı dili oluşturmaya çalışıyordu. Bu dilin belkemiğini Türkiye Türkçesi oluşturacak, ancak tarihi Türk lehçelerinden de faydalanılacaktı. 1905 Rus Devrimi sırasında Gaspıralı, Azerbaycanlı Ali Hüseyinzade (Turan) (İ.T. kurucusu, mason e.k.), Kazan Tatarları&#8217;ndan Yusuf Akçura (mason e.k.), Başkırt&#8217;lardan Zeki Velidi (Togan) Nijni Novgorod kentinde Tüm Rusya Müslümanları Kongresi&#8217;ni topladılar (15-28 Ağustos 1905). Kongre hareketinin diğer ünlü isimleri Azerbaycanlı Ahmet Ağaoğlu (dönme, mason e.k.), Kazanlı Sadri Maksudi (Arsal) ve Hiveli Mustafa Çokayef (Çokay) idi. Rusya’da 1906 devrim hareketinin başarısızlığa uğramasından sonra bu kişilerin birçoğu Rusya dışına kaçtı. 1908 Jön Türk ihtilalinden sonra da çoğu Türkiye&#8217;ye gelerek İttihat ve Terakki hareketi içinde yer aldılar.”[50]</p>
<p>“1908&#8242;de &#8220;Türk diye anılan bütün kavimlerin geçmişteki ve günümüzdeki durum, etkinlik ve eserlerini öğrenmek ve öğretmek&#8221; amacıyla İstanbul&#8217;da Türk Derneği kuruldu. Derneğin kurucuları Yusuf Akçura, Necip Asım Yazıksız, Velet Çelebi (İzbudak), Rıza Tevfik (Bölükbaşı) ve İstanbul Üniversitesi profesörlerinden Agop Boyacıyan idi”[51] ve tamamı masondu.</p>
<p>“1911&#8242;de yine İstanbul&#8217;da kurulan Türk Yurdu Cemiyeti, kültürel çalışmaların yanısıra Orta Asya Türklerine yönelik doğrudan doğruya siyasi görüşler de ileri sürdü. Mehmet Emin (Yurdakul, mason e.k.)’in önderlik ettiği cemiyetin kurucuları Yusuf Akçura (mason e.k.), Ahmet Ağaoğlu (dönme ve mason e.k.)ve Hüseyinzade Ali Turan (mason e.k.) gibi Rusya göçmenleri idi.” [52]</p>
<p>“Öte yandan, Selanik&#8217;te, Ömer Seyfettin (mason e.k.), Ali Canip (mason e.k.) gibi edebiyatçılar tarafından kurulan ve başlangıçta yalnızca dilde Türkçülüğü savunan &#8220;Genç Kalemler Dergisi&#8221;, Ziya Gökalp (mason e.k.)&#8217;in katılımı ile birlikte kısa sürede Türkçülüğün ve Turancılığın yayın organı haline geldi.”[53]</p>
<p>“15 Mart 1912&#8242;de kurulan Türk Ocağı, Türkçü ve Turancı hareketin asıl odak noktası oldu.”[54]</p>
<p>“1912 Balkan Savaşı&#8217;nda Selanik&#8217;in Yunanlılar&#8217;da kalmasıyla birlikte bu elit İstanbul&#8217;a yerleşerek, faaliyetleri ile buradaki Türk Milliyetçiliği akımının önemli sözcüleri durumuna geldiler. (…) Milliyetçiliklerini ırkçı-turancı temeller üzerinde inşa ettiler. (…) O dönemin önemli Türkçü-Milliyetçilerine -Ziya Gökalp (mason e.k.), Mehmet Emin Yurdakul(mason e.k.), Halide Edip Adıvar(sabataycı e.k.), Ömer Seyfettin (mason e.k.) vd.- baktığımızda, Türklerin birliği düşüncesine ne denli rağbet ettiklerini görebiliriz.”[55]</p>
<p>“1912 ile 1930 yılları arasında bu örgüt, Türkiye&#8217;nin en etkili siyasi/ideolojik düşünce merkezi olarak hizmet verdi. Türk Ocağı&#8217;nın kurucuları arasında, yukarıda adı geçen kişilere ek olarak Zeki Velidi (Togan), Reşit Galip (mason e.k.), Ferit Tek (mason e.k.), Hamdullah Suphi (mason e.k.) ve Adnan Adıvar(sabataycı, mason e.k.) gibi isimler bulunuyordu.” [56]<br />
İttihat ve Terakki Balkan savaşlarından sonra yoğun bir şekilde Türkçülüğe yöneldi. “23 Ocak 1913 Babıali Baskını ile iktidarı tamamen ve tek başına ele geçiren İttihat ve Terakkiciler, ilk iş olarak, benimsedikleri Türkçü-Milliyetçi ideoloji doğrultusunda kültür ve ekonominin Türkleştirilmesi politikasını uygulamaya başladılar.”[57]</p>
<p>“İttihat ve Terakki hareketinin &#8220;resmi&#8221; ideologu olan Ziya Gökalp, Turancı düşüncenin başlıca sözcüsü idi. Ziya Gökalp&#8217;in yanısıra, yine bir mason olan hikâyeci Ömer Seyfettin Turan fikrinin popülerleşmesine katkıda bulundu. Mason şair Mehmet Emin Yurdakul&#8217;un 1918&#8242;de “Turana Doğru” adıyla derlediği şiirler, Sabataycı Halide Edip&#8217;in “Yeni Turan” romanı, yine Ömer Seyfettin&#8217;in “Yarınki Turan Devleti” adlı risalesi, Fuad Köprülü&#8217;nün “Turan” başlıklı ilkokul okuma kitabı, 1913-1918 aralığında Turan fikrini yaydılar. “[58]</p>
<p>TÜRKÇÜLER ALMANLARIN KONTROLÜNE GİRİYOR</p>
<p>“İlk kez Türk Ocağı, millet kavramından sadece siyasal aidiyetin anlaşılmayacağını dile getirdi ve milleti sadece siyasal bağlılık temelinde kurmak isteyen Tanzimatçıların “Osmanlı Milleti” projesini kıyasıya eleştirdi. Akçura, artık gönlünde yatanın Alman etnik milliyetçilik anlayışı olduğunu açıkça ifade etmeye başladı.”[59] Bu konuda bir çalışma yapan Orhan Gökdemir şöyle demektedir:</p>
<p>“Osmanlının son döneminde, ulusal bir bilinç yaratma konusundaki fikir çabalarına bakarsak, bunların Batı’da aynı konulardaki kültürel ürünlere göre hazin bir fakirlik içinde olduklarını görürüz. Osmanlı aydınları bu kültüre üniversalist bir biçimde yaklaşamamışlar, savunma kompleksi ile hareket etmişler ve farkına varmadan Batının en kötü ideolojisinin etki alanına düşmüşlerdir. Cahun’da temel ilkeleri bulunan bu Türkçülük, siyasal program halini alarak Alman pan-germen hareketinin bir aracı olmuş; Parvus(Yahudi) gibi Alman militarizminin ajanları Türkçülere yol göstermişler, Osmanlı ordusu Alman komutanlara teslim edilmiştir.”[60]</p>
<p>“I. Dünya Savaşı başlangıcında yayınlanarak (1914) İttihat ve Terakki yönetimi tarafından çeşitli dillere çevirilen “Türkler bu Muharebede Ne Kazanabilirler” adlı propaganda risalesinin yazarı Yahudi Munis Tekinalp (asıl adı Moiz Kohen), savaşın ana hedefinin Turan&#8217;ı kurtarmak olduğunu savunuyordu.”[61]</p>
<p>“Başlangıçta sadece söylem düzeyindeki Turan düşüncesi, 1. Dünya Savaşı öncesinde tamamen siyasal bir niteliğe büründü. Bu siyasal nitelik, Osmanlı Devleti&#8217;nin iç ve dış politikasını oluşturdu. (…)</p>
<p>Çarlık Rusyası&#8217;nı hedef alan Turan düşüncesi, yayılmacı Alman Emperyalizmi&#8217;nin işine geliyor ve doğrudan doğruya Almanlar tarafından destekleniyordu.”[62]</p>
<p>“Birinci savaştan önce, Rusya bir taraftadır ve “siyonizmin koruyucu meleği” Almanya diğer tarafta.”[63] Bu dönemde İttihat ve Terakki içinde güçlü bir hizip olan “Milliyetçilik” desteklenmiş, Rusya’yı durdurma siyaseti öne çıkarılarak Osmanlı Rusya karşısında ve Almanya’nın yanında savaşa teşvik edilmiştir.</p>
<p>Öyle ki; Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun dış politikasını oluşturan Turan düşüncesi, “M. A. Ağaoğulları&#8217;nın söylemiyle; &#8220;Alman Pan-cermen Hareketi&#8217;nin bir aracı durumuna indirgenmiş oldu.&#8221;[64]</p>
<p>Yine aynı araştırmacının belirttiğine göre, Parvus[65] adıyla tanınan Alexandre Helphand (Asıl adı İsrael Helphand olan Yahudi) gibi Alman ajanlarının, Yusuf Akçura gibi Alman sempatizanlarının faaliyetleri, İttihat ve Terakki Partisi ile onun en popüler önderi Enver Paşa üzerinde olumlu etkiler bıraktı. Bunun üzerine Enver Paşa, Çarlık Rusyası&#8217;nda yaşayan Türkler arasında propaganda ve örgütlenme faaliyetlerini yürütmek için, Teşkilat&#8217;ı Mahsusa adında gizli bir örgüt kurdu. (…) Alman Emperyalizmi&#8217;ne bağlı Turancılık, Balkanlar&#8217;daki bozgunlarla moral olarak güçsüz düşmüş askeri kadrolara itici bir güç verecektir.&#8221;[66]</p>
<p>Bu işbirliği o kadar ilerledi ki, “1. Dünya Savaşı çıktığında, Osmanlı İmparatorluğu izlediği dış politikasının sonucu olarak tamamen Alman Emperyalizmi&#8217;nin yanında yer aldı ve onun yenilgisi, kendi yenilgisi oldu&#8230;(…) Bu arada tabii Rusya’daki “anti-semit” iktidar da bir iç ihtilalle yıkılmıştı.”[67]</p>
<p>ŞEYHLER, TEKKELER, SABATAYCILAR ve MASONLAR</p>
<p>“Türkçülük hareketinin kaynağı, sadece Batı&#8217;dan gelen milliyetçilik akımı değildi, “İttihad-ı İslâm” (Pan-İslâmizm) hareketinin de milliyetçi fikirlerin yayılmasında değişik sebeplerle payı vardı. İslâm birliği fikrinin öncülerinden olan Şeyh Cemaleddîn-i Efganî&#8217;nin[68] (mason e.k.) faaliyetleri de bu akımın hızlanmasına zemin hazırlamıştı.”[69] “Cemâleddîn-i Efgânî, İstanbulda bulunduğu sırada bâzı yazar ve şâirler üzerinde etkili oldu.”[70] “Efgani, hem Türkçü, hem İslamcı görünmeyi başarmıştır. “[71] “Bilhassa Türkçülük ve İslâmcılık düşünceleri ile hareket edenler, ayrı fikir ve inançta olmalarına rağmen onu hoca kabul etmişlerdir.”[72] “Mehmet Emin Yurdakul, Ziya Gökalp, A. Agayef hep Efgani’den destek görmüştür. Mesela M. Emin Yurdakul’un, “Ben bir Türküm, dinim cinsim uludur” şiirini Efgani çok beğenmişti.”[73] “O zamanki İslamcı Sebilürreşad dergisi, ırkçılığı tenkit eden makaleler neşrederken, ırkçılar da, Efgani’nin ırkçılığı öven makalesini tercüme edip yayınlayınca İslamcıların sesleri, solukları kesilmişti. Efgani, makalesinde diyordu ki: ‘Irkçılık dışında saadet yoktur. İnsanları birbirine bağlıyan iki bağ vardır: Biri dil, biri de din birliğidir. Dil birliği, ırk ve milliyet birliği demektir. Şüphesiz, bu birliğin dünyadaki beka ve sebatı dinden daha devamlıdır.’ Efgani, Mısır’da da Arap ırkçısıdır. ‘Arap ırkının sınırını belirleyecek ölçü din ve mezhep değil, Araplık ölçüsüdür’ demiştir. “[74] “Bu tavrı cemiyette ayrılıklara yol açmıştır. Cemâleddîn-i Efgânî’nin asıl gâyesi de budur. Hayâtına bakılınca, gidip gezdiği yerlerde dâimâ tefrikadan yana olmuş ve fitneler çıkarmıştır.” [75] Bu fitneciliği sebebi ile olmalıdır ki, Mimar Sinan adlı Mason dergisinde Afgani hakkında uzun bir övgü makalesi yayınlanmıştır.[76]<br />
II. Abdülhamid Han, hatıratında diyor ki: “Hilafetin elimde olması İngilizleri hep tedirgin etti. Blund adlı bir İngiliz ile Efgani adlı bir maskaranın el birliği ile İngiliz hariciyesinde hazırladıkları bir plan elime geçti. Efgani’yi yakından tanırdım. Tehlikeli bir adamdı. Bana bir ara Mehdilik iddiasıyla bütün Orta Asya müslümanlarını ayaklandırmayı teklif etmişti. Derhal reddettim. Bu sefer Blund ile işbirliği yaptı. Kendisini İstanbul’a çağırttım. Bir daha İstanbul’dan çıkmasına izin vermedim.”[77]</p>
<p>Efgani, Mısır&#8217;da Şeyh Muhammed Abduh&#8217;u[78] (ki o da bir mason idi &#8211; e.k.), şimal Türkleri arasında da Ziyaeddin bin Fahreddin&#8217;i yetiştirmiştir.[79]</p>
<p>…</p>
<p>“Osmanlı İmparatorluğu’nun son yüz yılı içerisinde bazı tekkeler ile istihbarat örgütleri iç içe olmuştur. Bu tekkelerin bir kısmı Osmanlı İmparatorluğu’nun tüm yeniliklerine karşı çıkarak İmparatorluğu zayıf düşürmüş ve çöküşü hızlandırmıştır. Tekkelerin, İmparatorluğun çöküşünü hızlandıran bir başka etkileri de Osmanlı’ya karşı bağımsızlık mücadelesine giren halkı tahrik etmeleri olmuştur.”[80]</p>
<p>Bu dönemlerde dünyanın süper gücü İngiltere idi. İngiliz istihbaratı o dönemde tarikatlara büyük önem vermiş ve Osmanlı sınırları dahilindeki tekkelere sirayet ederek kullanmıştır. Çünkü tarikatlerdeki hiyerarşik yapı yeryüzündeki en disiplinli yapılardır. Şeyh ne derse tüm tekke mensupları şeyhin dediğini sorgulamadan itaat eder. Böyle bir yapıya devletlerin ve o devletler üzerine hesapları olan örgütlerin kayıtsız kalmaları elbetteki mümkün değildir.[81]</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Yahudiler ve masonlar Osmanlı’da, ekonomiden politikaya ve eğitime kadar birçok alanda etkin olmalarının yanısıra sünni ve alevi tarikatlarının içine de sızmışlardı.</p>
<p>“Özellikle Mevlevi, Melami ve Bektaşi tekkelerinde 19. yy.dan itibaren Sabataycıların şeyh, mürşid, dede, dedebaba gibi en üst makamlara kadar ulaştıklarını görüyoruz. Sabatay Sevi müslüman olduktan sonra bağlılarına ‘müslümanların görünürdeki adet ve geleneklerine riayet etmelerini’ öğütlemiştir. Bu da onların kendilerini en rahat ifade edebilecekleri çeşitli tarikatların dergah, hanekah, tekke ve zaviye gibi mekanlarına rağbet etmelerine yol açmıştır. Merkezi Selanik olan bu cemaatin Selanik’te özellikle Mevlevi ve Bektasi dergahlarında yoğunlaştıklarını görüyoruz. (…) Ilgaz Zorlu, Sabataycı cemaatlerin İslam mutasavvıflarıyla ilişkilerinin özellikle İstanbul, İzmir ve Selanik’te yoğunlaştığını belirtiyor.[82] İstanbul da Yenikapı Mevlevihanesi, Kasımpaşa Mevlevihanesi, Aziz Mahmud Hüdai’nin Üsküdar’daki dergahı Sabataycıların etkin olduğu dergahlar olarak dikkat çekmektedir. Yahudi mistizmi olarak tanımlanan Kabbala öğretisine dayanan Sabataycı yorum, İslamın gevşek mistik yorumu olarak Mevlevilik, Bektaşilik ve Melamilik ile paralellikler arz eder ve ortak buluşma noktaları bulur. Sabataycı asıllı Yunan yazar Starolakis, “Salonika, Jews and Dervishes” isimli kitabında Yahudi-Sabataycı kökenden olup Selanikteki dergahlarda etkili olan ve hatta bir kısmının uzantıları İstanbul’a kadar gelen dönme şeyhlerden bahsediyor. Bunlardan biri de müflis işadami Halil Bezmen’in dedesi Esad Efendi’dir. Esad Efendi 1920’lerde Kasımpaşa Mevlevihanesi’nin şeyhidir. Ankara Bektaşi Dergahı’nın şu andaki Dedebabası yani şeyhi de Sabataycıdır. Yine Dedebabalardan Bedri Noyan da Yahudi dönmesidir (Tv program yapımcı ve sunucu Engin Noyan’ın ağabeyidir).”[83]</p>
<p>…</p>
<p>“II. Meşrutiyet sonrası dönemde özellikle Bektaşî tarikatı mensupları, Halifelik konusunda &#8220;Şiîlerin imamlık ilkesine daha yakın olmaları&#8221; ve Tanzimat öncesi yaşadıkları bazı olaylar sebebiyle İttihat ve Terakki hareketine destek vermişlerdir. Zaten bazı Jön Türkler Bektaşî, bazıları da (Talât Paşa, Rıza Tevfik, Şeyhülislâm Musa Kâzım Efendi gibi) hem Bektaşî, hem de masondu.”[84]</p>
<p>…</p>
<p>Dikkat çeken diğer bir ocak da Üsküdar’daki Özbekler Tekkesidir. Bu Tekke Nakşibendiliğin Halidî kolundan&#8230; Eskiden beri çift taraflı istihbarat ilişkilerinin içinde olduğu iddia edilmektedir.</p>
<p>“Buhara&#8217;da doğarak 1847&#8242;de İstanbul&#8217;a gelen ve Özbekler Tekkesi&#8217;ne Şeyhi olan Türkçülerin pek değer verdikleri ve öncülerden saydıkları Süleyman Efendi 1877&#8242;de bir heyetle Macaristan&#8217;a gitmiş ve 1882&#8242;de meşhur Çağatay Lûgatı&#8217;nı neşretmiştir. İçinde 8 bin kadar kelime bulunan sözlük, Nevâî, Ahmet Yesevî ve Munis&#8217;in şiirlerinden seçilen örneklerle süslenmiştir. Şeyh Süleyman Efendi Çağatay Türkçesi ve Osmanlı Türkçesinin bir büyük dilin iki kolu olduğunu ve birliğini belirtmiştir.”[85]</p>
<p>“Özbekler tekkesinin ilginç girift ilişkileri vardı. İngiliz belgelerine göre Özbekler Tekkesi postnişini Şeyh Süleyman Efendi (1821-1890), konuk olarak dergaha gelen kişilerden topladığı istihbaratı, ingiliz büyükelcisi Henry Layard’a para karşilığı veriyordu ( Tarih ve Toplum Dergisi Nisan 1992 s.12-16)”[86] Nitekim araştırmacı Azmi Özcan da konuyla ilgili olarak arşiv belgelerine dayanarak yaptığı çalışmada Süleyman Efendi’nin ajanlığını açıkça ifade etmektedir.[87]</p>
<p>Öte yandan Süleyman Efendi’nin Yahudi kökenli Macar Osman Paşa ailesi ile yakın ilişkide olduğu, aynı aileyle İngiliz ajanı Yahudi Vambery’nin de içli dışlı olduğu, Osman Paşa’nın kızı şaire Nigar Hanım’ın hatıralarında dile getiriliyor. Bu bağlantılar da ayrıca incelemeye değerdir.</p>
<p>“Özbekler Tekkesi’nin görünümü Milli Mücadele yıllarında da karışıktır. Tekke, Kurtuluş Savaşı&#8217;nda İstanbul&#8217;dan Anadolu&#8217;ya sandıklarla silah ve cephane sevkiyatının yapıldığı tekkedir. Milli Mücadele&#8217;ye katılmak için Anadolu&#8217;ya geçeceklerin buluşma ve dağıtım noktası, Anadolu ile İstanbul arasında bir haberleşme merkezi idi.(…) Tekkenin son şeyhi Ata Efendi bir Sabataycı, yani dönme idi. Ata Efendi Kuva-yı Milliye hareketine destek vermiş; Amerikan mandacısı Karakol Cemiyeti&#8217;ne üye olarak İstanbul&#8217;dan Anadolu&#8217;ya silah kaçırılmasında, gönüllülerin Anadolu&#8217;ya kaçmasında tekkenin önemli bir rol üstlenmesini sağlamıştı.” [88]</p>
<p>“Tekke, işgal yıllarında tam bir materyalist (mistisizimden uzak) yapılanma içerisinde faaliyet gösteriyordu. Tekkenin en önemli müdavimleri arasında İngilizler de vardı. Rivayet odur ki, tekke, para karşılığı İngilizler’e istihbarat da servis etmişdir.”[89]</p>
<p>Zaten geçmişinde böyle bir sabıkası vardır Özbekler Tekkesinin.</p>
<p>“Özbekler’e yolu düşmemiş Millî Mücadele kahramanı yok gibi.”[90] Anlatılanlara göre Tekke’nin Mustafa Kemal’in Samsun’a gidişinde de büyük etkisi vardır.”[91]</p>
<p>“Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Samsun&#8217;a gitmesine izin veren İngiliz belgesinin altında 1919&#8242;da İstanbul&#8217;a gelen, başta Özbekler Tekkesi olmak üzere bazı dergahlarla –güya- tasavvuf düşüncesini öğrenmek için ilişki kuran John Godolphin Bennett&#8217;in imzası vardı. Yıllar sonra İstanbul&#8217;a dönen Bennett ilk olarak yine Özbekler Tekkesi&#8217;ni ziyaret etti.</p>
<p>Ne anlama geliyor bu?</p>
<p>Hani Mustafa Kemal gizlice Samsun&#8217;a gitmişti!</p>
<p>Kurtuluş Savaşı&#8217;nı destekleyen Amerikancı Karakol Cemiyeti de burada; İngiliz istihbaratçılar da&#8230; Biz Kurtuluş Savaşı&#8217;nı İngilizlere karşı vermemiş mi idik? Vahdettin, Mustafa Kemal&#8217;i İngilizlere karşı vatan müdafaası için Samsun&#8217;a göndermiyor mu idi? Bu İngiliz kaşesi de ne oluyor?”[92]</p>
<p>Görüldüğü gibi durum epeyce karışık.</p>
<p>Ancak Ata Efendi’nin 33. dereceden bir mason olduğunu, tekkeyle ilişki kuranların da neredeyse tamamının mason olduğunu söylersek her şey bir anlam kazanır.</p>
<p>“Bir şeyhin, masonluk gibi uluslararası karanlık bir yapılanma içerisinde yer alması çok ilginç değil mi!</p>
<p>Daha da enteresanı Aytunç Altındal’ın, dünyanın en eski ve tehlikeli yeraltı cemiyeti İlluminati üyeleri arasında ismini teşhis edip ifşa ettiği 3-5 kişiden birinin de ilginçtir ki Özbek Tekkesi Şeyhi Ata Efendi olmasıdır.”[93]</p>
<p>…</p>
<p>Bir prototip olması itibarıyla Özbekler Tekkesi’nin izini sürmeye devam edelim…</p>
<p>Şeyh Ata Efendi’nin kardeşi Münir Ertegün’dür. Anneleri Şeyh İbrahim Edhem Efendi&#8217;nin kızı Ayşe Hamide hanımdır.[94]</p>
<p>“Münir Ertegün İstanbul Hükümeti tarafından Ankara Hükümeti&#8217;yle görüşmeler yapması için Anadolu&#8217;ya gönderilen Ahmet İzzet Paşa heyetinde görevliydi.”[95] “Ve daha sonra Ankara&#8217;da kalmış, ardından Lozan Konferansı&#8217;na katılan Türk delegasyonunda hukuk danışmanı olmuş, ardından da ABD&#8217;de 11 yıl Türkiye&#8217;nin büyükelçilik görevlerinde bulunmuştur.”[96]</p>
<p>“Dünya Savaşı ile başlayan Türkiye-ABD yakınlaşmasının mimarı olarak kabul edilen Münir Ertegün, ABD Başkanlarından Franklin Rooseveld ve Truman’la ailece görüşecek kadar yakın bir ilişki içerisindedir.”[97]</p>
<p>Washington&#8217;da 1944 yılında ölen Münir Ertegün&#8217;ün kemikleri 1946&#8242;da, ünlü Missouri Zırhlısı ile İstanbul&#8217;a getirilerek Özbekler Tekkesi&#8217;nde dedesi Şeyh İbrahim Edhem Efendi’nin bulunduğu kabristana defnedilmiştir.[98]</p>
<p>“1972&#8242;de İstanbul&#8217;da vefat eden Münir Ertegün&#8217;ün eşi Hayrünnisa Hanım ile 1989&#8242;da New York&#8217;ta vefat eden oğlu Nasuhi Ertegün de bu tekkedeki mezarlığa defnedildi.”[99]</p>
<p>Münir Bey’in diğer oğlu ABD’de yaşayan ve birkaç yıl önce ölen ünlü müzik adamı, 500. Yıl Vakfı’nın kurucusu[100], üst düzey mason Ahmet Ertegün de Özbekler Tekkesi’nde toprağa verilmiştir.[101] “Ahmet Ertegün&#8217;ün eşi Macar göçmeni bir Yahudi ailesinin kızı Mika Ertegün[102] olduğunu belirtmemiz de açıklayıcı olacaktır.</p>
<p>Özbekler Tekkesi “Kurtuluş Savaşı&#8217;ndaki katkılarından ötürü” 1925&#8242;te çıkan Tekke ve Zaviyeler Kanunu&#8217;ndan etkilenmedi. Vakıflar Genel Müdürlüğü&#8217;ne bağlanarak 1994&#8242;te restore ettirilen ve sonrasında açılışı Henry Kissinger tarafından yapılan tekke halen &#8220;Münir Ertegün Vakfı&#8221; ismiyle bir kültür merkezi olarak faaliyetlerini sürdürüyor. Vakıf Ahmet Ertegün’ün kızkardeşi Selma Göksel tarafından yönetiliyor.[103]</p>
<p>(Ek bilgi olarak bugüne kadar sayısız başarılı reklama imza atan Ali Taran’ın da Ata Efendi’nin torunlarından olduğunu ekleyelim. Ata Efendi, Taran’ın anne tarafından dedesidir).[104]</p>
<p>…</p>
<p>Bu kısa flash backten sonra Osmanlı’nın son dönemindeki tabloyu kısaca özetleyelim:</p>
<p>- Devletin tüm kadroları masonların kontrolündedir,</p>
<p>- Ordu ve iletişim masonların kontrolündedir,</p>
<p>- Bir Yahudi enjeksiyonu olan hakim ideoloji Türkçülük masonların kontrolündedir,</p>
<p>- Dini otorite (şeyhülislamlık) masonların kontrolündedir.</p>
<p>…</p>
<p>GELECEK BÖLÜM: MİLLİ MÜCADELEYE DOĞRU</p>
<p>[1] Douglas Reed, Milletlerin Aldatılması, Kayıhan Yayınları, sf. 46</p>
<p>[2] Douglas Reed, Milletlerin Aldatılması, Kayıhan Yayınları, sf. 51- 52</p>
<p>[3] Trial and Error: The Autobiography of Chaim Weizmann, Chaim Weizmann, sf. 49</p>
<p>[4] Anti-Network Rothschild: Soros’un Ağababası, Fabrika Dergisi, Temmuz 2005</p>
<p>[5] Documents and readings in the History of Europe since 1918, Walter C. Langsam, sf. 377</p>
<p>[6] Ayşe Hür, 90 Yıldır Kanayan Yara:Filistin(2),Taraf, 07.01.2009</p>
<p>[7] Kadir Mısıroğlu, Geçmişi ve Geleceğiyle Hilafet, Sebil Yayınları, İstanbul-1993,sh:190</p>
<p>[8] Ayşe Hür, 90 Yıldır Kanayan Yara:Filistin(2),Taraf, 07.01.2009</p>
<p>[9] Prof.Dr. Ekrem Buğra Ekinci, Saultan Hamid’in Tahtına Mal Olan Filistin, Türkiye, 19/08/2009</p>
<p>[10] Mayer Amschel Rothschild maddesi, tr.wikipedia.org</p>
<p>[11] Filistin (Siyonizm ve Osmanlı),dallog.net</p>
<p>[12] Türkiye’de Yahudi Lobiciliği, vahdet.com</p>
<p>[13] Kerem Dağlı, Milliyetçilik, Irkçılık ve “Türklük” Kavramı Marksist Tutum dergisi, no: 35, Şubat 2008</p>
<p>[14] Pierre Loti, Aziyade, s. 111’den nakleden Doç.Dr. Galip Baldıran, Pierre Loti&#8217;nin Aziyade&#8217;sinde Osmanlı Başkentine Tarihsel Bir Bakış, Hacettepe Omversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi Cilt: 17, Sayı:1, Sh:23.</p>
<p>[15] Sacit Kutlu, İkinci Meşrutiyet Dönemi&#8217;nin Düşünce Akımları,OB müze.com</p>
<p>[16] Prof.Dr. Rıza Filizok,Mmillî Edebiyat Dönemini Hazırlayan Tarihî ve Kültürel Olgulara Genel Bir Bakış, www.ege-edebiyat.org</p>
<p>[17] Batı İdeolojisi, Irkçılık ve Ulusal Kimlik Sorunumuz,www.genbilim.com</p>
<p>[18] Sacit Kutlu, İkinci Meşrutiyet Dönemi&#8217;nin Düşünce Akımları,OB müze.com</p>
<p>[19] Batı İdeolojisi, Irkçılık ve Ulusal Kimlik Sorunumuz,www.genbilim.com</p>
<p>[20] Batı İdeolojisi, Irkçılık ve Ulusal Kimlik Sorunumuz,www.genbilim.com</p>
<p>[21] Batı İdeolojisi, Irkçılık ve Ulusal Kimlik Sorunumuz,www.genbilim.com</p>
<p>[22]Batı İdeolojisi, Irkçılık ve Ulusal Kimlik Sorunumuz,www.genbilim.com</p>
<p>[23] Batı İdeolojisi, Irkçılık ve Ulusal Kimlik Sorunumuz,www.genbilim.com</p>
<p>[24] Cemil Meriç, Cemil Meriç ile söyleşi Cogito, sayı: 32, 2002.</p>
<p>[25] Cemil Meriç, Cemil Meriç ile söyleşi Cogito, sayı: 32, 2002.</p>
<p>[26] Prof. Dr Orhan Türkdoğan, “Biz kimiz?” Gerçeğine Sosyolojik Bir Bakış, 2023 Aylık Dergi,Temmuz 2005</p>
<p>[27] Prof.Dr. Rıza Filizok,Millî Edebiyat Dönemini Hazırlayan Tarihî ve Kültürel Olgulara Genel Bir Bakış, www.ege-edebiyat.org</p>
<p>[28] Orhan Gökdemir,Türkçülüğün Kökenleri ya da Milli Türkçülüğe Giriş, Fabrika, Aralık 2005, sh: 6 v.d.</p>
<p>[29] Orhan Gökdemir,Türkçülüğün Kökenleri ya da Milli Türkçülüğe Giriş, Fabrika, Aralık 2005, sh:15</p>
<p>[30] Berkes, Niyazi. Türkiye’de Çağdaşlaşma. Doğu-Batı Y. İstanbul. Sh. 279</p>
<p>[31] Orhan Gökdemir,Türkçülüğün Kökenleri ya da Milli Türkçülüğe Giriş, Fabrika, Aralık 2005, sh:7</p>
<p>[32] Orhan Gökdemir,Türkçülüğün Kökenleri ya da Milli Türkçülüğe Giriş, Fabrika, Aralık 2005, sh:9</p>
<p>[33] Akçura, Yusuf. Türkçülüğün Tarihi. Kaynak Y. İstanbul 1988. s.41.</p>
<p>[34] Orhan Gökdemir,Türkçülüğün Kökenleri ya da Milli Türkçülüğe Giriş, Fabrika, Aralık 2005, sh:8-9</p>
<p>[35] Basalel, Yusuf. Yahudi Tarihi. İstanbul 2000. s.84.</p>
<p>[36] Orhan Gökdemir,Türkçülüğün Kökenleri ya da Milli Türkçülüğe Giriş, Fabrika, Aralık 2005, sh:8</p>
<p>[37] Orhan Gökdemir,Türkçülüğün Kökenleri ya da Milli Türkçülüğe Giriş, Fabrika, Aralık 2005, sh:9</p>
<p>[38] Orhan Gökdemir,Türkçülüğün Kökenleri ya da Milli Türkçülüğe Giriş, Fabrika, Aralık 2005, sh:9</p>
<p>[39] Türkçülük,www.wikipedia.org</p>
<p>[40] Prof. Dr. Rıza Filizon, Millî Edebiyat Dönemini Hazırlayan Tarihî ve Kültürel Olgulara Genel Bir Bakış, www.ege-edebiyat.org</p>
<p>[41] Derya Güneyli, Türk Milliyetçiliği, Sosyalist Barikat, Nisan 2000, Sayı:5</p>
<p>[42] www.tr.wikipedia.org</p>
<p>[43] Fuat Uçar, Türkçülüğün Manifestosu, Osmanlıcılık-İslamcılık-Türkçülük, Fark Yayınları-2008</p>
<p>[44] M.A. Ağaoğulları, &#8220;Geçiş Sürecinde Türkiye&#8221; S. 193’den nakleden Derya Güneyli, Türk Milliyetçiliği, Sosyalist Barikat, Nisan 2000, Sayı:5</p>
<p>[45] Derya Güneyli, Türk Milliyetçiliği, Sosyalist Barikat, Nisan 2000, Sayı:5</p>
<p>[46] Gencay Saylan, “Milliyetçilik deolojisi ve Türk Milliyetçiligi”, Cumhuriyet Dönemi Türkiye</p>
<p>Ansiklopedisi, C. VII, stanbul, letisim Yayınları, 1983, s.1948.</p>
<p>[47] Sacit Kutlu, İkinci Meşrutiyet Dönemi&#8217;nin Düşünce Akımları,OB müze.com</p>
<p>[48] Kerem Dağlı, Milliyetçilik, Irkçılık ve “Türklük” Kavramı Marksist Tutum dergisi, no: 35, Şubat 2008</p>
<p>[49] Cemil Meriç, Cemil Meriç ile söyleşi Cogito, sayı: 32, 2002.</p>
<p>[50] Türkçülük,www.wikipedia.org</p>
<p>[51] Turancılık,www.wikipedia.org</p>
<p>[52] Turancılık,www.wikipedia.org</p>
<p>[53] Derya Güneyli, Türk Milliyetçiliği, Sosyalist Barikat, Nisan 2000, Sayı:5</p>
<p>[54] Turancılık,www.wikipedia.org</p>
<p>[55] Derya Güneyli, Türk Milliyetçiliği, Sosyalist Barikat, Nisan 2000, Sayı:5</p>
<p>[56] Turancılık,www.wikipedia.org</p>
<p>[57] Derya Güneyli, Türk Milliyetçiliği, Sosyalist Barikat, Nisan 2000, Sayı:5</p>
<p>[58] Turancılık,www.wikipedia.org</p>
<p>[59] Sacit Kutlu, İkinci Meşrutiyet Dönemi&#8217;nin Düşünce Akımları,OB müze.com</p>
<p>[60] Orhan GÖKDEMİR, Türkçülüğün Kökenleri ya da Milli Türkçülüğe Giriş,Fabrika Dergisi, Aralık 2005</p>
<p>[61] Turancılık,www.wikipedia.org</p>
<p>[62] Derya Güneyli, Türk Milliyetçiliği, Sosyalist Barikat, Nisan 2000, Sayı:5</p>
<p>[63] Orhan Gökdemir,Türkçülüğün Kökenleri ya da Milli Türkçülüğe Giriş, Fabrika, Aralık 2005, sh:12</p>
<p>[64] Derya Güneyli, Türk Milliyetçiliği, Sosyalist Barikat, Nisan 2000, Sayı:5</p>
<p>[65] Alman Yahudisi Alexandre Helpland Parvus Rusya’da 1905 Devrimi başarısız olunca, 1910 yılında Türkiye’ye gelip hem İttihat ve Terakki’ye, hem de Türkçü akıma desteğini sunar. Rus muhalif çevreleri ile ilişkisinin sadece bir devrim hizmeti olmadığı Parvus’un bu operasyonunardından birdenbire zengin olmasından bellidir. Bu büyük hizmeti karşılığında Almanya’dan Türkiye’de vagon ticareti, Avrupa’da kömür ve çelik işleri tekeli alıyor. Büyük servet ediniyor. Almanya-Rusya ve Türkiye arasında dolaşan bu adam, başlangıçta Rus devrimci hareketinin önde gelen simalarından biri. Iskra’nın ve Arbaiter Zeitung’un başyazarı. Weimar, Cumhurbaşkanı Ebert’in akıl hocası. Parvus’un bir de Fransızca olarak yayınlanan Jeune Turc adlı bir derginin yazarı olduğunu öğreniyoruz.</p>
<p>Türkçü Celal Nuri (dönme, mason) ve Ahmet Ağaoğlu(dönme,mason) bu derginin yazarları arasındadır ve kaynaklarda gazetenin sahibinin Sami Hirtzberg veya Günzberg adlı bir Musevi olduğu not edilmektedir. Bir başka kaynak ise Le Jeune Turc’un, İbranice Ha-Mevaser ile birlikte siyonistler tarafından yayınlandığını haber vermektedir.</p>
<p>Troçki’nin deyişiyle “daima garip ve kararsız bir hal” sergileyen bu adam, Alman Ordusu ile de gizli kapaklı işler çeviriyordu. Payının ne kadar olduğunu bilemiyoruz; Rus rejimi bir ihtilalle yıkıldı ve Osmanlı’da iktidar değişimi sağlandı. İki ülkenin kaderi de Yahudi siyasetinin öngörüsü doğrultusunda gelişti. Rusya’dan üçüncü Aliya dalgası başladığında, Filistin artık Osmanlıların değildi.</p>
<p>[66] Derya Güneyli, Türk Milliyetçiliği, Sosyalist Barikat, Nisan 2000, Sayı:5</p>
<p>[67] Derya Güneyli, Türk Milliyetçiliği, Sosyalist Barikat, Nisan 2000, Sayı:5</p>
<p>[68] İran Esedâbâd doğumlu Cemaleddin Efganî, İngiliz belgelerine göre “tanrıya inanma” şartı koşan İskoç Mason Locası’na üye iken, buradan “tanrısızlık” ithamıyla kovulmuş, o da “tanrı tanımazlık”ın makbul sayıldığı Fransız Grand Orient Locası’na reis olmuştur. Efgani, aynı zamanda Kahire Mason locasını kurdu ve oranın reisi oldu&#8230; (Muhammed Reşad, Cemaleddin Efgani Hakkında Makaleler, İstanbul 1996, s. 21)</p>
<p>Ahmet Davudoğlu “Din Tahripçileri” adlı kitabında onun için şöyle yazmaktadır: “1355 numara ile Şarkın Yıldızı Locası’na kayıtlı bir mason olan, İslâm’a duyduğu güvensizliği açığa vurmaktan çekinmeyen ve Peygamberlik sanatlardan bir sanattır diyen Efgani, bir ilim adamı değil, siyasetle uğraşan bir nankördür. Fesatçılığı sezilince ulema tarafından İstanbul’dan kovulmuş, Mısır’a kaçmıştır.”</p>
<p>[69] Prof. Dr. Rıza Filizok, Millî Edebiyat Dönemini Hazırlayan Tarihî ve Kültürel Olgulara Genel Bir Bakış, ege-edebiyat.org, sh:3</p>
<p>[70] ansiklopedi.turkcebilgi.com/Cemaleddin_Efgani</p>
<p>[71] Cemaleddin Efgani, www.dinimizislam.com</p>
<p>[72] ansiklopedi.turkcebilgi.com/Cemaleddin_Efgani</p>
<p>[73] Cemaleddin Efgani, www.dinimizislam.com</p>
<p>[74] Cemaleddin Efgani, www.dinimizislam.com</p>
<p>[75] ansiklopedi.turkcebilgi.com/Cemaleddin_Efgani</p>
<p>[76] Mimar Sinan dergisi, sayı: 127, Mart 2003</p>
<p>[77] Bkz. Abdulhamid Han, Sultan Abdulhamidin Hatıra Defteri (Haz. İsmet Bozdağ), İstanbul 1986 (8. Baskı), Pınar Yay. S. 73</p>
<p>[78] Efgani’nin talebesi olan Muhammed Abduh Mısır doğumlu. Abduh gibilerinin kimler tarafından destek gördüğüne dair zamanında İngiltere’nin Mısır sömürge valisi Lord Cromer’in söylediği şu söz ibretliktir: “Kuşkusuz İslâmî reformist hareketin geleceği Şeyh Muhammed Abduh’un çizdiği yolda ümit vaad ediyor. Ve o yolun yolcuları Avrupa’nın her türlü yardım ve teşviklerine lâyıktırlar”. Abduh, Osmanlı’ya karşı Urabi veya A’rabi Paşa isyanında elebaşı ve fetvacıbaşı rolü de üstlenerek Mısır’ın İngiliz birlikleri tarafından 1882 yılında işgal edilmesine ciddi katkılar sağladı. Efganî’nin reisliğini yaptığı Kahire Mason Locası üyeleri, İngilizlerle işbirliği hâlinde faâliyette bulunuyordu. Bu yüzden Abduh’a üç yıllık sürgün cezası verildi.</p>
<p>[79] Prof. Dr. Rıza Filizon, Millî Edebiyat Dönemini Hazırlayan Tarihî ve Kültürel Olgulara Genel Bir Bakış, www.ege-edebiyat.org</p>
<p>[80] Mustafa Özdemir, Tarikat Örgüt İlişkileri, www.muvazene.com</p>
<p>[81] Mustafa Özdemir, Tarikat Örgüt İlişkileri, www.muvazene.com</p>
<p>[82] Ilgaz Zorlu, Evet, Ben Selanikliyim, S.40-41</p>
<p>[83] Gültekin Zoroğlu, Türkiyedeki Yahudiler ve Sabataycılar, Hicran Dergisi, www.hicrandergisi.com/Version6/content/view/65/62/</p>
<p>[84] RAMSAUR (l942), Ernest Edmonson. &#8220;The Bektashi Dervishes and The Young Turks&#8221;, Moslem World, c. XXXII, Ocak l942, s. 7-l4. den nakleden www.turkleronline.com</p>
<p>[85] Geçmişten Günümüze Türk Milliyetçiliğinin Tarihi Gelişim Süreci, www.y-tm.com</p>
<p>[86] Soner Yalçın, Efendi 2, s:49</p>
<p>[87] Azmi Özcan, “Özbekler Tekkesi Postnişini &#8220;, Tarih ve Toplum, no. 100, Nisan 1992.</p>
<p>[88] Abdurrahman Dilipak, Özbekler Tekkesi’nin Sırrı, Vakit Gazetesi, 22/12/2006</p>
<p>[89] Mustafa Özdemir, Tarikat Örgüt İlişkileri, www.muvazene.com</p>
<p>[90] Mustafa Özdemir, Tarikat Örgüt İlişkileri, www.muvazene.com</p>
<p>[91] Abdurrahman Dilipak, Özbekler Tekkesi’nin Sırrı, Vakit Gazetesi, 22/12/2006</p>
<p>[92] Abdurrahman Dilipak, Özbekler Tekkesi’nin Sırrı, Vakit Gazetesi, 22/12/2006</p>
<p>[93] Mustafa Özdemir, Tarikat Örgüt İlişkileri, www.muvazene.com</p>
<p>[94] Soner Yalçın, Efendi 2, İstanbul-2006</p>
<p>[95] Oray Yeğin, Ahmet Ertegün Ne kadara Türk’tü, Akşam, 12.03.2009</p>
<p>[96] Abdurrahman Dilipak, Özbekler Tekkesi’nin Sırrı, Vakit Gazetesi, 22/12/2006</p>
<p>[97] Mustafa Özdemir, Tarikat Örgüt İlişkileri, www.muvazene.com</p>
<p>[98] Ehmet Akif Ak,Bir Başka Ertegün Portresi, Yeni Şafak, 07.01.2007</p>
<p>[99] Erdal Şafak, Ahmet Bey ve Babası, Sabah, 09.07.2006</p>
<p>[100] Kardeşinin külleriyle aynı mezara kondu!, yenicağ gazetesi,29.12.2006</p>
<p>[101] Zaman,19.12.2006</p>
<p>[102] Soner Yalçın, Efendi 2, İstanbul-2006</p>
<p>[103] Abdurrahman Dilipak, Özbekler Tekkesi’nin Sırrı, Vakit Gazetesi, 22/12/2006</p>
<p>[104] Soner Yalçın, Efendi 2, İstanbul-2006</p>
<div><strong><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">MİLLİ MÜCADELE’YE DOĞRU… </span></strong></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">30 Ekim 1918 tarihli Mondros Ateşkes Andlaşması, Osmanlı açısından son derece ağır bir yenilginin kâğıt üzerinde resmileştirilmesi demekti.</span></div>
<p>“Bu andlaşmayı, <strong>Mustafa Kemal Paşa</strong>’nın, Sadrazam <strong>Tevfik Paşa</strong>’ya çektiği meşhur “Bahçe Telgrafı”yla,<strong> “Muhakkak bu insanı Bahriye Nazırı yapın” </strong>diye  tavsiye ettiği  “<strong>Rauf Orbay</strong>” (mason e.k.) imzalamıştır; ki padişah <strong>Mehmet Vahidettin</strong> <strong>Han’</strong>ın<strong> </strong><em>“Aksi ve sert maddelerle karşılaşırsan asla imzalama ve derhal geri dön”</em> diye telkin ve ihtarda bulunmasına rağmen… Şimdi bazı çehreler ve çevreler bu andlaşmadan dolayı memleketin parçalanmasının faturasını bu zavallı padişahın omuzlarına yüklüyor. Halbuki ülkenin parçalanmasına sebep olan bu andlaşmayı imzalayan <span style="font-family:Tahoma;"><strong>Rauf Orbay</strong> ilerleyen zamanlarda Meclis Başkanı ve hatta Başbakan olacaktır… Bu da tarihin bir cilvesi”</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn1"><span style="font-size:x-small;">[1]</span></a> olsa gerek…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mondros Andlaşmasıyla birlikte “yenilmiş Osmanlı ordusu büyük ölçüde silahsızlandırılarak tasfiye edildi. İstanbul, İngiliz emperyalistleri tarafından 13 Kasım 1918’de fiilen işgal altına alındı. Ayrıca emperyalist güçler, Yunanlıların Batı Anadolu Bölgesi&#8217;nde nereleri işgal edeceklerini içeren haritalar çizmiş, Yunanlılar da işgal hazırlıklarına başlamışlardı. Fransızlar ve İtalyanlar da işgal hazırlığındaydı.</p>
<p>Tüm bu gelişmeler karşısında, İstanbul Hükümeti emperyalist güçlerin ardı arkası kesilmeyen isteklerine, dayatmalarına boyun eğmekten başka çıkar bir yol bulamıyordu.</p>
<p>Gelişmeler karşısındaki tepki, Anadolu&#8217;da halktan ve halkın tepkilerine sahiplenen halk önderlerinden gelenlerden ibaretti. Ege&#8217;de <strong>Ethem Bey, Demirci Efe, Yörük Ali</strong>; Çukurova&#8217;da ise <strong>Salih Bey</strong>&#8216;in faaliyetleri örnek olarak verilebilir.(…)</p>
<p><strong>Ethem bey</strong>, Milli Micadeleye katılımını hatıralarında şöyle aktarıyor:</p>
<p><em>“Umumi Harbin neticesi olarak en ağır şartlarda Mondros Mütarekesi kabul ettirilmesine rağmen, galip devletler, mütareke hükümlerini bozmaya başlayınca, İzmir&#8217;de teşekkül eden gizli cemiyetin kararı ile ben ilk isyan bayrağını tam 2,5 yıl önce açmıştım.” </em></p>
<p>Ethem Bey, bu sözleri 1921 yılının ilk ayında söylediğine göre, 2,5 yıl önce derken kastettiği zaman 1918 yılının 2. yarısıdır. Gizli Cemiyet ise Teşkilat-ı Mahsusa olmalıdır.”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn2"><span style="font-size:x-small;">[2]</span></a></p>
<p>..</p>
<p><strong>Mustafa Kemal</strong>, 7. Ordu Komutanı iken<strong> </strong>1917 yılının son günleriyle 1918 Ocak ayının ilk günlerini kapsar şekilde Veliaht <strong>Vahdettin</strong>&#8216;le birlikte Almanya&#8217;ya gitmiş ve İttihatçı fikirlerini saklayarak kendisiyle yakınlık tesis etmişti. Bu yakınlıktır ki sonraki günlerde kendisine üst görevler verilmesini sağlamıştır. Filistin bozgunundan sonra Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı&#8217;na getirilen <strong>Mustafa Kemal</strong> daha sonra “bu ordunun kaldırılması üzerine İstanbul’un işgal edildiği 13 Kasım 1918&#8242;de İstanbul&#8217;a gelip Harbiye Nezareti’nde (Bakanlığında) göreve başlamıştı.”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn3"><span style="font-size:x-small;">[3]</span></a></p>
<p>Bugün hiç bahsedilmez ama Mustafa Kemal’in o günlerdeki fikirleri çok farklıdır. <strong>Mustafa Kemal</strong>, 13 Kasım 1918 gününden itibaren &#8211; İngiliz işgal  kuvvetleri Kumandanı <strong>General Harrington</strong>’un  da içinden çıkmadığı- Pera Palas&#8217;ta ikamete başlar. <a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn4"><span style="font-size:x-small;">[4]</span></a></p>
<p>Bu dönemde <strong>Mustafa Kemal</strong>,” İngilizlerin Daily Mail Gazetesi&#8217;nin muhabiri <strong>G. Ward Price</strong>&#8216;ı aracı yaparak <strong>General Harrington</strong>&#8216;la görüşmek ister. <strong>Price</strong>, Pera Palas&#8217;ta yaptığı görüşmeyi hatıralarında , <em>&#8220;<strong>Mustafa Kemal</strong>, “yapmak istediği bir teklif için Britanya resmi makamlarıyla nasıl temas edeceğini&#8221; bildirmemi rica etti.”</em> diyor ve <strong>Mustafa Kemal</strong>’in ağzından şunları aktarıyor:  <em>&#8220;Bu harpte yanlış cephede savaştık,  eski dostumuz Britanyalılarla asla kavga etmek istemezdik&#8230; Biliyoruz, partiyi kaybettik&#8230; Anadolu&#8217;nun Müttefik Devletler tarafından işgal edileceğini tamamen biliyordum&#8230; Bu topraklar üzerindeki bir Britanya idaresinden o kadar hoşnutsuzluk gösterilmemesi gerektir.&#8221;<strong><br />
</strong></em>Anadolu&#8217;da İngiliz idaresinden o kadar da rahatsızlık duyulmaması gerektiğini söyledikten sonra Mustafa Kemal, bu topraklar üzerindeki İngiliz idaresinde bir vali olarak çalışmaya hazır olduğunu gazeteci aracılığıyla işgalci yetkililere şöyle iletiyor:<strong> </strong><em>&#8220;Eğer İngilizler Anadolu için sorumluluk kabul edecek olurlarsa Britanya, idaresinde bulunan tecrübeli Türk valileri ile işbirliği halinde çalışmak ihtiyacını duyacaklardır. Böyle bir selahiyet dâhilinde hizmetlerimi arzedebileceğim münasip bir yerin mevcut olup olmayacağını bilmek isterim&#8230;&#8221;”</em><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn5"><strong><em><strong><span style="font-size:x-small;">[5]</span></strong></em></strong></a><em> </em></p>
<p><strong>“Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın</strong> İstanbul&#8217;da kendi parasıyla çıkardığı Minber gazetesinde işgalci İngilizlerin tebrik edilip alkışlandığını da, 17 Kasım 1918&#8242;de aynı gazetede çıkan söyleşisinde <em>&#8220;İngilizlerden daha hayırhah (iyiliksever) bir dost olmayacağı&#8221;<strong> </strong></em>mesajını verdiğini de, ertesi gün çıkan Vakit gazetesinde ise <em>&#8220;Britanya hükümetinin Osmanlılara karşı olan iyi niyetlerinden şüphe etmediğini&#8221;</em> söylediğini de hatırlamamız gerekir. “<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn6"><span style="font-size:x-small;">[6]</span></a></p>
<p><strong>Mustafa Kemal</strong>’in kendi ifadesiyle <em>&#8220;imparatorluğu tarafsız bir devletin mandası ile koruma&#8221;</em><strong> </strong>çabası, Sivas Kongresi sonralarına kadar sürmüştür.</p>
<p>…</p>
<p>“Bu tarihten itibaren olaylar kronolojik olarak şöyle gelişti:</p>
<p>- <strong>Vahdeddin</strong>, İttihat ve Terakki baskısından kurtulduktan sonra, İstanbul’da idareyi tamemen kendi ellerine almak, ülkeyi Meşrutiyet&#8217;le değil, ağabeyi <strong>Sultan 2. Abdulhamid </strong>gibi Mutlakiyet&#8217;le yönetmek istemiştir&#8230; Sebebi de açıktı. 1. Meşrutiyet ülkeye hürriyet değil, 93 Harbi&#8217;ni getirmiş, Ruslar’ın Yeşilköy’e kadar gelmesine yol açmıştı. Bu yüzden <strong>Sultan 2. Abdulhamid</strong> Meclis&#8217;i feshetmiş ve 1908 yılına kadar yeni felâketler oluşmasını önlemişti&#8230; 2. Meşrutiyet ise Trablus Harbi&#8217;ni, Balkan Harbi&#8217;ni ve 1. Cihan Harbi&#8217;ni getirmiş ve ülkeyi 10 yılda perişan etmişti!.. İşte bu yüzden <strong>Sultan Vahdeddin</strong> 18 Aralık 1918&#8242;de Meclis&#8217;i feshetti !..”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn7"><span style="font-size:x-small;">[7]</span></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>- 4 Mart 1919’da  <strong>Damat Ferid Paşa</strong> (mason e.k.)  sadarete (başbakanlığa), Hürriyet ve İtilaf Fırkası da iktidara geçer.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>- Mondros Ateşkes Andlaşması gereğince Osmanlı kuvvetlerinin 1914 yılındaki sınırın gerisine çekilmesi gerekiyordu. Andlaşmanın imzalanmasından sonra Tebriz’de bulunan Birinci Kafkas Kolordusu Komutanı <strong>Kazım Karabekir</strong> Paşa da diğer komutanlar gibi İstanbul’a çağrılmıştı.  Karabekir, Boğazda işgal kuvvetlerini görünce Tekirdağ’a çıkan tayinini Erzurum’daki 15. Kolordu komutanlığına aldırttı (24 Şubat 1919).  Erzurum’a gitmeden önce bir çok resmi ve sivil şahsiyetle görüşen <strong>Karabekir</strong>, 11 Nisan 1919’da <strong>Mustafa Kemal Paşa</strong> ile Şişli’deki evinde görüşerek kendisini Anadolu’ya davet etti. <strong>Mustafa Kemal </strong>bu çağrıyı cevapsız bıraktı ve <strong>Karabekir</strong>’e muvaffakiyetler dileyerek evinden uğurladı.<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn8"><span style="font-size:x-small;">[8]</span></a></p>
<p>…</p>
<p>Emperyalist isgal sürecinin başlangıcındaki tablo bu idi.</p>
<p>1919 yılının Mayıs ayının başına gelindiğinde Yunanlıların İzmir’i işgal edeceklerine dair şayialar vardı.  Padişah Vahdeddin de zihninde tasarladığı planın tatbikine girişti. Almanya seyahati sırasında ittihatçı kimliğini başarıyla saklayan ve kendisiyle yakınlaşan <strong>Mustafa Kemal</strong>’i,</p>
<p>“asayiş-i dahiliyenin iadesi” zahiri maksadıyla ordu müfettişi sıfatıyla Anadoluya göndermeye karar verdi. Ve aradığı fırsatı da çok kısa sürede buldu.  “İngilizlerin, Samsun dolaylarındaki Rum çeteleri ile Türkler arasındaki çatışmaların önüne geçilmesini istemelerini” fırsat bilerek, <strong>Mustafa Kemal</strong>’i çok geniş yetkiler ve bol para ile 9. Ordu müfettişliğine atadı.</p>
<p>Fakat <strong>Mustafa Kemal</strong> günlerce yola çıkmadı, çeşitli temaslarda bulunarak İstanbul’da oyalandı. Hatta hükümet 6 Mayıs 1919’da yazdığı bir tezkere ile kendisinden acele etmesini istemek zorunda kaldı.<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn9"><span style="font-size:x-small;">[9]</span></a></p>
<p>“Bu arada İtilaf Devletleri Yüksek Konseyinin 7 Mayıs 1919&#8242;da aldığı karar uyarınca 15 Mayıs 1919&#8242;da İzmir Yunanlılar tarafından işgal edildi. İşgal tüm Türkiye&#8217;de güçlü bir ulusal tepkiye yol açtı.”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn10"><span style="font-size:x-small;">[10]</span></a> “Yunanlıların İzmir’e asker çıkarttığı ve giderek Ege Bölgesinde irili ufaklı çatışmaların ve direnişlerin yaşandığı bu günlerde, <strong>M. Kemal</strong> ve daha sonra Ankara ekibini oluşturacak olan kimselerin büyük çoğunluğu, kah İstanbul&#8217;daki hükümet değişiklikleri ile kâh sarayla, kâh İngilizlerle pazarlık içerisinde kendilerine çıkış yolları aramakla meşguldü.”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn11"><span style="font-size:x-small;">[11]</span></a></p>
<p>İki adet araba, para v.s. gibi bir takım taleplerde bulunan <strong>Mustafa Kemal</strong> İzmir’in işgale uğramasından bir gün sonra ancak İstanbul’dan ayrılabildi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“<strong>Mustafa Kemal</strong> tam İstanbul’dan ayrılacağı gün İngilizler tarafından yakalanıp tevkif edileceği şayiası çıkmıştı. Tuhafı şu ki hadi <strong>Mustafa Kemal</strong> el çabukluğuna getirip tevkif olunmadan gemiye bindi diyelim, amma Merzifon ve Samsun havalisinde İngiliz askerleri yok muydu? Neden onu tevkif edip İstanbul’a geri göndermediler de geri çağırması için Bab-ı Ali’ye tazyik icra etmeye koyuldular? Doğrusu bu bir muammadır?” <a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn12"><span style="font-size:x-small;">[12]</span></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Padişahın beklediği oydu ki, <strong>Mustafa Kemal Paşa</strong> Anadolu’da sivil bir hareket başlatsın, bu yolda halkı teşkilatlandırarak müstevlilere karşı koysun. Ama şimdi o, gizlice firari değil, bir yanına gösterişli askeri zabitlerini alarak, sırtına da görkemli askeri üniformayı geçirerek &#8220;Yâverân-ı Hazret-i Şehriyârî&#8221; ünvânının verdiği övünme ile Anadolu&#8217;ya geçiyordu. Resmi tarihler her ne kadar çürük Bandırma Vapuru ve İngilizlerden habersiz Samsun’a geçiş hikayeleri ile doluysa da, artık Bandırma Vapuru’nun, devletin en yeni gemilerinden biri olduğu ve Mustafa Kemal Paşa ile beraberindeki askerlerin ise İngiliz vizesi ile gemiye bindikleri belgelenmiştir.(…) Eğer İstanbul Hükümeti’nin Anadoludaki asker ve sivil idare üzerinde olabilecek tasarruflarına, üreyen ve türeyen halk teşkilatları fiili bir muhalefette bulunursa, hükümetçe yetkili kılınan Mustafa Kemal Paşa bunları tepeleyecektir. Anadolu’da, hakkında böyle düşüncelerin olduğu Mustafa Kemal Paşa nitekim Havza’dan çektiği telgrafta<em>: “Nâzik olan vaziyet-i umûmiye”den ba­hs ettikten sonra “Hükümeti müşkül bir mevkîe sokacak herhangi bir ahvâlden ictinâb edilmesi (kaçınılması)”</em>nı istiyordu.”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn13"><span style="font-size:x-small;">[13]</span></a></p>
<p>“Tam <strong>Mustafa Kemal</strong> Samsun’a ayak bastığı gün harekete geçen İngilizler, <strong>General Milne</strong> imzasıyla Harbiye Nezareti’ne bir yazı göndererek, O’nun Anadoluya niçin gönderildiğini sormuşlardır. Harbiye nezareti bu yazıya verdiği 24 Mayıs 1919 tarihli cevapta, “mütareke hükümlerinin süratle tatbikini sağlamak” gibi bir maksad takip edildiği bildirilmişse de, İngilizler tatmin olmayarak, 6 Haziran 1919 tarihli yazılarıyla, “<strong>Mustafa Kemal Paşa</strong> ve Erkanı’nın derhal İstanbul’a çağrılmasını istemişlerdir.</p>
<p>Bu kati ifade karşısında bile direnmek ve <strong>Mustafa Kemal Paşa</strong>’yı geri çağırmamak isteyen Harbiye Nezareti, 8 Haziran 1919’da İngiliz talebini bir kez daha cevaplandırmışsa da İngilizler nokta-i nazarlarında ısrar ettiklerinden işgal altındaki Harbiye Nezareti bu emrivakiye mecburen boyun eğmiştir.”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn14"><span style="font-size:x-small;">[14]</span></a></p>
<p>Burada sorulacak birinci soru, İngilizlerin eğer <strong>M. Kemal</strong>’i tutuklamaya niyetleri var ise, görevlendirilmesinden sonra günlerce İstanbul’da kalmasına rağmen niçin tutuklamadıklarıdır?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İkincisi ise, “…artık Erzurum’a ulaşmış bir Mustafa Kemal’in İstanbul’ a dönmeyeceğini Harbiye Nezareti kadar İngilizler de elbette biliyorlardı. O halde Anadoludaki harekat ile İstanbul hükümetinin arasını açmaktan ve bunları karşı karşıya getirmekten başka hiçbir netice vermeyecek olan bu tazyiklere İngilizler niçin başvuruyorlardı?”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn15"><span style="font-size:x-small;">[15]</span></a></p>
<p>Bu soruların cevabı pek çok konuya da açıklık getirecektir.</p>
<p>…</p>
<p><strong>Mustafa Kemal</strong> Samsun’a çıktığı gün Anadolu’da mukavemet çoktan başlamıştı. <strong>Ethem bey</strong> Salihli civarında, işgalin önünde barikat görevi görecek bir cepheyi zaten oluşturmuştu. Balıkesir, Gönen, Kirmasti, Bandırma ve Bursa&#8217;da sözünü geçirdiği Çerkeslere haber gönderip çağırmış ve kuvvetlerine katmıştı. İttihatçı diye İstanbul hükümetince peşine düşüldüğünden Akhisar bölgesinde dolaşan <strong>Serenli Parti Pehlivan</strong> da <strong>Ethem</strong>&#8216;in hizmetine girmişti. <strong>Ethem</strong>&#8216;in oluk oluk kan akıtarak oluşturduğu Salihli cephesi, o sıralar Amasya Tamimi, Erzurum ve Sivas Kongreleriyle uğraşan M. Kemal ekibinin ciddi bir nefes almasını sağladı. Çünkü Salihli cephesi ile birlikte, her geçen gün biraz daha genişleyen işgal cephesinin önüne önemli bir set çekilmiştir.(…) Anadolu&#8217;nun ağırlıkla Ege Bölgesi olmak üzere çesitli yörelerinde Kuvva-yı Milliye adı altında başlayan yerel direnişler kendiliğinden giderek güçleniyordu.  <a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn16"><span style="font-size:x-small;">[16]</span></a></p>
<p>Ancak bu direnişler, merkezi bir önderlikten yoksundu.</p>
<p><strong>Mustafa Kemal</strong>’in tek hedefi vardı: Bu direniş merkezleri nezdinde kendisini tek otorite haline getirmek….</p>
<p>Bu stratejiyle işe koyuldu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong></strong><strong>…VE “BİRADERLER” HALK HAREKETİNİN BAŞINA GEÇİYOR</strong><strong> </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>“Mustafa Kemal</strong> 25 Mayıs 1919 Günü Havza’ya ulaştı ve burada uzun süre bekledi. Yüklenmiş olduğu misyona yönelik, özellikle Erzurum, Trabzon ve Sivas’tan gelecek tepkileri bekliyordu.”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn17"><span style="font-size:x-small;">[17]</span></a></p>
<p>Bu arada mahalli teşkilatlanmalarla Anadolu direnişi de yükseliyordu.</p>
<p>O’nu Şişlide’ki evinde ziyaret ederek Erzurum’a davet eden <strong>Kazım Karabekir</strong> ise 3 Mayıs 1919’dan beri Erzurum’daydı ve Erzurum Kongresi’nin yapılması için çalışmalar yürütüyordu.</p>
<p>Bu tarihlerde Erzurum’un 22 Nisan’dan beri şehirde bulunan ilginç bir konuğu daha vardı: Yahudi kökenli <strong>Lord Curzon</strong>’un yeğeninin kocası İngiliz ajanı yarbay <strong>Alfred Frederick</strong><strong> Rawlinson</strong>.<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn18"><span style="font-size:x-small;">[18]</span></a></p>
<p>Bu İngiliz ajanı, denetçi sıfatıyla doğu bölgesinde yaklaşık iki buçuk yıl faaliyet göstermiştir.<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn19"><span style="font-size:x-small;">[19]</span></a> Görevli bulunduğu Bakü’den Erzurum&#8217;a<strong> “Türk milliyetçileri” ile asgari anlaşma şartlarını sağlamak üzere </strong>gelmişti<strong>.</strong><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn20"><strong></strong><strong><span style="font-size:x-small;">[20]</span></strong></a></p>
<p><strong>Karabekir</strong> de, <strong>Rawlinson</strong>’un mütareke ahkamının uygulanıp uygulanmadığını kontrol için Erzurum’a gönderildiğini, ancak İngiliz ajanın asıl vazifesinin <strong>“gelecek üzerine pazarlık” </strong>olduğunu kısa mülakatı sırasında kavramıştır.<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn21"><span style="font-size:x-small;">[21]</span></a></p>
<p>…</p>
<p>6 Haziran 1919’da <strong>General Milne</strong> imzasıyla Harbiye Nezaretine verilen notada “<strong><em>Mustafa </em></strong></p>
<p><strong><em>Kemal Paşa </em></strong><em>ile maiyeti erkânının vilâyetlerde isbat-ı vücut etmelerinin arzu olunmadığını” </em>belirterek<strong> Mustafa Kemal Paşa</strong> ile beraberindekilerin derhal İstanbul’a dönmelerinin sağlanması isteniyordu.<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn22"><span style="font-size:x-small;">[22]</span></a></p>
<p>Harbiye Nazırı <strong>Şevket Turgut Paşa</strong>, İngilizlerin talebini kabul eden Hükûmetin kararına uyarak 8 Haziranda Dokuzuncu Ordu Kıtaatı Müfettişliğine hitaben yazdığı yazı ile <strong>Mustafa Kemal Paşa</strong>dan <em>“Maiyet-i âliyelerindeki istimbotlardan biri ile buraya teşrifiniz rica olunur” </em>diyerek İstanbul’a dönmesini istemişti.<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn23"><span style="font-size:x-small;">[23]</span></a></p>
<p>Hakkında bu yazışmalar yapılırken <strong>Mustafa Kemal Paşa</strong>, 11 Haziran 1919’da 15’inci Kolordu Kumandanı <strong>Kazım Karabekir Paşa</strong>’ya bir yazı göndererek, İstanbul’a dönmesi hususunda Harbiye Nezareti’nden aldığı emri ve bu arada Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisi <strong>Cevat Paşa’nın</strong> açıklamasını bildiriyor ve “milletin hukuk ve istiklâlini ta’yin uğrunda milletle beraber çalışmak” arzusunu şu sözleriyle dile getiriyordu.: <em>“Vermiş olduğum kararın milletin hukuk ve istiklâlini temin uğrunda millet ile beraber çalışmaktan ibaret olduğunu <strong>zatı</strong> <strong>biraderlerine </strong>evvel ve ahır arz etmiştim. Bu gâye milletin sinesine iltica ederek vazife-i namus ve vicdani ifaya fedakârâne devam etmeyi amirdir.“</em><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn24"><em><strong><span style="font-size:x-small;">[24]</span></strong></em></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu yazışmalar sürerken, <strong>Mustafa Kemal</strong> Erzurum Kongresi’nin toplanma kararını öğrenince memnuniyetini Kâzım Karabekir’e telgraf ile bildirir. Ayrıca 22 Haziran’da Amasya Genelgesi’ni yayınlayarak kongrenin toplanacağını yurdun dört bir yanına duyurur. <a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn25"><span style="font-size:x-small;">[25]</span></a></p>
<p><strong>Mustafa Kemal</strong> 27 Haziran 1919’da Sivas’a geldiğinde, 23 Temmuz 1919’da toplanacağı açıklanan Erzurum Kongresi’ne bir an önce iştirak etmenin ve kongreden <strong>Anadolu Halk hareketinin lideri olarak çıkmanın</strong> yollarını arıyordu. O bu arayışlar içindeyken vatanı kurtarmanın gerçek öncüleri <strong>İstihlas-ı Vatan Cemiyeti</strong>’ni kurarak çoktan kolları sıvamışlardı bile.<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn26"><span style="font-size:x-small;">[26]</span></a> Cemiyet <strong>Deli Halit Bey</strong>’in(Paşa) projesidir<strong>. </strong>İstihlâs-ı Vatan Cemiyeti 1918 Yılı Kasım&#8217;ında kurulmuştur. <strong>Mustafa Kemal</strong>&#8216;in İstanbul&#8217;da bulunduğu 13 Kasım 1918 &#8211; 16 Mayıs 1919 arasındaki altı aylık sürede, bu cemiyet ve ondan zuhur edecek oluşumlar Milli Mücadele’nin çekirdeğini oluşturmuştur zaten.</p>
<p>…</p>
<p>Bu arada İngiltere&#8217;nin Kafkasya&#8217;daki istihbarat sorumlusu <strong>General Beach</strong> de 21 Haziran 1919’da Erzurum&#8217;a gelir, kendisini <strong>Rawlinson</strong> misafir eder. <strong>General Beach</strong>, <strong>Rawlinson</strong>’la birlikte 2 Temmuz tarihinde <strong>Karabekir</strong>’le bir görüşme gerçekleştirir.<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn27"><span style="font-size:x-small;">[27]</span></a></p>
<p>Pazarlık masasında yeni başlayacak dönem vardır.<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn28"><span style="font-size:x-small;">[28]</span></a></p>
<p>Ve pazarlık tamamlanır.</p>
<p>Ertesi gün 3 Temmuz&#8217;da <strong>Mustafa Kemal</strong> Vilayatı Şarkiye Müdafaayı Hukuki Milliye Cemiyeti&#8217;nin kongresine katılmak için Erzurum&#8217;a gelir. <strong>Mustafa Kemal</strong>’in şehre gelmesinin ardından aynı gün <strong>General Beach </strong>Erzurum’dan ayrılıp Tiflis’teki karargahına yönelir.</p>
<p>Erzurum’da 2 ve 3 Temmuz tarihlerinde meydana gelen bu trafik ve gerçekleşen görüşmeler oldukça mühimdir. Detaylarıyla incelenmesi gerekir.</p>
<p>…</p>
<p>Bütün bu gelişmeler sonrasında, yukarıda anlattığımız gibi İngilizlerin baskısıyla İstanbul Hükümeti <strong>M. Kemal Paşa</strong>’yı azlederek İstanbul’a çağırmak zorunda kalır (7 Temmuz 1919).</p>
<p><strong>Mustafa Kemal</strong> ise bu emre şiddetle karşı çıkarak askeri görevden istifa ettiğini ve bundan sonra sivil bir kişi olarak göreve devam edeceğini açıklar.(9 Temmuz)</p>
<p>Bunun üzerine İstanbul Hükümeti yine İngilizlerin baskısıyla kendisini tutuklamak için <strong>Kâzım Karabekir Paşa</strong>’yı görevlendirir.</p>
<p>Haberi alan <strong>Mustafa Kemal</strong>, bulunduğu mekanda moralsiz bir şekilde <strong>Rauf Bey</strong>’le birlikte sonucun ne olacağını beklemeye başlar.</p>
<p>“Makam ve rütbe olmaksızın, güvendiği komutanların tavrının bile ne olacağı belli değildir. Her ne kadar <strong>Kazım Karabekir Paşa</strong> ve <strong>Ali Fuat Paşa</strong>, zaman zaman ona mütemadiyen destek olacaklarını ifade etmiş olsalar da yine de <strong>Mustafa Kemal</strong> için bütün bunlar belirsizlik düşüncesini ortadan kaldırmıyordu.”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn29"><span style="font-size:x-small;">[29]</span></a></p>
<p>Bu sırada <strong>Karabekir</strong> yanında bir manga askerle Mustafa Kemal’in bulunduğu binaya yönelir.  <strong>Mustafa Kemal </strong>kaygıyla beklerken, <strong>Karabekir </strong>odaya girerek <strong>Mustafa Kemal</strong>’i saygıyla selamlar ve şunları söyler :<br />
- “Kumandamda bulunan zabitan ve efradın hürmet ve tazimlerini arza geldim. Siz bundan evvel olduğu gibi bundan böyle de muhterem kumandanımsınız. Kolordu komutanına mahsus araba ile maiyetinize bir takım süvari getirdim. Hepimiz emrinizdeyiz Paşam.”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn30"><span style="font-size:x-small;">[30]</span></a></p>
<p><strong>Mustafa Kemal, Karabekir</strong>’in boynuna sarılarak bu eski arkadaşını birkaç kez öper.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Böylece <strong>“biraderler”</strong> böylece sırt sırta verir ve “<strong>mücadelelerine”</strong> başlarlar.</p>
<p><strong>… </strong></p>
<p>Peki bu sırada <strong>Ravlinson </strong>ne yapmaktadır?</p>
<p>İngiliz işgal komutanlığının Osmanlı hükümetine çıkarttırdığı <strong>Mustafa Kemal</strong>’in tutuklanması yönündeki emrin uygulanmasını takip etmekte midir?</p>
<p>Hayır, etmemektedir. <strong>Ravlinson</strong> baştan savma bir iki uyarı dışında hiç bir şey yapmaz.</p>
<p>Görünen odur ki, İngilizler İstanbul yönetimini, Anadolu insanının gözünde küçük düşürecek davranışlara zorlarken, karşı çıkar göründükleri <strong>Mustafa Kemal</strong> ve kadrolarını da gizliden gizliye desteklemektedir?</p>
<p>Acaba niçin?</p>
<p>Bunlar hala cevabı bilinmeyen sorulardır.</p>
<p><strong>Ravlinson</strong> ve “İngiliz işgal yönetimine bayrak çeken” <strong>Mustafa Kemal</strong> aynı şehirde kalmakta ve görüşmektedirler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong></strong><strong><span style="color:#000000;">MANDACILIK VE KONGRELER DÖNEMİ</span> </strong></p>
<p>-  23 Temmuz &#8211; 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum Kongresi yapılır ve <strong>Mustafa Kemal </strong>amacına ulaşır. Erzurum Kongresi&#8217;nde seçilen temsilciler kurulunun başkanlığına getirilir.  Alınan kararları da bir bildiriyle açıklar.</p>
<p>“<strong>Rawlinson</strong>, Kongrenin son günü  <strong>Mustafa Kemal</strong> ile üç buçuk saat süren bir görüşme yaptıklarını ve <strong>Mustafa Kemal</strong>&#8216;in kendisine o gün kabul edilen &#8220;Milli Misak&#8221;<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn31"><span style="font-size:x-small;">[31]</span></a> hakkında bilgi verdiğini ve ertesi gün son şeklini kendisine telleyeceğine söz verdiğini de kaydeder. <strong>Mustafa Kemal</strong> ile <strong>Rauf Bey</strong>&#8216;in evinde görüşmüşler ve <strong>Rauf Bey </strong>de bir ara görüşmelere katılmıştır. Kuvay-ı Milliyecilerin emelleri ve gelecekle ilgili konular görüşülmüştür.”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn32"><span style="font-size:x-small;">[32]</span></a></p>
<p>…</p>
<p>“İstanbul’daki İngiliz işgal komutanlığı, 5 Ağustos&#8217;ta <strong>Rawlinson</strong>&#8216;a ve ekibine, bütün adamlarını Türk toprakları dışına çıkarması ve kendisinin Kars&#8217;ta kalması bildirmiştir.(…) <strong>Ravvlinson</strong> ve ekibi 7 Ağustos Akşamı Sarıkamış&#8217;a ulaştığında, bir telgrafla İstanbul&#8217;a çağrılmış, 14 Ağustos&#8217;ta İstanbul&#8217;a ulaşan İngiliz subayı, Beyoğlu&#8217;ndaki genel karargaha gidip Doğu illerindeki durumu etraflıca anlatarak, Milli Misak&#8217;ın bir kopyasını İngiliz İşgal Kuvvetleri Komutanı&#8217;na vermiştir. (…) <strong>Rawlinson</strong> 28 Ağustos&#8217;ta Londra&#8217;da da Harbiye Bakanı ve diğer yetkililerle görüşerek değerlendirmelerini arz eder. (…)”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn33"><span style="font-size:x-small;">[33]</span></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em></em><em>- </em>Ardından<em> </em>4 Eylül 1919’da başlayan<em> </em>Sivas Kongresi&#8217;nde,  Erzurum Kongresi&#8217;nin kararları onaylanır. </p>
<p>Tam burada bir parantez açıp değerli araştırmacı <strong>Mustafa Armağan</strong>’ın yazdıklarına bir göz atmamız yerinde olacaktır:<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn34"><span style="font-size:x-small;">[34]</span></a></p>
<p><em>“Sivas Kongresi tutanakları incelendiğinde 11 Eylül&#8217;deki kapanışa doğru “manda” tartışmasının kızıştığı görülür. Özellikle <strong>Kara Vasıf, Rauf (Orbay)</strong> ve <strong>Refet (Bele)</strong> beyler tarafından (ki üçü de masondur- e.k.) ciddi ciddi gündeme getirilen Amerikan mandacılığının o günlerde pek bir taraftar bulduğunu gözlemliyoruz. İster taktik gereği, isterse samimi olarak istensin, Amerika gibi güçlü ve tarafsız bir devletin yardımının arzulandığı açıktır. Nitekim Sivas Kongresi kararlarından 7. madde, manda konusundaki tartışmaların net bir yansıması olarak karşımıza çıkar:<br />
“Madde 7. Milletimiz asrî gayeleri tebcil ve fenni, sınai ve iktisadî hal ve ihtiyacımızı takdir eder. Binaenaleyh devlet ve milletimizin dahili ve harici istiklali ve vatanımızın tamamiyeti mahfuz kalmak şartıyla altıncı maddede musarrah hudud dahilinde milliyet esaslarına riayetkâr ve memleketimize karşı istila emeli beslemeyen herhangi devletin, fenni, sınai, iktisadi muavenetini memnuniyetle karşılarız&#8230;” (Nutuk, I, s. 67)<strong> </strong></em></p>
<p><em>Şimdi bu maddede masumane bir edayla bize bakan “her hangi devlet” hangisidir veya hangisi olabilir? </em></p>
<p><strong><em>Uluğ İğdemir</em></strong><em>’in yayına hazırladığı ve Türk Tarih Kurumu’nun yayınladığı Sivas Kongresi tutanaklarını inceleyince görüyoruz ki, bu devlet, kesinlikle Amerika Birleşik Devletleri’dir. Ancak <strong>Mustafa Kemal</strong>, Nutuk’da bunu sert bir dille inkâr etmiş ve hatta “manda”nın söz konusu olmadığını söylemiştir (yumuşatılmış ifade ‘müzâheret’tir). Ona göre bu madde, ecnebi sermayeye yönelik bir davetten ibarettir.<br />
Ancak gerek <strong>Rauf Orbay</strong>’ın hatıralarına, gerekse <strong>Kâzım Karabekir</strong>’in yazdıklarına bakıldığında, bu “herhangi devlet”in ABD olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. </em></p>
<p><em>Peki <strong>Gazi Mustafa Kemal</strong>, 1927’de, 8 yıl önceki bu önemli ayrıntıyı neden unutturmak çabası içine girmiştir? İnkılap tarihçilerimizin zahmet edip cevaplandırması gereken çetin bir sorudur bu.<br />
Kendi payıma, bu sorunun cevabını, yine onunla alakalı bir başka ayrıntı üzerinden vereceğim. Yani 9 Eylül 1919 tarihli o meşhur mektup üzerinden.<br />
Sivas Kongresi sırasında Amerikan mandası fikri o kadar taraftar toplamıştır ki, başlarda mandaya taraftar olan <strong>Rauf Bey</strong> son anda fren koyup da, önce bir mektup yazılarak bir ABD heyeti davet etme fikri kabul görmese belki de tamamen mandacı bir karar çıkacaktır. Doğrusu <strong>Sina Akşin</strong>’in hayret ettiği kadar var: Mandacılığa karşı olduğunu bildiğimiz Başkan <strong>Mustafa Kemal</strong>, kürsüye çıkıp bu gidişe dur dememiş, işi oluruna bırakmayı tercih etmiştir. Nitekim kongre kararıyla Amerika’ya bir telgraf çekilmiş ve “ABD Kongresi üyelerinden oluşan bir kurul”un Anadolu’ya gelerek incelemelerde bulunması istenmiştir. Amaçlardan biri de, yaklaşan Sevr barış görüşmelerinde Amerika’nın tarafsız bir ülke olarak yakınlığını sağlamaktır. Mektupta ABD Senatosuna “Üyelerinizden oluşan bir komiteyi Osmanlı imparatorluğunun her köşesine göndermenizi diliyoruz” denilmektedir.<br />
Ve telgraf haline getirilerek çekilen mektubun altında 5 imza birden vardır. Kimler mi imzalamıştır bu mektubu? Bakalım beraberce:<br />
Sivas Milli Kongresi adına <strong>Mustafa Kemal Paşa</strong> (mason e.k.), Başkan Vekili <strong>Rauf Bey</strong>(mason e.k.), İkinci Başkan Vekili <strong>İsmail Fazıl Paşa</strong> (mason Ali Fuad Cebesoy’un babası e.k.) ve iki divan kâtibi&#8230;<br />
Bu mektup ABD Senatosu tarafından yayınlanmış olup, gerek <strong>Rauf Orbay</strong>, gerekse <strong>Kâzım Karabekir</strong> oradan alarak hatıratlarında kullanmışlardır.<br />
Şimdi sıra geldi meselenin bam teline dokunmaya.</p>
<p><strong> </strong></em></p>
<p><strong><em>BU MEKTUP YAZILDI MI YAZILMADI MI?<br />
</em></strong><em>Nutuk’taki ifade aynen şöyledir. 1927 baskısını kullanıyorum:<br />
“Efendiler, pek uzun ve münakaşalı devam eden bu manda müzakeresi, taraftarlarını iskât edecek [susturacak] mutavassıt [orta yolcu] bir çare ile hitam buldu [sona erdi]; hem de bu çareyi teklif eden yine Rauf Bey oldu&#8230; Bu teklif ittifâk-ı ârâ [oybirliği] ile kabul olundu. Kongre divan riyasetinin [başkanlığının] imzalarıyla bu yolda bir mektup tesvid olunduğunu [müsveddesinin hazırlandığını] hatırlıyorsam da, bu mektubun gönderilebilip gönderilmediğini pek iyi hatırlamıyorum. Esasen bu mektuba suret-i mahsusada [özel olarak] ehemmiyet atf etmiş değildim.” (s. 68)<br />
Kongre başkanı ve başkan vekillerinin imzaladıkları ve bir yabancı devletin senatosuna çekilen telgrafın gönderilip gönderilmediğini pek iyi hatırlamayan <strong>Gazi</strong>&#8216;nin, aynı Nutuk’un 92-94. sayfalarına aldığı <strong>Kâzım Karabekir</strong>’e yazdığı bir cevapta bu mektubun yazıldığını ve kendisinin imzaladığını gayet güzel hatırladığını görmekteyiz. Mektupta geçen ifadeleri şöyledir <strong>Mustafa Kemal</strong>’in:<br />
“Yalnız Amerika senatosuna yazılan ve malumunuz olan bir mektuba kongre kararıyla 5 kişi vaz’-ı imza etmiştir [imza atmıştır] ki, bu meyanda bendenizin de imzam vardır.” (s. 92)<br />
Kaldı ki, gönderilip gönderilmediğini pek iyi hatırlayamadığı mektubun hemen arkasından, yani sadece 10 gün sonra, ABD Kongresi’nin Sivas’a inceleme yapmak ve rapor tutmak maksadıyla gönderdiği <strong>General Harbord</strong>’la görüşen de <strong>Mustafa Kemal</strong>’den başkası değildir (bu görüşmede <strong>Rauf Bey</strong> de tercümanlık yapmıştır). Dolayısıyla mektubun gönderilip gönderilmediğini en azından onun doğurduğu bu ziyaretten hatırlayabilirdi. Ancak ben <strong>Gazi</strong>’nin, bu biraz kafa karıştıracak ayrıntıyı Nutuk’un resmi tarih oluşturma amacını göz önünde tutarak hatırlamak ve hatırlatmak istemediğini düşünüyorum.<br />
Nereden mi çıkartıyorum bunu? Şaşıracaksınız belki ama yine gerçek bir hazine olan Nutuk’tan.<br />
Zamanın Matbuat Cemiyeti Başkanı olan <strong>Velid Ebuzziya</strong>, bir söyleşi yapacaktır <strong>Mustafa Kemal</strong>’le. <strong>Mustafa Kemal Paşa</strong>’nın Tasvir-i Efkâr gazetesi adına 13 Ekim 1919’da yollanan 21 sorudan sadece 12 numaralı soruya cevap vermediği dikkatlerden kaçmaz. Bu soru ise tahmin edebileceğiniz gibi, <strong>General Harbord</strong>’la görüşmesinde ne konuştukları üzerinedir. (“<strong>General Harbord</strong> ile ne mülakat ettiniz?”) (Nutuk, 1927 baskısı, cilt II, s. 145-146.)<br />
Epeyce şaşırtıcı değil mi? Bütün sorular içinden sadece Amerikalı General ile yaptığı görüşme hakkındakini cevapsız bırakan <strong>Mustafa Kemal</strong>, aynı kitapta <strong>Harbord</strong>’u gönderen ABD Senatosu&#8217;na yazdığı ve altında imzası bulunan mektubun gönderilip gönderilmediğini pek iyi hatırlayamadığını söylemekteydi.<br />
Neydi işin sırrı acaba? </em></p>
<p><em>Nutuk’ta Kurtuluş Savaşı tarihi yeniden yazılırken bazı ayrıntılar neden atlanmıştı?” </em></p>
<p><strong>… </strong></p>
<p>Neyse…<strong><br />
</strong>Sivas’ta 16 kişilik Heyeti Temsiliye belirlenir. Erzurum Kongresi&#8217;nde &#8220;Şarki Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin Heyet-i Temsiliyesi” ne seçilen 9 kişi olduğu gibi listede kalırken, yurdun öteki bölgelerinden seçilen 7 yeni üye listeye ilave edilerek “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti&#8217;nin Heyet-i Temsiliyesi” haline dönüştürülür.</p>
<p>İstanbul üzerinden gelip “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti&#8217;nin Heyet-i Temsiliyesi”ne giren ve kontrolü elinde tutan ekibin hemen tamamının İttihat Terakkici ve mason olması dikkat çekicidir:</p>
<p>1.<strong>Mustafa Kemal Paşa</strong>, <em>Mason</em></p>
<p>2.<strong>Hüseyin Rauf Bey</strong>, <em>Mason</em></p>
<p>3.<strong>Eyyüpzade İzzet Bey</strong></p>
<p>4.<strong>Hoca Raif Efendi</strong></p>
<p>5.<strong>Hacı Salihzade Servet</strong> <strong>Bey</strong></p>
<p>6.<strong>Sadullah Efendi</strong></p>
<p>7.<strong>Hacı Fevzi Efendi</strong></p>
<p>8.<strong>Hacı Musa Bey</strong></p>
<p>9.<strong>Bekir Sami Bey</strong>, <em>Mason </em></p>
<p>10.<strong>Refet Bey</strong>, Mason</p>
<p>11.<strong>Kara Vasıf Bey</strong>, <em>Mason-Bektaşi</em><strong> </strong></p>
<p>12.<strong>Mazhar Müfit Bey,</strong></p>
<p>13.(<strong>Tambi)Ömer Mümtaz Bey</strong></p>
<p>14.<strong>Hüsrev Sami Bey</strong>, <em>Mason </em></p>
<p>15.<strong>Hakkı Behiç Bey</strong></p>
<p>16.<strong>Ratipzade Mustafa Bey </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sivas ve daha sonra Ankara&#8217;da, <strong>Mustafa Kemal</strong> yönetiminde kurulan Anadolu hükümeti, olumsuz şartlarda bir barış antlaşmasını kabul etmeyeceğini bildirir ve direniş hazırlıklarına başlar.<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn35"><span style="font-size:x-small;">[35]</span></a><strong> </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Anadolu’da gerçekleşen bu gelişmeler 02 Ekim 1919’da </strong><strong>Damat Ferit</strong> hükümetinin istifasını doğurmuştur. Bu istifayı müteakip, Anadolu hareketiyle uyumluluk sergileyecek olan <strong>Ali Rıza Paşa </strong>(mason e.k.) hükümeti kurulmuş ve ilk iş olarak da tarihe “Amasya Mülakatı” olarak geçen, <strong>Mustafa Kemal</strong> ile Amasya’da önemli bir görüşme yapılmıştır (20 Ekim 1919). Bu görüşmenin temel konusu, Osmanlı Mebuslar Meclisi (Meclis-i Mebusan)’nin toplanmasını kararlaştırmak olmuştur.<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn36"><span style="font-size:x-small;">[36]</span></a> Bu mecliste Mustafa Kemal’e Erzurum milletvekilliği verilir (7 Kasım 1919).<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn37"><span style="font-size:x-small;">[37]</span></a>  </p>
<p>…</p>
<p>“Bu arada Londra&#8217;da hükümet ve askeri yetkililerle görüşmelerde bulunan <strong>Rawlinson</strong>, <strong>Lord Curzon</strong>&#8216;la ikinci defa görüşerek, 20 Ekim&#8217;de Londra&#8217;dan hareketle, 6 Aralık&#8217;ta Trabzon&#8217;a ve yirmi gün sonra da tekrar Erzurum&#8217;a ulaşır. <strong>Albay Rawlinson</strong> Londra&#8217;dan ayrılmadan önce <strong>Lord Curzon</strong>&#8216;la yaptığı son görüşmede <strong>Curzon</strong>&#8216;dan; &#8220;mümkünse <strong>Mustafa Kemal</strong>&#8216;i tekrar ziyaret etmesi ve imkansız olarak görülen Misak hükümleri dışında partisinin barış için ne gibi şartları kabule hazır olduğunu açık olarak tespit etmesi talimatını almıştır. (…)  26 Aralık&#8217;ta Erzurum&#8217;a gelen <strong>Rawlinson</strong>, eski İran konsolosluğu binasına yerleşmiş, 28 Aralık&#8217;ta <strong>Kazım Karabekir</strong> ile bir görüşme yapmıştır. Almış olduğu talimatları <strong>Karabekir</strong>&#8216;e bildirmiş, <strong>Mustafa Kemal</strong> ile görüşmek isteğini yinelemiştir. <strong>Karabekir</strong>, <strong>Mustafa Kemal</strong>&#8216;in Sivas&#8217;a, oradan da Ankara&#8217;ya gittiğini söylemiş, Ankara&#8217;da Milli Hükümeti kurmakta olduğunu, teklifini kendisine ileteceğini, ancak kış sebebiyle Ankara-Erzurum yolculuğunun mümkün olmadığını bildirmiştir. Aynı görüşmede Rusya hakkında konuştuklarını da belirten <strong>Ravvlinson,</strong> <strong>Karabekir</strong>&#8216;in Avrupa ile bir anlaşmazlık çıktığında Türklerin, ister istemez Bolşeviklerin kollarına atılacağını saklamamakla birlikte, <strong>Müttefikler ve özellikle İngiltere ile </strong><strong>dostluk kurmayı daha çok istediğini söylemekten çekinmediğini de kaydetmiştir</strong>.</p>
<p>20 Kolordu Kumandanlığı aracılığıyla <strong>Kazım Karabekir</strong> durumu ve görüşmeyi teferruatlı bir şekilde 28 Aralık 1919&#8242;da, <strong>Mustafa Kemal Paşa&#8217;ya</strong> şifre telgrafla bildirmiştir. Bu telgrafta özetle; <strong>Rawlinson</strong>&#8216;un görünürde XIII. ve XV. Kolordularda Mütareke şartlarının yerine getirilip getirilmediğini araştırdığı, asıl amacının ise, dikkat çekmeden <strong>Karabekir</strong>&#8216;den sonra <strong>Mustafa Kemal</strong> ile görüşmek olduğu belirtilmiş, <strong>Curzon&#8217;un, Türkiye&#8217;de şimdiye kadar kuvvetli bir hükümet görmediklerinden barışın mümkün olamadığını, milletin güvenini kazanan Mustafa Kemal Paşa&#8217;nın barış konferansında bulunmasını istediklerini</strong> söylediği ve konunun kendisine yazılmasını rica ettikleri yazılmıştı. Ayrıca <strong>Ravvlinson</strong>&#8216;un, İngiltere&#8217;de pek çok partinin Türkiye&#8217;nin varlığı ve bağımsızlığına taraf olduğunu, Asya&#8217;daki müstemlekelerinin huzurunun buna bağlı olduğunu İngiliz Hükümeti&#8217;nin de kabul ettiğini, onun için <strong>diğer devletlerin Türkiye&#8217;yi taksim planlarına İngiltere&#8217;nin izin vermeyeceğini</strong> bildirdiği de belirtilmişti. <strong>Rawlinson</strong>&#8216;un ağzından İngiltere’de, birçok fedakarlıktan sonra Türkiye&#8217;nin İngiltere&#8217;nin düşmanları tarafına geçmesinden korkulduğunu, yanında getirdiği mühendisle Erzurum ve Gümüşhane bölgesinde maden işletmesi ve demiryolu inşası ile Türkiye&#8217;ye külliyetli paralar dökeceklerini ve memleketi mamur hale getireceklerini de söylemiştir. Ancak <strong>Ravvlinson</strong> hatıratında bu konulardan bahsetmediği gibi; Karabekir&#8217;in <strong>Ravvlinson</strong>&#8216;un sorduğunu iddia ettiği <strong>&#8220;Cumhuriyet mi padişahlık mı? İstanbul ülkeyi yönetmeye devam edecek mi? Anadolu&#8217;nun İstanbul&#8217;dan yönetilmesi mümkün mü? Halifelik idareden ayrılacak mı?&#8221;</strong> gibi sorulara da değinmemiştir. Bu telgrafa Ankara&#8217;dan verilen cevapta ise; <strong>Rawlinson</strong>&#8216;un ancak resmi yetkili olması durumunda kendisiyle görüşülebileceği cevabı verilmiştir.”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn38"><span style="font-size:x-small;">[38]</span></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bütün bu görüşmelerin ve beyan edilen düşüncelerin satır aralarından okunan mesaj, İngilizlerin bütün planının Hilafetin ve İstanbul yönetiminin tasfiyesi üzerine kurulduğu, yerine de “yörüngede bir Anadolu yönetimi”nin oluşturmaya çalışıldığıdır.</p>
<p>…</p>
<p>Bu arada <strong>Mustafa Kemal</strong>, milletvekili atandığı ve Ankara’da toplanmasını istediği Meclis (Meclis-i Mebusan) İstanbul&#8217;da toplanınca (12 Ocak 1920) bu oturuma katılmaz.</p>
<p><strong>Mustafa Kemal</strong>&#8216;in katılmadığı bu son Osmanlı Meclisi misakı milli (milli yemin) ilkelerini kabul eden meclistir (17 Şubat 1920).</p>
<p>Bilindiği gibi Misak-ı Milli, bugünkü Türkiye toprakları dışında güneydoğuda, Trakya’da ve Kafkasya hattında daha geniş sınırları kapsıyordu.<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn39"><span style="font-size:x-small;">[39]</span></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>- 5 Nisan 1920’de yeniden sadrazamlığa getirilen <strong>Damat Ferit Paşa</strong>, Anadolu&#8217;daki ulusal hareketi &#8220;isyan&#8221;; bu hareketi yönetenleri de &#8220;eşkiya&#8221; diye niteleyerek, &#8220;hilafet ordusu&#8221; adı altında toplanan muvazaalı birliklerini <strong>Mustafa Kemal</strong>’e bağlı kuvvetlerle savaşmak üzere Anadolu&#8217;ya gönderdi. <strong>Çerkes Ahmet Anzavur</strong> komutasındaki birlikler gösterdikleri kısmi başarıların ardından <strong>Çerkes Ethem </strong>birlikleri tarafından tamamen dağıtılmıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>- 16 Mart 1920’de İstanbul’un işgali üzerine, işgal kuvvetlerinin baskısıyla <strong>Vahdettin Han </strong>11 Nisan 1920&#8242;de meclisi mebusanı feshetmiş ve bundan sonra memleketi saltanatı boyunca kararnamelerle idare etmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>OLAYLARIN PERDE ARKASI </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“<strong>Kont Sforça,</strong> bu mütarekeden bahsederken (Mondros mütarekesi), İngilizlerin kara ordusuna karşı mutedil davrandığını söylüyor. Donanmanın hemen teslimi istendiği halde kara ordusunun ilgasından veya hemen terk-i silah etmesinden bahsedilmiyormuş. Bilakis sadece seferberliğin ilgası taleb olunurken, dahilde asayişin temini ve hududların muhafazası bunun için lazım gelen ordu miktarı terhisten istisna ediliyormuş!.. <strong>Kont Sforça</strong> bunda gizli bir maksad görüyor ve diyor ki: <em>“İngiltere hükümeti, Osmanlı devletinin mirasçıları arasında şimdiden bir ihtilaf görüyor ve mutad olan ikiyüzlü siyasetiyle şunu istiyor: Eğer müttefiklerin talebleri İngilizleri sıkacak bir şekil alırsa, henüz mukavemet kabiliyeti olan Türkleri kendi menfaatleri için kullanabilir bir mevkiye koyabilsinler.” </em><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn40"><span style="font-size:x-small;">[40]</span></a><em> </em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Bu durumdan anlaşılıyor ki, daha mütarekenin imzası günü, yani padişahın Anadolu’da bir kuvvet teşkilini hayalinden bile geçirmediği bir zamanda İngilizler (<strong>Kont Sforça</strong>’nın fikrine göre) bu kuvvetin teşkilini düşünmeye başlamışlar, hatta bunun için <strong>Mustafa Kemal Paşa</strong>’yı, <strong>Sultan Vahideddin</strong>’den evvel bulmuşlardır. <strong>Sultan Vahideddin</strong> ve <strong>Sadrazam Ferit Paşa</strong>, Mus<strong>tafa Kemal Paşa</strong>’yı, <em>“Memlekette büyük şöhreti vardır. İtimat edilecek namuslu bir adamdır” </em>diye İngilizlere karşı müdafaa edip Anadoluya göndermeye çalışırken, <strong>Mustafa Kemal Paşa</strong>’da İstanbul’da İtilaf Kuvvetleri İleri gelenleri ile münasebette bulunuyor ve onlardan talimat alıyordu.”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn41"><span style="font-size:x-small;">[41]</span></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sanki gizli bir el <strong>Mustafa Kemal</strong>’i koruyor Anadoludaki mücadele gücünü kontrolü altına alması için çalışıyordu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mesela, “Üçüncü Ordu Kumandanı <strong>Cevad Paşa</strong> tarafından tayin edilen miralay <strong>Selahaddin Bey</strong>’i Anadoluya bir İngiliz gemisi götürmüştü.”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn42"><span style="font-size:x-small;">[42]</span></a></p>
<p>Niçin?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“<strong>Mustafa Kemal Paşa</strong>, Samsun’a muvasalatı sırasında Sadrazam <strong>Ferit Paşa</strong> ve Erkanı Harbiye Reisi <strong>Cevad Paşa’ya</strong> yazarak Samsun müfettişliğine <strong>Hamid Bey</strong> isminde bir zatı tayin ettirmiştir.<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn43"><span style="font-size:x-small;">[43]</span></a> Bu zatın daha sonra Dahiliye Nazırı ile arası bozulduğu için azline karar verildiği halde, İngilizler yerinde bırakılması için İstanbul hükümetine müracaat etmişlerdir”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn44"><span style="font-size:x-small;">[44]</span></a></p>
<p>Niçin?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“25 Eylül 1919 tarihinde yani daha Kuvay-ı Milliye’nin herhangi bir mevcudiyeti görülmeden <strong>General Salliklad</strong>, <strong>Fuat Paşa</strong> nezdine, bir erkan-ı harb binbaşısı ile İngiliz kontrol zabitanından mürekkep bir heyeti Eskişehir’e gönderdi. Bu hey’et “İngilizlerin Ahval-i Dahiliye’ye  ve Kuvay-ı Milliye’ye katiyen müdahale etmeyeceklerine “ dair söz verdi.<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn45"><span style="font-size:x-small;">[45]</span></a>”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn46"><span style="font-size:x-small;">[46]</span></a></p>
<p>Niçin?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>1919 yılı yazında Sultan Vahideddin Anadolu’daki isyanı bastırmak üzere güvenilir kuvvetlerinden iki fırka teşkil edip Anadoluya sevk edileceğini söyleyince, İtilaf Devletleri mümessilleri buna asla müsaade etmediler. “ Bu mütareke şartlarına aykırıdır, terhis yerine yeniden silahlanma mı yapacağız?<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn47"><span style="font-size:x-small;">[47]</span></a> dediler.</p>
<p>Niçin?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Yine aynı tarihlerde İngilizler Merzifon’da bulunan İngiliz kuvvetlerinin geriye alınması halinde, “Kuvay-ı Milliye’nin memnun olup olmayacağını” sordular. Kuvay-ı Milliyece”Pek memnun oluruz” cevabı verildi. Onlar da hemen Merzifon’daki kuvvetlerini ağırlıkları ile birlikte evvela Samsun’a, oradan’da İstanbul’a çektiler.<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn48"><span style="font-size:x-small;">[48]</span></a></p>
<p>Niçin?</p>
<p><strong>Dagobert Von Mikusch</strong> bu hususa dikkat çekerek, “Hakikaten şayan-ı hayret bir şey” diyor ve ilave ediyor: <em>“Galipler General’e (Yani <strong>Mustafa Kemal</strong>’e) hazırlıklarını yapması için lazım gelen bütün rahatı ve kafi vakti verdiler ki, bunun neticesi kendi sulh muahedelerinin bozulmasını mucip olacaktı.” </em></p>
<p>İngiliz siyasetinin zahir görünüşüne zıt düşen ve örnekleri çoğaltılabilecek bu hadiseler, niçin ve nasıl oluyor da bu tarzda cereyan ediyordu?</p>
<p><strong>Dagobert Von Mikush’a</strong> bakarsanız: “<strong>Mustafa Kemal</strong>’in İngilizlerle gizli bir anlaşma yapmakta olduğunu ve bu anlaşmanın daima da gizli kalacağını”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn49"><span style="font-size:x-small;">[49]</span></a> kabul etmek gerektir. Anlaşılmaktadır ki, <strong>Mustafa Kemal Paşa</strong>, harici görünüşe rağmen “İngiliz siyasetine uygun bir harekat tarzı” takip etmiştir.”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn50"><span style="font-size:x-small;">[50]</span></a></p>
<p>Niçin?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Erzurum ve Sivas Kongreleriyle Büyük Millet Meclisi’nin ilk zamanlarında “Makam-ı Hilafet” ve hatta <strong>Sultan Vahideddin</strong>’in şahsına hududsuz bir surette bağlı gözüken<strong> M. Kemal Paşa</strong>, kendini sağlama aldıktan sonra artık meydan okumaya başlamıştır. Bu devredeki beyanlarının hakim manası şudur: <em>“Halife ve O’na bağlı olanlar düşmanlarla beraberdirler, binaanaleyh haindirler.”</em>  İngilizlerin bu ifadeye mukabeleleri de <em>“Halife bizimle, hatta Yunanla beraberdir!” </em>tarzında oluyordu, ki bu da mefhum-i muhalif yoluyla aynı kapıya çıkıyordu.</p>
<p>Gerçekten İngilizler Padişah’ı hain gösterebilmek için bir takım hareketlere icbar ediyorlardı. Halifenin İngiltereye karşı güya bir muvazaa silahı olarak başvurduğu “Kuvay-ı İnzibatiye”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn51"><span style="font-size:x-small;">[51]</span></a> ve mahud “fetva”lar<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn52"><span style="font-size:x-small;">[52]</span></a> gibi…”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn53"><span style="font-size:x-small;">[53]</span></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Dikkat edilirse İstanbul’daki silah depolarının kapılarına Hindli Müslümanları koyarak “din kardeşliği” saikasıyla Kuvay-ı Milliyeciler’in bu depolardan, Anadolu harekatını muvaffak kılacak silahları kaçırmalarına göz yummak da İngiliz siyasetinin bir gafleti değil, mahirane bir surette ortaya çıkarılmış bir siyasi taktiği idi. O kadar ki, İngilizler Kuvay-ı milliye ile ilk temas hattı olan Eskişehir havalisindeki kuvvetlerini de bu Hind Müslümanlarından seçmiş bulunuyorlardı!&#8230;</p>
<p>Diğer taraftan, <strong>Mustafa Kemal Paşa </strong>da İstanbul Hükümeti, Hilafet ve Saltanat Makamı ile Anadolu’nun arasını açmak için hudutsuz bir gayret sarfetmişti. Çünkü bu devleti ele geçirmeyi çoktan kafasına koymuştu<strong>” </strong><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn54"><span style="font-size:x-small;">[54]</span></a><strong> </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dünya’da masonluk, Yahudiler, İngiltere ve ABD’nin çıkarlarını korumak ve geliştirmek için kullanılmaktadır. 19. yy ortalarından sonra Osmanlı ülkesinde de ciddi şekilde örgütlendiler. Kısa sürede Osmanlı Hükümetinde söz sahibi olanların büyük çoğunluğu Masonluğa geçti.</p>
<p>Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde de yönetim hep masonların elinde oldu. Türkiye’de katı laiklik ve ateizmden kaynaklanan “Atatürkçülük” söylemlerinin arkasında da hep bu mason çevreler vardır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>BİR MASON DAYATMASI: SEVR ANLAŞMASI </strong></p>
<p>İtilâf Devletleri 18 Nisan 1920&#8242;de San Remo Konferansı&#8217;nda Osmanlı Devleti&#8217;ne uygulanacak barış şartlarını hazırladı. 22 Nisan&#8217;da Osmanlı Hükümetini Paris&#8217;te toplanacak barış konferansına davet ettiler. Padişah, eski sadrazam<strong> </strong><strong>Ahmet Tevfik Paşa</strong>&#8216;nın başkanlığında bir heyeti Paris&#8217;e gönderdi.<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn55"><span style="font-size:x-small;">[55]</span></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu durum karşısında <strong>Mustafa Kemal</strong>, ertesi gün 23 Nisan 1920&#8242;de Ankara&#8217;da ilk Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;ni toplayıp, meclisin seçtiği 11 kişilik icra vekilleri heyetinin başkanlığına geçti (24 Nisan 1920).<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn56"><span style="font-size:x-small;">[56]</span></a></p>
<p>30 Nisan günü taraf devletlerin dışişleri bakanlıklarına gönderilen bir yazıyla İstanbul&#8217;dan ayrı bir hükümetin kurulduğu bildirildi.<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn57"><span style="font-size:x-small;">[57]</span></a></p>
<p>“Paris&#8217;te barış şartlarını öğrenen <strong>Ahmet Tevfik Paşa</strong>, İstanbul&#8217;a gönderdiği telgrafta barış şartlarının &#8220;devlet mefhumu ile kabil-i telif olmadığını&#8221; (devlet kavramı ile bağdaşmadığını) bildirerek görüşmelerden çekildi. Bunun üzerine 21 Haziran&#8217;da (1920) İtilaf Devletleri Türk Milletinin direnişini kırmak için, İzmir&#8217;de bulunan Yunan kuvvetlerini Anadolu içlerine sürmeye karar verdiler. Balıkesir, Bursa, Uşak ve Trakya kısa sürede Yunan ordusu tarafından işgal edildi.”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn58"><span style="font-size:x-small;">[58]</span></a></p>
<p>Bu ilerleyişten ürken İstanbul hükümeti 22 Haziran&#8217;da İstanbul&#8217;da toplandı ve Paris&#8217;e Sadrazam <strong>Damat Ferit Paşa</strong> başkanlığında ikinci bir heyet göndermeye karar verdi. Eski maarif nazırı (milli eğitim bakanı) <strong>Hadi Paşa</strong>, eski Şura-yı Devlet (Danıştay) reisi <strong>Rıza Tevfik Bey</strong> (Mason) ve Bern Sefiri <strong>Reşat Halis Bey</strong>&#8216;den oluşan bu heyet, 10 Ağustos 1920&#8242;de Sevr Antlaşması&#8217;nı imzaladı.<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn59"><span style="font-size:x-small;">[59]</span></a> Ankara&#8217;daki Büyük Millet Meclisi antlaşmayı sert bir bildiri ile kınadı.<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn60"><span style="font-size:x-small;">[60]</span></a></p>
<p>“ABD, Osmanlı’nın parçalanmasını ve paylaşılmasını esas alan Sevr anlaşması üzerinde Anadolu’nun doğusu, kuzey Irak ve Kafkasya’nın önemli bir kısmını “kontrol bölgesi” olarak gösteren haritayı hazırladı.  Sevr bir mason dayatmasıdır ve Osmanlı’nın önemli petrol kaynaklarını elde etmek istiyordu. ABD’nin mason Başkanı <strong>Woodrov Wilson</strong>’un da onay verdiği harita üzerindeki kartal görünüşlü devlet mührünün aynı zamanda “masonluğun”da simgesi”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn61"><span style="font-size:x-small;">[61]</span></a> olduğu gözlerden kaçırılmamalıdır.</p>
<p>Ayrıca Sevr’i imzalattıran Sadrazam <strong>Damat Ferit Paşa</strong>’nın da hem İngiliz Muhipler Cemiyeti üyesi, hem de bir mason<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn62"><span style="font-size:x-small;">[62]</span></a> olduğu da unutulmamalıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Sevr’in yürürlüğe girmesi için önce Meclis-i Mebusan&#8217;ın antlaşmayı görüşüp kabul etmesi, sonra da imzalamak üzere <strong>Vahdettin</strong>&#8216;e göndermesi gerekiyordu. Fakat antlaşma imzalandığı tarihte Meclis-i Mebusan kapalı olduğundan antlaşma mecliste görüşülemedi ve padişahın önüne de hiç gelmedi. Dolayısıyla antlaşma hiçbir zaman yürürlüğe girmedi.</p>
<p>Saltanat Şurası&#8217;nda yaşananlar ise günümüzde hala tartışılmaktadır. Nutuk&#8217;ta bu toplantıda Vahdettin&#8217;le ilgili “<em>Sevr muahedesini bizzat ayağa kalkmak suretiyle kabul etmiştir.</em>” denmektedir. Saray Başmabeyncisi <strong>Lütfi Simavi</strong>&#8216;ye göre ise Vahdettin açılış nutkunu okuduktan sonra başkanlığı <strong>Damat Ferit Paşa</strong>’ya bırakarak salonda durmamış, çıkıp gitmiştir.</p>
<p>Son Sadrazam <strong>Tevfik Paşa</strong>’nın oğlu <strong>İsmail Hakkı Okday</strong>&#8216;ın anlatımı ise şöyledir: <em>“Nihayet Sevr’i kabul edenler ayağa kalksın denildi. <strong>Damat Ferid Paşa</strong> bu sırada Padişah’a salonu terk etmesi için işaret verdi. <strong>Vahdettin</strong> dışarı çıktı, yandaki odaya geçti. Padişah ayağa kalkınca da salondakiler Hünkâra bir saygı eseri olarak ayağa kalktılar. Kendisini bu suretle selamladılar. Öyle ki, bu ayağa kalkışın Sevr’in kabulü anlamına mı geldiği, yoksa Padişah’a hürmeten kıyam mı edilmiş olduğu açık olarak belirmedi. Hatta Ayandan Topçu<strong> Feriki Rıza Paşa</strong>, ‘Biz Padişaha hürmeten ayağa kalktık, Sevr’i kabul ettiğimizden değil’ diye haykırarak <strong>Damat Ferid</strong>’in oyununu açıkça protesto dahi etti.”</em><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn63"><em><strong><span style="font-size:x-small;">[63]</span></strong></em></a><em> </em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>ANADOLU AYAKLANMASI</strong>…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>ETHEM BEY VE İNÖNÜ </strong></p>
<p>1918-1920 tarihleri arasında iki yılı aşkın bir süre ile Anadolu&#8217;da tek önemli vurucu güç <strong>Ethem Bey</strong>’in Kuvva-yı Seyyare’si idi. <strong>Ethem Bey</strong>, Ankara&#8217;da Kolordu Komutanı olan <strong>Ali Fuat Paşa</strong> ile istişare ederek İngiliz ve Yunan birliklerinin ilerlemesine karşı koyuyordu. Düzenli ordunun olmadığı dönemlerde TBMM&#8217;ye karşı girişilen ayaklanmaları (Anzavur, Düzce, Yozgat) hep o bastırdı. Gözde bir gerillacı ve halk kahramanı idi.</p>
<p>…</p>
<p>Mart 1920’de 9-10 saat süren bir yoğun çatışma sürecinin ardından <strong>Anzavur Ahmet</strong>&#8216;in kuvvetlerini büyük bir bozguna uğrattıktan sonra Genel Kurmay Başkanı <strong>İsmet İnönü</strong> ile <strong>Ethem bey</strong> arasında geçen şu telgraf konuşması Ethem Bey’in ahemmiyetini ortaya koymaktadır:</p>
<p><strong>“İnönü: </strong>Merhaba <strong>Ethem Bey</strong>! Nasılsınız, iyisiniz inşallah. Gazanız mübarek olsun.<br />
<strong>Ethem:</strong> Merhaba Efendim. Teşekkür ederim. Ben iyiyim. Siz nasılsınız?<br />
<strong>İnönü: </strong>Genel durumumuz iyi değil. <strong>Mustafa Kemal Paşa</strong> ve <strong>Reşit Bey</strong> yanımdalar. Makine başındayız. Size genel durumu izah ederken bazı acı haberler de vereceğim.<br />
<strong>Ethem:</strong> Söyleyiniz efendim. Acı da olsa gerçeği bilmek daha iyidir.<br />
<strong>İsmet Bey:</strong> Sizinle şu görüşmeyi temin edebilmek için çok zorluğa uğradık. Bazı yerlerde şimendifer tellerinden yararlandık. Birçok yerde itibarımız yoktur. Merkezde ise kuvvetimiz kalmadı&#8230; Bulunduğunuz yerde ikinci derecedeki işleri tümen komutanı <strong>Kâzım Bey</strong>&#8216;e bırakarak, Geyve Boğazı&#8217;nda <strong>Ali Fuat Paşa</strong>&#8216;nın yardımına koşmanızı rica ederiz.<br />
<strong>Ethem:</strong> Yarın Geyve&#8217;ye hareket edeceğim…”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn64"><span style="font-size:x-small;">[64]</span></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ethem</strong>, dediği gibi yapar. Geyve&#8217;ye ulaşır ulaşmaz hemen bir taarruz planı yapar. <strong>Çerkez Ethem</strong>&#8216;in kuvvetleri ile İstanbul hükümetinin gücü olan Kuvva-yı İnzibatiye Kuvvetleri arasında, Geyve Boğazı&#8217;nın gerisinde şiddetli bir çatışma yaşanır. Kuvay-i Seyyare büyük bir başarı kazanır.<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn65"><span style="font-size:x-small;">[65]</span></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bütün isyanlardaki tablo budur: Çaresiz ve aciz Ankara imdat ister; <strong>Ethem bey</strong> yetişir ve tehlikeyi bertaraf ederek işleri yoluna koyar…</p>
<p>“Ethem, isyanları büyük bir maharet ve sür&#8217;atle bastırırken başarısız bazı kumandanların kıskançlık ve rekabet hislerine hedef olmaktan da kurtulamaz. Birinci çatlak burada ortaya çıkar.</p>
<p><strong>Ethem Bey</strong> Yozgat isyanını(Aralık 1920) bastırdıktan sonraki araştırmalarında isyanların Ankara Valisi <strong>Yahya Galip&#8217;in</strong> kötu idaresinden doğduğunun anlaşıldığını, valinin derhal Yozgat’a gönderilerek mahallinde muhakemesini ister. Fakat <strong>Mustafa Kemal</strong> <strong>Paşa</strong>, daha sonra Nutuk’ta anlattığına göre, bunun hükümet üzerinde bir nüfuz denemesi ve selahiyetini aşmak gibi gördüğünden kabul etmez. <strong>Ethem</strong>’de ısrar etmez. Fakat burada çatlak derinleşir. Çünkü, bazı mebuslar Yozgat&#8217;ta <strong>Ethem</strong>&#8216;in; Ankara&#8217;ya dönüşümde <strong>Mustafa Kemal</strong>&#8216;i Meclis&#8217;in kapısında asacağım gibi sözler söylendiğini duymuşlardı. Bu da Nutuk’ta söz edilir. Bunun üzerine <strong>Ethem Bey</strong>, Yozgat&#8217;ta iken <strong>İsmet Paşa</strong>&#8216;dan aldığı çok acele kayıtlı bir telgrafla Yunan Cephesi’ne çağrılır. Aniden Yunan taarruzu başlamıştır. “<strong>Ethem Bey</strong>, kısa zaman içinde Alaşehir Ovası’na kadar olan sahayı düşmandan temizler ve <strong>Mustafa Kemal Paşa</strong>&#8216;dan bir tebrik telgrafı alır.</p>
<p>Daha sonra Gediz&#8217;de münferit halde bulunan bir Yunan kuvvetine taarruz planı yapılır. Bunu o zaman Alanyund istasyonunda bir araya gelen (<strong>Ethem</strong>’de dahil) kumandanlar kararlaştırmıştır. Bu taarruzu nizami kuvvetlerle <strong>Ethem</strong>&#8216;in kuvvetleri müştereken yapmıştır. <strong>Ethem</strong> Bey o dönemde yaptığı işlerde <strong>Ali Fuat Paşa </strong>ile istişarelerde bulunmaktadır.</p>
<p>Ancak çatlak bu taarruzla daha da derinleşir. Çünkü Erkan-ı Harbiye Reisi (<strong>İsmet Paşa</strong>) buna taraftar değildir ve Gediz muharebesinden sonra mühim bir münakaşa başlar. <strong>Çerkez Ethem</strong> ve arkadaşları nizamiye kıtalarının vazifelerini yapmadıklarını ve Kuvva-yı Seyyareye yardımda bulunmadıklarını; buna karşılık nizamiye kıt&#8217;a kumandanları da Kuvva-yı Seyyare&#8217;nin ciddi muharebeye girişmediğini iddia etmektedir. Bu münakaşa gittikçe büyür. İşte bugünlerde <strong>Ali Fuat Paşa</strong> Ankara&#8217;ya alınır.”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn66"><span style="font-size:x-small;">[66]</span></a> “<strong>Fuat Paşa</strong>, <strong>Çerkes Ethem</strong> ile yakınlığından dolayı ve Gebze yenilgisinden sorumlu tutulur ve cephe görevinden alınarak ve Moskova’ya büyükelçi olarak tayin edilir.”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn67"><span style="font-size:x-small;">[67]</span></a></p>
<p>“<strong>Ali Fuat Paşa</strong>&#8216;dan boşalan Garp Cephesi ikiye ayrılarak Kuzey kısmına Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Reisliği uhdesinde kalmak üzere <strong>İsmet Bey</strong> (Paşa); Güney kısmına da Dahiliye Vekilliği uhdesinde kalmak üzere <strong>Refet Bey</strong> tayin olunur.</p>
<p>Herşey Garp Cephesi’ne<strong> İsmet Paşa</strong>&#8216;nın gelmesiyle başlar. Daha evvel cephede ihtilaf değil tam bir uyum ve intibak vardır. Ethem hatıratında şu kanaatini söyler: <em>&#8220;Ben zannediyorum ki, <strong>Ali Fuat Paşa</strong>&#8216;nın Garp Cephesi Kumandanlığı’ndan ayrılmasının hakiki sebebi, <strong>İsmet </strong>ve <strong>Refet beylerin</strong> benim için düşündüklerini tatbik etmeye <strong>Mustafa Kemal Paşa</strong>&#8216;yı ikna etmeleri ve vaziyeti müsait bulmalarıdır.&#8221; </em><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn68"><span style="font-size:x-small;">[68]</span></a></p>
<p><strong>İsmet Bey</strong> ilk olarak <strong>Çerkez Ethem</strong>’in yetkilerini kısar. <strong>Ethem</strong>’in emrindeki kuvvetleri teftiş etmek ister. <strong>Ethem Bey</strong>, kendi kuvvetlerini teftiş ettirmez. Daha sonra cephe komutanını atlayarak doğrudan doğruya Meclis Başkanı ile haberleşmeye başlar.</p>
<p>“<strong>Ethem Bey</strong>, her türlü ayrılık ve huzursuzluğun İsmet Paşa ile başladığı hususunda ısrar eder. Hatta kendisine (ÇERKEZ) lakabının takılmasının bile İsmet Paşa&#8217;dan sonra olduğunu söyler. Halbuki ırkçılık gayreti gütmediğini belirtir ve: <em>&#8220;Hepimiz Osmanlı idik. Eğer milliyet ve ırk tefriki yapılmaya kalkışılsa idi yedi göbek seceresi karışmamış, vatanda kim kalırdı&#8221;</em> der.</p>
<p>Garp cephesindeki değişiklikten sonra, kumandanı olduğu &#8220;Kuvva-i Seyyare&#8221;yi çok ustaca bir programla tasfiye etme planının tatbikata konulduğunu gören <strong>Ethem Bey</strong>, kendisine ilk planda <strong>İsmet Paşa</strong>&#8216;nın muhatap olacağını düşünerek görüşmek ister, Eskişehir&#8217;e gelir. O akşam ziyaretçi kabul etmeyeceğini bildiren <strong>İsmet Paşa</strong>&#8216;nın makam odasına gider ve kapıyı vurmasıyla girmesi bir olur. Aniden <strong>Ethem</strong>&#8216;i karşısında bulan <strong>İsmet Paşa</strong>’ya<em>, &#8220;Samimiyetten eser kalmayan müşterek mesaimize son vermeye geldim. Niçin böyle yapılıyor, anlayamıyorum. Aleyhimize gizli-açık birçok tedbirlere başvuruluyor. Ricam şudur: Eğer kendinize ait olmasını istediğiniz, fakat açıkça ifade edemediğiniz hususlar varsa bunları işte karşı karşıyayız, cesaretle söyleyiniz.&#8221;</em> der.</p>
<p><strong>İsmet Paşa Ethem</strong>&#8216;i çok başarılı şekilde teskin eder: <em>&#8220;Allah fesatcıların cezasını versin.&#8221;</em> diyerek başlar: <em>&#8220;<strong>Ethem Beyefendi</strong>, itimad ediniz ki ben sizin gibi arkadaşlarımın mevcudiyetine güvenerek Garp Cephesi Kumandanlığı’nı aldım. Ordu içinde menfi propaganda yapanları teker teker araştıracağım ve cezalandıracağım. Ben bu hizmeti beraberce yürüteceğimize samimiyetle inanıyorum. Sizin de aynı hisde olduğunuzu çok iyi biliyorum.”</em> diye bitirir konuşmasını.”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn69"><span style="font-size:x-small;">[69]</span></a></p>
<p><strong>Ethem</strong>’i o an idare eden <strong>İnönü</strong>, kendisini savuşturduktan sonra Ethem&#8217;in birliklerinin kesin olarak disiplin altına alınması yönündeki kararını icraya geçer emrindeki kuvvetleri Kuvva-yı Seyyare’nin üstüne sürer.<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn70"><span style="font-size:x-small;">[70]</span></a></p>
<p>“Batı cephesinin harekete geçtiğini gören <strong>Ethem</strong> T.B.M.M. Reisliğine, Meclisi de aşağılayan ve <strong>Mustafa Kemal</strong>&#8216;in Bilecik&#8217;ten dönerken Ankara&#8217;ya götürdüğü İstanbul Hükümetinin temsilcilerinin hemen serbest bırakılmasını isteyen bir telgraf çeker.</p>
<p>Bunu üzerine Meclis de Kuvvay-i Seyyareye tavır alır.</p>
<p>Batı Cephesi komutanlığı <strong>Ethem </strong>ve <strong>Tevfik Beylerin</strong> vatana ihanet suçu işlediklerini öne sürerek teslim olmalarını ister. Düzenli ordu <strong>İsmet Bey</strong> ve <strong>Refet Bey</strong>&#8216; in (<strong>Bele</strong>) komutasında 1921 yılı ocak ayında Kuvayı Seyyare&#8217;nin tuttuğu Gediz-Kütahya üstüne yürür.”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn71"><span style="font-size:x-small;">[71]</span></a> “Kısa bir zaman sonra <strong>Ethem Bey</strong> ve kuvvetleri arkadan nizami kuvvetlerle, önden de Yunan ordusu ile sıkıştırılmaya başlanır. <strong>Ethem Bey </strong>kıskacın gittikçe daralmakta olduğunu görür. Bunun üzerine kardeş kanı dökmemek için emrindeki kuvvetleri, arkadan gelen <strong>İsmet Paşa</strong>&#8216;nın gönderdigi nizami kuvvetlere teslim olmaları hususunda ikna eder. &#8216;Silahlarını, toplarını, malzemelerini teslim mevzuunda da <strong>Parti Pehlivanı</strong> vazifelendirir. Kendisi çaresizlik içinde kalır ve neticede görünen akibetten kurtulmak için mebus <strong>Reşit Bey</strong>&#8216;in de kendilerine katılmasıyla iki kardeşiyle birlikte Uşak&#8217;ta Yunanlılarla görüşür ve kendisine bir koridor açılarak geçiş müsaadesi verilmesini ister. <a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn72"><span style="font-size:x-small;">[72]</span></a> Yunanlılar, sonradan riayet etmeyecekteri bir geçiş protokolünü imzalarlar. Ethem gibi bir kumandanın cepheyi terketmesi onlar için arayıp da bulamayacakları bir nimettir.”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn73"><span style="font-size:x-small;">[73]</span></a></p>
<p>İşin doğrusu, “… ordunun seyyar birlikler etrafında örgütlenmesi, Kuvayı Seyyarelerin güçlendirilmesi <strong>Çerkes Ethem</strong>’e, ordunun muntazam birlikler halinde örgütlenmesi ise <strong>Mustafa Kemal</strong>’e ciddi bir siyasal güç sağlayacaktı. Böylece <strong>Mustafa Kema</strong>l ordudaki gücüne dayanarak Ankara üzerinde etkili olmaya çalışan/çalışacak tüm alternatif güç odaklarını bertaraf edebilecek yeni, potansiyel alternatif siyasal güçlerin ise ortaya çıkmasını engelleyebilecekti. İşte bu nedenle de gerek ordu, gerekse de Ankara üzerinde siyasal güç sahibi olmayı hedefleyen her iki önder de orduyu, Milli Mücadele içersinde kendi siyasal güçlerini maksimize edecek tarzda örgütlemeye çalışıyorlardı. Özetle, siyasal ve sosyolojik olarak olayı analiz ettiğimizde, Milli Mücadele’nin askeri ve siyasal örgütlenmesi konusunda fikir ayrılığında olan ve bu anlamda birbiriyle çatışan iki gücün olduğunu ve bu çekişme ve çatışmadan <strong>Mustafa Kemal</strong>’in galip çıktığını söylemek mümkündür.”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn74"><span style="font-size:x-small;">[74]</span></a></p>
<p>Görünen o ki, bu tarihe kadar savaş meydanlarında olmayan Ankara hükümeti, kendinde biraz güç görünce, kontrol edemeyeceği mücadele önderlerini tasfiyeye başlamıştır.</p>
<p><strong>HİÇ OLMAMIŞ BİR SAVAŞ: 1. İNÖNÜ SAVAŞI </strong></p>
<p>Resmi tarihe göre, daha sonra <strong>İsmet İnönü</strong>, <strong>Çerkes Ethem</strong>&#8216;in arkasında bırakıp gittiği kuvvetlerin de büyük yardım ve desteğiyle 1.İnönü savaşını kazanmış ve Yunanlılar geri çekilmek zorunda kalmıştır (10 Ocak 1921).</p>
<p>Ancak “gerçek tarihte 1. İnönü Zaferi diye bir şey yoktur… Tamamen <strong>İsmet </strong><strong>Paşa</strong>’nın Cumhurbaşkanı olmasından sonra uydurulmuş, hayali bir meydan muharabesidir… O tarihlerde Yunanlılar ile meydana gelen çatışmalar da, aslında başkalarının gayreti ile kazanılmıştır. <strong>Ali Fuat </strong><strong>Paşa</strong> Moskova’ya gidip, Sivastapol’daki 5 milyon mavzer fişeğini alıp, kaçakçılar vasıtasıyla 24 saatte Sakarya Nehri ağzına taşıtmıştı. Eğer <strong>Ali Fuat </strong><strong>Paşa</strong> bu cephaneyi yetiştirmeseydi, Yunanlar tüfeklerini omuzlarına asıp istedikleri yere gidebilirlerdi… Çünkü ordumuzun atacak mermisi yoktu!.. Mermiler oradan kağnılarla cepheye yetişmiş, 2 gün sonra 1. İnönü Savaşı diye bilinen çatışmalar başlamıştır!.. Ama İnönü ovasında iki büyük ordunun kıyasıya döğüşmesi gibi bir şey olmamıştır. (9.1.1921)” <a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn75"><span style="font-size:x-small;">[75]</span></a></p>
<p>Olaylar şöyle gerçekleşmiştir: ” <strong>İsmet bey, Ethem Bey</strong>’i tepeleme konusunu kafasına öyle takmıştı ki, Bursa’daki Yunan kuvvetlerine karşı sadece bir piyade tümeni bırakarak, iki piyade tümeni ve bir süvari tugayını Kütahya yönünde toplamıştı… Yine Uşak’ta bulunan Yunan ordusunun karşısında da yalnız bir tabur bırakarak iki piyade tümeni ve yedi süvari alayını da Kütahya’ya çekmişti. Türk güçlerinin birbirine girmesi üzerine Yunan generali <strong>Meneta, Çerkez Ethem</strong>’in işini kolaylaştırmak üzere 4 günlük mütareke aktetti… Bu suretle serbest kalan <strong>Ethem</strong>’in güçleri Gediz’e giren <strong>İsmet </strong><strong>Paşa</strong>’nın askerlerine saldırdı. (8.1.1921) Yunan ordusu dinlenirken, <strong>İsmet Bey</strong>’in iki tümeni bozularak Kütahya’ya doğru çekilmeye başladı… <strong>Çerkez Ethem</strong> onları kovalarken Yunan uçakları da durumu fırsat bilerek <strong>İsmet</strong>’in ordusunu bombalamaya girişti… <strong>İsmet Bey</strong> ancak Alanyunt, Kütahya dolaylarında sırtını demiryoluna dayayarak ve taze kuvvetler alarak bir savunma hattı kurabildi… <strong>Ethem</strong> ise geceden yararlanarak 150 kişilik bir süvari birliğini <strong>İsmet Bey</strong> savunma hattının arkasına geçirmişti… Çatışma sürdükçe <strong>İsmet Bey</strong>’in birliklerinden <strong>Ethem Bey</strong>’in saflarına sığınanların sayısı arttı. Aynı gün öğleden sonra <strong>İsmet Bey</strong>’in askeri talihi parlamadan sönmek üzere iken, <strong>Refet Bey</strong>’in süvarileri yetişti… <strong>Çerkez Ethem</strong>’in sağından ve arkasından saldırdılar. Lâkin kurt bir savaşçı olan <strong>Ethem</strong> bunu düşünmüş, tedbirini almıştı… <strong>Refet Bey</strong>’in güçlerini püskürttü. Ancak bu sırada <strong>Ethem</strong>’in Yunan güçleri karşısında bıraktığı taburdan haber geldi… Uşak ve Bursa’daki Yunan birlikleri İnönü’ye doğru saldırıya geçmişlerdi… İsmet onların önünü açık bıraktığı için fırsatı değerlendirmek istiyorlardı!.. <strong>Çerkez Ethem</strong> bunun üzerine <strong>İsmet</strong>’le uğraşmayı bırakıp <strong>Gediz </strong>yönüne çekildi… <strong>İsmet </strong>bir kere daha paçayı kurtardı!.. Çekilen <strong>Ethem</strong> güçlerini savaşmadan takibe başladı… Bu arada Yunan birliklerinin İnönü’ye doğru yürüdükleri haberini aldı. Aklı başından gitti!.. Çünkü hemen bütün ordu <strong>Ethem</strong>’in peşinde ve Gediz civarında idi… Eğer Yunan ordusu hızlı bir yürüyüş temposu tutturursa, İnönü’ye varır, Eskişehir’i ele geçirebilirdi!.. Böylece Ankara yolu onlara açılmış olurdu!  İsmet, bunun üzerine yine karar değiştirdi… Kestirmeden gidebilmek için yazın bile üstü karlarla örtülü Murat Dağı’nı dolaşarak İnönü’ye inmeye karar verdi… Türk askerleri toplarla, bütün ağırlıklarla 18 saatlik zorlu bir yürüyüşle menzile vardıklarında, düşmanın henüz gelmemiş olduğunu görerek sevindiler… <strong>İsmet</strong>’in düşman önünde bıraktığı 24. Tümen gibi küçük kuvvetlerin direnmesi ve yavaş yavaş gerilemesi, Yunan ordusunu engellemiş, Türk birliklerine zaman kazandırmıştı!&#8230;</p>
<p>Türk ordusunda 8.500 er, 417 subay, 6.000 tüfek, 18 hafif, 48 ağır makinalı tüfek, 28 top vardı… Arkadan gelen bazı taburlarla asker sayısı biraz daha arttı. Yunan ordusunda ise 15.816 er, 427 subay, 12.000 tüfek, 270 hafif, 80 ağır makinalı tüfek ve 72 top vardı.</p>
<p>Yunanlar İnönü yönündeki ilk saldırıyla birlikte önemli bazı tepeleri ele geçirdiler… Albay <strong>İsmet Bey</strong>’in yürüyüşü engellemek için yaptığı saldırılar etkisiz kaldı. Durumu Ankara’ya bildirdi… <strong>Mustafa Kemal</strong> hemen müdahale ederek cepheyi belirli bölgelere ayırdı. Orta cepheyi zayıf bulduğu için bir alay daha gönderdi.</p>
<p>Ne varki, <strong>İsmet</strong>’in tanzimiyle orta cephede zayıf kalmış birlikler, yoğun sisten düşman askerlerinin kendileriyle kanatlar arasına sızdığını farkedemediler ve birden Türk ordusunun sağ ve sol kanadı arasındaki bağlantı koptu!… Durum ancak sis kalkınca fark edildi… Bunun üzerine <strong>İsmet Bey</strong> ÇEKİLME emri verdi!.. Yunan kuvvetleri bizim askerlerin İnönü ovasında bıraktığı siperlere girdiler, ancak yeni savunma hattına saldıramadılar… Onlar da yıpranmıştı!..</p>
<p>8 Ocak’ta çatışmadan çekinen İsmet, 11 Ocak 1921′de RİCAT (geri çekilme) emri vermeye hazırlanıyordu ki, güneş doğduğunda Yunan birliklerinin çekilmekte olduğunu gördüler!.. Düşman daha fazla savaşmaktan vazgeçerek, ölülerini, bir kısım silah ve malzemeyi harp sahasında bırakarak batıya doğru harekete geçmişti!..</p>
<p>Bu bakımdan eğer bir “zafer” varsa, bu zafer <strong>İsmet Bey</strong>’e değil; cephane yetiştiren <strong>Ali Fuat </strong><strong>Paşa</strong>’ya, Karadeniz takalı denizcilere, kağnılı köylülere, o soğukta çıplak ayak düşmana direnen 24. tümene ve isimsiz askerlere, ve yetişip <strong>İsmet</strong>’i <strong>Çerkez Ethem</strong>’in elinden kurtaran <strong>Refet Bey</strong>’e mal edilmelidir.”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn76"><span style="font-size:x-small;">[76]</span></a></p>
<p>“23 Ocak 1921`de <strong>Çerkez Ethem</strong> kuvvetleri <strong>İzzettin Paşa(Çalışlar)</strong> komutasındaki güçler karşısında kesin yenilgiye uğradı ve dağıldı. <strong>Ethem</strong> bir süre Sındırgı Bölgesi`nde dolaştı. Ordu birliklerinin  kendisini yakalamak için baskıları artınca yukarıda belirttiğimiz şekilde kendi adamlarını serbest bıraktı ve bir geçiş koridoru isteyerek Yunanlılara teslim oldu. <strong>Çerkez Ethem</strong> bu hareketiyle ilgili olarak şu yorumu yaptı:<em> `Beni ihanetle itham edenlere soruyorum: Ben ne zaman, hangi tarihte ve mevzide esasen müdafaa ettiğim cepheden bir adım dönmüşümdür, bir tek kardeş kanı dökmüşümdür?`</em>”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn77"><span style="font-size:x-small;">[77]</span></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ethem Bey</strong> Niçin Tasfiye Edildi?</p>
<p><strong>Çerkez Ethem</strong> gibi değerli bir insanla ordusu, Yunan savaşının en kritik günlerinde silahla bertaraf edilmese, kendisi Yunan kollarına itilmese, olmaz mıydı?..</p>
<p>Başka bir çare yok muydu?</p>
<p>Hele <strong>İsmet</strong>’in<strong>, Ethem</strong> kuvvetleri Yunan ordusu ile savaşırken onlara arkadan saldırması ve topa tutmasını nasıl yorumlamak lazım?</p>
<p><strong>Ethem Bey</strong>’in tasfiyesinde rol alan aktörlerin hepsinin, yani <strong>Mustafa Kemal</strong>, <strong>İsmet İnönü, Refet Bele</strong> ve <strong>Ali Fuat</strong> Cebesoy’un mason olmalarını nasıl yorumlamalıyız?</p>
<p>Masonik hegomonya, iktidarı ele geçirip ülkede kendi sistemini inşa ederken, ayaklarına dolaşma ihtimali bulunan kontrol dışı güçleri de tasfiye mi ediyordu?</p>
<p><strong>BİR BELEŞ ZAFER DAHA: 2. İNÖNÜ SAVAŞI </strong></p>
<p>“Bu arada Yunanistan’da seçimler oldu… Kralı sürmüş olan <strong>Venizelos</strong>’un partisi yenildi, Kral ülkesine geri döndü… İngilizler’in desteğini alan Yunan ordusu bir daha taarruza geçti.  Böylece 2. İnönü savaşı başladı (23.3.1921).</p>
<p>Güçlendirilmiş Yunan ordusunda 41.1150 tüfek, 750 ağır, 3134 hafif makinalı tüfek, 220 top ve 2.000 kılıç vardı… Türk Ordusu’nda ise 30.108 tüfek, 235 ağır, 55 hafif makinalı tüfek, 102 top ve 4.000 kılıç vardı.</p>
<p>Savaş 7-8 gün sürdü… Türk ordusu sürekli savunmada kaldı, elindekini korumaya çalıştı… Karşı saldırılar ancak düşman ilerlemesini durdurmak amacıyla yapılıyordu…</p>
<p>İki tarafta iyice yıpranmıştı.</p>
<p>İsmet Bey Yunan ordusundaki durgunluğu bir genel saldırı hazırlığı diye yorumlayarak “TAM RİCAT” emri verdi ve bu kararını 31 Mart’ta Ankara’ya telgrafla bildirdi!..</p>
<p>Telgrafı yemek yerken alan <strong>Mustafa Kemal</strong>, “Okumaya gerek yok, savaşı yitirmişiz!” dedi.</p>
<p>Oysa aynı anda Yunan ordusu da savaştan bıkmış, yenemiyeceğini zannederek geri çekilmeye başlamıştı!.. O sırada cephede, ön saflarda olan bir subay, Yunanlıların çekildiğini görüp, <strong>İsmet </strong><strong>Paşa</strong>’ya haber göndermiş<em>, “Aman geri çekilme emrini geri alınız!. Birlikleri ileri sürün, çünkü Yunan çekiliyor!”</em> <strong><span style="font-family:Tahoma;">dedi. </span></strong><strong> </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="font-family:Tahoma;">İsmet gene tereddüt etti.. Ama sonunda buna uydu ve böylece “zafer” kazanılmış oldu!..</span></strong></p>
<p><strong>İsmet Bey</strong> 1 Nisan günü çektiği telgrafta şöyle der: <em>“Saat 6.30′da Metristepe’den gördüğüm durum: Artçı olduğu sanılan </em><em>bir</em><em> düşman müfrezesi sağ kanat grubunun saldırısıyla gayrımuntazam çekiliyor… Düşman savaş meydanını silahlarımıza bırakıyor…”</em>  <span style="font-family:Tahoma;"><strong>Sanki silahlarıyla </strong>bir<strong> şey yapmış gibi!..</strong></span></p>
<p>Görüldüğü gibi, 2. İnönü Zaferi de haksız yere <strong>İsmet</strong>’e mal edilir. <strong>Refet Paşa</strong>’ya göre, İnönü zaferinin gerçek kahramanı cephedeki haberi getiren o subay, yani <strong>Miralay Fethi Bey</strong>’dir… “<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn78"><span style="font-size:x-small;">[78]</span></a></p>
<p><strong>İNÖNÜ’NÜN ALTINTAŞ BOZGUNU </strong></p>
<p>“2. İnönü Muharebesinden sonra Garp Cephesi kuvvetleri 15 piyade ve 4 süvari tümeni gibi muazzam bir kuvvete yükseltilmişti… <strong>İsmet</strong> “paşa” olmuş, ancak yüklendiği bu büyük vazifenin önünde şaşırmış ve aldığı yanlış savunma tedbirleriyle ordusunu, tekrar toparlanan düşman ordusu karşısında adeta baştan muvaffakiyetsizliğe mahkum etmişti!..</p>
<p>Nitekim Yunan Kralı’nın İzmir’i ziyareti ve verdiği destekle 80.000 kişiye ulaşan Yunan ordusu Bursa’ya girdi… Hemen ardından Eskişehir-Afyon cephesinde, Altıntaş’da ağır bir yenilgi aldık!..</p>
<p>Bu mağlubiyet <strong>İsmet</strong>’in saplantısındandır!.. Yunan’ın tekrar İnönü’den saldıracağı hesabına göre askeri düzen aldı, siper kazdırıp tahkimat yaptı.</p>
<p>Halbuki bu savaştan 2 ay önce Temps gazetesinde <strong>General Delarcl</strong> adında bir Fransız çok açık şekilde, <em>“Yunanlılar büyük </em><em>bir</em><em> hücum yapacaklar!.. Böyle büyük </em><em>bir</em><em> hücum için silah, cephane ve erzak gereklidir. Bunun için muhakkak hücumu Afyon’dan yapacaklardır… Çünkü İzmir’den oraya tren var.”</em><span style="font-family:Tahoma;"><strong> </strong>diye<strong> yazmıştı.</strong></span></p>
<p><strong>İsmet Paşa</strong>, Afyon yönünden taarruz başlamasına rağmen bunu aldatmaca sandı… Güneyi boş bıraktı… Solda <strong>Deli Halit </strong><strong>Paşa</strong>, onun sağında <strong>Albay Nazım</strong>’ın kuvvetleri vardı, hepsi kırıldı… Ancak 5 gün dayanabildiler. İsmet yine de takviye güç göndermedi.</p>
<p>Halbuki <strong>Fevzi Çakmak</strong>, <strong>Mustafa Kemal</strong>’e ve<strong> İsmet</strong>’e “saldırının Afyon üzerinden olacağını” söylemişti… <strong>Albay Nazım</strong> şehit düştü. <strong>Nazım</strong>’ın sağında <strong>Çolak Kemal</strong>’in kuvvetleri de kırıldı.</p>
<p><strong>İsmet</strong> kendisi zor kaçtı!..</p>
<p>Neden sonra İsmet uyandı, ama gene bir hata yapıp birlikleri mağlubiyetin üzerine gönderdi, sanki onlar da yenilsin diye!…</p>
<p>Halbuki saldıran Yunan’ın soluna yüklenmesi gerekirdi.</p>
<p>Gerçekte Altıntaş muharabesinde 13 fırkamız hiç çarpışmamış, oradan oraya koşturup durmuştur!.. “<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn79"><span style="font-size:x-small;">[79]</span></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“10 Temmuz 1921&#8242;de Yunanlılar bir genel saldırıya geçince, <strong>Mustafa Kemal</strong> Garp Cephesi karargâhına giderek, <strong>İsmet Paşa</strong>&#8216;ya, orduyu Sakarya&#8217;nın doğusuna geçirme buyruğu verdi.”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn80"><span style="font-size:x-small;">[80]</span></a></p>
<p>“Ordunun büyük kayıplar ile Sakarya gerisine çekilmesi, Ankara’da gizlenmesi mümkün olmayan bir sarsıntı yaratmıştı!… 23.7.1921 &#8211; 5.8.1921 tarihleri arasında Meclis’te gizli celseler, uzun toplantılar yapılmıştı… Bu Mağlubiyet üzerine, Yunan kuvvetleri Polatlı’ya yaklaştığı için aileler Kayseri’ye gönderildi… Ancak erkeklerden Milli Eğitim Bakanı mason <strong>Hamdullah Suphi Tanrıöver</strong> ile mason <strong>Yunus Nadi</strong> dışında kaçan olmadı… Olsaydı, bütün Millet paniğe düşerdi!.. Çünkü 125.000 kişilik ordu dağılmış, geriye 25.000 kişi kalmıştı!..</p>
<p>Yunan ordusu 5 fırka ile zafer kazanmıştır… Eğer <strong>İsmet</strong> saldırıda ısrar etseydi, o ordu da yenilir, elimizde hiç kuvvet kalmazdı!.. Bereket bundan çabuk vazgeçip “topyekün çekilme” emri verilmiştir!.. (25.7.1921)</p>
<p>Bu savaşta askerlerimiz öyle bir kaçtılar ki, köprüleri demiryolunu bile imha edemediler… Oralardaki sığır ve koyun sürülerini sürüp getiremediler… Bu yüzden Sakarya Savaşı’nda Yunan hem kolay asker sevk etti, hem de beslendi… Bu sürüler olmasa Sakarya’da 20 gün duramazlardı. Oysa Yunanlar Sakarya’dan kaçarken, tren hattını hallaç pamuğu gibi atmışlardı da, aylarca tamir edememiştik.</p>
<p><strong>İsmet</strong>’in bu savaştaki hatası Divan-ı Harp’lik, hatta idamlıktır!..Üstelik  Sakarya’ya varınca, “gösterilen mevzide durmadılar” diye iki teğmeni idam etmiştir… Halbuki bütün ordu, bütün komutanlar kaçmıştı.</p>
<p><strong>Sabahattin Selek</strong> bu hezimetin sonuçlarını şöyle anlatır:</p>
<p>“1921 Temmuz ayında Türk ordusu Kütahya-Eskişehir muharebelerini kaybederek Sakarya gerisine çekilmiştir… Yunan birlikleri Polatlı’ya kadar gelmişti.”</p>
<p><strong>İsmet</strong>’in bu mağlubiyeti üzerine hakkında bir araştırma komisyonu kurulmuş, ancak o “<strong>Mustafa </strong>Kemal’in emirlerini uyguladığını” söyleyerek kurtulmuştur!..</p>
<p>Ayrıca Meclis’te <strong>İsmet</strong>’i Divan-ı Harb’e sevketmek istiyenler olmuş, <strong>Mustafa Kemal İsmet</strong>’i korumak için kendini siper etmiştir. Nutuk’ta da bu mağlubiyeti geçiştirmiştir. Inkilab Tarihi kitaplarında falan “stratejik geri çekilme” diye yutturulmak istenir.</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Kütahya-Eskişehir yenilgisi, kaybedilen topraklar ve şehirler, tehlikenin Ankara yakınlarına gelmesi Meclis’te sorumlu aranmasına yol açmıştı… Tenkitler Mustafa Kemal Paşa üzerinde yoğunlaşıyordu… </span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;">5 Ağustos’da Başkumandanlık Kanunu çıkartıldı”</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn81"><strong><span style="font-size:x-small;">[81]</span></strong></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"><strong> ve Mustafa Kemal</strong> olağanüstü yetkilerle, Büyük Millet Meclisi Orduları Başkomutanlığı’na getirildi.</span></span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn82"><span style="font-size:x-small;">[82]</span></a></p>
<p>Sakarya Meydan Muharebesi öncesi ordunun ihtiyacını karşılamak ve Sakarya Savaşı&#8217;na hazırlanmak için “<strong>M. Kemal</strong> Başkomutanlık Kanunu&#8217;nun kendisine tanıdığı yasa yapma yetkisini kullanarak 7-8 Ağustos 1921&#8242;de, halkı maddi ve manevi bütün kaynaklarıyla Milli Mücadele&#8217;ye katılmaya çağıran &#8220;Tekalif-i Milliye Emirleri&#8221;(Milli Yükümlülük Emirleri)ni yayınladı. Toplamı on maddedir. Buna göre:</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;">-<span style="font-size:x-small;">          </span></span>Her ilçede bir tane Tekalif-i Milliye Komisyonu kurulacak.</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;">-<span style="font-size:x-small;">          </span></span>Halk, elindeki silah ve cephaneyi 3 gün içinde orduya teslim edecek.</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;">-<span style="font-size:x-small;">          </span></span>Her aile bir askeri giydirecek.</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;">-<span style="font-size:x-small;">          </span></span>Yiyecek ve giyecek maddelerinin %40&#8242;ına el konacak ve bunların karşılığı daha sonra geri ödenecek.</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;">-<span style="font-size:x-small;">          </span></span>Ticaret adamlarının elindeki her türlü giyim eşyasının %40&#8242;ına el konacak ve bunların karşılığı daha sonra geri ödenecek.</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;">-<span style="font-size:x-small;">          </span></span>Her türlü makineli aracın %40&#8242;ına el konacak.</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;">-<span style="font-size:x-small;">          </span></span>Halkın elindeki binek hayvanlarının ve taşıt araçlarının %20&#8242;sine el konacak.</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;">-<span style="font-size:x-small;">          </span></span>Sahipsiz bütün mallara el konacak.</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;">-<span style="font-size:x-small;">          </span></span>Tüm demirci, dökümcü, nalbant, terzi ve marangoz gibi iş sahipleri ordunun emrinde çalışacak.</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;">-<span style="font-size:x-small;">          </span>Halkın elindeki araçlar aylık 100 km. askeri ulaşım yapacaklar.”</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn83"><span style="font-size:x-small;">[83]</span></a></p>
<p><strong>Mustafa Kemal</strong>, meşhur İstiklal Mahkemelerinin 2. Dönem faaliyetlerine Tekalif-i Milliye vergi kanunlarının uygulanması için başladığını Nutuk’ta şu sözlerle belirtmektedir: “Efendiler, emirlerimin ve bildirdiklerimin yerine getirilmesi için kurduğum İstiklal Mahkemeleri&#8217;ni Kastamonu, Samsun, Konya, Eskişehir, bölgelerine gönderdim.” <a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn84"><span style="font-size:x-small;">[84]</span></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İstiklal Mahkemeleri görev süresince bütün ülkede devlet terörü estirmiş, sudan sebeplerle yüzlerce insanın hayatına son verilirken, <strong>Mustafa Kemal</strong>’e en küçük muhalefet gösteren kadrolar bu mahkemeler kanalıyla tasfiye edilmiştir.</p>
<p>“İstiklâl Mahkemelerinin ilk üç yıllık süresi içinde (1920-1923) yargıladıkları insan sayısı 60.000’i buldu. Bunlardan 3000’i îdam, 2000’i kalebentlik ve kürek cezâlarına çarptırılmış, 10.000 kadarı berâat etmiş, diğerleri de para ve hapis cezâlarına çarptırılmışlardır. İstiklâl Mahkemeler çalışmalarının bu ilk devresine âit dosyaların âkıbeti meçhuldür. Bu devrede kurulan yirmi üç İstiklâl Mahkemesinden hangilerinin dosyaları mevcut, hangilerinin ki kayıp bilinememektedir.<br />
Ancak İstiklâl Mahkemeleri hakkında o devirde görev yapmış olanların yayınladıkları hâtıratlardan bilgi sâhibi olunabilmektedir. Bunlardan <strong>İbrâhim Arvas</strong>’ın hâtıratına göre: “Elazığ’da çeşitli suçlarla mahkemeye sevk edilenler îdam cezâsına çarptırılıyor ve sonra da 500 altın getirmesi karşılığında serbest bırakılıyordu. Bu sûretle Şark İstiklâl Mahkemesi Reisliğinden Ankara’ya dönen <strong>Ali Saib Bey</strong>’in yanında 60.000 altını olmuştu.(…) İstiklâl Mahkemelerince verilen îdâm cezâları Kolordu komutanlıklarınca tasdik edilerek infaz edilmiştir. Halbuki bu tasdik yetkisi 1924 Anayasasının 26. maddesine göre açıkça TBMM’ye âit bir yetkidir.<br />
Netice îtibâriyle bu mahkemeler gerek kuruluş, gerekse çalışma düzenleri îtibâriyle Anayasaya açıkça aykırıydılar. Mecliste bir çok hukukçu bulunduğu halde mahkeme üyeliğine özellikle hukukçu olmayan kimselerin seçilmiş olması izâhı mümkün olmayan bir durumdur.”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn85"><span style="font-size:x-small;">[85]</span></a></p>
<p>Sonraki bölümlerde bu konuya tekrar temas edeceğiz.</p>
<p><strong>SAKARYA SAVAŞI </strong></p>
<p><strong>İsmet Paşa</strong> uğradığı mağlubiyetle sebep olduğu karışıklıklara rağmen, kendisine Sakarya Savaşı’nda görev verilmiştir.  “<strong>Mustafa Kemal</strong> Yunan ordusunun 23 Ağustos 1921&#8242;de yeniden başlattığı genel saldırıya karşı, aralıksız 22 gün 22 gece süren çetin Sakarya Meydan Savaşında cepheyi bizzat yönetip, Sakarya&#8217;nın doğusundaki bütün Yunan birliklerinin geri çekilmesini sağladı.”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn86"><span style="font-size:x-small;">[86]</span></a> “Yirmi küsur gün süren Sakarya Savaşı’nda, <strong>Müşir (Mareşal) Fevzi (Çakmak) Paşa</strong> askerleri gayrete getirmek için siperlerde sürekli olarak yüksek sesle Fetih sûresini okumuştur.”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn87"><span style="font-size:x-small;">[87]</span></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong></strong><strong>Mustafa Kemal</strong> 19 Eylül 1921&#8242;de Büyük Millet Meclisi tarafından müşirliğe (mareşal) yükseltildi ve <strong>&#8220;gazi&#8221;</strong> unvanı verildi.<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn88"><span style="font-size:x-small;">[88]</span></a> </p>
<p>Sakarya Meydan Savaşı&#8217;ndan sonra Eskişehir-Kütahya-Afyon&#8217;un doğusundan geçen bir hatta güçlü biçimde mevzilenen Yunan ordusunu kesin yenilgiye uğratmayı tasarlayan <strong>Mustafa Kemal</strong> 26 Ağustos 1922 sabahı &#8220;Ordular ilk hedefiniz Akdeniz&#8217;dir ileri!&#8221; komutuyla Büyük Taarruz&#8217;u başlattı ve ilk Türk birliklerinin 9 Eylül&#8217;de İzmir&#8217;e girmeleriyle, üç buçuk yıldır işgal altındaki Anadolu toprağı düşmandan temizlenmiş oldu.<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn89"><span style="font-size:x-small;">[89]</span></a></p>
<p>“Ne Sakarya Savaşı’nda, ne de Büyük Taarruz’da en ufak bir rolü olmayan <strong>İsmet</strong>, Zafer’den sonra Mudanya Mütarekesi’ni yapmakla görevlendirildi… Orada kendisine İngilizler tarafından “Edirne ile birlikte Karaağaç’ı da alacağımız” söylenmiş, ancak gaflet gösterip bunu yazdırmadığı için, daha sonra Lozan’da bir belge ibraz edememiştir!..”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn90"><span style="font-size:x-small;">[90]</span></a></p>
<p>Milli mücadele 11 Ekim 1922&#8242;de imzalanan Mudanya Mütarekesi ile sona erdi.</p>
<p><strong>MALTA SÜRGÜNLERİ </strong></p>
<p>Bu bölümü bitirmeden önce Milli Mücadelenin kadrolarını oluşturan Malta sürgünlerinden de birkaç satırla bahsetmemiz gerekir.</p>
<p>“Malta sürgünleri, İstanbul&#8217;un işgali sonrasında, 1919-1920 yıllarında işgal kuvvetlerince tutuklanarak bir İngiliz sömürgesi olan Malta&#8217;ya sürülen (veya gıyabında tutuklama kararı çıkarılarak sürgüne gönderilecekleri bildirilen) 145 Türk devlet adamı, asker, idareci ve aydın için kullanılan terimdir.</p>
<p>Tutuklama ve sürgünler, Mart 1919&#8242;da, Irak cephesinden çekilişi yürütmüş <strong>Ali İhsan Sabis Paşa</strong> ile başlamış ve Ekim 1920&#8242;ye kadar sürmüştür.”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn91"><span style="font-size:x-small;">[91]</span></a></p>
<p>Misak-ı Milli’nin kabulü üzerine 16 Mart 1920&#8242;de İstanbul Müttefiklerce resmen işgal edilmiştir. İngiliz işgal kuvvetleri meclisi basar ve kısmi tutuklamalarla birlikte meclisin kapatılmasını sağlar ve bazı milletvekilleri tutuklanarak Malta Adası’na sürülür (18 Mart 1920).</p>
<p>Bu son tutuklamalarla birlikte tamamı İttihat ve Terakki mensubu ve hemen hemen tamamı mason olan ve Cumhuriyet döneminin kadrolarını teşkil edecek pek çok isim Malta’da toplanmıştır. <strong>Hüseyin Rauf Orbay</strong>, <strong>Ali İhsan Sabis</strong> , <strong>Ali Fethi Okyar</strong> , <strong>Mehmet Arif Bey(Ayıcı), Mithat Şükrü Bleda , Faik Kaltakkıran, Mersinli Mehmet Cemal Paşa, İsmail Canpolat , Şükrü Kaya , Kara Kemal Hasan Tahsin Uzer, Org. İsmail Cevat Çobanlı, Kara Vasıf (Vasıf Karakol), Ali Çetinkaya, Ali Sait Akbaytogan, Celal Nuri İleri, Aka Gündüz, Süleyman Nazif, Mustafa Abdülhalik Renda, Ali Cenani, Yakup Şevki Subaşı, İlyas Sami Muş, Eşref Sencer Kuşçubaşı,  Kazım Fikri Özalp, Mürsel Bakü, Yunus Nadi Abalıoğlu, Hüseyin Cahit Yalçın, Mehmet Ziya Gökalp </strong>bu isimlerden bazılarıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu son “tutuklamalar üzerine, İtilaf Komiseri ve İngiliz gizli servis görevlisi <strong>Ravvlinson</strong> da rehin olarak Erzurum&#8217;da tutuklanmıştır. (…)Bu gelişmelerden sonra Türk-İngiliz ilişkileri Malta&#8217;daki Türklerle Anadolu&#8217;daki İngilizlerin mübadelesi konusunda yoğunlaşmıştır. <strong>Ravvlinson</strong> da kendisinin serbest bırakılması konusunda <strong>Karabekir</strong>&#8216;e mektuplar yazmış ve bu gerçekleşirse barış için Türk çıkarlarını koruyacak kişinin de kendisi olacağını beyan etmiştir. Durumu Heyet-i Temsiliye&#8217;ye bildiren<strong> Karabekir, </strong>Erzurum İngiliz temsilcisinin, sürekli kendisine &#8220;beni bırakın arabuluculuk edeyim&#8221; şeklinde mektuplar yazdığını, 31 Mart tarihli olanın İstanbul İngiliz Karargahına da yazıldığını ve bunun üzerine, <strong>Ravvlinson</strong>&#8216;un arabuluculuk yapmasının kabul edildiğini bildirmiştir.</p>
<p><strong>Kazım Karabekir</strong> durumu Ankara&#8217;ya bildirmiş ve <strong>Ravvlinson</strong>&#8216;un isteklerinden <strong>Mustafa Kemal</strong>&#8216;i haberdar etmişti. Karabekir mektup trafiğini 18 Temmuz 1920&#8242;de de TBMM&#8217;de mübadele ile ilgili ilk tartışma yapılmış, Mecliste <strong>Ravvlinson</strong>&#8216;un arabuluculuk görevini üstlenmeye hazır olduğunu bildiren mektup okunmuştu. (Bkz. TBMM Zabıt Cerideleri II, s.335).”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn92"><span style="font-size:x-small;">[92]</span></a></p>
<p>“İngiltere’nin Malta’daki Türkleri bırakma işi de hemen anlaşmadan sonra gerçekleşmemiş, İngilizler Yunan saldırısının sonucunu beklemişlerdir. “II. İnönü zaferinden” sonra  Türk-Yunan savaşında göstermelik bir tarafsızlık ilan ederler. Böylece Türklere bazı ödünler verilmesinin benimsediği havasını yayar.  Londra’da yapılan anlaşma şartlarını yerine getirme konusunda ayak sürüyen İngilizler, Yunan saldırısı başarısız olunca Ankara ile yakınlaşmaya çalışır. 41 kişilik bir sürgün grubu Malta’dan 30 Mayıs 1921 günü serbest bırakılır. Bunların dördü daha önce çeşitli yollardan kurtulduğu için bu grupta 37 kişi vardır. Bunlar İngilizlerce ılımlı görülenlerdir.</p>
<p>29 Eylül’de <strong>Rumbold</strong> ile <strong>Hamit Bey</strong> görüşmeleri tekrar başlattı. Bu oturumda Malta’daki Türklerin tamamının salıverilmesi ve görüşmelerin resmi temsilcilerle yapılması kararlaştırıldı. 1 Ekim 1921 günü yapılan toplantıda Rumbold bütün sürgünlerin geri verileceğini açıkladı.”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn93"><span style="font-size:x-small;">[93]</span></a></p>
<p>İnebolu’ya gönderilen mübadeleye tabi şahıslar listesi de şöyle belirlenmişti. Bunlar Türk tarafının listeleriydi ve İngilizlere teslim edilecek İngiliz tutsakları; Trabzon’daki <strong>Yarbay Rawlinson</strong> ve üç arkadaşı ile Zonguldak’taki 17 aileden başka, İnebolu’daki <strong>Yüzbaşı Chambell</strong> olmak üzere 24 kişi, İngilizlerden teslim alınacak Türkler ise tahminen 13 mebus, 12 mülki memur, 25 asker olmak üzere toplam 59 kişiydi.”</p>
<p>Londra Konferansı&#8217;nda başlayan resmi sürecin bazı aksaklıklara rağmen yürümesi ve İngiltere&#8217;nin Malta&#8217;daki Türkleri bırakmayı kabul etmesi sonucu mübadele anlaşması yapılmış ve 2 Ekim&#8217;de, üç gün sonra mübadele edilmek üzere Trabzon&#8217;a hareket edileceği bildirilmiş, 14 Ekim&#8217;de Trabzon&#8217;a gelen kafile dul bir Rum olan <strong>Madam Kosvekis</strong>&#8216;in evine yerleştirilmiş, 31 Ekim öğleden sonra limana gelen bir İngiliz zırhlısı ile İnebolu&#8217;ya götürülmüş ve 1 Kasım 1921 tarihinde İnebolu&#8217;da mübadele gerçekleştirilmiştir.</p>
<p>…</p>
<p>Burada da İngilizlerin bir takım soru işaretleri oluşturan tavırlar dikkat çekmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“İngilizler o kadar mahirane bir siyaset takip ettiler ki: İstanbul’daki Meclis-i Mebusan’ı basıp dağıtmaları bile mebusların Ankara’ya gitmeleri ve bu suretle İstanbul’u çökerterek orasının takviyesini temin içindi. Hatta Ankara’ya kaçacak mebusların pek çoğunu “heyet-i Nasiha” namı altında yine kendileri götürmüşlerdir.”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn94"><span style="font-size:x-small;">[94]</span></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Hakikaten İstanbul’daki Meclis-i Mebusan’ın dağıtılmasında Ankara’nın kuvvetlenmesini ve siyasi faaliyetlerin merkezi haline gelmesini istemek gibi anlaşılması güç bir İngiliz siyasetinin dahli olduğundan şüphe yoktur. Ancak ehemmiyetli olanı şudur ki, İngilizler bu hareketi M. Kemal Paşa ve Rauf Orbay ile anlaşarak yapmışlardı. Rauf bey bu anlaşmayı, adeta ifşa edercesine şöyle ifade etmektedir: <em>“Rauf Bey’in bu işte de üzerine aldığı “Anadolu’da Milli Meclis’in ve dolayısıyla Milli Hükümet’in kurulmasını temin için İngilizler’i İstanbul’da toplanacak meclis’i basmağa tahrik için gerekirse nefsini feda etmek”</em>  vazifesini yine bir büyük fedekarlık…”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn95"><span style="font-size:x-small;">[95]</span></a>”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn96"><span style="font-size:x-small;">[96]</span></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Daha ehemmiyetli olanı şudur ki, <strong>Rauf bey</strong> Anadolu’da milli bir kıyam hazırlayan Erzurum ve Sivas Kongrelerinin “Heyeti Temsiliye” namı verilen icra heyetine dahil olduğu ve bu bapta <strong>Mustafa Kemal Paşa</strong>’dan sonra ikinci derecede faal bir şahsiyet bulunduğu halde 12 Ocak 1920’de İstanbul’da açılan Meclis’i Mebusan’a “Sivas Mebusu” sıfatıyla girmiştir. İngilizler Kuvvayı Milliyecilere yardım edenlerin idam edileceklerine dair sokaklara çarşaf gibi ilanlar asmış bulundukları halde <strong>M. Kemal Paşa</strong>’nın bu en yakın arkadaşını daha İstanbul’a adım attığı anda tevkif etmek yerine O’na manidar bir hareket olarak Meclis’in dağıtılmasına kadar dokunmadılar!.. Malta dönüşünde İstanbul’a uğrayan bir gemiden çıkmayarak İnebolu’dan <strong>M. Kemal Paşa</strong>’nın yanına gitmesine de ses çıkarmadılar.</p>
<p>Aynı şekilde <strong>İsmet Paşa</strong> da –zorla götürülmüş olsa bile-  bir kere Ankara’ya iltihak ettikten ve bu iltihak alayişli bir surette efkarı umumiyeye ilan edildikten sonra elini kolunu sallayarak İstanbul’a gelip</p>
<p>Ankara’ya dönmüştür. Bu manidar ziyarete de İngilizler seyirci kalarak O’nu tevkif etmeyi acaba niçin düşünmemişlerdir.” <a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn97"><span style="font-size:x-small;">[97]</span></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İstanbul-Ankara rekabetinde Ankara bu Malta sürgünlerinin İngiliz esirler ile trampesi başarısıyla çok önemli derecede prestij kazandı.</p>
<p>Ayrıca Milli Mücadele’nin başına geçen <strong>Mustafa Kemal,</strong> alt kadroları için asker ve sivil bir çok eleman kazandı.<strong><em> </em></strong></p>
<p align="right"><strong>GELECEK BÖLÜM: Lozan’da Mason ve Yahudiler </strong></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref1"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[1]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Ahmet Anapalı, Yine, Yeniden ve Son Kez Sultan Vahidettin Han,Altınova Gazetesi, 10 Haziran 2008 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref2"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[2]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Çerkez Ethem,tr.wikipedia.org </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref3"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[3]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Atatürk, iso.ankara.edu.tr </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref4"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[4]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Mustafa Armağan, Resmî tarihin Sultan Vahdettin saplantısı,Zaman, 27.11.2007 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref5"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[5]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> “Price&#8217;ın Extra-Special Correspondent (Çok Özel Yazışmalar) adlı kitabından (1957, sayfa 104) aktaran Gotthard Jaeschke, Kurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri, Çeviren: Cemal Köprülü, Ankara 1991, Türk Tarih Kurumu Yayınları, s. 98” den aktaran Mustafa Armağan, Resmî tarihin Sultan Vahdettin saplantısı, Zaman, 27.11.2007 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref6"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[6]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Mustafa Armağan, Resmî tarihin Sultan Vahdettin saplantısı,Zaman, 27.11.2007 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref7"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[7]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Sultan Vahdettin Hain mi, Değil mi?-2-, www.angelfire.com </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref8"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[8]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> M. Emin Erler, Kazım Karabekir-Mustafa Kemal İlişkileri ve Ayrılan Yollar, Tarih Medeniyet Dergisi,Haziran 1997, Sayı:39 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref9"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[9]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Kadir Mısıroğlu, Geçmişi ve Geleceğiyle Hilafet, İstanbul-1993,sy: 157 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref10"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[10]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Sevr Anlaşması, www.bibilgi.com </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref11"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[11]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Çerkez Ethem, tr.wikipedia.org </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref12"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[12]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Kadir Mısıroğlu, Geçmişi ve Geleceğiyle Hilafet, İstanbul-1993,sy: 160 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref13"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[13]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> M. Çetin Baydar, Halktan Çalınmış Bir Kongrenin Yıldönümü, http://www.erzurumluyum.net </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref14"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[14]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Kadir Mısıroğlu, Geçmişi ve Geleceğiyle Hilafet, İstanbul-1993,sy: 160 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref15"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[15]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Kadir Mısıroğlu, Geçmişi ve Geleceğiyle Hilafet, İstanbul-1993,sy: 161 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref16"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[16]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Çerkez Ethem, tr.wikipedia.org </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref17"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[17]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> M. Çetin Baydar, Halktan Çalınmış Bir Kongrenin Yıldönümü, http://www.erzurumluyum.net </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref18"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[18]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"> 1919-1921 tarihleri arasında (bir bölümü tutsak olarak) Erzurum ve çevresinde bulunmuş olan Rawlinson, 1918 Bakü harekatına katılmış bir ingiliz subayıdır. İngiliz aristokrasisinden bir aileye mensup olan bu subay, bölgede gezdiği yerlerin sosyal, siyasi ve iktisadi yapısı hakkındaki gözlemlerini hatıra olarak kaleme almış, bu hatırat, daha 1923&#8242;te Londra&#8217;da, hemen sonrasında da Amerika&#8217;da basılmıştı (A.Rawlinson, The Adventures ın the Near East, New York, 1925). 1919 yılının başlarında sözde Mondros Mütarekesi&#8217;nin uygulanışını denetlemek göreviyle Doğu Anadolu ve Kafkasya&#8217;ya gönderilmişti. Bölgeye yönelik İngiliz politikalarının alt yapısını oluşturma misyonu ise gizli tutulmuştu. (Yrd. Doç. Dr. Rahmi DOĞANAY, İngiltere&#8217;nin Ankara İle İlişki Kurma Çabaları veRawlinson&#8217;un Rolü, <em>Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi S 29-30, Mayıs-Kasım 2002, sh. 57)</em></span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref19"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[19]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> M. Çetin Baydar, Halktan Çalınmış Bir Kongrenin Yıldönümü, http://www.erzurumluyum.net </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref20"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[20]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"> S. Tansel, Mondros&#8217;tan Mudanya&#8217;ya II, İstanbul 1991, s.46</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref21"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[21]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> M. Çetin Baydar, Halktan Çalınmış Bir Kongrenin Yıldönümü, http://www.erzurumluyum.net </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref22"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[22]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"> Harb Tarihi Vesikaları Dergisi, Yıl 1, Sayı 1, Vesika No:16. Dan Yrd. Doç.Dr. Osman Akandere, Millî Mücadelenin Başlarında Mustafa Kemal Paşa’da Sine-i Millet Düşüncesi ile Askerlikten İstifası Öncesi ve Sonrası Kendisine Gösterilen Bağlılıklar, </span></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">s. 283 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref23"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[23]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"> Harb Tarihi Vesikaları Dergisi,Yıl:1, Sayı:1, Vesika No: 19; Kurtuluş Savaşına Dair Belgeler, Belge No: 42, s.153-155’ den Yrd. Doç.Dr. Osman Akandere, Millî Mücadelenin Başlarında Mustafa Kemal Paşa’da Sine-i Millet Düşüncesi ile Askerlikten İstifası Öncesi ve Sonrası Kendisine Gösterilen Bağlılıklar, </span></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">s. 283 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref24"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[24]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"> Askerî Tarih Belgeleri Dergisi, Yıl:30, Sayı 79, Vesika No: 1732’den Yrd. Doç.Dr. Osman Akandere, Millî Mücadelenin Başlarında Mustafa Kemal Paşa’da Sine-i Millet Düşüncesi ile Askerlikten İstifası Öncesi ve Sonrası Kendisine Gösterilen Bağlılıklar, </span></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">s. 283 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref25"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[25]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Kazım Karabekir Paşa -Özgeçmiş-, kazımkarabekirvakfi.org </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref26"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[26]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> M. Çetin Baydar, Halktan Çalınmış Bir Kongrenin Yıldönümü, http://www.erzurumluyum.net </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref27"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[27]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"> Yrd. Doç. Dr. Rahmi Doğanay, İngiltere&#8217;nin Ankara İle İlişki Kurma Çabaları ve Rawlinson&#8217;un Rolü,<em> Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi S 29-30, Mayıs-Kasım 2002, s.61</em></span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref28"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[28]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> M. Çetin Baydar, Halktan Çalınmış Bir Kongrenin Yıldönümü, http://www.erzurumluyum.net </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref29"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[29]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"> Yrd. Doç.Dr. Osman Akandere, Millî Mücadelenin Başlarında Mustafa Kemal Paşa’da Sine-i Millet Düşüncesi ile Askerlikten İstifası Öncesi ve Sonrası Kendisine Gösterilen Bağlılıklar, </span></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">s. 283 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref30"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[30]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"> Hatıraları ve Söyleyemedikleri İle Rauf Orbay, s.44.</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref31"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[31]</span></a><span style="font-size:x-small;"><span style="font-family:Tahoma;"> Rawlinson&#8217;un burada &#8220;Milli Misak&#8221; tan kasdı  Erzurum Kongresi kararlarıdır. Rawlinson bu kararın Türk Milli Mücadelesi için taşıdığı anlamın farkında olduğunu başkaca ifadelerinde de dile getiriyor. Ancak bu sırada Ravvlinson&#8217;un &#8220;Misak-ı Milli&#8221; tabirini kullanması ilginçtir. Belki de hatıratını yazarken bu tabiri tercih etmiş olabilir. (Yrd. Doç. Dr. Rahmi Doğanay, İngiltere&#8217;nin Ankara İle İlişki Kurma Çabaları veRawlinson&#8217;un Rolü, <em>Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi S 29-30, Mayıs-Kasım 2002, sh. 63)</em></span></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref32"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[32]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Yrd. Doç. Dr. Rahmi Doğanay, İngiltere&#8217;nin Ankara İle İlişki Kurma Çabaları veRawlinson&#8217;un Rolü, <em>Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi S 29-30, Mayıs-Kasım 2002, sh. 63</em></span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref33"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[33]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"> Yrd. Doç. Dr. Rahmi Doğanay, İngiltere&#8217;nin Ankara İle İlişki Kurma Çabaları veRawlinson&#8217;un Rolü, <em>Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi S 29-30, Mayıs-Kasım 2002, sh. 64-65</em></span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref34"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[34]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"> Mustafa Armağan, Zaman, 10/01/2007 </span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref35"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[35]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Sevr Anlaşması, tr.wikipedia.org </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref36"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[36]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Dr. Hasan YAĞAR, İrtica, İnkılap, Laiklik, </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref37"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[37]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> 1919 Kronoloji, www.Erzurumkulturturizm.gov.tr </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref38"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[38]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"> Yrd. Doç. Dr. Rahmi DOĞANAY, İngiltere&#8217;nin Ankara İle İlişki Kurma Çabaları veRawlinson&#8217;un Rolü, <em>Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi S 29-30, Mayıs-Kasım 2002, sh. 67</em></span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref39"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[39]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Misakı Milli,tr.wikipedia.org </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref40"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[40]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Dagobert Von Mikush, Gazi Mustafa Kemal, sh: 149’dan aktaran Kadir Mısıroğlu, Geçmişi ve Geleceğiyle Hilafet, İstanbul-1993,sy: 162 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref41"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[41]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Dagobert Von Mikush, Gazi Mustafa Kemal, sh: 164’den Kadir Mısıroğlu, Geçmişi ve Geleceğiyle Hilafet, İstanbul-1993,sy: 162 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref42"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[42]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, sh:32’den Kadir Mısıroğlu, Geçmişi ve Geleceğiyle Hilafet, İstanbul-1993,sy: 163 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref43"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[43]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, sh:32 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref44"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[44]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, sh:35’de yer alan Rafet Paşa’nın telgrafı, Kadir Mısıroğlu, Geçmişi ve Geleceğiyle Hilafet, İstanbul-1993,sy: 163 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref45"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[45]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, sh:101 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref46"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[46]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Kadir Mısıroğlu, Geçmişi ve Geleceğiyle Hilafet, İstanbul-1993,sy: 164 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref47"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[47]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Dagobert Von Mikush, Gazi Mustafa Kemal, sh: 184’den Kadir Mısıroğlu, Geçmişi ve Geleceğiyle Hilafet, İstanbul-1993,s : 164 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref48"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[48]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, sh:101 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref49"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[49]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Dagobert Von Mikush, Gazi Mustafa Kemal, sh: 224 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref50"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[50]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Kadir Mısıroğlu, Geçmişi ve Geleceğiyle Hilafet, İstanbul-1993,sy: 165 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref51"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[51]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Kuva-yı İnzibatiye hareketinin mutlak manasıyla bir muvazaadan ibaret olduğunu anlamak için bakınız: Tarık Mümtaz Göztepe, Sultan Vahideddin Mütareke Gayyasında, İstanbul, 1969, Sh: 269 vd. </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref52"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[52]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Mustafa Kemal’i asi ve bagi ilan eden mahud fetvanın  tamamen İngilis süngüsünün zoruyla temin edilmiş ve neşrettirilmiş olduğunu Fevzi Paşa(Çakmak)’nın Ankaraya iltihakinde Büyük Millet Meclisi’nde irad ettiği nutuk kat’i bir surette ortaya koymaktadır. Bakınız : Zabıt Ceridesi, c:1, Ankara 1940,sh. 90 vd. </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref53"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[53]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Kadir Mısıroğlu, Geçmişi ve Geleceğiyle Hilafet, İstanbul-1993,sh. 172-173 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref54"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[54]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Kadir Mısıroğlu, Geçmişi ve Geleceğiyle Hilafet, İstanbul-1993,sy: 175 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref55"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[55]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Sevr Anlaşması, tr.wikipedia.org </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref56"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[56]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Atatürk’ün Hayatı,www.bilgilik.com </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref57"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[57]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> 30 Nisan, www.tr.wikipedia.org </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref58"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[58]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Sevr Anlaşması, tr.wikipedia.org </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref59"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[59]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Atatürk’ün Hayatı, www.bilgilik.com </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref60"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[60]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Sevr Anlaşması, tr.wikipedia.org </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref61"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[61]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Cezmi Yurtsever, Sevr Haritası Üzerindeki Mason Mührü, www.cezmiyurtsever.com </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref62"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[62]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"> Necip Fazıl Kısakürek, Sahte Kahramanlar, Büyük Doğu Yayınları, İstanbul</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref63"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[63]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Sevr Anlaşması, tr.wikipedia.org </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref64"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[64]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Çerkez Ethem, tr.wikipedia.org </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref65"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[65]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Suavi Kemal, Bir Tasfiye Hikayesi: Çerkes Ethem, Milli Gazete, 14.11.2005 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref66"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[66]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Vehbi Vakkasoğlu, Bazan hazin, Bazan Rezil BU VATANI TERKEDENLER, Cihan Yayınları, 1984 </span></p>
</div>
<div>
<h3><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref67"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[67]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"> Batı Cephesi’nin Yeniden Düzenlenmesi ve Çerkes Ethem’in Ayaklanması, Türk Devrim Tarihi, www.inkilap.info</span></span></h3>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref68"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[68]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Vehbi Vakkasoğlu, Bazan hazin, Bazan Rezil BU VATANI TERKEDENLER, Cihan Yayınları, 1984 </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref69"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[69]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Vehbi Vakkasoğlu, Bazan hazin, Bazan Rezil BU VATANI TERKEDENLER, Cihan Yayınları, 1984 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref70"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[70]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Önemli Olaylar, Ayaklanmalar, www.ataturk.net </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref71"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[71]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Türk Kurtuluş Savaşı, turkcebilgi.com </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref72"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[72]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"> Ethem bey daha sonra çıkan ve kendisini de kapsayan yurda dönüş affıyla ilgili olarak hatıratında şunları yazar: &#8220;Ben milletime ve tarihe HAİN diye tanıtılmış, gıyabında idama mahkum ediImiş bir adamım. Ama hakikatte ben, asgari bana böyle diyenler kadar vatanperverim. Ve Milli Mücedele’de hepsinden kıdemliyim. Ben hain olmaya icbar edildim, buna rağmen hain olmadım. Şimdi hakikatleri açıkça konuşabilecek miyiz? Hepimiz adil ve bitaraf hakimler önüne çıkabilecek miyiz? Haydi bunlar oldu diyelim ya zihinlere yerleştirilmiş menfur kanaatIarı nasıl ıslah edeceğiz. Burada gurbette ölürüm, fakat hiç olmazsa günün birinde doğru tarihin hakikatları ele almasını ümit etmiş olarak gözIerimi kaparım.&#8221; </span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref73"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[73]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Vehbi Vakkasoğlu, Bazan hazin, Bazan Rezil BU VATANI TERKEDENLER, Cihan Yayınları, 1984 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref74"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[74]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Dr. Mete Kaynar, Totem, Tabu, Mustafa Kemal ve Atatürkçülük, </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref75"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[75]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> İsmet Paşa Gerçekleri, www.ajanlar.com </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref76"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[76]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> İsmet Paşa Gerçekleri, www.ajanlar.com </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref77"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[77]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Suavi Kemal, Bir Tasfiye Hikayesi: Çerkes Ethem, Milli Gazete, 14.11.2005 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref78"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[78]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> İsmet Paşa Gerçekleri, www.ajanlar.com </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref79"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[79]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> İsmet Paşa Gerçekleri, www.ajanlar.com </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref80"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[80]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Atatürk’ün Hayatı, www.bilgininadresi.net </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref81"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[81]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> İsmet Paşa Gerçekleri, www.ajanlar.com </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref82"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[82]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Atatürk’ün Hayatı, www.bilgininadresi.net </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref83"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[83]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Tekalifi Milliye Emirleri, tr.wikipedia.org </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref84"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[84]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Tekalifi Milliye Emirleri,www.turkcebilgi.com </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref85"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[85]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> İstiklal Mahkemeleri, bizimsahife.com </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref86"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[86]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Atatürk’ün Hayatı, www.bilgininadresi.net </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref87"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[87]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Mehmet Şevket Eygi, Milli Gazete,27 Ağustos 2006 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref88"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[88]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> M. Kemal Atatürk, tr.wikipedia.org </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref89"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[89]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> M. Kemal Atatürk, tr.wikipedia.org </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref90"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[90]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> İsmet Paşa Gerçekleri, www.ajanlar.com </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref91"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[91]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Malta Sürgünleri, www.tr.wikipedia.org </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref92"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[92]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"> Yrd. Doç. Dr. Rahmi DOĞANAY, İngiltere&#8217;nin Ankara İle İlişki Kurma Çabaları veRawlinson&#8217;un Rolü, <em>Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi S 29-30, Mayıs-Kasım 2002, sh. 67</em></span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref93"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[93]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Yrd.Doç.Dr. Rahmi Doğanay, Milli Mücadele’de Türk İngiliz Esir Değişimi,  Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi “Fırat Universty Journal of Social Science” Cilt: 10 Sayı : 1, Sayfa: 69-78 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref94"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[94]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Kadir Mısıroğlu, Geçmişi ve Geleceğiyle Hilafet, İstanbul-1993,sh. 173 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref95"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[95]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Feridun Kandemir, Hatıraları ve söylemedikleri ile Rauf Orbay, İstanbul-1965, sh. 45.v.d. </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref96"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[96]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Kadir Mısıroğlu, Geçmişi ve Geleceğiyle Hilafet, İstanbul-1993,sh. 174 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref97"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[97]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Kadir Mısıroğlu, Geçmişi ve Geleceğiyle Hilafet, İstanbul-1993,sy: 174-175</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>LOZAN GÖRÜŞMELERİ</strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">İtilaf Devletleri, 28 Ekim 1922’de TBMM Hükümetini, Lozan’da toplanacak olan barış konferansına davet ettiler.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Mustafa Kemal, Lozan’a baş temsilci olarak </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>İsmet Paşa</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">’nın (mason) gönderilmesini uygun buldu. Bunun üzerine İsmet Paşa Dışişleri Bakanlığına getirildi ve çalışmalar hızlandırıldı.</span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><br />
</span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>TÜRK DELEGASYONU</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong> SABATAYCILARIN KONTROLÜNDE </strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Ancak burada Lozan konusuna girmeden önce kısa bir geriye dönüş yapmamız gerekiyor. “1774’te Küçük Kaynarca Antlaşması görüşmelerinde dile gelen “Hasta adam” tanımlaması, 1876’dan sonra “ölmekte olan adam”a dönüşür&#8230; Dünya kamuoyu, </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Osmanlı Devleti’nin hızla Anadolu merkezli ulusal bir devlete doğru gittiğini </strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">tartışmaktadır. Yeni devletin yönetim modeli, ideolojisi, sınırları, ekonomi politikası, dinlere bakışı&#8230; genel olarak belirmeye başlamıştır. </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Osmanlı Devleti’nin geleceğini iyi görmeyen Sabetaycılar bu ortamdan çıkış yolu ararlar. Sonunda batı tipi okulların önemini keşfederler ve açtıkları okullarda cemaati hızla eğitmeye başlarlar. Bu şekilde Sabetaycılar yeni kuşakları Batı’daki gelişmeleri izleyebilecek şekilde eğiterek Osmanlı Devleti’nin geleceğine yatırım yaparlar. </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Mason Localarının özellikle İtalya ve Fransa’daki Maşriki Azamlık arşivlerine bakıldığında, loca üstadlarının ve sefirliklerin de yakından izlediği </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Sabetaycılar, İttihatçılarla başlayan yükselişlerini Lozan‘da iyi bir noktaya getirirler ve antlaşmanın yürütücü kadrosu olmayı başarırlar.</strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Bu noktayı gözden kaçıranlar, Sabetaycıların Türkiye Cumhuriyeti’nde elde ettikleri ayrıcalığı kavrayamazlar ve hatta milli mücadelenin ünlü paşaları arasındaki anlaşmazlıklara da bir anlam veremezler… ”<a name="sdfootnote1anc" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote1sym"></a><sup>1</sup></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">…</span></div>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Bu arada <strong>saltanatın</strong> kaldırılmasından ve<strong> VI. Mehmet</strong>&#8216;in (Padişah<strong> Vahdettin</strong>) İstanbul&#8217;dan ayrılmasından sonra Lozan görüşmelerinden iki gün önce TBMM 18 Kasım 1922&#8242;de <strong>Abdülmecit Efendi</strong>’yi halife olarak seçmişti.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">…</span></div>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Lozan görüşmeleri 20 Kasım 1922’de başladı.</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><a name="sdfootnote2anc" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote2sym"></a><sup>2</sup></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">B</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">aş temsilcinin</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong> İsmet Paşa</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> olduğunu yukarıda belirttik. </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Heyetteki</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">ö</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">teki murahhaslar</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong> Rıza Nur</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> (mason e.k.) ile </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Hasan Saka</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> (mason e.k.) idi. </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Hasan Saka </strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">maliye uzmanı olarak katıldı ama maliyeden anlamazdı. </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Reşit Saffet Atabinen</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> (mason e.k.) kâtipti, görevini hiç yapmamıştır.<a name="sdfootnote3anc" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote3sym"></a><sup>3</sup></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><br />
</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">“</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Danışmanlar da </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Münir Ertegün </strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">(dönme/Mason e.k.), </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Zekai Apaydın</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">, </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Mustafa Şeref Özkan, Veli Saltık, Prof. Tahir Taner</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> (Mason e.k.), </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Şükrü Kaya</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> (Mason e.k.), </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Senüyiddin Başak</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">, </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Dr. Nihat Reşat Belker, Yahya Kemal Beyatlı, Ruşen Eşref Ünaydın</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> (mason e.k.), </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Nusret Metya, Şevket Doğruer, Hüseyin Pektaş</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> (Robert Kolej öğretmeni-Bektaşi e.k.), </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Cavit Bey</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> (İttihatçı maliye bakanı-Sabataycı/mason e.k.),</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong> Fuat Ağralı, Hikmet Bayur, Şefik Bekman, Zühtü İnhan</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> (Mason e.k.) idi. </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">İlk toplantıya İngiliz Dışişleri Bakanı</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong> Lord Curzon</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">, Fransız Başbakanı</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong> Puancare </strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">ve İtalya Başbakanı </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Mussolini</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> katıldı. Ayrıca İngiltere, Fransa, İtalya, Amerika, Yunanistan, Romanya, Sırbistan temsilcileri de vardı. </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Ayrıca danışmanlar getirmişlerdi. Bu temsilciler arasında İtalya adına görev yapan Yahudi </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Metr Salem </strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">de vardı. Bu </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Metr Salem</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Osmanlı’da </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Talat Paşa</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">&#8216;nın has adamı iken, şimdi karşımıza geçmişti. </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">1900&#8242;lerde Osmanlı Yahudileri ve Selanik dönmeleri gizlice İtalyan tâbiyetine girerler, başları sıkışınca da İtalyanlar onları kurtarırdı. </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Abdülhamid&#8217;e hâlledildiğini tebliğ edenlerden </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Emanuel Karasu</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">, </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Metr Salem</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> de öyle idi. Şimdi </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Metr Salem</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">&#8216;in maskesi düşmüş, İtalyanlar&#8217;a açıktan hizmet ediyordu. </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Ayrıca görüşmeleri takip eden Gazeteci </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Hüseyin Cahit Yalçın</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> (dönme/mason e.k.), Kızılay Başkanı </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Hamit Hasancan</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> da oradaydı. Bunlar gayr-ı resmî olarak, Türk heyetini Batılılar lehine etkilemeye çalışmışlardır.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Türk Heyeti Lozan&#8217;a tamamen hazırlıksız gitmişti.(…) Ellerine hiç bir dosya verilmemişti!.. Bütün verilen, &#8220;10 maddelik bir Bakanlar Kurulu talimatı&#8221; idi!.. Bir tek kâğıt parçasına</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong> İsmet Paşa</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> tarafından yazılmıştı. </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Kemal Tahir</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> bu hazırlıksız gidişi, ağır şekilde eleştirir&#8230;”<a name="sdfootnote4anc" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote4sym"></a><sup>4</sup></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><br />
</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Lozan delegasyonundan </span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Rıza Nur</strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> durumlarını şöyle anlatıyor:</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> &#8220;Bizde ne bir hazırlık var, ne bir dosya var. Hiçbir şey yok. </span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Lord Curzon</strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> gibi bir takım resmî diplomatlar burada. Bunların mükemmel dosyaları vardır. Ne yapacağız!.. Heyet-i Vekile bize giderken bir içtimada avuç içi kadar kâğıda sığan bir tâlimat verdi. </span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Mustafa Kemal, İsmet </strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">ile beni bir kenara çekti ve dedi ki: &#8220;Esaslarınız budur, baktınız ki hatta (&#8230;) alamıyorsunuz, sözlerinden dönüyorlar, uğraşmayın, (&#8230;)sulhu yapın, icap ederse, (…)hiç uğraşmayın!&#8221;</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Mustafa Kemal</strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">&#8216;in şifahî direktifi bu idi, hayret ettim. (…) Bu adamın fikri ne idi? Bilmem! Galiba ne olursa olsun, sulh istiyordu.”<a name="sdfootnote5anc" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote5sym"></a><sup>5</sup></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<div><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">…</span></div>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><br />
</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="JUSTIFY"><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>LOZAN’A DAMGASINI VURAN ADAM: HAYİM NAHUM</strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Türk heyetinin hiçbir hazırlık yapmadan gittiği Lozan’ın en önemli aktörlerinden biri hiç şüphesiz ki Osmanlı ülkesinin baş hahamı </span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Hayim Nahum</strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">’dur. </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><br />
</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">“</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Hayim Nahum</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> isimli müthiş şahıs aslen Manisalıdır; korkunç bir Yahudi dehasına sahiptir, bir aralık Paris’te de hahambaşılık etmiştir. </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Hahambaşının sahneye çıkışı, Yahudi metodunun en korkuncuyla, Amerika’ya gitmek ve orada üniversite üniversite dolaşarak Türkler lehinde (!) konferans vermek suretiyle başladı. Böylece, daha evvel Ermeniler tarafından zehirlenmiş bulunan Amerikan umumî efkârı, </span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Hayim Nahum</strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> gibi bir Yahudilik otoritesinin lehteki propagandasıyla düzelmeğe başlıyor ve hâdise Türkiye’de görülmemiş bir hayret, hassasiyet ve minnet uyandırıyordu.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Hayim Nahum,</strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> bir eşine âlemde rastlanmamış bir &#8220;suret-i hak&#8221; tertibiyle Türk milletini göklere çıkarıyor, istiklâlin bu tarihî millete ait en tabiî hak olduğunu bildiriyor, medeniyet âleminde Türkün parlak mevkiinden bahsediyordu. Halbuki bu şefkat ve himaye maskesinin altında, Türkün maddî vücudunu serbest bırakıp kalbini ve onun merkezindeki ruhunu yiyecek kanlı sırtlan dişleri pırıldıyor, fakat henüz kimse bunu fark edemiyordu. Hahambaşı </span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Hayim Nahum,</strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Amerika’ya hareketinden evvel, Beyoğlu’nda, Tünelin yukarısında </span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>BENEBERİT </strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">isimli Mason karargâhında, tam bir Yahudi genekurmayı olan bu yerde,</span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong> Alber Karasu, Nesim Mazilya</strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">, dişçi </span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Sami Günzberg</strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">, fotoğrafçı </span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Vaynberg</strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> gibi, Türkiyedeki gizli Yahudilik hükümetini teşkil eden insanlara şöyle demişti:</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">- &#8216;</span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>Gayelerimizin üçü de istihsal olunmuştur. Sıra dördüncüsüne gelmiştir.</em></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><a name="sdfootnote6anc" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote6sym"></a><sup>6</sup></em></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em> Bunun için de en mükemmel bir fırsat doğmuştur. İşte Anadolu’da millî bir Türk mukavemeti peydahlanmış ve ilk neticeyi almış bulunuyor. </em></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>Bu hareketin başındaki zat, bizim, bütün şahsî fikir ve temayüllerini tanıdığımız bir kimsedir.</strong></em></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em> Son derece ileri görüşlü, ananeye zıt kafalı bir zattır. Ruhunda, garp medeniyetine karşı çözülmez rabıta ukdeleri vardır. Fevkalâde tesir ve telkin kabiliyetindedir. Türk milleti gibi uysal bir kitleye her türlü yenilikleri sindirecek bir şef olmak kabiliyeti yalnız bu zattadır.</em></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong> İşte bizim de plânımız, şimdi, bu müstesna kabiliyet ve istidatları vaat eden zata, </strong></em></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>İslâm birlik ve şuurunu çözdürmek</strong></em></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em> olmalıdır. Bu ân, Türkiye’de din hâkimiyet ve timsalini yıktırmak için en bulunmaz tarihi fırsat dakikasıdır.”</em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Âzasını teker teker saydığımız ve bilâhere biri rejimin alâyiş fotoğrafçılığını, öbürü de rejim şefinin dişçiliğini yapan iki malûm şahısla beraber Yahudi meclisi, bu fikirlere tamamen iştirak etmiş, aralarında gerekli bütün plânlar tespit olunmuş ve bunun üzerinedir ki, </span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Hayim Nahum</strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> isimli zata Amerika seferi düşmüştür. Fakat hâdiseden, tertibattan, görüşülen şeylerden ve alınan kararlardan hiç kimsenin, hattâ bahis mevzuu büyük zatın da haberi olmamıştır. Böylece </span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Hayim Nahum</strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">, bir gölge gibi sinsi, vapura bindiği gibi Amerika’ya çekip gitmiştir.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Hayim Nahum, her şeyden evvel Amerika’daki Yahudilik merkezleriyle temas edip bunların mütalâa, tasvip ve himayesini temin ettikten sonra, daha evvel bildirdiğimiz, Türkiye lehindeki konferanslar serisine geçmiştir. Ve işte bu harikulâde melek haslet(!) ve Türk dostu(!) zatın beklenmedik propagandaları üzerinedir ki, </span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Hayim Nahum </strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">ismi, Türk matbuatının minnet ve şükranla baş köşesine geçirilmeğe başlanmıştır.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Hayim Nahum,</strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Amerika’da işini bitirir bitirmez, plân icabı, hemen Londra’ya geçti ve aynı propagandaya orada da devam etti.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Fakat iş kuru bir propaganda ile bitecek soydan değildi. Propaganda, ancak zemini hazırlayabilirdi. Bu zemine atılacak temel için bir devlet eli lâzımdı. </span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Hayim Nahum</strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> ise bu devlet elini, daha plânının en başında hesaba katmıştı.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Hayim Nahum</strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">, Londra’da</span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong> Lord Curzon</strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> ile temas aradı ve temin etti. O zaman ki, İngiliz politikasının nâzımı mevkiinde bulunan bu</span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong> Lord, nesebinin bir tarafıyla Yahudi idi.</strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Hahambaşı, dâvayı aynen kabul etmek için bütün şartlara malik bulunan Lord&#8217;u, ancak </span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Türkiye’ye bazı ivazlar (bedeller e.k.) vermek ve istiklâlini kabul etmek mukabilinde ona İslâmiyet’e arka döndürtmenin mümkün olacağı</strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> mevzuunda ikna etti. Böylece Türkiye’de, İslâm âlemi üzerinde nüfuz ve ehemmiyet ifade edecek hiçbir vasıf kalmayacaktı. </span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Hayim Nahum</strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">, İngiliz Lordu’na, milyarlarca Sterling ve yüz binlerce insan feda ederek elde edilemiyecek bir kazancı, basit ve bedava bir formülle takdim ediyordu. </span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Hayim Nahum</strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">&#8216;un son sözü şu oldu:</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>- Türkiyenin mülkî tamamiyetini kabul ediniz; onlara, ben, İslâmiyet temsilciliğini attırmayı kabul ve taahhüt ediyorum! </strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Lord Curzon</strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">, Hahambaşının bu teklifi karşısında o kadar heyecana düştü ki, bir İngiliz politikacısına yakışmayacak bir tarzda hislerini belli eden bir taşkınlık gösterdi, elini hararetle uzatıp teklifi kabul ve </span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Hayim Nahum</strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">&#8216;u tebrik etti.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Bunun üzerine </span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Hayim Nahum,</strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> derhal koşar adımla Lozan’ın yolunu tuttu.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">İsmet Paşa Lozan&#8217;daydı ve o güne kadar hemen her devletle anlaşmış olduğu halde bir türlü İngilizlerle anlaşmanın çaresini bulamamıştı. Şüphesizdir ki, Ankara’yla beraber hiç bir tertipten haberdar değildi.”<a name="sdfootnote7anc" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote7sym"></a><sup>7</sup></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><br />
</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Lozan’da ismi resmi listelerde görünmeyen, Osmanlı Yahudilerinin Başhahamı olan bu zatı </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>İsmet Paşa</strong><em>gayri resmi danışman</em></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> olarak yanına alır. </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Peki nereden tanıyordu onu? </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>İsmet Paşa</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Harbiye&#8217;nin Topçu sınıfında okurken,</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong> Hayim Nahum</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> onun Fransızca öğretmeniymiş.<a name="sdfootnote8anc" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote8sym"></a><sup>8</sup></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"></p>
<p></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">“<strong>İSMET YAHUDİNİN DOLABINA GİRDİ”</strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Lozan görüşmelerine katılanlardan</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong> Dr. Rıza Nur</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">, &#8220;Hayat ve Hatıratım&#8221; adlı eserinde onun müdahalelerinden şöyle söz ediyor: </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">&#8220;Bir müddettir İstanbul eski hahambaşı </span><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Nahum</strong></span><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> bizim otelde görülmeğe başladı. Baktım bir gün İsmet&#8217;le görüşüyor. Ne yapmış, kimi vasıta yapmış bilmem. </span><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>İsmet</strong></span><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">&#8216;e yanaşmış. Yaman Yahudi!.. Artık İ</span><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>smet</strong></span><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">&#8216;ten ayrılmıyor. Yemek zamanını biliyor ya, asansörün yanında bekliyor. Derhal İsmet&#8217;in koltuğuna giriyor, belinden yakalıyor. O da onun. </span><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>İsmet</strong></span><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">&#8216;i lüzumu yokken holde dolaştırıyor. Sonra yemek salonunda, </span><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>İsmet</strong></span><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">&#8216;le şakalaşıyor, gülüyor. Anlaşılıyor ki, herkese: &#8220;</span><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>İsmet</strong></span><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> benim samimi, teklifsiz arkadaşımdır.&#8221; diye göstermek istiyor ve gösteriyor. Nihayet bütün Yahudi sırnaşıklığı (yapışkanlığı) ile yanaştı. </span><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>İsmet&#8217;</strong></span><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">in yakasını bırakmıyor. Şimdi odasından da çıkmıyor. İsmet bunu müşavir tayin etti. Yevmiye vermeye de başlamış. Bana da söylemiyor. Heyet-i murahhasa çiftliktir, kullanıyor. Ne diye kandırdı da bilmem, bu sadedil (saf) </span><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>İsmet,</strong></span><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Yahudi’nin dolabına girdi.&#8221;</span><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><a name="sdfootnote9anc" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote9sym"></a><sup>9</sup></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Lozan da, “Osmanlı borçları, Türk &#8211; Yunan sınırı, boğazlar, Musul, azınlıklar ve kapütülasyonlar üzerinde uzun görüşmeler yapıldı. Ancak kapütülasyonların kaldırılması, İstanbul’un boşaltılması ve Musul konularında anlaşma sağlanamamıştı. Temel konularda tarafların tavize yanaşmaması ve önemli görüş ayrılıkları çıkması üzerine </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>4 Şubat 1923</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">’te görüşmeler kesildi.”<a name="sdfootnote10anc" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote10sym"></a><sup>10</sup></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><br />
</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">“</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>TÜRKİYE İSLAMLA ALAKASINI KESSİN”</strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">“</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Görüşmelere ara verilirken İngiliz murahhas heyeti reisi </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Lord Curzon</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> nihayet baklayı ağzından çıkarır ve en mânidar sözünü söyler. Der ki:<br />
&#8216;Türkiye İslâmî alâkasını ve İslâmı temsil rolünü kendi eliyle çözer ve atarsa, bizimle hulûs birliği etmiş olur ve Hıristiyan dünyasının hürmet ve minnetini kazanır; biz de kendisine dilediğini veririz.&#8217;<br />
Lozan&#8217;da Türk murahhas heyeti başkanı bulunan ve henüz hakikî kasıtları anlayamayan İsmet Paşa, bir aralık bütün Hıristiyan emellerinin Türkiye&#8217;yi mazisindeki ruh ve mukaddesat kökünden ayırmak olduğunu sezdiği halde, şu gizli ivaz ve teminatı veriyor ve diyor ki:<br />
&#8216;Eskiden beri kökleşmiş ve köhne engellerden, yani an&#8217;ane-i İslâmiyetten kurtulmak hususunda Türk milletine beslediğimiz -yâni</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong> İsmet</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">&#8216;in beslediği- kat’i azim inkâr edilemez bir delildir.&#8217; </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Harfi harfine iktibas ettiğimiz bu sözlerle, Türk baş murahhasının, yâni İsmet&#8217;in, eskiden kökleşmiş ve köhne olmuş engellerden kurtulmak hususunda Türk milletine beslediği kat&#8217;î azimle ne kast ettiğini ve bunu hangi maksat altında İslâmiyet düşmanlarına ivaz diye takdim ettiğini sormak lâzımdır.”<a name="sdfootnote11anc" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote11sym"></a><sup>11</sup></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><br />
</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>RAUF ORBAY:”HALİFELİĞİN KALDIRILMASINI İSMET&#8217;E NAHUM KABUL ETTİRDİ”</strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Lozan görüşmeleri esnasında Türkiye&#8217;de başvekil (başbakan) olan</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong> Rauf Orbay</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">&#8216;ın belirttiğine göre hahambaşı</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong> Hayim Nahum</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> İngilizler adına </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>İsmet Paşa</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> ile görüşmüş ve gizli pazarlıklarla halifeliğin kaldırılmasını kabul ettirmişti. </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Rauf Orba</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">y bu konuyla ilgili olarak Feridun Kandemir&#8217;e şunları söylemişti: </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">&#8220;İsmet Paşa, anlaşıldığına göre, Lozan&#8217;da İngilizlerle bir çeşit gizli arabuluculuk rolü oynayan İstanbul Yahudi Hahambaşı </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Haim Nahum</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Efendi&#8217;nin telkinleriyle, hilafetin artık ne şekilde olursa olsun Türkiye&#8217;de devamına müsaade edilmeyip derhal kaldırılması fikrini tamamıyla benimsemiş bulunuyordu.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Peki, ya dört-beş ay önceki hilafete bağlılık hatta hilafetin kuvvetlendirilmesi düşünce ve kanaati ve bu yoldaki kat&#8217;i ifadeler, ve İslam âlemine bunun duyurulması hususundaki telaş ve heyecan ne olmuştu?</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">&#8221; <a name="sdfootnote12anc" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote12sym"></a><sup>12</sup></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><br />
</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Lozan&#8217;da İsmet Paşa&#8217;nın yanından ayrılmayan </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Nahum</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> efendi, görüşmelere verilen ara sonrasında</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong> Mustafa Kemal </strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">ile İzmir İktisat Kongresi esnasında (17 Şubat 1923) görüşerek, </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Lord Curzon</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">’un görüşmelerin sonunda serdettiği “Ancak hilafetin kaldırılması ile sulhün mümkün olabileceği” mesajını kendisine iletir. </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Bu andan itibaren </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Mustafa Kemal</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">’in tavrı değişir. </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Halbuki Lozan görüşmelerinin yapıldığı günlerde</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong> Mustafa Kemal,</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Anadolu&#8217;da yaptığı konuşmalarda hilafet müessesesinin korunacağını ifade ediyordu. İşte bugünlerde Ankara&#8217;daki Meclis-i Mebusan&#8217;da (Mebuslar Meclisi&#8217;nde) yaptığı konuşmada söyledikleri:</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">&#8220;Türkiye&#8217;nin vazifesi makam-ı hilafeti kurtarmaktır. Bu bizim için bir davayı mahsustur (özel davadır). Bunu makam-ı hilafet olarak nihayetine kadar göstermek ve onun kurtarılmasına çalışmak bizim için hayırlı bir davadır. Bizim için bu dava Âlem-i İslam nazarında fevkalade takviye eden bir meseledir. Bunu sarsmak doğru değildir.&#8221;<a name="sdfootnote13anc" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote13sym"></a><sup>13</sup></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#333333;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> 02. 11. 1922 tarihinde Bursa’da,</span><span style="color:#333333;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong> Le Petit Parisien </strong></span><span style="color:#333333;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Muhabirine verdiği demeçte de, ”Hilâfeti muhafaza edeceğiz. Şu şartla ki, Büyük Millet Meclisi ve millet, hilâfetin dayanacağı bir mesnet ve kuvvet olacaktır.“ ve ” Esasen bu mesele yalnız Türkiye’ye ait olmayıp bütün islâm alemini ilgilendiren bir meseledir.”</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><sup><span style="color:#333333;"><a name="sdfootnote14anc" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote14sym"></a><sup>14</sup></span></sup></span><span style="color:#333333;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> derken;</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#333333;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">18.01.1923 tarihinde İzmit halkıyla konuşmasında “Bütün İslâm aleminin gerçek kurtuluşuna kadar varlığını korumayı görev bildiğimiz hilâfet makamı Türkiye Devleti’nin ne istiklâli, ne idaresi ve ne de hakimiyeti ile zıtlık teşkil etmez.”</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><sup><span style="color:#333333;"><a name="sdfootnote15anc" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote15sym"></a><sup>15</sup></span></sup></span><span style="color:#333333;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> diyordu.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><br />
</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">7 Şubat 1923’te İzmir’e giderken Balıkesir</span><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong> Zağanos Paşa Camii</strong></span><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> minberine çıkarak cemaate hutbe irad eden </span><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Mustafa Kemal,</strong></span><span style="color:#333333;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong> Hayim Nahum</strong></span><span style="color:#333333;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">’la 17 Şubat’ta yaptığı görüşmeden ve </span><span style="color:#333333;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Lord Curzon</strong></span><span style="color:#333333;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">’un mesajını aldıktan sonra tamamen hilafet müessesesinin aleyhine dönmüştür.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><br />
</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#333333;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">“<strong>DİN ÖLDÜRÜLECEKTİR”</strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Mustafa Kemal,</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> İzmir’de </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Hayim Nahum</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">’la görüşüp, </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">İzmir İktisat Kongresi’nin açılışını yaptıktan sonra </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Ankara’ya dönmek üzere yola çıkar. Bu tarihte İnönü de Lozan’dan yola çıkmıştır. </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Necip Fazı</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">l&#8217;ın </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Büyük Doğu</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">&#8216;su o günleri şöyle yazıyor:</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">“</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Konferansın birinci bölümünde Türk baş murahhası, bizzat karar vermek vaziyetinde olmadığı ve durumu büyüğüne, yani </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Mustafa Kemal</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">&#8216;e bildirmek zorunda olduğu için, memlekete dönüyor; kendisini Haydarpaşa&#8217;dan Ankara&#8217;ya götüren tren, devlet reisini </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>(Mustafa Kemal) </strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">İzmir&#8217;den Ankara&#8217;ya götüren trenle Eskişehir&#8217;de buluşuyor </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">(18 Şubat 1923 e.k.)</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">. Bir arada ve baş başa seyahat&#8230;</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Sonra Ankara’da gizli meclis toplantıları</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> (27 Şubat 1923 e.k.)… </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Fakat esas meselelerde daima baş başa.</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong> Mustafa Kemal</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> ile</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong> İsmet</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">’in beraber içtimaları ve karar: &#8220;</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Din öldürülecektir.</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">&#8220;<a name="sdfootnote16anc" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote16sym"></a><sup>16</sup></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><br />
</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">&#8221; &#8230; Artık herşey Türkiye hesabına çantada hazırdır. Yani dini terk için her şey yapılacaktır. Yeni hizbin (Kemalizm ve İsmet hükûmeti), bundan böyle bu millette İslâmiyeti katletmek prensibiyle hareket etmekte, hasım dünyanın kumandanlarından, yani düşman ehl-i salip (haçlı e.k) kumandanlarından daha hevesli olduğunun örneklerini vereceği ve bilhassa </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>hudut dışı değil de, hudut içi ve millî irade yaftası altında</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> çalışacağı şüpheden varestedir.&#8221;<a name="sdfootnote17anc" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote17sym"></a><sup>17</sup></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><br />
</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">İzmir İktisat Kongresi yeni Turkiye Cumhuriyeti için bir dönüm noktasıdır. Ali İhsan Sabis bu görüşmeden sonra yorgun olduğu gerekçesi ile askerlerin de terhis edildiğini yazar. <sup><a name="sdfootnote18anc" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote18sym"></a></sup><sup>18</sup></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><br />
</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Taraflar arasında karşılıklı verilen tavizler ile 23 Nisan 1923&#8242;te tekrar başlayan görüşmeler </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>24 Temmuz 1923</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">&#8216;e kadar devam etmiş ve bu tarihte Lozan Barış Antlaşmasının imzalanması ile sonuçlanmıştır.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> “</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>SEVR&#8217;İN ADI DEĞİŞTİ LOZAN OLDU”</strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">&#8220;Lozan mutlak hezimettir” diyerek iki cilt kitap yazan</span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong> Kadir Mısıroğlu </strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">şunları söylüyor. “Musul-Kerkük ve Süleymaniye`yi Lozan`da kaybedilenler arasında gösteriyoruz, ancak; aslında 1926 yılında Ankara Anlaşması`yla kaybedildi. Konuya ilişkin Lozan`da lehte ve aleyhte bir karar alınmadı, muallakta bırakıldı. Daha sonra İngiliz ve Türk taraflarının ikili görüşmeleri neticesinde Ankara Antlaşması ile dönemin Irak manda idaresine bırakıldı. (..) Lozan Antlaşması`nın 16. Maddesi`nde, `Unutulmuş bir arazi, yer ve ada varsa Türkiye onun üzerinde hak iddia edemez` denilmektedir. Bu maddeyle Türkiye, Ege`deki 2000 adayı kaybetmiştir. Lozan bir imparatorluğun yağmasıdır. Türk&#8217;ün şahsında İslâm&#8217;dan intikam alınarak, bütün bir İslâm dünyasının başsız bırakılmasıdır.&#8221; <a name="sdfootnote19anc" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote19sym"></a><sup>19</sup></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><br />
</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">“</span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>MUSUL MUSTAFA KEMAL&#8217;İN KARARIYLA İNGİLİZLER&#8217;E GEÇTİ”</strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">(Burada bir parantez açarak biraz ileriki yıllara uzanıp Musul&#8217;un nasıl elden çıktığına bakmakta fayda var. Bakalım ki, T.C.&#8217;nin mason kadrolarının, </span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Lozan yağmacılarının heybelerini nasıl elleriyle doldurduklarını görelim. </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">“</span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>1927 yılında İngilizlerin Irak’taki Baba Gürgür petrol kuyularından gümbür gümbür petrol fışkırmaya başlayınca bizi bir yıl önce kandırdıkları ayan beyan hale gelmişti. Dışişleri Bakanı </em></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>Tevfik Rüştü Aras</strong></em></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>, kurt İngiliz diplomatların blöfünü yutmuş, Musul petrollerini onların tahmininden de ucuza kapatmıştı. Ancak anlaşmanın üzerinden kısa bir süre geçtikten sonra petrolden “hisse” değil de, gelirden “kâr payı” almanın korkunç tuzağına düştüğümüz görülünce içeride homurtular da yükselmeye başlayacak ve bugüne kadar devam edecektir.<br />
İşte Lozan’ın eksik bıraktığı maddelerden birisi daha karşımızdaydı. İttihatçılardan başlayarak göz göre göre bir dizi hata işlemiş ve sonuçta Musul sözde Irak’a dahil edilmiş, böylece güney sınırlarımızı kesinleştirmiştik.<br />
</em></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>Sultan II. Abdülhamid’in petrol sahasını ailesinin şahsi mülkü haline getirmek suretiyle “bir işgal durumunda kurtarma çarelerine başvurmasına” karşılık, İttihatçılar bu statüyü değiştirerek petrol sahasını hanedanın şahsî mülkü haline sokmuş, 1924’te ise hanedan yurtdışına çıkarılırken vatandaşlıktan da çıkartılınca Türkiye’nin elinde hiçbir kozu kalmamıştı. </strong></em></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>Öyle ya, kendi kanunumuzla vatandaşlıktan çıkardığımız hanedanın petrol sahalarındaki emlakinin hakkını nasıl savunacaktık?</p>
<p>En son olarak da uluslararası bir araştırma komisyonunun 1925 yılında Birleşmiş Milletler’e verdiği raporda </em></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>“Türkiye Musul üzerindeki hukukî haklarından vazgeçmedikçe Musul’un bir başka devlete verilmesi imkânsızdır” </strong></em></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>demesine rağmen, yani Musul üzerindeki hakkımız tarafsız bir komisyonca da teslim edildiği halde elimizdeki kozları yeterince değerlendiremeden görüşmeleri sonuçlandırmıştık.</em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>Artık Musul da, petroller de sözde Irak’ın, gerçekteyse İngiliz ve sonra da Amerikan petrol şirketlerinin kasalarını dolduran yağlı payı olmuş, kuyulardan gürül gürül çekilen petrolün kasalara akıttığı altınların şakırtısı ta Ankara’dan duyulur olmuştu. Türkiye’de meydana gelen her homurtuya içeride bir karışıklık çıkararak cevap veren emperyalizm, bu defa da Nasturi ayaklanmasına başvurmuş, güneydoğu sınırımızda yeni çıban başları icat etmeye koyulmuştu.<br />
Henüz ikinci yaşına basmış bulunan Türkiye Cumhuriyeti, isyanı bastırmak için General </em></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>Cevad Çobanlı</strong></em></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>’nın emrindeki Yedinci Kolordu’yu Diyarbakır’daki birliklerle de takviye ederek bölgeye sevk etmiş, hemen hemen tam mevcutlu bir ordu haline getirmişti. Operasyonun başına da Kurtuluş Savaşı’nın unutulmaz komutanlarından </em></span><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>Cafer</strong></em></span><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>Tayyar</strong></em></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>Eğilmez</strong></em></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em> getirilmişti. Gören görüyordu. Bu tam tekmil ordu, herhalde sadece sınırlarımızın içinde bulunan bir avuç Nasturi isyancıyı bastırmak için düzenlenmiş değildi. Hedef daha büyüktü. İsyan bahane edilerek ve bir oldu bittiye getirilerek Musul’a kadar sarkılacaktı. Fırsat bu fırsattı. (&#8230;)Yedinci Ordu, Nasturi harekâtını büyük bir hızla tamamladı. Tamamlamakla kalmadı, sınırı geçerek Musul’a kadar sarktı.<br />
Tabii harekâta şiddetli bir tepki veren İngiltere, Ankara’ya Musul’un derhal boşaltılması için sert bir nota verdi. Notalar birbirini kovalıyordu. İlkin bu tepkileri duymazdan gelen Ankara, işin ciddileşmekte olduğunu anlayınca </em></span><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>Cafer</strong></em></span><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>Tayyar</strong></em></span><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>Paşa</strong></em></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>’ya Musul’u boşaltması emrini verdi. </em></span><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>Cafer</strong></em></span><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>Tayyar</strong></em></span><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>Paşa</strong></em></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>, </em></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>Raif Karadağ</strong></em></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>’a (Petrol Fırtınası, 1979, s. 209) bizzat anlattığı hatıralarında Ankara’dan gelen emirden şoke olduğunu belirtmiştir. </em></span><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>Paşa</strong></em></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>, ‘bu fırsat bir daha ele geçmez’ deyip ısrarla Musul’da kalmak istiyor, Ankara’ya çektiği cevabî telgraflarında İngilizlerin başının belada olduğunu, bizimle uğraşamayacaklarını, notalarının da blöften ibaret olduğunu boşu boşuna haykırıyordu.<br />
İngilizler gerçekten de blöf mü yapıyorlardı? Gerçekten de Irak’ta Araplara verdiği bağımsızlık sözünü tutmayan (ne ilginçtir ki, tutmayacağını bir tek Iraklılar bilmiyordu) İngiltere’ye karşı milliyetçi bir tepki dalgası yükselmekteydi. Kandırılmış Irak halkının İngiltere’ye güveni azalmıştı ve İngiltere, böyle sıkışık bir konumda Türkiye’ye açacağı savaşın nelere mal olacağını gayet iyi biliyordu.<br />
Bu durumu içeriden teşhis eden </em></span><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>Cafer</strong></em></span><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>Tayyar</strong></em></span><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>Paşa</strong></em></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em> telgraflara direniyor, birliklerini inatla geri çekmek istemiyordu. Bunun üzerine </em></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>Mustafa Kemal </strong></em></span><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>Paşa</strong></em></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em> kendisini bizzat Ankara’ya çağırdı. Uzun müzakerelerden sonra birliklerin geri çekilmesine karar verilmişti. </em></span><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>Cafer</strong></em></span><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>Tayyar</strong></em></span><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>Paşa</strong></em></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>’nın</em></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong> Raif Karadağ</strong></em></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>’a anlattığına göre, </em></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>Mustafa Kemal </strong></em></span><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>Paşa</strong></em></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>’yla aralarında şiddetli tartışmalar geçmişti. Kendisi &#8216;Musul’un Türk olduğunda ısrar ediyor ve boşaltma yoluna gitmek istemiyordu. </em></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>Gazi</strong></em></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em> ise yeni kurulan devletin İngiltere’yle arasının açılmaması ve yeni badirelere sürüklenmemesi için </em></span><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>Paşa</strong></em></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>’yı tahliye hususunda sıkıştırıyordu.&#8217;<br />
Bu uzun ve çekişmeli geçen müzakereler sonucunda karar verilecek ve ancak geri çekilmeyi kabul etmeyen </em></span><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>Cafer</strong></em></span><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>Tayyar</strong></em></span><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>Paşa</strong></em></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong> görevinden alınarak</strong></em></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em> Musul boşaltılabilecekti.”<a name="sdfootnote20anc" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote20sym"></a><sup>20</sup></em></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>)</em></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><br />
</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><br />
</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Lozan&#8217;a İsmet İnönü&#8217;yle beraber katılan ve bir dönem bakanlık yapan </span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Dr. Rıza Nur,</strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> &#8220;</span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Lozan Türk zaferinin bedeli değildir. Eksiktir, noksandır, kusurludur. Oluk gibi akan Türk kanı ve zafere bağlanan Türk ümidinin karşılığı olmamıştır.</span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">&#8220;</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><sup><span style="color:#231f20;"><a name="sdfootnote21anc" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote21sym"></a><sup>21</sup></span></sup></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">diyor.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><br />
</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">“</span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Rıza Nur </strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">eserlerinde ayrıca, Lozan&#8217;daki heyetle birlikte iken </span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Atatürk</strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> ve</span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong> İsmet İnönü</strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> arasında </span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>-kendisi de heyette olduğu halde içeriğini bilmediği-</strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>çok gizli telgraf yazışmaları olduğunu, </strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">bunların Lozan&#8217;daki bazı önemli kayıplarımızı ve Lozan&#8217;ın gizli kalmış yönlerini de açıklayabileceğini öne sürmektedir.”<a name="sdfootnote22anc" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote22sym"></a><sup>22</sup></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><br />
</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">“</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>LOZAN&#8217;IN GİZLİ MADDELERİ?”</strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">“</span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>İçinde bir çok Yahudi’nin olduğu İttihat ve Terakki&#8217;nin 1907 yılında aldığı kararları Lozan fiilen hayata geçirmiş</strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> ve İslâmî yaşayışa, İslâmî anlayışa büyük bir darbe vurulmuştur. Lozan&#8217;ın bazı maddeleri gizlidir. Ek 17. maddenin bilhassa gizli madde olarak İslâm aleyhine olduğu artık bilinmektedir. </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Özellikle Ek 17. maddenin sır olarak kalmasının ve açıklanmamasının sebebi İsmet İnönü&#8217;dür. </span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>İnönü</strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Türkiye&#8217;de İslâmî anlayışın yok edilip öldürülmesi sözünü vermiş olabilir. Ve İnönü&#8217;nün talebiyle bu gizlilik hala sürmektedir. Özellikle </span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Devrim adı altında yapılan değişiklikler</strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> bu taahhüdün doğru olduğunu göstermektedir.&#8221;</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><sup><span style="color:#231f20;"><a name="sdfootnote23anc" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote23sym"></a><sup>23</sup></span></sup></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><br />
</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">“Lozan muahedesi imzalandıktan sonra İngiltere&#8217;de Avam kamarasında muhalifler </span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Lord Curzon</strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">&#8216;a &#8220;Türkler&#8217;in istiklalini neden tanıdın&#8221; diye hakaretlere varan ifadeler kullanmışlardır. </span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Lord Curzon</strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> kürsüye gelerek: &#8220;Siz yanılıyorsunuz. İşte asıl bundan sonra Türkler bittiler. Bir daha eski güçlü günlerine kesinlikle kavuşamayacaklardır. Zira biz onları (Türkleri) Lozan anlaşması ile ruhen, imanen öldürdük. Türkler İslâm&#8217;dan uzaklaştırılacaklar. Bunun için </span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>İsmet İnönü</strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> bize söz verdi&#8221;<a name="sdfootnote24anc" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote24sym"></a><sup>24</sup></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> demiştir.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Nitekim yıllar sonra Siyasal Bilgiler Dergisi&#8217;nde yayınlanan bir yazısında </span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>İnönü,</strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> &#8220;Avrupalılar kendilerine verdiğimiz sözü tutamayacağımızı zannettiler&#8221;</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><sup><span style="color:#231f20;"><a name="sdfootnote25anc" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote25sym"></a><sup>25</sup></span></sup></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> diyebilmiştir.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Dr. Rıza Nur</strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">&#8216;un (Lozan&#8217;ın ikinci murahhas üyesi) şu sözü manidardır: &#8220;</span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Lozan&#8217;da Türkiye&#8217;nin dokuz yüz yıllık (Selçuklu ve Osmanlı) hesabını bitirip tasfiyesini yaptık.</strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">&#8220;<a name="sdfootnote26anc" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote26sym"></a><sup>26</sup></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><br />
</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">“Doğrusu Trakya için zahmet çekmedik, kolay aldık, sadece Dimetoka&#8217;yı boşuna kaybettik. Fakat </span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>İsmet </strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Lozan&#8217;da Musul için daima bana:</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> &#8211; &#8216;Canım, gel şunu bırakalım da, sulh yapalım&#8217; der beni zorlardı. </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> &#8211; &#8216;Olmaz, bütün mukavemetleri yapalım.&#8217; derdim.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<ul>
</ul>
<ul>
<li><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">&#8216;Canım, sonra boca ederiz, sulhu kaçırırız&#8217; derdi. Boca onun tâbiridir. Ne yapsın efendisinin emrini icra ediyor. İhtimal İngilizler, Trakya ve İstanbul için de Musul gibi yapsalardı onları da vermek isteyecekti. Bereket versin İngilizler bunlara hiç itiraz etmediler.”<a name="sdfootnote27anc" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote27sym"></a><sup>27</sup></span></li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><br />
</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Yücel Hacaloğlu</strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Lozan&#8217;ı şöyle değerlendiriyor: </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">“ &#8211; Kıbrıs, kati olarak Lozan&#8217;da İngiltere&#8217;ye verilmiştir. Musul ve Kerkük Misak-İ Milli&#8217;ye dahil olduğu halde alınmamıştır. Yunanistan&#8217;ın Anadolu&#8217;da icra eylediği zulüm yanına kâr kalmış. Hesap sorulmamıştır.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">- Yüzde 68&#8242;i Türk ve Müslüman olan Batı Trakya&#8217;da plebisite (halk oylamasına) gidilmesi temin edilememiştir. </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Hatay ve havalisi (Antakya dahil) tamamen Türklerle meskun olduğu halde Fransızlara peşkeş çekilmiş, bilahare Antakya&#8217;yı kurtarmak mümkün olmuştur.” <a name="sdfootnote28anc" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote28sym"></a><sup>28</sup></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><br />
</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">“</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>LOZAN&#8217;DA İSLAMLA HESAPLAŞILDI”</strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> “(Lozan imzalanıp yurda dönüldükten sonra) Müslüman gruplar en ufak ve meşru dini davranışlarında şiddetli cezalara çarptırılmış ve susturulmuştur. </span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>İnönü</strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> ve ekibi İslâm ve onun masum taraftarlarını çok ağır baskılara maruz bırakırken, Hıristiyanlar ayinlerini, gulgulelerini sokaklara taşıdıklarında (hoş görmüş) kimse ses çıkarmamıştır.”</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><sup><span style="color:#231f20;"><a name="sdfootnote29anc" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote29sym"></a><sup>29</sup></span></sup></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><br />
</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">“</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Karabekir</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">&#8216;in hatıralarında belirttiğine göre</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong> Nahum</strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Batılı ülkelere &#8216;Türklerin İslami bünyesini değiştirerek onların Protestanlığı kabul etmelerinin kolaylaştırılacağını&#8217; anlatmıştır. </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Gerçekten de Lozan sonrası gelişmeler çok ilginçtir. Batılılara ve azınlıklara bir cok imtiyazlar verilirken, okullardaki İslam tarihi, Osmanlı tarihi kaldırılarak Yunan Medeniyeti tarihi konmuş, Maarif Vekaleti Batı klasiklerini tercüme ettirerek, ardından ders kitaplarını Yunan ve Batı düşüncesi doğrultusunda yenileyerek bu emele hizmet edilmiştir.”<sup><a name="sdfootnote30anc" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote30sym"></a></sup><sup>30</sup></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><br />
</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><br />
</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Peki niçin millet manevi değerlerinden uzaklaştırmaya çalışılıyordu?</strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Bu sorunun cevabını </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Necip Fazıl </strong></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">şöyle veriyor: </span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">“Gizli Yahudi kurmaylar emrindeki Avrupa&#8217;nın politikası şu ince (döviz-düsturla) ifade olunabilir: Yabancı medeniyetleri garba özendirip kendi kendilerinden uzaklaştırmak; böylece onların, başkalarını kendilerine benzetmesi tehlikesine mâni olmak; maksat yerine gelince de gerçek terakkinin işte bu olduğu medihleriyle pohpohlamak ve mukabil millî cereyanları irtica, gerilik damgası altında suçlandırmak… </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Garbın işte bu plânı, bir Yahudi buluşuyla ve Türk milletinin en nazik ânında, hikâyesini arz ettiğimiz şekilde işlemiş ve sene 1923&#8242;ten itibaren sular işbu noktadan akmaya başlamıştır. Yarının tarihçisi bu hakikati görecek.”<a name="sdfootnote31anc" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote31sym"></a><sup>31</sup></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><br />
</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">“</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>MİSAK-I MİLLİ SÖZDE KALDI”</strong></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">“</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>Misak-ı Milli ABD Başkanı </em></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>Wilson</strong></em></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>’un ilkelerine dayanarak Arapların kendi kaderlerini belirlemeleri tezini savunuyordu. Fakat sonradan bir el Misak-ı Milli metninde ufak bir ‘rötuş’ yapmıştır. 1. maddenin Mebusan Meclisi’nde kabul edilen asıl şeklinde </em></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>”Mondoros Mütarekesi hattının “içi ve dışında” aralarında din ve amaç birliği bulunan ve birbirlerine saygılı ve özverili Osmanlı-İslam çoğunluğun yaşadığı toprakların bölünmesi kabul edilemez”</strong></em></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em> denilmekteydi. Sonradan Yeni Dünya Düzeni’ni tehdit eder gözüken, belki de Osmanlı yayılmacılığını hatırlatan </em></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>“dışında” (haricinde) kelimesi metinden jiletle temizlendi </strong></em></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>(inanmazsanız inkılap tarihi kitaplarınıza bakın).<br />
Sonuçta Misak-ı Milli hedeflerine tam olarak varılamadan Lozan’da masaya oturuldu. Ancak biz Lozan’ın hemen yalnız Türkiye sınırları içindeki kısmıyla ilgilendiğimiz içindir ki, yüzyıllar boyu yönettiğimiz toprakları nasıl bir çırpıda bıraktığımızın hesaplaşmasını henüz yapmış değilizdir.<br />
Mesela Filistin toprakları için Lozan’da ne yapılmıştır? </em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>Hiç… </em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>Hatta görüşmeler sırasında Filistinli kardeşlerimiz TBMM kapısında günlerce, ‘Bizi İngiliz kurtlarına teslim etmeyin’ diye yalvar yakar dolaşmışlardı. Aldıkları cevap, önce oyalama, sonra da kendi başınızın çaresine bakın, olmuştu.<br />
TBMM her ne kadar Misak-ı Millî’ye Arap halklarının kendi kaderlerini tayin hakkını ilke olarak koymuşsa da, bu yönde bir yapılanmaya gitmeden sorunu, Hilafet meselesinde olduğu gibi, rakiplerin manevra alanlarını daraltmaya ve işbirliklerini baltalamaya dönük bir strateji olarak ele almıştı.<br />
</em></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>Lozan’ın asıl tartışmamız gereken boyutu, Ortadoğu’nun paylaşılması ve sınırların yeniden çizilmesi karşısında aldığı uysal tavırdır.</strong></em></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em> Ancak can yakıcı gerçek feryatta: </em></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>Lozan zaferiyle (! e.k.) diğer Arap topraklarında olduğu gibi Filistin’de de Sevr’in bütün istekleri olduğu gibi kabul edilmiştir.</strong></em></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>Üstelik Sultan </em></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>Vahdettin</strong></em></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em> Sevr’i imzalamadığı için o zamana kadar onaylanmamış olan Filistin’deki İngiliz manda rejimi, </em></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>İsmet Paşa</strong></em></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>’nın Lozan’daki imzasıyla resmiyet kazanmış,</em></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong> böylece İsrail’in kuruluşuna giden yolda en büyük engellerden biri daha bertaraf edilmişti.</strong></em></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><br />
Bir de Lozan’da Sevr’i paramparça ettik demiyorlar mı, neden bahsettiklerini anlamakta güçlük çekiyorum. Kabul edelim ki, Misak-ı Milli’yi tam olarak gerçekleştiremeyen Lozan, </em></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>artık yabancısı olduğumuz Osmanlı toprakları konusunda Sevr’in hafifletilmiş bir versiyonudur.</strong></em></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em> Zaten ilk ciddi muhalefet partisi Terakkiperver Fırka’nın bir hedefi de, Lozan’daki başarısızlıkların hesabını sormak değil miydi? </em></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>Rauf Orbay’</strong></em></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>ın deyişiyle &#8216;Misak-ı Millimizin tamamen tahakkuk edemediğini millete açıkça söylemek civanmertlik ve hakikatçiliğine sahip olacaktık… Bir tahammülsüzlük ve sebepsiz endişe, halledilmemiş milli meselelerimizin üzerine nisyan örtüsünü çekti ve bu meselelerimiz geçen zamanla halledileceği yerde gözlerden ve dikkatlerden uzak olarak kangrenleşti.&#8217;<br />
Terakkiperver Fırka, topluma Lozan’ın bir Pirus zaferi olduğunu anlatacak, kazandırdıkları kadar kaybettirdiklerinin muhasebesini yapacak ve telafi yollarını arayacaktı.<br />
Kapatıldı.</em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>İyi mi oldu? </em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>Kangren artık beynimize ulaşmak üzere. </em></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>Misak-ı Milli </strong></em></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>diye diye Türkiye sınırlarını kendimize bir arslan kafesi haline getirdik.”</em><sup><em><a name="sdfootnote32anc" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote32sym"></a><sup>32</sup></em></sup></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<div><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">…</span></div>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Kemal Tahir</strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> ise </span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>“Yol Ayrımı” </strong></span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">isimli eserinde bu dönemi bakın nasıl analiz ediyor:</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;">“<em>Düşündün mü hiçbir dünya imparatorluğu nasıl tasfiye edilir? </em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>Bir dünya imparatorluğu yüzyıllar boyu yüzlerce nesillerin birleşik gayretiyle kanları canları malları pahasına doğmuş kökleşmiş gelişmiş yaşatılmıştır.<br />
Tarihin bir döneminde herhangi bir nesil tek başına bu tasfiyeye karar verebilir mi? `Veririm` derse bu kararın meşruluğu hangi vesikalarla ispatlanır? </em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>1908`in padişahçı ittihatçıları imparatorluğu yıktılar; </em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>1923`ün Kuvay-ı Milliyecileri bir dünya imparatorluğunun miras hesaplarını tasfiyeye oturdular.<br />
Peki neydi tasfiye edilecek miras? </em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>700 yıllık bir imparatorluk&#8230; 1908`de ittihatçıların ele geçirip on yılda yıktığı imparatorluk tam dört milyon üçyüz seksen üç bin kilometre kare toprağa sahipti. </em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>Nüfusumuz kırk üç milyonu aşkındı. </em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>Bu toprak üzerinde malımız olan yedi bin kilometre demiryolu döşeliydi. </em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>Buna dört yüz yıllık hilafetin bütün dünya İslamları üzerindeki manevi haklarını katmıyorum. </em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>Tasfiye edilen miras Osmanlı`nın sırf kılıç gücüyle aldığı tarih boyu vuruşarak savunduğu mirastı. </em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>Evet oturuldu masaya&#8230; </em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>Karşımızda yirmi iki devlet&#8230;<br />
Tasfiye beş buçuk ayda tamamlandı. </em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>Mahzenler dolusu arşivleri düşün&#8230; </em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>Delegelerimiz incelediler mi bunları? </em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>Kılı kırk yardılar mı? </em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>Hayır! Çünkü İstanbul hükümeti delegeleri yani asıl uzmanlar bizim isteğimizle sokulmadı bu konuşmalara&#8230; </em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>Bu iyiliğimize karşı İngiliz generali Harrington`un teşekkürünü hatırlarım.<br />
Demek dört milyon küsur kilometre karelik bir imparatorluğun yedi yüz yıllık hesapları tasfiye edildi beş ay içinde. </em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>Buna tasfiye denmez mirası reddettik.<br />
Kurtuluş iki türlü olur:<br />
Ya bütün haklarını en son zerresine kadar koruyarak kurtulursun ki gerçek kurtuluş budur; </em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>Ya da haklarından birçoklarını vererek kurtulursun! </em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>Bu da kurtuluştur ama öyle pek öğünülecekkasınılacak çeşitten sayılmaz. </em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>Hele rejim değişmelerinin tarihsel haklardan vazgeçmekle hiçbir ilintisi olamaz. </em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>Sözgelimi Bolşevikler Çarlık İmparatorluğu`na pekala sahip çıktılar. </em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>Nitekim Fransa cumhuriyetçileri de kendilerinden önce çeşitli krallarının kurmuş oldukları imparatorluğu rejim değiştirdik bahanesiyle hiç kimseye bağışlamadılar. </em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>Dünyada çok az milletin eline geçmiştir bizimki kadar büyük tarih birikimi&#8230; Eğer her millet ilk zorlukta yüzyıllar boyu biriktirdiği haklarını kaldırıp atarsa dünyada tarih diye bir şey kalmaz.<br />
Neden sana yenik düşmüş gibi geldi bir tek adam karşısında koca bir iktidar?&#8230; </em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em>Hem de askeri bir zafer kazanarak gelmiş bir iktidar? </em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>Çünkü Anadolu-Yunan savaşı belletilmek istendiği gibi bin yıllık tarihimizden ayrı bir Milli Kurtuluş Savaşı değildir. Bin yıldır süren Doğu-Batı boğuşmasının yüzlerce savaşlarından biri hem de küçüklerinden biridir. </strong></em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>Böyle bir savaşı kazanmak bin yıllık tarihin biriktirdiği hesabı kapatmaya yetmez ki iktidarı gerçek iktidar olsun. </strong></em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>Bu savaşa İstiklal savaşı da haşa denemez! </strong></em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>Çünkü biz hiçbir zaman milli devletimizi yitirmedik. Siz Cumhuriyet çocukları `gözümüzü zaferde açtık` avuntusundasınız. Şimdi umulmaz yerlerde, beklenmez yenilgilerle karşılaşınca apışmayın!.. </strong></em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>Biz er geç Batıyla ister istemez hesaplaşmak zorundayız. </strong></em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>Bunu gerçekten yapmadıkça batıya hizmet teklif etmekle belayı başımızdan defleyemeyiz&#8230;”<a name="sdfootnote33anc" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote33sym"></a><sup>33</sup></strong></em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">&#8230;</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Lozan, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kuruluş anlaşmasıdır.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">&#8230; </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">İtilâf Devletleri&#8217;nin İstanbul&#8217;u boşaltmaları (2 Ekim 1923), Ankara&#8217;nın başkent olması ve Halk Fırkası&#8217;nın kurulmasının ardından, 29 Ekim 1923&#8242;te Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nin cumhuriyeti ilan etmesiyle Mustafa Kemal cumhurbaşkanı seçildi.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="RIGHT"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>GELECEK BÖLÜM:</strong></em></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em> Cumhuriyeti Masonlar Kurdu !</em></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<div id="sdfootnote1">
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><a name="sdfootnote1sym" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote1anc"></a>1</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Harun Özdemir, Yakın Tarihimizde İktidar Oyunları, www.muvazene.com</span></p>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<div id="sdfootnote2">
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><a name="sdfootnote2sym" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote2anc"></a>2 </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Lozan Anlaşması, wikipedia.com</span></p>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<div id="sdfootnote3">
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><a name="sdfootnote3sym" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote3anc"></a>3</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Lozan Barışı, Atatürkçülük Nedir, http://www.angelfire.com/rnb/atadiyar/ata30.html</span></p>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<div id="sdfootnote4">
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><a name="sdfootnote4sym" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote4anc"></a>4</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Lozan Barışı, Atatürkçülük Nedir, http://www.angelfire.com/rnb/atadiyar/ata30.html</span></p>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<div id="sdfootnote5">
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><a name="sdfootnote5sym" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote5anc"></a>5</span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Dr. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım, Cilt: 3, sh:982</span></p>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<div id="sdfootnote6">
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><a name="sdfootnote6sym" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote6anc"></a>6</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Birinci Cihan Harbinde, Yahudiliğin A, B,C, D halinde tam dört tane dâvâsı vardı: </span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> A) Bilhâssa dinî ve askerî mahiyetiyle Rus Çarlık manzumesinin ortadan kalkması…</span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> B) Alman militarizmasının ve askerî kudretinin ortadan kalkması…</span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> C) Avusturya imparatorluğunda tecessüm eden Katolik birliği mefkûresinin ortadan kalkması…</span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> D) İslâmiyet tehlikesinin, müstakil İslâm devletleri bünyesinin ve İslâmî temsil ifadesinin ortadan kalkması…</span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Nitekim Birinci Cihan Harbi sonunda, Garp demokrasya âleminin perde gerisi &#8220;görünmez insan heyulâsı olan Yahudilik, bu dört gayesinden dördünü birden istihsal edivermiştir. Şu kadar ki, harb biter bitmez ilk üç gaye derhal istihsal edildiği hâlde sonuncusu, yani yegâne müstakil İslâm cemiyetinin bütün dinî bağlarından koparılması gayesi, birdenbire devşirilememiştir. Bunun için biraz beklemek, bazı zuhuratı kollamak ve bazı cereyanları netice bakımından zıt gayeye doğru kanalize etmek, Türk birliği içindeki zümrevî temayülleri zamanında ve mekânında ustaca istismar etmek lâzım gelmiştir.</span></p>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<div id="sdfootnote7">
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><a name="sdfootnote7sym" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote7anc"></a>7</span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Necip Fazıl Kısakürek, Büyük Doğu, 4. Dönem, Sayı: 3 ve 4</span></p>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<div id="sdfootnote8">
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><a name="sdfootnote8sym" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote8anc"></a>8<em><span style="color:#000000;">Mustafa Armağan, Zaman Pazar, 23 Kasım 2008</span></em></span></p>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<div id="sdfootnote9">
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><a name="sdfootnote9sym" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote9anc"></a>9</span><span style="color:#000000;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Dr. Rıza Nur, &#8220;Hayat ve Hatıratım&#8221;</span></p>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<div id="sdfootnote10">
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><a name="sdfootnote10sym" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote10anc"></a>10<cite>tr.wikipedia.org/wiki/Lozan_</cite><cite><em>Antlaşması</em></cite></span></div>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<div id="sdfootnote11">
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><a name="sdfootnote11sym" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote11anc"></a>11</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Necip Fazıl, </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Lozan&#8217;ın İçyüzü, Büyük Doğu, Sayı 29</span></p>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<div id="sdfootnote12">
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><a name="sdfootnote12sym" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote12anc"></a>12 </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Feridun Kandemir, Hatıraları ve Söyleyemedikleri ile Rauf Orbay, s, 96–97</span></p>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<div id="sdfootnote13">
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><a name="sdfootnote13sym" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote13anc"></a>13</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">H. Hüseyin Ceylan, Büyük Oyun, C. 3, sh. 36, Rehber Yayınları, Ankara, 1995</span></p>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<div id="sdfootnote14">
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><a name="sdfootnote14sym" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote14anc"></a>14</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Devrin Yazarlarının Kalemiyle Milli Mücadele ve Gazi Mustafa Kemal (Der: Mehmet Kaplan, İnci Enginün, Birol Emil, N. Birinci, A. Uçman), İst. 1981, sh. 1079-1081.</span></p>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<div id="sdfootnote15">
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><a name="sdfootnote15sym" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote15anc"></a>15</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">İzmir Yollarında, Yayına Hazırlayan Mehmet Önder, S: 28, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1989, </span></p>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<div id="sdfootnote16">
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><a name="sdfootnote16sym" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote16anc"></a>16</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Lozan&#8217;ın İçyüzü, Büyük Doğu, Sayı 29 </span></p>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<div id="sdfootnote17">
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><a name="sdfootnote17sym" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote17anc"></a>17</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Lozan&#8217;ın İçyüzü, Büyük Doğu, Sayı 29 </span></p>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<div id="sdfootnote18">
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><a name="sdfootnote18sym" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote18anc"></a>18</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Ali İhsan Sabis, Harp Hatıralarım, C:5, s:358</span></p>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<div id="sdfootnote19">
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><a name="sdfootnote19sym" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote19anc"></a>19Vakit, 25-07-2005</span></p>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<div id="sdfootnote20">
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><a name="sdfootnote20sym" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote20anc"></a>20Mustafa Armağan, <em>1924’de girecektik Kuzey Irak’a, Atatürk istemedi, Zaman Pazar, 17/06/2007</em></span></p>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<div id="sdfootnote21">
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><a name="sdfootnote21sym" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote21anc"></a>21Rıza Nur, http://tr.wikipedia.org/wiki/Riza_nur</span></p>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<div id="sdfootnote22">
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><a name="sdfootnote22sym" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote22anc"></a>22 Rıza Nur, http://tr.wikipedia.org/wiki/Riza_nur</span></p>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<div id="sdfootnote23">
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><a name="sdfootnote23sym" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote23anc"></a>23</span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Ünsal Zor, Lozan, Ermeni ve İsmet İnönü, Aylık, Yıl:2, sayı:22, Temmuz 2006</span></p>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<div id="sdfootnote24">
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><a name="sdfootnote24sym" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote24anc"></a>24</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Lozan&#8217;ın İçyüzü, Büyük Doğu, Sayı 29 </span></p>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<div id="sdfootnote25">
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><a name="sdfootnote25sym" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote25anc"></a>25</span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Ünsal Zor, Lozan, Ermeni ve İsmet İnönü, Aylık, Yıl:2, sayı:22, Temmuz 2006</span></p>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<div id="sdfootnote26">
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><a name="sdfootnote26sym" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote26anc"></a>26</span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Kadir Mısıroğlu, Lozan: Zafer mi, Hezimet mi? 1.Cilt, Sf 96</span></p>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<div id="sdfootnote27">
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><a name="sdfootnote27sym" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote27anc"></a>27</span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Dr. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım, Cilt: 3, sh:982</span></p>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<div id="sdfootnote28">
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><a name="sdfootnote28sym" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote28anc"></a>28</span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Kadir Mısıroğlu, Lozan: Zafer mi, Hezimet mi? 1.Cilt, Sf 24</span></p>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<div id="sdfootnote29">
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><a name="sdfootnote29sym" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote29anc"></a>29</span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Kadir Mısıroğlu, Lozan: Zafer mi, Hezimet mi? 1. Cilt, Sh 95</span></p>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<div id="sdfootnote30">
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><a name="sdfootnote30sym" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote30anc"></a>30 Abdurrahman Dilipak, Cumhuriyete Giden Yol, s:330, 1991</span></p>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<div id="sdfootnote31">
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><a name="sdfootnote31sym" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote31anc"></a>31</span><span style="color:#231f20;font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Necip Fazıl Kısakürek, Büyük Doğu, 4. Dönem, Sayı: 3 ve 4</span></p>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<div id="sdfootnote32">
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><a name="sdfootnote32sym" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote32anc"></a>32Mustafa Armağan, Lozan Sevr&#8217;in Hafifletilmişi mi İdi?, Zaman Pazar, 26 Ağustos 2007</span></p>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<div id="sdfootnote33">
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><a name="sdfootnote33sym" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319#sdfootnote33anc"></a>33Yusuf Kaplan, Hesaplaşmadan aslâ!, Yeni Şafak, 25.02.2004</span></p>
</div>
<p>&nbsp;</p>
</div>
</div>
<br />Filed under: <a href='http://kendihalinde.wordpress.com/category/efendi-2/'>Efendi 2</a>  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/402/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/402/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/402/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/402/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/kendihalinde.wordpress.com/402/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/kendihalinde.wordpress.com/402/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/kendihalinde.wordpress.com/402/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/kendihalinde.wordpress.com/402/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/402/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/402/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/402/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/402/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/402/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/402/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=402&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2011/08/07/masonlar-cerkesler-ergenekon-4-5-6-erol-karayel-kafkasevi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Masonlar, Çerkesler, Ergenekon 1-2-3 (Erol Karayel-kafkasevi.com)</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2011/08/07/masonlar-cerkesler-ergenekon-1-2-3-erol-karayel-kafkasevi-com/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2011/08/07/masonlar-cerkesler-ergenekon-1-2-3-erol-karayel-kafkasevi-com/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Aug 2011 01:08:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efendi 2]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=400</guid>
		<description><![CDATA[Giriş “Ergenekon Terör Örgütü Davası İddianamesi”nde yer alan hususlar Türkiye’nin gündemini sarsmaya devam ediyor. Geçtiğimiz ay ve günlerde yapılan bazı açıklamalarda Ergenekon yapılanmasında Çerkes kökenlilerin yoğun olarak yer aldığı ve Çerkes örgütlerinin Ergenekoncuların “ilgi alanında” bulunduğu iddia edilmişti. Sonrasında iddianame kurcalandıkça konu Çerkesler açısından da ilginç bir hale gelmeye başladı. Merak ettik, gerçekten Çerkesler ve Çerkes [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=400&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><strong><span style="text-decoration:underline;"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><span id="more-400"></span>Giriş</span></span></strong></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">“Ergenekon Terör Örgütü Davası İddianamesi”nde yer alan hususlar Türkiye’nin gündemini sarsmaya devam ediyor.</span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Geçtiğimiz ay ve günlerde yapılan bazı açıklamalarda Ergenekon yapılanmasında Çerkes kökenlilerin yoğun olarak yer aldığı ve Çerkes örgütlerinin Ergenekoncuların “ilgi alanında” bulunduğu iddia edilmişti.</span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Sonrasında iddianame kurcalandıkça konu Çerkesler açısından da ilginç bir hale gelmeye başladı. </span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Merak ettik, gerçekten Çerkesler ve Çerkes örgütlerinin “Ergenekon Terör Örgütü”yle bir ilgisi var mıydı? </span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Varsa bu ilgi veya ilişkinin boyutları neydi? </span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Bu konudaki mini araştırmamızı ve sonuçlarını okurlarımızla paylaşacağız. Ancak bu örgüt karşısında Çerkeslerin ve Çerkes derneklerinin durumunu anlamak için önce Ergenekon örgütünü iyi tanımamız lazım. Yoksa pek çokları gibi, <em>“Deli saçması! Bu kadar farklı dünya görüşündeki insan, nasıl oluyor da bir örgütün çatısı altında birleşebiliyor”</em> sığlığında yaklaşımlar kaçınılmaz olur. </span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Sabırsız okurlar için şimdilik şu kadarını söyleyelim ki, -kaba tabirle- koyunlar, keçiler, danalar… hepsi aynı çoban tarafından güdülüyor: Mason Locaları.</span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Ve loca mensupları Çerkes örgütlenmeleri içerisinde de oldukça aktifler. </span></div>
<div align="center"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">***</span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Sözü buraya getirdikten sonra filmi en başa sararak izlemeye başlayalım.</span></div>
<div align="center"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">***</span></div>
<div align="left"><strong><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">TAPINAKÇILAR</span></strong></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Konuya, Türkiye’nin ilk nükleer fizik profesörü Ahmed Yüksel Özemre’nin kaleme aldığı <em>&#8220;İlim, Din, Medeniyet (Düşünceler), Pınar Yayınları, İstanbul 2002”</em>  adlı kitabından uzunca bir alıntı yaparak girmek, meseleyi kavramamızı kolaylaştıracaktır: </span></span></div>
<div align="left"><em><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">“</span></em><em><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Papa II. Urbano&#8217;nun çağrısı üzerine toplanan 1. Haçlı ordusu 1099 yılında Kudüs&#8217;ü aldı. Kudüs&#8217;ü 88 yıl Hıristiyanlar yönetti (Kudüs 1187 yılında Selahaddin Eyyübi tarafından geri alınmıştır). İşte bu yıllarda Haçlılar &#8220;Mukaddes topraklarda&#8221; hızla örgütlendi. Bu örgütler arasında gönüllü kuruluşlar da vardı. Bunlardan biri de 1118&#8242;de kurulan “Mesih&#8217;in Fakir Şövalyeleri” adlı örgüttü. Kurucusu bir Fransız asilzadesi idi. Bu gönüllü kuruluşun amacı, Kudüs&#8217;e giden yolları savunmak ve Kudüs&#8217;ü ziyaret edecek olan hıristiyan hacıları korumaktı. Yani hem dini, hem de askeri misyonu vardı. </span></em></div>
<div align="left"><em><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">1125 yılında Kudüs&#8217;ün yeni hıristiyan kralı, Hazret-i Süleyman&#8217;ın mabedinin bulunduğu yer olarak bilinen Mescidü&#8217;l-Aksa&#8217;yı bu örgüte tahsis etti. Bu olaydan sonra örgüt, Tapınak Şövalyeleri adını aldı ve hem dini, hem de askeri bir tarikat olarak resmen tanınması için Papalık makamına başvurdu. Bu istek Papalık tarafından 1129 yılında kabul edildi.</span></em></div>
<div align="left"><em><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Tarikat sadece Kudüs ve civarında değil, güney Fransa ve Paris&#8217;te de kısa sürede örgütlendi. Bunun için gerekli parayı da Avrupa ile Ortadoğu arasındaki ticarete aracı olarak elde ettiler, bankerliğe de el attılar. Öyle ki Fransa kralının resmi bankacısı oldular, hatta krala borç verme konumuna geldiler. </span></em></div>
<div align="left"><em><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Tapınak Şövalyeleri, Hasan Sabbah&#8217;ın Haşhaşiler örgütü ile de temas kurdu. Bu temas sayesinde de bir örgüt olarak nasıl gizli kalacakları ve örgüt üyelerinin birbirlerini tanımak için işaretleşme kodu kullanmaları hakkında fikir sahibi oldular. Ve kendilerine uyguladılar. Kudüs müslümanlar tarafından geri alınınca, Tapınak Şövalyeleri merkezlerini Paris&#8217;e taşıdılar. Seine nehri kıyılarında, Louvre Sarayı&#8217;nın yakınında yüksek bir kale inşa ettiler. Bugün bu kale yok ama burası hala Tapınak Mahallesi diye anılıyor.</span></em></div>
<div align="left"><strong><em><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Tapınak Şövalyeleri&#8217;nin Geçici Sonları</span></em></strong></div>
<div align="left"><em><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Bu kale ya da mabed, ticaret ve bankerlik faaliyetleri sayesinde gitgide zenginleşen örgütün hazinelerinin korunduğu esrarengiz bir yer halini aldı. İngiltere ile savaştan yeni çıkan ve bu örgütten aldığı borcun faizini ödeyemeyen Fransa&#8217;nın üst düzey yetkililerinin hırsları  kamçılanıyordu. Kral, uzun süren baskılara dayanamadı ve13 Ekim 1307&#8242;de bütün şövalyeleri tutukladı. Suçları; dinden çıkmak, İsa&#8217;ya hakaret etmek, rezil ayinler düzenlemek, homoseksüel olmak ve Baphomet adını verdikleri bir puta tapmaktı. Bu ağır suçlamalar karşısında Papa&#8217;ya da tarikatı kapatmaktan başka seçenek kalmıyordu. Ancak Fransa kralı Filip bu operasyondan ümit ettiği hazineye erişemedi. Hazine çoktan kaçırılmıştı. Tapınak Şövalyeleri&#8217;nin üstad-ı azamı ile üç yardımcısı ise yedi yıl sonra, 18 Mart 1314&#8242;te son kez mahkemeye çıkarıldılar ve yakılarak idam edildiler.</span></em></div>
<div align="left"><strong><em><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Tapınak Şövalyeleri&#8217;nin Yeniden Dirilişi: Masonlar</span></em></strong></div>
<div align="left"><em><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Fransa Krallığı&#8217;nın zulmünden İngiltere ve Orta Avrupa&#8217;ya kaçanlarla daha sonra bunlara katılanlar &#8220;Serbest Masonlar&#8221; adı altında tarih sahnesine tekrar çıktılar. Son üstadlarının talimatıyla, inşa edilmekte olan kilise ve katedrallere başvurarak hiçbir loncaya bağlı bulunmayan duvarcı olduklarını beyan edip işe girdiler. (Fransızca&#8217;da duvarcı, &#8220;maçon&#8221; (mason diye okunuyor); bir yere bağlı olmayan, hür, serbest ise &#8220;franc&#8221; (fran diye okunuyor) demek. Franc-maçon da serbest masonlar anlamına geliyor.)</span></em></div>
<div align="left"><em><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Serbest Masonlar&#8217;ın Fransa Krallığı&#8217;ndan intikam almak için Avrupa genelinde örgütlenmeleri zaman aldı. 17. yüzyıldan itibaren toplumun, sivil ve askeri idarelerin köprü başlarını tutmaya, saraylarda önemli mevkiler elde etmeye, kralların harimine kadar sızmaya başladılar. Fransa&#8217;yı artık başka bir hanedan yönettiği halde, ataları olan Tapınak Şövalyeleri&#8217;nin intikamını almaya kararlıydılar. İntikam sadece hanedanlardan değil, Kilise&#8217;den de alınacaktı. İşte nesilden nesile geçen, yeminle korunmuş olan amaçları budur.</span></em></div>
<div align="left"><em><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Duvarcı Masonlar&#8217;ın sayıları bir ara  azalmaya başlar. Bunun bir nedeni duvarcıların, Tapınak  Şövalyeleri&#8217;nin bekar kalmak için yemin etmiş dindar üyeleri olmalarıdır. Diğer nedeni de katedrallerin ve büyük kiliselerin inşaatlarının azalmasıdır. Çare olarak, bizzat duvarcı olmamakla birlikte Tapınak Şövalyeleri&#8217;nden miras kalan idealleri benimseyenler de &#8220;duvarcı olarak&#8221; &#8220;Kabul Edilmiş Masonlar&#8221; unvanıyla bu hınç ve intikam kervanına dahil edildiler.</span></em></div>
<div align="left"><em><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Serbest ve Kabul Edilmiş Masonlar ilk toplantılarını 1717&#8242;de İskoçya&#8217;da yaptılar. Amaçları başta Fransa hanedanı olmak üzere bütün hanedanların egemenliklerine son vermek ve kilisenin gücünü kırmaktı. Avrupa&#8217;nın her yerinde özellikle de Fransa&#8217;da pek çok Mason locası büyük bir gizlilik içinde faaliyete geçti.</span></em></div>
<div align="left"><strong><em><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Tapınak Şövalyeleri&#8217;nin gecikmiş intikamı</span></em></strong></div>
<div align="left"><em><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Serbest ve Kabul Edilmiş Masonlar, Mabed Şövalyeleri&#8217;nin varisi olarak Fransa Krallığı&#8217;ndan ve Kilise&#8217;den intikam almak için 65 yıl Fransız İhtilali&#8217;nin altyapısını hazırladılar. Özellikle Paris&#8217;te pek çok yeni loca açıldı. Yazar, filozof, bilim adamlarından vara-yoğa itiraz eden, inatçı ve saldırgan tipler özenle seçilerek mason yapıldı.”</span></em></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">İhtilal öncesi Fransa’nın toplum yapısına göz attığımızda çok büyük eşitsizlikler görüyoruz. Nitekim bu eşitsizlikler masonlar tarafından ustaca değerlendirilmiştir. İhtilal öncesinde soylular ve papazlar sınıfı büyük imtiyazlara sahipti. Fransa Kralı XVI. Louis yaptırmış olduğu Versailles sarayında lüks içerisinde yaşıyor ve her türlü israfı yapmaktan geri kalmıyordu. Kilise, halkı sürekli taassup içinde tutuyor ve krala ihaneti en büyük suç sayıyordu. Ülke küçük derebeyliklere bölünmüştü ve ağır vergiler halkı iyice fakirleştirmişti. Köylüler çalışmak ve vergi vermekten başka hiçbir hakka sahip değillerdi. Ticaretle meşgul olan ve şehir merkezlerinde oturan burjuvalar ise aşırı zengin olmuşlardı. </span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Masonlar bu tabloyu fırsat bilip Fransız ihtilalinin altyapısını oluşturan anti-monarşik ve anti-Kiliseci düşünceleri yoğun şekilde yaydılar. Nitekim Fransa Büyük Şark Locası’nın 1971-1974 yılları arası Üstad-ı Azamlığını yapan Fred Zeller, hatıralarında devrim öncesi Masonik faaliyetlerden söyle söz ediyor: </span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><br />
</span></div>
<div align="left"><span style="font-size:x-small;"><span style="font-family:Tahoma;"><em>“1789 devrim öncesi Fransa&#8217;s</em><em>ı</em><em>nda masonlar, geleneklerle aç</em><em>ı</em><em>kça çat</em><em>ış</em><em>an fikirlerle ihtirasla u</em><em>ğ</em><em>ra</em><em>ş</em><em>t</em><em>ı</em><em>lar ve bunu loca haricinde de yaydılar&#8230; Voltaire&#8217;in ölümünden kısa süre önce </em><em>üyeleri arasında</em><em> devrin en me</em><em>ş</em><em>hur filozoflarının yer aldığı Dokuz Kızkardeşler Locas</em><em>ı</em><em>&#8216;n</em><em>ı</em><em>n, mevcut düzeni yıkacak fikirlerin yayılmasında payı büyük oldu&#8230; Masonlar, yarım asır boyunca sabırla, yavas yavas devam eden bu gizli, yasak tartışmalarla, milli bilince yerleşik düzeni de</em><em>ğ</em><em>iştirme ümit ve azmini aşıladılar.”</em> </span><span style="font-family:Tahoma;"><em>(Fred Zeller, Hatıralar, sayfa 14-15.)</em></span></span></div>
<div align="left"><span style="font-size:x-small;">Bütün Avrupayı sarsan bu ihtilalin hazırlayıcılarından Montesqiue, La Fayetta, Mirabeau, Marat, Danton, Volter, J. J. Rousseau, Robespiyer, Diderof, d’Albert ve diğer isimlerin hepsinin mason olması Zeller’in sözlerini doğrulamaktadır.</span></div>
<div align="left"><em><span style="font-size:x-small;">“14 Temmuz 1789 günü patlak veren ihtilal 10 yıl sürdü. Kral ve kıraliçe idam edildi. Kilisenin mallarına el konuldu. &#8220;Hıristiyanlıktan Arındırma Yasası&#8221; kabul edildi. Bundan böyle devlet artık laik oldu. Takvim ve yılbaşı, hıristiyan kökenli oldukları gerekçesiyle değiştirildi. &#8220;Akıla tapınma&#8221; devletin resmi dini oldu. Hatta &#8220;Tanrıça Akıl&#8221; adına Paris&#8217;te resmi ve görkemli ayinler bile düzenlendi.</span></em></div>
<div align="left"><em><span style="font-size:x-small;">Masonlar, hanedandan ve kiliseden intikamlarını almışlardı; peki, bundan sonra neyle meşgul olacaklardı?</span></em></div>
<div align="left"><em><span style="font-size:x-small;">İlk Serbest Masonlar duvar örmedeki becerilerine göre çırak, kalfa, usta şeklinde üçlü derecelendirmeye tabiydiler. Ancak duvarcılığın yapılamaması ve masonların sayısını arttırmak için duvarcı olmayanların da localara kabul edilmesi, mason idarecileri farklı ve esrarengiz stratejilere yöneltti. Masonik dereceler 3&#8242;ten 33&#8242;e yükseltildi ve 4. ila 33. derecelere felsefi derece denildi. Yani, bundan böyle ilk üç dereceye giren Mavi Localar masonların avamına, diğer dereceleri içeren Kırmızı Localar masonların havassına ve 33. dereceden ancak bazı masonların girebildikleri Kara Loca da masonların hassülhavassına (yani kaymağın kaymağına) hitap edecektir. Ama bu kast sistemi, eşitlik ve demokrasiyi savunan masonluğun dejenere olmasının da bir göstergesidir.</span></em></div>
<div align="left"><em><span style="font-size:x-small;">Artık masonların değişmez idealleri de kalıplaşmıştır. </span></em></div>
<div align="left"><em><span style="font-size:x-small;">1) Masonluğun otoritesi hariç olmak üzere bütün şahsi otoritelere karşı savaş ve bunun doğal sonucu olarak da cumhuriyetçi idare sisteminin (masonların denetiminde kalması şartıyla) her ülkede hükümran olması, </span></em></div>
<div align="left"><em><span style="font-size:x-small;">2) Masonluğun oluşturduğu din hariç olmak üzere dini her otoriteye karşı savaş, </span></em></div>
<div align="left"><em><span style="font-size:x-small;">3) Büyük Fransız İhtilali&#8217;nden her yerde, özellikle de eğitimin her kademesinde hayranlıkla söz edilmesi, </span></em></div>
<div align="left"><em><span style="font-size:x-small;">4) Her konunun laiklik, akılcılık ve eşitlik ilkeleri içine alınmasının temini.</span></em></div>
<div align="left"><em><span style="font-size:x-small;">Tapınak Şövalyeleri tarikatı da, onun varisi olan Serbest ve Kabul Edilmiş Masonlar tarikatı da musevi-hıristiyan medeniyetinin bir ürünüydü ve geçmişlerine, tarihlerine yönelik efsaneler de doğal olarak bu medeniyetten doğdu. Örneğin masonluğun kökenini gizlemeye yönelik meşhur Hiram Usta Efsanesi gibi pek çok efsane Tevrat, Talmud, Kabala kökenli musevi unsurlar olarak masonluğa girdi. Ancak bunlara bakıp da masonluğun, yahudiliğin bir uydurması olduğunu söylemek hiç de isabetli değildir.</span></em></div>
<div align="left"><span style="font-size:x-small;"><em> Başlangıçta, yani masonluk henüz üç derecelikken dini ritüellerin varlığından sözetmek mümkündü. Ancak 33. dereceden masonun 1) hiçbir dini inancı olmayan, ama 2) hangi itikat olursa olsun o itikadın samimi taraftarıymış gibi görünmesini beceren bir insan portresi çizmesi gerekmekteydi.” (</em>Ahmed Yüksel Özemre; İlim, Din, Medeniyet (Düşünceler), Pınar Yayınları, İstanbul 2002”  </span></div>
<div align="left"><span style="font-size:x-small;">kaynak: http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/322</span></div>
<div align="left">
<div><em><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">“Ergenekon Terör Örgütünün” Çerkes STK’larına yönelik plan ve çalışmalarını konu aldığımız seri yazımızın giriş bölümünde, doğru bir analiz yapabilmek için örgütü tanımamız, hedef ve metotlarını iyi bilmemiz gerektiğini ifade etmiştik.</span> </em></div>
<div><em><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Bu maksatla, Ergenekon’un bugünden geçmişe uzanan ayak izlerini sürmüş, karşımıza ezoterik kökleriyle mason localarının çıktığını söylemiştik. Sonra da bulgularımızı geçmişten günümüze doğru kronolojik bir sırayla aktarmaya başlamıştık. </span></em></div>
<div><em><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Yazımızın ikinci bölümünde ise bu uluslararası örgütün yaşadığımız topraklardaki faaliyet ve etkilerini ele alacağız.  Konuyu bu kadar kapsamlı tutmamızın sebebi, daha da özetlememiz halinde Çerkes örgütlerinin nasıl bir teşkilat tarafından ”kancalanmaya” çalışıldığının tam anlaşılamayacak olmasıdır. Bu bölümde locaların Tanzimat dönemi sonuna kadarki (1876) faaliyetlerini mercek altına alacak, devamında ise Cumhuriyet dönemine kadar olan masonik aktiviteleri gözden geçireceğiz. </span></em></div>
<div><em><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Örgütü bütün boyutlarıyla tanıdığımızda  Çerkes camiasındaki bazı kişi ve kurumların duruş ve davranışlarının nasıl anlam kazandığını da hep beraber göreceğiz. </span></em></div>
<div><em><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Şimdi kaldığımız yerden devam ediyoruz.</span></em></div>
<div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>OSMANLI&#8217;DA MASON FAALİYETLERİ</strong></span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Fransa’dan İskoçya&#8217;ya kaçan Tapınakçılar tarafından bugünkü şekliyle örgütlenen masonluğun ilk yayılma alanı da İskoçya ve İngiltere oldu. Yüzyıllar boyunca yer altında faaliyet gösteren masonluk, İngiltere&#8217;de, dini otoriteye karşı giriştiği mücadeleden zaferle çıktığı kesinleşince, 1717 yılında &#8220;yer üstü&#8221;ne çıkarak varlığını tüm dünyaya duyurdu. Mason locaları bundan sonra  Kıta Avrupası&#8217;nda da hızla gelişti.</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[1]</span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">22 Ağustos 1703 Çarşamba günü tahta çıkan Sultan Üçüncü Ahmed&#8217;in saltanat yılları, Osmanlıdaki Batıcılık hareketinin başlaması ve masonluğun Osmanlıya da sızmaya başladığı tarihtir. Gözlerin Batı&#8217;ya çevrildiği ve yalnızca ordunun ıslahıyla Avrupa&#8217;nın tekniğine ulaşılacağının hayal edildiği süreç o tarihlerde başlamıştır. </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[2]</span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Masonluk Osmanlı’ya beşiği olan İngiltere’den geldi. İngiltere Mason Locası Maşrık–ı Azamı (Üstadı) Lord Montagu Osmanlı Başkentine Büyükelçi olarak atandığı yıllarda (1716–1718) İstanbul’da masonluğun temellerini atmıştır. </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[3]</span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Osmanlı Devleti sınırları içinde ilk mason locası ise Lale Devri’nin zevk çılgınlığı içerisinde kurulmuştur. 1721 yılında Galata’da, Arap Camii civarında</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[4]</span><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"> Fransız masonlarına bağlı olarak açılan bu ilk locayı, kendisine humbaracılar kuvveti (Topçu Birliği) meydana getirmek vazifesi verilmiş olan ve sonraları &#8220;Humbaracı Ahmet Paşa&#8221; (1675-1747) olarak anılacak olan Kont dö Bonval adlı Osmanlıya sığınmış bir Fransız faaliyete geçirmiştir. Kont dö Bonval pek çok gayrimüslimin yanı sıra bazı gafil Müslümanları da locaya kayda muvaffak olmuştur. Bunlar arasında bilâhare Sadaret (Başbakanlık) makamına kadar yükselebilen Yirmisekiz-zâde Mehmed Said Paşa, matbaayı getiren Macar dönmesi İbrahim Müteferrika da vardır. </span></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[5]</span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Bu loca 1748’de I. Mahmud tarafından kapattırılmış ve Masonluk da yasaklanmıştır.</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[6]</span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Mason locaları tekrar III. Selim&#8217;in saltanatı döneminde (1787-1807) ortaya çıkarak yaygınlaşmıştır.</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[7]</span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Humbaracı’nın Fransız masonlarına bağlı olarak açtığı bu ilk mason locasını, daha sonraki yıllarda İngiliz, İtalyan ve Polonyalılar hesabına kurulan diğer mason locaları takip etmiştir. </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[8]</span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> </span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nda İngiltere Büyük Locası&#8217;na bağlı olarak kurulan ilk loca ise &#8221;Oriental Lodge&#8221;dur. İstanbul&#8217;da Hollanda Konsolosluğu&#8217;nun karşısında kurulduğu anlaşılan bu locanın kuruluş tarihi belli değilse de 1856 yılına kadar faaliyette kaldığı</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[9]</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> bilinmektedir. </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Öte yandan, İskoçya locasından izin alınarak Halep ve İzmir&#8217;de; </span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Bu localara bağlı olarak Hama ve Humus&#8217;ta; </span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Cenevre büyük locasına bağlı olarak İstanbul&#8217;da; </span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">1784&#8242;te Polonya locasına bağlı olarak yine İstanbul&#8217;da bir loca daha kurulmuştur.</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[10]</span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> </span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Masonik faaliyetler Tanzimat dönemine kadar yaklaşık 100 yıl süreyle çok sessiz ve yavaş sürmüştür. </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[11]</span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">*** </span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>FRANSIZ İHTİLALİ</strong></span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Birinci bölümde de ifade ettiğimiz gibi 1789 Fransız İhtilali mason organizasyonudur.  Türk masonlarının yayın organı Mimar Sinan dergisi bunu açık biçimde söyle ifade etmektedir: &#8220;1789 Fransız İhtilali mason düşünürler tarafından hazırlanmıştır. Hürriyet, eşitlik, kardeşlik ilkesini benimseyen İnsan Hakları Beyannamesi, Montesquieu, Voltaire, Rousseau, Diderot gibi üstadlarımızın ilham ve irşadlarıyla yayınlanmıştır.&#8221;</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[12]</span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Yine diğer bir masonik kaynakta, “Fransız Devrimi&#8217;ni ateşleyen ayaklanmanın planının, 1782 yılında Wilhelmsbad&#8217;da toplanan Büyük Masonik Konvansiyon&#8217;da yapıldığı iddia edilmektedir. Konvansiyona katılanlar arasında devrimin önemli liderlerinden Comte de Mirabeau da vardı. Mirabeau, Fransa&#8217;ya döner dönmez Konvansiyon kararlarının detaylarını Fransız locaları içinde organize etti”</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[13]</span><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"> <sup> </sup></span></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">denilmektedir</span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">***</span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>FRANSIZ İHTİLALİNİN OSMANLIYA ETKİLERİ</strong></span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Fransız İhtilali başladığında bu olayı Fransa’nın iç sorunu olarak gören Osmanlı Devleti’nde Avrupa ölçülerine göre bir adaletsizlik, eşitsizlik, siyasi ve sosyal bozukluk mevcut değildi. Bu dönemde Fransa’da Kral, kilise ve aristokrasinin halkı hiçe sayan iktidarı hüküm sürüyordu ve Osmanlı’da ise böyle bir manzara yoktu.</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[14]</span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Mason Organizasyonu “Fransız İhtilali’nin en önemli mesajı, milletlerin kendi kaderini kendisinin belirlemesi prensibinin uluslararası camiaya yerleşmesi oldu. Fransa’nın 1797’de Yedi Adalar’a el koyup Yunanlıları bağımsızlık için kışkırtmasıyla milliyetçilik prensibi ve ihtilalin önemi ancak anlaşılabildi. Osmanlı ülkesinde bu dönemde ihtilal yanlıları kahvehanelerde broşür dağıtıyor, hak, özgürlük ve eşitlik nutukları atıyorlardı.”</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[15]</span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Fransa, ihtilalden çok kısa bir süre sonra yayılmacı politikalar içerisine girdi. 1798’de Osmanlı ülkesi olan Mısır’ı işgal etti. Fransızlar gittikleri bütün yerlerde milliyetçilik akımlarını yayıyorlardı. Türkçe, Rumca, Ermenice’ye tercüme ettikleri milliyetçiliğe ve Cumhuriyete dair eserleri özel adamları Akdeniz adalarına gönderdi. Fransa’nın çabaları sonucu, önce Osmanlı milleti olan gayr-i müslim Hıristiyan teba, sonra da müslüman teba devlete karşı isyan etti. Fransızlar daha sonraları Cezayir’i işgal edip, bunun yanı sıra Mısır’da Kavalalı M. Ali Paşa’ya destek vererek, Vali’nin devletine karşı cephe almasına sağladılar.</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[16]</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Osmanlı ordusu Nizipte Kavalalı Mehmet Ali Paşa kuvvetlerine mağlup oldu. İki gün sonra da Kaptan-ı derya Fevzi Ahmet Paşa Osmanlı donanmasını </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Mısır</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">a götürüp teslim etti.</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[17]</span><br />
<span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Rusya ise Balkanlarda Osmanlı aleyhine propaganda yaptığı gibi, Kırım’a girerek, Kırım’da yaşayan Türklere bağımsızlık vaad etmiş, girişmiş olduğu türlü entrikalarla Kırım’ı Osmanlı’dan ayırarak ilhak etmişti… </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[18]</span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Artık büyük devletler Osmanlı’nın içişlerine müdahale ediyor ve her taraftan Osmanlıyı çökertmeye çalışıyorlardı. </span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>TANZİMAT DÖNEMİ</strong></span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Osmanlıyı dağıtan uygulamaların tamamı devletin tepe noktalarına kadar sızan masonlardan geldi.</span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Babasının ölümü üzerine 16 yaşında tahta çıkmak durumunda kalan I. Abdülmecid’e tecrübesizliğinden istifade ederek 3 </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Kasım</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> 1839’da Tanzimat Fermanı ilan ettirildi. Mason Hariciye Vekili (Dışişleri Bakanı) Mustafa Reşit Paşa tarafından hazırlanan ve okunan, Osmanlı Devletinin yıkılma ve yok olma devrine açılmış bir gedik olan Tanzimat Fermanı devlete ve millete çok pahalıya mal oldu. </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[19]</span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Sultan Mahmut’un açtığı ileri medeniyet yolu üzerine engel olarak oturan Tanzimat adamları, Avrupa’nın ilmini ve tekniğini almak yerine sathî taklitler üzerinde durdular. Böylece ilim ve teknikte ilerleme durdu. Avrupa’nın yaşayışına hayran olarak yetişen yeni nesiller taklit modasına kurban gittiler. Memleket şartlarını ve ihtiyaçlarını anlamadan rejim davasına kapılan tanzimat devri adamları, mason localarının yönlendirmesiyle daha sonra ihtilalci olarak gayr-i müslimlerle birleşmiş ve buhranları artırarak, devleti sarsmaktan başka bir işe yaramamıştır.</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[20]</span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Tanzimat Fermanı, dört husus gerekçe gösterilerek ilan edilmişti: </span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">-         Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa meselesinde Avrupa&#8217;nın desteğini almak, </span></span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">-         Avrupa&#8217;nın Osmanlının iç işlerine karışmasını önlemek, </span></span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">-         Fransız ihtilalinin milliyetçilik etkisini azaltmak, </span></span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">-         Gayri Müslimleri devlete bağlamak. </span></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[21]</span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Ve bütün bu gerekçeleri oluşturan zaten masonlardı. İçerideki masonlar da bu gerekçelere istinaden Tanzimatı ilan ettiler.</span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">1839 Tanzimat Fermanı Masonluğun Osmanlı topraklarında ilk ciddi çıkış denemesidir.</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[22]</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Belirttiğimiz gibi ilk mason locaları biraz daha gerilere gitmekle beraber pek etkili olamamış, iyi bir örgütlenme ve ciddi bir faaliyet içine girememişlerdir. Bu fermanı yayınlanmasından sonra İmparatorluğun yönetimine egemen olan masonlar, misyonları gereği modernleşmeyi dinden uzaklaşma şeklinde kurgulamış, şer’i hukuku dışlayarak sistemde boşluklar oluşturmak suretiyle planlı bir şekilde Osmanlı imparatorluğunun sonunu hazırlamışlardır.</span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Bir mason belgesinde Tanzimat şöyle ifade ediliyor: “Ruhunu Fransız Devrimi’nden alan Tanzimat Hareketi, o ruhun can damarı “Özgürlük-Eşitlik-Kardeşlik” ilkelerini, dinin ve otoritenin tek hâkimi olan Padişahın elinden söküp alamamıştır. Özgürlük-Eşitlik-Kardeşlik ilkeleri halk içindir; insanlar içindir. Ancak halkın bir kamuoyu oluşturabilmesi, o halka bu yolda öncülük edecek insanların varlığına bağlıdır. İşte bu insanlar nasıl Batı’da Masonlar olmuş ise, Osmanlıda da Masonlar olmuştur. Aydınlık Çağı’nı yaşamayan Osmanlıya geç de olsa bu çağı Masonlar yaşatmaya başlamıştır ”</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[23]</span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Tanzimat Dönemi, 1839 yılında Gülhane Hatt-ı Şerif&#8217;inin okunmasıyla başlar,1876&#8242;da II. Abdülhamit&#8217;in tahta çıkması ve Meşrutiyet&#8217;in ilanıyla sona ermiş kabul edilir. Tanzimat çağının sadrazamlık(başbakanlık) yapan önde gelen üç siyasi lideri ise 1839-1855 döneminde Mustafa Reşit Paşa (1800-1858), 1850&#8242;lerin başından 1871&#8242;e kadar da Âli Paşa(1815-1871) ve </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Keçecizade Fuat Paşa</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">(1814-1868)&#8217;dır.</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[24]</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Ve ne tesadüftür(!) ki ülkeyi yöneten b</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">u üç ünlü devlet adamı da loca mensubu birer masondur. </span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Bu dönemde masonluğun ön plana çıkardığı asıl kişi Tanzimat Fermanı&#8217;nın mimarı olarak bilinen Mustafa Reşit Paşa’ydı. Reşit Paşa Paris&#8217;te altı kez olağanüstü elçilik yapmış ve altı kez de sadrazamlık makamına gelmiştir. </span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Masonik kaynakların bildirdiğine göre, Mustafa Reşit Paşa, ilk kez Londra&#8217;da masonlarla bağlantı kurmuş ve 1830&#8242;lu yıllarda tekris edilerek (Erginleştirilerek) örgüte katılmıştır.</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[25]</span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Reşit Paşa İngiliz elçisi Lord Stratford Canning&#8217;in samimi dostuydu ve bu dostluk da İngiltere&#8217;de Masonluğa girdikleri günlerden başlıyordu.</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[26]</span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">İngiliz Elçisi Lord Staratford’un Sultan Abdülmecid&#8217;le de arası çok iyiydi, hatta özel görüşmelerinde neredeyse tüm isteklerini Sultan&#8217;a söylüyor, kabul ettiriyordu. Salt elçi değil, Osmanlı hükümdarının koruyucu meleği idi sanki. Kabine atamalarında bile etkili oluyordu. İngiliz gazeteleri aynen şöyle yazmakta sakınca görmüyorlardı: Sultan demek İngiliz Elçisi demektir!</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[27]</span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Bu dönemde Osmanlı tahtında devlet idaresinde tecrübesiz bir padişahın bulunmasını fırsat bilen İngilizler harekete geçerek, Osmanlı Devletine tam destek olmak vaadiyle mason Mustafa Reşit Paşayı sadrazamlığa(Başvekilliğe) getirtmişlerdir(1846). </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[28]</span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Mustafa Reşit Paşa&#8217;nın, ünlü ateist Fransız düşünür Auguste Comte ile kurduğu yakınlık da ilgi çekicidir. Ateizmin ve din aleyhtarlığının doruk noktasında olan Auguste Comte, Mustafa Reşit Paşa&#8217;yı etkisi altına almaya çalışmış, hatta bu yakınlık Padişahın Reşit Paşa&#8217;yı ilk Sadrazamlığı döneminde görevden almasına sebep olmuştur. Şu sözler Comt’un Reşit Paşaya söyledikleridir: <em>“Osmanlılar yakın bir gelecekte Tanrı yerine hümaniteyi benimsemek sureti ile bu büyük gayenin hedefine en kısa yoldan ulaşacaklarını göreceklerdir.&#8221;</em><em>[29]<br />
</em>Pozitivizmi ve diğer her türlü materyalist felsefeyi bir din gibi benimseyen masonluk, bunları önce elitlere, sonra da onlar aracılığıyla kitlelere empoze etmek için sistemli bir mücadele yürütmüştür.<span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[30]</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><br />
Masonluğun Osmanlı ve Türkiye içindeki misyonunu da asıl olarak bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Örgüt, bir tür &#8220;dine karşı propaganda ve din ahlakına karşı mücadele&#8221; birliği gibi çalışmıştır.</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[31]</span>Pozitivizmi ve diğer her türlü materyalist felsefeyi bir din gibi benimseyen masonluk, bunları önce elitlere, sonra da onlar aracılığıyla kitlelere empoze etmek için sistemli bir mücadele yürütmüştür.</span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Türkiye Masonlarının yayın organı Mimar Sinan Dergisi&#8217;ne göre “Türkiye tarihinin en büyük Başbakanı Mustafa Reşit Paşa”, ilerleyen yıllarda Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun çöküşünün öncüsü olacaktır.</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[32]</span><br />
<span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Yine Mimar Sinan dergisi, Mustafa Reşit Paşa&#8217;dan şöyle söz eder: <em>&#8220;135 yıl önce Gülhane Meydanı&#8217;nda Hattı Hümayun&#8217;u tam bir cesaretle okuyarak insanlık ve millet yolunu aydınlatmak üzere yaktığı nurun aydınlığını hala görmekte olduğumuz büyük kardeşimiz Koca Reşit Paşa&#8217;nın hatırası önünde saygı ile eğiliyoruz.&#8221;</em> </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[33]</span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">1839 dan 1856’ya kadar varılan batılılaşma süreci Osmanlıya sadece hesapsız borç getirdi. III. Selim, batı tarzı kalkınma modeli istemediğinden tek kuruş borç alamamıştı ama III. Selime verilmeyen borçlar, bu Tanzimat ricaline sebil edilmiştir.</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[34]</span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Mustafa Reşit Paşa ve yetiştirmelerinin, Osmanlı Devleti içinde kendilerinin yıllardır yapamadığı tahribatı kısa zamanda gerçekleştirdiğini gören İngilizler, Mısır meselesinin hallinden sonra Osmanlı Devletinin başına yeni gaileler açtırmakta gecikmediler. Mustafa Reşit Paşa, İngiliz ve Fransız desteğini alarak 4 </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Ekim</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">1853</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">’te </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Rusya</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">ya harp ilan etti. Ancak Osmanlı Devleti, Rusya ile savaş yaparken İngilizler, dünyadaki ikinci büyük İslam devleti olan Gürganiye Devletini yıktılar. </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Hindistan</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">, İngilizlerin sömürgesi durumuna geldi.</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[35]</span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Türkiye masonluğunun bu birinci döneminde Masonlukla ilgili gelişmelerin belirgin hal almasının Kırım Savaşı yıllarında olduğu kabul edilmektedir. 1853 yılında başlayan Kırım Savaşı&#8217;nda Osmanlı topraklarının çeşitli bölgelerinde bulunan Fransızlar, İngilizler ve Sardunya Krallığı emrindeki İtalyanlar birçok loca açmışlardı. Yasaklanmış olmasına rağmen birçok Müslüman asıllı Osmanlı vatandaşı bu localardaki toplantılara düzenli olarak katılmışlardı.</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[36]</span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>1856 ISLAHAT FERMANI VE MASONLAR</strong> </span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Tüm planlar Osmanlı’yı parçalamak için yapılıyordu. 1839 yılındaki fermanın ardından, 28 Şubat 1856’da mason sadrazam Ali Paşa Osmanlı Devleti’nin başına büyük sıkıntılar açacak olan ve gayr-i müslimlerdeki istiklal ateşini körükleyecek olan Islahat Fermanı’nı yürürlüğe koydu. </span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">“Kırım Harbinin son yıllarında hazırlanan Islahat Fermanı Paris Antlaşmasının  imzalanmasından altı hafta önce bu tarihte, Bâb-ı Âlî’de bütün bakanlar, yüksek memurlar, şeyhülislâm, patrikler, hahambaşı ve cemaat ileri gelenleri önünde okunarak ilân edildi ve Paris Antlaşmasını hazırlayan devletlere bildirildi. Bilindiği gibi Kırım Harbi’nde, İngiltere, Fransa ve Avusturya Osmanlı İmparatorluğunu Rusya’ya karşı desteklemişti. 1856 Paris Konferansı öncesinde, Osmanlı İmparatorluğunu Rusya’nın müdahalelerine karşı korumanın bedeli ve Osmanlı İmparatorluğunun Avrupa Devletleri ailesine katılmasının şartı olarak Avrupa Devletleri birtakım şartlar ileri sürdüler. Bu şartlar Islahat Fermanının esasları olarak Mason Ali Paşa  ile İstanbul’daki İngiliz ve Fransız elçileri arasında kararlaştırılmıştı.”</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[37]</span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Bu ferman yayınlandığında, Fransız elçisi bile, “Osmanlı Devleti’nin bu kadar fedakarlıkta bulunacağını hiç ummuyorduk” diyerek hayretini ifade etmiştir.</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[38]</span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Nitekim fermanın ilanı üzerinden henüz bir yıl geçmeden ülkenin dört bir yanında isyanların patlak vermesi üzerine Ali paşa görevinden istifa etmek zorunda kalmıştır. Birbirlerine düşmanlık gösterilerinde bulunan, ancak Osmanlıyı batının kuklası yapmak gayesinde birleşen mason Mustafa Reşid ile mason Ali Paşa “biraderler”, oturdukları koltuğu nöbetleşe doldurarak devletin bu en önemli mevkiini ellerinde tuttular. </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[39]</span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Fermanın uygulaması pek çok yerde büyük tepki gördü. 1858’de Cidde’de ayaklanma baş gösterdi. Eflak, Boğdan ve </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Karadağ</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">’da bağımsızlık hareketleri başladı.</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[40]</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Ali Paşanın bilhassa beşinci sadareti döneminde (1867) Belgrad’ı Sırplara teslim etmesi ve Girit’te hıyanet derecesine varan imtiyazları (ıslahat adı altında gerçekleştirerek adanın elden çıkmasına sebep olması), aleyhinde büyük bir infialin doğmasına sebep oldu. </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[41]</span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Osmanlı’nın 1856 Islahat Fermanıyla gayrimüslim tebaaya verdiği çok geniş haklara rağmen Avrupalı devletlerin isteklerinin ardı arkası kesilmek bilmedi. </span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Devletin içine düştüğü feci durum sebebiyle, üzüntüsünden tüberküloza yakalanan Sultan Abdülmecid 25 Haziran 1861&#8242;de vefat etti. </span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Sultan Abdülmecid devri, Sultan II. Mahmud’un açtığı yenileşme yolunun, Mason Reşit Paşa ve yetiştirmeleri eliyle bozulduğu ve Avrupa’nın her bakımdan taklide başlandığı bir devir olarak tarihe geçti.</span></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[42]</span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">İngiliz Obediyansının dışında kurulan ilk yabancı “büyük loca” da Islahat fermanının hemen sonrasında 1857 yılında İzmir&#8217;de kurulan Grand Lodge de Turquie&#8217;dir. Fransa orijinli bu büyük locaya bağlı olarak her biri ayrı dilde faaliyet gösteren altı loca bulunuyordu. Türkçe olarak çalışan locanın adı &#8220;Orhaniye Locası&#8221;ydı. Türkiye&#8217;deki masonik yayınlar bu locayı ilk milli(!) Mason locası olarak kabul ederler.</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[43]</span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>SULTAN ABDÜLAZİZ DÖNEMİNDE MASONLAR</strong></span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Sultan Abdülmecid’in 25 Haziran 1861’de ölümü sonrasında tahta Abdulaziz Han çıktı. Sultan Abdulaziz&#8217;in tahta çıkması ile başlayan Avrupa ülkeleri ile iyi ilişkiler, masonlar için daha rahat faaliyet gösterebilme döneminin de başlangıcı oldu.</span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">İlk resmi loca da 1861 yılında İstanbul’da Mısırlı Prens Abdulhalim Paşa tarafından kurulmuştur. Prens Abdulhalim masonluğa ilk olarak 1845 yılı civarlarında, Fransa’da Saint-Cyr’deki tahsîlini tamamlayıp memleketine döndüğünde intisâb etmişti. O sıralar Mısır tahtının meşrû vârisi idi.</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[44]</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Bu zatın iki oğlu Abbas Halim ve Said Halim Paşalar da masondu.</span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Prens Abdulhalim bu locaya Raşit Paşa, Sadrazam Keçecizade Fuat Paşa, Süleyman Paşa’yı da katmıştı. Sadrazam Tunuslu Hayrettin Paşa, Sadrazam İbrahim Hakkı Paşa, Berlin Büyükelçisi Sadullah Paşa, o dönemin ünlü gazetecisi ve edebiyatçı Şinasi Bey gibi birçok yazar, devlet adamı, gazeteci ve zengin Osmanlı tüccarları bu locanın aktif üyeleriydi. </span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Bu sırada devletin durumu son derece karışıktı. Malî sıkıntı son haddinde idi. </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Karadağ</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">, Hersek ve Girit’te büyük bir karışıklık hüküm sürüyordu. Avrupa devletlerinin müdahalede bulunacaklarını anlayan Sultan </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Abdülaziz</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> yayınladığı bir fermanla onların Tanzimat konusundaki endişelerini, nispeten, ortadan kaldırdı. </span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">1862’de Karadağ bölgesinde çıkan isyanı serdar-ı ekrem Ömer Paşa kumandasında gönderdiği bir ordu ile anında bastırdı. Mısırda son yıllarda Osmanlı Devleti’ne karşı bağlılığın azaldığının farkında olan Sultan Abdülaziz, bu bölgeye bir seyahat düzenlemişti.</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[45]</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Mehmed Ali Paşa’nın büyük oğlu İsmail, Hidivlik verâset kânûnunun değiştirilmesi ve dolayısıyla da kendisi ve neslinin Mısır’ın hükümdarları olması husûsunda Abdülaziz’i iknâ etmeye muvaffâk oldu. Fakat Bu durum tabiî ki Prens Halîm’in bir sonraki Hidiv olma ümidlerini suya düşürdü. Bunun üzerine tahtı ele geçirmek amacıyla yeğeni İsmâil’e karşı siyâsî bir kampanya başlatmak için mason localarını kullanmaya karar verdi. Hem Fransız hem de İngiliz üstatlarıyla işbirliği yaparak, 1867’de Fransız te’sîrindeki Mısır Maşrıq-ı A’zamlığı’nın ve Mısır Bölge Maşrıq-ı A’zamlığı’nın da üstâd-ı a’zamı seçildi.</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[46]</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Böylece, Osmanlı devlet politikasını etkilemek için Masonluk’tan doğrudan yararlanma girişimleri çağı da başlamış oldu.</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[47]</span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>YENİ OSMANLILAR</strong></span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">1865 yılında Masonların kontrolündeki Yeni (Genç)Osmanlılar hareketi ortaya çıktı.[48] Yeni Osmanlılar, “devletin mutlakıyetten (Padişahın kayıtsız şartsız hakimiyetinden) meşrutiyet yönetimine (yasama yetkilerinin halktan seçilmiş Mecliste olması) geçmesini, Fransa’da yayılan çağdaş fikir ve akımların, Osmanlı’da da uygulanmasını istemekteydiler.</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[49]</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Montesquieu</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> ve Rousseau gibi Fransız devriminin kavramcılarını benimsemişlerdi. </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[50]</span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Genç Osmanlıların görüşleri Türk aydınları arasında da giderek yaygınlaştı. Yeni Osmanlılar Beyoğlu’nda Fransızca olarak yayınlanan Courrier d’Orient gazetesini ilgiyle izlemekteydiler. Gazetenin sahibi ve yazarı Jean Pietri ile yakın ilişki içindeydiler.</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[51]</span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Mason kaynakları Genç Osmanlıları şöyle anlatıyor: “Bütün Genç Osmanlıların hürriyetin insanın en doğal hakkı olduğu konusunda ve çeşitli edebi türlerde çok sayıda yazıları vardır. Kardeşimiz Şinasi’nin şiirleri ise, masonik alegoriden esinlenen ve zamana göre yürek isteyen dizelerle doludur.<br />
Kardeşimiz Ziya Paşa’nın “Diyâr-ı küfrü gezdim beldeler kâşâneler gördüm” deyişi, toplumun kendi durumunun bir muhasebesini, bir sorgulamasını yapmayı başlatacaktır. Bu devirde, Batı Medeniyeti ile Osmanlı değerleri arasında en ayrıntılı karşılaştırmayı yapan Kardeşimiz Ahmet Mithat Efendi olmuştur. Onun gazete ve dergi makaleleri ve ders kitapları dışındaki yüzden fazla eseri arasında, bu sorunlardan söz etmediği kitabı hemen hemen yok gibidir.</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[52]</span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">“1867 ile 1869 yılları arasında, Müslümanların git gide daha çok Masonluğa girdikleri görülüyor. Bunda, genç Fransız avukatı Louis Amiable&#8217;in etkisi de olsa gerek: Louis Amiable, 1863&#8242;te kurulup Fransa Maşrıkı Azamı&#8217;na bağlanan Doğu Birliği Locası&#8217;nın 1865&#8242;te başkanı olmuştu. Louis Amiable, Osmanlı toplumunun seçkinleri arasında yoğun bir üye kaydı kampanyası başlattı, başarılı oldu. Doğu Birliği&#8217;nin 1865&#8242;te sadece üç Türk üyesi varken, 1869&#8242;da, toplam yüz kırk üç üyenin elli üçü Türk’tür.”</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[53]</span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Hareketin gerek fikir ve gerekse gizli çalışma safhaları, örgüte mensup kişilerden bazılarının Avrupa’ya kaçarak orada yürüttükleri açık faaliyetler ve nihayet Meşrutiyetin kuruluşuna varan çeşitli çalışmalar 1876 yılına dek sürer. Yeni Osmanlılar, özellikle de Avrupa’da Genç Osmanlılar adı altında anılacaktır. “Yeni Osmanlılar ya da Genç Osmanlılar olarak anılan kişilerin çalışmalarının ruhu nereden kaynaklanıyordu? Bu bir avuç insanın hemen hemen hepsinin de Mason oluşu, ülkelerine yönelik bir davada bir araya gelerek kenetlenmeleri ve aydınlığı hedef alan mücadeleler içine girmeleri, yalnızca bir rastlantı olarak mı değerlendirilebilirdi?” sorusunun soran masonlar cevabını yine kendi web sitelerinde veriyor: “Hayır! Bunun bir rastlantı olmadığını yalnızca en iyi bilen ve hisseden değil, kesin olarak böyle olması gerektiğine inanan masonlardır.”</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[54]</span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">&#8220;Peki İngiltere, Fransa ve Avrupa&#8217;daki diğer büyük mason locaları niye Osmanlı topraklarında loca açma gereksinimi duydu?</span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Çünkü, Osmanlı topraklarındaki çıkar paylaşımı bu birlikteliği doğurmuştur. Localara seçilen isimler de yetkin isimlerdir ve bu isimler iktidara getirilecek ve büyük localardakilere diyetler ödeyeceklerdi. Bu durumda alış veriş tamamlanacak mıydı? Hayır, devam edecek seçilen yetkinler iktidarda kalabilmek için diyet ödemeye devam edecekler. Bu diyetler bağlı oldukları büyük locaların çıkarları doğrultusunda imtiyazlar olarak ödenecek; içeridekiler bu işbirliği sayesinde gücü ve iktidarı paylaşırken, büyük locadakiler de çeşitli haklar ve imtiyazlar elde edecekti.</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[55]</span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Abdülaziz Han 21 Haziran 1867’de Fransa, İngiltere, Belçika, Prusya ve Avusturyayı içine alan bir geziye çıktı. Sultanın bu gezisi genel barışın sağlanmasında önemli rol oynadı. Avrupa devletleri ile olan münasebetler iyileşti. Abdülaziz Han, gece gündüz çalışırken içte batı hayranı ve mason devlet adamları her türlü siyasi desiselerle nizam ve intizamın bozulmasına gayret sarf ediyorlardı. Hepsi mason olan Ziya Paşa, Namık Kemal, Ali Süavi gibi yazarlar halkı Padişaha karşı düşmanlığa teşvik ederken, Mütercim Rüştü, Hüseyin Avni ve Mithat paşalar da Padişahı devirmenin hesapları içerisindeydiler.</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[56]</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Mason kuşatması altında bulunan Abdulaziz’in Başyaveri Mehmed Rauf Paşa, </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Başmabeyincisi Namık Paşazade Hüseyin Cemil Paşa bile birer masondu. </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[57]</span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">14 sene 11 ay beş gün tahtta kalan Sultan Abdülaziz bu süre içerisinde meşrutiyet fikrine başta sıcak baksa da, sonraları değişip bu fikri savunanlara karşı çıktı. Döneminin önde gelen masonları Şinasi, Namık Kemal ve Ziya Paşa ile padişahlığının ilk dönemlerinde sıcak ilişkiler kurduysa da bu şahısların gerçek yüzlerini gördükten sonra kendilerine karşı sertleşmiştir. </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[58]</span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Abdulaziz Han’ı kontrol altında tutan mason birader Sadrazam Ali Paşa’nın 1871 Eylül’ünde ölümü ve yerine yumuşak başlı Mahmut Nedim Paşa’nın sadrazamlığa gelmesi Masonlar’da endişe meydana getirdi. </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[59]</span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Bu arada 1 Temmuz 1872’de Hasköy’de, Osmanlı ülkesindeki ilk Mason mabedinin temeli atıldı.</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[60]</span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">20 Ekim 1872’de Osmanlı saltanat ve hilafetinin veliahtı Şehzade Murad (V. Murad) Ziya Paşa’nın etkisiyle Proodos (Terakki) locasında tekris edilerek (erginliğin tescili) mason oldu.</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[61]</span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Bu dönemde, mason olmak giderek aydın ve entelektüel olmakla eş değer kabul edilmeye başladı. Abdülmecid’in Murad dışında iki oğlu, Nureddin ve Kemaleddin de Masonluğa girdiler. Devlet Şurası Başkanı Edhem Paşa, Mısır Valisi Mehmed Ali&#8217;nin torunu ve Genç Osmanlılar hareketinin önderlerinden Prens Mustafa Fazıl Paşa,Hünkar Yaveri Mahmut Paşa, Mevlevi Şeyhi Ataullah Efendi, Polis Müdürü Said Mehmet, Müşir Fuad Paşa, Pertev Paşa, Raşit Paşa, Süleyman Paşa, Namık Kemal, Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa, “Gafil ne bilür” diye başlayan mehter marşının şairi ve Kafkas Cephesi kahramanı Ahmet Muhtar Paşa, Şeyhülislam Musa Kazım Efendi, Şeyhülislam Hayri Efendi, Müderris Mahmut Esad Efendi, Sadrazam Keçecizade Fuat Paşa, Sadrazam Ahmet Vefik Paşa, Sadrazam Tunuslu Hayrettin Paşa, Sadrazam İbrahim Hakkı Paşa, Berlin Büyük Elçisi Sadullah Paşa,  Namık Kemal ve daha niceleri hep loca mensubu oldular.</span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Mütercim Rüştü, Hüseyin Avni ve Mithat paşa gibi gözlerini iktidar hırsı bürümüş mason devlet adamları, 1875’te patlak veren Bosna-Hersek isyanı ile ardından çıkan Rus harbini fırsat bildiler. </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[62]</span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Masonlar kendi yayın organlarında o günleri şöyle anlatıyor: “Genç Osmanlılarla daha örgütün kuruluş yıllarında ilişkide olan ünlü devlet adamı Kardeşimiz Mithat Paşa, yabancı devletlerin müdahalesini kaldırmak, Meşrutiyetin gerçekleşmesini hızlandırmak için daha fazla beklenilmemesi gerektiğine işaret eder. Osmanlının özellikle de Avrupa kısmında koşullar, gitgide güçleşmektedir. Devlet borçları 10 yılda 25 milyondan 250 milyona çıkmıştır. Meşrutiyetin önündeki engel padişahtır. Mithat Paşa bu sırada Kabineye memur edilir. Seraskerliğe Hüseyin Avni Paşa(mason), Şeyhülislâmlığa ise Hayrullah Efendi(mason) getirilmiştir.”</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[63]</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Mithat Paşa, d</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">öneminde birçok Yahudi ve masonu devlet içersine önemli makamlara getirmiştir.</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[64]</span><br />
<span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Ülkede “meşruti yönetimin gelmesini isteyenlerin” oluşturduğu özgürlük havası içerisinde Abdülaziz&#8217;in tahttan indirilmesi konusunda kamuoyu oluşturuldu. Mithat Paşa&#8217;nın kışkırtmaları sonucu üniversite öğrencileri 10 Mayıs 1876 tarihinde bir protesto yürüyüşü düzenler. Bundan bir süre sonra, 30 Mayıs 1876 salı günü sabaha doğru, saray Hüseyin Avni Paşa komutasındaki askerlerce basılır ve Sultan Abdülaziz kansız bir şekilde tahttan indirilir.<br />
</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Avni Paşa üç gün sonra, güvenlik gerekçesiyle saray bahçesine yerleştirdiği adamlarına verdiği emirle, Sultanın bileklerini kestirerek öldürtür. Hadiseye intihar süsü verilmeye çalışılır. Sultanın cenazesi 5 Haziran 1876 günü babası Sultan II. Mahmud Han’ın Çemberlitaş’taki türbesine defnedilir.</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[65]</span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">***</span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>MASON KUKLASI ŞEHZADE V MURAT</strong></span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Abdulaziz Han’ın ölümü sonrasında Şehzade Murat, şimdi İstanbul Üniversitesi olan o zamanki Harbiye Nezareti binasında tahta geçirilir. Tarih 30 Mayıs 1876’dır ve herkes mutludur. Nihayet Osmanlı için konuşulan o tüm güzel şeyler, tasarlanan reform hareketleri ve nihayet Meşrutiyet hazırlıkları gün ışığına çıkacak, insanlar özledikleri o aydınlık ve hür ortama kavuşacaklardır.</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[66]</span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Mithat Paşa, Anayasa Tasarısı’nı hazırlamak işini ele alır. Genç Osmanlılardan Namık Kemal ve Ziya Paşa gerekli tasarıyı hazırlayacak komisyona memur edilirler.</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[67]</span></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Murat tahta çıkalı henüz dört gün olmuştur ki, Fer’iye Sarayı’nda kapalı tutulan eski Padişah Sultan Abdülaziz’in, bir makasla “kol damarlarını keserek intihar ettiği” haberi gelir. Murat bu habere kahrolur. Zaten nazik yapılı bünyesi, müthiş bir ruhi sarsıntıya uğramıştır. Bu bir intihar mıdır, yoksa cinayet mi? Murat gerçeği ancak Hüseyin Avni Paşa’nın söyleyebileceğini bilir ama ne yazık ki hemen ardından o da öldürülmüştür. Abdülaziz’in eşlerinden birinin kardeşi olan Çerkez Hasan Mithat Paşa’nın konağını basmış ve tabancasıyla içerde toplantı halinde bulunan kabine üyelerinden önüne gelenin üzerine ateş açmıştır. Bazı paşalar, muhafızlar ve hizmetkârlar hayatlarını kaybederler. Bu olay da onu çok hırpalar. Sultan Murat buhrana girer. 1 Temmuz 1876 günü Sırbistan ve Karadağ, Osmanlıya savaş açarlar. Zaten sarsılmış olan Kabine, açıklara yeni nazırlar getirerek, askeri harekâtı düzenlemek zorunda kalır. Bütün bu karmaşa içinde Murat iyice bunalmış, ruhi çöküntüye uğramıştır. Bu durumda tahta geçecek tek isim II. Abdülhamit’tir. Nitekim 31 Ağustos 1876’da Osmanlı tahtına çıkan Abdülhamit, top sesleri eşliğinde tebrikleri kabul edecektir. </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[68]</span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>MASONLARIN YÖNETİMİNDEKİ TANZİMAT DÖNEMİ(1839-1876) NE GETİRDİ?</strong></span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Gerek 1839 Tanzimat ve gerekse de 1856 Islahat fermanıyla devletin çöküşünün toplumsal ve ekonomik nedenleri araştırılmadan, bazı batı kuruluşlarını ve anlayışını devlete getirmekle devletin kurtarılabileceği dikte edilmiş; din, devlet ve toplum hayatından tamamen çıkartılmaya çalışılmıştır. Yayınlanan fermanlarla toplum ve devlette derin yarılmalar oluşmuş, İslami dünya görüşü ve bu anlayışla kurulan kuruluşların paralelinde bir de batı taklitçisi kuruluşlar türemiştir. Bu iki ayrı görüş ve kuruluşlar arasındaki çatışmalar sonucunda toplumun içinde daha büyük sorunlar çıkmış, çöküşü önleyeceği düşünülen ıslahat fermanları tam tersi yönde sonuçlar vermiştir.</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[69]</span></div>
<div align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Masonların yönetimi ellerinde tuttukları bu dönemde “Batı&#8217;nın ekonomik desteğine, vereceği borçlara ihtiyaç duyan Osmanlı Devleti, bunları ancak batı devletlerine çeşitli imtiyazlar tanımak koşuluyla elde edebilmiştir. Bu imtiyazlar sayesinde Osmanlı topraklarına giren yabancı sermaye ve yatırımları, sahip olduğu imkan ve güçle yerli sanayii büyük ölçüde öldürmüştür. Böylece Osmanlı Devleti yarı sömürge bir devlet haline gelmiş, bütün ekonomisi ve zenginlik kaynakları Batılı devletlerin eline geçmiştir.”</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[70]</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Müsebbibi şüphe yok ki mason yöneticilerdir. </span></div>
<div align="right"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><em><strong>Gelecek Bölüm:</strong> 1. Meşrutiyet&#8217;ten Cumhuriyet&#8217;e Masonlar</em></span></div>
<div>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
</div>
<div id="ftn1">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[1]</span><span style="font-family:Tahoma;"> http://www.harunyahya.org/kitap/YMD/YMD3.html </span></span></div>
</div>
<div id="ftn2">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[2]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Milli gazete, 11.02.2000’den http://tarih.batl.k12.tr/osmanli_tarihi/</span></span></div>
</div>
<div id="ftn3">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[3]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Mustafa Bekaroğlu, Yeni Mesaj, 9.01.2006</span></span></div>
</div>
<div id="ftn4">
<div align="left"><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[4]</span><span style="font-family:Tahoma;">Mustafa Armağan, On soruda Türkiye’de Masonluk tarihi, http://www.mustafaarmagan.com.tr/yaziGoster.php?yaziNO=1062</span></span></div>
</div>
<div id="ftn5">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[5]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Milli gazete, 11.02.2000’den http://tarih.batl.k12.tr/osmanli_tarihi/</span></span></div>
</div>
<div id="ftn6">
<div align="left"><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[6]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Mustafa Armağan, On soruda Türkiye’de Masonluk tarihi, http://www.mustafaarmagan.com.tr/yaziGoster.php?yaziNO=1062</span></span></div>
</div>
<div id="ftn7">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[7]</span><span style="font-family:Tahoma;"> İrene Melikoff, Çev:Server Tanilli, Türkiye’de aydınlanma Bektaşiliğin Rolü, www.psakd.org/yazarlar</span></span></div>
</div>
<div id="ftn8">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[8]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Milli gazete, 11.02.2000’den, http://tarih.batl.k12.tr/osmanli_tarihi/</span></span></div>
</div>
<div id="ftn9">
<div align="left"><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[9]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Harun Yahya, Türkiye’de ilk mason ve ilk loca, </span><span style="font-family:Tahoma;">http://us2.harunyahya.com</span></span></div>
</div>
<div id="ftn10">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[10]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Halil Sami, Masonluk, </span><span style="font-family:Tahoma;">http://www.kimdensin.com/mason/halilsami.html</span></span></div>
</div>
<div id="ftn11">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[11]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Araştırma Dergisi</span><span style="font-family:Tahoma;">, sayı: 21</span><span style="font-family:Tahoma;"> (Temmuz 2003) sayı:36</span></span></div>
</div>
<div id="ftn12">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[12]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Mimar Sinan, sayı 6, s. 66.</span></span></div>
</div>
<div id="ftn13">
<div align="left"><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[13]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Michael Howard, The Occult Conspiracy: The Secret History of Mystics, Templars, Masons and Occult Societies, 1.b., London: Rider, 1989, s. 64’den Harun Yahya, Yeni Masonik Düzen, http://www.harunyahya.org/kitap</span></span></div>
</div>
<div id="ftn14">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[14]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Fransız İhtilalinin Osmanlı Devleti Üzerindeki Etkileri, http://www.genbilim.com/content/view/4954/</span></span></div>
</div>
<div id="ftn15">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[15]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Fransız İhtilalinin Osmanlı Devleti Üzerindeki Etkileri, http://www.genbilim.com/content/view/4954/</span></span></div>
</div>
<div id="ftn16">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[16]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Fransız İhtilalinin Osmanlı Devleti Üzerindeki Etkileri, http://www.genbilim.com/content/view/4954/</span></span></div>
</div>
<div id="ftn17">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[17]</span><span style="font-family:Tahoma;">Abdülmecid Han, http://ansiklopedi.bibilgi.com/Abd%C3%BClmecid-Han</span></span></div>
</div>
<div id="ftn18">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[18]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Fransız İhtilalinin Osmanlı Devleti Üzerindeki Etkileri, http://www.genbilim.com/content/view/4954/</span></span></div>
</div>
<div id="ftn19">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[19]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Abdülmecid Han, http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=156</span></span></div>
</div>
<div id="ftn20">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[20]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Abdülmecid Han, http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=156</span></span></div>
</div>
<div id="ftn21">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[21]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Osmanlı Devleti dağılma dönemi, http://tr.wikipedia.org</span></span></div>
</div>
<div id="ftn22">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[22]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Mustafa Reşit Paşa ve Masonların Gölgesindeki Tanzimat Fermanı, Araştırma Dergisi Sayı: 19 (Mayıs 2003) sayfa: 10</span></span></div>
</div>
<div id="ftn23">
<div align="left"><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[23]</span><span style="font-family:Tahoma;"> OSMANLI MASONLARI, http://www.mason.org.tr</span></span></div>
</div>
<div id="ftn24">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[24]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Tanzimat, http://tr.wikipedia.org/wiki/Tanzimat</span></span></div>
</div>
<div id="ftn25">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[25]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Mustafa Reşit Paşa ve Masonların Gölgesindeki Tanzimat Fermanı, Araştırma Dergisi Sayı: 19 (Mayıs 2003) sayfa: 10</span></span></div>
</div>
<div id="ftn26">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[26]</span><span style="font-family:Tahoma;"> İrene Melikoff, Çev:Server Tanilli, Türkiye’de aydınlanma Bektaşiliğin Rolü, www.psakd.org/yazarlar</span></span></div>
</div>
<div id="ftn27">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[27]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Eski ve Yeni &#8220;Tanzimat Elçileri&#8221; ,NusretOtyam, http://www.yasamdersleri.com</span></span></div>
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[28]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Abdülmecid Han, http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=156</span></span></div>
</div>
<div id="ftn29">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[29]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Mustafa Reşit Paşa ve Masonların Gölgesindeki Tanzimat Fermanı, Araştırma Dergisi Sayı: 19 (Mayıs 2003) sayfa: 10</span></span></div>
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[30]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Mustafa Reşit Paşa ve Masonların Gölgesindeki Tanzimat Fermanı, Araştırma Dergisi Sayı: 19 (Mayıs 2003) sayfa: 10</span></span></div>
</div>
<div id="ftn30">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[31]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Mustafa Reşit Paşa ve Masonların Gölgesindeki Tanzimat Fermanı, Araştırma Dergisi Sayı: 19 (Mayıs 2003) sayfa: 10</span></span></div>
</div>
<div id="ftn32">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[32]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Masonluğun İçyüzü 4, Araştırma Dergisi Sayı:21 (Temmuz 2003),sayfa 36.</span></span></div>
</div>
<div id="ftn33">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[33]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Mustafa Reşit Paşa ve Masonların Gölgesindeki Tanzimat Fermanı, Araştırma Dergisi Sayı: 19 (Mayıs 2003) sayfa: 10</span></span></div>
</div>
<div id="ftn34">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[34]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Cumhuriyetin 70. Yılı AYDINLAR KONUŞUYOR, http://www.kutuphanem.com/bilgi/arsiv2</span></span></div>
</div>
<div id="ftn35">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[35]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Abdülmecid Han, http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=156</span></span></div>
</div>
<div id="ftn36">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[36]</span><span style="font-family:Tahoma;">  Masonluğun İçyüzü 4 ,Araştırma Dergisi Sayı:21 (Temmuz 2003),sayfa 36.</span></span></div>
</div>
<div id="ftn37">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[37]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Kemal Gözler,  “Islahat Fermanı”, www.anayasa.gen.tr/islahatfermeni.htm; (01.06.2009)</span></span></div>
</div>
<div id="ftn38">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[38]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Âlî Paşa, http://savastarihi.com/2008/12/devlet-adamlari/ali-pasa</span></span></div>
</div>
<div id="ftn39">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[39]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Ali Paşa (Mehmed Emin), http://www.nedirbilelim.com</span></span></div>
</div>
<div id="ftn40">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[40]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Abdülmecid Han, http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=156</span></span></div>
</div>
<div id="ftn41">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[41]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Ali Paşa (Mehmed Emin), http://www.nedirbilelim.com</span></span></div>
</div>
<div id="ftn42">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[42]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Abdülmecid Han, http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=156</span></span></div>
</div>
<div id="ftn43">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[43]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Harun Yahya, Türkiye’de İlk Mason ve İlk Loca, http://us2.harunyahya.com</span></span></div>
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[44]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Bonaparte’dan Zağlul’a Mısır’da Masonluk, Kerim Wissa, Türkçesi: Yusuf Hanîf, http://www.darulhikme.org.tr</span></span></div>
</div>
<div id="ftn44">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[45]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Abdülaziz, http://www.turksultans.com</span></span></div>
</div>
<div id="ftn46">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[46]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Bonaparte’dan Zağlul’a Mısır’da Masonluk, Kerim Wissa, Türkçesi: Yusuf Hanîf, http://www.darulhikme.org.tr</span></span></div>
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[47]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Osmanlı ülkesinde ilk Mason mabedi, Orhan Koloğlu ,Sabah gazetesi 15/03/2005</span></span></div>
</div>
<div id="ftn48">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[48]</span><span style="font-family:Tahoma;"> OSMANLI SİYASAL HAYATINDA MEŞRUTİYET VE MUHALEFET, http://www.ait.hacettepe.edu.tr/egitim/ait203204/I3.pdf</span></span></div>
</div>
<div id="ftn49">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[49]</span><span style="font-family:Tahoma;"> OSMANLI MASONLARI, http://www.mason.org.tr</span></span></div>
</div>
<div id="ftn50">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[50]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Genç Osmanlı, http://tr.wikipedia.org/wiki</span></span></div>
</div>
<div id="ftn51">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[51]</span><span style="font-family:Tahoma;"> OSMANLI MASONLARI, http://www.mason.org.tr</span></span></div>
</div>
<div id="ftn52">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[52]</span><span style="font-family:Tahoma;"> OSMANLI MASONLARI, http://www.mason.org.tr</span></span></div>
</div>
<div id="ftn53">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[53]</span><span style="font-family:Tahoma;"> İrene Melikoff, Çev:Server Tanilli, Türkiye’de aydınlanma Bektaşiliğin Rolü, www.psakd.org/yazarlar</span></span></div>
</div>
<div id="ftn54">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[54]</span><span style="font-family:Tahoma;"> OSMANLI MASONLARI, http://www.mason.org.tr</span></span></div>
</div>
<div id="ftn55">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[55]</span><span style="font-family:Tahoma;"> http://www.atb-europa.com/Atb-News_-_file_-_print_-_sid_-_974.html</span></span></div>
</div>
<div id="ftn56">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[56]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Abdülaziz Han,biyografi.net</span></span></div>
</div>
<div id="ftn57">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[57]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Atatürk, mason localarını kapatmıştı, http://arsiv.zaman.com.tr/2002/08/28/haberler/h14.htm</span></span></div>
</div>
<div id="ftn58">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[58]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Abdülaziz, </span><span style="font-family:Tahoma;">http://www.kimkimdir.gen.tr</span></span></div>
</div>
<div id="ftn59">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[59]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Türkiye’de Masonluk, Orhan Koloğlu, Sabah gazetesi 15/03/2005</span></span></div>
</div>
<div id="ftn60">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[60]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Türkiye’de Masonluk, Orhan Koloğlu, Sabah gazetesi 15/03/2005</span></span></div>
</div>
<div id="ftn61">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[61]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Türkiye’de Masonluk, Orhan Koloğlu, Sabah gazetesi 15/03/2005</span></span></div>
</div>
<div id="ftn62">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[62]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Abdülaziz Han,www.biyografi.net</span></span></div>
</div>
<div id="ftn63">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[63]</span><span style="font-family:Tahoma;"> OSMANLI MASONLARI, http://www.mason.org.tr</span></span></div>
</div>
<div id="ftn64">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[64]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Mithat Paşa, http://tr.wikipedia.org/wiki</span></span></div>
</div>
<div id="ftn65">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[65]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Abdülaziz, </span><span style="font-family:Tahoma;">http://www.kimkimdir.gen.tr</span></span></div>
</div>
<div id="ftn66">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[66]</span><span style="font-family:Tahoma;"> OSMANLI MASONLARI, http://www.mason.org.tr</span></span></div>
</div>
<div id="ftn67">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[67]</span><span style="font-family:Tahoma;"> OSMANLI MASONLARI, http://www.mason.org.tr</span></span></div>
</div>
<div id="ftn68">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[68]</span><span style="font-family:Tahoma;"> OSMANLI MASONLARI, http://www.mason.org.tr</span></span></div>
</div>
<div id="ftn69">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[69]</span><span style="font-family:Tahoma;"> Islahat Fermanı, http://tr.wikipedia.org/wiki/</span></span></div>
</div>
<div id="ftn70">
<div><span style="font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;">[70]</span><span style="font-family:Tahoma;"> &#8216;Islahat Fermanı&#8217;,Güngör Uras, Milliyet, 11 Ekim 2004</span></span></div>
</div>
</div>
</div>
<div align="left">
<div><strong><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Osmanlı Rus Savaşlarında Yahudi-Masonlar </span></strong></div>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">İlk masonlarda Yahudi yoksa da, on sekizinci asırdan sonra Yahudiler masonluğa girmeğe ve orada müstesna mevkileri ele geçirmeğe muvaffak oldular. Farmasonluk Yahudiler için siyasi, sosyal ve kültürel davalarının tahakkukunda büyük bir vasıta oldu.[1] Viyanalı mahkeme reisi <strong>Holzinger</strong>, <em>“Viyana’da her 100 mason arasında muhakkak ki 102 Yahudi vardır” </em><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckblank.html#_ftn2">[2]</a> sözleriyle localardaki Yahudi yoğunluğuna nükteli bir şekilde dikkat çekmiştir. </span></div>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">19. yüzyılda, Osmanlı da, Çarlık Rusyası da Yahudilerin üzerine hesap yaptığı ve yönetimlerine müdahale ettiği ülkelerdir.   </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Peki, Yahudilerin Osmanlı ve Çarlık Rusyası ile ne alıp veremediği vardı? </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">“Çarlık Rusya&#8217;sında ortaçağdan beri Yahudilere karsı bir husumet mevcuttur. Ortodoks Hıristiyanlar, Yahudilerin İsa&#8217;nın düşmanı olduğuna ve bunların Hıristiyanları Yahudileştirmek istediklerine inanırlardı. Bu nedenle Çar, Hıristiyanlığın koruyucusu olarak Yahudi tüccarların topraklarına girmesine çoğu zaman izin vermezdi. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Polonya&#8217;nın büyük bir kısmının Rusya topraklarına katılmasıyla, burada bulunan büyük Yahudi nüfusu Rusya sınırları içerisinde kaldı. Yüz binlerce Yahudi&#8217;nin Rusya&#8217;nın yönetimi altına girmesi Rus Yöneticiler tarafından &#8220;Yahudi sorunu&#8221; olarak ele alındı.” </span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn3"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[3]</span></a></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">1804 yılında <strong>I. Alexander</strong>, Yahudileri asimile etmek ve onların mallarına el koymak için bir girişimde bulundu. Bu dönemde Yahudiler kamu ve ekonomik hayattan dışlanırken, devlet okullarına da alınmadılar. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Bizim aşağıda ele alacağımız dönemi kapsayan 1880&#8242;li yıllara gelindiğinde Yahudiler ciddi surette dışlanmaya ve ayrımcılığa maruz kaldılar. 1881 yılında <strong>II.Alexander</strong>&#8216;ın bir suikasta kurban gitmesi ve bu olaydan Yahudilerin mesul tutulması üzerine Yahudileri hedefleyen yeni bir şiddet dalgası boy gösterdi. 1882 Mayıs Kanunu ile Yahudiler Anti−Semitik hareketlere maruz kalmaya başladılar. Sonuçta meydana gelen olaylar birçok Yahudi&#8217;nin malına ve canına mal oldu. Bu tarihlerde Yahudilere karsı girişilen boykot ve pogromlar neticesinde birçok Yahudi basta ABD olmak üzere çeşitli ülkelere göç etmiştir. 1882 tarihinde başlayan bu göç dalgasıyla 1914 tarihine gelinceye kadar 2 milyonun üzerinde Yahudi Rusya&#8217;yı terk etmiştir. </span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn4"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[4]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Yahudilerin diğer toplumlar tarafından dışlanması Siyonist fikirlerin gelişimine sebep olmuştur. Siyonizm hareketi, aslında Avrupa&#8217;daki Yahudi düşmanı (antisemitist) hareketlere ve özellikle devletlerin Yahudiler üzerindeki baskılarına bir tepki olarak ortaya çıktı.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn5"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[5]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Siyonizmin ana hedefi de, dünyanın çeşitli bölgelerine dağılmış olan Yahudileri bir araya getirecek bir yurt bulmak ve böyle bir yurt üzerinde bir Yahudi devleti kurmaktı.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn6"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[6]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Osmanlı İmparatorluğunda yaşayan Yahudilerin en önemlilerinden biri Kanuni Sultan Süleyman döneminde yaşayan <strong>Yasef Nasi</strong>’dir. “Osmanlı sarayında çok önemli görevlere ulaşmış <strong>Yasef Nasi</strong> siyasal siyonizmden 350 yıl önce İsrail ülkesinde özerk bir Yahudi kolonisi kurmayı tasarlamıştır.” </span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn7"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[7]</span></a></p>
<p align="left"><span style="font-size:x-small;"><span style="font-family:Tahoma;">Yasef Nasi, Tiberya&#8217;ya Sultan tarafından muhtariyet  verileceğini umuyor, burada büyük bir Yahudi yerleşim merkezi kurma hayali besliyordu.&#8221;</span></span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn8"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[8]</span></a></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">&#8220;<strong>Nasi</strong> bütün Yahudileri, imtiyazını aldığı Tiberya&#8217;a göçe çağırdı.&#8221;</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn9"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[9]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">  &#8221;<strong>Yasef Nasi</strong>, Tiberya&#8217;nın etrafını kale duvarları ile çevirmiş, fakat yeterli sayıda Yahudiyi buraya toplayamamıştır. Bunun üzerine padişahtan Kıbrıs Krallığını istemiştir.&#8221; </span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn10"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[10]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">19. Yüzyılın ikinci yarısında gerçekleştirilen Dünya Siyon liderleri toplantısında çeşitli tekliflerden sonra planlanan Yahudi devletinin Filistin toprakları üzerinde kurulması ve Yahudilerin gruplar halinde bu topraklara yerleştirilmesi için çalışılmasına karar verildi. </span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn11"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[11]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Kendilerini Osmanlı topraklarında gayet rahat hisseden Yahudiler başlangıçta siyonizm hareketine fazla ilgi göstermediler. Hatta <strong>II. Abdülhamid</strong>, Rusya&#8217;da zulüm gören Yahudileri kabul ederek İstanbul ve Anadolu&#8217;ya yerleştirmiştir. </span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn12"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[12]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Ancak Siyonizm düşüncesini teşkilatlı bir şekilde sahneye çıkaran Yahudi önderleri, zaman içerisinde Osmanlı topraklarında yaşayan Yahudilerin ileri gelenlerini de yanlarına alarak belirlemiş oldukları hedef doğrultusunda çalıştırmaya başlamışlardır. </span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn13"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[13]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Siyonizmin belirlemiş olduğu hedefe ulaşılabilmesi için, ilk olarak Filistin topraklarını elinde tutan Osmanlı yönetimine yanaşılması yolu denendi. Aşağıda anlatılacağı gibi bu yoldaki bütün çabalar boşa çıktı ve Sultan <strong>II. Abdülhamid</strong> Siyonistlere hiçbir taviz vermedi. </span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn14"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[14]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Siyonistler, Osmanlı&#8217;dan Filistin&#8217;de bir toprak koparma çabalarının tümünün başarısızlıkla sonuçlandığını görünce Osmanlı devletini yıkma girişimlerini başlattılar. İşte aşağıda bahsedeceğimiz  İttihad ve Terakki Cemiyeti, Jöntürkler (Genç Osmanlılar) Hareketi hep Osmanlı devletini yıkma girişimlerinin ürünleridir. </span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn15"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[15]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Yahudiler bu yapılanmaları oluşturmada ve yönetmede masonluğu taşeron olarak kullanmışlardır. </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">19. yüzyılın siyonist fikirlerin henüz programlı bir şekle dönüşmediği dönemlerinde, Yahudi diasporasının % 65’inin yaşadığı fakat Yahudileri baskı altında tutan Çarlık Rusyası ile “vaat edilmiş toprakları” elinde tutan ve Yahudi yerleşimine izin vermeyen Osmanlı imparatorluğu Yahudiler için “halledilmesi gereken problemler” durumundaydı. </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Hem Osmanlı ve Rus ülkelerindeki iç karışıklıkların; hem de 1855 ve 1877’deki Osmanlı-Rus savaşlarının arkasında, Yahudiler, Yahudilerin kontrolündeki İngilizler ile Osmanlı ve Rusya’daki mason locaları vardır. </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Nitekim <strong>Abdülhamit Han</strong> hatıralarında, “İngiltere, tıpkı Osmanlı ülkesinde yaptığı gibi, Rusya&#8217;da da Çar&#8217;ı meşrutî idareye zorlamak için ayaklanmalar düzenliyordu” </span></span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn16"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[16]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"> sözleriyle üzerlerine oynanan oyunu deşifre etmektedir. </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">*** </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Yunan Genelkurmay Başkanlığı’ndan Albay <strong>Leonidas Duvas</strong> tarafından kaleme alınan ve 11 Mart 1949 tarihinde “Gizlidir- Yalnızca Kurmay Subaylara Mahsustur” kaydıyla yayınlanan yüz yirmi sekiz sahifelik “İdimurgi Tu İslavo Komonistiku” adındaki eserin 15 ve 25’nci sahifeleri arasında yer alan bilgiler ilgi çekicidir: </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"> “19’ncu asır yalnız Osmanlılar için değil bütün dünya milletleri için hengamelerle dolu bir asırdır. Yahudilerin ve uşakları Farmasonların devletleri teşkilatlandırdıkları, ihtilallere ve tedhişlere mali yardım yaptıkları dönemin başlangıcıdır bu asır&#8230; </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Siyon liderleri bu asırda</span> <span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Filistin&#8217;e ha</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">kim olmak ve milli bir hükümet</span> <span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">kurmak</span></span></span><span style="font-size:x-small;"><span style="font-family:Tahoma;"> için azimli kararlar almışlardır</span>. <span style="font-family:Tahoma;">(Bu maksatla) Paris’te “Alliance Universelle Israelite &#8211; Dünya Yahudi Dayanışması” komitesi kurulmuştur. <strong>İlk he</strong><strong>defleri Osmanlı </strong><strong>imparatorluğunu tarih sahnesinden silmektir.</strong> Bunu yapabilmek için de Osmanlı imparatorluğu’nun rakipleri olan <strong>Rus Çarlığı, Alman Kayzerliği ve </strong><strong>Büyük Britanya imparatorluğunu, Osmanlılara karşı kışkırtmak ve aralarında mevcut olan istikrarlı siyaseti iptal etmek zaruri idi</strong></span></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">&#8230;” </span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn17"><strong><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">[17]</span></strong></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Yine Makedonya Halk Meclisi’nin 8/4/1954 Tarih ve 1180 sayılı kararıyla o günkü Yugoslavya Makedonyası’ndaki ilkokullarda okutulan <strong>Yordan Dimovski</strong> ile <strong>Spasef Cucek</strong> adlarındaki tarihçilerin kaleme aldığı tarih kitabındaki şu ifadeler de aydınlatıcıdır: </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">“Irk itibariyle Slav menşeinden olan halk topluluklarını, Slav Birliği fikri etrafında toplayıp,<strong> Slav birliğini tahakkuk ettirmek ve İslam alemini mütemadi surette bunaltmak</strong> için Hırvat papazlarından <strong>Georbio Kriyaniç </strong>(Slav alemine farmasonluğu sokan Yahudi asıllı 33 dereceli mason) 1654’de pan-Slavizm fikrini ortaya koymuştur. Denebilir ki, uyuşuk Slavlara yeni bir hareket bahşeden bu adam olmuştur.  Georgia Kriyaniç, 1654’de Slav birliği fikrini va’z etmesine rağmen uzun müddet bu ideal ele alınmamıştır. Nihayet Çar I. Nikola, Moskova’da 1843’de Birinci Slav Birliği Kongresini toplamıştır. Çar Nikola’yı bu harekete sevk eden Osmanlı İmparatorluğu’ndaki siyasi, iktisadi, kültürel hareketlerdir.<strong> </strong>Sultan Abdulmecid tarafından “Gülhane”de ilan edilen ıslahatçı<strong> “Tanzimat-ı Hayriye Fermanı” biz balkanlardaki Slavlara geniş faaliyet imkanları bahşederken, Osmanlı İmparatorluğunu da nihai bir çöküşe sevk ediyordu.</strong> </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Nihayet Çarlık şuna kani oldu ki, Slav birliği resmen ele alınmalıdır. Zira Osmanlı İmparatorluğu’nda meydana gelen <strong>parlamenter hareket arzusu, Osmanlı birliğini yıkacak ve Slav Birliği’ne Balkanlarda ve Kafkaslarda jeopolitik, jeo teknik tavizler verecektir.</strong> 1845’de Moskova Üniversitesi’nde Çarın resmi emriyle M. Soliev, Katkov, Khomyakov ve Aksakov (Bu Slav politikacılarının hepsi 33 dereceli masondur) adlarındaki Slav birliği mütefekkirlerince, hudutlara ilişkin plan ve projeler tanzim edilmeğe, bu fikirler münevverlere empoze edilmeğe başlandı.” </span></span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn18"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[18]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Bir mason organizasyonu olan 1789 Fransız ihtilaliyle birlikte milliyetçi duygular çok öne çıkarılmıştı. İslami esaslara göre yönetilen Osmanlının o tarihlere kadar milliyetçilikten kaynaklanan sorunları yoktu. Çünkü, yönetimin umdelerini koyan</span> <span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">ve </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">renkler ve ırklar üstü olan İslam; insan iradesi dışında ve yaratılıştan gelen, dolayısıyla idealize edilemeyecek farklılıklar olarak kabul ettiği renkler, ırklar veya benzer bütün farklılıkları, iman ve evrensel ahlaki değerler potasında eritiyor; bir değerler sistemi olarak birleştiriyordu<strong>. <a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn19"><strong>[19]</strong></a> </strong>  </span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Farklılıklar hiçbir zaman şemsiye görevi gören ortak değerlerin önüne çıkmıyor; daha geri planda “ait olduğu çevrelerin bir değeri olarak” yaşıyor, varlığını sürdürüyordu. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Fransız ihtilali sonrasında Yahudiler ve taşeronu masonlar Osmanlı toplumundaki bu ahengi hedef aldılar. Milliyetçi refleksleri kışkırttılar. Meydana gelen istikrarsızlıklarından da kendi  lehlerine sonuçlar devşirdiler.  </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Osmanlı Devleti&#8217;nin yönettiği topraklarda ilk milliyetçilik hareketleri, Balkanlar&#8217;ın Hıristiyan unsurlarında görülmüştür. </span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn20"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[20]</span></a></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Vatan, millet, hürriyet ve eşitlik gibi istismar edilen yüce kavramlar, klasik Osmanlı sistemini sarsmış, Batılı ülkelerin de yönlendirmeleri ile Hıristiyan unsurlar arasında milliyetçilik ve ayrılıkçılık hareketleri görülmüş, çözülme ilk olarak bu unsurlardan başlamıştır.</span> </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Osmanlının parçalanmasını hızlandıran kavmiyetçi hareketleri Yahudiler taşeronları masonlar üzerinden kışkırtmışlardır. Hatta daha sonra ele alacağımız gibi Türk milliyetçiliğinin teorisyenleri arasında önemli sayıda Yahudi dönmesi vardır. İttihad ve Terakki Cemiyeti&#8217;nin &#8220;milli iktisat&#8221; politikasının teorisyeni, Cumhuriyet döneminde de CHP&#8217;nin ideologlarından olan <strong>Tekin Alp (Mois Kohen)</strong> bunlardan biridir. Pantürkist (aşırı Türkçü) olarak bilinen <strong>Tekin Alp (Mois Kohen)</strong>, Cumhuriyet döneminde Atatürk&#8217;ün sağ kolu durumundaydı.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn21"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[21]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Bu ön bilgiden sonra Albay <strong>Leonidas Duvas</strong>’ın raporundan Yahudi ve masonların Rusya’daki faaliyetlerini okumaya devam edelim: </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">“Slavların Balkanlara, Ege’ye ve Akdeniz’e inebilmesi ve Akdeniz havzasına hakim olması için Osmanlı İmparatorluğunu ortadan kaldırmak İcab ediyordu&#8230; Çarlık tarafından Osmanlılara karşı vaki olan 1855 ve 1877—78 harpleri bu maksatla yapılmıştır. 1867’de Moskova’da 33 dereceli Farmason Slav Yahudisi Panslavist<strong> Polit</strong>&#8216;in başkanlık ettiği Moskova’daki ikinci Slav Birliği Kongresi’ne Baltık, Kafkasya, Silezya ve Balkanlardan gelen<strong> </strong><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"><strong>75 delege iştirak etmiştir ki, bun</strong></span></span></span></span><span style="font-size:x-small;"><strong><span style="font-family:Tahoma;">lardan 65’ini 33 dereceli Farmason Yahudiler</span></strong><span style="font-family:Tahoma;">teşkil ediyordu.”</span></span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn22"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[22]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">“Çarlığın “<strong>OHRANA” </strong>servisi ile Büyük Britanya’nın “<strong>Secret Intelligence Service</strong> (Gizli Haberalma Servisi)”i İstanbul, İzmir, Selanik, Manastır, Beyrut ve buna benzer vilayet merkezlerinde Farmason locaları açmış ve birçok gafil aydını milli menfaatleri aleyhine kullanmıştır. <strong>Biz Yunanlılar da İstanbul’</strong><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"><strong><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">daki “PRODOS” Farmason Locası’ndan, Balkan </span></strong><strong><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">ve</span> 1. <span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Dünya Harbi</span></strong></span></span></span></span><span style="font-size:x-small;"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> yıllarında azami</span> <span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">derecede istifade</span></span></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">etmişizdir.”</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn23"><strong></strong><strong><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[23]</span></strong></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Yukarıda isimlerini zikrettiğimiz Makedon tarihçiler ise şunları söylüyor: “Osmanlı İmparatorluğuna “Hasta Adam” teşhisi koyulduğunda, bu hasta adamı bir an evvel öldürmek lehimizde idi. Zira milli hedefimize vasıl olmak için yıllardan tasarruf yapmak zaruri idi. Bu zaruret İstanbul’daki Jön Türklerle, Çarlığın kıymetli sefiri İgnatyev ile sıkı bir surette işbirliğini elzem kıldı.” </span></span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn24"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[24]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Sultan Aziz yıllarında İstanbul nezdinde sefirlikte </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">temayüz eden <strong>Prens İgnatyef </strong>de 33 dereceli bir Farmason idi</span>. <a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn25"><strong></strong><strong>[25]</strong></a><strong> </strong></span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Burada ismi geçen <strong>Nikolay Pavloviç İgnatyev</strong> 1864&#8242;te İstanbul&#8217;a büyükelçi olarak atanmıştı. Panslavizmden büyük ölçüde etkilenmiş olan <strong>İgnatyev</strong> bu görevi sırasında, Osmanlı Devleti içindeki Hıristiyan Slavları kurtarmak umuduyla, özerk Sırbistan Prensliği&#8217;nin Osmanlılara karşı açtığı savaşı (1876-1877) ve Bulgarların başlattığı ayaklanmayı (1876) desteklemiştir. </span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn26"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[26]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"> “Bu küstah Farmasonu adice hareketlere teşvik edenler İstanbul’daki Yahudi dönmeleriyle, jön Türk namındaki Masonlar olmuştu.” <a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn27">[27]</a> </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"><strong><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">İgnatyev</span></strong><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">, Rusya&#8217;nın zaferiyle sonuçlanan 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı&#8217;ndan sonra imzalanan ve Rusya açısından daha olumsuz koşullar içeren Berlin Antlaşması&#8217;nın (1878) imzalanmasını engelleyemeyince istifa etmek zorunda kaldı ve Rusya’ya döndü. <strong>III. Aleksandr</strong>&#8216;ın tahta çıkmasından sonra, içişleri bakanlığına getirildi. Bu görevi sırasında Yahudilere karşı sürdürülen Pogrom&#8217;lara (Planlı katliamlar) (1881) göz yummasıyla dikkat çekti.</span> <a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn28">[28]</a> </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Şüphe yok ki <strong>İgnatyev </strong>bu pogromlara kayıtsız kalmakla kendisine localardan verilen görevi yerine getiriyordu. Çünkü bu tür katliamlar Yahudiler arasında Siyonist fikirlerin gelişmesi ve Osmanlı elindeki Filistin topraklarına dönüş arzusunun artmasına katkı sağlıyordu. </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"> “Birçok jön Türk OHRANA servisi tarafından maddeten takviye edilerek, İmparatorluğa karşı faaliyetleri artırıldı. Birçoklarının Avrupa’ya firar etmesine azami derecede yardım edildi. Böylelikle Osmanlı Birliği baltalanmış oldu…” <a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn29">[29]</a> </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">“Osmanlı imparatorluğu günden güne mukadder akibeti olan çöküşe gidiyordu&#8230; Balkanlarda Orta Şark’ta, Anadolu’da imparatorluğun bütün vilayetlerinde yabancılara hizmeti mukaddes vazife olarak&#8221; kabul eden Farmasonlar tarafından localar kurulmuştu. Bu merkezlerin her biri gece gündüz hiç durmaksızın çalışıyor, huzur ve sükunu ihlal edici faaliyetlerini imparatorluğun en küçük kasabalarına kadar yayıyorlardı.”</span></span></span></span><span style="font-size:x-small;"><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn30"><span style="font-family:Tahoma;">[30]</span></a> </span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">*** </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"> Bütün bu çalışmalar sonucu “1876 yılının Nisan ayında başlayan Bulgar İsyanları bütün Orta Dağ bölgesine yayılmıştı. Bu dönemde bölgeye Rusya tarafından Kafkasya&#8217;daki yurtlarından zorla atılmış birçok Kafkasyalı (Çerkes, Abaza, vs.) Müslüman yerleştirilmişti. Ruslar gibi Slav olan Bulgarlarla, Ruslardan büyük eziyet çekmiş Kafkasyalı Müslümanlar arasında karşılıklı katliamlar yaşandı. Osmanlılar bu isyanları kısa zamanda bastırdı. Ancak batı dünyasında Osmanlı Devleti&#8217;nin bu isyanların bastırılmasında kullandığı yöntemler büyük eleştirilere neden oldu. </span></span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn31"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[31]</span></a></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Bulgarların uğradığı katliamlar tek taraflı olarak yansıtıldı. Müslümanların uğradığı katliamlar ise göz ardı edildi.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn32"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[32]</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> İ</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">ngiliz meclisinde eline Kuran-ı Kerim’i alarak &#8220;Bu kitap müslümanların elinde oldukça, biz onlara hakiki hakim olamayız. Ya bu kitabı müslümanların elinden almalıyız; ya da müslümanları ondan soğutmalıyız&#8221; <a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn33">[33]</a> diyen İngiltere eski başbakanı <strong>William Ewart Gladstone</strong> (Yahudi), bilim adamı <strong>Charles Darwin</strong> (Yahudi), yazar <strong>Oscar Wilde</strong>(Mason) ve yazar <strong>Victor Hugo</strong> (Mason), İtalyan siyasetçi <strong>Giuseppe Garibaldi</strong> (Mason) gibi etkili kişiler Osmanlı Devleti aleyhinde tek taraflı yazılar yazarak Avrupa&#8217;da Bulgarların lehinde bir kamuoyu oluşmasını sağladılar.”</span><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn34">[34]</a> </span></span></p>
<p align="left"><strong><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">II. Abdülhamid Döneminde Masonlar</span></strong></p>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Tüm bu kargaşanın ortasında, <strong>V. Murat</strong>’ın bunalıma girmesi <strong>II. Abdülhamid</strong>’in önünü açtı. <strong>Abdülhamid Han</strong> 31 Ağustos 1876’da, mason <strong>Mithat Paşa</strong> ve ekibine anayasayı ilân edeceğine dair söz vererek tahta çıktı.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn35"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[35]</span></a></div>
<div align="left"><span style="font-size:x-small;"><strong><span style="font-family:Tahoma;">Abdülhamit</span></strong><span style="font-family:Tahoma;">&#8216;in cülusundan sonra, <strong>Abdülaziz Han</strong>’ı halleden ekibin başında yer alan mason <strong>Mithat Paşa</strong>, localardan aldığı gücü kullanarak ilk Osmanlı Kanun-ı Esasî&#8217;sini (anayasa) hazırlayan encümenin başına geçti. 17 Aralık 1876&#8242;da yine bir mason olan <strong>Rüştü Paşa</strong>’nın istifası üzerine de sadrazamlığa (başbakanlığa) atandı.</span></span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn36"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[36]</span></a></div>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Bu arada Balkanlardaki karışıklıklar üzerine İngiltere&#8217;nin öncülüğüyle İstanbul&#8217;da bir konferans toplanmasına karar verilmişti. Tersane Konferansı adıyla tarihe geçen ve 23 Aralık 1876&#8242;da gerçekleşen bu toplantıya Prusya, İngiltere, Rusya, Fransa ve Osmanlı Devletleri katıldı. Osmanlı delegasyonu bu konferansta mason Sadrazam <strong>Mithat Paşa</strong>&#8216;nın önderliğinde bir heyetle temsil edildi. Osmanlı delegasyonu Avrupa devletlerinin önerdiği barış koşullarını reddederek, büyük bir felakete dönüşecek olan Osmanlı-Rus Savaşının yolunu açarken; tahta yeni çıkmış olan <strong>II. Abdülhamit</strong>&#8216;i de konferansın toplandığı gün (23 Aralık 1876) ilk Osmanlı anayasası olan Kanun-ı Esasi&#8217;yi ilan etmeye ikna ettiler. </span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn37"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[37]</span></a></p>
<p><strong><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Mithat Paşa</span></strong><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> bütün istediklerini elde etmesine, yaptırmasına rağmen rahat durmuyordu. <strong>Abdülhamit Han</strong> hatıralarında Mithat paşa’nın densizliklerini anlatırken şunları söylüyor</span><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">: “Bu sıra devlet&#8217;in başında büyük gaileler vardı. Sırbistan ve Karadağ ile savaş halindeydik. Ruslar, savaş açmak üzereydiler. Tersanede toplanan yabancı devletler Ruslarla birlik olmuş, Sırbistan ve Karadağ’a toprak verilmesini, Bulgaristan’a muhtariyet adı altında İstiklâl tanınmasını istiyorlardı. Girit karışıktı. İstanbul bile her gün yeni bir karışıklığa sahne oluyordu; Mithat Paşa takımının Fatih ve Beyazıt medreselerinden ayaklandırdığı çömezler, Saray kapısına kadar geliyor ve «Yaşasın Kanun-u Esasî, Yaşasın Mithat Paşa» diye bağırıyorlardı. «Kanun-u Esasi» çıktığına, Mithat Paşa Sadrazam olduğuna göre, bunlara ne gerek vardı? Her gün yeni bir fitne ortalığı altüst etmekteydi. Giderek Mithat Paşanın tutumu da bana güven vermemeğe başladı. <strong>Bu dönemde bir savaştan o kadar çekindiğim halde, adım adım savaşa gittiğimizi görüyordum. </strong>Tersanede toplanan büyük devletler Hariciye vekillerinin konferansı, Devletimize verilmiş bir ültimatomla son buldu. Ya dediklerini harfi harfine yapacak, ya da Rusya ile savaşta karşı karşıya kalacaktık. Mithat Paşa, İngilizlerle Fransızların bizimle birlik olacaklarını söylerken; İngiliz Hariciye Vekili Salsbery, elçilikten gönderdiği özel bir memurla bana, “Ruslarla savaşı kabul ettiğimiz takdirde, hiç bir yardımda bulunamayacaklarını” açıkça bildiriyordu.<br />
İyice bunalmıştım, fakat sabrederek olayların önüne geçmeğe çalışıyordum. Mithat Paşa, büyük devletlerle uyuşmaya yanaşmıyordu. <strong>Heyeti Vekile&#8217;de büyük devletlerin tekliflerini red etmeyi kararlaştırdılar; Bu savaş demekti.</strong> Kendisini hemen Saray&#8217;a çağırttım ve böyle, vebali ağır bir kararı büyük devletlere bildirmeden önce, Devlet ileri gelenlerinden bir umumi meclis toplamasını kendisinden istedim, İsteksizce kabul etti ve böyle yaptı.<br />
Öyle yaptı ama el altından da istediği kararı almak için hazırlıklar yapmayı ihmâl etmedi. Nitekim kendisinden sonra ilk sözü, emmim Abdülâziz’in Hâl&#8217;inde işbirliği yaptığı, eski Sadrâzam Mehmet Rüştü Paşa (Mason E.K.) aldı ve «Erbab-ı namus için tek yol vardır, ben konferans tekliflerinin katiyen reddedilmesine taraftarım» deyip çıktı.<br />
Bir toplulukta, eski sadrâzam gibi bir devlet büyüğü işi kahramanlık edebiyatına dökerse, gerisinin nasıl sökün edeceği bellidir. <strong>Karar, Mithat Paşanın istediği gibi çıktı. Osmanlı Devleti böylece, savaş halinde olduğu Sırbistan ve Karadağ&#8217; dan başka, Rusya, İngiltere, Avusturya &#8211; Macaristan, Almanya, Fransa ve İtalya ile de savaş haline girmiş oldu.”</strong> </span></span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn38"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[38]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Hatıralarının bir başka bölümünde de şunları söylüyor <strong>Sultan Abdülhamid: </strong></span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"> “İngiltere, her türlü fitneyi, masonluk kanalından yürütmeğe devam ediyordu. Mithat Paşa, bir yandan Saray buhranı yaratmak, bir yandan ülkeyi savaşa sürüklemek felâketi içinde bulunması yetmiyormuş gibi, bir yandan da müslüman halkın çoğunlukta bulunduğu vilâyetlere azınlıktan Valiler tâyin etmek, ordunun temeli olan Harbiye Mektebi&#8217;ne Rum talebe almak gibi akıl almaz işlere koşulmuştu. Bunlar, o gibi işlerdi ki, maazallah devleti temelinden yıkabilirdi. Ben bu kararnameleri imzalamadım. Bunun üzerine bana bir mektup gönderdi. Edeb&#8217;den ve edebiyat&#8217;dan uzak bu mektubunda hatırımda kaldığına göre «Kanun-u Esasî&#8217;yi ilândan maksadımız, Saray&#8217;ın </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">istibdadına hâteme (son) vermek, zat-ı şahanelerine vazifelerini öğretmektir» diyordu. Bütün işlerimi bıraksam da Mithat Paşanın yanlışlarını düzeltmeğe çalışsam, bunu başaramayacağımı iyice anladım. Osmanlı mülkü temelinden sallanıyordu. Bütün bunların üstünde de<strong> Sadrâzam&#8217;ın, ister masonluğundan gelsin, ister daha hususi sebeplerden gelsin, körü körüne İngilizlere bel bağladığını görüyordum</strong>. Artık duramazdım; Kanun-u Esasî&#8217;nin bana verdiği hakka dayanarak kendisini Sadrazamlıktan uzaklaştırdım ve sınır dışı ettirdim.” <a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn39">[39]</a> </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Sadrazamlığı iki ay bile sürmeyen fakat bu kadar kısa sürede ülkeyi savaş durumuna sokmayı beceren meşrutiyetin mimarı mason <strong>Mithat Paşa</strong>’nın sürgüne gidiş tarihi 5 Şubat 1877’dir. </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Sadrazam <strong>Mithat Paşa</strong> masondu, kendinden önceki sadrazam <strong>Mehmet Rüştü Paşa</strong> da masondu, kendinden sonra göreve gelen <strong>İbrahim Ethem</strong> <strong>Paşa </strong>da mason oldu… </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Hepsi de ya tam gafil, ya tam işbirlikçiydi. </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"><strong><span style="font-size:x-small;">Abdülhamid Han</span></strong><span style="font-size:x-small;"> bu durumu yıllar sonra şu sözlerle ifade ediyor: “Ceddi Azizim <strong>Selim Han (Selim III)</strong> «Yabancıların elleri ciğerlerimin üstünde geziniyor, aman biz de yabancı devletlere elçi gönderelim ve onların ne yapmakta olduklarım bir an önce öğrenmeğe çalışalım» diye feryat etmişti. Ben bu yabancı elleri ciğerlerimin içinde duyuyordum. Sadrazamlarımı, vezirlerimi satın alıyorlar ve mülküme karşı kullanıyorlardı!” </span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn40">[40]</a> </span></span></p>
<p><strong><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Meşrutiyet’in İlanı ve 93 Harbi </span></span></strong></p>
<p><strong></strong><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Kanuni Esasi’nin ilanından 4 ay sonra 19 Mart 1877&#8242;de Meclis-i Mebusan  (seçilmişler) ve Âyan Meclisi (padişah tarafından atananlar) üyelerinden oluşan ilk meclis açıldı ve I. Meşrutiyet dönemi başladı. </span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn41"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[41]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Balkanlardaki karışıklıklara İstanbul’daki toplantıda bir çözüm yolu bulunamaması üzerine Tersane Konferansı’na katılan devletler </span><a href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/londra/"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Londra</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">`da bir araya gelerek, 31 Mart 1877`de </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Londra Protokolü</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">`nü imzaladılar. İstanbul Tersane Konferansı`ndaki tekliflerin hemen hemen aynısı olan bu kararların 10 Nisan 1877&#8242;de Mithat Paşa’nın yerine gelen ve yine bir mason olan<strong> </strong>Sadrazam <strong>İbrahim Ethem Paşa</strong> hükümeti tarafından reddi üzerine harekete geçen Rusya, “Avrupa hukukunu ve imparatorluktaki Hıristiyanlar`ı savunma”</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn42"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[42]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> iddiasıyla 24 Nisan 1877`de Osmanlı İmparatorluğu`na savaş açtı. &#8220;93 Harbi&#8221; olarak bilinen ve Osmanlı kamuoyunun zafer bekleyerek girdiği savaşta Rus orduları, Balkan ve Tuna Orduları Başkomutanı mason<strong> Süleyman Paşa </strong>yönetimindeki Osmanlı Ordularını Balkanlarda; yine mason localarının kontrolü altına girmiş Bektaşi tekkesine mensup olan <strong>Ahmet Muhtar Paşa</strong> başkomutanlığındaki Osmanlı ordularını da Kafkas cephesinde bir dizi ağır yenilgiye uğratarak, doğuda Erzurum&#8217;u, batıda ise Bulgaristan&#8217;ın tamamı ile İstanbul surlarına kadar bütün Trakya&#8217;yı işgal etti. </span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn43"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[43]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Bu savaş ortamında meclis de icrayı baskı altında tutmaya çalışıyordu. Düvel-i Muazzama&#8217;nın bu meclisin açılmasını demokrasi ve insan hakları için değil, kendi adamları olan milletvekilleri eliyle iç idareye daha rahat karışabilmek için istedikleri belli olmuştu.<strong> </strong></span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Azınlık milletvekillerinin  her bir grubu arkasına bir Avrupa devletini alarak, üyesi olduğu kavmin bağımsız devletinin kararını çıkartmak için uğraşmaktaydı. 240 üyeden sadece 60-70 kadarının Türk asıllı olduğu düşünülürse, gayrimüslimlerin meclis üzerindeki etkileri daha iyi anlaşılabilir. </span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn44"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[44]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Mebusan Meclisinde hükümetin politikalarına yöneltilen ağır eleştiriler ve oluşturulan baskı üzerine, <strong>Abdülhamid </strong>meclisi 18 Şubat 1878’de süresiz olarak kapattı. </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Böylece Birinci Meşrutiyet sona erdi. </span></span></p>
<p><strong><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">93 Harbinin Mesulü Masonlar </span></span></strong></p>
<p><strong></strong><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Osmanlı-Rus Savaşı 3 Mart 1878&#8242;de İstanbul surları dışındaki Ayastefanos (Yeşilköy)&#8217;de karargâh kuran Rus kuvvetlerinin dikte ettiği <strong>Ayastefanos Antlaşması</strong> ile sona erdi. 13 Temmuz 1878’de <strong>Ayastefanos Antlaşması’nın</strong> yerine geçen Berlin Antlaşması imzalandı. Yeni antlaşmayla Rusya&#8217;nın toprak kazanımları geri alındıysa da, Tersane Konferansı’nda <strong>Mithat Paşa</strong>’nın karşı çıktığı(!) kararlar bu sefer ağır bir yenilgi sonrası savaş tazminatıyla birlikte Osmanlıya yüklenmiş, Romanya ve Karadağ’a bağımsızlık verilirken, Bulgaristan’da da Almanya ve Avusturya himayesinde özerk bir prenslik oluşturulmuştu. </span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn45"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[45]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">II. Abdülhamid&#8217;in karşı olmasına rağmen mason <strong>Midhat Paşa</strong>, mason <strong>Damad Mahmud Paşa</strong> ve <strong>Redif Paşa</strong> gibi devlet adamlarının ısrarlarıyla girilen Osmanlı-Rus savaşı, Osmanlı Devletinin ağır yenilgisiyle sonuçlanmıştı. </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"><strong><span style="font-size:x-small;">Abdülhamid Han</span></strong><span style="font-size:x-small;"> yıllar sonra yazdığı hatıralarında 93 harbini şöyle değerlendiriyor: “93 Muharebesi, içimde kırk yıl durmadan kanamış bir yaradır. Önlemek için çok uğraştım, muvaffak olamadım. Sonra kazanmak için didindim, gece uykularımdan, gündüz huzurumdan oldum, kazanamadım. Tarihin şaşırmadan karar verebileceği bir hadisedir bu&#8230; On binlerce okka evrak arşivlerdedir. Yazılmış sayısız kitap ortadadır. Bu savaşın içine zorla itilmiş bir Padişahın nasıl çırpındığını, tarih şaşırmadan yazacaktır. Bu sebeple müsterihim. (…)<strong>Mithat Paşa</strong> ve taraftarları — çok yanlış olarak — İngilizlere güvenip o kadar ileri gitmişler, öyle bir savaş tohumu serpmişlerdi ki, buna karşı durmak, neredeyse vatan hainliği haline gelmişti. Savaşı önleyemeyeceğimi anladıktan sonra, savaşa hazırlanmaya başladım.” </span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn46">[46]</a> </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Uzman tarihçiler mason paşaların ısrarı olmasa, “belki Karadağ`a biraz toprak verilip, ıslahat çalışmaları yapılarak barış sağlanabilirdi “ </span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn47"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[47]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"> dedikleri bir savaştır 93 harbi. </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">(93 Rus Harbinde Osmanlı&#8217;nın Plevne&#8217;deki kuvvetlerinin komutanı yine bir mason olan <strong>Gazi Osman Paşa</strong> idi.<strong> Gazi Osman</strong> <strong>Paşa</strong>&#8216;yı herkes Plevne fatihi olarak bilir. Bu masonluğu sebebi ile yapılan bir abartıdır. Çünkü <strong>Gazi Osman Paşa</strong> bir savunma savaşı verdi ve sonunda teslim oldu; hiçbir savaşını kazanamadı. Tutsaklıkla son bulan bir savunma savaşının, bir kalenin komutanıdır. Türk tarihini bilmeyen bir yabancı Gazi Osman Paşa için yazılanları okuyacak olursa, Paşa&#8217;nın Plevne&#8217;de Rus kuvvetlerini bir meydan savaşıyla dağıtıp, Moskova önlerine varıp, Makedonya&#8217;yı kuşatmış bir fatih sanır. </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Osman Paşa örneklemesi hiçbir meydan savaşı kazanmamış olan <strong>Kazım Karabekir Paşa</strong> için de geçerlidir. <strong>Gazi Osman Paşa</strong> ile <strong>Kazım Karabekir Paşa</strong> hangi meydan savaşını kazanmışlardır da bu yaygın ve belirli odaklar tarafından sürekli olarak beslenen abartılmış ünlerine kavuşmuşlardır?  Hiçbir özellikleri yoktur. <strong>Her ikisinin de ortak özelliği Farmason olmalarıdır.</strong> Bu masonların başarı ile uyguladıkları bir yöntemdir; denetimleri altında olan sıradan bir gazeteci yazarı ya da politikacıyı hak etmediği biçimde varlıklı, ünlü kıldıktan sonra, onun mason olduğunu açıklar ya da dedikodusunu yayarlar ki kendi lehlerine bir etki doğursun.)</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn48"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[48]</span></a></p>
<p><strong><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Masonların İhtilal Girişimi ve Sıkıyönetim Devri </span></span></strong></p>
<p><strong></strong><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Bu arada Abdülhamid’in tahta geçmesinden sonraki gelişmelerden rahatsız olan İngiltere, Saray’da tutulan Mason <strong>V. Murat</strong>&#8216;ı Padişah; sürgünde bulunan Mason <strong>Mithat Paşa</strong>&#8216;yı da sadrazam yapmak istiyordu. </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Genç Osmanlılardan mason <strong>Ali Suavi </strong>tarihe “Çırağan Baskını” olarak geçen başarısız darbe girişimini tezgahladı. 20 Mayıs 1878’de Çırağan sarayına 150’yi aşkın kişi ile yapılan ve 60 baskıncının ölümü ile sonuçlanan bu sonuçsuz darbe<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref49"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[49]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> </span>  Türk yakın tarihinde önemli bir rol oynayacak olan &#8220;masonik darbe&#8221; kavramının da ilk önemli örneğiydi.</span><span style="font-size:small;"> <a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref50"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[50]</span></a> </span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Genç Osmanlılardan mason <strong>Ali Suavi</strong> tarihe “Çırağan Baskını” olarak geçen başarısız darbe girişimini tezgahladı. 20 Mayıs 1878’de Çırağan sarayına 150’yi aşkın kişi ile yapılan ve 60 baskıncının ölümü ile sonuçlanan bu sonuçsuz darbe </span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn49"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[49]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Türk yakın tarihinde önemli bir rol oynayacak olan &#8220;masonik darbe&#8221; kavramının da ilk önemli örneğiydi.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn50"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[50]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Diğer bir girişim de <strong>Cleanthi Scalieri</strong> tarafından olur. Ancak bu girişim de daha hazırlık aşamasındayken duyulur ve bastırılır. <strong>Şevket Süreyya Aydemir</strong>, Çırağan Vak’ası ve <strong>Scalieri</strong> olayı sanıklarının idama mahkûm olduklarını, ancak daha sonra idam kararının değiştirilerek, çeşitli yerlere kalebent olarak gönderildiklerini yazar. <strong>Scalieri</strong>’nin kaçarken bu komploya ait evrakı da beraber götürdüğünden ve bunlar üzerinde daha sonra bir yayın yapılmadığından, <strong>Scalieri </strong>olayının esasının ve mahiyetinin bir sır olarak kaldığından söz eder.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn51"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[51]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Bu olaydan sonra <strong>II. Abdülhamid </strong>hafiye denilen gizli teşkilâtını kurarak idareyi daha sıkı ele aldı. 1880 yılında Yıldız İstihbarat Teşkilatını kurdu</span><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">. Çok sayıda hafiyeden oluşan bu örgütün amacı <strong>Abdülhamid</strong>&#8216;in siyasi rakipleri hakkında bilgi toplamak ve <strong>Abdülhamid</strong>&#8216;e karşı hazırlanan darbe veya ayaklanma girişimlerini önlemekti.  <strong>Abdülhamid Han </strong>hatıralarında bu durumu şu sözlerle ifade ediyor: “Evet, jurnal sistemini ben kurdum, ben idare ettim. Fakat vatandaşı değil, hazineden maaş aldıkları, Osmanlı nimeti ile gırtlaklarına kadar dolu oldukları halde, Devletime ihanet edenleri tanımak, takip etmek için!.. Kendi devletini  yıkmak, kendi Padişahının canına kast etmek karşılığı, yabancı devletten para alan Sadrâzamları gördükten sonra!&#8230;”<strong> </strong></span></span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn52"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[52]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"><span style="font-family:Tahoma;"><strong><span style="font-size:x-small;">Abdülhamid</span></strong><span style="font-size:x-small;"> dağılmakta olan İmparatorluğu ayakta tutmak için yegane çözümün pan-İslamizm olduğunu görmüştü ve İmparatorluk bünyesindeki tüm Müslümanları İslam kimliği ile bir arada tutmayı hedefliyordu. Bu ise, Osmanlı&#8217;nın zaafiyetlerini İslam&#8217;ın kendisinde gören ve kurtuluşu Batı pozitivizmini ve sekülerizmini ithal etmekte bulan Jön Türkler açısından kabul edilemez bir durumdu. Bu muhalefet grubu, <strong>Abdülhamid</strong>&#8216;i ve onun İslam birliği amacını baltalamak için on yıllar süren bir çaba içine girdiler. <strong>Abdülhamid</strong>, karşısındaki bu masonik cephe ile sabırlı bir mücadele yürütmüştür. (Bu mücadele hiçbir zaman abartıldığı gibi &#8220;kanlı&#8221; değil, aksine son derece ılımlı yürütülmüş, rejim muhalifleri sadece sürgün edilmişlerdir.) Yıldız İstihbarat Teşkilatı da bu sebeple hayata geçmiştir.</span></span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn53"><span style="font-family:Tahoma;">[53]</span></a> </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Bugün yapılan bütün eleştirilere rağmen <strong>Abdülhamid</strong>&#8216;in, devleti pıtrak dikeni gibi saran siyonistler ve batılı devletlerle işbirliği halinde olan masonlara karşı aldığı bu istihbarat tedbirleri Osmanlı Devleti&#8217;nin ömrünü 30-40 yıl daha uzattığında çoğunluk hemfikirdir. </span></span></p>
<p align="left"><strong><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Osmanlı Hazinesindeki Hortum: Galata Bankerleri </span></span></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">On altıncı yüzyılın başlarında Portekiz ve İspanya’dan sürülen Yahudiler, Osmanlı ülkesine yerleşerek İmparatorluğun ticaret ve para işlerinde söz sahibi olmaya başladılar. İstanbul ve diğer önemli liman olan Selanik, daha ziyade Yahudilerin hakim oldukları birer bankerlik merkezi haline geldi. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Tanzimatın ilanıyla azınlıklara tanınan imtiyazlar neticesinde Galata Bankerleri, faaliyetlerini genişletme ve imparatorluğun mali işlerini tamamen kontrol altına alma imkanı buldular. Galata Bankerlerinin Osmanlı İmparatorluğunda siyasi hayata da karıştıkları görülür.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn54"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[54]</span></a></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Tanzimat fermanını hayata geçiren mason Sadrazam <strong>Mustafa Reşid Paşa</strong>’nın Yahudi <strong>Abraham Kamondo</strong>’yu kendine banker yapması bunlardan ilk örneği teşkil eder.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn55"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[55]</span></a></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">On dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında dış ticaretin açık vermesi ve dolayısıyla kağıt paranın altın karşılığı olarak değerinin düşmesi, ithalatın güçleşmesine yol açmıştı. Bu dönemde Osmanlı Hükümeti ile anlaşan iki banker Fransız <strong>J.Alléon</strong> ve İtalyan <strong>Teodor Baltazzi</strong> (Baltacı olarak bilinir, Yahudi), kredi operasyonları ile ithalatı rahatlatmış ve bir yandan da <strong>Abdülmecid Han’</strong>ın güvenini kazanmışlardı. Hatta, bu iki banker kambiyo kurunu sabit tutmak amacıyla İstanbul Bankası adıyla bir banka da kurmuşlardı. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">1877-78 Osmanlı-Rus Harbinde Galata Bankerleri, Osmanlı İmparatorluğuna kredi yardımında bulunmuşlardır. Bankerler, Rusların İstanbul’a girmeleri halinde bütün varlıklarının ve alacaklarının silinip gideceğinden endişe ederek bu işgali önlemek ve gerekli parayı bulmak için bütün servetlerini ortaya koymuşlardı. Bunun karşılığında da Osmanlı Devletinin gelirleri teminat gösterilmişti. </span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn56"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[56]</span></a></p>
<p><strong></strong><strong><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Düyûnu umûmiye ve Siyonistler </span></span></strong></p>
<p><strong></strong><strong></strong> <span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Borç yükünün altından kalkılamayacak duruma gelmesi üzerine, 1881 senesinde mühim bir ha­dise vuku bulur. Borç-faiz sarmalına giren Osmanlının dış borçlarının ödenmesi için kurulan ve adına Düyûnu umûmiye (Bütün borçlar) denilen kuruluş teşekkül ettirilir. 1878 harbi sonrasında masraflar, daha önceki yâni <strong>Sultan Abdülmecid</strong>’le, <strong>Sultan Abdülaziz</strong> döneminin borçlanmalarına eklenince, borçlar, faizi, fa­izin faizi ile birlikte 252 milyon Osmanlı altını seviyesini çıkmıştı. Mâliye uzun zaman içinde olsa da, bu borcu tasfiye ede­cek duruma sahip değildi. Karşısında alacaklı olarak, İngil­tere, Fransa ve de harp tazminatı alacaklısı Rusya durmaktaydı. <strong>Sultan Hamid</strong> Aralık 1881&#8242;de yayımladığı Kararname ile borçların tediye edilebilmesi için tütün, damga pulu, tuz, ipek, balık sigara tekelleri ve imtiyaz sahibi olan bâzı eyâletlerin fiks olan vergilerini Düyunu Umûmiye&#8217;ye bıraktı. Bu suretle İngiltere ve Fransa başta olmak üzere alacaklılar verdikleri borçları, muntazam bir şekilde tahsil edebileceklerdi. Bunun karşılığında 252 milyon altın borcun, 146 milyonu Türkiye lehine siliniyordu. Böylece ödenecek miktar 106 milyon Osmanlı altınına inmiş oluyordu.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn57"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[57]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Abdülhamid Han’ın ustaca manevrasıyla yürürlüğe soktuğu 1881’deki bu Muharrem Kararnamesi ile hemen hemen bütün devlet gelirleri “Düyun-ı Umumiyye” yönetimine bırakılınca, Yahudileri<span style="font-size:x-small;">n ağırlıkta oldukları Galata Bankerlerinin piyasası hemen hemen tamamen ortadan kalkmış oldu. Bunlardan bir kısmı memleketi terk etti, bir kısmı da hükümetle ve siyasetle ilgisi olmayan ticari faaliyetlere yönelmek zorunda kaldı.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn58">[58]</a> </span></span></p>
<p><strong><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Siyonistler İşbaşında </span></span></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Siyonizmin babası <strong>Thedor Herzl</strong>, Osmanlının bu borç yükünün altında ezilir halinden istifade etmek istedi. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"><strong>Herzl, Sultan II. Abdülhamid</strong><span style="font-size:x-small;">’e giderek Filistin topraklarından yüksek ücretle arazi almak istediklerini ifade etti. Alınacak arazinin bedelinin peşin ödeneceğini, yanı sıra Osmanlı’nın mali yapısını da düzenleyeceklerini, onu Duyun-u Umumiye’den kurtaracaklarını ve dış dünyada Osmanlıya olan mali güvensizliği gidermek için çalışacaklarını ifade etti. Fakat Sultan&#8217;dan her görüşmede şiddeti daha da artan bir red cevabı aldı.</span>[59]<span style="font-size:x-small;"> Bu talep ve buna verilen cevabın nelere mal olduğunu ileriki satırlarımızda göreceğiz. </span> </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Ama önce İttihat ve Terakki hareketinin Siyonist kontrolündeki mason localarının içine nasıl  doğduğunu bir hatırlayalım.</span></span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="left"><strong><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Jön Türkler’den İttihat ve Terakki’ye </span></span></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Avrupa&#8217;da Meşrutiyet ve Cumhuriyet idarelerinin kurulduğu, bu uğurda hükümdarlarla halkın mücadele ettiği devrede, Osmanlı’da da, memleketin kurtuluşunu meşruti idarede gören bazı gençler birleşerek Avrupalıların &#8220;Jön Türkler&#8221; veya &#8220;Genç Osmanlılar&#8221; dedikleri Yeni Osmanlılar Cemiyetini 1866&#8242;da daha Abdülaziz döneminde gizli bir teşkilat olarak kurmuşlardı. Başlıca üyeleri<strong> Mehmed Bey</strong>(mason), <strong>Reşat Bey</strong>(mason<strong>), Nuri Bey</strong>(mason), <strong>Ayetullah Bey</strong>, <strong>Namık Kemal</strong>(mason), <strong>Refik Bey</strong>(mason), <strong>Ziya Paşa</strong>(mason), <strong>Ali Suavi</strong>(mason) ve<strong> Agah Efendi</strong>(mason) idi. Bu cemiyetin kurulduğu ortaya çıkınca da Mehmed Bey, Nuri Bey ve Reşat Bey Avrupa&#8217;ya kaçmışlardı.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn60"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>[60]</strong></span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Yine bu tarihte, Mısır Hidivi <strong>Kavalalı İsmail Paşa</strong>, veraset usulünü değiştirerek, kardeşi <strong>Mustafa Fazıl Paşa’</strong>yı bütün haklarından mahrum etmişti. İkbal küskünü olan bu paşa da, <strong>Abdülaziz Han</strong>&#8216;a ve üst kademe devlet adamlarına düşman kesilmişti. İntikam için, Jön Türklerin arasına katıldı ve başlarına geçerek, onları bilhassa maddî yönden büyük çapta destekledi. <strong>Mustafa Fâzıl Paşa</strong> tarafından Paris’e çağrılan Jön Türkler, onun maddî desteğiyle, Avrupa’da geniş bir yayın faaliyetine giriştiler. Bu yayınların biri sönüp diğeri açılıyor ve sayıları çoğalıyordu. Jön Türkler bu yayınlarından, mükemmel bir fikir sisteminin ifadesi ve izahından ziyade, belli başlı birkaç nokta üzerinde durdular ve hep aynı şeyleri tekrarladılar. Fikirleri “Osmanlı Devletine meşrutiyet idaresinin getirilmesi ve bütün azınlıklara Avrupaî tarzda hak, hürriyet verilmesi” şeklinde özetlenebilir. Ancak bunların sağlanması için, aralarında birlik kuramadılar. Çoğu, ihtilâl ve kanlı mücadele istedi, bir kısmı da fikrî mücadele taraftarı gözüktü. </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"><span style="font-size:x-small;"><span style="font-family:Tahoma;"><strong>Abdülaziz</strong>’in Avrupa’yı ziyaretinden sonra, Osmanlı Devleti ile dost geçinmek mecburiyetini hisseden Fransa ve İngiliz hükümetleri, Jön Türklere itibar etmez oldular. Hiçbir devletten destek göremeyen Jön Türkler, bir müddet çeşitli Avrupa şehirlerinde dolaştı. Bir kısmı İstanbul’a dönüp Padişahtan özür dileyerek devlet kademelerinde görev aldı. Bazıları da yayıncılık faaliyetlerine devam etti. Birinci Meşrutiyetin ilanı ile tekrar canlanan Jön Türkler (Yeni Osmanlılar Cemiyeti), zararlı faaliyetleri görülünce, İkinci Abdülhamid Han tarafından kapatıldılar. Böylece, Jön Türklerin birinci devre faaliyeti sona erdi.(1877)</span> </span> </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Yurt içinde ve dışında kurdukları birçok dernek ve yayınladıkları sayıları yüze varan dergi ve gazete ile <strong>İkinci Abdülhamîd Han</strong>’ın şahsında Devlete karşı kesif bir propagandaya girişen Jön Türkler, sıkı bir işbirliği içinde oldukları Fransız ve İngiliz hükûmet çevrelerinden destek görmüşlerdi.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn61"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[61]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Jön Türkler&#8217;in hemen hepsinin Fransız Dışişleri Bakanlığı tarafından paraca desteklendiği ve Fransız Mason Locaları&#8217;nda tekrîs edilmiş, Fransız İhtilâli&#8217;nin hayrânı kimseler oldukları bugün delilleriyle ortaya çıkarılmış bulunmaktadır. Masonluk İngiltere, Belçika, Hollanda, Danimarka, Norveç ve İsveç krallarının zâten mason olmaları hasebiyle orada ihtilâlci uygulama bulamayacağını bildiğinden Jön Türkleri kendisi için nîmet bilip onlara Osmanlı&#8217;yı yıkmak üzere gerekli desteği sevinçle sağlamıştır.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn62"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[62]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Jön Türkler daha teşkilatlanmaya gitmeden önce mason olmuşlardır. Araştırmacı <strong>Orhan Koloğlu</strong> bu konuda şunları söylüyor: </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">“Önce, <strong>Ramsaur</strong>’un Masonluk’tan yararlanmanın Cemiyet’in kuruluşundan sonra düşünüldüğü fikrine katılmadığımıza işaret etmeliyiz… Vardığımız kanı, daha Cemiyet kurulmadan, masonluk içinde bunun fikriyatı yapılırken, localardan nasıl yararlanabileceği düşüncesinin belirmiş olduğu yolundadır. Cemiyete alınanla masonluğa alınan arasındaki farklar, giriş farklılıkları, Cemiyet’in karma yapısı (mason olan ve olmayan), gizli evrakın büyük bir güvence altına alınması, özellikle Cemiyet’in bazı şubelerine hafiyelerin sızmasına karşılık bunların hiç tehlikeye düşmemesi, önceden tasarlanmış ve mükemmel bir örgütlenmenin gerçekleşmiş olduğunu gösteriyor. Bu da mason localarının görevlerinin önceden saptanmasıyla mümkündü.” </span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn63"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[63]</span></a> </span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Jön Türk hareketi ilerleyen yıllarda İttihat ve Terakki hareketine dönüşmeye başladı. </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">İttihat ve Terakki Cemiyeti&#8217;</span><span style="font-size:x-small;">nin ilk nüvesi 1889&#8242;da Askeri Tıbbiye Mektebi&#8217;nde kurulan İttihad-ı Osmani Cemiyeti adlı gizli örgütle oluşturuldu.</span></span><span style="font-family:Tahoma;">[64]</span><span style="font-size:x-small;"><span style="font-family:Tahoma;"> Bu örgütün kurucularının (<strong>İshak Sükûti, İbrahim Temo, Abdullah Cevdet, Mehmed Reşid ve Hikmet Emin)</strong></span></span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn65"><span style="font-family:Tahoma;">[65]</span></a><span style="font-size:x-small;"><span style="font-family:Tahoma;"> tamamı masondu.</span> </span> </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"><span style="font-size:x-small;">Cemiyetteki teşkilatlanmadaki örneği de yüzyıl başında kurulmuş olan İtalyan Karborani pre-mason teşkilattır. </span><span style="font-size:x-small;">1889 öğretim yılından önceki devredeki yaz tatilinde <strong>İbrahim Temo</strong>, Napoli’de bir arkadaşıyla beraber bir Mason locasına gitmiş ve orada Karborani adlı örgütün teşkilatlanması hakkında bilgiler edinmişti.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn66">[66]</a> </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">“Carborani; önce İtalya’da, sonra da Fransa’da siyasî bir program dahilinde kilise etkisini yok etmeyi, yeni bir yönetim kurmayı ve tüm toplumsal kurumları laikleştirmeyi hedefliyordu.” <a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn67">[67]</a> </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">İlk dönemlerde “Terakki ve İttihat” adını taşıyan bu Jön Türk uzantısı teşkilat üzerinde Karborani etkisi, elemanların kodlanmalarında kesirli sayılar kullanılmasından da anlaşılır. Şöyle ki; her hücreye ve hücrelerdeki her üyeye birer sayı verilmektedir. Mesela, yedinci hücrenin dördüncü üyesi 7/4 olarak bilinmektedir. <strong>İbrahim Temo</strong> 1/1 numaralı üyedir. Böylece sadece kendi çevrelerindeki kimseleri tanırlar.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn68"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[68]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">“Cemiyete katılmak isteyen adaya, önce büyük bir sır açıklanacağı bildirilir ve güvenilirliği araştırıldıktan sonra yemin ettirilir. Bundan sonra, kabul safhası gelir. Üye adaylarının gözleri bağlanır, bilinmeyen bir odaya götürülür ve gözleri açıldığında aday kendini loş bir odada, kara maskeli üç yabancı karşısında bulur. Burada yemin eder, kılıca elini basar. Bu yeminde sırları gizleyeceği ve cemiyete ihanet edenleri, yakınları ve sevdikleri bile olsalar öldüreceği gibi hususlar vardır. Haberleşme kuryeler arasında sağlanır.<br />
Görüldüğü gibi bu tür bir katılım töreni Mason localarına katılım törenini andırmaktadır.<br />
İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katılırken edilen yeminde bulunan şu ibareler de dikkat çekicidir:<br />
‘Şimdiki hükümetin zulüm pençesine düşerek tutuklandığım halde dahi yine namusum üzerine yemin ederim ki, etlerimi kemiklerimden ayıracak bir işkenceye maruz kalacak olsam da Cemiyetin sırlarını ve üyelerden hiçbirinin ismini haber vermeyeceğim. Şayet bu sözü vermeme rağmen hıyanet içinde olursam, alçaklık edenlere nerede bulunursa bulunsunlar takibe memur edilen Cemiyet zabıtaları tarafından ve Cemiyet tarafından verilecek idam cezasına karşılık şimdiden kanımı helal eylerim, vallahi ve billahi.’ </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">H</span><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">areket, Askerî Tıbbiye öğrencileri arasında hızla yayılır. Kısa zamanda da İstanbul’daki diğer devlet okullarına süratle sızar.<br />
1892 yılı içlerinde, yani kuruluştan üç yıl sonra II. Abdülhamit Cemiyetten haberdar olur. İlk olarak okul komutanı <strong>Ali Saip Paşa</strong> görevinden alınır. Birçok öğrenci sorguya çekilir, bir kısmı gözaltına alınır. Ayrıca olayları protesto eden öğrencilerden bazıları da tutuklanır.<br />
Zamanla dernek, okul dışına taşar ve üye sayısı artar.<br />
Okullardaki faaliyetler sürmektedir, fakat fişlenmiş olan kıdemli öğrenciler kurtuluşu yurtdışına çıkmakta bulmuşlardır. 1894-1895 yılları arasında yurtdışına kaçan öğrencilerin çoğu Paris’te örgütlenirler. Bunların arasında Selanikli Nazım gibi okulu ve örgütlenmeyi yürütenler de vardır </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Bu arada, <strong>Ahmed Rıza</strong> isminde her yönüyle Batılı görünüşlü olan bir genç de Paris’e gelmiş, kısa bir sürede de İttihat ve Terakki’nin Paris şube başkanı olmuştur.”</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn69"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[69]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Mason olan <strong>Ahmet Rıza</strong> beyin önderliğindeki bu grup Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti adlı örgütü kurdu ve 1895&#8242;ten itibaren Osmanlıca ve Fransızca yayımlanan Meşveret adlı gazeteyi çıkarmaya başladı </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">1896&#8242;da yapılan kongrede, daha liberal ve İngiliz yanlısı görüşleriyle tanınan liberal Mizan gazetesinin editörü Dağıstan doğumlu <strong>Mizancı Murat</strong> <strong>Bey </strong>cemiyet başkanlığına getirildi.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn70"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[70]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">“1896 sonbaharında Jön Türk liderlerinden geri kalanların hepsi Cenevre ve Paris gibi Avrupa merkezlerinde toplanmıştı.<strong> </strong></span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"><strong>Mizancı Murat Bey</strong>, Cemiyetin merkez komitesinden, faaliyetlerini Avrupa’da sürdürme emri almıştır. Böylece Avrupa’ya gelir gelmez, <strong>Mizancı Murat Bey</strong>, <strong>Ahmed Rıza</strong> aleyhtarı üyelerin başına geçmiş, İ.T. Cemiyeti Cenevre kolu başkanı seçilmiştir </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Faaliyetler bu minvalde devam ederken, hiç beklenmedik bir gelişme olur: Avrupa’daki bütün İttihat ve Terakki mensupları Abdülhamit’e karşı savaştan vazgeçtiklerini açıklarlar.<br />
Temelden bir yöntem değişikliğine karar vermişlerdir. Ülke içinde yasal yollardan mücadele etmenin tek çıkar yolu budur. Bu tür bir geri adım, İstanbul’daki faal üyelere büyük bir şaşkınlık verir. </span></p>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">1897 yılında Jön Türk hareketinin çökertilmesinde  en büyük pay sahiplerinden biri <strong>Ahmed Celaleddin Paş</strong>a’dır. 1897 yılında Avrupa’ya gönderilen <strong>Ahmed Celaleddin Paşa</strong>, buradaki girişimleriyle cemiyeti pasifize etmeyi başarmıştır. Fakat cemiyet, Celaleddin Paşa’dan, Padişah’ın kendilerine bazı imtiyazlar tanıması için garanti istemiştir. Böylece başta <strong>Mizancı Murat Bey</strong> olmak üzere mücadeleden vazgeçerler. <strong>Mizancı Murat Bey</strong>, Ağustos 1897’de İstanbul’a geri döner.<br />
1897 yıkımı, örgüte büyük bir darbe vurur ve uzun süre kendine gelemez.”</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn71"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[71]</span></a></div>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"><strong><span style="font-family:Tahoma;">Siyonistler Atağa Geçiyor</span></strong> </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">“Padişahlık görevini yürüttüğü 33 sene boyunca masonlukla büyük mücadele veren <strong>Abdülhamid</strong>&#8216;e diğer bir tepki Siyonistlerden gelmişti. 1897 yılında ilk olarak siyasi bir yapıya sokulan Siyonizmin vazgeçilmez hedefi olan Yahudi devletinin sınırları Tevrat&#8217;ta şöyle tarif edilmiştir: </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"><br />
<em>&#8220;Ayak tabanınızın bastığı her yer sizin olacak. Sınırınız çölden Lübnan&#8217;dan ırmaktan, Fırat ırmağından Garp Denizine kadar olacaktır. Önünüzde kimse duramayacak, Allah&#8217;ın izniyle Rab size söylediği gibi dehşetinizi ve korkunuzu ayak bastığınız bütün diyar üzerine koyacaktır.&#8221;</em> (Tevrat, Tekvin Bölümü 12/25)<br />
Siyonistler kendilerine Tevrat tarafından vaad edilen bu topraklara ulaşmak amacıyla 19. yüzyıl sonlarında resmi girişimlere başladılar. </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">1897’de toplanan 1. Siyonist Kongresi&#8217;nde Yahudi lider <strong>Theodor Herzl</strong>, Yahudi devletinin sınırlarını şöyle açıklamıştı:<br />
Kuzey sınırımız Kapadokya&#8217;daki (Orta Anadolu) dağlara kadar uzanır. Güneyde de Süveyş Kanalı&#8217;na; sloganımız Davud ve Süleyman&#8217;ın Filistin&#8217;i olacaktır. “<br />
Basel&#8217;de yapılan ilk Siyonist kongrede çizilen hayali sınırlar Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun egemenliği altında bulunuyordu. </span></span></p>
<p><strong><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Theodor Herzl</span></strong><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> bu toprakları ele geçirmek için birçok kez İstanbul&#8217;a geldi. Bu yıllarda Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun ekonomik olarak zor durumda olduğu biliniyordu. <strong>Herzl,</strong> Sultan <strong>Abdülhamid</strong>&#8216;in bu zor durumundan yararlanarak Filistin&#8217;i para karşılığında ele geçirmek istiyordu. Fakat <strong>Abdülhamid</strong>&#8216;in tepkisi <strong>Theodor Herzl</strong>&#8216;in tahmin ettiği gibi olmadı.<br />
Filistin topraklarına göz dikince 1893 yılında beş milyon altın teklif eden Siyonistler Sultan Abdülhamid&#8217;den olumsuz cevap almalarının yanı sıra saraydan kovulmuş ve çıkarılan bir fermanla Filistin&#8217;e yerleşmeleri yasaklanmıştır.” </span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn72"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[72]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Sultan, Filistin&#8217;in tamamını arzı-i şahane ilan edip, bizzat şahsına bağlı bir orduyu Filistin&#8217;de vazifelendirdi. Kafkas ve Balkanlardan gelen bir kısım Müslümanları da Filistin&#8217;e yerleştirdi. </span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn73"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[73]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Abdülhamid&#8217;in bu kararlı tutumu üzerine Yahudilerin tek çıkış yolu onun iktidarına ivedilikle son vermek olacaktı. Herzl &#8220;Siyonizmin amaçlarına ulaşabilmesi için Osmanlı&#8217;nın dağılmasını beklemeliyiz&#8221; diyordu. Bunun için de ilk hedef Abdülhamid&#8217;in tahttan indirilmesiydi. Siyonistlerin <strong>Abdülhamid</strong>&#8216;e karşı mücadelesi de böyle başlamış oluyordu&#8230; </span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn74"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[74]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Siyonist Konferansı’nda 3 önemli karar alınır:<br />
- Sultan <strong>II. Abdülhamid </strong>en kısa zamanda tahtından indirilecek.<br />
- Osmanlı Devleti yıkılacak<br />
- 100 sene içerisinde Türkler (Müslümanlar) bütün idari mekanizmalardan uzaklaştırılacak, yani İslam yok edilecek.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn75"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[75]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Siyonistler Abdülhamit’i tahttan indirme istikâmetinde hareket ederek, İttihatçıların başlattığı muhalif cereyanı bütün güçleriyle sonuna kadar desteklemiş ve bilhassa da Mason örgütleri aracılığıyla onlarla açık bir işbirliğine girmişlerdir. </span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn76"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[76]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Basel’de yapılan istişarelerde Sultan <strong>II. Abdülhamid</strong>’in Tahttan indirilmesi ve Osmanlı’nın yıkılması projesinin yürütücüsü olarak, İtalyan Mason Locaları Üstad-ı Azam’ı Yahudi<strong> Emanuele Carasso (Emanuel Karasu)</strong> seçildi. </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"><span style="font-size:x-small;"><span style="font-family:Tahoma;"><strong>Carasso</strong> bu görevi aldığı zaman önce Selanik’e yerleşti. Çünkü incelemelerinin sonunda, orada İspanya’dan gelen ve çoğu Yahudilikten dönme olan insanlarla bu işi yürütebileceği kanaatine ulaşmıştır. <strong>Emanuele Carasso</strong> ortama uyarak, <strong>Emin Karasu</strong> ismini aldı. Bu işleri başarmak için öncelikle Selanik’te mason locası açtı ve İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni kurdu. Bölgedeki bütün tanınmış insanları, bürokratları ve devlet erkanını kandırarak hem mason yaptı, hem de İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne yerleştirdi.</span> </span> </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">O sıralarda Osmanlı’nın iç problemleri had safhadaydı. Basın yayının çoğu dönmelerin ve Yahudilerin elindeydi. Bunlar, <strong>Emanuele Carasso</strong>’ya yardım olsun diye İttihat ve Terakki Cemiyetini Osmanlı’nın kurtuluş reçetesi gibi gösteriyorlardı. Bu sebeple birçok Osmanlı aydını da ilk zamanları bu cemiyete üye olmuşlar ancak daha sonra “Yahudi oyununu” fark ederek cemiyeti terk etmişlerdir.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn77"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[77]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"><strong>II. Abdülhamid Han</strong> masonluğun ve ardından gelen Siyonizm tehlikesinin farkında olarak, mümkün mertebe faaliyetleri takip ettirip, tahribatına mani olmaya çalışıyordu.<br />
Örneğin, 1861 yılında okumuş Ermeniler tarafından Fransız büyük Maşrık&#8217;ına bağlı olarak İstanbul&#8217;da kurulan mason locası Ser (Ermenice sevgi demek) Mahfil&#8217;in tarihimizde büyük bir rolü vardır. <strong>Sadrazam Mithat Paşa, Sadullah Paşa, Namık Kemal, Şair Ziya Paşa, Şinasi, Ali Suavi</strong> ile <strong>Ali Haydar Bey</strong> hep bu mahfilin mensubu birer önlüklü masondular. Bu Ser locası S<strong>ultan Abdülhamid</strong>&#8216;in baskısına dayanamayarak 1892&#8242;de kapanmıştı.</span></span><strong><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn78"><strong><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[78]</span></strong></a> </strong></p>
<p><strong> </strong><strong><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Balkanlar Karışıyor </span></span></strong></p>
<p><strong></strong><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Arz-ı Mevud’u hedef seçerek bütün kollardan harekete geçen Siyonistler Balkanları da karıştırdı&#8230;  Sırp ve Bulgar çetelerini Osmanlıya karşı örgütleyip saldırttılar. </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Yunanlı Albay <strong>Leonidas Duvas’ın</strong> yukarıda bahsettiğimiz raporundaki şu ifadeler oldukça açıklayıcıdır: </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">“Teodor Herzl, Çarlığın “OHRANA” servisi vasitasiyle Makedonya’da 1893’de <strong>23 dereceli Farmasonlardan</strong> GÖÇE<strong> </strong>DELÇEF&#8217;in delaletiyle “V.M.R.O” (Viteşna Makedonska-i Odrinska Revolütsionna Organizatsiya) na­mında Balkanların en müessir anarşist teşkilâtını kurmaya muvaffak oldu, “V.M.R.O.” komitesi müstakil bir “Balkan Makedonya hükümeti” teşkil etmek gayesiyle kurulmuştu. Mezkûr komitenin liderliğini yıllarca Göçe Delçef yapmıştır. 1903’te Makedonya’da vücuda getirdiği ihtilâlde muvaffak olamamış ve Türk zabitleri tarafından öldürülmüştür. </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"><span style="font-size:x-small;">Göçe Delçef Türkler tarafından öldürülünce yerine yi­ne <strong>33 dereceli Farmasonlardan </strong>DAMYAN GURİYEF geç­miş ve arkadaşının intikamını almak için 2 Ağustos 1903’te ikinci bir ihtilâl hareketi tertip etmiştir. Anarşistler bir müddet için Makedonya’nın dağlık bölgelerine hâkim olmuşlar ve Kuruşova kasabasında müstakil bir Make­donya hükümeti kurmuş ve başta<strong> </strong>başvekilleri 33 dereceli </span>Farmason<span style="font-size:x-small;"> <strong>Nikola Karev</strong> olduğu halde, Kuruşova’daki «Ayı taş» mevkiinde üç bine yakın ihtilâlciyi müsademede kaybederek geçici bir zaman için tarih sahnesinden çe­kilmişlerdir. </span></span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Balkanlarda, Osmanlı Türk İmparatorluğunakarşı vakî olan tedhiş, terör, katliâm ve mahallî isyan hareketleriyle<strong> Pan Slavist hareketleri tanınmış Siyonist­</strong><strong>ler dikte etmişlerdir.</strong> <span style="font-size:x-small;">Balkanlarda, tarihte ilk defa Pan-Slavist doktrini tanzim edip tatbiki cihetine giden <strong>33</strong> </span>dereceli Farmason <span style="font-size:x-small;">Papaz <strong>GİYAVON KAVİÇ</strong>&#8216;dir. Bal­kanlarda “Slav Birliği” teorisi meşhur Farmason Slav papazı tarafından 1894’te va’z edilmiştir.</span></span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"><span style="font-size:x-small;"> </span></span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"><span style="font-size:x-small;">Siyonizm çok eski tarihî bîr nazariye olmakla beraber, metodlu faaliyetini sahneye, İkinci Sultan Abdülhamid&#8217;in saltanatta bulunduğu yıllarda koymuştur. İkinci Sultan Abdülhamid yılları, anarşistlerin, yer yer Yahudiler ve Farmasonlar tarafından teşkilâtlandırıldıkları yıllardır. Paris, Viyana, Londra ve Moskova’daki Farmasonlar, Balkanlardan ve Rumeli’den daha kat&#8217;î bir sonuç almak için, yeni yeni teşkilâtlar kuruyorlar. Bu </span>meyanda 33 dereceli Farmason <span style="font-size:x-small;"><strong>YANİ SANDASKİ</strong>’nin kurmuş ve yıllarca başında bulunmuş olduğu “İLİDEN” teşkilâtı da diğer teşkilâtlar gibi Türkleri yıllarca taciz etmiştir. Mamafih Nevyork’taki «</span><strong>B&#8217;nai B&#8217;rith</strong><span style="font-size:x-small;">» Siyonist kon­seyinin yine Makedonya’da kurduğu Varnalı felsefe dok­toru 33 dereceli Farmason <strong>Federaliç’</strong>in “Federalist” ko­mitesi de Türklere oldukça zayiat verdirmiştir. </span></span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Mezkûr yıllarda Bulgar erkânı harbiyesinin Makedonya’ya gönderdiği Farmason komitacılardan ve subaylardan<strong> Borides Sarafof, Mihailoviski</strong> ile <strong>Yahkof </strong>çok kor­kunç teşkilât vücuda getirmekle temayüz etmişlerdi. </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">İkinci Sultan Abdülhamid Han, yalnız hayalperest Jön Türklerle değil; Balkanlardaki yüzlerce anarşist teş­kilâtının mensupları, yüzlerce komitacı ile Çarlığın kış­kırttığı Slavcılarla zarurî bir mücadelede idi. Karşısında <strong>Farmasonların ve Yahudilerin idare etmekte oldukları “Entellijans Servisi” ile “OHRANA”nın binlerce tecrü­beli casusu </strong>İmparatorluğun vilâyetlerini için için kaynaştırıyor ve Meşrutiyet hareketiyle millî muhtariyet ve arkasından mutlak bir istiklâl elde etmek istiyorlardı.” </span></span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn79"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[79]</span></a></p>
<p><strong><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Jön Türkler Tekrar Canlanıyor </span></span></strong></p>
<p><strong></strong><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Bu arada, Jön Türk hareketinin yeniden canlanması, 1899’da <strong>Damat Mahmut Paşa</strong>’nın iki oğluyla birlikte Paris’e gelmesi ile olmuştur.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn80"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[80]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> II. Abdülhamid’in eniştesi olan <strong>Damat Mahmut </strong>(muhtemelen masondur), Bağdat Demiryolu imtiyazını İngilizlere söz verdiği halde Sultanın bu imtiyazı Almanlara vermesi üzerine darılıp oğulları <strong>Prens Sebahattin</strong> ile <strong>Prens Lütfullah</strong>’ı aldığı gibi Paris’e gelir.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn81"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[81]</span></a></p>
<p>“Çok geçmeden <strong>Damat Mahmut Paşa</strong>’nın ölmesi sonrasında oğlu <strong>Prens Sabahaddin</strong>(mason), Avrupa’nın değişik ülkelerinde bulunan Jön Türklerin bir araya getirilerek Paris’te bir kongre toplanmasını teklif eder. 1902’de ilk Jön Türk Kongresi yapılır.<br />
Bu toplantılarda genel olarak iki görüş ortaya çıkar:</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">-Birincisi, sadece yayın yoluyla ve propagandayla devrimin yapılamayacağıdır. Devrimi kendi yöntemlerine uygun olarak yürütebilmek için askerî kuvvetleri de devrim çalışmalarına katmak gerekmektedir. </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">-İkincisi, devrimi gerçekleştirebilmek için yabancı devletlerin yardımını sağlamak zaruridir. Bu öneri daha çok azınlık temsilcilerince yapılmıştır. </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">İki öneri de kongrede kabul edilmişse de, mason <strong>Ahmed Rıza</strong> ve ekibi yabancı devletlerin işe karıştırılmasına kesinlikle karşı çıkarlar. Bu yüzden Jön Türk Kongresi onları birleştireceğine ikiye böler. İki grup arasında tam bir rekabet başlar.<br />
<strong>Ahmed Rıza</strong> pozitivist ve Türkçü iken<strong>; Prens Sabahaddin</strong> ve çevresi adem-i merkeziyetçi, liberal ve bireyci görüşlere sahiptir.<br />
1906&#8230; Bu yıldan sonra Abdülhamit idaresine karşı yürütülen muhalefet iyice şiddetlenir.<br />
Bu yılın Eylül ayında yedisi subay, üçü sivil on memur “Osmanlı Hürriyet Cemiyeti”ni kurarlar. İçlerinde <strong>Enver, Talat</strong> ve <strong>Cemal Paşa</strong>ların da bulunduğu subayların büyük bir çoğunluğu bu cemiyete üye olurlar. 1908 darbesini asıl gerçekleştirecek olanlar, bu cemiyetin kadrosunda bulunan genç subaylardır.”</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn82"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[82]</span></a></p>
<p><strong><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Mustafa Kemal de İttihat Terakki’ye Dahil Oluyor</span></strong></p>
<p><strong></strong><br />
<span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Bu dönemde kurulmuş olan bir başka örgüt de <strong>Mustafa Kemal</strong> ve arkadaşlarının Yafa ve Kudüs’te kurdukları “Vatan Cemiyeti”dir. Bu cemiyetin üyelerinin büyük bir çoğunluğunu, Doğu Akdeniz’deki 5. Ordu subayları teşkil etmektedir.</span></p>
<p>Fakat üyeler, teşkilatın daha uygun bir yere taşınmasını düşünürler. Sonunda Selanik şehrinde karar kılınır. Burası kozmopolit bir yerleşim bölgesidir. Halkın çoğu Yahudi dönmesidir ve Masonluk burada çok yaygındır.</p>
<p>Bu iş için Selanik’e giden <strong>Mustafa Kemal</strong> 4 ay boyunca raporlar alır. Bu dört ay, Selanik’te faaliyetler içinde geçer, yeni subayların teşkilata kazandırılması çalışmaları yapılır,<br />
Selanik’te bir komite oluşturulduktan sonra <strong>Mustafa Kemal</strong>, Yafa’da aldığı görevin başına döner. Bunun ardından, tarihler 1907’yi gösterirken Mustafa Kemal tayinini Selanik’e aldırır ve 1908 ihtilalini hazırlayacak olan İttihat ve Terakki Cemiyeti 3. Ordu’yla temasa geçtiğinde de bu cemiyete üye olur.”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn83"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[83]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"><strong><span style="font-family:Tahoma;">Mustafa Kemal</span></strong> Şubat 1907&#8242;de cemiyete üye olmuş, 22 Eylül 1909 tarihinde Trablusgarp delegesi olarak cemiyetin genel kongresine katılmıştır.<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn84">[84]</a> Diğerleri gibi <strong>Mustafa Kemal</strong>’de bir masondur.<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn85">[85]</a> Bu hususu yazımızın 4. bölümünde geniş şekilde ele alacağız. </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">1907 Eylül&#8217;ünde Paris&#8217;te yapılan ikinci Jöntürk Kongresi&#8217;nde Jöntürk hareketi İttihat ve Terakki Komitesi adını alır. Teşkilat, Vatan ile bazı başka muhalif grupları da bünyesine katar. 1907&#8242;de toplanan II. Jön Türk Kongresi&#8217;ne tüm muhalif gruplarla birlikte Taşnaksutyun adıyla bilinen Ermeni Devrimci Federasyonu da katıldı. Bu kongrede, <strong>II. Abdülhamit</strong> yönetimine karşı bir ihtilal örgütlenmesi kararı alındı.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn86"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[86]</span></a></p>
<p><strong><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Jön Türklerin İki Üssü Paris ve Selanik </span></span></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Paris’teki Jöntürklerin, buradaki Mason localarına gittikleri bilinmektedir. <strong>Mustafa Turan</strong> bu bilgilere destek vererek, Paris ve Cenevre’deki Jöntürkler’in Fransa Maşrık-ı Âzamının himayesi altına girdiklerini yazmaktadır.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn87"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[87]</span></a></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"><strong>Abdülhamid Han</strong> da bu konudaki tespitini şöyle ifade ediyor: “<strong>Ahmet Celalettin Paşa</strong></span></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">&#8216;nın Mısır&#8217;da Ali Kemal Bey&#8217;den aldığı bir mektubu görmüştüm. Bu mektup her halde Yıldız evrakı arasında saklıdır. Kimin nereden para aldığını isim isim yazıyordu. Bu mektupta <strong>Dr. Abdullah Cevdet, Dr. İshak Sükuti, Dr. Bahattin Şakir, Dr. Nazım, Dr. İbrahim Temo</strong>&#8216;nun Fransız ve İtalyan localarına bağlı olduklarını ve bu locaların yardımı ile yaşadıklarını, hattâ memleketteki ailelerine dahi bu localar eliyle para gönderildiğini yazıyor ve bunların vesikalarını gönderiyordu.<br />
Avrupa&#8217;da, Mısır&#8217;da çeşitli namlar altında çıkan gazeteler ve buralarda gezinen gizli cemiyetin adamları, daha önce de söylediğim gibi, memlekete ciddi bir zarar vermediler. Fakat Mason Locaları, bütün takiplerimize rağmen, «İttihat ve Terakki»ye bağlı subayları harekete geçirince, bu âvâre insanlar birer bayrak haline geldiler. İşte Jön Türk&#8217;ler ve İttihat ve Terakki Cemiyetinin hikâyesi de budur.” </span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn88"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[88]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Bunları idare eden İngiliz Masonluğunun Fransız kanadı, Osmanlıyı yıkmak için herşeyi yapıyordu. Dönmelerin hakim olduğu Selanik&#8217;te teşkilatlandılar. Dörtlü bir slogan buldular. Bu sloganlar Fransız ihtilalini yapan Masonların sözleri idi: <strong>&#8220;Hürriyet, müsavat, uhuvvet ve adalet&#8221;, </strong>yani<strong> </strong>Özgürlük, eşitlik, kardeşlik ve adalet&#8230; Sloganlarını da Fransızca yazdılar. Liberte, Egalite, Fraternite ve Justice&#8230; Meşrutiyet yerine de Constitution (yapı, bina) kullandılar. Çünkü bu kelimeleri kullanmakla münevver(!) oluyorlardı. Bu duyguları istismar ettiler.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn89"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[89]</span></a></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">“Jöntürkler Selanik’te bulunan ve kapitülasyonlar nedeniyle dokunulmazlıklara sahip olan İtalyan, İspanyol ve Fransız localarının bulunduğu mekânlarda toplantılarını rahatça yapmaktaydılar ve bu localara kayıt olmakla II. Abdülhamid karşısında güvenliklerini daha da artırmaktaydılar. Dönemin şahitlerinden <strong>Kâzım Nâmi</strong> de benzer şekilde, locaların hareket için ne kadar önemli olduğunu şu şekilde ifade etmektedir: “Mason locası, toplantılarımızı gizlemeye vesile oluyordu.” </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Yine aynı şekilde Makedonya’da birçok kazada kaymakamlık yapan ve Jöntürk Hareketi’ne mensup olan <strong>Süleyman Kâni</strong> de Selanik’te Masonlar’ın harekete yaptıkları yardımlardan bahsetmektedir. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Benzer bilgileri <strong>Tahsin Paşa</strong> da hatıratında vermektedir. <strong>Tahsin Paşa</strong>’nın yazdığına göre, “Selanik’te mason cemiyetine mensup ve maruf bir takım zevatın bunlara yardım etmekte oldukları ve masonluğun gayet hafî ve fakat son derece kuvvetli teşkilatından ihtilâlciler çok istifade” etmişlerdir. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">İsmail Hami Danişmend, Jöntürk &#8211; Mason irtibatının çok farklı bir boyutuna işaret etmektedir. Posta-Telgraf Başkâtibi <strong>Talat Bey</strong>, Askerî Rüşdiye Müdürü <strong>Tâhir Bey</strong>, Fransızca öğretmeni <strong>Nakî Bey, Mithat Şükrü</strong> ve <strong>Ömer Nâci Bey</strong> gibi Jöntürkler özellikle de 1904 yılından itibaren Mason localarında propaganda faaliyetlerine başladıktan sonra Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’ni kurmuşlardır. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"><strong><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Şükrü Hanioğlu</span></strong><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> ise bu cemiyetin “iki önemli mason locası örgütlenmesine” dayandığını belirtmektedir. İleride görüleceği gibi, 1906’da kurulan Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’nin kurulması, 1908 ihtilâli yolunda çok önemli kilometre taşlarından biridir. İtalyan <strong>Iacovella</strong>, eserinde <strong>İsmail Hami Danişmend</strong>’in verdiği bu bilgileri destekler veya daha doğru bir tabirle tamamlar mahiyette şu ilginç nokta üzerinde durmaktadır:</span> </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">İtalyan masonluğunun Büyük Üstadı <strong>E. Nathan</strong>, yardımcısı <strong>E. Ferrari</strong>’yi, “Türkiye’deki locaların yirmi yıllık “uykularından” uyanmaları” ve bunları cesaretlendirmek için 1900 senesinin sonbaharında İstanbul, İzmir ve Selanik’e göndermiştir. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Bu ziyaretlerin ardından Makedonya locası yeniden canlandırılmıştır. Ferrari yıllar sonra vermiş olduğu bir konferansta, bu gezisi sırasındaki faaliyetlerini anlatarak, bunların neticesinde “Jön Türkler topluluğunun ajitasyon örgütünün ilk grubunun” kurulmuş olduğunu iddia etmiştir. <strong>İacovella </strong>bu bilgileri verdikten sonra kendi kanaatini belirtirken, Makedonya locasının canlanışı ile İttihâd ve Terakkî Cemiyeti’nin doğuşu arasındaki bağlantının “olayların ve belgelerin ışığında, hiçbir kuşkuya yer bırakmadığı” şeklindeki ifadeye yer vermektedir. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Ferrari’nin belirttiği “ajitasyon örgütü” 1906 da kurulan Osmanlı Hürriyet Cemiyeti olsa gerekir. Nitekim <strong>Şerif Mardin</strong>’in de Jöntürkler arasında “siyasî masonluk” konusuna 1906’da rastlandığını ifade etmesi, bu bilgilerle paralellik arz etmektedir.<br />
Bu yöndeki bilgilere bir destek de Alman <strong>Friedrich Wichtl</strong>’dan gelmektedir. <strong>Wichtl</strong>, Masonluk ve Masonlar’ın dünya siyasetindeki etkinliklerini ele aldığı kitabında Jöntürkler ve Jöntürk İhtilâli üzerindeki Masonlar’ın rolü hakkındaki şunları demektedir:<br />
“Jöntürkler Sultan II. Abdülhamid’i çoktan devirmeyi kararlaştıran Masonlar’dan yardım görmüşlerdi. Rahatlıkla çalışabilecekleri ve yardım alabilecekleri pek çok Mason locası Selanik’te bulunmaktaydı. Bunlar Avrupalı diplomatların koruması altındaydı. Jöntürkler, ihtilâli hazırlayabilmek için bu localara girmişlerdi. Loca üyeleri, Jöntürklerin gizli komitesini kuvvetlendirmişlerdi. </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Türk hükümeti, bu gizli faaliyetleri öğrenmesine rağmen, hafiyeler localara girme müsaadesine sahip olmadıkları için her hangi bir müdahalede bulunamıyorlardı. Jöntürkler, ihtiyaten İtalyan Elçiliği himayesinde olan İtalyan Büyük Şark locasına müracaat ediyorlardı. Bu arada pek çok Mason’un Jöntürk hareketine girmelerinden dolayı, <strong>İttihat ve Terakkî hemen hemen sadece Masonlardan oluşur hale gelmişti. Bunlar arasında en önemli yerleri Yahudiler işgal etmekteydi.</strong> Bu gerçeklerden dolayı “Giornale d’İtalia” Masonluğu Jöntürk Hareketi’nin ana merkezi olarak adlandırmaktaydı. Makedonya kolordusundan pek çok subay da Mason olmuşlardı.   </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Mason üstadlarından Kemalettin Apak, Masonluk’un, İttihâd ve Terakkî Cemiyeti’ne yapmış olduğu bu desteği “hizmet” olarak ifade etmektedir. </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Kemal Karpat ise Mason localarının ve Selanik’te meskûn olan Musevilerin İttihâd ve Terakkî’nin özellikle de<strong> “ideolojisi ve siyasetinin biçimlenmesinde”</strong> önemli rol oynadıklarını belirtmektedir.”</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn90"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[90]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Paris&#8217;te yayınlanan Le Temps gazetesinin 20 Ağustos 1908 tarihli sayısında, Selanik&#8217;teki iki önemli İttihatçı, yani <strong>Refik Bey</strong> ve <strong>Binbaşı Niyazi</strong> ile yaptığı röportajda verilen bilgiler, masonluğun bu hareket içindeki etkisini gösteren bir başka belgedir. </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Mülakatı yapan gazeteci İttihad-ı Terakki&#8217;nin 1905 ila 1908 tarihleri arasında masonluktan ne kadar yardım gördüğünü ve etkilendiği sorusuna verilen cevap ilginçtir ve şu şekilde özetlenebilir. “Masonluk ve bilhassa İtalyan masonluğu bize manen destek oldu. Selanik&#8217;te Müteaddit localar faaliyette idi. Hakikatte İtalyan locaları İttihat Terakki&#8217;ye yardımcı oldular ve bizleri korudular. Çoğumuz mason olduğumuz için genelde teşkilatlanmak için localarda toplandık. Üyelerimizi de genelde localardan seçmeye çalışırdık. Localardaki faaliyetlerimizden İstanbul şüphelenmeye başladı ve birkaç hafiye localara sızmayı başardı.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn91"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[91]</span></a></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">“<strong>Baruh Kohen</strong> adındaki <strong>Volter</strong>’ci, özgür fikirli bir düşünür, 1880′den 1905′e kadar, Selânik’te bir havari gibi, fikir özgürlüğü vaaz etti. Havariliğini bazı arkadaşları ile kurduğu, İskoç Ritine bağlı bir İtalyan mason locasında sürdürdü. Bu loca bir kaç yıllık faaliyetten sonra kapandı. 1901 Kasım’ında “Macedonia Risorta” adıyla yeniden açıldı ve her inançtan insanları içinde topladı. İttihat ve Terakki’ye yataklık eden loca budur.” </span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn92"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[92]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">İlhami Soysal da masonluk ile İttihatçılık arasındaki ilişkiye ayrıntılarıyla değinmiştir: “Selanik&#8217;teki Makedonya Rizorta Locası ve Veritas Locası başlangıçta içindeki Türkler azınlıkta olmasına karşılık giderek Türklerin denetimine geçmiş ve İttihat Terakki Cemiyeti&#8217;nin bir noktada kaynakları olmuşlardı. İttihat Terakki Cemiyeti&#8217;nin önderleri <strong>Talat Paşa, Mithat Şükrü Bleda, Kazım Paşa, Manyasizade Refik, Kazım Nami Duru,</strong> sonradan Muş milletvekili olan <strong>Binbaşı Naki,</strong> Drama Jandarma Komutanı <strong>Hüseyin Muhittin</strong>, Maliye müfettişi <strong>Ferit Aseo</strong>, Makedonya Rizorta locasındandırlar. <strong>Emmanuel Karasu</strong>, sonradan Bahriye nazırı olacak <strong>Cemal Paşa</strong>, <strong>Faik Süleyman Paşa, İsmail Canbolat, </strong>Gümülcine Mebusu <strong>Hoca Fehmi Efendi, Mustafa Doğan,</strong> sonradan Babıali baskınında vurulan <strong>Mustafa Necip</strong> ise Veritas locasında uyanmışlardır. Sonradan Sadrazam olacak Talat Paşa ile Binbaşa <strong>Naki Bey</strong> hem Makedonya Rizorta Locası&#8217;nda hem de bu Veritas Locası&#8217;nda çalışmalara katıldılar.”</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn93"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[93]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"><span style="font-size:x-small;">“Selânik’te, 1903 Yılında tek olan “Macedonia Risorta” nın yanına, 17 Eylül 1904′te Fransız “Veritas”, 1906′da İtalyan “Labor et Lux”, 1907′</span><span style="font-size:x-small;">de Yunan Büyük Doğusu’na bağlı “Philippos”, İspanyol Büyük Doğusu’na bağlı “Perseverencia” ve Romanya Milli Büyük Locasına bağlı “Steaoa Saloniculiu” locaları kuruldu.”</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn94">[94]</a> </span></span></p>
<p><strong><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Siyonistler ve Jön Türkler </span></span></strong></p>
<p><strong></strong><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">İttihat Terakki Cemiyeti&#8217;nde önemli bir etkiye sahip olan gruplardan biri Selanikli Yahudi kökenliler, yani dönmelerdi. Bu isimler Abdülhamid&#8217;i devirmek için uluslararası finans çevrelerinden yardım sağlamaktaydılar. </span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn95"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[95]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Siyonistler, Sultan <strong>II. Abdülhamid</strong>, Filistin&#8217;deki emellerinin önüne âdeta heykel gibi dikilip gerçekleşmesine müsaade etmeyince, <strong>Theodor Herzl</strong> liderliğinde onu tahttan indirme kararına varmışlar ve aynı amaç peşindeki İttihatçıların &#8220;1908 Meşrutiyet Hareketi&#8221; ile hemen arkasından tertipledikleri &#8220;31 Mart Vak&#8217;ası&#8217;nda&#8221; aktif görev alan unsurlardan birisi olmuşlardı. <strong>Abdülhamid, Herzl&#8217;i </strong>kovması münasebetiyle Başkâtibi Tahsin Paşaya söyledikleriyle sanki başına gelecekleri tahmin etmişti: &#8220;Göreceksin, beni bu adam devirecek. Eğer o deviremezse kimse beni deviremez.&#8221; </span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn96"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[96]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">İttihat ve Terakki üyesi <strong>Avram Galanti</strong> şunları anlatıyor:<br />
&#8220;<strong>Emaneul Karasu</strong>, Jön Türkler hareketine ilk iştirak edenlerden biri olmuştur. En mühim vazifesi, Selanik ile İstanbul arasındaki haberleşmeyi temin etmekti. Hükümetin hiçbir şekilde dikkatini çekmeden bunda muvaffak oldu ve cemiyete en çok hizmet edenlerden biri olmuştu. <strong>Nissim Ruso</strong> Jöntürkler ile münasebette bulunarak Siyonizm için çok büyük faydalı hizmetler ifa etmişti. <strong>Ruso</strong>, ahaliyi ihtilale devam etmek için ilan yaptırılanlardan biri, 23 Temmuz 1908&#8242;in sabahında bir kahveye giderek ahaliyi <strong>Abdülhamid</strong> aleyhine isyan etmeye açıkça davet eden ilk isyancı başı ve o günün akşamında ihtilal komitesinin arzularını tebliğ etmek için <strong>Hüseyin Hilmi Paşa</strong>&#8216;ya giden heyetin sözcüsü idi.&#8221;</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn97"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[97]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">“ &#8220;<strong>Rafael Benuziyar,</strong> bir Yahudi olup Selanik&#8217;te eczacı idi. Onun eczahanesi Jöntürkler&#8217;in mülakat yeri idi. Nitekim bu kişi vasıtasıyla haberler gelir giderdi. Sonra 22 Temmuz akşamı yani Meşrutiyet&#8217;ten bir gün evvel duvarlara bildiri yapıştıranlardan biri olmuştur&#8221; diyerek Selanik Yahudiler&#8217;in Jöntürkler üzerinde ne derece tesirli olduğunu ifade etmiştir. </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"><span style="font-size:x-small;"><strong>Avram Galanti</strong> bizzat kendi çalışmaları neticesinde Mısır&#8217;da Jöntürk hareketine destek verdiğini, bu cemiyetin İstanbul&#8217;dan kaçan Yahudiler&#8217;den teşükkül ettiğini ve isminin Mısır cemiyet-i İsrailiyesi olduğunu anlatıyor. Yahudiler Para ile satın alamadıkları topraklara, İttihad ve Terakki&#8217;nin kanunlarıyla burunları dahi kanamadan sahip oldular.” <a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn98">[98] </a></span></span></span></span></p>
<div><span style="font-size:x-small;">&#8220;Türk masonları o kadar gafildiler ki, her masonun kendi milletine hizmet ettiği gerçeğinden habersizdiler. Mesela Yahudiler Filistin&#8217;de bir Yahudi devleti kurmak için masonluğu bir alet olarak kullanıyorlardı. Bunların başı<strong> Emanuel Carasso</strong> idi. Rumlar da Envar-ı Şark = Doğu&#8217;nun ışığı isimli Bizans Devleti&#8217;ni canlandırmaya yönelik bir loca kurmuş ve siyasi faaliyete girmişlerdi. Ermenilerin kurduğu Ser Locası ise , Bağımsız Ermenistan için çalışıyordu. Beyrut&#8217;taki mason localarına gelince: buradaki localar Hıristiyanlar&#8217;in yönetiminde idi. Arap ayrılıkçı hareketini tahrik eden bunlar, Araplar&#8217;ı Hiristiyanlar&#8217;la birlikte Türk hakimiyeti ve despotizmine karşı mücadeleye çağırıyordu.”<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn99">[99] </a></span></div>
<p><strong>II. Meşrutiyet’in İlanı </strong></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Abdülhamid&#8217;e muhalif grupların arasında başı İttihat Terakki Cemiyeti üyeleri çekiyordu. İttihatçılar tarafından astırılan bildiriler <strong>Abdülhamid</strong>&#8216;e yapılan uyarılar niteliğindeydi. Bu bildirilerle <strong>Abdülhamid</strong>&#8216;e karşı savaş ilan edilirken, Makedonya ve Selanik&#8217;teki Mason localarının tam desteği alınmıştı. </span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn100"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[100]</span></a></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">1908&#8242;de İttihat ve Terakki yanlısı bazı subaylar Manastır ve Selanik kentlerinde ayaklandılar.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn101"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[101]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">II. Abdülhamid, 3 Temmuz 1908 tarihinde <strong>Resneli Niyazi Bey</strong>’in isyanıyla başlayan ihtilâl sürecinde birkaç başarısız karşı teşebbüsün ardından çok fazla direnmedi.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn102"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[102]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> G</span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">ereksiz yere kan dökmemek için</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn103"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[103]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> 24 Temmuz 1908&#8242;de Anayasayı yeniden yürürlüğe koymak zorunda kaldı ve II. Meşrutiyet’i ilan etti. </span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn104"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[104]</span></a></p>
<p align="left"><strong><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Abdülhamid</span></strong><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">, İttihatçıların tehditleri üzerine geri adım atmak zorunda kalmıştı. Çünkü bazı İttihatçılar, yanlarına Balkanlar&#8217;da yaşayan azınlıklara mensup askerleri alarak dağda kurdukları çetelerle devletin merkezleri olan Yıldız ve Babıali üzerinde baskı yapmaya başlamışlardı. İttihatçılar tarafından küstah bir dille çekilen telgraf neticesinde Abdülhamid&#8217;in Meşrutiyet&#8217;i ilan etmekten başka bir ihtimali kalmamıştı. Üstad-ı Azam <strong>Kemalettin Apak</strong>, bu olayın ayrıntılarını şöyle anlatıyor:<br />
“Serez&#8217;deki Makedonya Locası&#8217;nın azasından olan Serez mutasarrıfı <strong>Reşit Paşa</strong> kardeşimiz, Meşrutiyet ilanı günü Serez&#8217;den İstanbul Yıldız Sarayı&#8217;na, İkinci Sultan <strong>Abdülhamid</strong>&#8216;e telgraf çekerek &#8220;iki saate kadar Meşrutiyet ilan edilmediği ve cevap verilmediği takdirde ahali tebdili biat edecektir&#8221; demişti.<strong> Abdülhamid</strong> bu telgrafı alınca telaşlanmış ve müsvedde halinde olan bu cevabı tebyiz bile ettirmeden her tarafa telgraf çektirerek İkinci Meşrutiyet&#8217;i tamim mecburiyetinde kalmıştır (Türkiye&#8217;de Masonluk Tarihi, <strong>Kemalettin Apak</strong>, s.39).</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn105"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[105]</span></a></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">“1908 yılında Abdülhamid&#8217;e zorla kabul ve ilan ettirilen İkinci Meşrutiyet&#8217;in nurlu meşalesini tutan eller ve öncüler birer masondu&#8230;&#8221; sözleri de<strong> Kemalettin Apak’</strong>a aittir.<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn106"><strong>[106]</strong></a> </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-size:x-small;">Tanzimat hareketiyle büyük mesafe kat eden masonluk İkinci Meşru­tiyetle hedefine ulaşmıştır!</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn107"><span style="font-size:x-small;">[107]</span></a><span style="font-size:x-small;"><strong>Necip Fazil</strong> Bey rahmetlinin ifadesiyle: “Meşrutiyet, bir takım fikirsiz Makedonya kabadayılarının ruhuna gem takmış ve kör hamlelerini istismara yol bulmuş teşkilâtlı Yahudilik, Masonluk ve Dönmeliğin eseridir!..” <a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn108">[108] </a></span></p>
<p align="left"><span style="font-size:x-small;">Meşrutiyetin ilanıyla birlikte 1908&#8242;le 1914 arası İstanbul, emperyalistlerin, mason örgütlerini kullanarak birbirlerini yedikleri bir savaş alanına dönmüştür. <strong>Paul Dummout</strong> bu konuda şunları yazar: &#8220;Fransız Obediyansına bağlı biraderler kendilerini göstermekte gecikmediler. 24 Temmuz 1908’&#8217;de, yani anayasanın yeniden yürürlüğe girmesinden daha bir hafta geçmeden Prodos Locasının eski bir üyesi Marakyan, Grand Orient&#8217;a İstanbul&#8217;da bir loca’nın acilen kurulmasını dileyen bir yazı gönderiyordu. Orient&#8217;a gerekçe olarak da ihtilal hareketine İngiliz ve Almanların el koymasını gösteriyordu: “Mevcut Alman ve İngiliz locaları Türk gençliğine el koymadan önce onları Fransız bayrağı altında toplamanız gerekiyor. Alman politikasının kötü olduğunu bildikleri için canı gönülden iştirak edeceklerdir. Bu gençliğin bizim Doğu&#8217;nun ulusları içindeki büyük rolünü, gelişen yeni durumu göz önünde bulundurarak değerlendirmeliyiz&#8230; özgürlük ve yasal hakların özgürce kullanılması büyük bir sömürü alanı açacak. Fransa’nın bu ülkede (Türkiye) bir dakika kaybetmeden yerini alması gerekir&#8230; &#8220;<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn109">[109] </a></span></p>
<p align="left">1908 devrimi, büyük nispette Filistin emperyalizmi peşinde koşan Siyonizm&#8217;in de bir mahsûlüydü. Söz konusu tezi Yahudi kaynakları da te&#8217;yid etmektedir: &#8220;Türkiye&#8217;deki Meşrutiyet İnkılâbı&#8217;nı en çok alkışlayan ve destekleyen Siyonistler olmuştu.&#8221; &#8220;Filistin&#8217;deki Siyonistler, Yafa şehrinde mavi ve beyaz bayraklarla yürüyüş yaparak Jön Türk İhtilâli&#8217;ni kutlamışlardı.<br />
Meşrutiyetin ilanına  en fazla sevinenlerin başında da Siyonistler geldi. Zirâ, 1904&#8242;te ölen <strong>Herzl&#8217;</strong>in sağ kolu <strong>Max Nordau</strong>, buna şöyle tercüman olmuştu: &#8220;Eğer <strong>Herzl </strong>olsaydı, hürriyetin ilanı için &#8216;bu benim beraatım&#8217; derdi!” “<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn110"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[110]</span></a></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">“…24 ve 25 Temmuz’da Selânik’te yapılan büyük gösteriler sırasında bütün obediyanslara bağlı masonlar yan yana bayrakları ile sokaklarda yürümüşler ve herkesçe vatanın kurtarıcıları arasında alkışlanmışlardır. Aralarında en fazla alkış alanlar, başta <strong>Emanuel Carasso</strong> olmak üzere Macedonia Risorta locasının üyeleriydi. Programda <strong>Carasso</strong>’nun bir nutku da vardı”</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn111"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[111]</span></a></p>
<p align="left"><strong><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">İttihatçılar İşbaşına Geçiyor, Kaos Başlıyor </span></span></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Meşrûtiyetin îlânını tâkib eden günlerde birleştirici olduğunu îlân eden İttihatçılar, cemiyetlerinin ismini Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti olarak değiştirip, mason Prens Sebahaddîn grubunun mensub olduğu Teşebbüs-i Şahsî ve Adem-i Merkeziyet cemiyetiyle birleştiğini duyurdular. Partinin Selânik’teki merkez-i umûmî üyelerinden tamamı mason olan  <strong>Ahmed Rızâ, Talât, Hüseyin Kadri, Hayri, Midhat, Şükrü, Habib, Enver, İsmâil Hakkı, Dr. Bahaeddîn Şâkir</strong> ve <strong>Nâzım beyler </strong>hükûmetin faaliyetlerini gözetlemek üzere İstanbul’a geldiler. Tecrübesizliklerinden dolayı kabîneleri doğrudan doğruya kurmak yerine, kontrol altında bulundurmayı tercih ettiler </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">4 Ağustos 1908’de kurulan meşrûtiyetin ilk kabînesi olan <strong>Saîd Paşa</strong> hükûmeti, İttihat ve Terakkînin baskısına dayanamayarak 13 Ağustosta çekilmek zorunda kaldı </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">İkinci defâ kurulan <strong>Said Paşa</strong> hükûmeti ise beş gün dayanabildi. İttihat ve Terakki iktidar olmamıştı ama hükûmeti ve hükûmetin icrâatını kendileri tâyin ediyordu. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">21 Ağustosta İttihat ve Terakkinin baskısıyla Kâmil Paşa hükûmeti kuruldu. Hükûmetlerdeki istikrarsızlık, İttihat ve Terakkinin devlet otoritesini ve bütünlüğünü bozmaya yönelik faaliyetlerini fırsat bilen Bulgarlar, 5 Ekimde bağımsızlık îlân ettiler. Ertesi gün Avusturya, Bosna-Hersek’i ilhâk etti. 6 Ekim’de Girid, Yunanistan’a bağlandı. </span></span></p>
<p><strong><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">İttihat ve Terakki Bölünüyor </span></span></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Meşrûtiyetin îlânından sonra ülkeye dönen <strong>Prens Sebahaddîn</strong> Bey grubu, İttihat ve Terakki ile birlikte hareket etmeyi reddederek kendi görüşleri doğrultusunda faaliyet göstermeye başladı. 18 Ekim-8 Kasım 1908 târihleri arasında İttihat ve Terakkinin kongresi gizli olarak toplandı ve cemiyetin siyâsî fırka (parti) hâline geldiği îlân edildi. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Gayri müslim ve Türk olmayan unsurların da desteğiyle, 1908 yılı sonlarına doğru yapılan seçimi İttihat ve Terakki kazandı.”</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn112"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[112]</span></a></p>
<p align="left"><strong><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">İttihat ve Terakki Hükümet’e </span></span></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><span style="font-size:x-small;"><strong>Emanuel Carasso, Nesim Ruso, Nesim Mazliyah</strong> 1908 seçimlerinde Meclis-i Mebusan&#8217;a seçilmiş ünlü siyonist ittihatçılardı. Ve bu kişiler siyonistlerin Osmanlı şubesini de açan kişilerdi. <a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn113">[113] </a></span></span></span></p>
<div align="left"><span style="font-size:x-small;"><strong>Emanuel Carasso, </strong>Selanik&#8217;teki Mason locasının Üstad-ı A&#8217;zamı, İtalyan tabiiyetine bağlı bir Yahudi ve Osmanlı mebusu idi. Talat Paşa, Cavid ve Cahid Beyler ve benzeri kişileri mason usulü vaftizleyerek masonlaştıran adamdır. Siyonizm&#8217;e hizmet etmiş ve Osmanlı mebusluğu maskesi altında icra-ı faaliyet göstermiştir.<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn114">[114]</a></span></div>
<p align="left">17 Aralık 1908’de Sultan <strong>İkinci Abdülhamîd Han</strong>’ın konuşmasıyla yeni seçilen meclis-i meb’ûsan açıldı. Sadrâzam Kâmil Paşanın hükûmette bâzı değişiklikler yapması İttihat ve Terakkinin Bâbıâlî’ye karşı sert tepkiler göstermesi sebebiyle, İttihat ve Terakki ile Sadrâzam’ın arası iyice açıldı. 14 Şubat 1909’da meclis-i mebûsânda yapılan güven oylamasıyla, <strong>Ahmed Rızâ,</strong> <strong>Talat, Câvit</strong> ve <strong>Enver Bey</strong> gibi ittihatçıların faaliyetleri sonucu Kâmil Paşa hükûmeti düşürüldü. Sadrâzamlığa mason <strong>Hüseyin Hilmi Paşa</strong> getirildi.<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn115"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[115]</span></a><strong></strong></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Dünya Siyonist Teşkilatı başkanı <strong>David Wolfsohn</strong>, bu dönemde İstanbul&#8217;a gelerek İttihatçılar nezdinde,<strong> Abdülhamit</strong>’in koyduğu, Filistin&#8217;e göç yasağının kaldırılması yönünde girişimlerde bulunacak ve netîcede mason Sadrazam Hüseyin Hilmi Paşa, Mayıs 1909&#8242;da göç serbestiyetini tanıyacaktı. Mason-siyonist İttihatçılar <strong>Emanuel Carasso, Nesim Ruso, Nesim Mazlıyah</strong>&#8216;ın bu konuda büyük gayretleri olmuştu. Dahası, İttihatçıların başını çeken <strong>Ahmed Rıza, Enver Paşa, Talat</strong> ve <strong>Nazım Beyler</strong> de Filistin&#8217;e Yahudi göçünün Osmanlı&#8217;ya yarar sağlayacağı gibi garip kanaatler taşıyorlardı. </span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn116"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[116]</span></a></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Ahmet Rıza &#8220;Rusya&#8217;dan olsun, Romanya&#8217;dan olsun Yahudileri karşılamaya hazırız; yeter ki onlar sermayelerini alarak ülkenin ekonomisine katkıda bulunsunlar&#8221; </span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn117"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[117]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"> diyordu. </span></span></p>
<p><strong></strong><strong><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">31 Mart Hadisesi ve Abdülhamid’in Tahttan İndirilmesi </span></span></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Siyâsî rakiplerine karşı tedhiş yoluna başvuran İttihatçılar, Serbestî Gazetesi başyazarı <strong>Hasan Fehmi</strong>’yi Sirkeci Postahânesi yanında esrarlı bir şekilde öldürttüler. <strong>Hasan Fehmi</strong>’nin cenâze töreni İttihatçıların aleyhinde bir gösteri mâhiyetinde cereyân etti.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn118"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[118]</span></a><strong> </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">İttihat ve Terakkinin ordu içinde kendisine karşı olan, milletini, dînini ve vatanını seven subayları, orduda gençleştirme bahânesiyle tasfiye etmesi orduda huzursuzluklara yol açtı. Pâdişâha ve hilâfet makâmına karşı olan saygısız hareketleri de, sağduyu sâhibi Müslüman ahâlide nefret uyandırıyordu.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn119"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[119]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><br />
<strong>Derviş Vahdeti</strong>&#8216;nin yayımladığı ve yer yer <strong>Prens Sabahaddin</strong>&#8216;in ademi merkeziyetçi görüşlerine de yer veren Volkan Gazetesi, İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti&#8217;nin yayın organı durumuna geldikten sonra özellikle din adamları ve İttihat ve Terakki&#8217;nin uygulamalarından zarar gören alaylı subaylar üzerinde etkili oldu.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn120"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[120]</span></a></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><span style="font-size:x-small;">Bu gelişmeler üzerine İttihat ve Terakki, Pâdişâha sâdık Birinci Orduya güvenmeyerek Selânik’teki Üçüncü Ordudan avcı taburları getirtti.</span><span style="font-size:x-small;">[121] </span><span style="font-size:x-small;">Fakat şeriatı korumak adına İstanbul’a getirilen Avcı Taburları, ülkede Şeriat hükümlerinin uygulanmadığını, subayların dinlerine, imanlarına küfrettiklerini, “Askerin namazı talimdir” diyerek namazdan, “Pislik her yerinizden çıkmadı ya” diyerek gusülden men edildiklerini de görünce(!) 12 Nisan’ı 13 Nisan 1909’a bağlayan gece İstanbul’da subaylarına karşı ayaklanma çıkarttılar. (Rumi takvimle 31 Mart günü patlak verdiği için bu ayaklanma 31 Mart Olayı olarak bilinir) </span><span style="font-size:x-small;">. Sonradan öğrenileceğine göre bu isyancı askerilerin arasında kıyafetlerini değiştirip asker kılığına girmiş bazı dönme subaylar da yer almıştır. Enteresandır ki böyle bir kargaşa ortamında ortalığı yatıştıracak subayların hiçbirisi meydanda yoktur. Çünkü subay kadrosu içinde egemen olan İttihat ve Terakki’nin de istediği zaten böyle bir kargaşadır. </span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn122"><span style="font-size:x-small;">[122]</span></a></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">“Askerler kendilerine önderlik eden din adamlarının peşinde Heyet-i Mebusan&#8217;ın önünde toplandılar ve ülkenin şeriata göre yönetilmesini istediler. Yine ilginçtir ki, mason  <strong>Hüseyin Hilmi Paşa</strong> hükümeti de ayaklanmacılarla uzlaşma yolunu seçti ve hükümet üyeleri tek tek istifa etti. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Aradığı fırsatı bularak İstanbul&#8217;un denetimden çıktığını gerekçe gösteren İttihat ve Terakki asıl güç merkezi olan Selanik&#8217;teki 3. Ordu&#8217;yu harekete geçirdi.”</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn123"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[123]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">  Bulgar, Sırp, Yunan, Arnavud yağmacılar da Hareket Ordusu’nun içinde yer alıyordu. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Komutanı <strong>Mahmut Şevket Paşa</strong> olan bu orduda <strong>Mustafa Kemal</strong> de kurmay heyetinde görevli olarak bulunuyordu.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn124"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[124]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Oyunu sezen </span><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Sultan <strong>İkinci Abdülhamîd Han</strong> Müslüman kanı dökülmemesi için sıkı emir verir. 23 Nisan&#8217;ı 24 Nisan&#8217;a bağlayan gece İstanbul&#8217;a girmeye başlayan Hareket Ordusu kumandanları, doğru Yıldız Sarayı’na geldiler. Hazîneyi, asırlardan beri toplanmış olan kıymetli yâdigârları ve dünyânın en zengin kütüphânelerinden olan saray kitaplığını yağma ettiler.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn125"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[125]</span></a></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Ayaklanmanın bastırılmasından sonra sıkıyönetim ilan edildi ve ayaklanmacıların önderleri(!) divan-ı harpte yargılanarak ölüm cezasına çarptırıldılar. Muhalefet hareketi önemli kayıplara uğradı. Ama en önemli gelişme, Meclis-i Umumi Milli adı altında birlikte toplanan Heyet-i Mebusan ve Heyet-i Ayan&#8217;ın 27 Nisan&#8217;da II. Abdülhamid&#8217;in tahttan indirilmesini, yerine V. Mehmed&#8217;in geçirilmesini kararlaştırmasıydı.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn126"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[126]</span></a></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Abdülhamid’in tahttan indirildiğine dair kararı kendisine bildirmek için dört kişi belirlenir: Yahudi asıllı mason <strong>Emanuel Carasso,</strong> Arnavut ayrılıkçı <strong>Esat Toptani</strong>, Rum asıllı <strong>Aram Efendi</strong> ve mason olan <strong>Gürcü Arif Hikmet Paşa</strong>…</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn127"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[127]</span></a></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Tarihçilerin kaydettiğine göre bu tahttan indirme olayında II. Abdülhamit’in en çok gücüne giden olay, Halife-i Müslimîn olan bir padişaha tahttan indirildiğini, bir Yahudinin, bir Rumun, bir Arnavutun haber vermesidir. O padişah ki, birkaç yıl önce Yahudilerin, Osmanlı Devleti’nin tüm borçlarını silme karşılığında, Filistin’de yerleşme taleplerini reddetmiştir.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn128"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[128]</span></a></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">İttihat ve Terakki ileri gelenleri, Sultan İkinci Abdülhamîd Hanı lekeleyecek bir suç bulamadılar. Milletin, hükümdârı saydığını görerek öldürmeye de cesâret edemediler. Hemen o gece kurmay binbaşı <strong>Fethi Okyar</strong>’ın emrinde olarak trenle Selânik’e götürdüler. Oradaki Alâtini köşküne hapsettiler.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn129"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[129]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">İhtilâlci Masonluk böylece Osmanlı Devleti’nde de kazanmıştır. </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Hiç şüphe yoktur ki 31 Mart ayaklanmasını, <strong>Abdulhamid</strong>&#8216;e Filistin nedeniyle husumet besleyen Siyonistler, Yahudi kontrolündeki İngiltere ve mason locaları üzerinden kontrol ettikleri İttihat ve Terakki birlikte gerçekleştirmiştir. </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">1909 yılının Mayıs ayında, II. Abdülhamid Han’ın tahttan indirilmesinin hemen akabinde İtalyan Masonluğu üstad-ı Azamı Jön Türkler&#8217;e daha sonra Roma&#8217;da &#8220;Rivista Massonica&#8221; dergisinde tamamı yayınlanacak bir kutlama mesajı göndermiştir. O zamanın İtalyan Mason Locaları üstad-ı azamı <strong>Ettore Ferrari</strong>, Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nda meydana gelen değişimi büyük bir hayranlıkla izlerken şu sözleri sarf etmekteydi: &#8220;Selanik ve İstanbullu sevgili kardeşlerim, Masonlar&#8217;ın misyonunu fevkalade bir şekilde yerine getirirken, isminizi tarihe yazdınız.”</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn130"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[130]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Türkiye Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Locası Üstadı ve locanın resmi yayın organı Tesviye Dergisi&#8217;nin editörü <strong>Celil Layiktez</strong>, 2008 yılında dünya masonlarına &#8216;İslam Ülkelerinde Masonluk&#8217; başlıklı İngilizce bir makale yayınladı. Makalesinde, Osmanlı Devleti&#8217;nde masonluğun nasıl kökleştiğini anlatan <strong>Layiktez</strong>, 2. Abdülhamit&#8217;in tahttan indirilmesine giden süreçte masonların oynadığı rolü değerlendirerek &#8220;Hareket Ordusu, masonlar tarafından örgütlendi ve yönetildi&#8221; diye yazıyordu. <strong>Layiktez</strong>, ayrıca &#8220;Sultan Abdulhamit&#8217;e tahttan indirildiğini tebliğ eden heyettekilerin tamamı masondu&#8221; diyerek biraderleri adına darbeye sahiplendi.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn131"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[131]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Sultan Abdülhamid’in tahttan indirilmesinden sonra Selanik’teki Yahudi gazeteleri, ”Israil’i ezen” sultandan kurtuldukları için sevinçli yazılar yazdılar. Zira, <strong>Abdülhamid</strong>, Siyonist lider <strong>Theodor Herzl</strong>’in Musevilere kırmızı pasaport isteğini iki defa reddederek, siyonistlerin Filistin’deki emellerine mani olmuştu. Sultan <strong>Abdülhamid</strong>’in tahttan indirilmesinden sonra Hamburg’daki 9. Siyonist Kongresinde Yahudi başarısının doğurduğu sevinçle kutlanmıştı.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn132"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[132]</span></a></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">“31 Mart&#8217;ın sahneye konmasında en fazla çabayı, İttihatçıların &#8220;akıl hocası ve hâmisi&#8221; olan, Selanikli (Rizorta Mason Locasının Üstatı Azamı) Yahudi asıllı <strong>Emanuel Carasso</strong>&#8216;ya düşmüştü. Carasso&#8217;nun yüklendiği misyonla alakalı &#8220;Avcı Taburlarında Mızıkacı&#8221; olan görgü şâhidi Mustafa Turan, şu müthiş bilgileri vermektedir: &#8220;<strong>Emanuel Carasso</strong>, İtalyan Bankasından aldığı 400 bin liralık altını dört teneke içerisinde <strong>Metroviçeli</strong> (<strong>Necip Draga</strong>) isminde zengin bir adama vermiş, o da İttihat Terakki&#8217;den <strong>Eyüp Sabri Bey&#8217;e</strong> iletmişti. Bu para 31 Mart&#8217;ın tertibinde sarf edildi. <strong>Emanuel Carasso</strong>, bu hâdiseyi müteaddit defalar iftihar makamında, &#8220;<strong>Sultan Hamid</strong>&#8216;e 5 milyon altına yaptıramadığımız işi biz İttihatçılara 400 bin </span></span><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">liraya yaptırdık&#8221; diye övünmüştür.&#8221; </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"><strong>Cevat</strong><strong> Rifat Atilhan</strong> ise, Siyonistlerin 31 Mart&#8217;taki rolüyle ilgili şu mühim malumatı aktarmaktadır:  &#8220;New York&#8217;taki <strong>B&#8217;nai B&#8217;rith</strong> Servisi (Siyonist kuruluş), asıl ismi <strong>Grunzenburg </strong>olan <strong>Mikael Brodin</strong> ile 45 Siyonisti, 22 Şubatta İstanbul&#8217;a gitmek üzere yola çıkarmıştı ki, hoca kıyafetine girerek ihtilâlde en faal grup bunlar olmuştur.” “<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn133"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[133]</span></a> </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">İlk zamanlarda İttihad ve Terakki komitesi üyesi olan ve daha sonra onlara karşı cephe alan <strong>Miralay Sadık Bey</strong>, İttihadçıların safında olduğu dönemde İttihad ve Terakki komitesinin kongresine gönderdiği raporunda, &#8220;Sultan Abdülhamid&#8217;i hal&#8217; ettik ama bunun birkaç türedinin sivrilmesi ve halkın da yeni baştan bu türedilerin esiri olması için yapmadık. Bugün Siyonistler nazarında Osmanlı Devleti&#8217;nin çökmesi, hiç değilse Kudüs&#8217;ün ve Filistin&#8217;in bizden kopması istenmektedir. Masonlar da onlarla beraberdir. Buralarda bir Yahudi hükümeti kurmak istiyorlar&#8221;</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn134"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[134]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> diye feryat ediyordu ama ne çare ki ba’del harab-ül Basra.</span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">İttihad ve Terakki komitesi, İhtilalden sonra da geniş ölçüde Mason ve Yahudi karakterini muhafaza etmişti. Meclis&#8217;i Mebusan reisi <strong>Ahmet Rıza Bey</strong>&#8216;in yemin sırasında, Anayasının koyduğu &#8220;Allah&#8221; lafzını kullanmayı reddetmesi bunun tezüharüdür. </span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn135"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[135]</span></a></p>
<p><span style="font-size:x-small;"><span style="font-family:Tahoma;">Yahudi diasporasının Abdülhamid’e güttüğü kin o kadar derin ve köklüdür ki, Guantanamo’da aylarca esir kalan İbrahim Şen,kendisiyle yapılan bir gazete <span style="font-size:x-small;">söyleşisinde ilginç itiraflarda bulunarak Guantanamo’daki sorgulara İsrailli hahamların da katıldığını söylemişti. İbrahim Şen sorgulardan birisinde Yasef isimli bir Yahudi komutanın vücuduna elektrik verirken kendisine, <em>“Türk terörist, merak etme az kaldı. Irak, İran ve Suriye’den sonra sıra Türkiye’ye de gelecek. Kadınlarınız hizmetçilerimiz, erkekleriniz de kölelerimiz olacak. İstanbul’a geldiğimizde ilk olarak dedeniz Abdülhamid’in mezarını ateşe vereceğiz”</em> dediğini aktarıyor.<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn136">[136] </a></span></span> </span></p>
<p><strong><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">İttihat Terakki Terörü </span></span></strong></p>
<p><strong></strong><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Bu olaylar sırasında <strong>Hüseyin Hilmi Paşa</strong> istifâ edince <strong>Tevfik Paşa</strong> sadrâzam oldu. 31 Mart Vak’asından bir gün sonra Adana’da Ermeni ihtilâli oldu. Müslümanların mallarına, canlarına, ırzlarına saldıran Ermeniler; İttihat ve Terakkinin seyirci kaldığı hâdiselerde 1850 Müslüman-Türk’ü öldürdüler.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn137"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[137]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Halkın bir araya gelmesiyle Ermeni isyânı bastırıldı. Adana’ya vâli tâyin edilen İttihat ve Terakki ileri gelenlerinden mason <strong>Cemâl Paşa</strong> da, Avrupalılara şirin görünmek için Ermenilerle birlikte hareket ederek yüzlerce Müslümanı asıp kesti.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">31 Mart vakasından ve Sultan<strong> İkinci Abdülhamîd Han</strong>’ın tahttan indirilmesinden sonra duruma hâkim olan İttihat ve Terakki, bütün fırkaları lağvederek muhâlif olanları tevkif ettirdi. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">İki sene örfî idare (sıkı yönetim) ilan edilerek, darağaçları kuruldu. Askerî mahkemelerdeki subayların çoğu farmasondu. Bu arada hiçbir kabahatleri olmadığı hâlde, sâdece cemiyete karşı oldukları zannedilen birçok zâbit de tutuklanarak Bekirağa Bölüğüne hapsedildi.  Kendilerine göre suçlu görülenlerin yanında suçsuzlar da îdâm edildi. Eski devre âit devlet adamlarından pek çok kimse çeşitli yerlere sürüldü.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn138"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[138]</span></a></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">“Meclis’e verilen emirle çok sıkı bir basın kanunu çıktı ve Selanikli bir Yahudi Basın Bürosu Müdürü yapıldı. İstediği gazeteyi ”yeni rejimi tenkit -ki buna gericilik deniliyordu-” suçuyla kapatabiliyor, sahibini veya yazı işleri müdürünü askerî mahkemeye sevk edebiliyordu.<br />
Devlet tamamıyla Yahudi ve Masonların eline geçti. Osmanlı Telgraf Ajansı Bağdatlı bir Yahudi emrinde başlatıldı. Selanikli bir Yahudi’nin Adalet Bakanlığı’na danışman getirilme teşebbüsünde bulunuldu. İstanbul’daki İttihat ve Terakki Başkanı Selanikli bir Yahudi ve masondu. Başka bir Selanikli Yahudi mason belediye başkanı oldu. Mısırlı mason <strong>Prens Halim Paşa</strong>, belediye başkan yardımcısı oldu. Ayni zamanda eski polis teşkilatının yerine polis ve jandarmayı kontrol eden teşkilatın başına da Selanikli bir mason Yahudi getirildi.”</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn139"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[139]</span></a></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">İttihat ve Terakki erkânının devlet işlerini doğrudan doğruya ellerine almak istemeleri üzerine, 14 Nisan 1909’da Tevfik Paşa sadrâzamlıktan istifâ etti. Yerine <strong>Hüseyin Hilmi Paşa</strong> tekrar sadrâzam oldu. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">İttihat ve Terakkinin ileri gelenlerinden genç, tecrübesiz ve mâcerâcı <strong>Talat Bey</strong> de, bu kabînede dâhiliye nâzırlığına getirildi. İttihat ve Terakkinin keyfî baskılarına dayanamayan <strong>Hüseyin Hilmi Paşa, </strong>7 ay 24 günlük bir iktidârdan sonra tekrar istifâ etti. </span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn140"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[140]</span></a></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">“Bu arada eski İngiliz locası La Turquie’ye yeni yeni kişiler gelmeye başladı. Bu yolla bir İngiliz teşkilatına girdikleri telkin ediliyor, İngiltere kralının bu locayı desteklediği belirtiliyordu. İttihatçıların ordu üzerindeki nüfuzunu muhafaza edebilmesi için, subaylar, bilhassa genç subaylar mason yapılıyordu. Bu subaylar Makedonyalı <strong>Niyazi’</strong>nin doğum yeri olan Resne’den alınan isimle Resna locasına katılıyordu. Cemiyetin (İttihatçıların) milletvekili ve senatörlerinin çoğu ise İçişleri Bakanı <strong>Talat Bey</strong> ve Maliye Bakanı <strong>Cavit Bey</strong>’in mensup oldukları La Constitution locasına katılıyorlardı. Bazı muhalif milletvekilleri, bilhassa Araplar, kenara itildiklerini politik entrikalardan uzakta kaldıklarını fark edince Uhuvvet-i Osmaniye, Muhibban-ı Hürriyet gibi localara girdiler. Ayrıca Arnavtuluk’taki bir milyona yakın Bektâsî zaten masonluğa yakın teşkilat ve düşünce sahibi idi ve mason olma isteğini gerçekleştirdiler. İstanbul’daki ve diğer yerlerdeki bütün mason locaları, Selanik ve Makedonya’daki farmason ağı gibi temel olarak Yahudiler tarafından yönetilmektedir. Diğer unsurlar yoktur.”</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn141"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[141]</span></a></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Sultan ikinci Abdülhamid hanın tahttan indirilmesiyle din işlerine de fesat karıştı. İttihat ve terakki fırkasına kayıtlı olan cahiller, hatta masonlar, din işlerinde yüksek mevkilere getirildi. İlk iş olarak, sultan <strong>Abdülhamid Han’</strong>ın son Şeyh-ül-İslamı <strong>Muhammed Ziyaüddin</strong> <strong>efendi,</strong> vazifesinden alındı. Bu yüksek makama 1910’da <strong>Musa Kazım</strong><strong> efendi</strong> getirildi. Bu zat, koyu ittihatçı ve mason idi. Bunun gibi, İslamiyet&#8217;e uymayan hareketlerinden ve sapık yazılarından dolayı ikinci <strong>Abdülhamid Han</strong> tarafından Irak’a ve Fizan&#8217;a sürülmüş olan bölücü kimseler, İstanbul’a getirilip, kendilerine din işlerinde vazifeler verildi. Bu cahil ve partizan kimseler, bozuk, sapık din kitaplarının yazılmasına, yayılmasına, önayak oldular.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn142"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[142]</span></a></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Mason olan <strong>Musa Kazım</strong> Şeyhülislamlık görevine getirildiğinde Şair Eşref gerek Jöntürkler&#8217;e, gerekse İttihat ve Terakki Cemiyeti&#8217;ne Yahudi kökenlilerin hakimiyetini dile getirmek için çok anlamlı bir dörtlük söylemiştir. Bu dörtlüğünde şöyle diyor: </span></span></p>
<p align="left"><strong><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">&#8220;Avdetiler ile hükümetimiz,<br />
Benzedi devlet-i Yehuda&#8217;ya,<br />
Bab-ı fetvayı da çıfıtlık edip<br />
Verdiler en-nihaye Musa&#8217;ya&#8221;</span></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Açıklaması:<br />
&#8220;Hükümetimiz Dönmeler yüzünden, adeta Yehuda devletine dönüştü.<br />
Fetva makamını da Yahudilerin kontrolüne sokup, sonunda Musa&#8217;ya verdiler.&#8221; </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Sadâret makâmına getirilen Roma sefiri mason <strong>Hakkı Paşa</strong> kabînesinde, hareket ordusunun diktatör kumandanı <strong>Mahmûd Şevket Paşa</strong>, harbiye nâzırı olarak vazîfe aldı.<br />
Muhaliflerine karşı sert tedbirler alan ve tedhiş yollarına başvuran İttihat ve Terakki, Sadâ-yı Millet Gazetesi başyazarı <strong>Ahmed Samim</strong>’i de sokak ortasında öldürttü. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Sultan İkinci Abdülhamîd Hanın Balkan siyâsetinin esâsı olan Bulgar ve Rum kiliseleri arasındaki rekâbete son veren İttihat ve Terakki, güyâ Makedonya’daki unsurlar arasındaki ihtilâfı gidermek bahânesiyle kiliseler kânûnunu çıkardı. Netîcede Bulgar, Yunan ve Sırp unsurları arasında hiçbir ihtilâf bırakmayarak, bunların Osmanlı Devleti aleyhine Balkan ittifâkı kurmalarına yol açtı. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">1 Nisan 1910’da Arnavutluk ayaklanması çıktı; 9 Mayıs 1910’da da Girid meclisi, Yunan kralına bağlılık yemîni etti. </span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn143"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[143]</span></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="left"><strong><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Türk Büyük Locası Yeniden Yapılanıyor </span></span></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Meşrutiyet&#8217;in ilanından sonra masonların yapmış oldukları propagandalar sayesinde devlet kademesinde mason olmayanların Avrupa ülkelerinde itibar görmeyeceği inancı yaygınlaşmıştı.<strong> </strong></span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Ayrıca memleketin her yerine, Elazığ&#8217;dan Malatya&#8217;ya varıncaya kadar İttihat Terakki kanalıyla localar açılır olmuştu. Az zamanda yalnız İstanbul&#8217;da 24 loca açılmıştı. Bütün memleketteki locaların sayısı 58&#8242;e ulaşmıştı (Türkiye&#8217;de Masonluk Tarihi, <strong>Kemalettin Apak</strong>, s.39). </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Ancak mason localarında bir karmaşa vardı, yeniden düzenlenmesi gündeme geldi. </span></span></p>
<p><strong></strong><strong><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Yüksek Konsey’in Kurulması (Şurayı Ali Osmani): </span></span></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Eski ve kabul edilmiş İskoç Riti’nin bazı yüksek konseylerinin 1907 yılında Brüksel’de toplanan konvanında Osmanlı Yüksek Şurası’nın yeniden canlandırılması kararlaştırılmıştı ve gerekenin yapılması için Mısır Yüksek Konseyi görevlendirilmişti. Konsey ise Mısırlı Prens <strong>Aziz Hasan Paşa</strong>’yı yetkilendirmişti. Ayrıca Belçika Yüksek Konseyi üyelerinden <strong>Joseph Sakakini</strong> de <strong>Aziz Hasan Paşa</strong>’ya yardımcı olmak üzere görevlendirilmişti. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Meşrutiyetin ilanından sonra çalışmalarına başlayabilen <strong>Aziz Hasan Paşa</strong> ve <strong>Joseph Sakakini</strong>, ulusal alt yapıyı kurmak için çoğu Osmanlı Meclisi Mebusanı üyelerinden olan 12 yüksek dereceli masonun ritin 33 ve sonuncu derecelerini almalarını sağladı. 3 Mart 1909’da Şurayı Ali Osmani yeniden örgütlendi. “Amir-i Hakim-i Azam” (komandör) olarak <strong>Aziz Hasan Paşa</strong> seçildi. Diğer kurucular arasında <strong>Mehmet Talat Sai Paşa, Davit J. Kohen, Mithat Şükrü Bleda, Rıza Tevfik Bölükbaşı, Maliye Nazırı Mehmet Cavid, Fuat Hulusi Demirelli</strong> vardı. Böylece örgütlenmeyi sağlayacak ilk adım atılmış oldu. </span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn144"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[144]</span></a></p>
<p><strong><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Türk Ulusal Obediyansının Kurulması(Maşrık-ı Azam-ı Osmani): </span></span></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Yüksek Konseyin Ulusal Obediyansın kurulması Osmanlı Yüksek Şurasının çağrısıyla olmuştur. 1 Ağustos 1909 tarihinde yapılan toplantıya 7 yerli locanın temsilcileri ile İstanbulda çalışan yabancı locaların temsilcileri katılmış, Maşrık-ı Azam-ı Osmani kurulmuştur. Maşrık-ı Azam-ı Osmani bundan üç ay sonra da Şuray-ı Aliyi Osmani’ye bağıtlanmıştır. Bu anlaşma uyarınca Şuray-ı Aliyi Osmani, Maşrık-ı Azam-ı Osmani’yi masonluğun ilk üç derecesinde yapılacak çalışmaların tek düzenli ve egemen yönetici otoritesi olduğunu kabul etmiştir.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn145"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[145]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">   <strong> </strong> </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Maşrık’ı Azam-ı Osmani Heyeti&#8217;nde (Büyük Loca Yönetim Kurulu) görev alan bazı ünlü masonlar şunlardı: <strong>Talat Paşa</strong> (Büyük Üstat), <strong>General Galip</strong> (Büyük Üstat Yardımcısı-Kaymakam),<strong>Dr. Mehmet Ali</strong> (Büyük 1nci Nazır), <strong>Edvard De Nari</strong> (Büyük 1nci Nazır yardımcısı-Bisanzio Risorta Saygıdeğeri), <strong>Osman Fehmi</strong> (Büyük 2nci Nazır), <strong>Nadra Moutran</strong> (Büyük 2nci Nazır yardımcısı), <strong>Rıza Tevfik</strong> (Büyük Yasalar Sözcüsü), <strong>M. Noradungyan</strong> (Büyük Yasalar Sözcüsü yardımcısı), <strong>Osman Talat</strong> (Büyük Sekreter), <strong>Casanova Solon</strong> (Büyük Sekreter yardımcısı), <strong>Dr. Modiano</strong> (Büyük Hazine Üstadı), <strong>Dr. Suhami</strong> (Büyük Yardım Üstadı), <strong>Rafael Ric</strong>ci (Büyük Tören Üstadı), <strong>Algrante Viktor</strong> ve <strong>Tevfik Bey</strong> (Büyük Soruşturucular)</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn146"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[146]</span> </a> </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">İstanbul’da çalışan İngiliz Obediyansına bağlı masonlar ise Osmanlı Masonluğunun oluşum çabalarından rahatsız olmuş, hiç bir katkı sağlamamışlardır. 1. Dünya Savaşı sonrasında ise, Türk Locaların çalışmalarına gelmeyi de kesmişler, hatta İstanbul’da İngiliz Obediyansına bağlı locaların çalışmalarına da katılmaz olmuşlardır.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn147"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[147]</span></a></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Sebebi de, İngiliz-Yahudi ortaklığının yıllarca uğraşarak mason localarıyla İmparatorluğu kendi emperyal amaçlarına uygun bir konuma getirmeye çalışmasına rağmen hasatı Almanların kaldırmasıdır. İttihatçıların subay kadrolarının Alman politikalarını kendileri için ehveni şer görerek İngilizlere karşı tavır almaları, İngiliz masonlarının biraderlik ilişkilerini bir kenara atarak gerçek yüz ve niyetini ortaya çıkartmalarını sağlamıştır. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">İngilizler Osmanlı masonlarının bu tavrını tüm alanlarda yanıtladılar; bu yanıtlardan biri de Türk Suprem Konseyi (Yüksek Konsey) ile Büyük Locasını “düzensiz” sayarak <span style="text-decoration:underline;">tanımamalarıdır.</span>  Bu tavır Türk masonlarını dünya mason hareketinin dışında bıraktı ve yalnızlığa mahkum etti.   </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Türk masonları içine yuvarlandıkları yalnızlığı yıllarca belli etmemeye çalıştılar. İngilizlerin Türk mason örgütlerini “düzensiz” kabul etmelerinin biricik nedeni, İttihatçıların 1910&#8242;lardan sonra politika değiştirerek, İslâmcı ve Türkçü politikalara yönelmeleri, Teşkilat-ı Mahsusa ile Kuzey Afrika&#8217;dan Hindistan&#8217;a kadar geniş bir coğrafyada Anglosaksonları vurmalarıdır. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">İttihat Terakki içerisinde maliye nazırı <strong>Mehmet Cavit</strong>&#8216;in (Yahudi dönmesi) başa geldiği gibi bu politikaları değiştirmek istedi ise de bir şey yapamadı. İngilizler Türk masonlarını Türk Ordusunu denetleyemedikleri için cezalandırıyordu; Türk masonları kendilerine verilen temel görevi başaramamışlardı, cezalandırılmaları gerekirdi ve cezalandırıldılar. </span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn148"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[148]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"><strong><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Orhan Koloğlu</span></strong><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> bu noktada şu önemli tespiti yapıyor:</span> </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">“Masonluğun, fikirlerin popülarize edilmiş şeklinden ileri gidememiş olan İttihatçıların doktrin ihtiyacını ilk adımda karşılaması doğaldı. Gerçekten akılcılık, özgürlük, insanlık, kardeşlik ve hoşgörü İttihatçıların da işini görecek, Osmanlı’yı parçalamadan vatan ve devleti kurtarmanın formülü olabilecekti. Özellikle Masonluğun savaş ve şiddete karşıtlığı, İttihatçıların da işine uygundu. Böylece, “Anasır” arasında birleştiricilik, bütünleştiricilik rolünü üstlenebilirdi… Masonluğun temsil ettiği beynelmilelciliğin (Balkan Savaşı sayesinde) iflâsıyla “İttihad-ı Anasır” suya düşünce, İttihatçılara ulusçuluğa yönelmekten başka seçenek kalmadı.”</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn149"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[149]</span></a></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">İttihat Terakkideki Türkçülüğü Cumhuriyetle de bağlantılı olduğu için yazı serimizin 4. bölümde ele alacağız. </span></span></p>
<p align="left"><strong><span style="font-size:x-small;">Trablusgarp İtalyanlara Nasıl İkram Edildi? </span></strong></p>
<p align="left"><span style="font-size:x-small;">İtalyan masonlarının Türk masonlarla birlikte Libya&#8217;nın İşgalini hazırlamaları çok dramatiktir. ” 24 Temmuz 1908 devriminden hemen sonra, 33. Dereceden Büyük Üstat olan Yahudi kökenli <strong>Metr Salem</strong> adlı mason İtalya&#8217;ya gider. Orada Roma belediye başkanı olan; yine Yahudi kökenli 33. Dereceden mason<strong> Nathan</strong>&#8216;ın başkanlığındaki bir İtalyan heyetiyle gizli toplantılar yapar. <strong>Metr Salem</strong> İtalyan Hükümeti&#8217;nin ödediği on binlerce altın liranın bir kısmı ile İstanbul&#8217;a döner. Bu altın liraları kimlere dağıtır bilinemez ama <strong>Metr Salem</strong> istediklerini elde eder; çünkü İstanbul&#8217;da masonlar bir kez daha devleti işgal etmişlerdir. Trablusgarb’daki  askerlerin silahları tüfeklerine kadar tamir ve bakım için İstanbul&#8217;a getirilir; askerlerin de büyük bir kısmı Yemen&#8217;e gönderilir (Bu sırada, harbiye nâzırı olan <strong>Mahmûd Şevket Paşa</strong>’nın emriyle). Trablusgarb&#8217;da ağır silahları olmayan bir avuç asker hazır kalır; artık her şey hazırdır.  İtalyanların bile korkmadan savaşabileceği bir ortam hazırlanmıştır. Bu durumun doğuracağı yıkımı, durumu gören Trablus valisi ve komutanı <strong>İbrahim Paşa</strong> İstanbul&#8217;a anlatmaya çalışır ama sonuç alamaz. <strong>Şeyh&#8217;ül İslam Cemalettin Efendi </strong>anılarını derlediği kitabında bu olayı şöyle anlatır: &#8220;<strong>İbrahim Paşa</strong>, bu olaydan doğacak zararları İtalya&#8217;nın Trablusgarb  hakkındaki niyet ve teşebbüslerini bütün açıklığıyla harbiye nezaretine duyurarak oradaki askerin naklinin, Trablusgarb &#8216;ın İtalyanlara tesliminden başka bir şey olmayacağını bildirdi, feryat ettiyse de kimseye dinletemedi.<strong>Polazzo Guistiniani</strong>&#8216;nin (İtalyan Mason Topluluğu) Büyük Üstadı <strong>Ettore Ferrari</strong> 1908 devrimini kutlar bayram yaparken, ihtilalcilere ve Türk halkına Rivista Massonica (Mason Dergisi) övgüler yağdırmış, masonların Türklere yaptığı iyilikleri sayıp dökmüştü. İki buçuk yıl sonra 33. Dereceden mason İtalyan Meşrikı Azamı aynı <strong>Ettore Ferrari</strong>, İtalyan askerlerinin Trablusgarb&#8217;a çıkarma yaptıkları, İtalya ile Osmanlı İmparatorluğunun savaşa girdiği 29 Eylül 1911 tarihinde gene bir bildiri yayınlıyor ve şunları söylüyordu:&#8221;Vatanın renkleri (bayrak) Trablusgarb&#8217;a doğru yelken açıyor. Yöneticilerin icraati hakkında tüm biraderlerin her zaman saygılı olan kişisel düşünceleri ne olursa olsun, ülkenin büyüklük, güçlülük ve özgürlük idealini her şeye yeğleyen masonluğun görevi sivil egemenlik ve insancıl gelişme mücadelesinde görev alan üç renkli bayrağımızın zafer güneşiyle kucaklaşmasını umarak, dingin bir ruh ve sağlam bir vicdanla olayların gelişmesini beklemektir. &#8220;<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn150">[150] </a></span></p>
<p align="left">Ve bir not: İtalyanların harb îlânını bildiren ültimatomu geldiğinde, İttihatçıların hâriciye nâzırı, İtalyan sefîri ile satranç oynamaktaydı.<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn151"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[151]</span></a></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Trablusgarb da bu şekilde elden gider. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">***<br />
İşbaşında bulunduğu sürede; Çırağan Sarayı yangını, Bâbıâlî yangını, Arnavutluk İsyânı, Girid’in Yunanistan’a iltihâkı, Tarblusgarb’ın İtalyanlarca işgâl edilmesi gibi felâketlerin vukû bulduğu mason Sadrazam<strong> Hakkı Paşa</strong>, 29 Eylül 1911’de istifâ etmek zorunda kaldı. Yerine Âyan Reisi <strong>Küçük Saîd Paşa</strong> sadrâzam oldu.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn152"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[152]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><strong>Muhalif Parti: Hürriyet ve İtilaf Fırkası</strong></span><br />
<span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">İttihat ve Terakkinin içeride uyguladığı partizan ve baskıcı, dışarıda uyguladığı tâvizci politika sebebiyle muhâlefet gittikçe büyüdü. 1911 yılı başlarında kendi içinde meydana gelen Hizb-i cedîd hareketi de muhâlefete katıldı. 21 Kasım 1911’de bütün muhâlefet gruplarının ve fırkalarının bir araya gelmesiyle Hürriyet ve Îtilâf fırkası kuruldu. Kurulmasından yirmi gün sonra girdiği İstanbul’daki mebus seçiminde başarı göstermesi, İttihat ve Terakkiye karşı muhâlefetin güçlendiğini ortaya koydu. Meclis-i meb’ûsân’daki hâkimiyetin elinden çıkmakta olduğunu gören İttihat ve Terakki, kânûn-i esâsîde değişiklikler yaparak hükûmetin yetkilerini artırmak çabasına girdi. Hükûmetle meclis-i meb’ûsânın arası açılınca, meclisde güven oyu alamayan hükûmetler ard arda istifâ etmek zorunda kaldı. Bu bunalım sebebiyle meclis-i meb’ûsân feshedilerek tekrar seçime gitme karârı alındı.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn153"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[153]</span></a></p>
<p><strong></strong><strong><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">1912 Seçimleri </span></span></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">“Sopalı seçimler” diye bilinen ve İttihat ve Terakkinin çeşitli tedhiş hareket ve hîleleriyle yapılan 1912 seçimlerinde, çoğunluğu yine İttihat ve Terakki elde etti. Mecliste ekseriyeti elde eden İttihat ve Terakki, hükûmete kendi adamlarını getirmek sûretiyle baskıyı iyice arttırdı.<br />
Muhâlefetin desteğiyle, ordu içinde İttihat ve Terakkiye karşı olan subaylar tarafından Halâskârân-ı Zâbitân Grubu kuruldu. Bu grub, hükûmete gizli tehdid ve baskılar yapınca, 16 Temmuz 1912’de Saîd Paşa sadrâzamlıktan istifâ etti. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Bu sırada meydana gelen bâzı iç ve dış hâdiseler yüzünden yıpranan ve güçten düşen İttihat ve Terakki iktidâra tâlib olmayınca, 21 Temmuzda mason localarının kontrolünde olan Bektaşiliğe müntesip <strong>Gâzi Ahmed Muhtar Paşa</strong> hükûmeti kuruldu.<br />
Aslında İttihat ve Terakkiye karşı bir tepki hükûmeti olan <strong>Gâzî Ahmed Muhtar Paşa</strong> hükûmeti, bu fırkaya karşı gittikçe sertleşti. Bir bahâneyle meclis-i meb’ûsânı feshettirdi.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn154"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[154]</span></a></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Bu sırada meclis dışında kalan İttihat ve Terakkinin tahrik ve teşvikleriyle “Harp İsteriz!” diye gösteriler başladı. </span></span></p>
<p align="left"><strong><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Balkan Harbi Felaketi </span></span></strong></p>
<p><strong></strong><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">“Osmanlılar, Trablusgarb’ta savaşırlarken, Sırbistan’ın başkenti Belgrat’taki Rus elçisi harekete geçerek, Balkanlarda Osmanlı Devletinin elinde kalan son toprak parçalarının Sırbistan ile Bulgaristan arasında paylaşılması için teşebbüste bulundu. Buna karşılık Sırbistan, Bulgaristan’ı bir tarafa iterek kendi menfaatlerini temin için Babıali ile anlaşmaya uğraşıyordu. Balkan devletleri arasındaki menfaat çatışmalarından gafil olan zamanın İttihat ve Terakki hükümeti, Sırbistan’ın bu çok müsait teşebbüslerine aldırış bile etmedi. Üstelik, İkinci <strong>Abdülhamid Ha</strong>n&#8217;ın Balkan ülkelerinin birleşmesini önlemek için tahrik ettiği kilise ihtilafı, çıkarılan ittihad-ı anasır kanunuyla halledildi. Bu durum ise, Bulgaristan ve Yunanistan’ın arasındaki ihtilafı çözdüğü için, şimdi her ikisi için de ortak düşman Osmanlı Devleti olmuştu. Neticede kısa bir müddet için önce Sırbistan ve Bulgaristan arasında kurulan ittifaka Karadağ ve Yunanistan da katıldı. Böylece Balkanlarda Osmanlı Devletine karşı harekete geçme hazırlıkları tamamlanmış oldu. </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Bu sırada Türk ordusu subayları iki partiye ayrılmış durumdaydı. Hükümet ise, Rusların Balkanlarda savaşa müsaade etmeyeceği hususundaki yalan teminatına inanmıştı. Nitekim Sofya elçiliğinden hariciye nazırı olan <strong>Asım Bey</strong>, 15 Temmuz’da, Meclis-i Mebusan&#8217;da; “Balkanlardan imanım kadar eminim!” tarihi cümlesini ihtiva eden bir nutuk söyleyerek, harp ihtimalinin bulunmadığını iddia etmişti. Ayrıca <strong>Asım Beyin</strong> yerine gelen yeni Hariciye Nazırı Ermeni <strong>Gabriel Noradingiyan</strong> da Rusya’nın teminatının kesin olduğunu hükümete bildirmişti. Bu inandırıcı teminatlar neticesinde Rumeli’ndeki en iyi 120 tabur asker terhis edilmişti. </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Balkan devletleri ittifaktan sonra Osmanlı Devletine isteklerini bildirdiler. Bu ittifaktan haberi olmayan İttihatçılar, yukarıda belirttiğimiz gibi savaş için yüksek öğrenim talebesini kışkırtarak, Babıali önünde “Harb” diye bağırtmış ve hükümet aleyhinde nümayiş yaptırmışlardı. Harbin kolay geçeceğini zannediyorlardı. Halbuki müttefikler, Türkiye’ye karşı uygulayacakları savaşı ve taksim projelerini en ince teferruatına kadar tespit etmişlerdi. </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">8 Ekim 1912’de Karadağ Prensliği, Osmanlı Devletine savaş açtı. Onu 18 Ekim’de Bulgaristan ve Sırbistan, birkaç gün sonra da Yunanistan takip etti. </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">İkmal ve Levazım Teşkilatının bozulduğu Osmanlı ordusu, seferberliğini çok geç yapabildi. Terhis edilip Anadolu’ya gönderilen 120 taburu, savaşın sonunda bile yeniden silah altına alamadı. </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Savaşı idare kabiliyetinden mahrum <strong>Nazım Paşa</strong>’nın hiçbir hazırlığı olmayan orduyu, hemen Bulgarlara karşı taarruza geçirmesiyle hezimet başladı ve artık arkası alınamadı. Osmanlı orduları, Bulgarlara karşı bütün Trakya’yı bırakarak, Çatalca’ya kadar çekilmek zorunda kaldığı gibi, Sırbistan’a karşı Kumova&#8217;da yenilmişti. 6 Kasım’da Preveze’yi alan Yunanlılar, büyük kuvvetlerini Selanik üzerine gönderdiler. Selanik’i savunmakla görevli jandarma paşası Tahsin Paşa, tek silah atmadan, muazzam kolordusunu bütün silahları ile beraber Yunanlılara teslim etti. Bütün Kuzey Arnavutluk da Sırp-Karadağlılar tarafından işgal edildi. </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Selanik’in düşmesinden 8 gün önce, artık “Hakan-ı sabık” diye anılan Sultan <strong>İkinci Abdülhamid Han</strong>, İstanbul’a getirilmişti. Sultan <strong>Abdülhamid Han</strong>’ı Selanik’ten almaya, nazırlarından <strong>Vezir Damat Germiyanoğlu, Arif Hikmet</strong> ve <strong>Damat Çavdaroğlu Mehmed Şerif paşalar</strong> gitmişlerdi. Sultan <strong>Abdülhamid Han</strong>&#8216;ın, muhafızlarının yanında, ikisi de bilgin ve değerli eserler sahibi damatlarıyla konuşması meşhurdur. Gazete okuması yasak olduğu için, kulaktan aldığı bilgi dışında, siyasi durumu etraflı bir şekilde bilmeyen “Sabık Hakan”, dört Balkan devletinin ittifakına ve bu ittifakın haber alınmamasına hayret etmiştir. Makedonya’da kiliseler meselesinin İttihatçılar aracılığıyla ortadan kaldırıldığını öğrenince, Balkanların ittifakını bununla izah etmiş, fakat ittifakın öğrenilmesi karşısında elçilerin, ataşelerin ne iş yaptıklarını sormuştur. “Allah, bu hallere sebep olanları, Kahhar ismiyle kahretsin; devleti batırdılar!” diyerek büyük bir teessürle gemiye binmiştir. </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Selanik’i ele geçiren Yunanlılar, daha sonra Ege adalarından Bozcaada, Limni, Somatraki ve Taşoz adalarını işgal ettiler. </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">22 Ekim 1912 tarihinden beri Şükrü Paşa kumandasında Edirne’yi müdafaa eden Osmanlı birlikleri, İstanbul ile bağlantı kesik olduğu için silah, mühimmat noksanlığı ve açlık gibi sebeplerle teslim olmak zorunda kaldılar. </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Üst üste gelen mağlubiyetler üzerine Osmanlı Devleti, Bulgaristan’a müracaat ederek ateşkes istedi. Böylece 3 Aralık 1912’de imza edilen ateşkes antlaşması (mütareke) ile silahlı çatışma durmuş oldu. “</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn155"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[155]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Ordunun siyâsete sokulması ve subayların İttihatçı-îtilâfçı olarak ikiye bölünmesi yüzünden Osmanlı ordusu Balkan Harbinde bütün cephelerde kısa zamanda yenilgiye uğramıştı. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Kısa bir müddet sonra <strong>Gâzi Ahmed Muhtar Paşa</strong>’nın sadrâzamlıktan istifâ etmesi üzerine <strong>Kâmil Paşa</strong> hükûmeti kuruldu.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn156"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[156]</span></a></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">2500 yıllık Türk tarihinin büyük felaketlerinden biri olan Balkan  Savaşında Türkler, Anadolu’dan sonra ikinci anayurt haline gelmiş olan Rumeli’ni 550 yıl sonra bıraktılar. </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">93 Harbi &#8216;nde görülen göç ve göçmen felaketinin daha şiddetlisi, Balkan Harbinde cereyan etti. Yüz binlerce Türk, bütün varlıklarını bırakarak, eriye eriye, İstanbul’a eriştiler ve Anadolu’ya dağıldılar. </span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn157"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[157]</span></a></p>
<p align="left"><strong><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">İttihat ve Terakki Darbe Yapıyor </span></span></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Yeni hükûmet döneminde Balkan Harbinin felâketi netîceleri devâm etti. <strong>Kâmil Paşa</strong> hükûmetinin de aleyhinde propaganda yapan İttihat ve Terakki, normal yollardan iktidâra gelemeyeceğini anlayınca hükûmete karşı darbe plânladı. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">23 Ocak 1913’de Bâbıâlî baskını diye bilinen kanlı bir baskın düzenleyerek iktidâra el koydu. Sadrâzam <strong>Kâmil Paşanın </strong>zorla istifâ ettirilmesi üzerine, İttihatçı olan <strong>Mahmûd Şevket Paşa</strong> (mason) sadârete getirildi. Her işte kendi bildiğine göre hareket eden <strong>Mahmûd Şevket Paşa</strong> da, 11 Haziran 1913’te İttihatçılar tarafından meçhul bir şekilde öldürtüldü. <strong>Mahmûd Şevket Paşa</strong>’nın ölümünden sonra yine mason olan <strong>Saîd Halîm Paşa</strong>’nın sadrâzam olmasıyla İttihat ve Terakki tam iktidar oldu. İttihat ve Terakkiye faal olarak bizzât hizmet eden <strong>Saîd Halim Paşa</strong>  hükûmetinin bütün üyeleri İttihatçı idi. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"><strong>Saîd Halîm Paşa</strong>’nın 3 sene 7 ay ve 23 günlük ve bunun yerine gelen <strong>Talat Paşa</strong>’nın bir buçuk senelik sadâret zamanlarında memleket karmakarışık oldu. Herkes ölüm ve hapis korkusu içinde yaşadı. Can, mal ve nâmus emniyeti kalmadı. İslâm düşmanlığı moda olmaya başladı.</span></span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn158"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[158]</span> </a> </span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><span style="font-size:x-small;"><strong>İttihat ve Terakki’nin Osmanlıya Son Darbesi: Dünya Harbine Giriş</strong></span></span></span></p>
<div align="left"><span style="font-size:x-small;">Bu arada dünya bir savaşa gidiyordu. 1910 yılında bütün dünya İngiltere ve Fransa&#8217;nın Yahudi sermayedarların desteği ve teşviki ile büyük bir savaşa hazırlandıklarını biliyordu. </span></div>
<p align="left">İngilizler, Fransızlar ve Ruslar yaygın ve büyük bir savaşa çok önceden karar vermişlerdi ve Osmanlı toprakları üzerindeki kendi egemenlik bölgelerini belirlemişlerdi; Osmanlı istese de istemese de savaşa girecekti.<a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn159"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[159]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Özellikle <strong>Abdülhamid</strong>’in hilâfet müessesesini fevkalâde bir maharetle gerçek fonksiyonuna oturtması, bir sömürgeler imparatorluğu olan İngiliz İmparatorluğu’nu oldukça rahatsız etmiş ve kendisini de, İslâm’ı da, hilâfet müessesesini de onlar için birinci hedef haline getirmiştir. Son bir–bir buçuk asırda petrolün çok büyük önem kazanması ve onun da ekseriyetle Müslüman topraklarında bulunması bu rahatsızlığı katlamıştır.”</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn160"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[160]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> İngilizler ve Yahudiler Osmanlı topraklarındaki petrolü ve Filistin&#8217;i istiyorlardı ve yarım yüzyıldır mason örgütleri yoluyla Osmanlı içinde büyük bir titizlikle çalışmalar hazırlamışlardı.” </span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn161"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[161]</span></a></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">“Dolayısıyla, petrol adına çıkarılan Birinci Dünya Savaşı’nda İngilizler için Osmanlı Devleti’nin yenilip dağılması hayatî önem arz ediyordu. Bu konuda, <strong>Lloyd George</strong>’un yazdıkları yeterince fikir veriyor: “İngiliz İmparatorluğu için Türkiye ile savaşın özel bir önemi vardır. Osmanlı halifesi, İslâm dünyasının başı idi ve İngiliz İmparatorluğu içinde her yerden fazla Müslüman bulunuyordu. Bu yüzden, bizim Türkiye ile savaşımız nazik bir işti. Türk İmparatorluğu, bizim Doğu’daki büyük ülkelerimizin (Hindistan, Birmanya, Malezya, Brunei, Hong–Kong ve Avustralya ile Yeni Zelanda dominyonları) deniz ve karayolları üzerinde yer alıyordu. İçinden imparatorluğumuzun ana can damarı olan Süveyş su yolunun geçtiği Mısır, Türk tesiri altında idi. Dolayısıyla imparatorluğumuzun gidiş–geliş yolları ve Doğu’daki prestijimiz bakımından Türklerin bize savaş ilan eder etmez, yenilip itibarlarını kaybetmeleri çok önemliydi.”</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn162"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[162]</span></a></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">Trablusgarb’ın yitirilmesi ile aklı biraz başına gelen İttihat ve Terakki&#8217;nin yöneticileri çaresizlik içerisinde Almanlarla anlaştı; eğer Almanlar savaşı kazanacak olursa, büyük bir olasılıkla İmparatorluk parçalanmaktan kurtulabilirdi. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">1914 yılında yapılan seçimleri de kazanan İttihat ve Terakki, İngiliz ve Yahudilerin tezgahına gelerek Osmanlı Devletini Harb-i Umûmî diye bilinen Birinci Dünyâ Harbine soktu. Avrupa’daki Yahudi-mason locaları Osmanlı Devletinin Birinci Dünya Harbi&#8217;ne girmesini büyük bir memnuniyetle karşıladılar. </span><strong><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Çünkü Osmanlı devletinin yıkılması, Filistin&#8217;de bir Yahudi Devletinin ortaya çıkması demekti.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn163"><strong><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[163]</span></strong></a> </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"> Hiçbir mecbûriyet yokken firasetsiz Talât, Enver ve Cemâl gibi İttihat ve Terakki paşalarının çeşitli hülyâlarıyla girilen savaş; Sina, Irak, Kafkasya ve Çanakkale cephelerinde devâm etti. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Son savaş Filistin cephesinde oldu. “Filistin cephesinde 3 ordumuz vardı. Dördüncü, Yedinci ve Sekizinci Ordulardan mürekkep olup “Yıldırım Ordularını alan bu kuvvetlerin Cephe komutanı <strong>Liman Von Sanders</strong>’ti. Dördüncü Ordu Komutanı <strong>Mersinli Cemal Paşa</strong>, Sekizinci Ordu Komutanı <strong>Arapgirli Cevad Paşa</strong>, Yedinci Ordu Komutanı ise <strong>M. Kemal Paşa</strong> idi. Cephe umumi Karargahı Nasıra’da bulunuyordu. Dördüncü Ordu’nun merkezi Salt, Yedinci Ordu’nun Nablus, Sekizinci Ordunun ki ise Tul-i Kerem Kasabalarıydı. 31 Ağustos 1918’de bu cephede o kadar ani bir çöküş vukua geldi ve bu hal o derece süratli bir hezimete yol açtı ki, kilometrelerce geride bulunan Ordu Kumandanları bile canlarını güçlükle kurtarabildiler. Gerçekten Devletimizi “ Mondros Mütarekenamesini” imzalamaya mecbur bırakan bu hezimet esnasında Sekizinci Ordu Komutanı Cevad Paşa, Karargahından kalpağını bile alamadan kaçıp kendini Şam’a zor atmış ve burada 3. Kolordu Komutanı <strong>İsmet Paşa</strong>’yı(mason) tellal bağırtarak aramaya mecbur kalmıştı. <strong>Bu hezimet, Yedinci Ordu Kumandanı M. Kemal Paşa’nın sağ ve solundaki Dördüncü ve Sekizinci Ordulara haber vermeden ani bir şekilde ric’at etmesiyle ortaya çıkmıştır.</strong> Bu suretle merkezi durumdaki 7. Ordunun ani ve habersiz ric’ati ile cephede açılan boşluktan saldıran İngilizler sağ ve soldaki Yedinci ve Dördüncü Orduları arkadan kuşatarak, yetmiş beş bin esir ve üç yüz yetmiş beş adet top ele geçirmiştir. ”</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn164"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[164]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">   </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">“Dağılmış ordular tekrar toplanarak <strong>Mustafa Kemal Paşa</strong> “Umum Cenub Orduları Kumandanı” sıfatıyla cephe kumandanı tayin edildi. Fakat bu unvan da Onun Halep civarında yeni bir müdafaa hattı teşkil ederek, düşmanı durdurmaya çalışmasını temin edemedi. Karargahını ikiyüz kilometre daha geride bulunan Adana’ya çekti. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">İşte tam bu sırada mukavemet imkanını kaybeden Osmanlı Devleti, Yıldırım Orduları Cephesi’ndeki bu hezimetin tevlid eylediği yılgınlıkla “Mondros Mütarekenamesini” imzalamaya mecbur kaldı.”</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn165"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[165]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">  </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"> 1914-1918 yılları arasında devâm eden Birinci Dünyâ Harbinde pek çok vatan toprağı elden gitti; yüz binlerce vatan evlâdı şehid düştü. Savaşın mağlûbiyetle sona ermesi üzerine, 8 Ekim 1918’de sadrâzam <strong>Talat Paşa</strong> istifâ etti. Yerine de <strong>Ahmed İzzet Paşa</strong> sadrâzamlığa getirildi. Böylece on seneden az bir zaman zarfında Sultan Abdülhamîd’den devr alınan üç kıtaya yayılmış altı yüz senelik koca bir imparatorluğu, korkunç bir ihtirâs ve cehâlet ile târihin sînesine gömen ve birinci derecede mesul olan İttihat ve Terakki, iktidardan uzaklaştı. Şahsî ihtirâs ve ikbâl için bir milleti harbe sokarak en az iki milyon kişiyi cephelerde kar ve tipi altında veya kavurucu çöller ortasında çıplak, aç, susuz bırakarak şehid olmalarına sebeb olan İttihat ve Terakkinin ileri gelenleri, birkaç milyon kilometre kare olarak devraldıkları bir memleketi, birkaç yüz bin kilometre kareye kadar küçülttüler. Bu küçük toprak parçasını da düşman çizmelerinin altında bırakarak kaçtılar. İlk olarak tamamı mason olan <strong>Enver, Talat</strong> ve <strong>Cemâl paşalar</strong> ile doktor <strong>Bahaaddîn Şâkir</strong>, doktor Nâzım, 30 Ekim 1918’de Mondros Mütârekesini imzâ ettikten bir gün sonra, gece yarısı koca Osmanlı Devletini yıktıktan sonra, ihânetlerine bir yenisini ekliyerek kaçtılar.</span></span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn166"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[166]</span></a></p>
<div><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Savaştan yenilgiyle çıkan Osmanlı bir çok toprağını kaybettiği gibi, savaş sonunda imzalanan Mondros Ateşkes anlaşmasıyla adeta itilaf devletlerine teslim olmuştu.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftn167"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[167]</span></a></div>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Sultan <strong>Abdülhamîd Han</strong>ı tahttan indiren, Trablusgarb’ı İtalyanlara bırakan, çıkardığı kiliseler kânunuyla Balkanlardaki Hıristiyanların birlik kurmalarını sağlayan ve Balkanların Osmanlı Devletinden kopmasına sebeb olan, Bâbıâlî Baskınını düzenleyen ve milleti zulüm ve tedhiş ile idâre eden, Sarıkamış fâciâsında on binlerce Müslüman-Türkün canına kıyan, mecnûnâne bir hareketle Kanal Seferini açarak Filistin ve Sûriye’de Osmanlı ordusunun ve bu toprakların elden çıkmasına sebeb olan, dört senelik Birinci Dünyâ Harbi müddetince Anadolu’da halkı açlık, sussuzluk, yokluk içinde inleten İttihat ve Terakki ileri gelenlerinden <strong>Enver Paşa</strong> Türkistan’da, <strong>Talat Paşa</strong> Berlin’de, <strong>Cemâl Paşa</strong> da Tiflis’te Ermeniler tarafından öldürüldü.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn168"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[168]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"><br />
</span><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">İktidarda kaldığı 10 yıldan sonra (1908-1918) İttihat ve Terakki 1918’de yaptığı bir kongre ile kendi kendini feshetti. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;">1908-1918 yılları arasında 24 kez hükümet değiştirilmiş, milleti temsil ettiği söylenen Meclis-i Mebusan, İ.T.’ciler tarafından tam 4 kez darbeye maruz kalarak feshedilmiştir.<br />
İ.T.’nin bu çirkin geleneği maalesef Cumhuriyet devrinde de sürecek, 1960’tan 2009’a gelinceye kadar defalarca askeri müdahaleler yaşanacaktır. </span></span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">Çünkü ileride Cumhuriyeti kuracak olan kadro, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin 2.dereceden adamlarıdır. Cumhuriyete renk verecek olan ideoloji de İ.T.’nin ideolojisidir.</span><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftn169"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[169]</span></a> <span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Bunları da bir sonraki bölümde ele alacağız.</span></p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"><strong>                                             <span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> </span><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"><span style="text-decoration:underline;">Gelecek Bölüm:</span> Milli Mücadele ve Cumhuriyet Döneminde Masonlar</span></span></strong><strong> </strong></span></span></p>
<div>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">DİPNOTLAR:</span></span></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref1"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[1]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Cevat Rifat Atilhan,Masonluk nedir? Tarihte ve Günümüzde Masonluk,Aykurt Neşriyat,İstanbul-1972,s:43 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref2"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[2]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Cevat Rifat Atilhan,Masonluk nedir? Tarihte ve Günümüzde Masonluk,Aykurt Neşriyat,İstanbul-1972,s:43 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref3"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[3]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Mustafa Çoşkun, Rusya ve Antisemitizm, www.stradigma.com/turkce/agustos2003/makale </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref4"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[4]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;"> Mustafa Çoşkun, Rusya ve Antisemitizm, www.stradigma.com/turkce/agustos2003/makale </span></p>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref5"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[5]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"> Türkiye Yahudilerinin 500 Yılı, http://www.vahdet.com.tr/filistin/dosya4/1011.html</span></span></p>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref6"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[6]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"> 100. Yılında Siyonizm, http://www.vahdet.com.tr/filistin/dosya4/1011.html</span></span></p>
</div>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref7"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[7]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"> Moshe Sevilla-Şaron, Türkiye Yahudileri, s:44’den http://www.masonluk.net/kabala_masonluk_04_3.html</span></span></p>
</div>
<div>
<p align="left"><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref8"><span style="font-family:Tahoma;font-size:x-small;">[8]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;"> Israel: A History of Jewish People, Refus Learsi, sf.331’den http://www.masonluk.net/kabala_masonluk_04_3.html</span></span></p>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref9"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[9]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> The House of Nasi Dona Garcia, Cecil Roth, sf. 88’den http://www.masonluk.net/kabala_masonluk_04_3.html</span></span></p>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref10"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[10]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> A History of the Jewish People, James Parkes, Penguin Books, sf. 101’den http://www.masonluk.net/kabala_masonluk_04_3.html</span></span></p>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref11"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[11]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> 100. Yılında Siyonizm, http://www.vahdet.com.tr/filistin/dosya4/1011.html</span></span></p>
</div>
</div>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref12"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[12]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> Hazarlar ve Karaylar, http://sabatay.wordpress.com/category/uncategorized/page/2/</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref13"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[13]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> Türkiye Yahudilerinin 500. Yılı, http://www.vahdet.com.tr/filistin/dosya4/1011.html</span></span></p>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref14"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[14]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> Türkiye Yahudilerinin 500. Yılı, http://www.vahdet.com.tr/filistin/dosya4/1011.html</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref15"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[15]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> Türkiye Yahudilerinin 500. Yılı, http://www.vahdet.com.tr/filistin/dosya4/1011.html</span></span></p>
</div>
<div>
<p align="left"><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref16"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[16]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Abdülhamid’in Hatıra Defteri, Hazırlayan: İsmet Bozdağ, Pınar Yayınları </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref17"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[17]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Cevat Rifat Atilhan, Farmasonluk-İnsanlığın Kanseri,Aykurt Neşriyat, s:197 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref18"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[18]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Cevat Rifat Atilhan, Farmasonluk-İnsanlığın Kanseri,Aykurt Neşriyat, s:202-203 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref19"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[19]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Ali Ünal, Türk Arap Karşıtlığının Ana Sebepleri ve Kaynakları, Zaman, 12.04.2002 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref20"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[20]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Ali Rıza Saklı,Türk Milliyetçiliğinin Kısa Tarihçesi, http://www.sakli.info/M_Turk_milliyetciligi_dogus.pdf </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref21"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[21]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> [21] Türkiye Yahudilerinin 500. Yılı, http://www.vahdet.com.tr/filistin/dosya4/1011.html</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref22"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[22]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Cevat Rifat Atilhan, Farmasonluk-İnsanlığın Kanseri,Aykurt Neşriyat, s:196 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref23"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[23]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Cevat Rifat Atilhan, Farmasonluk-İnsanlığın Kanseri,Aykurt Neşriyat, s:197 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref24"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[24]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Cevat Rifat Atilhan, Farmasonluk-İnsanlığın Kanseri,Aykurt Neşriyat, s: 203 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref25"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[25]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Cevat Rifat Atilhan, Farmasonluk-İnsanlığın Kanseri,Aykurt Neşriyat, s:205 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref26"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[26]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Nikolay Pavloviç İgnatyev, http://tr.wikipedia.org </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref27"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[27]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Cevat Rifat Atilhan, Farmasonluk-İnsanlığın Kanseri,Aykurt Neşriyat, s:197 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref28"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[28]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Nikolay Pavloviç İgnatyev, http://tr.wikipedia.org </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref29"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[29]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Cevat Rifat Atilhan, Farmasonluk-İnsanlığın Kanseri,Aykurt Neşriyat, s:203 </span></p>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref30"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[30]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Cevat Rifat Atilhan, Farmasonluk-İnsanlığın Kanseri,Aykurt Neşriyat, s:197 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref31"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[31]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Osmanlı Devletinde Bulgarlar, http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Bulgar_isyanlari </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref32"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[32]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> Bulgar İsyanları, <cite>tr.wikipedia.org/wiki/Bulgar_İsyanları</cite></span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref33"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[33]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Vehbi Vakkasoğlu, Anadolu’nun mayası İslam, www.vehbivakkasoğlu.com </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref34"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[34]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> Bulgar İsyanları, <cite>tr.wikipedia.org/wiki/Bulgar_İsyanları</cite></span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref35"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[35]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Cemil Meriç, Bir Facianın Hikayesi, s:107, http://www.birfacianinhikayesi.cemilmeric.net/11.html </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref36"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[36]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Mithatpaşa, http://tr.wikipedia.org/wiki/Mithat_Pasa </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref37"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[37]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> http://tr.wikipedia.org/wiki/Tersane_Konferansı, </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref38"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[38]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">Abdülhamid’in Hatıra Defteri, Hazırlayan: İsmet Bozdağ, Pınar Yayınları; </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref39"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[39]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Abdülhamid’in Hatıra Defteri, Hazırlayan: İsmet Bozdağ, Pınar Yayınları </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref40"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[40]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Abdülhamid’in Hatıra Defteri, Hazırlayan: İsmet Bozdağ, Pınar Yayınları </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref41"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[41]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> William Pitt,Wavel Allen, Abdülhamid II, http://www.botav.org/abdulhamit-ii/ </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref42"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[42]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Dr.Erhan Afyoncu, Kahramanlık nutkuyla gelen ağır hezimet, Sabah 11.10.2006 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref43"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[43]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> II.Abdülhamid, http://tr.wikipedia.org/wiki/II._Abd%C3%BClhamit </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref44"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[44]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> II.Abdülhamid Kimdir?, http://www.okimdir.com/ii-abdulhamit-biyografi.html </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref45"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[45]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> II. Abdülhamit, http://tr.wikipedia.org/wiki/II._Abd%C3%BClhamit </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref46"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[46]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Abdülhamid’in Hatıra Defteri, Hazırlayan: İsmet Bozdağ, Pınar Yayınları </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref47"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[47]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Dr.Erhan Afyoncu, Kahramanlık nutkuyla gelen ağır hezimet, Sabah 11.10.2006 </span></p>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref48"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[48]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Türkiye’de Masonluk, http://turksiyer.com/masonlar-ve-turkiye/turkiyede-masonluk/tum-sayfalar.html </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref49"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[49]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Çırağan Baskını, http://ansiklopedi.turkcebilgi.com </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref50"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[50]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> <strong>Abdülhamid Han&#8217;ın Siyonistler ve Masonlarla Mücadelesi,</strong><strong> </strong>Araştırma Dergisi, Ekim 2003,Sayı:24, s:16 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref51"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[51]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> http://www.mason.org.tr/index.php?option=com_content&amp;task=view&amp;id=14&amp;Itemid=28 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref52"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[52]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Abdülhamid’in Hatıra Defteri, Hazırlayan: İsmet Bozdağ, Pınar Yayınları </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref53"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[53]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> <strong>Abdülhamid Han&#8217;ın Siyonistler ve Masonlarla Mücadelesi,</strong><strong> </strong>Araştırma Dergisi, Ekim 2003,Sayı:24, s:16 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref54"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[54]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">Galata Bankerleri, http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Galata_Bankerleri </span></p>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref55"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[55]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> Naim A. Güleryüz, Doğunun Rotschild&#8217;i: Komando Ailesi, www.muze500.com/content/view/358/257/lang,tr/</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref56"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[56]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Galata Bankerleri, http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Galata_Bankerleri </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref57"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[57]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Düyun-u Umumiyei, http://tr.wikipedia.org/wiki/Duyunu_Umumiye </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref58"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[58]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Galata Bankerleri, http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Galata_Bankerleri </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref59"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[59]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> Doç.Dr.Yaşar Kutluay,Siyonizm ve Türkiye,Koloni Yayıncılık, s: 108-109</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref60"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[60]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> Jön Türkler, http://www.ataturk.net/imp/jon.html</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref61"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[61]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Jön Türkler, http://www.nedirbilelim.com/dizin4/jon-turkler.html </span></p>
</div>
<div>
<p align="left"><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref62"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[62]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Ahmet Yüksel Özemre, Masonluğun Kökeni, www.ozemre.com </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref63"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[63]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Orhan Koloğlu, İttihatçılar ve Masonlar,Eylül Yayınları </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref64"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[64]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Mehmet Altan, İttihat ve Terakki Hortlağı, Star, 17.07.2008 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref65"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[65]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> İttihat ve Terakki, http://tr.wikipedia.org/wiki/ittihat_ve_Terakki</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref66"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[66]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> Abdurrahim Elveren, Değişimin Baş Aktörleri, http://www.medeniyet.org.tr/yazdir.php?haber_id=115</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref67"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[67]</span></a><span style="color:#330000;"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Tacettin Kayalıoğlu, http://www.gasteci.com/yazar15387.htm </span> </span></p>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref68"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[68]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> E. E. Ramsaur, Jön Türkler ve 1908 İhtilâli </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref69"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[69]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> Abdurrahim Elveren, Değişimin Baş Aktörleri, http://www.medeniyet.org.tr/yazdir.php?haber_id=115</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref70"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[70]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> İttihat ve Terakki, http://tr.wikipedia.org/wiki/ittihat_ve_Terakki</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref71"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[71]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> Abdurrahim Elveren, Değişimin Baş Aktörleri, http://www.medeniyet.org.tr/yazdir.php?haber_id=115</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref72"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[72]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Abdülhamid Han&#8217;ın Siyonistler ve Masonlarla Mücadelesi, Araştırma Dergisi, Ekim 2003,Sayı:24, s:16 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref73"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[73]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Sultan Abdülhamid Han’ı Tanıyalım, http://www.yeniosmanlilar.org </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref74"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[74]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Mustafa Yalçın, Jön Türkler&#8217;in Serüveni, İlke Yayınları, İstanbul, 1994, s.186-187 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref75"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[75]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> M. Yahya Coşkun, Birinci Cihan Harbi Niçin Çıkarıldı, http://www.ogder.org/tr </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref76"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[76]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> M. İsmail ÇOLAK, Osmanlı&#8217;nın Çöküşünde Siyonist parmağı, www.os-ar.com</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref77"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[77]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> Doç.Dr. Mete Gündoğan,Stratejik Hedef, forum.itibarhaber.com/muhtelif-kitaplar/843-stratejik-hedef-doc-dr-mete-gundogan.html</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref78"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[78]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> Sultan II. Abdülhamid Han, http://abdulhamidhan.blogcu.com/ba-de-harabul-basra_2182548.html </span></span><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;">  </span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref79"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[79]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;">  Cevat Rifat Atilhan, Farmasonluk İnsanlığın Kanseri, Aykurt Neşriyat, İstanbul-1960, S:198-199 </span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref80"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[80]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> Abdurrahim Elveren, Değişimin Baş Aktörleri, http://www.medeniyet.org.tr/yazdir.php?haber_id=115</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref81"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[81]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> 33 Dereceden Öte Masonluk Sırları, http://www.angelfire.com/de3/dumrul/mas8aa.html</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref82"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[82]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> Abdurrahim Elveren, Değişimin Baş Aktörleri, http://www.medeniyet.org.tr/yazdir.php?haber_id=115</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref83"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[83]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> Abdurrahim Elveren, Değişimin Baş Aktörleri<strong>,</strong> http://www.medeniyet.org.tr/yazdir.php?haber_id=115</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref84"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[84]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> İttihat ve Terakki, http://tr.wikipedia.org/wiki/ittihat_ve_Terakki</span></span></p>
</div>
<div>
<p align="left"><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref85"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[85]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Cemal Granda’nın, “Atatürk&#8217;ün Uşağı İdim” adlı hatıratında bir İzmir gezisinde söz Masonluktan açılınca Atatürk’ün şu sözleri söylediği yer almaktadır: </span><em><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">“Bir zamanlar ben de mason olmuştum. Bir gün bir arkadaşım beni alıp Beyoğlu&#8217;ndaki mason cemiyetine götürdü. Daha ne olduğunu bile anlayamadan kendimi cemiyetin içinde buldum. Mermer merdivenlerden büyük bir salona indik. Orada yüzlerini göremediğim bir takım kişiler vardı. Bizi buyur edip oturttular, kahveler sundular, hal hatır sordular. Orada fazla kalmadık, tekrar merdivenlerle daha da aşağı indik. Bir öncekinden daha geniş salonda bulduk kendimizi. Salonda büyük bir kalabalık toplanmış, kılıçlı bir tören yapılıyordu. Bu işleri daha önceden bildiğini anladığım arkadaşım beni kolumdan tutmuş, durmadan ne yapmam gerektiğini anlatıyordu. Kılıçların arasından geçip kutsal bir kitaba el bastık. Bütün bunlar olup bittikten sonra dışarı çıktık. İçeride çok sıkılmıştım. Bu olaydan sonra bir daha ne o binaya gittim, ne de oradakilerle karşılaştım. Şimdi gitsem, arasam o binayı belki de bulamam. İşte benim masonluğum bundan ibaret&#8230;” </span> </em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="left"><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;">Bu bilgilerden anlaşıldığı üzere, M. Kemal gençliğinde arkadaşlarının etkisiyle Masonluğa girmiş ve yemin etmiştir. Bilindiği kadarıyla masonluk yemini eden bir kişinin masonluktan ayrılması mümkün değil. Kılıçlarla ve kafa kesme işaretleriyle yapılan yemin töreni ile ölene kadar masonluk kabul ediliyor. Ayrılmak isteyenler ile emirlere uymayanlar bir şekilde yok ediliyor. Bu güne kadar <em>mason</em> olupta ayrılmış bir kimse bulunmaması bunun delili sayılabilir. Ancak Mustafa Kemal yıllar sonra güç ve hakimiyeti eline geçirip tek lider konumuna gelince başkalarından emir almayı kabullenmesi beklenemezdi. Böylece her sözü kanun hükmüne geçen tek lider olarak devrimler ve inkilaplar ile masonluğun gereklerini hayata geçirerek Türkiye Cumhuriyetini bir <em>mason</em> Cumhuriyetine dönüştürmüştü. Artık ihtiyaç kalmadığı için masonlar ve <em>mason</em> kuruluşları devre dışı bırakılabilirdi. O da öyle yaptı…  &#8211; Abdullah BÜYÜKGÖZLÜ (www.nurdergi.com/guncel/turkiyedemasonluk.htm)</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref86"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[86]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Ali Erdem, İttihat ve Terakki, Mostar Dergisi, Sayı:43 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref87"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[87]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> Jön Türkler Hareketi ne kadar yerliydi?,Necmattin Alkan’la röportaj, http://www.haber7.com/haber/20090417/Jon-Turkler-Hareketi-ne-kadar-yerliydi.php</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref88"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[88]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Abdülhamid’in Hatıra Defteri, Hazırlayan: İsmet Bozdağ, Pınar Yayınları </span></p>
</div>
<div>
<p align="left"><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref89"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[89]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Seyfi Şahin, 100. Yılında Meşrutiyet Ve İbretler (1), Orta Doğu gazetesi, www.ortadogugazetesi.net/makale.php </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref90"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[90]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> Jön Türkler Hareketi ne kadar yerliydi?,Necmattin Alkan’la röportaj, http://www.haber7.com/haber/20090417/Jon-Turkler-Hareketi-ne-kadar-yerliydi.php</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref91"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[91]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Le Temps Gazetesi, Manyasizade Refik Bey ile röportaj, 20.08.1908’den Mimar Sinan Dergisi, Sayı 60 s. 9 Reşat Atabek </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref92"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[92]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Joseph Nehema, Histoire des Israelites de Salonique </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref93"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[93]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> İlhami Soysal, Dünyada ve Türkiye&#8217;de Masonluk ve Masonlar, Der Yayınları, İstanbul, 1980, 3. baskı, s.235-236 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref94"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[94]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Orhan Koloğlu, İttihatçılar ve Masonlar </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref95"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[95]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Abdülhamid Han&#8217;ın Siyonistler ve Masonlarla Mücadelesi, Araştırma Dergisi, Ekim 2003,Sayı:24, s:16 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref96"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[96]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> İsmail Çolak, Osmanlı’nın Yıkılışında Siyonistlerin Rolü, Vuslat Dergisi, </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref97"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[97]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Mehmet Aydın, II. Abdülhamid Han&#8217;ın Liderlik Sırları,İzci ltd.Şti, S:163 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref98"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[98]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Mehmet Aydın, II. Abdülhamid Han&#8217;ın Liderlik Sırları,İzci ltd.Şti, S:163 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref99"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[99]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> Süleyman Kocabaş, Sultan Abdülhamid Han, Vatan Yayınları, S: 148</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref100"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[100]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> <strong>Abdülhamid Han&#8217;ın Siyonistler ve Masonlarla Mücadelesi,</strong><strong> </strong>Araştırma Dergisi<strong>,</strong> Ekim 2003,Sayı:24, s:16 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref101"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[101]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> II.Abdülhamid, http://tr.wikipedia.org/wiki/II._Abdülhamit</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref102"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[102]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> Jön Türkler Hareketi ne kadar yerliydi?,Necmattin Alkan’la röportaj, http://www.haber7.com/haber/20090417/Jon-Turkler-Hareketi-ne-kadar-yerliydi.php</span></span></p>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref103"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[103]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> <strong>Abdülhamid Han&#8217;ın Siyonistler ve Masonlarla Mücadelesi,</strong><strong> </strong>Araştırma Dergisi<strong>,</strong> Ekim 2003,Sayı:24, s:16 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref104"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[104]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Sultan II. Abdülhamid, http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Sultan_ikinci_Abdülhamid </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref105"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[105]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> <strong>Abdülhamid Han&#8217;ın Siyonistler ve Masonlarla Mücadelesi,</strong><strong> </strong>Araştırma Dergisi, Ekim 2003,Sayı:24, s:16 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref106"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[106]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> <strong>Abdülhamid Han&#8217;ın Siyonistler ve Masonlarla Mücadelesi</strong><strong>,</strong><strong> </strong>Araştırma Dergisi<strong>,</strong> Ekim 2003,Sayı:24, s:16 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref107"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[107]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> <em>Mustafa Müftüoğlu, Yalan Söyleyen Tarih Utansın, Çile Yayınları, 4. Cilt, S:99</em></span></span></p>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref108"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[108]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;">Milli gazete, 28.04.2000</span></span></p>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref109"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[109]</span></a>Grand Orient de France arşivleri, Prrodos locası üyesi Marakyan’ın 27 Temmuz 1908 tarihli mektubu</p>
</div>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref110"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[110]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> M.İsmail Çolak, Osmanlı’nın Çöküşünde Siyonist Parmağı, www.os-ar.com</span></span></p>
</div>
<div>
<p align="left"><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref111"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[111]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> Paul Dumont, 20. Yüzyıl Başlarında Selânik’teki Fransız Obediyanslarına Bağlı Masonluk,dan http://armagedonsavasi.com/jon-turkler-ve-masonluk/</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref112"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[112]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> İttihad ve Terakki, http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/ittihat_ve_Terakki_Cemiyeti </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref113"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[113]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Mehmet Aydın, II. Abdülhamid Han&#8217;ın Liderlik Sırları,İzci ltd.Şti, S:162 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref114"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[114]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Mehmet Aydın, II. Abdülhamid Han&#8217;ın Liderlik Sırları,İzci ltd.Şti, S:163 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref115"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[115]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> İttihad ve Terakki, http://www.dallog.net/kurumlar/itterak.htm</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref116"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[116]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> İsmail Çolak, &#8216;Güle’ Hasret Ağlayan Şehir:KUDÜS, Somuncu Baba Dergisi, Ağustos 2007,    </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref117"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[117]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> Sultan II. Abdülhamid Han, http://abdulhamidhan.blogcu.com/ba-de-harabul-basra_2182548.html</span></span></p>
</div>
<div>
<p align="left"><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref118"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[118]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> <strong>Gültekin ZOROĞLU, Gizli Türk Teşkilatı “Börü Budun”,  www.hicrandergisi.com/Version6/content/view/113/67/</strong></span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref119"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[119]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> İttihad ve Terakki, http://www.dallog.net/kurumlar/itterak.htm</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref120"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[120]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> Yılmaz Karahan,<strong> </strong><strong>31 Mart İsyanı</strong><strong> (</strong><strong>-Vakası, -Ayaklanması</strong><strong>),</strong> www.mehmetcik.gen.tr/artikel.php?artikel_id=1060</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref121"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[121]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Türkiye’de kurulan ilk siyasi parti, www.tarihportali.net </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref122"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[122]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> Abdurrahim Elveren, Değişimin Baş Aktörleri, http://www.medeniyet.org.tr/yazdir.php?haber_id=115</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref123"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[123]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> 31 Mart İsyanı, http://tr.wikipedia.org/wiki/31_Mart_isyani</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref124"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[124]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> Prof. Dr. Utkan Kocatürk, Atatürk’ün yaşamı, http://www.atam.gov.tr</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref125"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[125]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> İttihad ve Terakki, http://www.dallog.net/kurumlar/itterak.htm</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref126"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[126]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> 31 Mart İsyanı, http://tr.wikipedia.org/wiki/31_Mart_isyani</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref127"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[127]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> Taceddin Kayaoğlu, İttihadçılar ve Carborani 1889, www.gasteci.com/yazar15407.htm</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref128"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[128]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> Abdurrahim Elveren, Değişimin Baş Aktörleri, http://www.medeniyet.org.tr/yazdir.php?haber_id=115</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref129"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[129]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> İttihad ve Terakki, http://www.dallog.net/kurumlar/itterak.htm</span></span></p>
</div>
<div>
<p align="left"><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref130"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[130]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Mehmet Aydın, II. Abdülhamid Han&#8217;ın Liderlik Sırları,İzci ltd.Şti, S:163 </span></p>
<p align="left"><span style="text-decoration:underline;"><span style="color:#0000ff;"><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/system/plugins/fckeditor/editor/fckeditor.html?InstanceName=more&amp;Toolbar=Default#_ftnref133"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">131]</span></span></span><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> Ali Kuş, Masonlardan 100 yıllık itiraf,Bugün Gazetesi,14 Şubat 2007</span></span></p>
<p align="left"><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref132"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[132]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> 31 Mart Bir Yahudi İhtilali Gibi, </span><a href="http://www.akit.com.tr/"><em><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">Akit Gazetesi</span></em></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"><strong><em>, </em></strong><strong>25 Nisan 2000</strong></span></span><strong> </strong></p>
</div>
<div>
<p align="left"><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref133"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[133]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> İsmail Çolak, Osmanlı’nın Yıkılışında Siyonistlerin Rolü, Vuslat Dergisi, </span></p>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref134"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[134]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Mehmet Aydın, II. Abdülhamid Han&#8217;ın Liderlik Sırları,İzci ltd.Şti, S:161-162 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref135"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[135]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Mehmet Aydın, II. Abdülhamid Han&#8217;ın Liderlik Sırları,İzci ltd.Şti, S:166 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref136"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[136]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> Mustafa Armağan, Yahudiler, 2. Abdülhamit&#8217;e niçin kızgın?</span></span><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> ,Zaman, 9.2.2007 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref137"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[137]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> İttihad ve Terakki, http://www.dallog.net/kurumlar/itterak.htm</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref138"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[138]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> İttihad ve Terakki, http://www.dallog.net/kurumlar/itterak.htm</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref139"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[139]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> 31 Mart Bir Yahudi İhtilali Gibi, Akit Gazetesi, 25 Nisan 2000 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref140"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[140]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> İttihad ve Terakki, http://www.dallog.net/kurumlar/itterak.htm</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref141"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[141]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> 31 Mart Bir Yahudi İhtilali Gibi, Akit Gazetesi, 25 Nisan 2000 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref142"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[142]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> Osmanlı Sultanları, Önsöz, www.dinimizislam.com/</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref143"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[143]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> İttihad ve Terakki, http://www.dallog.net/kurumlar/itterak.htm</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref144"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[144]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Masonluk Nedir ve Nasıldır?,Murat Özgen Ayfer,Ankara-2002,s.590 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref145"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[145]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Masonluk Nedir ve Nasıldır?,Murat Özgen Ayfer,Ankara-2002,s.592 </span></p>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref146"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[146]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> http://www.mason-mahfili.org.tr/main/unlimitpages.asp?id=44 </span></p>
</div>
<div>
<p align="left"><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref147"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[147]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> Is\ Jessua (Büyük Yardım Üstadı) Türk Masonluğunun Kısa Tarihi, www.mason-mahfili.org.tr/main/unlimitpages.asp?id=44</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref148"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[148]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Tuncar Tuğcu,Masonların Saklı Tarihi, Gökçe Yayınevi,Ankara </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref149"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[149]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">Orhan Koloğlu, İttihatçılar ve Masonlar, </span></p>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref150"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[150]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> General Cevat R. Atilhan, Masonluk Nedir? Türkiye&#8217;de ve Dünyada Masonluk, Akyurt Neşriyat, İstanbul-1972</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref151"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[151]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> İttihad ve Terakki, http://www.dallog.net/kurumlar/itterak.htm</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref152"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[152]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> İttihad ve Terakki, http://www.dallog.net/kurumlar/itterak.htm</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref153"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[153]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> İttihad ve Terakki, http://www.dallog.net/kurumlar/itterak.htm</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref154"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[154]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> İttihad ve Terakki, http://www.dallog.net/kurumlar/itterak.htm</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref155"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[155]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Birinci Balkan Savaşı, http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Birinci_Balkan_Savasi </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref156"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[156]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> İttihad ve Terakki, http://www.dallog.net/kurumlar/itterak.htm</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref157"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[157]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> İttihad ve Terakki, http://www.dallog.net/kurumlar/itterak.htm</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref158"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[158]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> İttihad ve Terakki, http://www.dallog.net/kurumlar/itterak.htm</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref159"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[159]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">Tuncar Tuğcu,Masonların Saklı Tarihi, Gökçe Yayınevi,Ankara </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref160"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[160]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Ali Ünal, Türk–Arap “karşıtlığının” ana sebep ve kaynakları,Zaman, 12.04.2002 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref161"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[161]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Tuncar Tuğcu,Masonların Saklı Tarihi, Gökçe Yayınevi,Ankara </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref162"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[162]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> H. Tanyu, Tarih Boyunca Yahudiler ve Türkler, s: 1289 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref163"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[163]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Mehmet Aydın, II. Abdülhamid Han&#8217;ın Liderlik Sırları,İzci ltd.Şti, S:177</span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref164"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[164]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Kadir Mısıroğlu, Geçmişi ve Geleceğiyle Hilafet, Sebil Yayınları, İstanbul-1993,s:146-147 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref165"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[165]</span></a><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;"> Kadir Mısıroğlu, Geçmişi ve Geleceğiyle Hilafet, Sebil Yayınları, İstanbul-1993,s:148 </span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref166"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[166]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> İttihad ve Terakki, http://www.dallog.net/kurumlar/itterak.htm</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref167"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[167]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> Fransız İhtilalinin Osmanlı Devleti Üzerindeki Etkileri, www.genbilim.com/</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref168"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[168]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> İttihad ve Terakki, http://www.dallog.net/kurumlar/itterak.htm</span></span></p>
</div>
<div>
<p><a title="" href="http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276#_ftnref169"><span style="font-family:Tahoma;font-size:xx-small;">[169]</span></a><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> Abdurrahim Elveren, Değişimin Baş Aktörleri, http://www.medeniyet.org.tr/yazdir.php?haber_id=115</span></span></p>
<p><span style="font-family:Tahoma;"><span style="font-size:xx-small;"> </span></span></p>
</div>
</div>
<p><span style="font-size:x-small;"><br />
</span></p>
</div>
<br />Filed under: <a href='http://kendihalinde.wordpress.com/category/efendi-2/'>Efendi 2</a>  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/400/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/400/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/400/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/400/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/kendihalinde.wordpress.com/400/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/kendihalinde.wordpress.com/400/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/kendihalinde.wordpress.com/400/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/kendihalinde.wordpress.com/400/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/400/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/400/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/400/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/400/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/400/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/400/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=400&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2011/08/07/masonlar-cerkesler-ergenekon-1-2-3-erol-karayel-kafkasevi-com/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>27.02.11 &#8220;Ya Herru Ya Merru&#8221; Dönemi Başladı</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2011/03/02/27-02-11-ya-herru-ya-merru-donemi-basladi/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2011/03/02/27-02-11-ya-herru-ya-merru-donemi-basladi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Mar 2011 01:03:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efendi 2]]></category>
		<category><![CDATA[akif emre]]></category>
		<category><![CDATA[erbakan]]></category>
		<category><![CDATA[oktan keleş]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[ya herru ya merru]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=394</guid>
		<description><![CDATA[Erbakan vefat etti. Türkiye zincir kırdı. Bundan böyle genelde dünyada, özelde Osmanlı hinterlandında “Ya Herru Ya Merru” dönemi başlamıştır. Aşağıya alıntıladığım üç farklı yazının özeti de ana fikri de budur. 27 Şubat 2011 tarihi  “Ya Herru Ya Merru” için miladtır. &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;- Erbakan: Sistem içi muhalif Akif Emre http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=01.03.2011&#38;y=AkifEmre Daha önce de bir kaç kez vurguladım; [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=394&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2011/03/erbakan_cenaze_02.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-395" title="Erbakan_cenaze_02" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2011/03/erbakan_cenaze_02.jpg?w=300&#038;h=191" alt="" width="300" height="191" /></a></p>
<p>Erbakan vefat etti. Türkiye zincir kırdı. Bundan böyle genelde dünyada, özelde Osmanlı hinterlandında <strong>“Ya Herru Ya Merru”</strong> dönemi başlamıştır. Aşağıya alıntıladığım üç farklı yazının özeti de ana fikri de budur. 27 Şubat 2011 tarihi  <strong>“Ya Herru Ya Merru”</strong> için miladtır.</p>
<p><strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-</strong></p>
<p><span style="color:#ff0000;"><strong>Erbakan: Sistem içi muhalif</strong></span></p>
<p><strong>Akif Emre</strong></p>
<p><a href="http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=01.03.2011&amp;y=AkifEmre">http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=01.03.2011&amp;y=AkifEmre</a></p>
<p>Daha önce de bir kaç kez vurguladım; Erbakan&#8217;ın en önemli işlevi, 70&#8242;li yıllardan itibaren muhafazakar, İslami hassasiyeti olan kitleleri sağ siyasetin içinde erimekten kurtarmasıdır. Erbakan faktörü olmasaydı bu kitlenin Demirel siyasetinin içinde himayeye muhtaç temsili azınlık işlevinden öte bir anlamı olmayacaktı. Bugün siyasal İslam denilen siyasal aktörden bahsediliyorsa bu durum Erbakan faktörü olmadan açıklanamaz. Erbakan İslamcılığının içeriğini, ideolojik temellerini tartışmak ayrı bir yazı konusu. Genel çerçevesi ve ütopyaları bakımından Türkiye&#8217;de yeni bir ufuk geliştirdiğini kimse inkar edemez. Ve bu ütopya soğuk savaş koşullarında bile İslam dünyasında hatırı sayılır bir yankı buldu.</p>
<p>Diğer tarafta biraz öfke, biraz isyan havasında gençleri büyük bir nezaketle dinleyişinin göstergesel karşılığı ise; sağ siyasetten bağımsızlaşan İslamcılığın radikalize edilmesini engelleyerek, <strong>bir bakıma onları sistem içi mücadele sınırları içinde tutmasıdır.</strong> 28 Şubat sürecinde, &#8220;bu tarihin akışı içinde bir noktadır&#8221; sözü bu çerçevede anlamlıdır.</p>
<p>Gelinen noktada İslami düşüncenin politik alanda ne kadar temsil edildiği sorusu da ayrıca önemsenmelidir; İslamcı siyasetin tekrar muhafazakarlaşmaya evrilmesinde bu çizginin rolü konusu meselenin odak noktasıdır ve bu konu Erbakan tartışmasından çok bir çizgi sorunu olarak yeniden ele alınmayı beklemektedir.</p>
<p>Erbakan&#8217;ın siyaset tarzı bir yana, yola çıkarken ortaya koyduğu sloganların içi doldurulmasa da bugün gelinen noktada yolun başına dönüldüğü de söylenebilir. Eski kuşak sağcılık yerine sağcılaşmanın neoliberal versiyonunun teslim aldığı bir ortamda Erbakan çizgisi yeniden tahlil edilmeyi bekliyor.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p><span style="color:#ff0000;"><strong>SÜRPRİZ YOK, PİRİ REİS’İN HARİTASININ ROTASINA DEVAM.</strong></span></p>
<p><strong>Oktan Keleş</strong></p>
<p>http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=538</p>
<p>Bizi okuyanlar daha iyi hatırlayacaklardır; bundan yaklaşık beş yıl evvel, çıkmış olduğum televizyon programında ve daha sonraki röportajlarda <strong>Condelazze Rice’ı 1. zenci</strong> olarak nitelendirmiş ve 22 rakamı üzerinde durmuştum. 22 ülkenin rejimleri değişecek denilmiş, bunu da ilan etmişler ve ayrıntılarını uzun uzun anlatmıştım.</p>
<p><strong>2.zenci Kofi Annan’da</strong> gerekli alt yapıları hazırlamış, icraatlarını başarı ile tamamlayarak, <strong>bronz çocuk Obama</strong> dönemi ile final yapılmıştı.</p>
<p>Irak’ın işgali ile başlayan ve sonrasında da devam eden faaliyetlerin aşama aşama devam ettiğini görüyoruz. Yani aslında yeni bir şey yok!</p>
<p>Mısır’daki ayaklanmada gözden kaçan/kaçırılan bir husus var: Olaylar başlamadan bir hafta evvel Mısır Genelkurmay Başkanı General Sami Anan ABD’de idi. Sizce bu bir anlam taşımıyor mu?</p>
<p>Bölgede Cia ve Mossad cirit atmaktadır. Bu tertibe halk devrimi diyenler bir yerde haklılar, çünkü bu tür operasyonlar halk ile birlikte/halkın gücü ile yapılır. Ama gerçekten de buna “halk devrimi” denebilir mi? Yeni oluşacak yönetim veya rejimler kimin değirmenine su taşıyacak? Asıl soru bu.</p>
<p>Olayların zamanlamasına baktığımızda, “<strong>WikiLeaks Belgelerinin” yayınlanmasından hemen sonra olması oldukça dikkat çekici. </strong></p>
<p>ABD’nin eski başkanı Bush(t) gidince, Obama ile başlayan yeni dönemde, Büyük Ortadoğu Projesi’nin rafa kalktığını söyleyenler fena halde yanıldılar. Bu yanılgı içerisinde olanlar, projelerin “devamiyet” esasından haberi olmayanlardır. Plan yapılır ve uygulanır, kim gelirse gelsin.</p>
<p>BOP’un en önemli kıstaslarından iki tanesi neydi? <strong>Birincisi İsrail’in güvenliğinin sağlanması, ikincisi ise petroldü. Burada üçüncü ayağı da ben söyleyeyim; Asya’ya adım atma.</strong></p>
<p>Bu olaylar patlak verdiğinde bazı entelektüellerin ılımlı İslam masalları anlattıklarını görüyoruz. Yapılan sosyolojik analizlerde, sömürgecilerin kullandıkları dil açıkça belli oluyor. Ayaklanma olan ülkelerin hepsi Arap ülkesi de olsa, ayaklanma nedenleri farklı imiş: Kimi yoksulluktan, kimi totaliter rejimden vs. nedenlerinden dolayı ayaklanıyormuş. Ama bu entelektüellerin unuttukları bir şey var: <strong>Ayaklanmalar, isyanlar BİR AMACA HİZMET EDİYOR!</strong></p>
<p>Daha evvelki yazılarımda da sık sık gündeme getirdim; şer güçler, bir kuşa bir taş atmazlar, bir taşla çok kuş vururlar.</p>
<p><strong>Bu coğrafyada yeni bir orta sınıf oluşturma gayretleri var.  Amaç, yeni pazarlar oluşturmaktır. Yani kapitalizmin devamı için, yeni pazarlar, alanlar açılmaktadır. Bu bölgedeki insanların harcama limitlerinin yükseltilmesi amaçlanmaktadır.</strong></p>
<p>Afrikada’ki korsanlık faaliyetlerinin sonucunda birçok ülke, bu korsanları bahane ederek, savaş gemilerini bu bölgede konuşlandırmışlardı. Bu durum da örtülü bir savaştı. (ABD-Rusya. Anlayanlara)</p>
<p><strong>Arap ülkeleri dışındaki kısmi ayaklanmalarda kimseyi şaşırtmamalıdır. Arap ülkelerini örnek gösterip,  başka coğrafyalarda da hareketlenmeler beklenmektedir</strong>.</p>
<p>Bu arada her şey, ABD ve şer güçlerin istediği gibi gitmiyor. ABD, otoritesini paylaşmak zorunda kalıyor. ABD’ye güvenip; ülkesini, dinini, değerlerini vs. satanların paniğe kapılıp, yeni ülke arayışına girdiklerini görüyoruz.</p>
<p>İki televizyon kanalında gündeme getirdiğim Piri Reis’in haritasındaki sırları bilerek yazmadım. Bu programların tekrarlarını izlemenizi tavsiye ederim.</p>
<p><strong>GEMİ ve 9 rakamı ile ilgili yaptığım analizler hatırlanacaktır. O programda Mısır’ı, Kahiye’yi ve 9 şehid verdiğimiz Mavi Marmara Gemisini ve GEMİ ile ilişkilendirilecek olayları açıkça anlatmıştım. Libya’dan gemi tahliyesi de bir milat gibi. Piri Reis’in rotasını takibe devam… (Anlayanlar anladı.) Allah’ın da bir muradı var.</strong></p>
<p>Tunus’ta, Mısır’da, Libya’da yaşanan olaylarla ilgili birçok telefon, mail aldım analiz yapmam hususunda. Oysa ben, analizimi çok önceden yapmıştım o iki tv kanalında. İzleyemeyenler aşağıdaki linkten o programları izleyebilirler. Sürpriz yok! <a href="http://www.mpl.com.tr/program-arsivi.html">http://www.mpl.com.tr/program-arsivi.html</a> (Bab-ı Sır programı 11.Bölüm) ve  <a href="http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=342">http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=342</a></p>
<p>Bilenler biliyorlar ve her geçen gün de bilenlerin sayısı çok şükür çoğalmaktadır.</p>
<p>Bir analiz yapılırken, sadece  akademik ve bilimsel veriler kullanılmaz. Metafizik bilgiler, gizli bilgiler ve diğer argümanları da kullanılır. Bu planları yapan şer güçler, tüm argümanları kullanarak plan yaparlar. Planları açığa çıkmasın diye de, sadece akademik analizleri ve analizcileri meydana çıkarırlar. Diğer argümanlar açığa çıkmasın diye onları gizlerler ve böylece asıl planları da meydana çıkmaz. (Kendileri öyle sanıyor.)</p>
<p>Türkiye’de ve dünyada sözüm ona bazı analizciler, olaylar olduktan sonra analiz yapıyorlar. Bunu rahmetli ninemde yapardı. Öngörü sahipleri nerde?</p>
<p><strong>Dikkat edilecek hususlar:</strong></p>
<p><strong>1</strong>- <strong>Avrupa ve ABD’nin en önemli sorunlarının başında GÖÇ gelmektedir. </strong></p>
<p>Her yıl Meksika’dan 15 bin kişi ABD’ye göç etmektedir. Cia, (mafyayı kullanarak) bu göç eden insanlardan bazılarını öldürüp, tecavüz etmektedir. Nedeni ise, korksunlar, ABD’ye göç etmesinler! İnsan hakları raporlarını incelediğimizde bu konunun ayrıntılarını daha iyi görürsünüz.</p>
<p>Avrupalılar, ülkelerine kaçak mülteci girmesin diye, tekneleri bilerek batırmaktadırlar. Avrupa, Orta Doğu’dan ülkelerine göç olmasın diye, o ülkelerde yeni bir orta sınıf oluşturulmasına destek vermektedir. Bir taşla, birçok kuş vurma hadisesi… Meselenin bir yönü de GÖÇÜ DURDURMADIR.</p>
<p><strong>2</strong>-<strong>Bu ülkelerde yeni bir orta sınıf oluşturulurken, model olarak TÜRKİYE gösteriliyor. Türkiye’deki demokrasi ve   ılımlı (!) İslam örnek gösteriliyor. Uyanık olmak lazım. Yarın planlar ilerledi mi, <span style="text-decoration:underline;">Türk halkına da, Orta Doğu halklarının ayaklanmalarını MODEL olarak gösterirler.</span></strong></p>
<p><strong>3</strong>- Irak’a ne kadar demokrasi geldiyse, bu ayaklanma olan ülkelere de o kadar demokrasi gelecektir. Demokrasi kılıfı adı altında, yöneticiler ve halk, yine onların amacına hizmet edeceklerdir.</p>
<p><strong>4</strong>- <strong>Orta Doğu’da orta sınıf oluşturulurken (kapitalizmin solu) model olarak alınır. Anlayan anladı. Bunu yaparken de, Türkiye’de de iktidarda, kendilerine uygun iktidar değişikliği hevesi olacaktır. Orta sınıf iktidar, demokratik sosyal haklar sloganlarına dikkat!</strong></p>
<p><strong>5-</strong>Irak’ta, Barzani ve peşmergeler, sonun başlangıcındadırlar.</p>
<p><strong>6</strong>- Nato müdahale der mi? Eder. Ne zaman? Yüz binlerce Müslüman kanı döküldükten sonra, kurtarıcı pozunda petrol bölgelerine müdahale eder. Ama binlerce, yüz binlerce Müslüman ölmedikten sonra kılını bile kıpırdatmaz. Kıpırdatmasına da gerek yoktur.  Nasıl olsa, kendilerine uygun yeni yönetim kurulur.</p>
<p><strong>7-</strong> <strong>ARİFLERE:</strong></p>
<p><strong>ANKARA feribotu, Çanakkale GELİBOLU rotasından yola çıktı. Tıpkı Piri Reis’in Gelibolu’da <span style="text-decoration:underline;">tahrir </span>eylediği harita rotası gibi. (TAHRİR MEYDANI</strong>.)</p>
<p><strong>Müştak Baba’nın ANKARA şiirini, &#8220;çokbilmişler&#8221; bir kere daha okusunlar. KARA SANCAKLILAR <span style="text-decoration:underline;">ANKARA</span> YİNE SAHNEDE</strong>.</p>
<p><strong>8</strong>-<strong>Libya’dan bir arkadaşım telefonla aradı. Oradaki durumu anlattı. <span style="text-decoration:underline;">Eğer Türk vatandaşlarının ölümleri artarsa ve gemilerimizin başına bir şey gelirse SORUMLUSU İSRAİLDİR. Anlayan anladı.</span></strong><span style="text-decoration:underline;"> </span></p>
<p><strong>9</strong>- İçte ve dışta gündem saptırmalarına dikkat edilmelidir.</p>
<p><strong>10</strong>- <strong>Batı için iş çıkılmaz bir noktaya gelirse, <span style="text-decoration:underline;">büyük bir TERÖR EYLEMİ MÜSLÜMANLARA fatura edebilirler</span></strong><span style="text-decoration:underline;">. </span></p>
<p><strong>11</strong>- Libya&#8217;dan tahliye edilen  Türkler, vatana kavuşunca,  <strong>EN BÜYÜK TÜRKİYE sloganı attılar</strong>. Allah’ın izniyle en büyük Türkiye. Büyük Türkiye gerçeğine sahip çıkalım. Çok şükür Allah’ın da bir planı var.</p>
<p>Büyük Türkiye adım adım geliyor, buram buram kokuyor.</p>
<p>Türk Devlet’i her şeyin farkında. Nereden mi biliyorum? Ee ben biliyorsam, onlarda biliyordur.</p>
<p>Saygılarımla.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p><span style="color:#ff0000;">MÜŞTAK BABA ve KEHANETLERİ</span></p>
<p>Habertürk TV&#8217;de canlı olarak yayınlanan, Pelin ÇİFT VE Serdar TURGUT&#8217;UN sunduğu ÖTEKİ GÜNDEM programına Kayıp Kitap 397, İsrail&#8217;in Planları, Zeitgeist Kuantum Kur&#8217;an kitapları ve yeni kitabı &#8216;İstanbul Yeniden Başkent Olacak&#8217; ile tanınan Araştırmacı- Yazar  Serhat Ahmet Tan konuk oldu. Müştak Baba&#8217;nın ölümünden sonra, 1846&#8242;da basılan &#8216;Divan&#8217;ındaki bazı şiirlerinde kehanetler halen konuşuluyor. Ankara&#8217;nın 1923&#8242;te İstanbul&#8217;un yerini alıp başkent olacağını, o senelerde AK Parti&#8217;den bahsetmesi hatta kendi ölüm tarihini bile bilmesi Müştak Baba&#8217;yı gizemli kılmaya yetiyor.</p>
<p>Tan, programda Müştak Baba&#8217;nın gizeminden ve şiirlerindeki şifrelerden bahsederek bu tarz şiirlerin çözülmesinin imkansız olduğunu çünkü o şiiri şifreleyen kişinin nasıl şifrelendiğini sadece kendisinin bildiğini söyledi. Şiiri şifreleyen kişi zaman kilidi ile şifrelediği için ölümü sonrası zamanla şifrelerin kırıldığını ve bilgilerin günyüzüne o zaman çıktığını belirtti.</p>
<p>Müştâk Baba&#8217;nın bu bilgileri bulunması için kilitlediğini söyleyen araştırmacı yazar, &#8220;Müştâk Baba, şifrelerin zamanı gelince anlaşılmasını, geçilecek dar bir vadi varsa bu vadide kendisinin ışık olması, biraz yardımcı olması olayların hafif atlatılmasını istiyor<strong>. Çünkü biz 2012 senesinden sonra o tür şeylerle karşılacağız ki&#8230; Sanki dünyanın sahibi biziz&#8230; Otoban var son hızda arabamızı sürmeye başlayacağız</strong>. 2021-2022 senelerinde şimdi anlattıklarımı o sene anlatsaydım kimse beni dinlemezdi.&#8221; dedi.</p>
<p><strong>İŞTE O ŞİİR</strong></p>
<p>Müştâk Baba, Ankara’da Hacı Bayram Velî’nin türbesini ziyaret ettiği sırada gelen ilhamla, ileride Ankara’nın başkent olacağını keşfeder. Müştâk Baba bu keşfini, tasavvuf şiirinde istihraç, yani bir şeyin içinden başka bir şey çıkararak, geleceğe ait bir  olayı üstü kapalı olarak bildirme yöntemi ile aruzun az kullanılan bir vezni ile şiire döker. Divan-i Müştâk Baba adıyla 1847’de yayınlanan divanının 29. sayfasında yer alan 73 numaralı, Ankara’nın başkent olacağını sembolik dille açıklayan beş beyitlik şiiri<br />
şöyledir.</p>
<p>mef û l ü / fâ i lâ tün / mef û lü / fâ i lâ tün</p>
<p>1 Me’vâ-yı nâzeninde kim elf olursa efser<br />
Lâ-büdd olur o me’vâ İslambol ile hem-ser</p>
<p>2 Nun vel kalem başından alınsa nun-i Yunus<br />
Aldıkta harf-i diger olur bu remz azhar</p>
<p>3 Miftah-ı Sûre-i Kaf serhaddi kaf ta kaf<br />
Munzam olunmak ister ra-yı Resûl Peygamber</p>
<p>4 Hay huy ile ahir maksud oldu zahir<br />
Beyt-i veliyy-ül-ekrem el-hâc iyd-i ekber</p>
<p>5 Ey pâdişah-ı fahham sultan Hacî Bayram<br />
Ruhan ister ikrâm Müştâk abd-i çâker</p>
<p><strong>MÜŞTAK BABA, AK PARTİ&#8217;DEN BAHSEDİYOR</strong></p>
<p>Araştırmacı Tan, Müştak Baba&#8217;nın şiirlerinde yöneticilere &#8220;Ya Ak&#8221; cümlesi ile seslendiğini ve &#8220;Ya AK&#8221; derken de AK Parti&#8217;yi kastettiğini ifade edip AK Parti&#8217;nin 2028&#8242;a kadar otobanda araba kullanacağını ve çok dikkatli olması gerektiğini daha sonrada çukurlu, virajlı derin bir vadi göründüğünü söyledi.</p>
<p><strong>MÜŞTAK BABA KİMDİR?</strong></p>
<p>Müştâk Baba, 1759-1832 arasında yaşamış bir sûfî şairdir. Adı Muhammed Mustafa’ dır. Bitlis’ lidir. Soyu Abdülkadir Geylanî vasıtasıyla Hz.Ali’ye dayandırılır. Amcası Şems-i Bitlisî tarafından eğitilmiş, Hasan Şirvanî tarafından aydınlatılmış; Bağdat’ta Nâkibül-eşraf Hasan Efendi ve İstanbul’da Mesnevihan Hoca Neşet Efendi’den yararlanmıştır. Müştâk mahlasını Neşet Efendi takmıştır. Avrupa’dan Hindistan’a çok yer gezmiştir. Uzun yıllar İstanbul’da Eyüp Selâmi Efendi dergâhında kalmış ve II.Mahmud’un  has nedimi olmuştur. Eğitime ve bilime çok değer verir. Arapça ve Farsça bilir. Döneminin seçkin kültürlü insanları arasındadır. Vahdet-i vücud anlayışıyla Hakk’ı insanda arar. Mevlânâ hayranıdır. Edebî yönü ve hitabeti güçlüdür. Aruzla yazdığı şiirlerinde sembolik dil kullanmayı sever. Musikî eğitimini Şirvani’den almıştır. İcralara udu ve sesiyle katılacak kadar musikiye aşinadır. Bu niteliği dolayısıyla, postnişin olduğu Kadirîye içinde, musikî ve semaya özel önem veren Müştâkiye şubesi kendi ekolü olarak kurulmuştur. Müştâk Baba, 1832 yılında Bitlis’i ziyarete giderken, konakladığı Muş’ta düşmanları tarafından 75 yaşındayken öldürülür. Şiirlerini kapsayan divanı, ölümünden sonra, 1847 yılında basılmıştır. Yayınlanmamış başka eserleri de vardır.</p>
<br />Filed under: <a href='http://kendihalinde.wordpress.com/category/efendi-2/'>Efendi 2</a> Tagged: <a href='http://kendihalinde.wordpress.com/tag/akif-emre/'>akif emre</a>, <a href='http://kendihalinde.wordpress.com/tag/erbakan/'>erbakan</a>, <a href='http://kendihalinde.wordpress.com/tag/oktan-keles/'>oktan keleş</a>, <a href='http://kendihalinde.wordpress.com/tag/osmanli/'>osmanlı</a>, <a href='http://kendihalinde.wordpress.com/tag/ya-herru-ya-merru/'>ya herru ya merru</a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/394/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/394/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/394/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/394/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/kendihalinde.wordpress.com/394/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/kendihalinde.wordpress.com/394/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/kendihalinde.wordpress.com/394/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/kendihalinde.wordpress.com/394/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/394/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/394/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/394/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/394/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/394/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/394/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=394&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2011/03/02/27-02-11-ya-herru-ya-merru-donemi-basladi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2011/03/erbakan_cenaze_02.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">Erbakan_cenaze_02</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Donörlerin Efendisi Soner Yalçın</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2011/02/17/donorlerin-efendisi-soner-yalcin/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2011/02/17/donorlerin-efendisi-soner-yalcin/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Feb 2011 19:30:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efendi 2]]></category>
		<category><![CDATA[Soner Yalçın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=387</guid>
		<description><![CDATA[Aslında kendisi de bir Donör olan, Donörlerin Efendisi Soner&#8217;imden bir özür borcum var. Vakti zamanında kendisinden yola çıkıp İlhan abinin soykütüğüne bir bakış fırlattığımı, bunu yaparken de Soner&#8217;i çokta ciddiye almanın anlamsız olacağını düşünmüştüm&#8230; Ancak olaylar öyle bir hale geldi ki İlhan abi tutuklandığında kopartılan gürültü ile şimdi çıkarılan gürültünün kıyaslanması dahi mümkün değil. Bu [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=387&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aslında kendisi de bir Donör olan, Donörlerin Efendisi Soner&#8217;imden bir özür borcum var. Vakti zamanında kendisinden yola çıkıp İlhan abinin soykütüğüne bir bakış fırlattığımı, bunu yaparken de Soner&#8217;i çokta ciddiye almanın anlamsız olacağını düşünmüştüm&#8230; Ancak olaylar öyle bir hale geldi ki İlhan abi tutuklandığında kopartılan gürültü ile şimdi çıkarılan gürültünün kıyaslanması dahi mümkün değil. Bu yüzden diyorum ki toprağı bol olsun İlhan abim de kimmiş; Sonerim Donörüm varken&#8230; Anlaşılan İlhan abim, toprağa kavuşmazdan evvel, Donörlerin efendisine Güzel Amerikalı kitabını miras bırakmış olmalı ki okyanus ötesinin temsilcisi Türkçe bilen zat, bir anda donör hamisi kesildi&#8230; Eh artık bu kadarı olur&#8230; Eğer sizde kaleminizi, ruhunuzu, elinizi, dilinizi  ve dahi benliğinizi bağışlarsanız, Donörlük etiği gereği sırtınız sıvazlanır&#8230; Ancak bu sıvazlayış, sanmayın ki bildiğiniz manada oluyor&#8230; Türkçe bilen zat, sağ gösterip sol vurarak Donörler üzerinden Esas Efendiye ince mesajlar yolluyor&#8230; Bir bakıma timsah gözyaşları da desek yeri var.</p>
<p>*****   ******    *****</p>
<p><img class="aligncenter" title="soner yalçın" src="http://www.medyagundem.com/files.php?file=soner_gozalti1_696012559.jpg" alt="soner yalçın" width="500" height="377" />SONER YALÇIN&#8217;I ELEŞTİRMENİN DAYANILMAZ AĞIRLIĞI!</p>
<p>DR. FİKRİ TAKİP</p>
<p>Soner Yalçın&#8217;ın gözaltına alınması çok  sayıda gazeteciyi ayağa kaldırdı. Henüz ortada net bir bilgi yokken,  azımsanmayacak sayıdaki köşe yazarının, meslek örgütünün olayı &#8216;Özgür  Basına baskı&#8217; şeklinde ele alması ve bunu bir psikolojik harekata  dönüştürmesi ne kadar inandırıcı?<br />
Birkaç gün önce Radikal&#8217;in manşetinde Star Gazetesi yazarı Mehmet  Metiner&#8217;e yönelik bir suikast girişimi vardı. Habere göre, Metiner&#8217;e  yönelik suikast girişimi son anda polis tarafından ortaya çıkarılmıştı.</p>
<p>Nedense Radikal ve internet siteleri dışında olaya pek ilgi gösteren olmadı&#8230;</p>
<p>Yine önceki gün Zaman Gazetesi&#8217;nin bütün muhabirleri Ergenekon haberlerinden dolayı adliyelerdeydi.</p>
<p>Haklarında Ergenekon haberleriyle ilgili açılan davaları takip etmek için&#8230;</p>
<p>Oysa Basın Özgürlüğünü işlerine geldiği zaman hatırlayanların hiçbirini bu gibi konular ilgilendirmiyor.</p>
<p>Gazetecilik örgütleri ise işi gücü bırakıp, Odatv&#8217;nun ofisinde basın toplantıları yapıyor&#8230;</p>
<p>Onlar için basın özgürlüğü Soner Yalçın, Ergenekon&#8217;dan tutuklu bulunan Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan&#8217;dan ibaret&#8230;</p>
<div id="_mcePaste">Akif  Beki, Radikal&#8217;deki yazısında Mehmet Metiner&#8217;e suikast girişimine sessiz  kalanların Soner Yalçın olayında ortalığı ayağa kaldırmalarını şöyle  değerlendirmiş.</div>
<div id="_mcePaste">Bir  tarafta canına kastedilen yandaş bir kalem, diğer tarafta yasal suç  takibine uğrayan muhalif bir gazeteci. Muhalif için kıyametler  koparılıyor da yandaş için kılını kıpırdatmıyor kimse. Basın özgürlüğü,  adalet, vicdan ve benzeri tüm yüksek değerler muhalifin emrine verilsin,  yandaşın payına da kurşunlar düşsün, öyle mi?  (Radikal-17 Şubat 2011)</div>
<p>Bu noktada Akif Beki&#8217;nin yazdıkları anlamlı&#8230;</p>
<p><em><strong>&#8220;Bir  tarafta canına kastedilen yandaş bir kalem, diğer tarafta yasal suç  takibine uğrayan muhalif bir gazeteci. Muhalif için kıyametler  koparılıyor da yandaş için kılını kıpırdatmıyor kimse. Basın özgürlüğü,  adalet, vicdan ve benzeri tüm yüksek değerler muhalifin emrine verilsin,  yandaşın payına da kurşunlar düşsün, öyle mi?&#8221; </strong> </em>(Radikal-17 Şubat 2011)</p>
<p><strong>PSİKOLOJİK BASKI </strong></p>
<p>Açıkça psikolojik baskı yapılıyor&#8230;</p>
<p>Soner  Yalçın&#8217;ın gazetecilik anlayışını eleştirenler sindirilmeye çalışılıyor.  Soner Yalçın&#8217;a layık görülen eleştiri hakkı, onu eleştirenlere  gösterilmiyor..</p>
<p>Örnek mi?<br />
<span id="more-387"></span><br />
Nagehan Alçı, 15 Şubat tarihli Akşam gazetesindeki yazısında<strong><em>,&#8221;Yahu  tetikçiliğin, hedef göstermenin, manipülasyonun ismi ne zamandan beri  muhalefet oldu? Şayet Soner Yalçın ve sitesi adam gibi muhalefet  yapıyorsa o zaman o sitede neden aslında pek yakından tanıdığımız  isimler hep takma adlarla yazıyorlar? (15 Şubat 2011)</em></strong>&#8221;  diyerek Soner Yalçın&#8217;ı eleştirmesi, yine aynı gazetenin yazarı ve Soner  Yalçın&#8217;ın yakın arkadaşı Oray Eğin tarafından hiç de hoş karşılanmadı.</p>
<p>Bakın Eğin, Soner Yalçın&#8217;ı eleştirenler hakkında neler yazdı:  <strong><em>&#8220;Çok  değil, sadece birkaç sene içinde bu insanların da gözümüzün önünden yok  oluşunu göreceğiz&#8230; &#8216;Abi beni affet&#8217; diye kapımıza dayanacaklar. &#8216;Ben  tövbekarım&#8217; diye iş isteyecekler. &#8216;Ne olursun yardımcı ol&#8217; diye  dilenecekler. Hatta bugün tapındıklarının bütün kirli çamaşırlarını  dökmek için &#8216;itirafçı&#8217; bile olacaklar. O gün de gelecek. Ama o gün bu  medya onları &#8216;geçici olarak kullanmak&#8217; için bile tutmayacak. Siz hiç  merak etmeyin.&#8221; </em></strong>(16 Şubat 2011)</p>
<p>Alçı buna rağmen geri adım atmadı: <strong>Elbette  bugün, Yalçın&#8217;ın dikte ettirdiği yalanları ve nefret söylemlerini  köşesinde yazan, Yalçın&#8217;ın emri doğrultusunda tetikçilik yapan zihniyet  kendi çete liderini savunacak, savunuyor da zaten. Kısa zaman sonra yok  olacağını bildiği için son zavallılıklarını yapıyor. </strong>(Akşam. 17 Şubat 2011)</p>
<p>Başka bir örnek Sevilay Yükselir&#8217;in Sabah&#8217;taki köşesinde (16 Şubat  2011) yazdıkları&#8230; Yükselir&#8217;e ağzının payını verme görevini bu sefer  Hürriyet&#8217;ten Cüneyt Ülsever üstlenmiş&#8230;</p>
<p>Sevilay Yükselir&#8217;in; <strong><em>“Mutluyum. Çünkü şimdi yıllarca  kalemini neden bir silah gibi kullandığının, hizmet ettiğikaranlık güç  ve düşünceler için tehlike arz eden herkese neden bel altı  vurduğununhesabını verecek adalete!”</em></strong> şeklindeki cümlelerine karşılık Ülsever şöyle yazmış&#8230;</p>
<p><strong><em>&#8220;Ben de Sevilay Hanım’a ters bir soru sorayım: Eğer,  Soner Yalçın ve arkadaşları aklanırlarsa sizin hakkınızda yaptıkları  densiz suçlamalar bu sefer de doğrulanmış mıolacak? Sonra kalkar da;  “Sevilay Hanım hakkındaki iddialarımızdan aklandık” derlerse çok daha  fazla üzülmek zorunda kalmaz mısınız? Ne olur, duygularımızdan arınmadan  hukuk üzerine yazmayalım!&#8221;</em></strong></p>
<p><strong>ULUSLARARASI PROPAGANDA </strong></p>
<p>Bazı  Türk gazeteciler, tanıdıkları ve ilişkide oldukları yabancı gazeteciler  ve medya kuruluşları aracılığıyla uluslararası bir propagandaya  girişmiş durumda&#8230;</p>
<p>Özellikle ABD Büyülelçisinin &#8216;Odatv baskınına  anlam veremiyorum&#8217; mealindeki sözleri ve ABD Dışışleri sözcüsünün  Büyülelçiye destek vermesi dikkat çekici bir durum.</p>
<p>Ulusalcı bir yayın çizgisine sahip olan Odatv&#8217;nin Amerika aleyhine yayınlar yapması yayın politikasının bir gereği&#8230;</p>
<p>Hatta hedefe koydukları çoğu insanı eleştirirken kullandıkları en belirgin sıfat &#8220;Amerikancı&#8221;  sıfatı değil miydi?</p>
<p>Şimdi ise Odatv&#8217;nin manşetlerini Amerika&#8217;nın resmi görevlilerinin sözleri süslüyor&#8230;</p>
<p>Soner Yalçın&#8217;ın yazarlık yaptığı gazete Hürriyet&#8217;in Amerika  Büyükelçisi&#8217;nin sözlerini sürmanşetten vermesi ve soruyu Hürriyet  muhabirinin sormasına da dikkat etmek gerekiyor.</p>
<p>Hal böyle olunca insan sormadan edemiyor&#8230; Ne iş?</p>
<p>Soner Yalçın&#8217;ın deyimiyle &#8220;Geçelim&#8221;&#8230;</p>
<p><strong>AHU ÖZYURT&#8217;UN SADDAM BENZETMESİ<br />
</strong><br />
Ahu Özyurt&#8217;un  AOL tarafından satın alınan Huffington Post adlı Amerikan merkezli  internet sitesinde yayınlanan yazısı uluslararası propagandaya en güzel  örnek&#8230;</p>
<p><a href="http://dorduncukuvvetmedya.com/3045-amerikali-internet-sitesinde-basbakan-erdogan-i-saddam-a-benzetti.html" target="_blank">Özyurt yazısınd</a>a, <strong>&#8220;Erdoğan, Mısır&#8217;daki Sosyal Medya devrimini kucaklarken, Türkiye&#8217;de Samdamvari &#8216;korku cumhuriyeti&#8217; kurmayı seçti.</strong>&#8221; diyor. .</p>
<p>Özyurt,  yazısının sonunda Başkan Barack Obama yönetiminden, Mısır&#8217;da Mübarek&#8217;e  takındığı tavrın Türkiye&#8217;de Erdoğan&#8217;a da takınmasını istiyor&#8230;</p>
<p>Ahu Özyurt&#8217;un 2006-2009 yılları arasında Milliyet ve CNN Türk&#8217;ün  temsilciliğini yaptığını ve Obama yönetiminin üst düzey yöneticileriyle  tanıştığını da hatırlatalım.</p>
<p><strong>UĞUR DÜNDAR&#8217;IN İNGİLİZ MESLEKTAŞI&#8230; </strong></p>
<p>Star TV Ana Haber sunucusu ve Arena Programı yapımcısı Uğur Dündar&#8217;a İngiliz gazeteci arkadaşı ziyarete gelmiş.</p>
<p>Sonrasını Uğur Dündar&#8217;dan dinleyelim&#8230;</p>
<p><strong><em>Oda Tv”nin muhalif çizgide yayın yapan bir internet  sitesi olduğunu… İki gün önce polis baskını  düzenlendiğini….Gazetecilerin gözaltına alınıp ev ve işyerlerinin didik  didik arandığını … Kitaplara, cd”lere, video kasetlerine el konulduğunu…  Bilgisayar hard disklerinin kopyalandığını…Gazetecilerin sorgularının  sürdüğünü söyledim. Gözleri faltaşı gibi açılmıştı.“Anlamadım!” dedi.  Bir kez daha anlattım, yine anlamadı! Üçüncü kez izah  edince; “Demokrasilerde bunun benzerine rastlanmaz. Örneğin İngiltere&#8217;de  böyle bir olay asla yaşanmaz! Yoksa sizde demokrasi ve basın özgürlüğü  yok mu?” diye sordu.“Vaaarr!” dedim.“Peki nasıl bir demokrasivar?” diye  sordu.“İleri demokrasi var!”dedim. Başladı gülmeye!… Sohbetimizin  sonunda uğurlarken hala gülüyordu!”</em></strong></p>
<p>İşte Dündar İngiliz meslektaşıyla arasında geçen diyalogu böyle aktarıyor&#8230;</p>
<p>Ancak İngiliz meslektaşı nedense &#8220;NEDEN?&#8221; sorusunu bir türlü sormuyor&#8230; O soruyu bir sorsa durum netleşecek ya&#8230;</p>
<p>Haksızlık etmeyelim&#8230; Adam zaten anlatılanlardan bir şey anlamamış, Uğur Dündar da 3 kez anlatmak zorunda kalmış&#8230;</p>
<p>İşte durum budur&#8230;</p>
<p>http://www.dorduncukuvvetmedya.com/3049-soner-yalcin-i-elestirmenin-dayanilmaz-agirligi.html?utm_source=feedburner&#038;utm_medium=twitter&#038;utm_campaign=Feed%3A+dkmedya+%28D%C3%96RD%C3%9CNC%C3%9C+KUVVET+MEDYA-+%C3%96zg%C3%BCr+Gazeteciler+Platformu%29&#038;utm_content=Twitter</p>
<br />Filed under: <a href='http://kendihalinde.wordpress.com/category/efendi-2/'>Efendi 2</a>, <a href='http://kendihalinde.wordpress.com/category/soner-yalcin/'>Soner Yalçın</a>  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/387/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/387/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/387/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/387/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/kendihalinde.wordpress.com/387/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/kendihalinde.wordpress.com/387/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/kendihalinde.wordpress.com/387/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/kendihalinde.wordpress.com/387/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/387/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/387/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/387/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/387/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/387/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/387/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=387&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2011/02/17/donorlerin-efendisi-soner-yalcin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.medyagundem.com/files.php?file=soner_gozalti1_696012559.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">soner yalçın</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Tekzib Polemiği-Ahmet-Mehmet-Ortatv-SüperEgo-Kara Murat, Malkoçoğlu, Durak Bey-</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2010/10/20/tekzib-polemigi-ahmet-mehmet-ortatv-superego-kara-murat-malkocoglu-durak-bey/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2010/10/20/tekzib-polemigi-ahmet-mehmet-ortatv-superego-kara-murat-malkocoglu-durak-bey/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Oct 2010 23:58:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>
		<category><![CDATA[Sabatay]]></category>
		<category><![CDATA[Sabetay]]></category>
		<category><![CDATA[Soner Yalçın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=381</guid>
		<description><![CDATA[Aktarma Yapılan İnternet Adresi -Ahmet-Mehmet-Ortatv-SüperEgo-Kara Murat, Malkoçoğlu, Durak Bey- Yazan: Münir Oyunbozan Orta’lık Magazine Magazine yapalım biraz dostlar. Basında polemikler meşhurdur; bu polemikler gazete sayfasında kalır, iki tarafdan biri pes edene veya anlatmaktan bıkana kadar devam ederdi, meşhurlarını bazılarının kitablaştırılmış olması ile okumuş olabilirsiniz. Şimdi durum değişti ama arkadaşlar. Hem internetin çıkmış olması ve –Ulaştırma [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=381&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.furkandergisi.com/index.php/tr/furkan-yazarlari/munir-oyunbozan/1152-basbakanliktan-tekzib-polemigi">Aktarma Yapılan İnternet Adresi</a></p>
<p><strong>-Ahmet-Mehmet-Ortatv-SüperEgo-Kara Murat, Malkoçoğlu, Durak Bey- </strong></p>
<p>Yazan: Münir Oyunbozan</p>
<p><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2010/10/alabirent.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-384" title="alabirent" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2010/10/alabirent.jpg?w=282&#038;h=300" alt="" width="282" height="300" /></a></p>
<p><strong>Orta’lık Magazine </strong></p>
<p>Magazine yapalım biraz dostlar.</p>
<p>Basında polemikler meşhurdur; bu polemikler gazete sayfasında kalır, iki tarafdan biri pes edene veya anlatmaktan bıkana kadar devam ederdi, meşhurlarını bazılarının kitablaştırılmış olması ile okumuş olabilirsiniz.</p>
<p>Şimdi durum değişti ama arkadaşlar.</p>
<p>Hem internetin çıkmış olması ve –Ulaştırma Bakanının kulakları çınlasın- bu “zımbırtının”in tam bir “gerilla savaşı” tarzında “vur-kaç” taktiği ile kullanılıyor olması (“hukukun siyasallaştırılması” gibi “internetin siyasallaştırılması” mı desek ve bunda haklı olur muyuz, bilemem) hem de artık eski gazetecilerin kalmaması sebebiyle polemikler gazete sütunlarında kalmıyor, mahkeme koridorlarına kadar taşınıyor. Bu böyle biline.</p>
<p>“Çantacılıkdan” geldiğine dair “güneş” gibi rivayetler olan Mehmet Barlas ve tüm ailesi (oğlu-hanımı-kızı-gelini vb.), “herşeyin çakması” olduğı gibi “çakma Nişantaşlı” olduğunu da söyleyen ve iki sevimli ihtiyar “Anadolulu” ebeveyne sahib Ahmet Hakan Çoşkun arasında bir polemik başladı, hatta bu polemik gazete sayflarında kalmadı internete taşındı, “feys” de ve “tivitır”da da tek kelimelik “geçirmeler” ile sür-gitleşti.</p>
<p>Tam bu esnada da işe, “çakma nişantaşlı”nın “kankisi” olduğu rivayet edilen “odatv” işe katıldı.</p>
<p>Arkadaşlar, bu “odatv”nin niye “oda” ismini aldığını bileniniz var mı bilemiyorum, ama kesin birşey söylemek gerekirse itiraf ediyorum, ben de bilmiyorum, “tv”lik kısmının zaten ilk günlerde “mediaplayer” ile hazırlanan basit bir “video”nun üzerine yazı veya ses bindirmek veyahut sadece röportajlarla sınırlı kaldığını, “ne biçim tv burası?” diye soran çok olunca herhalde, eskiden haber metinlerinin tepesinde vidyo görüntüsü üzerine “bu haberin vidyosu hazırlanmamıştır” diye not düşerlerdi şimdi “o-da” kaldırıldı, ama ismi hâlâ “oda tivi”…</p>
<p>Fakat dostlar bir fikir jimnastiği yapalım, Soner Yalçın’ın meşhur olduğu çalışmalar hangisi? Elbette “Efendi” serisi… Ve “Uğur İpekçi” ismiyle yazdığı aynı yazılar. Ne anlatıyordu orada, doğru yanlış olduğuna karışmadan, cevab verelim, bugün ismi Müslüman-bizden görünen pekçok kişinin aslında bizden olmadığını-Sabati olduğunu… kitablarında, yazılarında “devşirme” üzerinde duruyordu, bunların şimdi “şurda” durmalarına rağmen aslında “köklerin”nin bilmemne olduğunu felan. Daha once beraber olup sonradan ayrıldığı Perinçek ne diyordu bunun için, “MİT tarafından devşirilmiştir.”  (Elbette tam bu değil, uygun olsun diye sözünü çevirdik, ama bu anlamdaydı dediği Perinçek’in)</p>
<p>Peki “devşirme” denilince akla gelen ne?</p>
<p>Yeniçeri!</p>
<p>Yeniçeri denilince de “ORTA-ODA”lar…</p>
<p>Hafızam yanıltmıyorsa, 127 orta-oda’dan oluşan bir askeri birlikdi Yeniçeriler Osmanlı kara kuvvetleri içinde…</p>
<p>Acaba diyorum, “tez olsun” diye söylüyorum, Soner Yalçın’ın websitesine o ismi vermesinde böyle bir “anlam” olabilir mi?</p>
<p>Hayır yani, “YENİÇERİ BOZMALARINI” websitesinden cansiperane ve hertürlü doğruluktan uzak bir şekilde yalan-yanlış savunuyor da onun için böyle bir anlam olabilir, diye düşünmemek mümkün değil elbette.</p>
<p>Konumuza gelirsek.<br />
Polemik Başlıyor!</p>
<p>Polemik, Ahmet ile Mehmet B. arasında; “yeniçeri bozmalarını savunanlar” sonradan müdahil oldular, hani “bize bişey çıkar mı acaba” dürtüsü ile…</p>
<p>Ahmet, Barlasların sitesinde bir yazarın akla hayale gelmedik yazılar yazdığını, Başbakan hakkında çok fena sözler sarfettiğini, “ey liberal Barlaslar, bu ne biçim iş, bu ne?!” demeye getiren bir yazı yazmıştı bir hafta-on gün once… Polemiği yani Ahmet başlatmıştı.</p>
<p>Polemik gazete sütunlarından “tivitıra” taşınmıştı, elbette Mehmet B. ilk başlarda cevab vermemişti, ama “ailece aktif” olarak kullandıkları “tivitır”da “tivit’ledikleri” ile Ahmet’in hakimiyet sahasına (veya tuzağına) girmişler ve karşılıklı olarak “Başbakan hakkında ileri-geri atıp tutan Mehmetin yazarı” vurgusuyla başlayan polemik, “istihzalarla” ilerlemeye başlamıştı.<span id="more-381"></span></p>
<p>Okuyalım:</p>
<p>“- KOPYACI SUHTE:<br />
Ahmet Hakan, dün Hürriyet&#8217;teki köşesinde hem bana hem de eşime, kızıma, oğluma bulaşmış.<br />
&#8220;Yine nereden esti&#8221; diye merak ettim ve bulaşırken kullandığı &#8220;Mafya ailesi&#8221; benzeri ifadeleri Google&#8217;a yazdım. Onun yazdıkları yamyamlığı ekol haline getirmiş bir internet sitesinde daha önce yayınlanmış. Ahmet Hakan da aynen alıp yazmış bunu.<br />
Meğer sade &#8220;Çakma&#8221; değilmiş.</p>
<p>Uzaktan kumanda ile ona buna bulaşan kopyacı bir beyinsiz robot rolünü de üstlenmiş.<br />
Bir sabah uyandığında yorganının altında kesik bir at başı bulursa bunu bizim mafya ailesinden bilecek artık.<br />
Hürriyet&#8217;in bir köşesinde mürekkep yerine çamur kullanılması şimdilik Aydın Doğan&#8217;ın sorunu.<br />
Ailelere bulaşmanın ne kadar ayıp olduğunu kız babası Aydın Doğan&#8217;ın en iyi bilmesi gerekir.<br />
Bakarsınız yarın da bu sorun Murdoch&#8217;un olur.<br />
Açıkçası sıkıldım bu hünsa beyinli çakmadan. Bunlar &#8220;Erkekleri cumaya, kadınları yemeğe davet etmeli&#8221; benzeri söylemleri Nişantaşı jargonu olarak sunarlar twitterde&#8230;”</p>
<p>Gasteci bir babadan “yalı’lı”, köklü bir sabati ailesine damat olan Mehmet B.’ın kavanoz dipli gözlüklü prof’la yaptığı programlardan “ne sabırlı adam” kisvesi ile çıktığına dair fikirler olsa da orada yaptığı “bel altı vuruşları”, istihzalı sözleri ile aslında çatır çatır çatladığı, ağzını bozmadan kinayelerle idare ettiğini görüyorduk, şimdi de şu yazdıkları ile bunu kanıtladı.</p>
<p>Ahmet’in sorduğu sorulara Mehmet cevab vermedi, tüm ailesi “tivit”ledi, aşağılayarak cevab verdiler sadece; ama Mehmet’in yukarıdaki yazısında da görüleceği üzre Mehmet B. bir yazı yazınca dayanamadı, “beyinsiz robot… uzaktan kumandalı.. hünsa beyinli çakma…” taltifleri (!) ile yazsını döşeniverdi; ama görüyorsunuz, “Ahmet Hakan, dün Hürriyet&#8217;teki köşesinde” diyerek aslında bahsettiğimiz gibi neredeyse on gün once Ahmet’in yazısıyla başlayan tartışmayı “yeni görmüş” gibi yapmaya çalışarak…</p>
<p>Acaba niye?</p>
<p>Basit dostlar, basit.</p>
<p>Çünki yazısında diyor ya, “Google&#8217;a yazdım. Onun yazdıkları yamyamlığı ekol haline getirmiş bir internet sitesinde daha önce yayınlanmış. Ahmet Hakan da aynen alıp yazmış bunu” demek için…<br />
Fırsatçı Ortatv!</p>
<p>“Yamyamlığı ekol haline getirmiş” dediği yer, “yeniçeri bozmalarının savunmasını” yapan “ortatv”…</p>
<p>Aklınca, “görün işte bana saldıranlar kimler” demeye getiriyor, “ergenekoncu” yapıp çıkacak” yani Ahmet’i…</p>
<p>“Orta-Oda”da neler yazılmış? Okuyalım, öğrenelim:</p>
<p>“-BARLASLAR MAFYALAŞTI</p>
<p>Barlaslar&#8217;ın bir aile sitesi var&#8230; Sahibi Mehmet Barlas&#8217;ın oğlu Cemil Barlas, Canan Barlas da en kıdemli yazarı. Odatv&#8217;de zaman zaman Barlas Ailesi&#8217;nin resmi görüşünü veren bu siteye cevab veriyoruz.</p>
<p>Bu sitede Barlaslar&#8217;ın bir tetikçisi var. Cahil ve toy bir tetikçinin yazdıkları önemli değil, değerlendirmeye değmez.<br />
Ancak  Barlaslar&#8217;ın sitesinde uydurma isimle yazan bu tetikçi, Mehmet Barlas ile polemik yapan isimleri açıkça hedef gösteriyor. Vurmakla kırmakla, &#8220;Ermeni çocuğu&#8221; veya &#8220;Alevi&#8221; gibi ifadeleri kullanarak yazı yazıyor.</p>
<p>Odatv olarak tarihe not düşelim. Kim demokrat, kim ırkçı, kimin mafyöz ilişkileri var anlaşılsın.</p>
<p>Önce sitede tetikçinin yazdığı yazıda Nedim Şener eleştirisine bakalım: &#8220;Ermeni çocuğu Hrant DİNK&#8217;in ölümüne bizim Hanefici Nedim acaba neden bu kadar çok sahib çıkıyor? Sakın adalet için demesin&#8221;</p>
<p>Aynı yazıda Mehmet Barlas ile son dönem sıkça polemiğe giren Ahmet Hakan&#8217;a açıkça tehdit içeren şu ifadeler yazıyor: &#8220;A.HAKAN C. çok konuşmaya başladı. Yakında bazı şeyler olursa niye oldu diye sormasın&#8230;Yaptıklarının sonucu ve yazdıklarının mükafatı deyip fazla dürtüklemesin&#8230;Unutmasın, son olarak geçirdiği kazayı kolunu kırarak kurtarmıştı&#8230;&#8217;MEN DAKKA DUKKA&#8217;. Dilerim hatırdan çıkarmaz, kendine çeki düzen verir.&#8221;</p>
<p>Yine Barlaslar&#8217;ın tetikçisi aynı yazıda Odatv editörü için şunları söylüyor: &#8220;Patenti bizde olan ve yayılmaya başlayan &#8216;KARANLIK ODA&#8217;nın&#8217; SON-ERİ&#8230; Herhalde yanındaki ALEVİ editörü ile birlikte bana açtıkları davaya malzeme toplamak istiyorlar.&#8221;</p>
<p>Hanefi Avcı&#8217;ya ise şu ifadelerle saldırılıyor: &#8220;Bak bu uyarımı dikkate al. Biliyorsun, avcı kardeşe kendine yazık ettin dedik, 24 saat sonra içeri düştü..Bak sonra demedi deme..&#8221;</p>
<p>İşte hergün televizyonlarda sözde liberal ifadelerle konuşan Barlas ailesinin adını bile söylemekten korkan bir tetikçisinin yazdıkları. Odatv avukatları bunlarla gerekli mücadeleyi yapar.</p>
<p>Ancak Barlaslar&#8217;a şunları soralım&#8230;</p>
<p>Hrant Dink&#8217;in ardından televizyonda timsah gözyaşı dökerken kendi sitenizde &#8220;Ermeni Çocuğuna sahib çıkmayın!&#8221; diye insanları tehdit etmeye utanmıyor musunuz? Dink&#8217;e de ölmeden önce bunları söylemiş miydiniz?<br />
Polemik yaptığınız yazarları vurmakla, kırmakla &#8220;başına kötü şeyler gelebilir, demedi deme&#8221; gibi ifadelerle tehdit etmeye utanmıyor musunuz? Emir verdiğiniz silahlı adamlar mı var yoksa üniformalı emir erleriniz mi?</p>
<p>Anladık Odatv sizin tezlerinizin altının ne kadar çürük olduğunu okur yazar herkese gösterdi. 12 Eylül&#8217;de nerede olduğunuzu herkese anlattı. Bunlara &#8220;Alevi editör&#8221; gibi ifadelerle cevab vermeniz sizin düşüncelerinizin sefaletini göstermiyor mu?<br />
Bu mafya üslubu, bu faşizan zihin dünyası Türk düşünce hayatına hiçbirşey vermeyen Barlaslar&#8217;ın geldikleri noktanın bir özeti değil mi?”</p>
<p>Okudunuz, ne düşünüyorsunuz?<br />
“Burdan bize de bi mama çıkar ulan”, güdüsüyle yazılmış bir yazı değil mi?</p>
<p>Bir kere HERZAMAN YAPTIKLARI gibi bu “yeniçeri bozuntusu taraftarları”nın YALAN söyledikleri, işine geldiği gibi yazı yazdıkları ortada, bunu da gösterelim.</p>
<p>Açsınlar “Barlasların sitesi”ni, “yazarlar” kısmına bir baksınlar, “liboş” olarak kaç kişi yazıyor orada, AKP ve özellikle Başbakan karşıtı kaç kişi yazıyor? Bahsettikleri yazarın daha beter sözleri sarfedenler, hatta bir “Yeniçeri bozuntusu taraftarı” gibi yazanları görmediler mi orada? Yazarlardan birisi B. Ö.; bilirler onu, onun yazdıkları ile kendilerinin yazdıkları arasında bir fark görebilirler mi? Ben görmem, kimse de görmez!</p>
<p>Yani, bu “Oda-Ortatv”nin şu yazdığı, beş para etmez “fırsatçılık” ve “yalandan” başka birşey değil!. Ahmet’e güya destek çekecek! Keşke hiç çekmese de, Mehmet’in “Onun yazdıkları yamyamlığı ekol haline getirmiş bir internet sitesinde daha önce yayınlanmış” demesine çanak tutmasalardı! Ama bunlar böyle, “Yarabbi şükür” derler hep.</p>
<p>Peki Ahmet bunlardan alıp da mı yayınlamış? Okuyalım:</p>
<p>“-BARLAS Ailesi&#8217;nin güdümündeki internet sitesinde bir yazı okudum.<br />
Yazıda Hrant Dink cinayetiyle ilgili yazdığı kitabla uluslararası alanda ödül kazanan gazeteci Nedim Şener için şöyle bir cümle var:<br />
“Ermeni çocuğu Hrant Dink&#8217;in ölümüne, bizim Hanefici Nedim acaba neden bu kadar çok sahib çıkıyor?”<br />
Yetmiyor, aynı yazıda ben de tehdit ediliyorum.<br />
Şöyle diyor “liberal aile”nin yazarı:</p>
<p>“Ahmet Hakan çok konuşmaya başladı. Yakında bazı şeyler olursa niye oldu diye sormasın. Yaptıklarının sonucu ve yazdıklarının mükafatı deyip fazla dürtüklemesin. Unutmasın, son olarak geçirdiği kazayı kolunu kırarak kurtarmıştı. ‘Men dakka dukka&#8217;. Dilerim hatırdan çıkarmaz, kendine çekidüzen verir.”<br />
Aynı yazıda Oda TV&#8217;nin editörü için ise kullanılan niteleme ise şu:</p>
<p>“Alevi editör.”<br />
Bu yazının üstüne Barlas Ailesi&#8217;nin tüm bireylerinin Twitter&#8217;da nasıl çirkinleştiklerini de ekleyelim. Sonuç?<br />
Sonuç şudur:<br />
Ben Mehmet Barlas&#8217;ı “Otağtepe Dükü”, zevcesi Canan Barlas&#8217;ı “Etiler düşesi”, kerimesi Ela&#8217;yı “Çengelköy prensesi”, mahdumu Cemil&#8217;i ise “Etiler veliaht prensi” sanıyordum&#8230;<br />
Meğer bunlar basbayağı liberal mafya ailesiymiş yahu&#8230;”</p>
<p>“Mafya” vurgusunun intihal veya ilham kaynağı olduğunda bir kuşku duymuyorum, ama websitesi orada, yazar orada, yazılar orada olduğu müddetçe, herkesin alıp kullanabileceği bir malzeme olarak orda durduğu müddetçe Mehmet’in “daha önce yayınlanmış” demesine hak vermek mümkün değil; ama sadece buna “kurnazlık yapma Mehmet” derim.<br />
Barlaslar’ın Polat’ı Erdoğan’ı Tehdit Etti<br />
Dedik ya, Ahmet’in Mehmet B.lar’ın polemiği eskiden başladı ve o yazar üzerinden başladı…</p>
<p>Peki kim bu yazar?</p>
<p>“Erenler”den, “zamanın sahibi”nden, “yeni derin devletin başı”ndan, “gavslar”dan bahseden biri ki, sitemizde onu da kullandığımız yazılar yazdık. NŞA, aslında orada bulunmaması gereken biri; “yazarlardan bir yazar” olarak, Mehmetlerin websitesinin ilk açılışı sırasında “daha da aktif” olabilmek için “yazar aranıyor” ilanı verilmişti, büyük ihtimal o furyada gelenlerden, ama NŞA orada olmaması gereken, Mehmet’in Ahmet’i “intihalcilikle” suçladığı ve “yamyamlığı ekol haline getirmiş” dediklerinin  BENZERİ yazılar yazan biri.</p>
<p>Bakın ne demişiz sitemizde yayınlanan bir yazıda:</p>
<p>“-2-Ulaşılan bilgilere gore Türk-İslam derin yapısı iktidarın başındaki kişiden memnun olmadığı için onun yerine farklı bir isim düşünmektedir. FIRAVUNLAŞMAYA BAŞLADIĞINI DÜŞÜNÜLEN LİDERİN ENANİYET VE HIRS ZAAFİYETİNDEN VE KOLTUK AŞKINDAN dolayı tasfiye edileceği onun yerine Türk teşkilatına ve İslamiyet&#8217;e bayraktarlık yapabilecek bir ismi düşünmektedirler. Ankara&#8217;daki ekibimiz Washington aracılığı ve iç bağlantılarla bu kişiyi herkesten önce öğrenmeli ve deşifre etmelidir.</p>
<p>(…)<br />
“Deli Yürek-Kurtlar Vadisi” dizileriyle birlikte başlayan “komplo mantıklı” ve müşterisi bol televizyon dizilerinden veya o cinsden bir romandan aktarmıyoruz okuduklarınızı. 2010 temmuz ayının ikinci günü yayınlanmış bir yazıdandır okuduklarınız, neler neler söylüyor, bir daha okuyalım:</p>
<p>Ortada bir “şövalyeler” var ki herhalde bu neredeyse “akraba çıkartılacağımız”  –hiristiyani- “Tapınak Şövalyeleri” olsa gerek, “şövalye” olduklarına göre hem “müslim” değiller de, olsalardı uygun lakab “akıncı” olurdu çünkü ve bunlar oturmuşlar “karar” almışlar, “Türkiyede iç savaş çıkartıp”  ve “iki önemli isme suikast” yapacaklarmış. 2013’e kadarki bir süreci hesaplıyorlar bunun için ve Devlet Bahçeli de “enterne” edilecek anlaşıldığı kadariyle. Anlaşıldı. Başka?</p>
<p>Ne yok ki?</p>
<p>Ortada bir “Türk İslâm derin devleti” ile onun “başı” olduğunu ve bunların “iktidarın başındaki kişiden” vurgusundan murad herhalde Başbaka Erdoğan’dır, işte o “baş”ın da (Haydar Baş’ın değil, kaldı ki o kimin umurunda!) ondan “memnun olmadığını” öğreniyoruz; “Tapınakçılar” bu memleketi “kararlar” ile yönetecek kadar “egemenler” ya okuduğumuza gore şuradan, o halde  bu “ulaştıkları bilgi” de herhalde “doğrudur” ki “kararlara” alınmış. Pekala neden “memnun değil”miş o “baş” Başbakandan? “Firavunlaşmaya başladığı düşünülen liderin enaniyet ve hırs zaafiyetinden ve koltuk aşkı” tutkusundan ötürü elbette ve dikkat ediniz, “iktidarın başı”ndaki olan “değiştirilecek” demiyor, “TASFİYE EDİLECEĞİ”nden, yani ÖLDÜRÜLECEĞİNDEN bahsediliyor!<br />
Kim öldürecek?<br />
“Türk İslam derin devletinin başı”, TC Başbakanı Erdoğan’ı öldürecek!</p>
<p>İsrail hükümetinin ve hatta  ABD Başkanı Obama’nın da tasfiye ve diskalifiye edilmesi, İranla danışıklı dövüş “kararları” alınmasını bir kenara bırakıp, şu “’Türk İslam derin devletinin başı’,  TC Başbakanı Erdoğan’ı öldürecek!” meselesine eğilmek, aktüel meseleleri de ele alıcı olarak faydalı olacaktır.</p>
<p>Okuyucu aktardıklarımıza “hadi canım sende, deli saçması şeyler bunlar, işin gücün yok bir de adam yerine koyup okumuş, üstelik bize de okutmaya çalışıyorsun şu Ergenekoncuların lakırdılarını, çok ayıp” diyebilir, hürdür, ama dediğinin illa ki “doğru” olacağı gibi bir durum da sözkonusu değildir ve burda olduğu gibi yanılabilir.</p>
<p>Yanıldığı yeri göstereceğiz elbette ama şimdi bir tane aktarma yapalım:</p>
<p>“Geçen yazımda AKP&#8217;yi uyarmış BALYOZ&#8217;un tamamının ORDU&#8217;dan diskalifiye edilmesi gerektiğini ifade etmiştim. C. başkanı az da olsa durumun farkında. Ancak Başbakan beklenen tavrı tam olarak gösteremiyor.</p>
<p>Eğer son günde de durum değişmezse, sonraki gün devletin gerçek sahipleri bu duruma ne der bilemiyorum ama bazı şeyleri açıktan ifade eden birilerine rağmen yine anlaşma yolu tercih edilirse hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.</p>
<p>Nitekim Tapınak, Sabetay ve Mason Bektaşilerin bu ORDUDAN TASFİYESİ İÇİN GEREKİRSE HAYAT BİLE FEDA EDİLMELİDİR.”</p>
<p>Çankaya’nın Gülü’ne “az biraz” da olsa “kıyak” geçildiği hissini veren şu aktardıklarımıza bakılırsa az yukarıda “tasfiye edilecek” denilen Başbakan’ın savcıların iddianamesine gerektiği gibi sarılmaması (sebebi de yukarıda) nedeniyle yukarıda “tasfiye” kelimesinden çok daha açık bir şekilde “HAYAT BİLE FEDA EDİLMELİDİR!” denilerek apaçık ölmesinin-öldürülmesinin mümkün olduğu yazılıyor.</p>
<p>Çok merak ediyorum bunu hangi saikle yapıyor sayın siyasi İRADE? Pazarlık yapmanın, birilerini memnun etmenin koltukla mı yoksa farklı nüanslarla mı ilişkisi var?<br />
HUDSON&#8217;DA, SAUNA&#8217;DA, KAFES&#8217;TE VE DOLMABAHÇE&#8217;DE SENİ KURTARANLARA CEVABIN BIRILERIYLE ANLAŞARAK, ONLARI MEMNUN EDEREK BALYOZCULARIN BİR KISMINI VERİP, BİRAZINI ALMAKLA MI OLACAK?</p>
<p>Olmaz, korku ile devlet yönetilmez.</p>
<p>Kürt açılımı yüzünden  14&#8242;ler, 15&#8242;ler durdu Eruygur&#8217;dan ilerisine gidilemedi&#8230; Başbuğ&#8217;un acil görüşmeleri ile Tuncer&#8217;lerin, Kemal&#8217;lerin, Sabit&#8217;lerin içeriye alınmasına izin verilmedi, onların patronlarının üzerine gidilmesi engellendi, şimdi de YAŞ&#8217;ta farklı bir varyasyona gidiliyor. (Koşan-er  Ergenekon&#8217;a karşı olmasına rağmen hala daha anlaşma konusunda ısrar ediliyor) Aslında fazla uzatmanın bir manası yok. Büyüklerden biri şöyle demişti &#8221;kendi adamınız olmadıktan sonra kimseye güvenmeyeceksiniz&#8230;&#8221;</p>
<p>EL-HAK doğru bir söz.</p>
<p>Eğer Balyoz ve ERGENEKON davasındaki darbecilerden bir tanesi bile dışarıda kalırsa halk nezdinde vebal, hakikatte de pek hayra alamet olmayacaktır.</p>
<p>Yazılar, “haberx” isimli bir websitesinde yayınlanıyor, “köşe sahibi”dir yazar orada, peki “haberx” kimin? Mehmet Barlas’ın!</p>
<p>Oğlu üstüne kayıtlı bir haber sitesidir orası; neredeyse her konuda “bilgi” sahibi bir ayaklı ansiklopedi olan Mehmet Barlas’ın hanımı Canan Barlas’dır, kızlık soyismi Paker’dir ve Can Paker’in de kızkardeşidir.</p>
<p>Can Paker kimdir?</p>
<p>Ilgaz Zorlu’ya bakarsanız, annesi Can’ın sekreteriydi, o da kendisi gibi (kendisi Sabatay Sevi ve Şemsi Efendi’nin “torunu”dur ve Şemsi Efendi, yani TC Kurucu Lideri Kemal Atatürk’ün Selanik’den öğretmenidir) sabataydır; hatta “haham ailesi”dir Paker’ler, Ilgaz’a göre, 2001 krizini Rahşan Ecevit-Kemal Derviş-Can Paker ortaklığı çıkartmış, ayrıca TSK’daki içinde “Sabatay ve Mason Bektaşi cuntalaşmasını” da yönlendirmişlerdir.</p>
<p>2000-2004 arası Vakit-Yeni Şafak-Zaman-Milli Gazete koleksiyonlarına bakılırsa, kendisiyle yapılan mülakatlarda I. Zorlu bunları ve daha fazlasını anlatmıştır. Zorlu, yazılarında Barlaslar’ı da bu işin içine sokar; o halde şimdi, Barlaslar’ın yerinde, “Türk İslam derin devletinin başı”ndan, “ordudaki Sabatay-Mason-Bektaşi yapılanması tehdidi ve bunun tasfiye edilmesi”nden “hayat bile feda edilebilir” denilerek önemlilik vurgusuyla bahsedilmesinin anlam ve önemi ne olabilir?</p>
<p>İşin bir başka vechesi de şudur, Paker-Barlas ailesi, şu “renkli devrimleri” yapanları destekleyen “Açık Toplum Enstitüsü”nün (bunlara hatta –memleketimizdekileri bir kenara koyalım öncelikle- devrimlerin olduğu yerde, “Troçkist”ler de deniliyordu, bunu da bir kenara kaydedelim) buradaki “ayağı” olan TESEV’in de idaresindedirler. Paker ailesi, özellikle Can Paker, oldukça faaldir; bilhassa “enerji” ile ilgilenir,eski Bakan ile  “kanka” gibiydiler, onun görevden alınması ve ondan önce “hükümetin başı’nın özel kalem müdürü”nün (şimdi İstanbul’da modern bir “avm”de “köftecilik” yapmakta, ihale işleri ile alttan alta hala da ilgilenmektedir ve “Türk İslam derin devletinin başı”nın da takipçisidir, kendisi “Süleymancı” bir aileden gelir ve üstelik bir de “Kadiyanilik” gibi bir “şeyi” de vardır) ve “basın sözcüsü”nün görevlerinden “istifa etmeleri”nin altında da Paker’in de dahil olduğu bir dizi “patlamayı bekleyen skandal”ın olduğundan bahsedilir. Bunları bir kenara bırakalım yine, “Ulusalcılar”ın, “Soros çocukları memleketi satıyorlar, böldürecekler” iddiaları herkesin malumu, bu tablo ile ile o iddiayı birlikte değerlendirince?! Ya “Türk İslam derin devletinin başı” tasfiye kararı aldı,  “Mason-Bektaşi-Sabatayların ordudan tasfiyesi elzemdir ve Başbakan ayak sürüyor, “ihtiyarlar hesap soracak” anlamıyor” diyen adam yanlış yerde veya…?</p>
<p>(…)</p>
<p>Yakında “HELVA YEME SEZONU” açılacak, yaptığımız iktibaslardan bunun anlaşıldığını söylemeye gerek yok; “sonum Menderes’den de fena olacak!” dediğini aktarıp “o halde?” diye birtakım şeyler söylediğimiz Gülen’in adamının ifadesiyle “firavunlaşan hükümet başı”nın, şimdi referendum için çıktığı mitinglere “beyaz gömlek”le katılıp, -ne garip, tıpkı Özal gibi!- “üzerimize kefeni giyip de yola çıktık, bir canımız var onu da Allah alır!” demesinin hiçbir ehemmiyeti yok, bir kere kefen “dikişsiz”dir, ikinci olarak “demokrasi şehidi” gibi bir öküzlüğü ehl-i imanın kabul etmeyeceği meydanda olduğuna gore “demorasisiz şehid” olmak da “ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” sözünü işletiyorsa, NE YAPTIN VE NE YAPIYORSUN, NE YAPACAKSIN sorularına cevap olucu bir “hal” içine girmek lazım!”</p>
<p>Bu yazının tarihi, 16 ağusto 2010; dikkat ediniz, “Ortatv”nin egoistçe bir tavırla (ki öyledirler, hep       “ilk “ortatvden okunur, yazılır, çizilir iddiasındadırlar ve millet de dalgasını geçer.) “mafyöz” ithamıyla karşıladığı ve aslında bu ithamı yere yıkan, kanalizasyona gönderen sözlerdir yukarıdakiler.  “Copy-past’ların Efendisi”ni kızdıran, Ahmet’e laf atılması felan değil, orada kendisinden “Karanlıkların Son-Eri” diye hitap edilmesidir ki, dergimizde yayınlanan yazıda da hem Gülen’in hem de “Ergenekoncuların” Başbakan hakkında “aynı his ve duygularla dolup taştığından” bahsediliyordu ki, Son-Er’in sadece kendisine lakab takılmasına “kızmasının” sebebi de bu olsa gerek: Onun bir Gülenist olduğunu biliyor!!</p>
<p>“Copy-past’ların Efendisi” olarak tanınan Soner kimin umurunda, “Barlasların tetikçisi” denilen, orada “Türk-İslâm derin yapısı iktidarın başındaki kişiden memnun olmadığı için onun yerine farklı bir isim düşünmektedir. FIRAVUNLAŞMAYA BAŞLADIĞINI DÜŞÜNÜLEN LİDERİN ENANİYET VE HIRS ZAAFİYETİNDEN VE KOLTUK AŞKINDAN dolayı tasfiye edileceği”nden bahsediyor yahu dostlar!</p>
<p>“Nitekim Tapınak, Sabetay ve Mason Bektaşilerin bu ORDUDAN TASFİYESİ İÇİN GEREKİRSE HAYAT BİLE FEDA EDİLMELİDİR.”denilerek Başbakan Erdoğan’ın hayatının feda edilmesinden bahsediliyor a dostlar yahu!</p>
<p>Zaten, Ahmet Hakan’ın konuya “dalması”, Barlas ve Tüm Ailesi ile polemiğe girişmesinin başlangıcında da  bu ifadelere olan kızgınlık vardır, böyle başlamıştır, diye düşünüyoruz, “hem liberal ol, hem de tehditçi yazar tut, ne iş” demiştir; “ortalıktv”dekiler “yalan yanlış fırsatçılık” yapmışlardır sadece!</p>
<p>İşin çok daha güzeli nedir biliyor musunuz arkadaşlar…</p>
<p>Sitemizde yayınlanan yazının sonunda şöyle deniliyordu:</p>
<p>“-Âhir kelâm olarak: İsteriz ki, anlattıklarımızda yanılmış olalım. Ve; “Firavunlaşmış hükümet başı” hükmünün tam tersi bir icraatla karşılaşalım. Hükümetin başı bütün bu menfiliklerin içinden muazzam bir HURÛC hareketiyle çıksın, hakiki “Oluş Yolu” istikametine girerek bizleri şaşırtsın. Bu, zamanın sonu olması itibariyle “YA OL YA ÖL” hükmüne uygundur ve zaten bir mü’minin bundan mâdâ düşüncesi ve derdi de olmaz.</p>
<p>Hem kıyasıya tenkid ediyor hem de hâdiselerin her zerresinden fayda devşirmeye bakıyoruz. Bizim yolumuz bu. İnsanların kendilerine değil, kötü amellerine düşman oluruz. Şiarımız da şudur: “Yanlıştan dönenlere altından köprüler inşa ediniz.”</p>
<p>Kalemimizin keskinliği daima bir yüzüyle rahmet tarafını gözetliğinden, söylediklerimizin nefsaniyetimize müncer olmadığını düşünüyoruz, muhatablarımızın da hissiyatlarında bu yönün kuvvetli olmasını ümid ediyoruz.<br />
Herkes anlamalı: “TİYATRO BİTTİ!”</p>
<p>Evet, böyle denilmişti.</p>
<p>SONRA?</p>
<p>En keyifli yer işte burası dostlar, arkadaşlar!</p>
<p>Barlasların sitesinde “tetikçi” diye bahsedilen o yazarın bir yazısına BAŞBAKANLIKTAN TEKZİB geldi!</p>
<p>Ama ne tekzib!</p>
<p>Yazar, yazısının başını değiştirmek zorunda kaldı ama şunları söyledi:</p>
<p>“-BAŞBAKANLIKTAN TEKZİB&#8230;.<br />
Yalanlamakta-Tekzib de bir yere kadar&#8230;Unutmamak lazım; Yalan &#8221;Benim ümmetim yalan söylemez&#8221; kutsi ifadesi ve tasavvufi yönüyle &#8216;ümmetlikten çıkarır&#8217; derekesine düşürmekle karşı karşıya bırakabilir.</p>
<p>Bu yazıyı ilk okuyanlar makalenin başında Erdoğan ile ilgili bir suikast yazısı okumuştu.</p>
<p>Ne yazık ki yazı konulduktan bir süre Başbakanlıktan TEKZİB geldi  ve yazı kaldırıldı.</p>
<p>Sözde haberimiz yalanmış ve böyle bir olayın yaşanmadığı yönünde de kesin kanaat varmış.<br />
Herhalde can sıkıntısından oturup böyle bir haber sallamış olmalıyım. Yahut Başbakan&#8217;a muhalif olduğum için ona nasıl zarar verebilirim diye düşünerek, onun da işine yarayacak ve içinde suikast olan büyük bir iftira atmış olmalıyım&#8230;</p>
<p>Neyse uzatmayacağım.</p>
<p>Sadece şu kadarını söyleyeyim; Bu haberin aslını da, hakikatini de -Başbakanlık da, bilmesi gerekenlerde biliyor.</p>
<p>Keşke şimdilerde aslan kesilen bazı gazeteciler, bu konuyu o zor günde yazabilseydi de bugüne bırakmasaydı&#8230;Zira arkada patron olmayınca yalanlamakta-tekzib de kolay oluyor.</p>
<p>Tabii şimdi birileri diyecek ki; &#8221;İyi de bu haber yalan da olsa Erdoğan&#8217;ın işine yarıyordu -mağdur siyaseti için de bir fırsattı- peki o zaman neden tekzip etsin?</p>
<p>Artık o sorunun cevabını da size bırakıyorum&#8230;.”</p>
<p>Dikkat ediniz, Gülenist birisi olduğuna dair kuvvetli şübheler barındıran “yazara”, daha önceki yazılarından değil, ki onlar da üç aşağı beş yukarı aynı “mod”da ama “tehditsiz” idiler, yazımızı yazdıkdan ve “referendumu”, “one minute” ve “Gazze Filosu” hadiselerinden sonra partiyi “tek baş”lı yani gerçekten ve asıl şimdi kendi partisi haline getirmeye bir “araç” olarak kullandıktan, referendum gecesi “balkon konuşması” ile “okyanus ötesinden destek verenlere de teşekkür ediyorum” diyerek aslında “hakimiyet ilanını yaptıktan” sonra “BAŞBAKANLIKTAN TEKZİB” geliyor!</p>
<p>Bu ÖNEMLİ birşey olsa gerek.<br />
“Erdoğan’ın Avcı Üzerinden Askere Teklifi”</p>
<p>Bunu şurdan da anlayın dostlar!</p>
<p>Websitemizde yayınlanan o yazıda ikinci bir yazardan da alıntılar yapılmıştı, “AKP-RTE Kliği” ile Gülen’i hâlâ aynı “kefede” görme yanılgısından da bahsedip duruyoruz malum,”tetikçi”den bahsedip bunu da örneklendirmiştik, işte o “yanılgı” da, hiç değilse ikinci yazar tarafından da kabul edilmiş olsa gerek ki bakın ne yazıyor:</p>
<p>“-Nitekim…<br />
Bu bağlamda bir başka boyut…</p>
<p>Erdoğan’a parmakları kadar yakın “İstihbaratçı” Hanefi Avcı tutuklandı.<br />
Daha doğru ifade ile Avcı, Erdoğan’ın yerine ve/veya talimatlı olarak Silivri’de!(…)<br />
Hanefi Avcı, 12 Eylül 2010 referandumu öncesinde bir kitab yazdı.<br />
Fetullah Gülen’e, Erdoğan adına “özel” bir mesaj iletti.<br />
Gülen mesajı aldı; ölüleri kalkıp oy kullanmaya davet etti.<br />
Sandıktan Erdoğan yüzde 58 ile çıktı ve adını anmadan Gülen’e teşekkür etti.<br />
Ardından Avcı ifadeye çağrıldı, gözaltına alındı, tutuklandı.<br />
Bu durumda ne düşünmeliyiz?<br />
Hanefi Avcı’nın “Simonlar” isimli kitabını okuyanlar göreceklerdir ki, daha görene rastlamadım, kitab istihbari mesajlarla dolu!<br />
Avcı, bir polis olarak mesleğe başladığında okulda öğrendikleri ile gerçek polislik mesleğinin çok farklı şeyler olduğunu gördüğünü söylüyor.<br />
(Yani, Erdoğan’ın da Başbakan olmadan önceki ve sonraki tecrübe ve birikimlerinin çok farklı olduğu, hatalarının bilincinde olduğunun altı çiziliyor.)<br />
Sonra, başından geçen olayları sırasında göre anlatıyor.</p>
<p>Kitabın ikinci bölümünde ise Gülen Cemaati’nin devlet katında nasıl örgütlendiği, nasıl komplolar kurduğu,<br />
Ergenekon iddianamelerinin uzman bir polis gözü ile terör örgütleri bağlamında sıkı bir analizini yapıyor.<br />
Mantıksızlığı ortaya koyuyor.<br />
Kitabın sonlarına doğru ise darbe nasıl yapılır, cuntalar nasıl çalışır, darbe aşamasına nasıl gelinir gibi uzmanlık alanı olmadığı halde “nitelikli katkı” aldığı anlaşılan satırlar üzerinden “asker”e şu mesajı iletiyor:</p>
<p>“Siz Gülen Cemaati’nden, rejimin dönüşmesinden rahatsızsınız. Biz ise darbe olmasından korkuyoruz. Bu noktada iki tarafın da kazanacağı bir anlaşma teklif ediyoruz. Bizimle anlaşın ya da müsaade edin Gülen Cemaati’nin içinde TSK’ya karşı asimetrik saldırı yapan (İngiliz İstihbaratı arka planlı) ekibi sayın Başbakan Erdoğan tasfiye etsin. Siz de buna karşılık darbe yapmayın, önleyin, Erdoğan, Yüce Divan’da yargılansın, hesab versin!”<br />
Bu anlamda cevabı aranması gerekli soru şu:<br />
Neden dün değil şimdi!?()</p>
<p>Avcı’nın kitabında, “Cemaat” içinde paralel bir başka örgütlenme olduğu, uzlaşma halinde İngiliz linkinin ipini ya da fişini çekmeye hazır olunduğunun altı çiziliyor.<br />
Bu önemli!<br />
“İngilizler neden Hanefi Avcı’yı hapse attırdılar?” diye soracak olursanız, cevabı basit:</p>
<p>Gülen Cemaati, AKP iktidarında ve özellikle 22 Temmuz 2007 seçimleri sonrasında Ergenekon operasyonları ve TSK’yı hedef alan asimetrik saldırılar sırasında çok nefret topladı.<br />
Yaptıkları, yazdıkları, yayınladıkları komplolar nedeni ile yeni bir “ihtilal”in şartlarını hazırladılar.<br />
İngiliz istihbaratı, ‘Neo 28 Şubat süreci’ne olumlu katkısı nedeni ile Gülen Cemaati’ni piyon olarak kullanıyor.<br />
Filmin sonu:<br />
Ya Avcı’nın dediği gibi olacak, cemaat üzerinden devlet içine sızmış ve İngiliz istihbaratı tarafından yönlendirilen isimler tasfiye edilecek, tüm bağlantı kabloları tek tek kesilecek…<br />
Ya da Fetullah Gülen Cemaati’nin stratejik aklı olmayan yayınları ve örgütlenme modeli nedeni ile İngilizler kullanmaya devam edecek, 28 Şubat süreci yeniden ayağa kalkacak, ki küresel aksta gerekli iklimsel konjonktür oluştu, radikal laikler cemaatin üzerinden silindir gibi geçecek!<br />
Daha önce yazdığım gibi konjonktür değişeli uzun zaman oldu, sırtında yumurta küfesi olanlar için karar “vakit”i ya da “zaman”ı…</p>
<p>ERDOĞAN’IN MAKUL TEKLİFİ ORTADA!”(1)</p>
<p>Mevzu gayet açık!</p>
<p>Peki “Başbakanlıktan Tekzib” yiyen yazıda ne vardı?</p>
<p>Dedik ya “Barlasların tetikçisi” denilen adam apaçık bir şekilde Başbakanı “AKLINA BAŞINA AL YOKSA KELLEN GİDER, BU KUTSİ YOLDA BİR CAN FEDA EDİLMI,İŞ ÇOK MU” diyor, o minvalde ama bu sefer kulağı ters tarafdan gösterek!</p>
<p>Anlattığına göre, üç sene önceki MGK toplantısı esnasında “küresel baronlar” dediği zevat Başbakan’a suikast planlamış, yemeğine değil içeceğine, “su”yuna zehir katmışlar. Toplantı başladıktan sonra “farklı bir coğrafyadan, sivil bir şahsa” telefonla ulaşılıp “aman söyleyin suyu içmesin” mesajı ulaştırılmış. Başbakana da bu bir notla iletilmiş ve o da suyu içmemiş. (2)</p>
<p>Yani?</p>
<p>“Türk İslâm derin devletinin başı” olan Gülen Başbakana haber gönderip kurtarmış canını!!! Bunu nasıl okumak lâzım? Hep ima ettikleri gibi, “SENİ NASIL KURTARDIK İSE…….”; yani aslında bu da bir tehdit ama bu sefer “artık yanında değiliz, hiçbir ihbar-haberi sana vermeyeceğiz, kendi başının çaresine nasıl bakarsan bak, Ergenekoncularla başbaşasın!” diyorlar ki, bunun yanına, “Avcıdan da ümidi kes!” mesajını da ilave edin!<br />
“Sur Borusu”</p>
<p>İşte “Başbakanlıktan Tekzib” bu anlamdaki yazıya geliyor! Daha da ilginci, Ahmet Hakan’ın, daha evvelden “atışmaları” bir yana, şimdi konu ettiğimiz “Ben Mehmet Barlas&#8217;ı “Otağtepe Dükü”, zevcesi Canan Barlas&#8217;ı “Etiler düşesi”, kerimesi Ela&#8217;yı “Çengelköy prensesi”, mahdumu Cemil&#8217;i ise “Etiler veliaht prensi” sanıyordum&#8230; Meğer bunlar basbayağı liberal mafya ailesiymiş yahu&#8230;” diyerek “hakkını verdiği” polemik de bu “Başbakanlıktan Tekzib”den sonra!</p>
<p>Hadi birşey daha yazalım, buna elbette “tevafuk” diyoruz, Başbakan’ın “yalnızlaştırılması”, “ölümle tehdit edilmesi”, “Gülen’le restleşmesi” üzerinde durulduğunda TABİATIYLA önünüze gelecek olan “ilgili konu”, onun yanındakilere “özel ilgi” ile yaklaşan makaleler yazmaktır; bunu da “fikr-i takib” olarak yaparak, bir arkadaşımızın kaleminden “Başbakan’ın Tüm Danışmanları-I; Mehmet Metiner “Kişioglu”su başlığı altında yayınlamaya başladık. Bir anlamda “çürük elmalar” olarak nitelenebilecek ve son YAŞ’da olduğu gibi habersiz işler çevirmeye kalkışanları DEŞİRFE etmeye yönelik bir faaliyet, kısaca… “Tevafuk” olan ise, bu yazı dizisinin başlamasının hemen ardından, tam da işte bu “polemik” esnasında hem de Ahmet’in bir yazısının yayınlanması; ”Başbakan&#8217;ın bütün adamları”…</p>
<p>Evet.</p>
<p>“Tiyatro bitti”, dağılanlar var, kapıda kalmasınlar, safları sıklaştıralım arkadaşlar!<br />
09.10.10<br />
Notlar:</p>
<p>Not 1: Yazarın vazgeçemediği bir saplantı halinde “haki renge” yaptığı vurgu ve “başvuru mercii” gibi gösterilmesini bir kenara koyalım, ama “ilk ben yazdım” egosu (“Hocası”nın “çok değil, biraz mütevazı olsa..!” sözü!), diyelim ki, dediği gibi bir “teklif” olsa bile bu “ego-uslub” o teklifi rafa bir daha indirilmemek üzere kaldırır! Dünyanın neresinde görülmüş böyle birşey!  “Analiz” yapacağım diye devrilmedik çamlar kalmıyor, orman katliamı yapılıyor. Eğer böyle bir teklif yapıldıysa, tabii… Ama bu Avcı’nın kitabının (aslında hani şu üzerine komplolar kurulan sonra yazıldı, çamur için yazıldı denilen “cemaatin pislikleri” bahsi OLMASA bile) bir “mesaj” içerdiği bahsini görmezlikten gelmeyi kılmaz. Fakat bu, yazarın zannettiği gibi değil. “Haki renk”in burda bir işlevi muhakkak vardır ama birincil önemde değildir. Aslında mesele ne biliyor musunuz dostlar?  Şu üç-dört sene içerisinde yaşananlar, HERKESİMİN SAMİMİSİNİ ortaya çıkaracak HERKESİM İÇİNDEKİ PİSLİKLERİ ortaya koydu, bunların TASFİYESİNİ zorunlu kıldı, şimdi iş “TOPLAN BORUSU”nun çalınması ve TOPLANILACAK YERİN seçiminde. Burda da –bir hata daha yapmamak için- gerekli olan unsur şu: Karşıtların ellerinde beğenirsiniz beğenmezsiniz bir “plan-proje” var, –yazarın argümanları ile ve kendsine de söylersek- kuru bir “süpürülmeme telaşı” veya “Smiht &amp; Wesson, her daim floş royali yener!” türü günü –belki!- kurtarıcı fikirler(!) ile de buna karşı konulamaz, plan-projeye ancak ve ancak mukabil plan-proje ile karşı konulabilir! Sağına soluna herkes baksın o halde! Nerde bu fikir? Yoksa eğer, olana kadar başka acı çektirmemek için memleket ahalisine, oturun oturduğunuz yerde, ama varsa da KOŞMAYAN ŞEREFSİZDİR, VATAN DÜŞMANIDIR haberiniz ola!</p>
<p>Not 2: Aslında “Barlasların Gülenist yazarı”nın yaptığı daha büyük bir tehdit var. malum yazısında; önce bu “zehirlenme” hikâyesini anlatıyor ve “uzun bir süredir bu konuyu yazayım diye düşünürken, birden bire ortalıkta Ayasofya&#8217;da ayin naraları atan nadanlar türemeye başladı. Haaahhh&#8230; İşte kader denk noktası buna denir şahidliğini bir kez daha müşahede edince, kâinatın sahibinin nasib ettiği bu zaman-ı denk noktasını değerlendirmemek bedbahtça bir hareket olur mülahazasıyla kalemimizi elimize alarak meselenin faslına geçmeyi uygun gördük.” diyerek ASIL MEVZUYA geçiyor: Ayasofyanın açılması!</p>
<p>“Ehl-i hak” dediklerinden bir iki söz nakli ile, Menderes’in “ayasofyayı aç ve kurtul” denmesine rağmen açmakta korkak olması sebebiyle idam edilmesinden, Özal’ın da elinde fırsat varken ve meseleden de haberdarken ilgilenmemesi sebebiyle ZEHİRLENEREK öldürüldüğünden bahsedip, Menderes-Özal-Erdoğan arasındaki “benzerlikleri” anlatıp, ”Siyasi tarihte bu üç  isim birbiriyle benzetiliyorsa, muhakkak ki kâinat sistemi gereği kader-denk noktasında da bulaşacaklardır.” noktalıyor. Okuyanlar o yazıyı, “Ayasofya açılsın” diye direttiğini zannedebilirler yazarın ama aslında tam tersidir, açılmamasını, aynı yazı içinde “zehirlenerek öldürülmeyi” iki defa vurgulayarak anlatmasından belli. Üstelik, Ramazan bayramında Büyük Doğu Ocakları ve Nizam-ı Alem Derneği’nin bayram namazını Ayasofyada kılma isteklerini irade etmeleri üzerine Gülenist BBP’lilerin kaç takla atarak buna engel oldukları da malumdur! “Kurban bayramında, kurban da olsak ordayız” denilerek o an için bunun üstüne iki dernek fazla gitmese de, durum ortadadır, Gülenistlerin Ayasofya diye bir derdi, sızısı yoktur!<br />
İlgili Yazılar:</p>
<p>&#8220;Fıstıklar Kızarmaya Yüz Tuttu!-ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz!-&#8221; Salih Demirci. Pazartesi, 16 Ağustos 2010. http://www.furkandergisi.com/index.php/tr/furkan-yazarlari/misafir2-yazar/1097-fistiklar-kizarmaya-yuz-tuttu</p>
<p>&#8220;Barlaslar Mafyalaştı.&#8221; 05.10.2010.  http://www.odatv.com/n.php?n=barlaslar-mafyalasti-0510101200</p>
<p>&#8220;Bir liberal mafya ailesi&#8221;. Ahmet Hakan Çoşkun. 07 Ekim 2010.  http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=15978695&amp;yazarid=131&amp;tarih=2010-10-07</p>
<p>“Başbakan’ın tüm Danışmanları-I Mehmet Metiner “Kişioğlu”su-I”. Nuri Furkan Danişmenzadegilleroğlu. 04 Ekim 2010.  http://www.furkandergisi.com/index.php/tr/furkan-yazarlari/misafir3-yazar/1140-qbasbakanin-tum-danismanlariq-i-</p>
<p>&#8220;Başbakan&#8217;ın bütün adamları&#8221;. Ahmet Hakan Çoşkun.05 Ekim 2010  http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=15963553&amp;yazarid=131&amp;tarih=2010-10-05</p>
<p>&#8220;Çakmaların ilacı Kazak Abdal&#8217;dır. KOPYACI SUHTE&#8221;. Mehmet Barlas.  http://www.gazeteciler.com/medya-kosesi/iste-ahmet-hakanin-kopya-cektigi-yazi-23690h.html</p>
<br />Filed under: <a href='http://kendihalinde.wordpress.com/category/ortaya-karisik/'>Ortaya Karışık</a>, <a href='http://kendihalinde.wordpress.com/category/sabatay/'>Sabatay</a>, <a href='http://kendihalinde.wordpress.com/category/sabetay/'>Sabetay</a>, <a href='http://kendihalinde.wordpress.com/category/soner-yalcin/'>Soner Yalçın</a>  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/381/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/381/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/381/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/381/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/kendihalinde.wordpress.com/381/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/kendihalinde.wordpress.com/381/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/kendihalinde.wordpress.com/381/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/kendihalinde.wordpress.com/381/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/381/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/381/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/381/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/381/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/381/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/381/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=381&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2010/10/20/tekzib-polemigi-ahmet-mehmet-ortatv-superego-kara-murat-malkocoglu-durak-bey/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2010/10/alabirent.jpg?w=282" medium="image">
			<media:title type="html">alabirent</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Soner Gizli Düşmanı Buldu :)</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2010/05/09/soner-gizli-dusmani-buldu%c2%a0/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2010/05/09/soner-gizli-dusmani-buldu%c2%a0/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 May 2010 00:53:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>
		<category><![CDATA[Soner Yalçın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=377</guid>
		<description><![CDATA[Zamanlama hatası olamayacak kadar kendini ele veren bir yazı kaleme almış, efendi Soner. Sormak lazım kendisine, daha kongreye 2 hafta var, ve ne oldu da birden bire “Yıllar içinde partiye sinsice girip, partinin dinamizmini öldüren “muhafazakârlık virüsünü” ve “liberal-yeni sağ” etkileri bünyesinden koparıp atmalıdır” demek ihtiyacı hissetmiştir. Sakın bu virüs, kasette ki yakışıklı EROS olmasın. [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=377&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="wp-caption aligncenter" style="width: 177px"><img title="chp" src="http://thumbnails14.imagebam.com/7977/2b415279761806.gif" alt="chp" width="167" height="180" /><p class="wp-caption-text">chp</p></div>
<p>Zamanlama hatası olamayacak kadar kendini ele veren bir yazı kaleme almış, efendi Soner. Sormak lazım kendisine, daha kongreye 2 hafta var, ve ne oldu da birden bire “Yıllar içinde partiye sinsice girip, partinin dinamizmini öldüren “muhafazakârlık virüsünü” ve “liberal-yeni sağ” etkileri bünyesinden koparıp atmalıdır” demek ihtiyacı hissetmiştir.  Sakın bu virüs, kasette ki yakışıklı EROS olmasın.  Haliyle gizli düşman da yakışıklı oluyor öyle mi ?</p>
<p><strong>CHP içindeki gizli düşman</strong></p>
<p>Hiç düşündünüz mü: Kamuoyunun büyük bir bölümü, 8 yıldır iktidarda olan partiyi muhalefette sanıyor!</p>
<p>CHP’yi ise yıllardır iktidardaymış gibi, tüm sorunların müsebbibi olarak görüyor. Niye? İşte CHP’nin temel sorunu bu. Kamuoyundaki kafa karışıklığının sebebi, CHP’nin 9 Mayıs 1935’teki kongre kararlarında gizli&#8230;<span id="more-377"></span></p>
<p>ÖNCE bir tespit yapmalıyım:<br />
CHP&#8230;<br />
Cephede savaşmış bir partidir.<br />
Kurtuluşu gerçekleştirmiş bir partidir.<br />
Kurucu bir partidir.<br />
Büyük dönüşümü sağlamış bir partidir.<br />
Bu nitelikleriyle bağımsızlığın, cumhuriyetin ve devrimlerin erozyona uğramaması için mücadele veren bir partidir.<br />
Ancak bu ilkeli duruşa rağmen, on yıllardır siyasi, ekonomik, kültürel erozyonun önüne geçememiştir. Aksine bu süreçte Kemalist Devrim sürekli kan kaybetmiştir.<br />
O halde&#8230;<br />
Bu siyasal duruşunu ele alması, masaya yatırması elzemdir.<br />
Çünkü bir türlü iktidar olunamamanın sebebini bulmak, tartışmak zorundadır.<br />
Bakınız&#8230;<br />
Meseleyi CHP’ye oy verip vermeme olarak görmüyorum.<br />
CHP’yi önemsiyorum; Türkiye’nin bu partiye ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Bunun çok nedeni var. Demokrasi kültürünün kökleşmesi için CHP’ye büyük görev düştüğünü bugün daha iyi anlıyorum.<br />
Siyasi terbiyenin yerleşmesi için bu partiye mecbur olduğumuzu görüyorum.<br />
Şimdi gelelim ana konumuza&#8230;<br />
Düzenin bekçisi<br />
Tarih: 9 Mayıs 1935.<br />
Yer: Ankara.<br />
CHP 4’üncü büyük kurultayını yapıyor.<br />
Bu kurultaya bugünden bakınca aslında bir sorunun da yanıtını buluyorsunuz:<br />
Kemalist Devrim niye yarım kaldı?<br />
Büyük devrimci Atatürk, üstyapı (örneğin harf gibi) devrimleri yaptıktan sonra, altyapı devrimlerini (örneğin toprak reformunu) gerçekleştireceği sırada, 1929 dünya ekonomik kriziyle karşı karşıya kaldı.<br />
1929 krizi, yeniden yapılanan Türkiye’ye “nasıl kalkınacağı” konusunda kafa karışıklığı yaşattı. Aklı Sovyetler Birliği’nin devletçiliğinden, gönlü ise Batı’nın serbest pazarından yana oldu.<br />
1930’lar, CHP içindeki bu iki görüşün birbirlerine üstünlük sağlama mücadelesiyle geçti. Bunun somut örneği 4’üncü kurultayda yaşandı.<br />
(Bu kongrede “Kadınların kıyafetlerine karışmayınız; kadınlar istediği takdirde Halkevleri onlara bedava manto-eşarp verebilir” kararının çıktığını bu sayfada daha önce yazmıştım. (30 Kasım 2008, Hürriyet) CHP’nin kılık kıyafetle hiç sorunu olmadı. 12 Eylül darbecilerinin meselesiydi bu. Neyse&#8230;)<br />
Atatürk’ün katıldığı bu son kongrede CHP’de iki grup mücadele etti:<br />
Aferistler/liberaller ve devletçiler.<br />
Devletçilerin başında Başbakan İsmet İnönü; liberallerin başında ise Maliye Bakanı Celal Bayar vardı.<br />
Kürsü tartışmalarında birini eski asker Recep Peker diğerini toprak ağası Emin Sazak temsil etti. Karşıtlık teoriden değil pratik uygulamalardan kaynaklanıyordu. Örneğin kâğıt sanayiini kim kuracaktı? Ya da ithalata sınırlamalar getirilecek miydi? Toprak reformu yapılacak mıydı? Vs.<br />
Başbakan İnönü, ziyaret ettiği Sovyetler Birliği’nin plan anlayışına hayrandı. Devletçilikten yanaydı; toprak reformunu isteyenlerin başında geliyordu. Öyle ki, 1970’lerde Bülent Ecevit’in söylediği “Toprak işleyenin su kullananın” sloganını ilk kullanan İnönü’ydü. “Toprak ürününü ancak bir durumda verir; bu durum da o toprağı işleyenin malı olmasıdır.”<br />
Parti içindeki hizipleşmede Atatürk hangi taraftaydı?<br />
Her iki kesime de aynı mesafedeydi. İnönü’nün katı devletçiliğinden biraz rahatsızdı. Bu nedenle Celal Bayar’ı önce Maliye Bakanı sonra da Başbakan yaptı.<br />
Evet bugünden bakınca 1935 kongresinin CHP’nin kafa karışıklığının miladı olarak görebiliriz.<br />
Aferistler/liberaller yollarını çizip yürüdüler; partiler kurdular; iktidar oldular.<br />
Devletçilerin ise kafası hâlâ karışık!<br />
Gelelim CHP’nin üzerine yapışıp kalmış kurultaydaki ikinci önemli olaya&#8230;<br />
Devlet partisi<br />
CHP’nin 4’üncü kurultayında parti tüzüğüne bir madde eklendi: (Madde 95)<br />
“Parti, kendi bağrından doğan hükümet örgütü ile kendi örgütünü birbirini tamamlayan bir birlik tanır.”<br />
Yani başta valiler olmak üzere her bürokrat partili sayılır! Bu kararla ülkedeki tek parti egemenliği doruğa ulaştı.<br />
İşte bu tüzük maddesi yıllardır CHP’nin boynunda bir urgan gibi dolaşmasına neden oldu/oluyor.<br />
Yıllar geçmiştir ama zaman algıyı yok edememiştir. Algıyı yok edecek politikalar üretilememiştir çünkü.<br />
Bu nedenle CHP ne zaman mevcut durumu savunsa bellekler harekete geçirilmektedir. Ve CHP’nin “düzeni savunan-koruyan siyasal duruşu” kamuoyunda yıllardır iktidardaymış gibi algılanmasına neden olmaktadır.<br />
Cumhuriyet’in kazanımlarını sürekli korumada olan CHP’nin bu “süreklilik hali” kamuoyunda partiyi, kötü yanlarıyla da düzenin koruyucu hüviyetine sokmaktadır.<br />
İşte işin bamteli burası.<br />
Çünkü&#8230;<br />
Siyasal tarih göstermiştir ki “düzenin bekçisi” imajıyla iktidar olunamıyor.<br />
Seçmen, koruyanı değil; değiştirmek-dönüştürmek-yapmak isteyeni iktidara getiriyor.<br />
Bu nedenle mevcut iktidarın yıpranmasına rağmen, CHP’nin oylarında büyük bir artış olmamasının sebebi bu.<br />
Ne yazık ki kamuoyundaki “mevcut düzeni koruyup kollayan parti” algısı yıkılmadığı sürece, CHP’nin sandıktan birinci parti olarak çıkması zor.<br />
Ayrıca CHP’nin kendini kandırmadan şu sorunun yanıtını da bulması gerekiyor:<br />
Halktaki bir algı yanılması mı? Yoksa gerçeğin ta kendisi mi?<br />
Yeni kurultaya hazırlanan CHP’nin, aşması gereken asıl sorunu bu.<br />
Peki ne yapılmalıdır?<br />
Devrimci parti<br />
Sonda söyleyeceğimi hemen yazayım:<br />
CHP genlerindeki devrimci özüne/kimliğine dönmelidir.<br />
Yarım bırakılmış, dondurulmuş Kemalist Devrim’i tamamlama kararlılığında olmalıdır.<br />
Bu şişmiş, hantallaşmış düzeni değiştirme heyecanını, arzusunu taşımalıdır.<br />
CHP’yi sinikleştiren “bekle gör politikaları” terk edilmeli; “öncü parti” kimliğine bürünmelidir.<br />
Evet&#8230;<br />
CHP, Türkiye’nin ikinci büyük değişiminin öncüsü olmalıdır. Radikalleşmelidir. Kemalist Devrim bayrağını, bırakıldığı 1930’lardan alıp yürüyüşe devam etmelidir. Yeteri kadar yerinde saymıştır. Hedef ileri gitmektir.<br />
Ne yapacağı bellidir&#8230;<br />
Bu uzun yürüyüşüne özeleştiri yaparak devam etmelidir.<br />
Tarihiyle yüzleşmelidir. Hatalarından ders çıkarmalıdır.<br />
Sürekli geçmiş övgüsüyle bir yere varılamayacağını artık anlamalıdır.<br />
Siyasal inancını sözle değil eylemle göstermelidir.<br />
Bu nedenle&#8230;<br />
Yıllar içinde partiye sinsice girip, partinin dinamizmini öldüren “muhafazakârlık virüsünü” ve “liberal-yeni sağ” etkileri bünyesinden koparıp atmalıdır.<br />
Popülizme teslim olup vitrinine yeni yüzler değil, yeni düşünceler koymalıdır.<br />
Siyasal inancından şüphe etmemelidir. Düzen değişikliğinden yana olduğunu bağırmalıdır.<br />
CHP önümüzdeki günlerde yapacağı büyük kongresinde şunu bilmelidir:<br />
İktidarın yolu kafa karışıklığına son vermekten; içindeki safraları atarak, safını netleştirmekten geçiyor.<br />
İktidarın yolu, Kurtuluş Savaşı’yla birlikte yola çıktığı halkıyla tekrar kucaklaşmasını sağlayacak yeni politikalar üretmesinden geçiyor.<br />
İktidarın yolu CHP’yi umudun partisi yapmaktan geçiyor.<br />
İktidarın yolu en az namussuzlar kadar cesur olmaktan geçiyor.</p>
<br />Filed under: <a href='http://kendihalinde.wordpress.com/category/ortaya-karisik/'>Ortaya Karışık</a>, <a href='http://kendihalinde.wordpress.com/category/soner-yalcin/'>Soner Yalçın</a>  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/377/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/377/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/377/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/377/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/kendihalinde.wordpress.com/377/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/kendihalinde.wordpress.com/377/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/kendihalinde.wordpress.com/377/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/kendihalinde.wordpress.com/377/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/377/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/377/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/377/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/377/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/377/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/377/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=377&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2010/05/09/soner-gizli-dusmani-buldu%c2%a0/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://thumbnails14.imagebam.com/7977/2b415279761806.gif" medium="image">
			<media:title type="html">chp</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Reosta Operasyon Projesi</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2010/01/03/reosta-operasyon-projesi/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2010/01/03/reosta-operasyon-projesi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 03 Jan 2010 03:41:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efendi 2]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=371</guid>
		<description><![CDATA[The Shabtai Zvi Star of David Symbols In the explanation of the exhibition Nechama Lvendel &#8211; Nadav Bloch &#8220;Dönmeh &#8211; Following Shabtai Zvi&#8221; at the &#8220;Tova Osman&#8221; gallery in Tel Aviv it was written that the municipal gallery of Ulcin (Monte Negro State, formerly part of Yugoslavia on the border with Albania) has a a [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=371&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="text-decoration:underline;"><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2010/01/shabtai-zvi-star-of-david-symbols1.jpg"><img class="size-medium wp-image-373 alignleft" title="Shabtai Zvi Star of David Symbols1" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2010/01/shabtai-zvi-star-of-david-symbols1.jpg?w=300&#038;h=235" alt="" width="300" height="235" /></a></span></strong></p>
<p>T<em>he Shabtai Zvi Star of David Symbols </em></p>
<p>In the explanation of the exhibition Nechama Lvendel &#8211; Nadav Bloch &#8220;Dönmeh &#8211; Following Shabtai Zvi&#8221; at the &#8220;Tova Osman&#8221; gallery in Tel Aviv it was written that the municipal gallery of Ulcin (Monte Negro State, formerly part of Yugoslavia on the border with Albania) has a a niche on the third floor surmounted by two Star of David symbols carved in stone. According to locals this place was a gathering place of Shabtai Tzvi and his followers. Shabtai Zvi was exiled to Ulcin and had been buried there. His grave is located indoors and is considered a holy place.</p>
<p>http://my.area.co.il/view.php?siteid=33281&#038;jet=fotos</p>
<p><strong><span style="text-decoration:underline;">RAV SABETAY ZWİ</span></strong></p>
<p><strong> SABETAYCILIK VE </strong>TÜRKİYE SABETAYLARI<strong> (Dönmelik)</strong></p>
<p>Kaynak: Ergenekon İddianamesi</p>
<p><strong>R</strong><strong>eosta Operasyonu,</strong> bilimsel literatürlerde “Sabetaycılık” adıyla anılan gizli/etnik/dini/ideolojik cemaat iskeletinin röntgeni gözler önüne serilmektedir. Bu çalışma alışılagelmiş araştırma/analiz veya biyografik istihbarat raporu özelliklerinin  dar çerçevesi içinde kalmayıp, günün gelişen koşullarına paralel olarak, “gizli/etnik/dini/ideolojik cemaat”in kontrol altına alınması, Cumhuriyet Devrimleri ve Ulusal Çıkarlar doğrultusunda yarar sağlanabilmesinin mümkün kılınmasını amaçlayan, operasyonel projelendirme çalışmasıdır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Kemalist Cumhuriyet Devrimi’nin fundamentalizm, etnik ayrılıkçılık, Alevi-Sünni gelişmeleri,  Türkiye-Yunanistan ve Türkiye-İsrail ilişkileri ve globalleşme/yeni dünya düzeni oluşumları çerçevesinde; “Reosta Operasyonu” ile gizli/etnik/ideolojik Sabetay Cemaati’nden yararlanılması pratikte olumlu açılımlar sağlayacağı görüşüne varılmıştır.</p>
<p>Görüşümüzün nedenlerine daha sonraki bölümlerde yer verilmektedir.</p>
<p>Reosta Operasyonu Projesinin hazırlanmasında açık/gizli kaynaklardan yararlanıldığı gibi, Sabetay cemaati üyeleri ile de temasa geçilmiş ve doğrudan kendilerinden de bilgi alınmıştır.</p>
<p>Türkiyeli etnik unsurlar içinde, gizliliklerini 300 yıldır korumayı başaran yalnızca Sabetaycılar olmuştur. Her gün aramızda bizlerden hiçbir değişik özellikleri yokmuşçasına yaşayan, dini inançları, dilleri ve gelenekleri bakımından görünürde hiçbir farklılık göstermeyen bir grup insanın gerçekte gizli/etnik/dinsel/ideolojik bir cemaatin üyeleri oldukları, yalnızca içsel mekanlarında kendilerine özgü mistik bir yapı üç asırdır büyük bir titizlikle korunmuş ve yaşatılmıştır. Tüm bunların yanısıra, Cumhuriyet Devrimi içinde yer alışları ve Türkiye’nin özellikle ticaret ve kültürel alanlarında en önemli noktalarda bulunuşları ile toplumsal, ideolojik, siyasal, ekonomik, kültürel ve iletişim yapılanmalarındaki önemli etkinlikleri ile üstlendikleri rollerin çok ciddi etkilere yol açtığı gözlenmiştir.</p>
<p>Sabetayların sayısını 60.000 olarak iddia eden çevreler olmuş ise de gerçekte Türkiye’de yaşayanların sayısının 4.500-5000 dolayında olduğu tespit edilmiştir. Türkiye’de İzmir, İstanbul, Bergama, Uşak, Dikili, Soma gibi kentlerde yoğunlaşmışlardır. Bunun dışında Selanik, Lugano, Kahire, Gazze ve Kudüs’te yaşamlarını sürdüren Sabetaycıların olduğu ve toplam sayılarının 23.000 dolayında olduğu biliniyor.</p>
<p>ABD-Türkiye, Yunanistan-Türkiye, İsrail-Türkiye, Avrupa Birliği-Türkiye plâtformlarında tek tek ele alınması gereken bu gizli/etnik/dinsel/ideolojik cemaatin Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikalarında en etkin “unsur” olarak ele alınarak değerlendirilme zorunluluğunu ortaya çıkartır.</p>
<p>Ve yine bu gizli/etnik/dinsel/ideolojik cemaatin Türkiye Cumhuriyeti’nin “eğitim” yapılanması ile eğitim politikalarındaki üstlendikleri roller ile etkileri tekrar tekrar otopsi masasına yatırılarak mercek altına alınıp sağlıklı analizlerinin yapılması zorunluluğunu kendiliğinden gözler önüne serilmektedir.<span id="more-371"></span></p>
<p>Ticari alandaki faaliyetleri ve kendi içlerindeki dayanışma prensipleri Türkiye Cumhuriyet ekonomisi ile doğrudan bağlantılıdır. Uluslararası ticaret hemen hemen bu gizli/etnik cemaat üyelerinin tekelinde kurulup gelişmiş ve günümüz koşulları oluşmuştur. Bu açıdan da değerlendirilmeye alınması gerekmektedir.</p>
<p>Sabetaycıların cemaat olarak kendilerine özgü psikolojik özellikler sergilediği gözlemlenmiştir ve bu çalışmada yer verilmiştir.</p>
<p>Sabetaycılar, dünya Yahudi cemaatleri ve İsrail tarafından kaçınılmaz bir “tehlike” olarak algılanıp değerlendirilmiş olmakla birlikte, İsrail Yahudileri tarafından dışlanmalarına karşın, daima özenli bir dikkatle izlenmişler, kontrol altına alınmaya çalışılmışlar ve zaman zaman da hiçbir zaman gerçekleşmeyen vaatlerle kullanılmışlardır. Türkiyeli Sabetaycılar’ın İsrail vatandaşlığına kabul edilmeleri için 1917-1991 ve 1996 yıllarında başvuruda bulundukları ve geri çevrildikleri bilinmektedir.</p>
<p>Türkiye’nin AB kapısında parçalanmaya çalışıldığı son dönemde birden bire harekete geçen Sabetaycı girişimler üzerinde dikkatli araştırmalar ve analizler yapılması gereklidir.</p>
<p>Dikkat çeken çok önemli bir gelişme de Ağustos 1999’dan başlamak kaydı ile zirveye ulaşan, Sabetaycıların gayrı-menkullerini satışa çıkartmış olmalarıdır. 17 Ağustos sonrasında zirve noktasına ulaşan bu gelişmenin gayrı-menkul değerlerin alım/satımlarının son derece durgun bir dönemine rastlaması, son derece değerli gayrı-menkullerin arz/talep dengesinin uygun olmamasına karşın, son derece uygun ve hatta düşük seviyelerde tutulan rakamlarla satışa sürülmesinin ardında yatan gerçek Sabetay Cemaati’nin İsrail tarafından büyük bir gizlilikle vatandaşlığa kabul edileceklerinin ilk işaretleri olarak algılanabilir.</p>
<p>Rum, Ermeni, Yahudi, Süryani göçlerinin ardından Türkiye’yi bekleyen yeni bir tehlike de Sabetaycıların İsrail’e göç edebilmeleri; Türkiye Cumhuriyet Devrimlerinin dünya kamuoyu önünde yıkıcı ve iftiralara yönelik kampanyaların ardından gerçekleşebileceği çok açıktır. Böyle bir gelişme Türkiye-İsrail ilişkilerini zedeleyebileceği gibi, dünya kamuoyunu da son derece olumsuz etkileyecektir. Türkiye Cumhuriyeti ve Kemalizm bir kez daha etnik grupların çıkarları doğrultusunda karalanacak, aleyhte lobiler oluşmasına zemin oluşturacaktır.</p>
<h4>GİZLİ/ETNİK/DİNSEL/İDEOLOJİK</h4>
<h4>SABETAY CEMAATİ</h4>
<p>Türkiye’de yaşayan ve Türkiye mozaiğini oluşturan parçaların en renkli olanlardan birisi de <strong>“Sabetaycılar”</strong>dır. Sabetaycılık veya genel olarak bilimsel literatürlerde yer aldığı adıyla <strong>“Dönmelik”</strong> Türk kültür ve siyaset tarihinin en az ele alınmış konuları arasında yer almaktadır. Müslüman kimliğinde Yahudi Kabalizmine bağlı olarak yaşayan bu cemaatin gizlilik esaslarının korunmasındaki özenli ve kararlı tutumu sonucu Sabetaycılar, gerektiği biçimde ele alınıp incelenememiştir.</p>
<p>Sabetaycılar, gizlilik prensibinin riskini ortadan kaldırabilmek için kendi aralarında evliliği vazgeçilmez bir geleneğe dönüştürmüşler, böylelikle cemaat dışa tümüyle kapalı kalabilmiştir. 500 yıl önce Yahudi olarak Osmanlı topraklarına göç eden fakat daha sonra Yahudilik’ten ayrılan Sabetalar, daima <strong>Sefarad</strong> kültürünün bir parçası olarak kalmışlar ve Osmanlı’nın siyasi hoşgörüsü nedeniyle bu kültürün ortak dili olan <strong>“Ladino”</strong>nun cemaat içinde korunması sağlanabilmiştir.</p>
<p>Sabetaycılık, 17.yüzyılda ortaya çıkan mistik bir hareketin genel adı olarak <strong>Rav Sabetay Zwi</strong>’nin Mesihlik iddiaları üzerine kurulmuştur.</p>
<p>Beklenen Mesih olduğunu iddia eden Zwi, Yahudi cemaatleri arasında bir anda dikkatleri üzerine çekmeyi başarmış, Avrupa’dan Afrika’ya değin ünü yayılmış ve pek çok Yahudi kendisini görmek üzere Türkiye’ye gelmiştir. Yahudiliğin diyalektiğinde var olan melânkonlik atmosferinin zirveye ulaştığı bir dönemde Mesihi hareket Zwi ile yepyeni bir ivme kazanmış ve hemen herkes kıyamet günün geldiğine ve İsrail’in kurulacağına inanmıştır. <strong>Bu gerçek yola çıkılarak Rav Sabetay Zwi, siyonizmin teorisyeni olarak tanımlanabilir.</strong></p>
<p>Ne var ki; giderek güçlenen Sabetay hareketi Ortodoks din adamlarının radikal karşı çıkışları ile mücadele etmek zorunda kalmıştır. Sonuçta baştan beri olaylara kayıtsız kalan Osmanlı Hükümeti de harekete geçirilmiş ve Zwi’nin öldürülmesini talep edenler Osmanlı Yahudi topluluklarının liderleri olmuşlardır.</p>
<p>Baskı ile din değiştirmek zorunda kalan Zwi, büyük bir düş kırıklığı ile Yahudi dünyasını karşı karşıya bırakmış, öğretisine inanan ve onun peşinden giden 200 ailelik bir grubun lideri olarak “Gizli/Etnik/dinsel/İdeolojik Sabetaycılık Hareketi”ni kurmuştur.</p>
<p>Gerek Zwi’nin yaşamında ve gerekse onun ölümünün ardından giderek güçlenen ve Kabalistik geleneğin katı takipçiliğini üstlenen bu gizli cemaat, Osmanlı İmparatorluğu ve pek çok Avrupa ülkesinin siyasal yaşamında 19. Yüzyıldan sonra “aktif” olarak adını duyurmaya başlamıştır.</p>
<p>Modern Türkiye’nin kuruluş yıllarında Kemalist ideolojinin önde gelen kişileri arasında “Sabetaycı” kökenli aydınların sayısı belirgin olarak dikkat çeker. Süreç içinde bu gizli cemaat içinden gelen kişiler Türkiye’nin toplumsal ve siyasal yaşamında da etkili olmayı başarmışlardır.</p>
<p>1917 Selanik yangını sonrasında Sabetaycılar’ın dini yaşantılarına ilişkin pek çok eser ortadan kalkmıştır. Bu nedenle de cemaati oluşturan gruplar içindeki Kabalistik öğreti giderek yok olma sürecine girmiştir. Ayrıca özellikle günümüz Türkiye’sinde ekonomi, kültür ve toplumsal yaşamda önemli roller üstlenen Sabetaycı kökenli aydınların varlığı konunun bilimsel olarak ele alınıp incelenmesi ve araştırılmasına engel teşkil eden önemli etkendir. Bu nedenle <strong>İbrahim Alaattin Gövsa</strong>’nın <strong>“Sabetay Zwi”</strong> adlı çalışması, <strong>Yunus Nadi/Ahmen Emin Yalman</strong>’ın yazılarının yer aldığı, <strong>“Türk Basınında Kalem Kavgaları</strong>” ve <strong>Prof. Abdurrahman Küçük</strong>’ün <strong>“Dönmeler ve</strong> <strong>Dönmelik Tarihi”</strong> adlı çalışması dışında kalan ve sayıları pek az olan kaynaklar ciddiye alınmaya değer değildir.</p>
<p><strong>Gershom Scholem</strong>’in Sabetaycılık üzerine hazırlanmış oldukça geniş kapsamlı bir eseri vardır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Türkiye’de Yahudilik ve Sabetaycılıkla ilgili en geniş doküman ve belge arşivine sahip olan kişi Rıfat Bali isimli bir şahıstır. Bali, kitap çalışmaları yapmakla birlikte profesyonel bir araştırmacı ve yazar değildir. Ancak, özellikle Yahudilik ve Sabetaycılık üzerinde çok yoğun çalışmalar yürütmekte, en gizli belgelere ulaşarak bunları toplamaktadır. Bir ticaret insanı olan Bali’yi bu alanda doküman toplamaya yönlendiren neden ve etkilerin aydınlatılması gerekmektedir.</p>
<p><strong>Sefared</strong> Yahudileri’nin İspanya’dan kovuluşlarının 500. Yılı olan 1992’de bu konuyu irdeleyen çalışmalara tanık olunmuştur. ABD, İspanya, İsrail ve Türkiye’de toplantılar düzenlenmiş, kitaplar hazırlanmış ve Sefared kültürünü yaşatma amaçlı girişimler ivme kazanmıştır. Ancak, tüm bu çalışmalar bilimsel olmaktan uzak, salt olumlu yönleri öne çıkartılan ve yüzeysel özellikler gösteren çalışmalardır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Bu çalışmanın amacı, Endülüs topraklarında “altın çağını” yaşayan ve “yok olmaktan” Osmanlı topraklarına göçle kurtulabilen Sefared kültürünün 17.yy.’da yaşadığı bunalımın etkilerini gözler önüne serebilmek, Polonya, Yemen, Fas ve Kiev’e değin tüm cemaatlerde çalkantılara neden olan ve sonuçta Yahudilikten koparak yepyeni bir toplumsal harekete dönüşen gizli cemaat ise  hâlâ giz ve esrarını koruyan Sabetaycılık’a dikkat çekmektir.</p>
<p>İsrail-Türkiye ilişkilerinde bir sorun olarak görülen gizli Sabetaycılık cemaatinin tarihinin araştırılması konusuna ne yazık ki kısa ve orta vadede izin verilmeyecek gibi gözükmektedir.</p>
<p>Oysa ki; bu gizli cemaatin felsefesi, faaliyetleri, çalışma yöntemleri, üyeleri ve amaçları bilimsel olarak ele alınıp derinlemesine inceleme ve araştırma yapılması zorunluluk gösteren önemli bir konudur.</p>
<p>Bu konuda araştırma ve analiz yapabilecek yetenek, beceri ve araştırmacılık deneyimine sahip kişilerin sayısının azlığı ve bu kişilerin sistem tarafından küstürülmüşlükleri de bu ve benzer gizli cemaat, örgüt, lobi vb. oluşumlar hakkında Türkiye Cumhuriyet arşivlerinde bilimsel ve objektif kaynakların oluşmasından mahrum kalınmasına yol açmaktadır. İşin bu yönü konumuz dışı olmakla birlikte, özet olarak işaret edilmesinde yarar görülmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ulusal çıkarlar doğrultusunda yaşamsal önem ifade eden “bilgi” donanımından yoksun bırakılmaktadır. Bu kesinlikle kasıtlı amaçlar nedeniyle uygulamaya konan “yanlış kültür politikaları” sonucunda sağlanabilen, Kemalist rejim karşıtı “örtülü” bir faaliyettir. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti, “bilgisiz” bırakılmaktadır. Bilgisiz kalan devlet mekanizmaları ise, sağır ve kör hale getirilmektedir. Devlet mekanizmaları, üstelik de ulusal egemenliğin korunması adı altında “dedi-kodu” ve “senaryo dosyaları” ile boşu boşuna yıllarca meşgul edilmekte ve çağın gerisinde, güçlükle ayakta kalmaya çalışan, her an çeşitli iç entrikalarla boğuşan bir devlet durumuna düşürülmektedir.</p>
<p>Son derece sinsi bir tezgâh sonucunda devlete hizmet verecek, adeta radarı, sonar sistemi olacak olan entelektüeller ve sanatçılar bu nedenle ilk tırpanlanan kişiler olmuşlardır. Ve bu yanlış politika hâlâ uygulanmaktadır. Bunun sonucu olarak da Türkiye Cumhuriyeti Devleti, elinin altındaki tarihsel arşiv bilgilerinden yararlanabilmekten bile mahrum kalmıştır. Ayrıca, tarihi arşiv bilgileri ile günümüz dünyasında süratle geliştirilen siyasal entrikalar arasındaki düğümü çözebilecek donanım ve yetenekte analizciler ile karşı/teoriler üretebilme yeteneğine sahip kadrolar oluşturulması hiç ama hiç düşünülmemiş son derece önemli bir yanlışlıktır. Bu yanlışlıktan dönülmesi gerektiği anlaşıldığında hem çok geç kalınmış olacak, hem de böyle bir oluşumun sağlanabilmesi için kadro oluşturulması mümkün olmayacaktır. Çünkü hiçbir entelektüel ve sanatçı, vizyondaki sistemin sonsuza değin devamına katkıda bulunmalarının bir vatandaşlık sorumluluk ve yükümlülüğü olduğu gerçeğini kabul etmeyeceklerdir. Neden mi? Çünkü, sistemin kendi halkına ihanet üzerine temellendirilmediğini, ama halka ihanet eden yönetim kadroları ile bu kadroların denetlenmesinden sorumluların sistemi yıkıp yok ettiklerine yürekten inanmış olacaklardır.</p>
<h1>RAV SABETAY ZWİ KİMDİR?</h1>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Rav Sabetay Zwi,</strong> (Zwi=Sevi) 1626 yılında İzmir’de doğdu.(<a href="#_ftn1"><strong> </strong><strong>[1]</strong></a>) Babası Hollanda ve İngiliz şirketlerinin temsilciliği sayesinde servet sahibi olmuştu. Tüccar olan ailesinin aksine o dine meraklıydı, kısa zamanda bu konudaki yetenekleri anlaşılınca ailesi onun din adamı olarak yetiştirilmesine karar verdi. Dönemin tanınmış Hahamları <strong>Rav de Alba Torah</strong> ile <strong>Rav Escapa</strong>’dan dersler alan Sabetay’ı Talmud konusunda eğittiler. Eğitim sonucu mistik Yahudiliğe yönelmiştir. Kabala ve onun ana kitabı olan Zohar’ı(<a href="#_ftn2"><strong> </strong><strong>[2]</strong></a>) incelemeye yöneldi. Daha sonraları ona inananlarca dini kavramlarla açıklamaya çalışılan ruhani yapısı giderek normalden uzaklaştı, zaman zaman geçirdiği depresyon ve nöbetler nedeniyle giderek içine kapandı. Sık sık oruçlar tutuyor, bedenini yıkıyor, uzun süreler yalnız kalıyor ve mistisizmi tüm yönleri ile yaşamaya yöneliyordu.</p>
<p>Ailesi tarafından üç kez evlendirildi ise de eşlerine dokunmadı ve Torah ile evli olduğunu söyledi. Bu sözü din adamlarınca eleştiri konusu oldu.</p>
<p>Sabetay’ın yaşadığı yıllarda Yahudi dünyası oldukça büyük sorunlar yaşıyordu. Polonya’da ve  Rusya’da büyük kitle katliamları yapılmış, ayrıca anti-semit hareket de tüm dünyada yaygınlık kazanmıştır. Bu nedenle çekilen sıkıntı ve acılar Yahudileri Kabala’nın mistik dünyasına itmiştir. Artık bir kurtarıcı gelmelidir! Aynı dönemde Osmanlı ülkesinde de karışıklıklar yaşanmaktadır; Sengator ve Hotin mağlubiyetleri, Jan Sobyeski’nin galibiyeti, ardı arkası kesilmeyen bozgunlar, iç isyanlar, Anadolu’daki kargaşa, payitahttaki derviş, softa mücadeleleri yaşanmaktadır.</p>
<p>1666’da Musul dolaylarında Seyid Abdullahoğlu Muhammed mehdiliğini ilân etmiştir. Tüm bu koşullar ve gelişmeler Sabetay’ın üzerinde derin etkiler bırakmıştır. O beklenen Mesihin (Maşiah) kendisi olduğuna inanıyordu. 1650-51’de İstanbul’da <strong>Avrahan Yaqini</strong> adlı bir kişi kendisine beklenen Mesih olduğuna dair bir belge vermiştir. Bu dönemde dördüncü karısı Sara yaşamına girmiştir. 1665 yılı Sabetay’in yaşamının dönüm noktasıdır. Çünkü onun Mesih olduğuna inanan Gazzeli teolog <strong>Nathan Benjamen Levi Eskenazi </strong>ile tanışacaktır.(<a href="#_ftn3"><strong> </strong><strong>[3]</strong></a>) Nathan ona beklenen Mesihin habercisi olduğunu söyler, kendisi de Mesihin geleceğini haber verecek olan kişidir. İstanbul/Balat Ahrida Sinagogu’nda verdiği vaazlarla Yahudi cemaatini etkilemiştir. 31 Mayıs 1665’te İzmir’e dönen Sabetay Mesihliğini ilân etmiştir.</p>
<p><strong>Sabetay Zwi, dünyayı tüm kötülüklerden arındıracağını, tüm Yahudileri mukaddes İsrael’e götürerek orada yeniden tapınağı inşa edeceğini açıklamakla cemaati ideolojik bir boyut kazandırarak, misyon yüklemiştir. Yahudiler’in “bir ülkü” etrafında Filistin’de toplanmaları ve Mesihi İsrail’i kurmaları doktrinini ortaya koymuştur.  Hiç kuşkusuz ki kendisinden önceki dini kişilikler de bu konuda bir takım fikirlere sahiptiler ancak gerçekte Sabetay Zwi’nin hareketinde Siyonizm anlam kazanmıştır.</strong></p>
<p>Gazze hahamı ve cemaati onun Mesihliğini ilk kabul edenler olur. Kudüs Yahudileri ona inanmazlar ve onu kadıya şikayet ederler.  Sabetay, kadıyla görüşür ve ikna eder. Nata’nın tüm Yahudi cemaatlerine Mesih’in habercisi olarak gönderdiği mektuplar, Ortadoks din adamlarının tüm karşı çıkmalarına karşın Sabetay’a inananları hızla arttırmıştır. Polonya’dan Kiev’e, Osmanlı topraklarından doğuya kadar her yerde Mesih’e inananlar çoğalmıştır, Yahudiler’in çektiği sıkıntılar artık son bulacaktır!</p>
<p>Sabetay Zwi’ye inanlar sinagoglardaki vaizlerinde taşkınlıklar yapmaya başlamışlar,</p>
<p><strong><em>“Efendimiz Türk’ü tahtan indirecek ve dünyayı on sekiz krallığa bölecektir”</em></strong> demektedirler.</p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p>Polonya, Amterdam, Kiev, Almanya ve Filistin’e kadar her yerde durum aynı hal alır. Mesih Sabetay, tüm yasakları lav etmiştir, kadınlara dua yönettirmekte, dini yemek kurallarını ihlal etmektedir. Dini otoriteler tarihin hiçbir döneminde olmadıkları kadar çaresiz bir duruma düşmüşlerdir.</p>
<p>Durumun giderek Sabetay lehine geliştiğini gören hahamlar, onun öldürülmesine karar verirler. O’nun öldürülmesiyle görevlendirilen kişiler, ona inanmaktadırlar. Son çare olarak onu Osmanlı Sultanı’na şikayet ederler. <strong>30 Haziran 1666</strong> yılında Sabetay tutuklanır, İstanbul’a getirilir. Sultan, Girit olayları nedeniyle payitahttan ayrılmıştır. Çanakkale’deki “Aydos Kalesi”ne hapsedilir.. Sabetay, orada da müritleri tarafından sürekli ziyaret edilmektedir. Kabala bilgilerini müritlerine iletmektedir. En küçük yerel bir ayaklanmanın şiddetle bastırıldığı Osmanlı İmparatorluğunda Sabetay’a hiçbir şey yapılmaması Padişahın da Mesih’e inandığı düşüncesini doğurmuştur ki sonucu Sabetay’a inananların çoğalmasıdır.</p>
<p>O günlerde Polonya’da da aynı iddialarda bulunan <strong>Nehemya Kohen</strong> isimli haham, Sabetay’ın varlığından haberdar olunca, onu kendisinin gerçek Mesih olduğuna inandırmak amacıyla Çanakkale’ye gelir. Nehemya Kohen, Sabetay’ın Mesihliğini kabulleneceğini ancak kendisini peygamber ilan etmesini ister, aralarında üç gün süren tartışma sonucu Sabetay’ın bilgisine yenik düşen Kohen Müslümanlığı kabul ederek onu Osmanlı Hükümetine ihbar eder. Bu gelişme üzerine Sadrazam bizzat konu ile ilgilenir, Sabetay divana çıkartılır. Yaşamı ile iddiaları arasında bir seçim yapması istenir, o yaşamını kurtarmayı seçer.</p>
<p>Sultan:</p>
<p><strong><em>“Şimdi senin belden yukarını soyuyorum, okçularım karşına geçip nişan alacaklar, eğer Mesih isen oklar nasıl olsa sana bir şey yapmaz. Yok eğer bir sahtekâr isen, ölürsün,”</em></strong> der.</p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p>Sabetay Zwi:</p>
<p>“Efendim ben sıradan bir hahamım. Ben, Mesih olduğumu söylemiyorum. Beni size şikâyet edenler Mesih olduğumu iddia ediyorlar,” diye yanıt verir.</p>
<p>Bunun üzerine Sultan:</p>
<p><strong>“O halde Müslüman ol”</strong> diye, buyurur.</p>
<p>İhtida sırasında Sabetay, Sultan’a:</p>
<p><strong><em>”Bu can bu bedende kaldığı sürece La İlahe İllahlah”</em></strong> der.</p>
<p>Ve  Sultan’ın isteği ile Müslüman olur, devlet kendisine bir rütbe ve aylık bağlamıştır. Huzurdan çıkınca kaftanını açmış, koynundan bir kuş çıkartmış ve bunun üzerine,</p>
<p><strong><em>“İşte can bedenden çıktı Şema Yisrael”</em></strong> demiştir.</p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p>Bir başka söylenceye göre de Musa Firavunların sarayında bir Mısırlı gibi yaşamıştı. Sabetay da kendi halkını kurtarmak için Müslüman olmalı ve bir Türk gibi yaşamalıydı!</p>
<p>Zahor’a göre Mesih kendi cemaatinde tanınmayacağı için bir başka dine geçecek ve orada yeni bir inanmışlar grubu oluşturacaktır ve böylece 19. Beden olarak dünyaya yeniden geldiğinde bu topluluk önderliğinde kutsal İsrail Krallığı kurulacaktır. Sebatay Zwi’nin Ram-bam’ın <strong>benzet-benmeze</strong> prensibine sadık hareket ettiği görülmektedir.</p>
<p>Mesih Sabetay’ın <strong>Aziz Mehmet</strong> adını alarak Müslüman olması ve Osmanlı sarayında “kapıcı başı” olarak görevlendirilmesi, tüm Yahudi dünyasında şok etkisi yaratmıştır. Cemaat üyeleri arasında intihar edenler olduğu gibi, büyük çoğunluk onun bir sahtekâr olduğuna inanarak Ortodoks inanca geri döner. 200 ailelik bir topluluksa din değiştirerek onun yolundan gidecektir. Selanik’e yerleşen bu toplum pratikte Zohar’a dayanan mistik bir yaşamı benimser, Yahudi inancını sürdürür. Fakat resmen Müslüman milletine dahil olarak yaşarlar. Böylece literatürlerde <strong>“Selânik Dönmeleri”</strong> olarak adlandırılan cemaat  tarih sahnesindeki gizemli yerini almıştır.</p>
<p>Sabetay’ın Müslüman inancını kabullenmesinin ardından Yahudi dinine bağlı olarak yaşaması devlet yetkililerinin dikkatinden kaçmamıştır. 1676’da ölümüne değin bizzat Sultan’ın emri ile Arnavutluk/Ülgen’e sürülür. Ancak orada da müritlerini yetiştirmiş, örgütlemiş ve faaliyetlerini sürdürmüştür. Son eşi <strong>Ayşe</strong> ve kardeşi <strong>Yakup Qerido</strong> onunla birlikte olmuşlardır. Sabetay’ın isteği üzerine Selanik kenti kutsiyete kavuşur ve inananlar (maminim) buraya yerleşirler. 250 ailelik Sabetaycı toplum burada kurulmuştur. Sabetay, dini tefekkür ve teorik çalışmalarına Arnavutluk/Ülgen kentinde devam etmiştir. Bu dönemde Sabetaycılığın ana kaynağı olan kitaplar yazılmıştır. Sabetay inancına göre Mesih ellinci doğum gününde tekrar gelmek üzere kaybolur.</p>
<p>Ölümünün ardından kayın biraderi olan Yakov Qerido’yu onun halifesi kabul eden <strong>Yakubiler</strong> daha sonraları ortaya çıkan ve Mesih ruha sahip olduğuna inanılan <strong>Karakaşlar</strong> ve yalnızca Sabetay’a inanan <strong>Kapancılar</strong> olarak kendi içlerinde bölünürler. (1900’lere değin geçen 350 yıllık süreçte cemaat önce ikiye daha sonra üçe ayrılmıştır.)</p>
<h1>SABETAY SONRASI</h1>
<p><strong> </strong></p>
<p>Osmanlı devletinin yaşadığı sorunlar, 19. yy. sonrasında ortaya çıkan milliyetçi hareketler içinde Sabetaycıların yer alışı dikkat çekicidir. İttihat ve Terakki ve Mason localarında siyasi roller üstlenmişlerdir. Örneğin: <strong>Maliye Nazırı Mehmet Cavid </strong>(Karakaş grubu)<strong>, Dr. Nazım, Faik Nüsher Bey, Halide Edip </strong>(Yakubi grubu), <strong>Abdülkadir Gölpınarlı, Sabiha Sertel </strong>(Kapancı grubu)<strong>, Ahmet Emin Yalman </strong>(Yakubi grubu)<strong>, </strong>sinema endüstrisinde önemli bir yeri olan<strong> İpekçi ailesi </strong>ile<strong> </strong>gazeteci<strong> Abdi İpekçi,</strong> günümüz medya kartelleri arasında ikinci sıradaki güç durumunda olan <strong>Dinç Bilgin</strong> ve ailesi<strong>, Halil Bezmen </strong>ailesi<strong>, Halit Refiğ, </strong>CNN-Türk Paris muhabiri <strong>Sabetay Varol, </strong>Bilgi Üniversitesi Rektörü<strong> İlter Turan, Asaf Savaş Akad, </strong>Siyaset Bilim Profesörü<strong> Ahmet Yücekök, Memduh Paker, Mihriban Paker, </strong>Dr.<strong> Can Paker, Mecbure Canan Barlas, Mehmet Barsal, Fatih Dural, Bora Gönenç, </strong>(Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Derneği’nden<strong> </strong>yolsuzluk nedeniyle çıkartılmıştır) <strong>Haluk Arığ, </strong>Av.<strong> Reşat Atabek </strong>ve emekli Orgeneral<strong> Çevik Bir </strong>gibi isimler<strong> </strong>Sabetaycı kökenlidirler.</p>
<p>Türk milliyetçiliğinin teorisyenlerinden ve fikir babalarından birisi olan <strong>Munis Tekinalp</strong>, Cumhuriyet döneminin önde gelen fikir ve yazı adamları arasında yer almıştır.</p>
<p><strong>Ahmet Emin Yalman</strong>, bir dönemin etkili gazetesi Vatan’ın sahibi ve Milletlerarası Basın Enstitüsü’nün Yönetim Kurulu üyeliğini yaptı. 1964’de bu görevi yine kendisi gibi bir Sabetaycı olan Milliyet Gazetesinin uzun yıllar başyazarlığı ve genel yayın yönetmenliği görevinde bulunmuş olan <strong>Abdi İpekçi</strong>’ye devretmiştir. Bir başka tanınmış Sabetcı yazar <strong>Zekeriya Sertel</strong> dir. TRT’de yöneticilik yapan <strong>Emin Galip</strong> <strong>Sandalcı</strong>’da bir Sabetaycıdır. Batı yanlısı görüşleriyle tanınmış olan <strong>Ahmet Ağaoğlu,</strong> Amerika’da Sam Kohen imzası ile yazılar yazan gazeteci <strong>Sami Kohen </strong>deşifre olmuş Sabetaycılardır.</p>
<p>I. Dünya Savaşı ve ardından Mondros Mütarekesi imparatorluğun çökmesi ile sonuçlanır. 1924 ahali mübadelesi ile 20.000 kişiye ulaştığı sanılan “dönme cemaati” Selanik’ten Türkiye’ye gelir. Bu göçün gemi ücretleri dönemin tütün tüccarı Sabetaycı <strong>Kazım Efendi</strong>’nin tarafından karşılanmıştır ki, kendi aralarında dayanışma ve bağlılığın önemin işaretidir. Atatürk’ün önderliğinde yeni bir devlet kurulmuştur ve bu devlet laisizmi benimser. Ancak, 1924’de <strong>Karakaş Rüştü</strong> <strong>Olayı</strong> ile cemaatler ciddi bir sarsıntı geçirirler. Zaten <strong>Yakubi</strong> cemaati Selanik’teyken ömrünü tamamlamış, <strong>Kapancılar,</strong> Gonca-ı Edep Hareketi ile dış cemiyetle asimilasyonu benimsemişlerdir. Yalnızca kurumsal yapısını sürdüren <strong>Karakaşlar</strong> kalmıştır ve bu olayla da onlar büyük sorunlar yaşarlar. Dönemin idaresinden korkan cemaatler ellerinde kalan son birkaç belgeyi de yok etme yoluna gitmişlerdir. 1917’de Selanik’te yaşanan büyük yangın dönme toplumun en önemli kaynaklarını yok etmiştir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Sabetaycılar içinde en etkin ve faal olanı Karakaş grubudur. Kurucuları Baruch Rassio’nun Sabetay Zwi olarak yeniden doğmuş (reinkarne) sureti olduğuna inanırlar. Özellikle 18.yy’da önemli Avrupa kentlerinde misyonerlik çabaları göstermiş Polonyalı Frankistler ile ilişkiler kurulmasını sağlamışlardır. Bugün özellikle İtalya’nın Lugano kentinde etkin bir topluluk halinde yaşamaktadırlar. Burada bulunan müzelerinde yüzlerce yıllık kaynaklar özenle korunmaktadır. Selanik, İzmir ve İstanbul üçgeninde yaşamaktadırlar. Sabetaycılar arasında Yahudi gizli ilmine en düşkün olan gruptur. Büyüye, sihire ve numorolojiye en meraklı cemaat olarak bilinmektedirler. Siyasi görüş olarak sosyal demokrat eğilimlidirler ve İstanbul’da bir yayınevleri bulunmaktadır. Sabetaylar arasında heretik (sapkın) olarak kabul edilmektedirler.</p>
<p>Sabetaycı Kapancılar ise, ticari yaşamda önemli roller üstlenmişlerdir. <strong>Bezmen</strong> ve <strong>Atabekler </strong>gibi tanınmış aileler bu gruptandırlar. Cumhuriyet Türkiye’sinin ekonomik alanında önemli roller üstlenmiş olmalarıyla dikkat çekicidirler. Özellikle “Terakki Mektebi”nin kuruluşuyla birlikte modern Cumhuriyet eğitiminde etkin oldukları açığa çıkmaktadır.</p>
<p>Sabetaycıları üçüncü cemaati Yakubiler’dir. Sabetay’ın eniştesi Jakov Qerido’nun taraftarlarıdırlar. Muhafazakar kanadı oluştururlar. Yahudilik dininin bazı yasaklarına Yahudilerden bile daha fazla uydukları bilinmektedir. Türkiye’de İslâmiyeti en iyi bilen Sabetaycı gruptur. <strong>Ahmet Emin Yalman</strong> ve <strong>Şefik Hüsnü</strong> gibi kişilerin yer aldığı bir topluluktur. Selanik’te “Yılan Mermeri” semtinde yaşamışlar ve “Melamilik” gibi İslâmî toplulukları etkin biçimde desteklemişlerdir. Günümüzde hemen hemen tümüyle asimle olmuşlarsa da küçük bir grup varlıklarını korumaktadır.</p>
<p>En katı kuralların uygulandığı Osmanlı İmparatorluğu döneminde cemaat üyelerine karşı resmi bir tavır sergilenmemiştir. Bu gizli/etnik cemaatin 350 yıldır varlığını koruyabilmiş olmasının gerçek nedeni bu noktada gizlidir. Ancak, Cumhuriyet Türkiye&#8217;sinde baskı ve dışlanmalarla karşı karşıya kaldıklarını öne sürmektedirler. Fakat, cemiyet üyelerinin bu iddialarına karşın, Cumhuriyet Türkiye’sinde önemli roller üstlendikleri ve toplumsal değişimlere yol açan etkileri de bir başka gerçektir.</p>
<p>1946’da yaşanan “Varlık Vergisi” olayında Sabetaycı aileler “D” sınıfı olarak sınıflandırılmışlardır. Bezmenler, Atabekler ve Dilberler gibi Sabetaycı güçlü aile lobileri yüksük miktarda parasal ödemeler yapmak zorunda bırakılmışlardır. Bu tarihlerden sonra da giderek güçlenen radikal İslâmcı akımlar için, Sabetaycıların hedef alındığı görülmektedir.</p>
<p>Günümüz fundamentalistleri genel anlamda Türkiye’nin bir imparatorluktan ulusal devlete dönüşmesini üç ana nedene bağlamaktadırlar: Masonlar, Selanik dönmeleri (Sabetaycılar) ve Yahudiler.. Fundamentalist kesimin siyasi mirasını üstlenen siyasi partiler hep bu üç unsur üzerine kurulu sloganlar üretmekle dikkat çekmişlerdir. Özellikle 1980 öncesindeki aşırı sağcı parti liderlerinin demeçlerinde hep bu iddialara yer verildiği görülmektedir. Yayınlanan literatürlerde de bu üç ana tema üzerinde fikirler üretilmiştir.</p>
<p>Örneğin:</p>
<p><strong>“&#8230;Türk milletinin inanç, örf, adet ve ahlaki değerlerini zayıflatma yolunda bir tavır sergilemeleri, Jön Türkler hareketinde İttihat ve Terakki içinde, 31 Mart vakasında ve Sultan Abdülhamid’in “Hal”inde önemli roller üstlenmeleri bu kimselerin kimliklerinin ortaya çıkartılmasını sağlayan amillerdir. I. Dünya Savaşı’nın ve gelişmelerin Türkler aleyhine sonuçlanmasından sonra bazı insanların Türkler’e pamuk ipliği ile bağlı bulunduğu gerçeği ortaya çıkmıştır. O güne kadar, Türkler kendilerinden uzaklaştırmamak üzere azami gayret gösterdikleri dönmeleri yakinen tanıma fırsatı bulmuştur ve bu vesileyle onları imtihandan geçirmiştir.”</strong> (Prof. Küçük/ Dönmeler ve Dönmelik Tarihi)</p>
<p><strong>“&#8230; Türkiye’de maneviyatın yıkılmasına, bölücü ve yıkıcı akımların yayılmasına; dini ve milli akımların kösteklenmesine çalışanların, en şiddetli azınlık ırkçılığı yapanların başında dönmeler gelmektedir.”</strong> (Nejdet Sancar/Türklük Sergisi)</p>
<p>Yukarıda örneklenen ifadeler <strong>Yesevizade</strong>’nin eserlerinde gizli/ etnik/dinsel/ ideolojik Sabetay Cemaati’nin tanıtılmasında da sıkça yer almıştır.</p>
<h2>YAHUDİ DİNSEL SİSTEMİ</h2>
<p>Yahudi dinsel sistemi iki temel düşünce üzerinde gelişmiştir:</p>
<p>1). Torah-Talmud ekolü</p>
<p>2). Torah ekolü</p>
<p>Musa’ya (Moşe) Sina’da indiğine inanılan ve Türkçe’de Tevrat olarak bilinen kutsal metinlerin gerçekte Musa’ya verilen bölümü beş adettir ve buna “Torah” denmektedir. Fakat daha sonra gelen peygamberlerin yorumlamalarına dayalı olan diğer kitaplar da vardır ki, bunlar: “Neviim” ve “Ketuvin” olarak tanımlanırlar ve Torah ile birlikte bunlara “Tanah” (Tevrat=Ahd-i Atik) denilmektedir.</p>
<p>Bu kutsal metinlerin yorumlanmaları ve günlük yaşama geçirilmeleri konusu daima tartışmalara neden olmuştur. İşte bu dönemde “Talmud” ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Talmud hahamların Tevrat yorumlarıdır ve Ortodoks Yahudiliğin temelini teşkil eden bir kaynaktır. Daha sonraları İspanya Diasporası’ndan (altın çağ) ortaya çıkan bir diğer anonim kaynak daha vardır ki, bu da “Kabala”dır. Kabala tümüyle mistik Yahudiliğin kaynağıdır ve kaynakları konusu tartışmalıdır. Dini pratikleri yeri konusu da açık değildir. Yahudiler genel olarak Kabala’nın gizemli ve çekici dünyasından etkilenmişlerse de “korku” ile yaklaştıkları bir gerçektir. Günümüz İsrail dini otoritelerinin Kabalizme karşı sempati taşıdıkları söylenemez.</p>
<p>Talmud ve Kabala’nın Torah’a karşı bakışı çok farklıdır. Talmudist yaklaşım Torah’ı bir yasaklamalar bütünü olarak ele alıp, Tanrı’nın insanları cezalandıran, kurallar koyan bir güç olduğundan hareket eder. Talmudistler Tanah’a dayanarak çıkardıkları “Mitzvotlar” (uygulanması gerekli kurallar) yoluyla insan yaşamını sınırlandırmaktadır. Onlara göre insan, bu dünyaya bir sınav vermek için gelmiştir ve tümüyle Tanrı’nın gücü karşısında olduğunu bilerek hareket etmelidir. Bu görüş ve sıkı kurallar altında beş bin yıl boyunca ezilen Yahudi bireyi gettosunda tümüyle dış dünyaya kapalı ve gizlilik içinde yaşamaya yönelmiştir.</p>
<p>Kabala Talmud’dan bu yöneyle ayrılmaktadır. Kabala Tanrıyı bir enerji olarak algılar ve insanın yaptığı eylemlerin negatif veya pozitif enerjinin bir parçası olduğuna inanır. Kabalist, Tanrı’yı ceza veren ve kurallar koyan biri olarak değil, aksine insanı özgür bırakan fakat kötülüklere karşı ona “önerilerde” bulunan bir koruyucu olarak algılar. İnsanın Tanrı’yı yakarışları (dua) Talmudçulukta olduğu gibi bir ödev değil, aksine insanı rahatlatan bir eylem olarak benimsenir. Tanrıdan korkan insan, O’nu nasıl sever? Sorusunu “Arkadaşını kendin gibi sev” felsefesi ile özdeş kılan Kabalistler Tanrı’ya ulaşmaya, “Adam Kadmon” (üstün insan) olmaya çabalar. Talmud’un sınırcı ve kuralcı yaklaşımına karşı, Kabala insanı tümüyle özgür bırakmadır.</p>
<p>Yıllardır Ortodokslar ile Kabalistler arasındaki temel sorun buradan kaynaklanmaktadır. Yahudiliğin kendine özgü dekoru içinde bu iki zıt düşünce çatışmamaya çaba göstermiş, birbirlerini dışlamamaya çalışmış, Talmudistler-Kabalistleri daima ihtiyatla fakat reddetmeden izlemişlerdir. Ancak çoğu kez yorumlarında da Kabala’daki sözcük sayı bağlantılarını kullanmaktan da kaçınmamışlardır. Bu iki düşüncenin en temel noktalarından birisi Mesih inancıdır.</p>
<p>Talmudistler doğrudan Torah’ta olmamasına karşın, ayetlere verilen birtakım anlamlar ile Kabala kaynaklı olan Mesihi düşünceyi kabullenmişlerdir. Kabala ise, kurtuluşu tümüyle Mesih üzerine odaklamıştır. Luria’nın teorileriyle Mesihçilik adeta bir öngürüye dönüşmüştür. O kadar ki sayısal hesaplamalar ve yöntemler hep Mesihin geliş tarihi üzerine yoğunlaşmıştır. Daniel ve İşaya’daki ayetler gizemli bir yöntemle sorgulanmış ve kurtuluş tarihi belirlenmeye çalışılmıştır. Tüm bu çalışmalar Ortodoksların katı kurallarına karşı illegal olarak gerçekleştirilmiştir.</p>
<p>Kabala her zaman gizlidir, gerek sözlü olan kısım ve gerekse “Zahor”a ve “Sefer Yetzirah”a dayalı olan bölümler her zaman gizli bir atmosferde incelenmiştir. Kabalist Tanrısal gücü keşfetmek için dinsel kurallara uymak gerekliliğine inanmakta ve eğer bunları yapmadan kabala yaparsa Felâketler yaşayacağına inanmaktadır. Bu o denli büyük bir gizliliktir ki, binlerce yıllık metinler yalnızca sözlü olarak Zfat’ta veya Galil’de (İsrail) tarikat üyeleri arasında dış dünyaya kapalı olarak tartışılmaktadır.</p>
<p>Talmud ve Kabala’nın rekabeti 16.yy sonrasında zirveye ulaşmıştır. Zfat’a Polonya’dan gelen Rav İzak Luria Aşkenazi bu kentte kurduğu Kabalistik eğitim veren koleji ile bir akımın başlangıcı olmuştur. Kendilerini “Zfat Aslanları” olarak tanıtan bu grup Mesihi kurtuluş doktrinini temel alarak dini birtakım sonuçlara ulaşırlar. “Tzimzum” (büzülme), “Tikun” (tamirat, kurtuluş) kavramları burada önem kazanmaktadır. Luira, yaradılışı bir kırılma teorisi olarak özetlemektedir ve tamirat ancak Mesihin gelişi ile olacak demektedir. Bu bekleyiş tüm Yahudi cemaatlerinde hızla yayılır, birbiri ardına katliamlar ve baskılar Mesihi dönemin adeta habercisi olarak kabul edilir. Lauria’nın ölümü sonrasında da bu ümit süreci devam etmektedir. 1600’lü yıllara gelindiğinde ise had safhaya ulaşmıştır.</p>
<p>Sabetay Zwi, işte bu süreçte 1622 yılında dünyaya gelmiştir. Ve bu atmosferde ve bu psikoloji içindeki Yahudi dünyasının karşısına Mesih olarak çıkmış ve etkisi altına almıştır.</p>
<h2>ATATÜRK’ÜN İLK ÖĞRETMENİ</h2>
<h6>SABETAYCI</h6>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında yaşanan siyasal ve ekonomik olayların incelenmesi belli başlı merkezlerin önemini ortaya çıkartmaktadır. Bu merkezlerden biri olan Selanik kenti, tarihi rolü açısından belki de en az ele alınmış konular arasında yer almaktadır. Oysa ki, Türkiye’nin ilk siyasi dernekleri olan İttihat-Terakki ve Mason dernekleri burada kurulmuştur. İstanbul’da yaşanan 31 Mart isyanı bu kentten organize edilen bir ordu tarafından bastırılmış, Sultan 2. Hamid sürgün günlerini bu kentte yaşamış, Cumhuriyetin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, bu kentte doğmuş ve ilk öğretimini Selanik’te almıştır.</p>
<p>Atatürk, Nutuk’ta çocukluk günlerini anlatırken, okul çağı geldiğinde annesi ile babası arasında sürekli bir tartışma yaşandığını, buna neden olarak annesinin onu mahalle mektebine gönderme arzusuna karşılık, babasının bir süredir faaliyette bulunan ve modern sistemde eğitim veren Şemsi Efendi Mektebi’ne gönderme isteğini göstermektedir. Sonuçta Mustafa Kemal, Şemsi Efendi Mektebi’ne gönderilmiştir.</p>
<p>Tarih araştırmacıları ile Türk Dil ve Tarih Kurumu’nun ne yazık ki, Atatürk’le ilgili araştırmaları ve yayınları çok yetersiz olduğu bu noktada bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Çünkü, Atatürk’ün ilk eğitimini aldığı bu okul ve Şemsi Efendi olarak anılan öğretmeni Şimon Zwi, dönemin önemli oluşum merkezidir.</p>
<p>Şemsi Efendi (Şimon Zwi), 1852 yılında aslen Sabetaycı bir ailenin ferdi olarak doğmuştur. Arapça, Farsça ve Fransızca öğrenen Şemsi Efendi, Selanik’te açılan bir yabancı okulda çalışmaya başlamıştır. Burada öğrendiği modern metotları kendi kuracağı bir okulda uygulama amacında olmasına karşın, maddi olanaksızlıklar nedeniyle gerçekleştirememiştir. Ancak, Sebataycı Şemsi Efendi’ye aradığı desteği mensubu olduğu “Kapancı Grubu” üyeleri sağlamıştır. Kapancı grubunun bu desteği vermelerinde iki önemli etken neden olmuştur: 1). Sürekli ticaret ilişkileri içinde olmaları nedeniyle Batı’yı tanıyan grup üyeleri, teknolojik ve kültürel aşamalara erişmek istemişler, Sabetaycılar ilerlemenin ilk basamağının eğitim kurumlarından geçtiğinin bilincine ulaşmışlardı. 2). 19.yy’la değin sürekli kendi içlerinde kapalı yaşayan cemaat üyelerinin Türkçe’yi yeterince konuşamamalarıydı. O döneme değin aile ve cemaat içinde İspanyolca konuşulmuştur.</p>
<p>“Tarz-ı Cedit” adı verilen yeni öğretim usulünü ilk uygulayan okul İsmail Hakkı’nın Selanik’te harap bir mescidi okula dönüştürerek Halil Vehbi ve Derviş Efendilerle birlikte çalıştıkları okuldur. 1872 yılında Selanik’te Şemsi Fendi’nin Sabra Paşa Caddesi’ndeki “Çarşamba Dergahı”anda açtığı okul da ilk olma özelliğine sahiptir. Ve bu okulların ortak özelliği Sabetaycı aydınlarca finanse edilmiş olmalarıdır.</p>
<p>Atatürk’ün ilk eğitimini veren öğretmeni Şemsi Efendi’nin bir başka özelliği de yaşadığı dönemin en büyük Sabetaycı Kabalistlerinden biri oluşudur. 1800’lerde yaşanan Osman Baba(<a href="#_ftn4"><strong> </strong><strong>[4]</strong></a>) olayından sonra ayrılan Karakaş grubuyla kendi grubunu birleştirmekti. Bu amaçla Karakaş grubuna ait okullara giderek tartıştığı bilinmektedir.</p>
<p>1885’de <strong>“Fevzi Sıbyan”</strong> olarak bilinen okulun kuruluşunda da oldukça önemli bir rol üstlenmiştir.</p>
<p>“<strong>Fevziye Mektebi”</strong>, onun gibi daha sonraları İstanbul’da faaliyet gösterecek olan <strong>“Mekteb-i Terakki”</strong>ye göre daha radikal ve cemaatçi bir yapıya sahiptir. Çünkü, Fevziye Mektepleri’nin kuruluş amacı, Karakaşlar grubunun cemaatçi yapısını sürdürmek amacına dayanmaktadır. Bu Kapancılar ile Karakaşlar arasındaki en önemli farktır. Şemsi Efendi’nin burada “Akaid-i Diniye” öğretmeni olarak görev yapması da onun Sabetaycı dini kuralları gençlere aktarma amacından kaynaklanır. Mektebi Fevziye’nin kuruluşu ve ilerki faaliyetlerinde Karakaşlar grubunun finansal desteği vardır. Okul bu grubun resmi öğrenim kurumu olmuştur.</p>
<p>Ahmet Emin Yalman, 1922’de Vatan gazetesinde yazdığı, “Tarihin Esrarengiz Bir Sayfası” adlı yazı dizisinde, Karakaşlar grubunda meydana gelen ilerlemenin Fevziye Mektebi sayesinde olduğunu öne sürerek<strong><em>, “&#8230; iki asırlık fakrü cehaleti beş on senelik bir intibah silip süpürdü. Bir zamanlar memleketin en mükemmel terbiye müessesesi olan Fevzi Sıbyan ve Fevziye’nin, bu intibahın husulüne pek bir tesiri olmuştur”</em></strong> demektedir.</p>
<p>Şemsi Efendi’nin sağlığında Karakaş ve Kapancı gruplarını birleştirmeyi amaçlıyordu. Ancak onun her iki cemaati birleştirmeye yönelik çabaları tepkiyle karşılandı. Bunun en önemli nedeni de bu grubun genç üyelerinin Türkler’le kaynaşma arzularıdır. Kapancılar, Karakaşlar’ı cahil ve mutaassıp görüyorlardı, üstelik Sebatay Zwi’ye de inanmıyorlardı.</p>
<p>Şemsi Efendi’yi cemaatten dışladılar, 1912’de Türkiye’ye gelen Şemsi Efendi ilk öğretim müfettişliğine tayın edildi, ancak sıkıntılı ve parasız bir yaşam sürdürdü, 1917 yılında öldüğünde Üsküdar’daki “Selanikliler Mezarlığı”nda Karakaşlar’a ait bölüme gömüldü. Mustafa Kemal Atatürk’ün ilk öğretmeni olan ve onun Nutku’nda adı geçen Şemsi efendi, devrinin yalnız büyük bir eğitimcisi değil, aynı zamanda siyasi yönleri de olan bir Kabalistiydi. Yaşamının büyük bir bölümünü Zohar’ı inceleyerek geçiren Şemsi Efendi, Karakaş ve Kapancılar grubunu birleştirerek Sebataycı cemaatin yaşamasını amaçlamıştır. Ancak bu idealinde başarılı olamadan ölmüştür.  Türk eğitim yaşamına büyük katkıları olan bu kişi gerektiği biçimde incelenmemiştir.</p>
<h2>SABETAYCILARIN GÖRÜŞ VE</h2>
<p><strong>SON DÖNEM FAALİYETLERİ</strong></p>
<p>Gizli/etnik/dinsel/ideolojik bir cemaat olan Sabetaycılar, uygulamadaki “güvenlik soruşturması” ve nüfus cüzdanlarındaki “din” hanesinden rahatsızlık duymaktadırlar. Yukarıda özetle verilen örneklerden ise; son derece rahatsızdırlar ve kendilerine haksızlık edildiği görüşünde birleşmektedirler. Giderek siyasi bir güç haline gelen fundamentalizmi açıkça “devlet terörü” olarak değerlendikleri gözlemlenmiştir. Öte yandan günümüz Cumhuriyet Türkiye’sini dinsel hoşgörü açısından Osmanlı İmparatorluğu’nun çok gerisinde görmeleri ise, ortaya ilginç bir paradoks çıkartmaktadır. Sabetaycılar, kendilerini günümüz Türkiye’sinin “olmazsa olmaz” bir parçası olarak görmektedirler. Kişilerin dinlerini açıklamaya zorlandığı bir Türkiye değerlendirmesi içinde olan Sabetaycı cemaati, farklı olmayı, farklı bir ana dile sahip olunmasının bölücülük olarak ele alınmasından da son derece rahatsızdırlar. Türkiye Cumhuriyeti’nde insanların hukuk dışı yargılanmalara maruz kaldıkları görüşünü de açıklıkla dile getirmektedirler. Sebataylar, “aslını sormayan milliyetçilik” prensiplerine sonuna değin bağlı olmalarına karşın Varlık Vergilendirmelerinde kendilerinin “ayrı bir grup” olarak değerlendirilişlerini hiçbir zaman içlerine sindiremediklerini, her dönemde radikal kesimler ve Yahudiler’le işbirlikçilik yaptıkları kuşkuları ile hiçbir zaman kendilerine “güven” duyulmamasından son derece şikâyetçidirler. Devletin icra kademelerinde görev yapan Yahudi veya Ermeni asıllı subay, hakim, polis ve memur bulunmayışından yola çıkılarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin kendi işine gelen bir sistemi demokrasi olarak yutturma çabasında olduğu görüşü dile getirilmektedir. Türkiye’nin içine girdiği her zor dönemde insanları nüfus kağıtlarındaki din hanelerine göre tasnif eden bir ülke olduğu görüşüne literatürlerde yer verilmiştir.</p>
<p>Sabetaylar, yüzyıllardır kendi içlerinde dışa kapalı bir yaşam sürdürmüşler, radikal Kabalistik idolojilerine karşın Yahudi cemaatince dışlanarak aşağılanmışlardır. Bunun yanısıra takiye yaptıkları için Müslümanlarca da dışlanarak aşağılanmışlardır. Bu nedenle son derece korkak, ürkek bir cemaat psikolojisine sahip olmuşlardır. Bu nedenle de halk arasında, “Selanik yürekli” söylemi yaygınlık kazanmıştır.</p>
<p>Sabetaycı aileler patriarkal (patriarcal) yani babanın hakim olduğu aile görünümü sergilerler. Kendilerinden olmayanlarla evlenmedikleri için, beşik kertmesi ile süregelen evlilikler nedeniyle “mutsuz” aile yapısına sahiptirler.</p>
<p>Genelde siyasi tavır olarak Kemalizm&#8217;i benimsemiş olan Sabetay cemaatinin Sol yelpazenin çeşitli kesimlerinde yer alanları vardır. Genel eğilimleri liberal-Batılımdır. Batılı yaşam tarzını benimsemişlerdir.</p>
<p>Sabetaylar, kendi kültürlerinin korunmasını sağlayacağı inancı ile bir “araştırma enstitüsü” kurabilmeyi, dini inançlarını yerine getirebilecekleri “dinsel mekanlar” oluşturabilmeyi arzulamaktadırlar.</p>
<p>Yukarıdaki bu görüş, inanç, yakınma, talep ve beklentiler günümüzde çeşitli yayınlar aracılığı ile kamuoyuna aktarılmaya başlanmış olması; 300 yıldır varlığını sürdürmüş, gösterdikleri dinle gerçek dinleri arasında sıkıştıkları için, “gizlilik prensiplerine” son derece bağlı kalmış Sabetay cemaatinin değişen dünya koşulları içinde seslerini duyurma kararı içinde olduklarının belirgin işaretleri olarak dikkatli bir özenle değerlendirmeye alınması zorunluluğu doğmuştur.</p>
<p>10-17 Ocak 1997 tarihleri arasında, Devlet Bakanı <strong>Fehim Adak</strong> ve yardımcıları ABD’ye üst düzeyde bir ziyaret gerçekleştirmiştir. Bu ziyaret sırasında Washington’da bulunan Doğu Batı Enstitüsü’nün üst düzey yöneticilerinden Yahudi asıllı Türkiye uzmanı <strong>Alan</strong> <strong>Makovsky</strong>, Adak ile bir görüşme yapmıştır. Bu görüşmenin bir bölümü Türk basınında yer almıştır. Ayrıca İsrail’in ABD’deki en önemli tanıtım örgütü “İsrael-American Public Relation Commitee”nin önde gelen yöneticilerinden Yahudi asıllı <strong>Keith Weisman</strong> da Adak’la görüşmüştür. Fehim Adak, Refah Partisi’nin dış politikada sertlik yanlısı olmadığını barışçı olduğunu anlatmaya çaba göstermiştir. Bu görüşmelerin ardından her iki uzman da yazar <strong>Aytunç Altındal</strong> ile 13-14 Ocak tarihlerinde Washington’da görüşmüşlerdir. Alan Makowsky, Altındal’a:</p>
<p><strong><em>“Adana’da bulunduğum sırada oradaki Yahudi ailelerine ‘Son Mesaj’ başlıklı tehdit mektupları gönderildi. Refah partisine yakın olduklarını tahmin ettiğimiz bazı çevreler, Yahudilerden bu son mesajı kabul etmelerini aksi takdirde sonlarının iyi olmayacağı yazmışlardı”</em></strong> demiştir.</p>
<p>Diğer uzman Weisman da öncelikle Türkiye’deki Yahudilerin can ve mal güvenliklerinin garanti altında olması gerektiğini nazik bir dille aktarmıştır.</p>
<p>‘Son Mesaj’ iddiaları gerçeklik taşımaktadır. Sözkonusu bu mektuplar, ABD’nin Adana Konsolosu ve Tansu Çiller’in yakın dostu, eski Jandarma Genel Komutanı Orgeneral <strong>Eşref Bitlis</strong> Suikastınin organizatörü <strong>Elizabeth Sheldon</strong>’a da iletilmiştir.</p>
<p>Atatürk’ün ilk öğretmeni Sabetay kökenli Şemsi Efendi (Şimon Zwi)’nin altıncı kuşaktan torunu olduğunu, 1969 İstanbul doğumlu, Bursa Uludağ Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesi kamu yönetimi bölümü mezunu olduğunu ve adını <strong>Ilgaz Zorlu</strong> olarak veren bir kişi, 1990-1991 yılları arasında Küdüs’e giderek <strong>Dr. Gad Nasi</strong>’nin yardımları ile Kudüs’te bir yıl süreyle araştırmalarda bulunduğunu, Sabetaycılığın önemli kaynaklarının muhafaza edildiği <strong>“Ben Zwi Enstitüsü”</strong>nde incelemeler gerçekleştirdiğini ve <strong>“Yavne Kibbustz”</strong>unda Yahudi Tarihi/Kültürü konusunda eğitim gördüğünü dile getirmektedir.</p>
<p>1996’da İsrail’e yarı resmi bir ziyarette bulunan Ilgaz Zorlu, Kendisinin İstanbul’da yaşayan Sabetay kökenli olduğunu, muhasebecilik yaptığını, Türkiye’de dönme Müslüman çevrelerin (Sabetaycıların) çeşitli baskılardan bunalarak topluca İsrail’e göç etmek istediklerini Dr. Gad Nassi aracılığı ile İsrailli yetkililere yaptığı açıklamalarda:</p>
<p><strong>“Bizleri korumak için İsrail vatandaşlığına almak zorundasınız. Aksi takdirde bizler bunu uluslar arası bir insan hakları ihlali olayı haline getireceğiz”</strong> dediği literatürlerde yer almıştır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Zorlu’nun beyanlarında, Sabetaylar’ın Türkiye’nin resmi kayıtlarında “Müslüman” kabul edilmelerine karşın gerçekte:</p>
<p><strong>1).</strong> <strong>Yahudi dininin öngördüğü temel “farzlara” örneğin Şebat’a </strong></p>
<p><strong>–Cumartesi günleri çalışma yasağı- evlilik ve doğum, ölüm geleneklerine ve yemek yasaklarına uymaktadırlar.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>2). Yahudi dininin esaslarını öğrenmek için Ilgaz Zorlu İstanbul civarında gizli bir Kabalist Kolejde İbrani “Batınizmini” öğrenmiş ve bu okuldan mezun olmuştur.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>3). Sayıları günümüz Türkiye’sinde 60.000 olan Sabetayların arasında yetişen İzak Ben-Zwi’nin İsrail’de bir dönem Devlet başkanı olduğunu, dolayısı ile Sabetayların İsrail vatandaşlığını alma hakkına sahip olduklarını öne sürmüştür.</strong></p>
<p>Ilgaz Zorlu’nun bu iddiaları 1996’da İsrail basınında yer almıştır. İsrail’in uluslararası üne sahip ciddi yayın organı <strong>Jerusalem Post</strong> muhabiri <strong>Aubrey Ross</strong>’un Zorlu’yla yaptığı bir söyleşiyi yayınlamıştır. Bu söyleşinin yayınlanmasından bir hafta sonra 27 Aralık 1996’da, Benjamin Netanyahu’yu iktidara taşıyan Amerikalı Ortodoks Yahudilerin çok etkili haftalık yayın organı Jewis Press, aynı söyleşiye yer vererek konuyu Amerikalı Yahudilerin dikkatlerine sunmuştur. Böylelikle Zorlu’nun iddiaları “Sorun” haline getirilmeye çalışılmıştır. Bu gelişmeler üzerine Sefarad Yahudileri Federasyonu kurucusu <strong>Dr. Yılmaz Benardete,</strong> Jewis Press’e bir mektup göndermiş ve Zorlu’nun “çifte standart” uyguladığını ve samimi olmadığını bildirmiştir. Söz konusu mektup Jewis Press’in 24 ocak 1997 tarihli sayısında yer almıştır.</p>
<p>Ilgaz Zorlu’nun İsrail’deki “Morit” örgütünün bir üyesi olduğu ve Herzliya bölgesindeki bir evde misafir edildiği öne sürülmektedir. Yine Sabetay çevrelerince Ilgaz Zorlu adının bir takma ad olabileceği iddia edilmiştir. Ilgaz Zorlu, Morit örgütünün Türkiye’den İsrail’e göç eden birkaç gönüllünün kurduğu bir kültür örgütü olduğunu ve Sabetaycılıkla hiçbir ilgilerinin bulunmadığı açıklamasını yapmıştır. Zorlu, kimliğinin gerçek olduğunu bunların bilimsel araştırma ve girişimlerinin provoke edilmek için türetildiğini dile getirmiştir.</p>
<p>Zorlu’nun “Selanikliler ve Şişli Terakki Yolsuzluğu” adını taşıyan bir bildiri nitelikli kitapçık kaleme alıp çeşitli çevrelere dağıtması ve bu kitapçıkta öne sürdüğü yolsuzluk iddiaları da oldukça dikkat çekici bir eylem olarak değerlendirilmelidir.</p>
<p>1992 yılında, Toplumsal Tarih Dergisi’nde Sabetaycılık ile ilgili bir makalesi yayınlanan <strong>Ilgaz Zorlu</strong>, Sabetaycıların ciddi tehditleri ile karşılaşmıştır. Ancak buna karşın, araştırmalarını “Evet, ben Selanikliyim- Türkiye Sabetaycılığı” adlı bir kitapta toplayıp yayınlamıştır.</p>
<p><strong>Yayınladığı bu kitap ve “Şişli Terakki Yolsuzluğu” bildirisinin ardından Sabetay Cemaatinin önde gelen üyeleri tarafından önce susması için para teklif edildiğini ardından da tehdit edildiğini beyan etmektedir. Ayrıca bu faaliyetlerinden sonra, bazı devlet görevlilerinin kendisine gelerek, Sabetaycıların isimlerini istediklerini, bu cemaatin amaçlarının neler olduğunu sorduklarını ve işbirliği önerisinde bulunduklarını da dile getirmiştir. Ilgaz Zorlu, kendisi ile yapılan görüşmede tüm bu gelişmelerden çok büyük rahatsızlık duyduğunu ve endişelere sürüklendiğini, açıklamalarının medyayı elinde tutan Sabetaycı patronlarca kamuoyuna yansımasının engellendiğini, Sabetaycıların devlet içinde çok etkin ve güçlü noktalara hakim olduklarını bu çalışmaların ardından çok daha iyi anlayıp tanık olduğunu ifade etmiştir.</strong></p>
<p>Türkiye’yi Amerika ve İsrail’e şikayet eden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Ilgaz Zorlu, Sabetayların Karakaş Grubu üyesi olduğu sanılmaktadır. Yukarıda özetle dile getirilen gelişmelerin Türkiye’de <strong>Necmettin Erbakan,</strong> İsrail’de <strong>Benjamin Netanyahu</strong>’nun iktidar olmalarından hemen sonra gerçekleşmiş olması son derece düşündürücüdür. Türkiye ile İsrail arasında 650 milyon dolarlık bir askeri anlaşma imzalanmıştır. Bu anlaşma Arap ülkelerinde tepkilere neden olmuştur. Türkiye-İsrail arasında imzalanan “Askeri ve Güvenlik İşbirliği Anlaşması” <strong>Yunanistan, Suriye, PKK, Rusya</strong> ve <strong>Arap</strong> ülkeleri arasında hoşnutsuzluklar ve tepkilere neden olmuştur. Türkiye’nin insan hakları konusunda Avrupa birliği kapısında hırpalandığı günlerde “Sabetay cemaati”nin “ölüm tehditleri” almış olması oldukça düşündürücü bir gelişme olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye’de yaşamakta olan Yahudi ve Sabetayların tümünü töhmet altına sokan bu gelişmeler, belli bir operasyon programının tüm provokasyon özelliklerini taşıyor oluşu ile de başlı başına değerlendirilmesi gereken önemli bir sorun olarak gözükmektedir.</p>
<h2>ŞİŞLİ TERAKKİ LİSESİ</h2>
<p>Şişli terakki Lisesi, 1879’da “Terakki Mektebi” adı ile Şemsi Efendi’nin Selanik’te kurduğu “Şemsi efendi Mektebi” ile temeli atılmıştır. Sabetaycı bir haham olan Şemsi Efendi (Şimon Zwi) kendi aralarında üçe bölünen cemaati bir araya toplamak ve dini eğitimle birlikte gençleri modern bilim eğitiminde yetiştirebilme amacıyla okul kurmuştur.</p>
<p>1907 kayıtlarına göre, Sabetaycıcemaatin Kapancı grubu okul yönetiminde yer almışlardır. Dr. Rifat Efendi, Namık kapancı, Osman Fıtri Bey ve Ata Derviş beyler okulun yönetiminde olan kişilerdir. 1924 yılında yaşanan mübadele sonucu okul İstanbul’a taşınmıştır.</p>
<p>1927’de Nişantaşı/Şakayık sokağında Halil Rifat Paşa Konağı’na yerleşen okul, Selanik’teki kuruluşundan başlamak üzere hep bir encümen tarafından idare edilmiştir. Encümen üyeliğine, kurucuların çocuklarından ve okulun gelişimine yararı olanlar arasından seçilen kişiler getirilmiştir. 1633’ten sonra encümen üyelerinin sayısı 44 kişiye ulaşmıştır.</p>
<p>1933’de okul “Mabeyince Konağı”na taşınır. 1934’de Selanikli Mecdi Derviş Bey, yapıyı satın almıştır. 21. 05. 1935’de okulun yönetimi için kurulan limited şirkete devretmiştir.</p>
<p>1879 yılında okulun temel felsefesi; “Terakki Mektebi, ticaret maksadıyla müesses olmayıp hayır için yaşadığı gibi hayır ile de yaşar” şeklindedir.</p>
<p>Limited şirketin kurucuları Fahri Refik Refiğ, Halil Bezmen, Aziz Refik Refiğ ve diğerleridir. Okul daha sonra 1967 yılında 903 sayılı yasayla vakıf haline dönüştürülmüştür. Yönetim kurulu üyeleri halen Sabetay cemaatinden seçilmektedir. Mütevelli heyetine girebilmenin yolu bu heyet üyelerinden birinin önerisi ile gerçekleşebilmektedir. Vakıf ana senedinde yapılan bir değişiklikle mütevelli heyeti üyeleri ömür boyu görevde kalmaktadırlar.</p>
<p>Şişli Terakki Lisesi’nin sahibi bulunduğu bina günümüz koşulları içinde trilyonlarla ifade bulan bir değere sahiptir. Çünkü, İstanbul/Nişantaşı’nın en pahalı mevkiinde yer almaktadır. Okulun sahibi bulunduğu bina ve alan günümüz değerleri ile trilyonlarla ifade bulan bir rant değerine sahip olması nedeniyle fırsatçılar için “kaçırılmaması gereken bir değer unsuru” olarak ele alınmış ve okul <strong>Dinç Bilgin</strong>’e düşük bir değerle kiralanmıştır. Bu durum tüm Sabetay Cemaati üzerinde derin bir üzüntüye neden olmuş ve yasal başvuruda bulunan Sabetaycılar olmuştur.</p>
<p>Şişli Terakki Lisesi Yolsuzluğunda Dikkat Çeken Noktalar:<br />
1). Şişli Terakki Lisesi binası yaklaşık on yıl süreyle boş bırakılmıştır. Bundan amaç binanın değer kaybına uğratılarak çok ucuz bir fiyatla Dinç Bilgin’e satılmasına özel bir çaba gösterilmiş olmasıdır. Binanın günümüz koşulları ile değeri 2,5 trilyon dolayındadır. (Eksperlerce beyan edilen)</p>
<p>2). Şişli Terakki Lisesi Vakfı’na ait malların satışı ve üçüncü kişilere devri gerçekleştirilmiş midir? Belli değildir.</p>
<p>3). Okul mütevelli heyeti, üyelerinin “kayd-ı hayat” koşulu ile göreve geldikleri ve ancak kendilerinin önerecekleri kişilerin görevlendiriliyor oluşu dikkate değerdir.</p>
<p>4). Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün konuya ilişkin raporları nelerdir ve kimler tarafından, hangi ilişkiler ağı içinde, nasıl düzenlenmiştir?</p>
<p>5). Şişli Terakki Lisesi mütevelli heyeti üyelerinin son on yıl içinde vakıf gelirlerinden aldıkları paylar nelerdir? Bu kişilerin mal varlıklarının mercek altına alınması gereği vardır.</p>
<p>6). Okula öğrenci alınırken kura listelerinde değişiklik yapılmasının bedeli nedir? Öğrencilerin para karşılığında rest ve sınıf geçmeleri ve bundan doğan büyük rant kimler arasında paylaştırılmıştır? Bu düzene karşı direnç göstermeye kalkışan öğretmenlerin görevine son verildiği bilinmektedir.</p>
<p>7).Okul Milli Eğitim Bakanlığı Müfettişlerince en son ne zaman denetlenmiştir? Bu denetleme kimlerce ve hangi koşullarda gerçekleşmiştir?</p>
<p>İLİŞKİLER</p>
<p><strong>Haluk Arığ:</strong> Babası İstanbul’lu, annesi Selanikli Sabetaycı bir aileye mensuptur. 1990 yılında Şişli Terakki Lisesi yönetiminde yer aldı ve okulda “Pul olayı” olarak anılan yolsuzluğa adı karıştı ise de üzerine gidilmemiştir. Bunu sağlayan Av. Reşat Atabek ile kayınpederi İsmail Bey ve Üçer kardeşler  olmuştur. Paşabahçe Şişe Cam Fabrikası’nda da görev yaparken yolsuzluk iddiaları nedeniyle ayrılmak zorunda kalmıştır. Bir dönem Gameda Genel müdürlüğü görevinde bulunmuştur. Eşi Fatoş Arığ, 1990’larda yaşanan Cumhuriyet gazetesi içinde bazı menfi olaylarda yer almış, Sabetaycı kökenli oluşuyla onur duyan bir kişidir.</p>
<p>Haluk Arığ, Şişe Cam Fabrikası’nda görev yaptığı dönemde sekreteri olan Gülcan Akdindar’ı terakki Lisesi’ne Halkla ilişkiler müdürü olarak almasıyla dikkat çekmiştir. Arığ, Mason Derneği’nden yolsuzluk iddiaları ile çıkartılmıştır. Arığ, Şişli Terakki Lisesi’nin bahçesini eski şoförüne ihale açmaksızın çok ucuz bir fiyatla otopark olarak kiraya vermiş olmasıyla da dikkat çekmiştir. Arığ, Sabah yayın Grubu’nun patronu Dinç Bilgin’in danışmanlığı görevinde bulunuşuyla da çeşitli spekülasyonlarda adı en çok geçen kişiler arasındaki yerini korumaktadır. CHP eski İstanbul milletvekili Bülent Tanla ile ortak bir reklam şirketi bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Dr. Can Paker:</strong> Dünyaca ünlü bir Alman kimya fabrikasının yönetim kurulu başkanıdır. Uzun yıllar politika ile yakından ilgilenmiş bir dönem Deniz Baykal’ın danışmanlık görevini üstlenmiştir. 1970’li yıllarda Ankara Üniversitesi Siyasal bilgiler Fakültesi içinde Turan Güneş Ahmet Yücekök ve Deniz Baykal ile çok yakın olmuştur. CHP’nin bazı taşınmazlarına sahip olduğu hakkında söylemler vardır. Paker, Şişli Terakki Lisesi Yönetim kurulu Üyesi Lütfü Paker’in kızkardeşi olan Mihriban Paker ile evlidir. Mihriban Paker’in babası Sabetaycı hareketin önemli bir lideri olan Memduh Paker’dir. Memduh paker, İspanyolca dini bilgisinin yanısıra geniş Kablastik bilgiye sahip olarak bilinmektedir. Can Paker eşinin soyadını taşımaktadır. Dr. Can Paker, Amerikan Fullbright ve A.F.S. burs kursları ile temaslarda bulunmuş, bir dönem AFS bursunun Türkiye başkanlığını yapmıştır. Lise yıllarında bu burs ile ABD’de eğitim görmüştür. Can Paker’in kız kardeşi gazeteci Mecbure Canan Barlas’tır. (Sabetaycılarda çift isim zorunluluğu vardır, bunlardan birisi Yahudi ismini temsil eder) Can Paker, Şişli Terakki Lisesi’ne Reşat Atabek tarafından getirilmiştir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Bu örnek  ilişkiler mercek altına alındığında Şişli Terakki Lisesi, Cumhuriyet Türkiyesi eğitim sistemi, Medya, toplumsal, kültürel, ekonomik ve siyasal ilişkiler ağı kendiliğinden ortaya bir gerçek koymaktadır: Sabetaycı Cemaat Cumhuriyet Türkiyesi’nde en etkin ve önemli noktalarda söz sahibidir, toplumun elit tabakasını oluşturmaktadır ve milli gelirden en fazla pay alan grup olmaları nedeniyle de gizliliklerinin korunmasında kendileri için büyük yararlar olduğu gerçeği kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.</p>
<p><strong>Dinç Bilgin:</strong> Dinç Bilgin ailesi Sabetaycı kökenlidir. Sabetay Cemaati içinde en üst düzeyde yönetim kadroları içinde yer almaktadırlar. İzmir’deki Yeni Asır Gazetesi’nin başında <strong>Şevket Bilgin</strong>’in kızı ile evlenerek Türkiye’ye yerleşen ve Türk vatandaşlığına geçtikten sonra da <strong>Cemil Devrim adını alan kişi, gerçekte bir Amerikalıdır.</strong> Zengin bir Amerikalı işadamının, bir Türk kadını ile yaptığı evlilikten dünyaya gelen oğludur. Bu evliliğin ardından İzmir/Yeni Asır Gazetesi’nin başına geçen Amerikalı, o güne değin sıradan bir kent gazetesi durumunda olan gazeteyi Ege Bölgesi’nin en güçlü yayın organı haline getirmiş, en modern baskı tekniğine sahip tesise dönüştürmüş ve Şevket Bilgin’in oğlu <strong>Dinç Bilgin</strong>’i İstanbul’a göndererek günümüz Sabah tesislerinin kurulmasını ve Türk medyası içinde Hürriyet’ten sonra gelen ikinci ve büyük bir gücün oluşumunu sağlamıştır. Bilgin ailesine katılan bu Amerikalı’nın kurduğu ilişkiler sonucu Dinç Bilgin, <strong>Masonik Bilderberg Kulübü</strong> üyeliğine kadar yükselmiştir. Sabetaycılara ait olan Şişli Terakki Lisesi’nin zaman içinde trilyonluk bir değer artışı kazanan mülkünü kendine hak bir mal olarak görüp değerlendirmekte ve sahibi olmaya çaba göstermektedir. Türkiye’nin ulusal anlamda stratejik öneme sahip elektrik enerji üretim tesislerini de ele geçirme çabası içinde olan Dinç Bilgin’in tatmin olmaz bir ihtiras sahibi olduğu gerçeği girişimleri ile de gözler önündedir.</p>
<p><strong> FUNDAMENTALİS TUZAK</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Son yıllarda giderek zirveye tırmanan radikal fundamentalist girişimler ve terör noktasına ulaşan faaliyetler, Sabetay cemaati ile ilişki kurabilmeye büyük çaba harcamaktadır.</p>
<p>Kemalizm’i yok etmeyi amaçlayan fundamentalizm, Sabetaycılar ile ilişkiye girmeye çalışmalarının en önemli nedeni, Kemalizm’in gerçekte Sabetaycı olduğunu ve Sabetay prensip ve inançları üzerinde temellendiğini savunabilmek içindir.</p>
<p>Öteden beri Kemalist ideolojiyi yıpratmaya çaba gösteren fundamentalist odaklar; dinsizlik, ahlaksızlık, ateistlik temaları üzerinde çeşitli söylemler üretmiştir. Şimdi “Selanik dönmeleri” (Sabetaycılık) bir propaganda malzemesi olarak kullanılmak ve bu cemaat üzerinden Kemalist ideolojiyi yıpratmak ve Atatürk’ün Türklüğüne gölge düşürebilmeyi amaçlamaktadırlar.</p>
<p>Bu son derece çirkin, sakıncalı ve provokatif girişimlere izin verilmemelidir.</p>
<h2>GİZLİ GÖÇ TRAFİĞİNDE</h2>
<h2>KAVŞAK NOKTASI TÜRKİYE</h2>
<p>500. Yıl Vakfı yöneticilerinden ve İstanbul/Karaköy’deki “Yahudi Müzesi”nin sorumluluğunu üstlenen <strong>Harry Ojalvo</strong>’nın açıklamalarına göre; 1940’lı yıllardan başlamak üzere, pasaportlu ve vizeli geçiş yapanların yanısıra, 125 bin Yahudi pasaportsuz vizesiz olarak Türkiye’ye kabul edilmiştir. Uluslararası Yahudi Organizasyonu tarafından Türkiye üzerinden gerçekleştirilen bu gizli Yahudi göçü ile ilgili belge ve bilgiler üzerine yakın zamana değin sansür konulmuştur. 50 yıl süreyle Türkiye üzerinden gerçekleştirilen bu gizli göç, değişik hükümetler gelip geçmesine karşın ve 70’li yıllarda İsrail’e karşı “görünüşte” oldukça soğuk bir dış politika izlenmesine karşın bu vizesiz ve pasaportsuz geçişlere niçin izin verildiği bilinmemektedir.</p>
<p>Harry Ojalvo, Yahudi cemaatinin Varlık Vergisi uygulamasına karşın İsmet İnönü’ye karşı büyük bir medyuniyeti olduğunu belirtmesi son derece manidardır. Manidardır çünkü, Atatürk’ün vefatının ardından İsmet İnönü’yü Cumhurbaşkanı seçtirten “güçler” henüz tam olarak aydınlatılmış değildir. Bu noktada değinmekte yarar görülen bir başka saptamanın da büyük önemi vardır şöyle ki: “Reosta Operasyonu Projesi”ni hazırlayanlar, Cumhuriyet tarihimizin bu en karanlık dönemi üzerinde halen çalışmalarını sürdürmektedirler. Tarihin bu önemli döneminin aydınlığa kavuşturulması ile birlikte Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “Siroz hastalığı” masalı da son bulacak ve vefatının doğal bir ölüm olmadığı, Türkiye’nin emperyalist güçlerin yerli işbirlikçiler eliyle nasıl kuşatıldığı ve işgal edildiği gerçekleri de gözler önüne serilmiş olacaktır. Cumhuriyet Devrim Tarihi süreci içinde İsmet İnönü ve Mareşal Fevzi Çakmak sürtüşmesinin altında yatan gizemler ve nedenler, doğrudan ulusal çıkarlar ve gerçekler ile bağlantılıdır.</p>
<p>Türkiye’ye pasaportsuz vizesiz giren bu Yahudiler’in pek azı Türkiye’de kalırken çoğunluğu önce Filistin oradan da İsrail’e geçmişlerdir. O dönemde bu gizli göçü organize eden ve İstanbul’da faaliyet gösteren Jewish Agency (Yahudi Acentası). Ojalvo, 1940’lı yıllardaki bu gizli transfer operasyonlarına Türkiye’deki mason teşkilatının da yardım ettiğini açıklamaktadır.  Yahudi Müzesi’ne belgeler ve fotoğraflar bağışlayanlar arasında <strong>Altemur Kılıç</strong>’ın da bulunması dikkat çekicidir. Müzenin oluşmasına en önemli katkı ise, <strong>Jak Kamhi </strong>tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu müzenin sahip olduğu eserler 6 Aralık 1993’de Kudüs’te İbrani Üniversitesi’nde 500. Yıl Vakfı Sergisi olarak izleyicilere sunulmuştur. Daha sonra 5-11 Haziran 1994 tarihleri arasında düzenlenen Yahudilikle ilgili uluslararası bir sempozyumda da sergilenmiştir.</p>
<p>52 yıldır Burgaz Ada’sında yaşayan<strong> Haryy Ojalvo</strong>, 7 lisan bilen, 4 lisanda şiir denemeleri bulunan ve ünlü hikaye yazarı <strong>Sait Faik Abasıyanık</strong>’ın da yakın dostu olarak, entelektüelliği ile de  dikkat çeken bir portredir.</p>
<p><strong>Ojalvo:</strong></p>
<p>“İsmet Paşa’ya haksızlık edilmektedir. Sırf Irak ve Suriye7den pasaportsuz olarak 1948 senesinden son iki sene öncesine kadar, hatta hatta 73’teki Erbakan-Ecevit iktidarı bile dahil 125 bin kişi vizesiz ve pasaportsuz olarak Türkiye’ye gelmiş ve oradan da İsrail’e sevkedilmiştir. Yani siz bakmayın politik yönden insanlar çok şeyler söyler. Fakat iş tatbikata gelince, iktidarda olunca herşey değişir. Kazın ayağı öyle değildir. İktidarda olduğun zaman hem milli bir mesuliyet hem de dini bir mesuliyet taşıyorsun. Artık palavra sıkmaya gelmez.”</p>
<p><strong>Ojalvo:</strong></p>
<p>“..bunu o kadar sıkı tuttuk ki Avrupa’da toplantılara gittiğimiz zaman bile açıklamadık. Niçin? Çünkü Arap devletleri öğrenirlerse sefirler gelecek, itiraz edecekler, ‘bırakmayın geçmesinler’ diyecekler. Bize hep şu söyleniyordu: ‘500 senedir oradasınız kimseyi kurtaramadınız mı Suriye, Irak’tan’ Onlar İsrail’e çoktan gitmişlerdi ancak biz sesimizi çıkartmıyordum. Bunu size vesikalarla göstereceğim. Türkiye 1948’den beri İsrail’i tanıyan üçüncü devlettir. Ve ilk Müslüman devlettir. 1949’da ilk konsoloshane açılmıştır Türkiye’de. Düşünebiliyor musunuz ve o gün bugün hiç kapanmamıştır orası. Artık İsrail mefhumu diye bir şey yoktur. Sığıntı insanların can havli ile gittikleri yerleştikleri bir yerdir. Yani eğer böyle bir mezalim yapılmamış olsaydı, bugün öyle bir problem de olmazdı. Bu müzede yaşanan mezalimi karşı Türkiye’nin büyüklüğünü göreceksiniz.”</p>
<p><strong>Ojalvo:</strong></p>
<p>“Museviler 6 kez muhtelif yerlerden Osmanlı Devleti’ne iltica etmişler ve kabul edilmişlerdir. Ve bu bir an’ane doğurmuştur. Şunu görüyoruz ki hiçbir zaman ne Türkiye Cumhuriyeti ne de Osmanlı devleti ezilen bir millete kapılarını kapatmamıştır.”</p>
<p><strong>Ojalvo:</strong></p>
<p>“Sabetaycılık yok. Bitti artık canım. Bu akımın neticelerini konuşuyoruz. Anlatabiliyor muyum? Ne İspanyolca bilir, ne bir şey bilir, hatta su katılmamış bir Türk’tür bu insanlar. Zaten her şeyi açıkça konuşmak icap ederse Türkiye kaç etnik kökenden müteşekkildir biliyor musunuz? 50 muhtelif etni var. Bu 50 muhtelif etni evlerinde 40 muhtelif lisan konuşur. Bunu Hürriyet gazetesi yazdı. Bu bir sır değildir. Amerika’ya en çok benzeyen ülke Türkiye’dir. Akerika’da 75 muhtelif etni var. Amerika’nın eritme politikası nedir? İngilizce lisan. Adam kalkıyor Polonya’dan geliyor, cepheye gidiyor. Amerika için ölüyor. Halbuki Polonya’dan geldiği daha kaç yıl olmuş değil mi? Ama işte bir yaşama tarzının düzeninin müdafaası var orada. İşte bu muhtelif etni Türkiye&#8217;’e Atatürk&#8217;’n vermiş olduğu bir eritme potasına girmiştir. Nedir bu eritme politikası? Sadece Türkçe lisanı mı, değil. Bir çok şey söylemiş, “Ne mutlu Türk’üm diyene” demiş. Ben Türküm diyen herhangi bir insan Türklüğün muhteşem tapusunun altına girmiştir artık. Bu iş biter. Ama denilebilir ki, sen Çerkezsin, Kürtsün işte o olmaz. O bazı odakların manasız, aptalca tezahüratından başka bir şey değildir. Bugün Türküm diyen herkes Türktür.”</p>
<p><strong>Ojalvo:</strong></p>
<p>“Türklerle Yahudilerin en aşağı 850 senelik bir beraberliği var. Anadolu’da Urfa’da, Gaziantep’te, Hatay’da bir çok yerleşik Yahudi topluluğu vardı. İspanya’dan gelenler sonradan gelmişler ve o da 506 sene olmuştur. Halk partisi zamanında muhalefette olanlar yapılmadık rezalet bırakmadılar.</p>
<p>&#8230;O zaman askerdim, sebebini bilmiyorum. Almanlar kapıda, askerin ayağında postal yok. Ekmeği kırıyor asker, saman parçaları çıkıyor içinden. Ve bir vergi koyma lüzumu hasıl olmuştur. Fakat Varlık Vergisi’ni tatbik edenler aptalca tatbik etmişlerdir. Halbuki, Yahudilere deselerdi ki, ‘Almanlar kapıdadır, orduyu ayakta tutamıyoruz, bir şeyler yapın’ 300 milyon lira toplandı bütün Türkiye’den düşünebiliyor musunuz? Eğer kendilerine bunu yapın kendinizi kurtarın denseydi, kimsenin burnu kanamadan 300 milyondan fazla sadece o topluluk toplardı. Halbuki öyle aptalca bir tatbikat yapıldı ki, hem bir leke olarak kalmıştır, hem de toplanan para da devede kulak kalmıştır. Türkiye’nin bütçesi o zaman 220 milyondu.”</p>
<p><strong>Ojalvo:</strong></p>
<p>“Ermeniler ve Rumlar Yahudiler’e diyorlar ki, “Lozan’a hep birlikte girelim, ekalliyet statülerimizi alalım” Cemaat büyükleri Türkiye Cumhuriyeti devletine bir istida veriyorlar. İstidada: “Yahudilerin dış tazyiklere itibar etmeyecekleri ve Cumhuriyet kanunlarına itimatlarının tam olduğunu, kat’iyen ekalliyet statülerini reddettiklerini belirterek, “Musevi” dininden Türkler olduklarını beyan ve ikrar ederler” deniyor. Ermeni ve Rumları kendi başlarına bırakıyorlar. Daha sonra Cumhuriyet kanunlarına göre herkes vatandaşlığa giriyor başka.. Enteresan olan o zaman böyle bir istidanın verilmiş olmasıdır.”</p>
<p><strong>Raanan Galili</strong> isimli Musevi göçmenin günlüğünde yer alan satırlar:</p>
<p>“6. 2. 1940 günü, saat:12.00’de İstanbul’a ulaştık. Etrafımızı yedi polis motoru sardı. Birinde Yahudi cemaati başkanı vardı. Kendisi sıhhatimizi sordu ve eksiklerimizin tespitini istedi. Saat: 14.45’te bir römorkör bizlere her taraftan gönderilen bağışları getirmişti. Mülteciler var güçleri ile “Yaşasın Türkiye. Yaşasın İnönü” diye tezahüratta bulundular. Bizlere 20.000 portakal, incir, elma, yumurta, 3000 ekmek (o ana kadar yalnızca peksimet yiyip deniz suyu içiyorduk) lahana, limon, 100 şişe konyak, balık, havuç ve pulları yapıştırılmış 500 adet mektup zarfı verdiler; yazdığımız mektupları aldırıp yakınlarımıza ulaşmasını sağladılar. Kişi başına dağıtılan muhtelif eşyaya ilaveten birer ekmek, 10’ar portakal verildi. Akşama doğru sarnıç gemisi ile içme suyu getirdiler. Ertesi gece İstanbul’u terk ettik ve “Sakarya” gemisi ile 31 gün daha denizlerde dolaştıktan sonra nihayet İsrail topraklarına ulaştık.”</p>
<h2>REOSTA OPERASYONU</h2>
<p>Yukarıda özet olarak ele alınan gelişmeler göstermektedir ki; gizli/etnik/dini/ideolojik bir cemaat olan Sabetaycılık, gerektiği biçimde dikkate alınarak değerlendirilmemiş ve cemaat kendi çıkarları doğrultusunda gelişme göstererek güçlenmiş; toplumsal, siyasal, ekonomik ve kültürel alanlarda yaşamı etkisi altına alabilmiştir.</p>
<p>Özellikle eğitim yapılanması ile başlayan, gizli/etnik/dinsel/ideolojik cemaat etkileri daha sonra ticaret, kültür, siyasi plâtformlarda son derece güçlü platformlar yaratarak kendisini geliştirmiş ve güç kazanmıştır.</p>
<p>Günümüz Türkiye’sinde giderek gelişen fundamentalizm, PKK terör eylem/toplu katliam örnekleri ve en son olarak vahşi Hizbullah eylemlerinin açığa çıkarak toplumda yarattığı dehşet duyguları karşısında harekete geçen Sabetaylar, Türkiye’yi terk ederek kendi inanç felsefelerine uygun İsrail’e göç ederek, İsrail vatandaşı olabilmeyi arzulamaktadırlar. Özellikle Karakaş Grubu olarak tanımlanan Sabetaycılar, bu doğrultuda girişimlere yönelmişlerdir. Gelişmelerin hertürden provokasyona açık olduğu gözlenmektedir.</p>
<p>Doğabilecek uluslararası boyuta açık sorunlar göz önüne alınarak, Sabetaycılar ile ilişkiler kurulup geliştirilmeli ve bir sivil toplum örgütü kurularak tümünün bu sivil toplum örgütünün çatısı altında birleşmeleri sağlanmalıdır. Oluşturulacak olan bu zemin Sabetaycıların kontrol altına alınmaları, çok daha yakından çözümlenerek analiz edilmelerine olanağı elde edileceği gibi, kontrol altında tutulduklarından ulusal çıkarlar doğrultusunda yönlendirilmeleri de gerçekleşmiş olacaktır.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti gelecek tarih dilimlerinde “Selanik Dönmeleri” (Sabetaycılar) asimilasyonu propagandasına açıktır. Bunun önünün kesilmesi gereği doğmuştur. Bu nedenle 1924 mübadelesi ile Selanik’ten <strong>Türkiye’ye göç eden Sabetay Cemaati’nin “Mübadele Defteri” kayıtları ile nüfus kayıtları incelenerek Sabetaycılar tespit edilmelidir.</strong></p>
<p>Sabetaylar, ailelerinin kendilerine verdiği bilgiler dışında bilgiye sahip değildirler. Birbirlerini tanımamaktadırlar. Onları kendi içlerinde 300 yıldır yöneten son derece gizli yönetim kadroları, Sabetay cemaati üyelerini bilmelerine karşın, üyeler birbirlerini tanımamaktadır. Bu durum cemaatin gizliliğini koruyan en önemli faktör olmaktadır. Yönetim kadroları ise; derecelendirilmiş bulunmaktadır. Özetle cemaatin yönetim kadroları bir anlamda hücre yapılanması ile örgütlenmiştir. Günümüz dünyasında Masonik örgütlenmelerin en gizli yapılanışını “Bilderbergliler”de görmekte olmamıza karşın üyeleri, başkanları ve yönetim kadroları açığa çıkmıştır. Tarihsel süreç içinde ele alındığında görülmektedir ki, pek çok ülkenin resmi istihbarat örgütlerinin en başarılı ajanlarının bile deşifre olabildiği bir dünyada yaşanıldığı gerçeği ortaya çıkmaktadır. Ancak Sabetay Cemaati hâlâ gizliliğini koruyabilmiş olduğu göz önüne alındığında bu cemaatin “gizlilik” prensiplerine ne denli bağlı oldukları daha iyi anlaşılabilir. Bu gizliliğin mutlak çözümlenmesi, “1924 mübadelesi ile Türkiye’ye göç eden Sabetaycılar”ın tümünün kamuoyu önünde deşifre edilmesi ve cemaatin kontrol altına alınması ulusal çıkarlar açısından gerekli bir zorunluluktur.</p>
<p>“Ulusal Sebataycılar Derneği” adı ile kurulacak olan bir dernek çatısı altında toplanacak Sabetaylar’ın Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ulusal çıkarları ve Kemalist ideoloji doğrultusunda, Uluslararası plâtformlarda etnik ayrılıkçı faaliyetleri ve insan hakları ihlâlleri iddiaları karşısında Türkiye’nin uluslararası plâtformda savunulması ve öne sürülen iddiaların çürütülmesinde yararlanabileceği önemli bir etnik gruba dönüştürülmelidir. Böylece yıllardır öne sürülen Ermeni soykırım ve Süryani insan hakları ihlalleri vb. iddialara karşı da yeni bir savunma argümanı elde edilmiş olacaktır. Aksi halde Sabetaycılık, Türkiye’nin karşısına çıkartılan sorunlara 21. yüzyılda bir yenisini eklenmeye aday gizli/etnik/dinsel/ideolojik bir cemaat olarak ilk olumsuzluk işaretlerini vermiş bulunmaktadır.</p>
<p>Tüm bunların yanısıra, Sebatay cemaati diğer ülkelerin istihbarat örgütlerinin de emperyalist amaçlı kullanım girişimlerine açık bırakılmamalıdır.</p>
<p><strong>Sabetaycılar-Mason Locası </strong>ilişki ve bağlantıları ile<strong> Sabetaycılar-Masonik Bilderberg Kulübü </strong>ilişki ve bağlantılarının mutlaka açığa çıkartılması zorunluluğu vardır. Bu zorunluluk ile ulusal çıkarlarımızın doğrudan ilintili olduğu çok açıktır.</p>
<p>İsrail tarafından günümüze değin vatandaşlık hakkı tanınması reddedilen Sabetay cemaati, Yahudi olgusunun içinde yer alan, Türkiye’nin etnik yelpazesi içinde önemli bir yeri olan gizli/etnik/dinsel/ideolojik bir gruptur. Günümde seslerini duyurmaya başlayan bu etnik grup 300 yıl süren suskunluğunu bozmuş ise; mutlaka önemli bir neden ve amaç doğrultusunda harekete geçmiş demektir ki, süratle değerlendirmeye alınarak Sabetaycılara yönelik “Reosta Operasyonu Projesi” uygulamaya konmalı görüşü kuvvet kazanmıştır.</p>
<p>Saygılarımızla,</p>
<p>12. 05. 2000</p>
<p><strong> </strong></p>
<hr size="1" /><a href="#_ftnref1"><strong> </strong><strong>[1]</strong></a> Sabetay Zwi’nin ailesinin Mora’dan İzmir’e geldiği bilinmektedir. Bazı kaynaklar onun Aşkenaz olduğunu, bazıları Sefarad asıllı olduğunu öne sürer. Ancak ailesinin Romanyor Yahudileri’nden olması daha yüksek bir olasılık olarak görülmektedir.</p>
<p><a href="#_ftnref2"><strong> </strong><strong>[2]</strong></a> Kabala düş gücüne dayalı bir Yahudi mistik felsefe sistemidir. Bu düşünme tarzı Kabala adındaki mistik felsefi eserde toplanmıştır. İnsan benliği ve varlığını düş ile birleştiren bir karakterde olması onun İsrail kökenine dayanmadığı kuşkusu doğurmaktadır. Kabala’nın ana kitabı Zohar’dır. Bir iddiaya göre M.S. 2.yy’da Rab Şimon Baryohay tarafından yazılmıştır. Diğer bir teori ise, 13.yy’da tamamının ya da bir bölümünün Rabi Şimon Deleon tarafından yazıldığıdır. Zohar Tora’nın Giz ve Esrarı açıklamalarını içerir.</p>
<p><a href="#_ftnref3"><strong> </strong><strong>[3]</strong></a> Gazzeli teolog Nathan Benjamen Levi Eskenazi, fakir bir ailenin çocuğu iken zengin fakat sakat bir kızla evlenerek zengin olmuş bir haham adayıdır. Sabetay’a gördüğü rüyadan söz ederek onun Mesihliğini kanıtlayan rivayete göre 5 asırlık bir belgeyi kendisine vermiştir.</p>
<p><a href="#_ftnref4"><strong> </strong><strong>[4]</strong></a> Büyük Sebataycı grubun içinden Osman adlı Baruhya Ruso’nun Mesihliğine inanan Karakaşlar’ın –ya da onyollular- ayrılmasıyla bölünme gerçekleşmiştir ve bu son grup kapancılar adıyla anılmaktadır.</p>
<br />Posted in Efendi 2  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/371/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/371/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/371/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/371/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/kendihalinde.wordpress.com/371/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/kendihalinde.wordpress.com/371/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/kendihalinde.wordpress.com/371/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/kendihalinde.wordpress.com/371/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/371/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/371/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/371/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/371/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/371/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/371/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=371&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2010/01/03/reosta-operasyon-projesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2010/01/shabtai-zvi-star-of-david-symbols1.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">Shabtai Zvi Star of David Symbols1</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>One Minute : Obama&#8217;ya Çelme Takmak&#8230;</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2009/02/02/one-minute-obamaya-celme-takmak/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2009/02/02/one-minute-obamaya-celme-takmak/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Feb 2009 17:24:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efendi 2]]></category>
		<category><![CDATA[Başbakan]]></category>
		<category><![CDATA[Davos]]></category>
		<category><![CDATA[Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[gazze]]></category>
		<category><![CDATA[ignatius]]></category>
		<category><![CDATA[Peres]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=366</guid>
		<description><![CDATA[Başbakan’ın, herkesin ve tabii ki kendisinin de ezberini bozan Davos çıkışı aslında geliyorum diyen kasırganın Davos’ta patlamasından başka bir şey değildir. Başbakan bunun sinyallerini neredeyse Gazze katliamı başladıktan hemen sonra artan dozda vermeye başlamıştı. Fakat böyle bir tepki verebileceğini kendisine sorsanız evet der miydi  o da başka bir konu elbette. Her ne kadar konu Davos [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=366&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;"><img class="aligncenter size-medium wp-image-368" title="one-minute1" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2009/02/one-minute1.jpg?w=300&#038;h=201" alt="one-minute1" width="300" height="201" /></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Başbakan’ın, herkesin ve tabii ki kendisinin de ezberini bozan Davos çıkışı aslında geliyorum diyen kasırganın Davos’ta patlamasından başka bir şey değildir. Başbakan bunun sinyallerini neredeyse Gazze katliamı başladıktan hemen sonra artan dozda vermeye başlamıştı. Fakat böyle bir tepki verebileceğini kendisine sorsanız evet der miydi<span>  </span>o da başka bir konu elbette.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Her ne kadar konu Davos olsa bile buraya nasıl gelindi, bu işte bir komplo mu var dı, bunun tartışılması daha hayırlı olacaktır. Bazı iflah olmaz İsrailseverler tarafından dillendirilen teze göre bu bir tiyatro idi ve İsrail’in izni ile gerçekleşti. Yani İsrail Cumhurbaşkanı’nın en ağır sözlerle eleştirilmesi argo tabirle fincanın taşla oyulması dahi bir komplo idi ve zaten Musevi sever iktidar partisinin önünü daha da açmak için yapıldı deniyor. Kullandıkları argümanlara bakınca hani acaba mı dedirten tezlerle karşınıza çıkıyorlar.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Ama gerçekte kazın ayağı öyle mi?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Gelin birlikte dilimiz döndüğünce irdelemeye çalışalım. Davos’ta yapılacak Gazze toplantısına kim neden ihtiyaç duymuş olabilir. Gazze toplantısının katılımcıları seçilirken arabuluculuk görevine sözde daha çok yakışan Mısır’dan, Fransa’dan, İngiltere’den temsilciler değilde… Neden Türkiye Başbakanı, İsrail Cumhurbaşkanı, Arap ligi sekreteri ile BM sekreteri’nin katılımları sağlanmıştır.<span id="more-366"></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Ne amaçlanmıştır ve ne olmuştur. Davos Forum Başkanı’nın başkanlığında olması gereken oturum neden David Ignatius tarafından yönetilmiştir.</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpFirst" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">1-</span><span style="font:7pt &quot;">      </span></span></span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Washington Post yazarı Ignatius bundan kısa süre önce Ahmet Davudoğlu ile görüşerek kendi gazetesinde Davudoğlu’nun Domino Teorisi’ni açıklamış ardından da başka bir yazı ile taşların ters yönde düşmeye başladığını dile getirmiştir.</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">2-</span><span style="font:7pt &quot;">      </span></span></span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Ignatıus’un yazısı ilk bakışta Türk dış politikasını destekler gibi gözükse de aslında amaç yeni başkan Obama’ya mesaj vermektir. Onun dikkatini bu yöne çekmektir. Keza yine iyibilgi’de de bahsedilen Body Of Lies filminden mealen; “Artık bu politikalarımızı çöpe atmanın zamanı geldi. Eğer böyle gidersek tamamen Ortadoğu’da ki ABD ve Israil egemenliğini kaybetmek üzereyiz” mesajı yeni dünya düzeninde yeni bir sinsilik peşinde olduklarının da göstergesidir.</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">3-</span><span style="font:7pt &quot;">      </span></span></span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">İş bu sinsilik tam da Davos’ta balans ayarı vermek için kullanılmaya çalışılmıştır. Aslında istenen Türkiye’yi ve dolayısıyla İktidar partisini hem ortadoğuda hemde iç kamuoyu nezdinde küçük düşürerek bölgede kukla oyuncu yapmaya çalışma girişiminden başka bir şey değildir.</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">4-</span><span style="font:7pt &quot;">      </span></span></span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Yeni Başkan Obama ya da biz buna Mançuryalı başkan da diyebiliriz. Gerçekte seçilmiş midir yoksa seçilebilmesi için tüm imkanlar seferber mi edilmiştir. Obama’nın babasının Müslüman olması, kendisinin Afrika kökenli olması gibi cilalı imaj devri edebiyatları ile özelde Ortadoğuda yeni bir Hero yaratma girişimlerinin bir parçası olan Davos’un Gazze Paneli Başbakanın feraseti ya da duygusallığı ile çöpe atılmıştır.</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">5-</span><span style="font:7pt &quot;">      </span></span></span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Başbakan o çıkışı yapmasaydı içerde muktedirlik elden gidecekti, dışarıda arap-islam aleminde iki paralık olacaktı ve emin olun herkes Obama’dan başka bu işi kimse çözemez demeye başlayacaktı. Elbette Obama bu işe bir çözüm bulacaktı ama bu başta da söylediğimiz gibi ne şiş ne kebap yakan bir tarzda sinsilik dolu olacaktı. </span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">6-</span><span style="font:7pt &quot;">      </span></span></span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Davos çıkışı ABD’nin ve özelde Obama’nın Hero yapılmasına Türkiye tarafından<span>  </span>taş koyulması operasyonu olup, ayrıca Bay Obama’nın 1915 olaylarını aleyhimize gelişecek şekilde dillendirmesini de kendi dönemi içinde kesinlikle rafa kaldıracaktır.</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">7-</span><span style="font:7pt &quot;">      </span></span></span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">David Ignatius’un ısrarla Başbakan’a izin vermemesi, Şimon Peres’e assolist kıvamında son sözün ve en uzun sözün verilmesi bahsettiğimiz Obama planının ve Türkiye’nin ikincil bir faktör yapılmaya çalışılmasının medyatik tezgahıdır. Ki bu tezgah öyle güzel kurgulanmıştır ki canla başla bölge de arabuluculuk için kıvranan Türkiye’ye Bayan Clinton’un temsilcisi şöyle yalandan bir uğrayıp gidecekken… Davos Kasırgası’ndan sonra gelmekten vazgeçmiştir. Bu da gösteriyor ki ABD’nin bir B planı yoktur ve teknik sebepler arkasına sığınarak yeni bir planla karşımıza çıkacakları anlamını taşımaktadır.</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">8-</span><span style="font:7pt &quot;">      </span></span></span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">İsrail’in tüm bu olanları şimdilik kaydı ile sineye çekmesi, Gazze toplantısında bir ton laf yedikten sonra üzüntülerinin bildirilmesi dahi ne derece bir panik içinde olduklarının göstergesidir. Çünkü hiç istemedikleri halde Türkiye ile karşı karşıya gelme riski içine girmişlerdir.</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">9-</span><span style="font:7pt &quot;">      </span></span></span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Bu planın birde iç politika ayağı vardır. Bu ayakta ise Numan Kurtulmuş’un malum Medya Grubu tarafından poh-pohlanması, İsrail ile yapılan askeri anlaşmaların dillendirilmesi, İktidarın samimiyetsiz olduğunun söylenmesi ile yerel seçimlerde oy yönünden örselenmesi amaçlanmaktadır. Bu amaç bile Obama’ya ve İsrail’e hizmette sınır tanımayan bir anlayışın yaklaşımı olabilir ki Davos’ta<span>  </span>kurgulanmaya çalışılan tezgah beklenmedik çıkış ile şimdilik kaydıyla önlenmiştir.</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">10-</span><span style="font:7pt &quot;">   </span></span></span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Elbete hadise bununla sınırlı olmayıp işin birde İran boyutu var. Molla’da birdenbire oluşan Erdoğan sevgisinin düzeyi O’nu Nobel barış ödülüne aday gösterebilme çılgınlığının da İran’ın aslında Davos Çıkışı’ndan ne kadar rahatsız olduğunun bir teyidi gibidir. İran bu çıkışla aslında hem Türk iç siyasetine hem de AB-ABD kamuoylarına İsrail gazeteleri ağzı ile aslında Erdoğan’ı överken, dövmeye çalışmaktadır. Bu bağlamda Meşal ise İran’da Ahmedinejad ile buluşmaktadır. Meşal’in İran ziyareti farklı okumalara gebe olsa da bunun yorumunu burada yapmayalım.</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpLast" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 10pt 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">11-</span><span style="font:7pt &quot;">   </span></span></span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Davos’ta yapılan Gazze Panelinin Türkiye tarafından istenmesi oyun kurucunun Türkiye olduğunu gösterir. Ancak Ignatıus, Davos Forumu ve Peres oyun içine oyun yerleştirerek, Türk oyununu bozmaya çalışsa da… Erdoğan tarihe geçen “One Minute” repliği ile pişmiş aşa su katılmasına izin vermemiştir. Erdoğan’ın elinde ki kağıtlarda tuttuğu yazılar bile Obama’ya İsrail üzerinden çelme takma operasyonunun şahididir. Oyunu gören karşı taraf bunu kendi lehine çevirmeye çabalarken beklenmedik bir tepki ile şah-mat olmuşlardır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt 18pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Peki bundan sonra ne olur… </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt 18pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Kanımca Türk tarafından 2. Hamle için zaman ve zemin aranmaktadır. Aynı yaklaşımı İsrail tarafından da beklemek sanırım yanlış olmaz. Çünkü şu an içinde bulundukları durumdan pusuya yatma vaziteyi almış oldukları görünmektedir. İsrail gazetelerinde yapılan haber ve yorumlar ilk sinyaller olsa da yapacakları şantaj’dan öteye geçemeyecektir. 2. Hamle için en uygun an ise İsrail’de seçimlerden Netanyahu’nun birinci olarak çıkmasının akabinde hükümet kurma kaosu yaşayan İsrail ile boyutlarını kestiremediğim derecede ilişkilerin dondurulması ya da en azından İsrail Jetlerinin bir daha tatbikat için ülkeye sokulmaması gibi yaklaşımlar olabilir. Böyle bir yaklaşım meseleyi daha da büyütmüş olurken zaten parlamış olan Davos yıldızının üzerine bir de ay eklenmiş olacaktır. Hatta İsrail’de hükümet kurma sürecinin dahi sekteye uğraması muhtemeldir. <span> </span>Eğer bu yapılırsa/yapılabilirse emin olun Obama’nın ilk tercihi de mecburen Türkiye olacaktır. Ve 1915 kelimesini dahi ağzına alamayacaktır. Aşırı şahin Netanyahu ise kurulacak yeni hükümet içinde yeralarak kendinden beklenmeyecek derecede barış güvercini yapılacaktır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt 18pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Son söz, haklı olarak Laçiner bir suikastten endişe ediyor. Fakat kendisine tavsiyem Erdoğan’ın Şişhane konuşmasın da bahsi geçen Atatürk’e atfen “Size ölmeyi emrediyorum” sözünün derin anlamını kavraması. Evet bir suikast olabilir ama Başbakan sanırım buna zaten hazırlıklı ve meydan okumaktan da geri durmuyor. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt 18pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt 18pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Bi de şu var: Sakın 6-7 saatlik o uzun GKB toplantısının asıl konusu milli menfaatler doğrultusunda nasıl hareket ederiz olmasın. Bir araştırın isterseniz <img src='http://s0.wp.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </span></p>
<br />Posted in Efendi 2 Tagged: Başbakan, Davos, Erdoğan, gazze, ignatius, Peres <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/366/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/366/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/366/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/366/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/kendihalinde.wordpress.com/366/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/kendihalinde.wordpress.com/366/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/kendihalinde.wordpress.com/366/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/kendihalinde.wordpress.com/366/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/366/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/366/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/366/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/366/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/366/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/366/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=366&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2009/02/02/one-minute-obamaya-celme-takmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2009/02/one-minute1.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">one-minute1</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>İçimde ki İsrail Aşkı Bambaşka</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2009/01/01/icimde-ki-israil-aski-bambaska/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2009/01/01/icimde-ki-israil-aski-bambaska/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Jan 2009 21:46:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efendi 2]]></category>
		<category><![CDATA[asimetrik güç]]></category>
		<category><![CDATA[israil]]></category>
		<category><![CDATA[orantısız güç]]></category>
		<category><![CDATA[siyonist]]></category>
		<category><![CDATA[siyonizm]]></category>
		<category><![CDATA[yahudi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=362</guid>
		<description><![CDATA[İşte medyanın sözlüğü Artan Şiddet: Şiddet ile bağlantılı olarak medya aynı zamanda “şiddetin artması” yani “escalation of violence” kavramını da kullanmaktadır. Mesela “Lübnan’da İsrail saldırganlığı 300 kişinin canını aldı” demek yerine “artan şiddet olayları Lübnan’da 300 kişinin canına mal oldu” denilmektedir. Filistinlilere “doğrudan şiddet uygulayan” Siyonist güç, yaşanan bütün işgali ve hukuksuzluğu böylece oldukça masum [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=362&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3><strong><span style="color:#ff0000;"><img class="aligncenter size-full wp-image-363" title="hurriyet" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2009/01/hurriyet.jpg?w=470" alt="hurriyet"   /></span></strong></h3>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">İşte medyanın sözlüğü</span></strong><strong><span style="color:black;"></span></strong></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">Artan Şiddet:</span></strong><span style="color:black;"> Şiddet ile bağlantılı olarak medya aynı zamanda <strong>“şiddetin artması”</strong> yani <strong>“escalation of violence”</strong> kavramını da kullanmaktadır. Mesela <strong>“Lübnan’da İsrail <span style="text-decoration:underline;">saldırganlığı</span> 300 kişinin canını aldı”</strong> demek yerine <strong>“artan şiddet olayları Lübnan’da 300 kişinin canına mal oldu” </strong>denilmektedir. Filistinlilere <strong>“doğrudan şiddet uygulayan”</strong> Siyonist güç, yaşanan bütün işgali ve hukuksuzluğu böylece oldukça masum bir tarif içine oturtmaktadır.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">Asimetrik güç kullanımı:</span></strong><span style="color:black;"> <strong>“Orantısız güç kullanımı”</strong> yerine daha askeri bir dil kurgulanırken kullanılmaktadır.<strong> “Assymetric use of power”</strong>ın Türkçesi olan bu kavram da, Siyonist güç ile Filistinliler ya da Lübnan arasındaki güç dengesinde aslında bir simetrinin de olduğu ama İsrail gücünün daha fazla olduğunu intibasını yerleştirmek için kullanılır. Mesela bir hafta içerisinde Lübnan’da 300 kişiyi katletmek <strong>“asimetrik güç kullanma” </strong>gibi gayet masum bir etiketin altında dünya basınına servis edilir.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><strong><span style="color:red;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">İsrail Operasyonları:</span></span></strong><span style="color:black;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;"> Operasyon kavramı oldukça masum bir yöneticilik kavramıdır. Mali operasyonlar, şirket operasyonları, kalp operasyonu, kömür madenleri operasyonu, gemi kaptanı operasyonu… Liste uzun…</span><strong><br />
<span style="font-family:Calibri;font-size:small;">“İsrail operasyonları devam ediyor”</span></strong><span style="font-family:Calibri;font-size:small;"> şeklinde başlayan her cümle şunları ifade etmektedir:<br />
<strong>1- </strong>İsrail gayet meşru bir iş yapmaktadır<br />
<strong>2</strong>- Altı üstü bir operasyon yapmaktadır<br />
<strong>3</strong>- Operasyon yaptığı <strong>“şeyler”</strong> kendi nesnesidir, istediğini yapabilir </span><strong><br />
<span style="font-family:Calibri;font-size:small;">4-</span></strong><span style="font-family:Calibri;font-size:small;"> İsrail yapılan işte tek ve ana öznedir </span><strong><br />
<span style="font-family:Calibri;font-size:small;">5-</span></strong><span style="font-family:Calibri;font-size:small;"> Kontrol Siyonist güçtedir </span><strong><br />
<span style="font-family:Calibri;font-size:small;">6</span></strong><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;">- Operasyonu başlatma ve bitirme gücü kendisine aittir<br />
<strong>7-</strong> Bombalama, katliam, sürgün, tutuklama, işkence vs. gibi şeyler bir ameliyat operasyonunda hastanın acıları gibidir, kaçınılmazdır ve dolayısıyla meşrudur.</span></span></span>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="color:black;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span id="more-362"></span> </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">Orantısız güç kullanımı:</span></strong><span style="color:black;"> Bu kavram <strong>“disproportionate use of power”</strong>dan gelmektedir. Akılda tutmaya çalıştığı şey her iki tarafında <strong>“gücü”</strong> olduğudur. Bu güçlerin mahiyetini ve cesametini zihinden uzaklaştırmak için kullanılır. Öncelikle bir biriyle kıyas dahi edilemeyecek <strong>“iki güç”</strong> zihinlerde eşitlenir, ardından da <strong>“bu iki eşit güçten”</strong> birisinin daha fazla güç kullandığı söylenir. Böylece nükleer bir güçle, toplam askeri gücü İsrail’in birkaç bin nüfuslu bir kasabasındaki askeri güçle bile kıyaslanmayacak Filistinliler denk hale gelirler. Hiçbir savunma sistemi olmayan insanların üstüne bombalar yağdırmak, katliam, su depolarını bombalamak, köprüleri yıkmak, binlerce çocuğu öldürmek, Filistin’i açık bir hapishaneye dönüştürmek, akıl almaz işkenceler uygulamak, Filistinli liderlere suikast düzenlemek böylece<strong> “orantısız güç kullanma”</strong> parentezine alınarak vahşet bir anda nötrleştirilmiş olur.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="color:black;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"> </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">Şiddet</span></strong><strong><span style="color:blue;">: </span></strong><span style="color:black;">Bu kavram da Siyonist propagandanın gazetecilik ve uluslar arası ilişkiler literatürüne yerleştirdiği başka bir dezenformasyondur. “<strong>Violence</strong>“ın Türkçesi olan şiddet oldukça <strong>nötrleştirici</strong> ve geniş bir kavramdır. Birçok şiddet çeşidinden bahsedilebilir. Mesela medyanın kullandığı dil de şiddete örnektir, yumurta kırmak için uygulanan güç te bir şiddet çeşididir. Gazete ve TV haberlerinde <strong>“İsrail’de şiddet”</strong> ile başlayan cümlelerin hepsi, İsrail saldırganlığı ve katliamlarını genel şiddet kategorisi altına sokmaya yarıyor. <strong>“İsrail’in saldırganlığı arttı”</strong> cümlesiyle ifade edilmesi gereken durum böylece <strong>masum</strong> bir havaya bürünmektedir.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">Şiddet Sarmalı:</span></strong><span style="color:black;"> Batı medyasında<strong> “cycle of violence”</strong> şeklinde kullanılan şiddet sarmalı kavramı da yaşanan katliamların asıl sebebi olan işgali zihinlerde unutturup yerine “bitmeyen bir şiddet var” imajını yerleştirmektedir. Bu bakış açısına göre asıl sorun şiddetin sürekli devam etmesidir,<strong> “aslında şiddet devam etmezse sorunda kalmayacaktır”</strong> tespiti zihinlere yerleştirilmektedir.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">Toplu cezalandırma:</span></strong><strong><span style="color:blue;"> </span></strong></span></span><span style="color:black;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;">Bu kavram da, Batı medyasının <strong>“collective punishment”</strong> şeklinde kullandığı sözde eleştirel bir dilin ürünüdür. İsrail saldırganlığının<strong> “toplu cezalandırma” </strong>olduğunu söyleyen bu dil de aslında Siyonist propagandaya hizmet etmektedir. Öncelikle Siyonist işgal ile yaşananlar bir “cezalandırma” kurgusu içerisine sokmak yanlıştır. Kim kimi ne hakla cezalandırıyor? Toplu cezalandırmaya karşı durmak aslında içkin olarak<strong> “bireysel cezalandırma” </strong>hakkını Siyonist güce teslim etmeyi gerektirmektedir. Daha öz bir ifade ile hedefsiz saldırılar yerine <strong>nokta atışı katliamları meşrulaştırmaktadır. </strong><br />
Siyonist gücün yaptığı her saldırganlığı peki ala<strong> “Siyonist gücün saldırıları”</strong> şeklinde isimlendirmek mümkündür. Lakin medyaya hakim olan Siyonist dil, İsrail’in her saldırganlığı başka bir<strong> “kavramsal” </strong>çerçevenin içerisine oturtarak “işgal”in konuşulması engellemektedir.</span></span></span>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">Çatışma:</span></strong><span style="color:black;"> İsrail’in her hangi bir nokta saldırısı için kullanılır. Özellikle seçilmesinden kasıt <strong>“iki tarafın da”</strong> olduğu izlenimi vermektir. İsrail’in saldırılarından canlarını koruma çalışanların can çekişmesi bir taraf, tanklarla, uçaklarla saldırı düzenleyen İsrail ise ikinci taraftır.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">Düşük Yoğunluklu Çatışma:</span></strong><span style="color:black;"> İşgal kelimesini kullanmamak için icat edilmiştir. Filistin bölgesinden bahsederken<strong> “işgal altındaki topraklar”</strong> dememek için medya tarafından özenle kullanılır.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">Yüksek Yoğunluklu Çatışma:</span></strong><span style="color:black;"> İsrail saldırdığı zaman kullanılır. Mesela son Lübnan bombalaması için medya bu tanımlamayı kullanmaktadır.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">Çatışma Sonucunda Ölenler</span></strong><span style="color:black;">: İsrail saldırganlığı sonrası katledilen Filistinliler için kullanılmaktadır.Bombalanan köprünün başında ölenler, sahilde katledilen çocuklar bu kategoriye alınmaktadır.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">İki Ateş Arasında Kalan: </span></strong><span style="color:black;">Bu şekilde başlayan cümlelerin hepsi İsrail tarafından katledilen Filistinliler için kullanılmaktadır. Özellikle de çocuk ve kadın katliamları için bilinçli olarak bu ifade tercih edilir. Bu şekilde çocukları bir çatışmanın ortasına düştüğü ve ateşten kaçamadıkları için öldükleri havası verilerek katliam sorumluluğunun yarısı da Filistinlilerin üstüne atılmış olur.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">Terörizm:</span></strong><span style="color:black;"> Her hangi bir Filistin eylemi.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">Rehine:</span></strong><span style="color:black;"> İsrail askerleri Filistinliler tarafından kaçırılınca kullanılır.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">Tutuklanma: </span></strong><span style="color:black;">Filistin kabinesi basılıp İsrail askerlerince bakanlar rehine alınınca kullanılır.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">Saldırı:</span></strong><span style="color:black;"> Her hangi bir Filistin eylemi.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">Misilleme:</span></strong><span style="color:black;"> Her hangi bir Siyonist saldırganlığı. Nerdeyse bütün medya kuruluşları her hangi bir İsrail saldırganlığını ya açıktan misilleme olduğunu söylerler ya da “daha önce yapılan bombalı eylemin ardından Gazze’ye giren İsrail ordusu…” şeklinde başlamaktadır.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">Savunma Hakkı:</span></strong><span style="color:black;"> Her hangi bir İsrail saldırısı.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">Duvar/Tel/Çit:</span></strong><span style="color:black;"> İsrail’in güvenliği sağlamak için inşa ettiği tek taraflı bir hapishane duvarıdır. Batı medyasında 5-6 metrelik bu duvar için tel örgü, çit (fence) denildiği de olur. Filistin’i ırkçı bir uygulama ile açık bir hapishaneye dönüştüren bu duvardan sıradan bir çitmiş gibi bahsedilir.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">Yerleşimci: </span></strong><span style="color:black;">Siyonist işgal sonrası Filistin topraklarına cebren yerleşenler için söylenir. <strong>“Yerleşimciler”</strong> (settlers) adeta boş bir toprak parçasına gelmişler havasına büründürülmektedir. Yerleşimcilerin hepsi uzun namlulu silahlarla donatılmışlardır. Ayrıca her <strong>“yerleşim bölgesini”</strong> koruyan İsrail askeri gücü bulunmaktadır. Bu zararsız yerleşimciler bugüne kadar binlerce Filistinliyi katletmişlerdir.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">Komşu Yahudi Mahallesi/Bölgesi:</span></strong><span style="color:black;"> Filistinlilerin eylem yaptıkları mekanı veya bölgeyi tarif için kullanılır. “Komşu kelimesi” (Jewish neighbourhood) özellikle kullanılmaktadır. Böylece Filistinlilerle “komşu” olan sorunsuz ve zararsız bir bölgede Filistinlilerin eylem yaptıkları anlatılmaktadır. Komşu denilen bölge ya da mahalle elbette ki Yahudi işgalciler tarafından işgal edilip inşa edilmiş yerlerdir.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">Bölgedeki İki Demokrasi: </span></strong><span style="color:black;">Bu tanımlama Türkiye ve İsrail için bilinçli olarak kullanılmaktadır. Ne tarihi kodları ne siyasi kodları hiçbir şekilde birbirine benzemeyen iki ülkenin düzeyleri eşitlenmektedir. Meşru ve Gayri meşru iki devleti aynı terkip içinde kullanarak hem Türkiye’nin ayaklarını bağlarken İsrail’in de işgalci olduğu unutturulmaya çalışılmaktadır. İsrail-Türkiye benzetmelerinin hepsi İsrail’in işgalci, ırkçı ve Siyonist yüzünü gizlmeyi amaçlar.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">Hamas/PKK: </span></strong><span style="color:black;">Varlık sebepleri bir birinden yüzde yüz farklı olan bu iki yapı da aynı Türkiye/İsrail eşleştirmesinde olduğu gibi İsrail’e meşruiyet, Filistin direnişine de gayri meşru bir maske takma çabasıdır.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="color:black;"><a href="http://www.haber10.com/haber/36816/"><span style="color:#5b211a;text-decoration:none;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">http://www.haber10.com/haber/36816/</span></span></a></span></p>
<br />Posted in Efendi 2 Tagged: asimetrik güç, israil, orantısız güç, siyonist, siyonizm, yahudi <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/362/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/362/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/362/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/362/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/kendihalinde.wordpress.com/362/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/kendihalinde.wordpress.com/362/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/kendihalinde.wordpress.com/362/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/kendihalinde.wordpress.com/362/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/362/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/362/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/362/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/362/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/362/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/362/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=362&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2009/01/01/icimde-ki-israil-aski-bambaska/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>15</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2009/01/hurriyet.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">hurriyet</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Ertuğrul Özkök; Tetikçi Medya Maymunu mu?</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/23/ertugrul-ozkok-tetikci-medya-maymunu-mu/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/23/ertugrul-ozkok-tetikci-medya-maymunu-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 23 Dec 2008 21:46:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efendi 2]]></category>
		<category><![CDATA[Ertuğrul Özkök]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Maymun]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>
		<category><![CDATA[Yalçın Küçük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=355</guid>
		<description><![CDATA[Ertuğrul Özkök; Tetikçi Medya Maymunu musun sen:)   …Kahramanımız Ertuğrul Özkök, Doğan Monkey Center’ın (DMC) kendisine ayrılan odasında can sıkıntısından patlamış halde ayakta bir sağa bir sola yalpalayıp durdu.  Oflayıp puflarken cama vuran yağmur damlalarının bıraktığı izleri seyredip yavaş yavaş ağırlaşan göz kapaklarının kapanmaması için  uğraş verdi… Masasına doğru ağır aksak ilerlerken “gece şarabı çok [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=355&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin:0 0 10pt;"><strong><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;">Ertuğrul Özkök; Tetikçi Medya Maymunu musun sen:)</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0 0 10pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;"><img class="aligncenter size-full wp-image-354" title="eo" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/eo.gif?w=470" alt="eo"   /> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">…Kahramanımız Ertuğrul Özkök, <strong>Doğan Monkey Center’ın</strong> (DMC) kendisine ayrılan odasında can sıkıntısından patlamış halde ayakta bir sağa bir sola yalpalayıp durdu. <span> </span>Oflayıp puflarken cama vuran yağmur damlalarının bıraktığı izleri seyredip yavaş yavaş ağırlaşan göz kapaklarının kapanmaması için <span> </span>uğraş verdi…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Masasına doğru ağır aksak ilerlerken <strong>“gece şarabı çok kaçırdım yine”</strong> sözleri döküldü mırıltıyla dudaklarından hınzırca bir gülümse kaplarken yüzünü… Daha dün yazmış olduğu <span> </span>“<strong><span style="font-family:&quot;">soyağacımın tepesindeki maymun”</span></strong><strong><span style="font-family:&quot;font-weight:normal;"> yazısına gelebilecek tepkiler gülümsemesini bir kat daha artırdı.</span></strong> On dakika kadar şekerleme yapıp yazı işleri toplantısına <span> </span>öyle katılırım düşüncesiyle koltuğuna oturdu. Kenarda duran gazeteleri elinin ayasıyla hafifçe iteledi. Tepki yazılarını okumayı sona saklamıştı. Gözlerini ufka doğru dikmesinden az sonra yorucu olan gecenin de etkisiyle kendinden geçti… Bir müddet sonra duyduğu sesle irkilerek gözlerini açtı. Birisinin ona seslendiğini fark etti…</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpFirst" style="text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><strong><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;">Er-tuğ-ruuuuuuuul</span></span></strong></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">!!!</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><strong><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;">Er-tuğ- ruuuuullllllllll</span></span></strong></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Nine? Fatma Nine sen misin?</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><strong><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;">Evet minik maymunum.</span></span></strong></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Ama nine nasıl olur? Sen yaşıyorsun!</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpLast" style="text-indent:-18pt;margin:0 0 10pt 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><strong><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;">Evet şempanzem niye şaştın?<span id="more-355"></span></span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Bu imkansızdı. Ertuğrul gözlerini ovuşturup karşısında duran kara çarşaflı kadına bir daha baktı. Evet evet…<span>  </span>Karşısında kapkara çarşafı ile Fatma ninesi duruyordu. Elinde koca bir şişe <strong>Petrus</strong>. Hemen arkasında ise adını hatırlayamadığı ninesinin kardeşi Sıdıka, <strong>“abercrombie”</strong> tshirt ile…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;"><img class="aligncenter size-full wp-image-356" title="eo1" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/eo1.gif?w=470" alt="eo1"   /></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Yok hayır, bu olamaz diye mırıldandı Ertuğrul. Rüya görüyor olmalıydı. Kendine bir çimdik attı… Fakat canı yanmıştı… Demek ki rüya değildi… Kanlı canlı şekilde Ninesi karşısında duruyordu… İyi de DMC’nin kapısından nasıl girmişti, yukarıya onun odasına kadar nasıl gelebilmişti ninesi, hem de kapkara çarşafı ile… Şaşkınlığı bir kat daha arttı… Oysa kesin talimat vardı: “Çarşaf Türban Out”… </span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpFirst" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><strong><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;">Ertuğrul senin için geldim. Securityleri aştımda geldim. Benim taklacı orangutanım.</span></span></strong></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">!!!</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpLast" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 10pt 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><strong><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;">Bak bu da adını hatırlayamadığın büyük Halan Sıdıka.</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Şaşkınlık, yerini endişeye bırakmaya başlamıştı Ertuğrulda… Mümkünatı yok bunun derken kendi kendine, gözleri ninesinin çarşafına takıldı. Patiskadan simsiyah bir çarşaf ve onun üstünde 6 değil <span> </span>5 tane ok işareti… Okların hemen ardında kirli sakalları ile Engin Cansız’a benzeyen bir adam resmi, beline kravat bağlar halde… Biraz daha dikkatlice bakınca adamı tanıdı. Fenerbahçe’nin bomba transferi Okçu Daniel Guiza değil mi idi. Ya kafayı yedim ya da yiyeceğim diyerek bağırmaya başladı… Hızla Fatma Ninenin üzerine ellerini havada sallayıp boşluğu kovalarcasına yürüdü… Amacı karşısında duran zihninde yarattığını düşündüğü bu hologramı imha etmekti… Fatma nine üzerine gelen Ertuğrulu görünce çarşafının altından 6. oku çıkardı ve seslendi…</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpFirst" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><strong><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;">Bak saplarım 6 ncı <span> </span>oku Terlikli ayaklarına.</span></span></strong></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><strong><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;">Ne terliği nine?</span></span></strong></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpLast" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 10pt 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><strong><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;">Sana kaç kere ayakkabılarını çıkartma evde ve işte, demedik mi Ertuş’um Şempanzem.</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Şaşkınlığı giderek büyüyor irkilmesi ürküntü haline geliyordu Ertuğrul’un. Terlikte nereden çıktı derken aklına Terlikli Zirve haberi geldi. Oh my god, shittt dedi. Nasıl bir rüyaydı bu. Rüya mıydı yoksa gerçek mi. Allaaaaaam bitsin bu karabasan demek istedi fakat boğazında kelimeler düğümlenip kaldı. Ağzını açıp kapatıp bir şeyler söylemeye çalışsa da nafile çabalıyor kendi sesini duyamıyordu. Bu esnada Fatma nine elinde ki ok ile Ertuğrul’un pantolon kemerine Malkoçoğlu kıvraklığıyla dokundu. Çözülen kemerden boşalan Pantolon bacaklarından yere doğru düşerken gayri ihtiyari elleri ile testislerini kapama ihtiyacı hissetti. Testislerin sıcaklığını aldığında Uğur Dündar geldi gözlerinin önüne. Acıyla ninesinin yüzüne baktı… </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Yaşadıkları gerçek olamazdı, olmamalıydı. Ahmet Hakan’a kaç defa bırak şu Pelin Batu’yu dediğini anımsadı. Ninesi gerçekten karşısında mı duruyordu, yoksa Ahmet Hakan, Pelin Batu’dan öğrendiği Ruh Çağırma tekniklerini üzerinde mi deniyordu. Eliyle ceketini kontrol etti. Cep telefonundan Nur Serter’i aramayı düşündü. Ne de olsa hem usta bir Ruhçu hem de ikna kabiliyeti yüksek bir dost idi Nur. Belki Nur Serter gelirse Ninesinin Ruhunu ikna edip geldiği yere yollayabilirdi. Hızla cebinden telefonunu çıkardı. Rehberden Nur’un numarasını bulmaya çalıştı. Ama ne Nur Serter’in ne de bir başkasının kaydı yoktu. Bütün rehber buhar olup uçmuştu sanki. Cep Telefonunun ekranına şaşkın şaşkın bakarken Cem Yılmaz’ı gördü minik ekranda. Cem, iki maymunun arasına yarı çıplak uzanmış, Etruğrul’a sırıtarak <strong>“evde ev, işte iş telefonu”</strong> kullanmalısın <strong>“Çikita”</strong> diyordu. Cem Yılmaz ve iki maymunun hemen ötesinde ise Charlton Heston kılığına girmiş Emin Çölaşan ile göbek büyütmüş Bekir Coşkun fis kos yapıyorlardı. Kulağını biraz daha cep telefonuna yaklaştırıp aralarında ne konuştuklarını duymaya çalıştı. Ancak Emin’in, “Maymunlar Cehenneminden Kovulduk Ey Halkım” isimli bir kitap yazacağını, Bekir’in ise göbeğini kaşıyarak “yaz abi arkandayım senin” dediğini duyabildi…Fakat o da ne&#8230; hemen arkalarında Yalçın Küçük vardı ve ellerini çırparak durduğu yerde hoplayıp zıplıyordu bir maymun gibi&#8230;</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpFirst" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><strong><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;">Ertuğrulllll canımmmm.</span></span></strong></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">!!!!!</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><strong><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;">Hayatım uyan haydi.</span></span></strong></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">!!!!</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpLast" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 10pt 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><strong><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;">Hadi ama bi tanem.</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Ertuğrul bön bön etrafına bakındı. Kendisine seslenen karısı Tansu idi. Evindeydi ve yatağında yatıyordu. Derin bir oh çekti… Hayatım korkunç bir rüya gördüm dedi Tansu… Ben de diye cevapladı Ertuğrul… Tansu, Ertuğrul’u beklemeden anlatmaya başladı&#8230;</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpFirst" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><strong><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;">Hayatım inanılacak gibi değil, şu senin eski elemanın Serdar.</span></span></strong></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Serdar?</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><strong><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;">Turgut yahu… Serdar Turgut</span></span></strong></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Ha…</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><strong><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;">İşte O… Hani hep dersin ya… Ben bir şey yazarım ardından o da aynı şeyleri yazmaya çalışır dediğin adam… Rüyamda sen maymunlu bir yazı yazmışsın. </span></span></strong></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Eeee?</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpLast" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 10pt 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><strong><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;">O da bizi ziyarete gelmiş ve eğer “benimde soyağacımda bir maymun olsaydı penisim bu kadar kısa olmazdı Tansu” diyor. Ve bana senin penisini soruyordu kendisininkini göstererek…</span></span></strong></p>
<p><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;font-family:Calibri;">Ertuğrul hafifçe tebessüm etti. Kafasını yastıktan biraz kaldırıp duvarda ki saate bakacaktı ki tam burnunun dibinde beyazlar içinde sarışın bir kadın gördü. Şaşırmıştı. Hemşire kıyafetleri içinde tepesinde dikilen kadın, elinde büyükçe bir şırınga ile duran Canan Aritman idi. Hastane koridorlarından bildik hareketle parmağını dudaklarının üstüne götürerek Ertuğrul’a “şşşşşttttt” yapıyordu. Ertuğrul daha ne olup bittiğini anlayamadan şırınganın kaba etine battığını hissetti. Ne yapıyorsun sen be kadın cümleleri süzülürken dudaklarından… Canan, iki dudağının üzerinde ki parmağı ile tekrar “şşşşşttttt” diyerek … “Senin için hem kürt hem ibrani deniyor. Görmüyor musun kan aldık DNA testi için deyip” ortadan kayboluverdi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;font-family:Calibri;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;font-family:Calibri;">Ertuğrul olan biteni gördün mü dercesine Tansu’ya doğru döndüğünde onun olaylardan habersizmişçesine kendisine gülümseyerek telsiz telefonu uzattığını gördü… </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;font-family:Calibri;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:-18pt;text-align:justify;margin:0 0 0 36pt;"><span style="font-size:11pt;font-family:Calibri;"><span>-<span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><span style="font-size:11pt;font-family:Calibri;">Arayan Güneş Taner . Aman dikkatli ol dinlemesinler sizi…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;font-family:Calibri;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;font-family:Calibri;">Deyiverdi…</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpLast" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 10pt 36pt;"> </p>
<p></span></span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpLast" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 10pt 36pt;"> </p>
<p class="MsoListParagraphCxSpLast" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 10pt 36pt;"><span style="font-size:small;"></span></p>
<br />Posted in Efendi 2, Ertuğrul Özkök, Güncel, Maymun, Ortaya Karışık, Yalçın Küçük  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/355/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/355/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/355/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/355/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/kendihalinde.wordpress.com/355/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/kendihalinde.wordpress.com/355/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/kendihalinde.wordpress.com/355/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/kendihalinde.wordpress.com/355/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/355/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/355/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/355/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/355/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/355/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/355/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=355&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/23/ertugrul-ozkok-tetikci-medya-maymunu-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/eo.gif" medium="image">
			<media:title type="html">eo</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/eo1.gif" medium="image">
			<media:title type="html">eo1</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Canan Aritman mı? Arıtman mı?</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/19/canan-aritman-mi-aritman-mi/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/19/canan-aritman-mi-aritman-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Dec 2008 10:57:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>
		<category><![CDATA[Sabetay]]></category>
		<category><![CDATA[Soner Yalçın]]></category>
		<category><![CDATA[Yalçın Küçük]]></category>
		<category><![CDATA[aritman]]></category>
		<category><![CDATA[canan aritman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/19/canan-aritman-mi-aritman-mi/</guid>
		<description><![CDATA[Aşağıdaki yazı bir takım internet sitelerine bu hanım milletvekilimizin soyisminde sürekli olarak yapılan fahiş hatayı düzeltmeleri için yollanmıştır. Ancak dediğim dedik çaldığım düdük diyen “matbuat” ve “ netbuat” ısrarla İzmir Milletvekili Canan Aritman’in soyadını Arıtman olarak yazmaya devam etmektedir. Hulasa başka birinin etnik kökenini, emmisini dayısını, ninesini, ebesini Yalçın Küçük nasyonel faşistliği ile merak edebilen [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=350&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><em><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"><img class="aligncenter size-medium wp-image-352" title="canan-aritman" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/canan-aritman.jpg?w=300&#038;h=155" alt="canan-aritman" width="300" height="155" /></span></span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><em><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Aşağıdaki yazı bir takım internet sitelerine bu hanım milletvekilimizin soyisminde sürekli olarak yapılan fahiş hatayı düzeltmeleri için yollanmıştır. Ancak dediğim dedik çaldığım düdük diyen “matbuat” ve “ netbuat” ısrarla İzmir Milletvekili Canan <strong>Aritman</strong>’in soyadını <strong>Arıtman</strong> olarak yazmaya devam etmektedir. Hulasa başka birinin etnik kökenini, emmisini dayısını, ninesini, ebesini Yalçın Küçük nasyonel faşistliği ile merak edebilen birinin kendi soyisminin sürekli olarak Arıtman olarak anılmasından rahatsızlık duymaması da celbi nazardan kaçmamaktadır.Soy sop araştımaya merakıyla tanınan Soner Yalçın ve Yalçın Küçük Beyler ise hanım milletvekilimizin kocasının ne <span> </span>masonluğu ve bağlantıları ile ne de soyisminde yer alan <strong>–man </strong>takısını ilgi alanlarına almadıklarına göre diyebileceğimiz tek şey milletvekili ve eşinin beyaz Müslüman olmadıklarıdır. Buna rağmen şahsi kanaatimizi ifade etmemiz gerekirse biz <strong>Aritman</strong> ailesinin beyaz Türk olduğunu da düşünmeyip tam aksine <strong>”ozon suyuna yatırılmış”</strong> kara Türklerden olduğu hissine sahibiz… </span></span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Öncelikle basınımızın ve siz değerli internet haber sitesi sakinlerinin bu hanım milletvekilinin soyadı konusunda mutabakata varması gerekiyor. Hanımefendinin kendi internet sitesinde soyismi <strong>&#8220;Aritman&#8221;</strong> olarak yer almasına karşın bütün medya sözleşmiş gibi <strong>&#8220;Arıtman&#8221;</strong> yazmakta diretiyor. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Bu milletvekilin soyadı ARİTMAN&#8217;dır ARITMAN değil. Önce bu konuda bir anlaşalım. <span id="more-350"></span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Yok anlaşamadık diyorsanız 3836265056X kimlik numarasını bir kontrol ediniz. Kendisi izmir/karşıyaka/bostanlı nüfusunda 6 cilt no, 1462 sıra no, ve 2 aile sıra nosu ile yer almaktadır. Ana adı Zahide, Baba Adı Kemalettin olup zaten bilinmektedir.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">1 numara ise 1941 doğumlu Mehmet&#8217;ten olma Fethiye&#8217;den doğma, Mason olduğu söylenen eşi &#8220;Mustafa Yetkin Aritman&#8217;dır&#8221;. ARITMAN değil.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Oğulları 1979 doğumlu &#8220;Mehmet Aritman&#8221; Mimar&#8230; Kızları 1975 doğumlu &#8220;Melis ARITMAN Alp&#8221; (kayıtlarda Aritman değil) ise İstanbul&#8217;da özel bir hukuk bürosunda avukattır. İnternet taramalarında avukat hanımın önemli şirketlerin vekilliğini yaptığı da anlaşılmaktadır ve bir çocuğu vardır.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Aritman Ailesi nüfus kütüğünü İzmir&#8217;e aldırdığı için soylarında!!! kim var kim yok bulamadık. Mernis kayıtlarında tipik bir anne-baba ve 2 çocuktan oluşan çekirdek aile görünümü vardır ki bu da zaten nüfus kütüğünün bir yerden bir yere nakil olmuş olduğunun göstergesidir. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Kim nereden ne maksatla kütük taşımış konumuz olmadığı için bu da sizin işiniz olsun deyip geçerken; Aritman soyisimli İsrailde yaşayan musevi vatandaşlarımız ya da İsrail vatandaşları olduğunu da hemen Yalçın Küçük ve Soner Yalçın beylere hatırlatalım. Keza konuyu takip edenlerin bileceği üzere yakın zamanda Yalçın Küçük içimizdeki İbranileri kutluyorum diyerek imza kampanyasıyla 1915 olaylarından özürdileyenlere de göz kırpmıştı… Sanki ülkede sabetayist olduğunu kabul eden, açığa vuran birileri var da… Onlar ermeni tehcirini gerçekleştirmiş olacak… Ve dünyaya Yalçın Küçük açıklayacak : <span> </span>“Türkler masumdur bu işi yapanlar İbrani kökenlilerdir”.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Yani : Okkanın altına gidecek olan yine kimdir, kimler olacaktır dersiniz?</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong><span style="font-size:11pt;">Önemli Not: </span></strong><span style="font-size:11pt;">Milletvekilimizin kimlik numarasına değerli eşleri &#8220;M Yetkin Aritman&#8221; ın Resmi Gazete&#8217;de yayınlanan Key Hesapları Listesinde yer alan kimlik numarasından ulaşılmıştır. Ki bu konuyu İlhan Selçuk <span> </span>bahsinde işlemiştik.</span></span></p>
<br />Posted in Güncel, Ortaya Karışık, Sabetay, Soner Yalçın, Yalçın Küçük Tagged: aritman, canan aritman <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/350/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/350/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/350/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/350/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/kendihalinde.wordpress.com/350/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/kendihalinde.wordpress.com/350/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/kendihalinde.wordpress.com/350/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/kendihalinde.wordpress.com/350/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/350/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/350/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/350/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/350/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/350/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/350/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=350&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/19/canan-aritman-mi-aritman-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/canan-aritman.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">canan-aritman</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Atatürk ve Sabetay Sevi Tekkesi</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/14/ataturk-ve-sabetay-sevi-tekkesi/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/14/ataturk-ve-sabetay-sevi-tekkesi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Dec 2008 20:45:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efendi 2]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[sabatay sevi]]></category>
		<category><![CDATA[sabataycı]]></category>
		<category><![CDATA[sabataycılar]]></category>
		<category><![CDATA[Sabatayist]]></category>
		<category><![CDATA[sabetay sevi]]></category>
		<category><![CDATA[sabetayist]]></category>
		<category><![CDATA[sabetayizm]]></category>
		<category><![CDATA[Soner Yalçın]]></category>
		<category><![CDATA[yahudi]]></category>
		<category><![CDATA[Yalçın Küçük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=347</guid>
		<description><![CDATA[Sabataycılık denince akla ilk gelen iki şehir Selanik ve İzmir&#8217;dir. İspanyol Yahudi&#8217;si, Avrupalı kaynaklara göre İzmir Yahudi kaynaklarına göre Edirne doğumlu Sabatay Sevi 1665 /1666&#8242;da İzmir&#8217;in Kemeraltı-Agora semtindeki Portekiz Sinagogu&#8217;nda ikinci kez Yahudi Mesih&#8217;i olduğunu ilan etti. Daha önce 1648&#8242;de 22 yaşındayken de Mesihliğini ilan etmiş fakat yeterli ilgiyi görmemişti. Çok kısa sürede Avrupa, Ortadoğu [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=347&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><span style="font-family:mceinline;"><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;"><img class="aligncenter size-medium wp-image-348" title="sabetay-sevicilik" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/sabetay-sevicilik.jpg?w=264&#038;h=300" alt="sabetay-sevicilik" width="264" height="300" /></span></span></div>
<div><span style="font-family:mceinline;"><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Sabataycılık denince akla ilk gelen iki şehir Selanik ve İzmir&#8217;dir.</span></span></div>
<p><span style="font-family:mceinline;"><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">İspanyol Yahudi&#8217;si, Avrupalı kaynaklara göre İzmir Yahudi kaynaklarına göre Edirne doğumlu Sabatay Sevi 1665 /1666&#8242;da İzmir&#8217;in Kemeraltı-Agora semtindeki Portekiz Sinagogu&#8217;nda ikinci kez Yahudi Mesih&#8217;i olduğunu ilan etti. Daha önce 1648&#8242;de 22 yaşındayken de Mesihliğini ilan etmiş fakat yeterli ilgiyi görmemişti. Çok kısa sürede Avrupa, Ortadoğu ve Rusya&#8217;da duyulan bu hadise sadece Osmanlı Türkiye&#8217;sindeki Yahudileri değil, Müslüman Türkleri ve Doğu Avrupa&#8217;daki Hıristiyan tebaayı da derinden etkiledi.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Gelişmeler üzerine tutuklanarak Edirne&#8217;de 11 Eylül 1666&#8242;da Divan&#8217;da sorgulandı. Sorgulamayı kafes arkasından Padişah Avcı Mehmet&#8217;in de takip ettiği Sabatay Sevi, Mesihliğini inkâr etti. Sorgulamada bulunan ve kendisi de bir Yahudi dönmesi olan Hekimbaşı Hayatizade Mustafa Fevzi Efendi&#8217;nin (Moses ben Raffael Abrabanel); &#8220;Müslüman ol kelleni kurtar&#8221; tavsiyesi ile Sevi görünürde Müslüman olup Mehmet Aziz Efendi adını almıştır.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Sabatay Sevi görünürde Müslüman Türk, hakikatte ise kendi Yahudi inançlarına bağlı kalarak ikili (dual) bir hayat sürdürmüştür. Müritlerinin de benzer ikili kimliği benimsemesiyle tarihte ve günümüzde &#8220;dönmelik&#8221; veya &#8220;Sabataycılık&#8221; denen bir tür çift kimlikli &#8220;açık Müslüman-gizli Yahudi&#8221; &#8220;tarikat&#8221; doğmuştur.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Nitekim Rabbi Abraham Danon tarafından Revue des Etudes Juives&#8217;de İbranice metni yayınlanan Sabatay Sevi&#8217;nin 18 maddeden oluşan inanç risalesi, Prof. Abraham Galante tarafından hem orijinal İspanyolca metin hem de Fransızca tercümesi yayımlandı. Sabatay Sevi&#8217;nin 18 emirden oluşan Ladino dilinde yazılmış risalesi ilk kez 1897&#8242;de Paris Şarkiyat Kongresi&#8217;ne sunulan bir tebliğde Journal&#8217;de Selanique&#8217;nin yayın yönetmeni Sadi Levi vasıtasıyla ortaya çıkar.</span></p>
<p></span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Niçin 18 emir?<span id="more-347"></span></span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Sabatay Sevi Yahudi tarihinde ortaya çıkan 17. Mesih&#8217;ti ve apokalips (kıyamet) Mesih&#8217;inin habercisiydi. 18. Mesih kıyamet gününde ortaya çıkacaktı. İnançlı Sabataycılar 18. mesih&#8217;i bekliyorlar.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">18 maddeden oluşan risalenin 16. Maddesi aynen şöyle: &#8220;Türklerin adetlerine, onların gözlerini örtmek maksadıyla, dikkat edilsin. Ramazan orucunu tutmak için sıkıntı gösterilmesin ve aynı şey kurban için de yapılsın. Gözün gördüğü her şey yerine getirilmelidir.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">1990&#8242;lardan itibaren sık sık gündeme getirilen Sabatay Sevi adı, 2006 yılının son günlerinde Sabatay Sevi adına kurulması düşünülen bir müze tartışmasıyla tekrar basında sık sık yer almaya başladı.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">İnternet sitelerinin dışında Yeni Şafak gazetesi muhabiri Şaban Arslan, araştırmacı yazar Ahmet Almaz&#8217;ın &#8220;Tevrat&#8217;ın Türk Evlatları&#8221; kitabı (Yakamoz Yayınları 0212-222 72 75) ile akademisyen Cengiz Şişman&#8217;ın &#8220;Sabatay Sevi ve Sabataycılar&#8221; adlı çalışmasında Sabatay Sevi müzesi kurulması çalışmasıyla ilgili bilgiler yer almakta. Ayrıca tarafımızın özel kaynaklardan elde ettiği bilgileri de dikkatle değerlendirdiğimizde, İzmir&#8217;de &#8220;müze&#8221; adı altında &#8220;Sabatay Sevi Tekkesi&#8221;nin kurulmak istendiği anlaşılıyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">İzmir Selçuk&#8217;taki Bülbül dağında 100 yıl kadar önce başlatılan &#8220;kutsal Meryem Ana Evi&#8221; çalışması nihayetinde 1967 yılının 26 Temmuz günü bizzat Papa 6. Paul&#8217;un Bülbül dağına gelerek burayı &#8220;kutsaması&#8221; ile Hıristiyanlar için &#8220;hac&#8221; merkezi haline getirildi.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Yöntem bildik ve bayağı. Yörüklerin &#8220;aşağı köyde bir yalan söyledim yukarı köyde kendim de inandım&#8221; cinsinden bir &#8220;kutsallaştırma&#8221; operasyonu.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Bütün ısrarlara rağmen Rahmetli Atatürk&#8217;ün Hıristiyanlara satılmasına izin vermediği Bülbül dağındaki metruk taş yığınını barındıran 29.200 metrekare arazi 1950&#8242;de Bayar-Menderes ikilisi döneminde maalesef Hıristiyan Vakıfları destekli Meryem Ana Derneği&#8217;ne satıldı. Sonra restorasyon adı altında görkemli bir Meryem Ana Evi inşa edildi. Sonra da Papalık tarafından kutsandı. Artık her Papa burayı ziyaret ediyor. Hıristiyanlar burada hacı oluyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">1774 yılında Almanya&#8217;da doğan kötürüm ve histerik rahibe olduğu bilinen Anne Catherine Emmerich&#8217;in &#8220;gördüğü vizyonlar&#8221; (rüyalar) önce kitaplaştırıldı, sonra Emmerich&#8217;in vizyonlarına Fransız Sorbonne Üniversitesi tarih Profesörü Charles Lenormand tarafından &#8220;bilimsel&#8221; kılıf geçirildi. Artık &#8220;tarihi gerçekler&#8221;e göre Meryem Ana&#8217;nın Evi İzmir Selçuk&#8217;taki Bülbül dağındaydı.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Dünyanın 43 farklı yerinde Papalık tarafından &#8220;kutsanmış&#8221; Meryem Ana Evi var, ancak Kudüs ve Bülbül dağındakilerin ayrı bir önemi bulunuyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Şimdi de benzer senaryo İzmir&#8217;de Sabatay Sevi Müzesi (tekkesi) için uygulamaya konuyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">İzmir Ticaret Odası (İZTO) Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Demirtaş ile TOBB-ETU Üniversitesi tarih bölümünde ve ABD&#8217;nin Boston şehrindeki Harvard Üniversitesi&#8217;nde öğretim üyesi olan Yrd. Doç. Dr. Cengiz Şişman &#8220;Sabatay Sevi Müzesi&#8221; çalışmasının önderliğini üstlenmiş görünüyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Boston ve çevresindeki Türk akademisyenlerin iddiasına göre Cengiz Şişman Fethullah Gülen cemaatine oldukça yakın.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Prof. Dr. Yalçın Küçük &#8220;Sabatay Sevi Müzesi fikrini kim önermişse Sabatayist&#8217;tir&#8221; diyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Tarihçi ve biyografi araştırmacısı Mahmut Çetin ise &#8220;görünenlerin arkasına iyi bakmak gerekir, bu uluslararası bir organizasyon işine benziyor. Daha önceki örneği de Meryem Ana Evi&#8221; şeklinde konuştu.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">İzmir&#8217;in Agora semtindeki Portekiz Sinagogu&#8217;nda 370 bin YTL&#8217;ye bir Sabatay Sevi Müzesi kurmak için İZTO&#8217;dan bir grup harekete geçiyor. Ancak İZTO Başkanı Demirtaş, tepkilerden çekinerek, projeyle ilgili teklifi son anda geri çekiyor. (Şaban Arslan-Yeni Şafak 28. 12. 2006)</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">İzmir Ticaret Odası&#8217;nın 65 bin üyesi var ve İZTO yönetimi &#8220;Sabatay Sevi Müzesi&#8221; gibi netameli bir teklifin de yer aldığı 425 sayfalık Yönetim Kurulu Çalışma Programı ve 2007 Bütçesi&#8217;ni sadece 179 meclis üyesine gönderiyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Çalışma Raporu&#8217;nun 378.sayfasındaki Sabatay Sevi Müzesi başlığı altında yer alan şu ifadeleri nasıl yorumlamamız gerekir? &#8220;Sabatay Sevi, Musevilik tarihinde önemli yer tutan bir kişiliktir ve İzmir&#8217;de yaşamıştır. Hatta Sabataycılık Museviliğin bir kolu olarak varlığını sürdürmüştür. İzmir&#8217;in tarihinde önemli bir yeri olan olay ve kişiler, kent belleğinin bir parçasıdır. Bu nedenle Sabatay Sevi&#8217;nin Musevi tarihindeki rolünü ortaya koyabilecek ve çeşitli eski eserlerin de yer alacağı bir müze kurulması, müzenin eski bir sinagog veya eski bir binada yapılması düşünülmektedir.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">İZTO Başkanı Ekrem Demirtaş&#8217;a göre böyle bir müze &#8220;müzeler şehri&#8221; yapmayı düşündükleri İzmir&#8217;e renk katacak. Demirtaş, &#8220;Amacımız tamamen turizme renk getirmek. Bu tür renkli kişilerin de dikkate alınması ferekiyor&#8221; dedi.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">İZTO Meclis Üyesi Necmi Çalışkan İZTO&#8217;nun daha önce de kilise ve sinagogların restorasyonu için karar aldığını belirtiyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Bu beylere sormak gerekmez mi? Siz kaç cami, kaç Türk eseri ve hele hele İzmir tarihinde önemli bir yeri olan Timur için ne kararlar aldınız, neler yaptınız?</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">&#8220;Etnografik değerlerimizi korumamız gerekir. Musevi vatandaşların oluşturduğu kültür İzmir için çok önemlidir&#8221; diye devam eden Bay Necmi Çalışkan ve Bay Ekrem Demirtaş saf olmadıklarına göre ya cahiller ya da kötü niyetli.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Nitekim İZTO Meclis Başkan Vekili Necip Nasır &#8220;300 yıldır gizli olan bir yapılanmanın ticaret odasının gündemine gelmesi yadırganacak bir şeydir. Farklı bir amaçla yapılmış olabilir&#8221; diye konuştu.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Yine İZTO meclis üyelerinden Salih Büyükuğur İZTO yönetiminin geçen yıl da sinangog ve kiliselerin onarımı için 3 milyon YTL para ayırdığını ve bu karara muhalefet şerhi koyduğunu belirterek şunları söylüyor:</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">&#8220;Bu talep Yunanistan Konsolosluğu&#8217;ndan gelmiş. Kapalı kapılar arkasında dolaplar dönüyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">İZTO Başkanı Demirtaş bunun kulisini yapmıştır, meclisten geçirir. Çünkü meclis üyelerinin yüzde 30&#8242;u kurduğu şirketlerin de ortağı.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Bir diğer İZTO meclis üyesi Vasfi Çakıroğlu da Sabatay Sevi Müzesi&#8217;ne karşı olduğunu belirterek şöyle diyor:</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">&#8220;2007 yılında üyelerden, toplanan aidatın 170 YTL&#8217;den 250&#8242;ye çıkarılacağını, toplanan paraların da toplumu dejenere edici, kamplara bölücü konular için harcanacak. Sevi&#8217;ye Yahudiler bile karşı çıkıyor. &#8220;Yahudi dönmesi&#8221; diyorlar.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Son zamanlardaki bazı açıklamalarını ve kitaplarındaki bazı metinleri hayretler içinde kalarak takip ettiğimiz Prof. Dr. İlber Ortaylı, Ahmet Almaz&#8217;ın kitabındaki bilgiye göre Sabatay Sevi Müzesi&#8217;ni destekliyor. Ortaylı&#8217;nın sözleri şöyle: &#8220;Böyle bir müze kurulmasını çok önemli buluyorum, çok iyi olur. Sabatay Sevi, dini bir kişilik olmasının yanı sıra tarihi bir kişiliktir, şehrin tarihine katkısı vardır, taraftarları olan biridir.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Türkiye Yahudi Cemaati Başkanı Silvio Ovadio: &#8220;Yahudi mekânlarında kesinlikle böyle bir müze kurulmayacaktır. Böyle bir müze, başka bir yerde kurulsa bile, Yahudiler için herhangi bir anlam ifade etmeyecektir. Sıradan bir müzedir&#8221; şeklinde konuşuyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Başkan Silvio Ovadio, İZTO ve İzmir Büyükşehir Belediyesi&#8217;nin, yıkık sinagogları restore etmek için kendilerine başvurduğunu da söylüyor. &#8220;Biz Yahudi dinindeniz. Bu din Sabatayistliği Yahudi kabul etmez. Ama tabi ki nefret boyutunda değil&#8221; diye sözlerini sürdürüyor Ovadio.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Prof. Yalçın Küçük&#8217;e göre, Sabatayistler &#8220;Ben Sabataist&#8217;im deme cesaretini gösteremedikleri için müze açma isteklerini başka gerekçelere dayandırıyorlar.&#8221; Küçük Hoca; &#8220;Sabatay Sevi ile ilgili müzeye konacak bir tek fotoğraftan başka bir şey yok&#8221; diyerek hadisenin bir başka boyutuna dikkat çekiyor: &#8220;Bu müze inanç turizmine katkıda bulunmaz. Çünkü Yahudiler Sabataycılardan nefret ederler. Sabataycıları Yahudilerin bir kolu olarak değil, sapkınlık olarak görürler. Bu müzeyi Yahudiler ziyaret etmez. Müslümanlar ve Hıristiyanlar da ziyaret etmeyeceğine göre burayı kim ziyaret edecek ki? Bu müzeyi küçük bir grup, kendi dini liderlerine saygıdan dolayı yapıyorlar.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Müfit Yüksel&#8217;e göre de İzmir Ticaret Odası&#8217;nda Sabataycılar var ve bunlar Sabatayistleri Yahudiliğe eklemlemeye çalışıyorlar. &#8220;Öyle sanıyorum ki İsrail&#8217;deki bazı çevreler müze işine sıcak bakacaklardır. İsrail&#8217;de bazı çevreler ne hikmetse Sabataycı kimliğin açığa çıkmasını ve ilgi uyandırmasını istiyorlar&#8221; diye sürdürüyor sözlerini Müfit Yüksel.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Gazeteci Mustafa Aydın ise Portekiz Sinagogu&#8217;nun Sabatay Sevi Müzesi&#8217;ne dönüştürülmesinin kavgaya sebep olabileceğini ileri sürerken Sevi&#8217;nin &#8220;doğduğu ev&#8221;in müze yapılabileceğini söylüyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Hemen bir bilgi notu ilave edelim. &#8220;İzmir&#8217;in Agora semtinde bulunan Portekiz ve Galata Sinagogları, TÜSİAD eski Başkanı Tuncay Özilhan ve İzmir&#8217;in ölen Belediye Balkanı Ahmet Piriştina tarafından 1999-2000 yıllarında restore ettirdi.&#8221; (Alişan Satılmış, Ortadoğu gazetesi 26 Aralık 2007)</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">TOBB-ETU Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi ve Harvard Üniversitesi&#8217;nden doktoralı Cengiz Şişman &#8220;Sabatay Sevi ve Sabataycılar-Mitler ve Gerçekler&#8221; adlı kitabında İzmir Belediyesi&#8217;nin de, Kültür Bakanlığı&#8217;nın da Sabatay Sevi Evi Müzesi projesinin içinde olduğunu yazıyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Ne derece doğru bilemiyorum. Ancak pek çok internet sitesinde Cengiz Şişman&#8217;ın Harvard Üniversitesi&#8217;nde Türkiye Yahudi Hahambaşılığı&#8217;nın bursu-finansal desteği ile doktora yaptığı iddiası yer alıyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Cengiz Şişman&#8217;a göre Sabatay Sevi Evi tartışması uluslar arası boyutta epey alevlendi.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Sabatay Sevi Evi konusunda Berry Kapanji (Kapani) nin araştırma yaptığını ve bu araştırmalardan faydalanarak Cengiz Şişman&#8217;ın İsrail&#8217;in ünlü gazetesi Haaretz&#8217;de bir makale yazdığını öğreniyoruz. Bu makaleye atıfta bulunan başka makaleler de ABD&#8217;de yayımlanan bazı dergilerde yer alıyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">&#8220;Berrry Kapanji&#8217;nin gayretleriyle bu konu gün yüzüne çıkarıldı ve olay uluslar arası bir tartışma zeminine çekildiğinde bir infial uyandırdı. Ben şimdiye kadar belki onlarca e-posta aldım bu evin kurtarılması konusunda.&#8221; (C. Şişman, a.g.e, s.127)</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Agora semtindeki evin Sabatay Sevi&#8217;nin doğduğu ev olup olmadığını tespit için Cengiz Şişman&#8217;ın da içinde bulunduğu bir grup karbon testi yaparak evin yaşını öğrenmeye çalışıyorlar.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Anladığınız gibi Sabatay Sevi Evi-Müzesi için Berry Kapanji, Cengiz Şişman İZTO yönetimi, İzmir&#8217;in CHP&#8217;li belediye yönetimi, AKP&#8217;li Kültür Bakanlığı, Harvard Üniversitesi, İsrail ve ABD&#8217;deki bazı merkezler, bazı İslami cemaatler ve şimdilik &#8220;yerli&#8221; ve yabancı perdenin arkasındakiler işbirliği yapıyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Tıpkı Meryem Ana Evi tezgâhı gibi.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Cengiz Şişman&#8217;ın yazdığına göre Prof. Marc Bregman 1970&#8242;li yıllara ait bir hatırasında, Agora&#8217;daki Çingeneler New York&#8217;tan gelen bir kadının evin üçüncü katına çıktığını ve ağlayarak dua ettiğini aktarıyor. Yani projenin zihni kökenleri eskiye dayanıyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">1992 yılında Michael Grosman adlı Yahudi&#8217;nin yaptığı &#8220;Sazanikos&#8221; adlı belgeselde, Sabatay Sevi&#8217;nin doğduğu eve ait olduğu iddia edilen görüntülere de yer veriliyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">&#8220;Daha sonra evi kurtarmak için birkaç çabada bulunulmuş. Bunlardan birisi de İsrailli Kabala uzmanı olan Abraham Elqayam&#8217;a ait. Ancak bu çabaların hiçbiri sonuç vermemiş. İşte son zamanlarda bir de benim de içinde olduğum ULUSLAR ARASI BİR GRUP olarak bir şeyler yapmaya çalışıyoruz.&#8221; (C. Şişman, a.g.e, s.130)</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">İşte Sabatay Sevi Müzesi-Evi projesinin tam merkezindeki isimlerden Cengiz şişman Rahmetli Atatürk&#8217;ün babasını Arnavut annesini de Makedonyalı yapıveriyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Cengiz Şişman gibi ben de ABD&#8217;de lisansüstü eğitim gördüm. Amerikalıların pek çok devlet politikalarını, hele hele Evanjelist-Kabalist Yahudi tezgâhı Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ni yerden yere vururum. Ama Amerika&#8217;da da çok sayıda namuslu siyasetçi hele hele üniversitelerde ilmi ahlakına saygı duyulacak binlerce akademisyen var. Bu insanlar tarihi gerçekler konusunda oldukça dürüsttürler. Yani Cengiz Şişman&#8217;ın yaptığı gibi çarpıtma yapmazlar.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Anlaşılıyor ki Mustafa Kemal Atatürk&#8217;e Sabatayist yaftası tutmayınca şimdi de Arnavutluğu tedavüle sürüyor. Türk devletinin kurucusu Gazi, Türk bilinmesinde ne bilinirse bilinsin.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Bir tarafta İslam ve Peygamberimiz Hz. Muhammed üzerine oynanıyor. Öte yandan Cumhuriyet Türkiye&#8217;sinin kurucusu Türk milletinin medarı iftiharı Atatürk üzerine. Ama Türk milleti ahlaki şuurda Muhammed Mustafa&#8217;nın, milli şuurda Mustafa Kemal&#8217;in rehberliğinde yoluna devam edecektir. Bu durum &#8220;travmacılar&#8221;a rağmen değişmeyecektir.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Atatürk Sabataycı mıydı?</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Bu mesnetsiz iddiaların kaynaklarını şöyle sıralayabiliriz:</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">1- Atatürk&#8217;ün uşağı Cemal Granda&#8217;nın hatıralarında naklettiği ve Atatürk&#8217;ün söylediğine dair kendisinden başka şahidin olmadığı!</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">&#8220;Benim için de bazı kimseler, Selanikli olduğumdan Yahudi olduğumu söylemek istiyorlar. Şunu unutmamak lazımdır ki Napolyon da Korsikalı bir İtalyan&#8217;dı. Ama Fransız olarak öldü ve tarihe Fransız olarak geçti. İnsanların içinde bulundukları cemiyete çalışmaları lazımdır&#8221; sözü.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Cemal Granda&#8217;nın Sabataycı olduğuna dair iddiaların olduğunu belirtelim ve geçelim.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">2- ABD&#8217;ye göç eden bir Ermeni asıllı Türk vatandaşının 1923 yılında Amerikan gümrüğünde sorgulanırken söylediği var sayılan &#8220;Atatürk&#8217;ün Sabatayist olduğu&#8221;na dair tevatür.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">3- Yahudi Ansiklopedisi Encylopedia Judaica&#8217;nın &#8220;Atatürk&#8221; maddesinde yer alan bu yöndeki ima.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">4- Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün Selanik&#8217;te Şemsi Efendi Mektebine gitmesi. Bu mektebin sahibi Şemsi Efendi Sabataycı&#8217;dır. Ancak bugün bile gizlenmek, deşifre olmamak için kılı kırk yaran Sabataycıların 1900&#8242;lerde sadece Sabataycıların çocuklarının gittiği bir okul açma cesareti! Kelleyi koltuğa almaktan öte bir şeydir. Bugün de Fevziye Mektepleri ve Işık Üniversitesi&#8217;nin öğrencilerinin büyük çoğunluğu Müslüman Türk ailelerinin çocuklarıdır.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Bir başka husus, Atatürk&#8217;ün gittiği Şemsi Efendi Mektebi, Atatürk&#8217;ün evinin sadece birkaç sokak ilerisindedir.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">5- 1942 yılında Itamar Ben-Zwi adlı İsrailli bir gazetecinin hatıraları yayınlanır. Zwi&#8217;nın ölümünden sonra yayımlanan hatıralarına göre, Atatürk 1911 yılında Trablusgarp&#8217;a giderken Filistin&#8217;e uğrar ve bir otel barında tesadüfen bu gazeteciyle sohbet sırasında kendisinin ilkokuldayken &#8220;Shema Yisrael Adonai Eloheinu ve Adonai Ehad&#8221; (Dinle ey İsrail Rabbimiz olan Tanrı tektir) duasını okuduklarını hatırladığını söyler. İsrailli gazeteci buradan hareketle Atatürk&#8217;ün Sabataycı olabileceğini iddia eder.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">İşte bu hatıralara dayanarak İsrail gazetelerinde defalarca yazı yazan Amerikalı Yahudi Hillel Halkin 1994 yılında Atatürk&#8217;ün Sabataycı olduğunu iddia etti. Halkin&#8217;in yazısına bazı Avrupalı gazete ve dergilerde atıfta bulunuldu.</span></p>
<p><span style="font-size:x-small;"><span style="font-family:Arial;">Hillel Halkin&#8217;in yazısını şu kaynaktan okuyabilirsiniz: <span style="text-decoration:underline;"><span style="color:#0000ff;">&lt;http://www.f16.parsimony.net/forum27628/messages/1517.htm&gt;</span></span></span></span><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;"> FORWARD, A Jewish Newspaper published in New York. January 28, 1994.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Halkin&#8217;in uzunca makalesinin elle tutulur yanı yok. Temel dayanak olarak kullandığı İsrailli gazeteci Itamar Ben-Zwi&#8217;nin hatıralarının ne zaman yazıldığı belli olmadığı gibi 1911 yılında Atatürk sıradan bir Türk subayıdır, tanınmamaktadır.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Sakarya Üniversitesi&#8217;nden tarih doktoru Emin Sezer Hoca&#8217;nın ifadesiyle &#8220;Atatürk&#8217;ün Türk oğlu Türk olduğuna dair yeterince ve sağlam belge mevcuttur.&#8221; İsteyen Türk Tarih Kurumu kaynaklarına başvurabilir. Hala bugün Atatürk&#8217;ün mensup olduğu Türkmen aşireti aileleri Karaman&#8217;da yaşamaktadır.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Maalesef Milli Gazete yazarı Mehmet Şevki Eygi, Sabatayist-İsrail vatandaşı Yahudi Ilgaz Zorlu&#8217;nun Zvi-geyik adlı yayınevinde basılan &#8220;İki Kimlikli, Gizli, Esrarlı ve Çok Güçlü Bir Cemaat Yahudi Türkler Yahut Sabataycılar&#8221; adlı kitabında Amerikan Yahudi&#8217;si Hillel Halkin&#8217;in mesnetsiz makalesine dayanarak şunları yazabilmiştir:</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">&#8220;Türkiye&#8217;yi bugünkü perişan hale çocukluğunda bir Karay Hoca&#8217;dan gizlice Yahudi diniyle ilgili dersler alan ve her gece &#8220;Şema Yisrael&#8221; duasını okumadan yatağa girip uyumayan bir kişi sokmuştur.&#8221; (M.Ş. Eygi, a.g.e, s.112)</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Eygi açıkça Atatürk&#8217;ü Sabatayist olmakla itham etmektedir. Anlaşılıyor ki Eygi&#8217;nin Suudi Arabistanlı yılları onun maddi kazanç yılları olsa da manevi-insaf yönünü törpülemiş.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Eygi&#8217;nin Halkin&#8217;in makalesine dayanarak zikrettiği &#8220;Karay Hoca&#8221; Karaim/Karay Yahudisidir. Atatürk&#8217;e Yahudi duasını öğrettiği iddia edilen Karay Yahudiliği ile Sabataycılık asla bir araya gelmesi mümkün olmayan farklı iki mezheptir.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Dr. Rıza Nur &#8220;Hayat ve Hatıralarım&#8221;da Atatürk&#8217;ü yer yer ağır şekilde tenkit eder. Ancak Atatürk&#8217;ün Sabataycı olduğuna dair en ufak bir imada dahi bulunmaz. Hiç şüpheniz olmasın ki Atatürk&#8217;te böyle bir kan bağı olsaydı Rıza Nur bunu en detaylı şekilde kullanırdı.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Türk Yahudilerinin tarihini yazan değerli araştırmacı Rıfat Bali ile 2007 yılı içinde yaptığımız bir sohbette, benim sorum üzerine &#8220;Atatürk&#8217;ün Sabataylıkla uzak yakın bir alakası yoktur&#8221; dedi ve ve bunu bir makale olarak Ortadoğu gazetesinde yayımladım. Sayın Bali Sarbon Üniversitesi mezunudur. Bazı konularda farklı düşünsek de kendi ifadesiyle bu toprağın evladıdır ve Türk milletinin manevi değerleri konusunda hassasiyetini sürekli dile getirir.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Bir başka husus, Türk tarihinde mason localarını 10 Ekim 1935 yılında bir gecede kapatan ilk ve tek Türk devlet adamı Atatürk&#8217;tür. Hatta bu sebepten dolayı Atatürk&#8217;ün Yahudiler ve Sabatayistler tarafından ağır ağır zehirlendiğine dair çok sayıda kaynakta bilgi mevcuttur. Kaldı ki hepimize ilkokuldan beri adeta maksatlı bir şekilde öğretildiği bugün iyice gün yüzüne çıkan; &#8220;Atatürk çok içki içtiği için buna bağlı sirozdan öldü&#8221; de gerçeği yansıtmamaktadır.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Atatürk&#8217;e biyopsi de otopsi de yapılmamıştır. Atatürk&#8217;ün İstiklal Savaşı yıllarında hiç içki içmediği, daha sonraki yıllarda da kendisinin asla aşırı alkol almadığı daha çok karşısındakilere içirdiği pek çok hatıratta yer almaktadır.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Atatürk&#8217;ün &#8220;salyrgan&#8221;(civalı ilaç) ile tedavi gerekçesiyle aslında ağır ağır zehirlenerek öldürüldüğü artık ortaya çıktı. Bugün mezarından alınacak bir tek saç telinin analizi her şeyin ortaya çıkmasına yeter de artar bile. Öte yandan Atatürk daha önce sıtma geçirmesine rağmen sadece 1937 yılında İstanbul Eczanesi&#8217;nden Atatürk için 43 kutu kinin ilacı alınmıştır. Bu ilaç karaciğer ve dalağı yıpratır. </span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Görüldüğü gibi Türk milli kimliğinin oluşmasında büyük katkısı olan bizi ümmetten ve tebadan millete geçiren Mustafa Kemal Atatürk Türk kimliğinin dışına çıkarılmak isteniyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Değerli tarihçi, akademisyen Dr. Emin Sezer&#8217;in ifade ettiği gibi; &#8220;Türk, Muhammed Mustafa&#8217;sız da Mustafa Kemal&#8217;siz de olmaz.&#8221; &#8220;Sabatayist&#8221; iddiaları ile Mustafa Kemal Türk kimliğinden çıkarılmak istenirken, &#8220;ılımlı İslam&#8221;, &#8220;dinlerarası diyalog&#8221; ve &#8220;Kelime-i Tevhid&#8217;in Muhammedün Resulullah kısmını söylemeye gerek yoktur&#8221; ile Hz. Peygamber İslam&#8217;ın alt basamaklarına itilerek &#8220;İsevi Müslümanlık&#8221; peydahlanmak, İslam, Kabala temelli Yahudi-Hıristiyan inancına monte edilerek Yeni Dünya Düzeni&#8217;nin &#8220;tek dünya dini&#8221;, senkretik dinin içi boşaltılmış bir parçası haline dönüştürülmek planlanıyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">İzmir Selçuk Bülbül dağındaki Meryem Ana Evi ile İzmir&#8217;deki Sabatay Sevi Müzesi-Evi aynı karanlık emellerin kilometre taşlarıdır. Her ne kadar proje tepkiler üzerine biraz &#8220;askıya&#8221; alınmış görünse de.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Ahmet Almaz&#8217;ın sözünü ettiğimiz kitabından bir alıntı yapalım. Bu bilginin esas kaynağı 28 Aralık 2006 tarihli Yeni Şafak gazetesi ve Şaban Aslan&#8217;dır.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">&#8220;Sabatay Sevi&#8217;nin 300 yıl önce görev yaptığı İzmir&#8217;in Agora semtindeki Portekiz Sinagogu&#8217;na Sabatay Sevi Müzesi yapma girişimi, Musevi cemaati tarafından da onaylanmamıştı. Sabatay Sevi&#8217;nin oturduğu mahalle, Havra Sokağı&#8217;nın yanında, tarihi Agora kentinde bulunuyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">İzmir Büyükşehir Belediyesi, Agora kentinin cazibesini artırmak için eskiden çoğu Yahudi yerleşimcilerden oluşan, şimdilerde işyeri olan eski binaları yıkarak yeşil alana dönüştürüyor. Agora kentinin yanında yıkımı durdurulan birkaç binadan biri, Sabatay Sevi&#8217;nin 300 yıl önce yaşadığı tarihi ev. Evin bulunduğu Namazgâh Mahallesi&#8217;nin 15 yıllık muhtarı Erol Ertürkmen &#8220;Tüm mahalleyi yıktılar bir o evi bıraktılar. Orayı neden yıkmadıklarını sordum. &#8216;Burası Sabatay Sevi&#8217;nin evi&#8217; dediler. Bu evde 10 yıl öncesine kadar bir aile oturuyordu. Sanıyorum etrafı temizlenip onarılacak&#8221; dedi.(A. Almaz, a.g.e, s.201)</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Size çok ilginç bir örnekten daha bahsetmek istiyorum.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Evanjelist Hıristiyanlar ve Ortodoks Yahudiler Kudüs&#8217;te bir an önce Süleyman Tapınağı&#8217;nın yeniden yapılmasını istiyorlar. Süleyman Tapınağı&#8217;nın üçüncü kez yapılabilmesi için Mescid-i Aksa ve Kubbetüs Sahra Camilerinin yıkılması gerekiyormuş. </span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Bu &#8220;kutsal idealin&#8221; en önemli isimlerinden biri 1970&#8242;lerden beri Frankist (Hıristiyan Yahudi veya Hıristiyan Sabatayist) âlim-papaz Bellarmino Bagatti ve en büyük destekçisi de İsrailli ünlü mimar Tuvia Sagiv. Bu hususta daha geniş bilgiyi Joel Levy&#8217;nin 2006&#8242;da yayımlanan &#8220;Lost Histories/Exploring the World&#8217;s most Famous Mysteries&#8221; adlı kitabında bulabilirsiniz.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Ruşen Çakır 27 Haziran 2008 tarihli Vatan gazetesindeki köşesinde Cengiz Şişman&#8217;ın kitabını konu alan uzunca bir yazı yayınladı.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Yazının bir bölümü Cengiz Şişman&#8217;la yapılmış mülakattan oluşuyor. Aşağıda okuyacağınız satırlar Çakır&#8217;ın yazısından derlenmiştir.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">&#8220;Hem Yahudilik hem de masonlukla irtibatlı olarak gösterilen Sabataycılar bir de işin içine gizlilik girince iyice hedef tahtasına yerleştirildiler… Yrd. Doç. Cengiz Şişman&#8217;ın &#8220;Sabatay Sevi ve Sabataycılar&#8221; kitabıyla karşılaştığımda önce tereddüt ettim. Fakat &#8220;Mitler ve Gerçekler&#8221; altbaşlığı ve yazarın ABD&#8217;de Harvard Üniversitesi&#8217;nde konuyla ilgili doktora yapmış olduğu bilgisi üzerine okumaya koyuldum… Sonuçta Şişman&#8217;ın kitabı &#8220;düşmanımızı tanıyalım&#8221; diye alanları hayal kırıklığına uğratıyor; Türkiye mozaiğinin bir parçası olan Sabataycılık hakkında serinkanlı, objektif bilgi sahibi olmak isteyenlerin de takdirini kazanıyor.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Ruşen Çakır&#8217;ın yazısında yer alan Cengiz Şişman&#8217;ın sözleri de özetle şöyle:</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">&#8220;Kolay olmayan bir işe kalkıştığım doğru. Yerleşik yanlışları değiştirmek zorlu ve zaman isteyen bir iş… Eleştirilerden daha fazla da takdir alıyorum… Ben bu konu ile yıllardır bilimsel anlamda ilgileniyorum. Çünkü hem Osmanlı tarihçisi hem de dinler tarihçisiyim. Ancak başlangıçtan itibaren bu konudaki yaklaşım tarzları, art niyetler ve cahilane yorumlar beni hep rahatsız ede gelmiştir. Konuya akademik bir disiplin ve hassasiyetle yaklaşıldığında benim vardığım sonuçlar çok şaşırtıcı değil.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Burada kısa bir açıklama yapalım. Cengiz Şişman söz konusu kitabında, dinler tarihi hususunda büyük otorite olan, ilim insanlığına herkesin hürmet ettiği, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdurrahman Küçük&#8217;ün &#8220;Dönmeler-Sabatayistler Tarihi&#8221; adlı kitabını (Andaç Yayınları, 0312-384 18 28-29; Faks: 0312-384 38 67) küçümsüyor, beğenmiyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Yine bu hususta Prof. Orhan Türkdoğan ile Mahmut Çetin&#8217;in çok değerli eserleri var ve her objektif düşünceli insanın takdirini kazanıyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Şişman&#8217;dan devam edelim.</span></p>
<div><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">&#8220;Oyunun/güç ilişkilerinin dışında kalan ya da dışında kaldığını hisseden herkesin, kendi yetersizliklerini açıklamakta başvurduğu en kestirme savunma mekanizması bu. En yakın örneklerden biri &#8220;dünyanın efendileri&#8221;nin katıldığı yıllık Bilderberg toplantıları hakkındaki komplolardır mesela. İslamcıların bir zamanlar en çok spekülasyon yaptıkları konu idi. Ama son iki yıldır gündemden düştü. Niye? Çünkü İslamcılar güç ilişkilerinin merkezine yerleşmeye başladılar ve &#8220;komplo kurulan&#8221; değil &#8220;komplo kuran&#8221; bir mevkiye yükseldiler… Sabataycı kökenli insanlar Osmanlı&#8217;nın son dönemlerinde ve çağdaş Türkiye&#8217;nin kurulması aşamasında etkili olmuş insanlardır…</span></div>
<div> </div>
<div><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Bunların birçoğu 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren dini, ırki ya da kabilesel kimliklerinin bırakıp, diğer birçok Türk aydını gibi modernleşmeci, aydınlatmacı ve kısmen de masonik fikirlerin etkisi altında kalmışlardır… Şurası bir gerçektir ki, Sabataycılık ilk başında oldukça yoğun Yahudilik unsurları barındırmış ama zamanla bu azalmış ve yukarıda bahsettiğim gibi özellikle modernite ile tanıştıktan sonra bir kısmı agnostik ya da ateist olmuşlardır.&#8221;</span></div>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Sözün özü…</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Türkiye teostratejik planlamaya dayalı siyasi, iktisadi, psikolojik, etnik tabanlı sosyal ve dini tehditler altında.</span></p>
<p>Kaynak: OrtadoğuGazetesi.net  Ramazan K. Kurt</p>
<br />Posted in Efendi 2 Tagged: Atatürk, sabatay sevi, sabataycı, sabataycılar, Sabatayist, sabetay sevi, sabetayist, sabetayizm, Soner Yalçın, yahudi, Yalçın Küçük <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/347/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/347/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/347/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/347/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/kendihalinde.wordpress.com/347/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/kendihalinde.wordpress.com/347/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/kendihalinde.wordpress.com/347/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/kendihalinde.wordpress.com/347/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/347/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/347/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/347/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/347/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/347/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/347/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=347&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/14/ataturk-ve-sabetay-sevi-tekkesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/sabetay-sevicilik.jpg?w=264" medium="image">
			<media:title type="html">sabetay-sevicilik</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Sabatayizm</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/10/sabatayizm/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/10/sabatayizm/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Dec 2008 03:45:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efendi 2]]></category>
		<category><![CDATA[dönmelik]]></category>
		<category><![CDATA[Sabatay]]></category>
		<category><![CDATA[sabatay sevi]]></category>
		<category><![CDATA[sabataycılık]]></category>
		<category><![CDATA[sabatayizm]]></category>
		<category><![CDATA[Sabetay]]></category>
		<category><![CDATA[sabetay sevi]]></category>
		<category><![CDATA[sabetayist]]></category>
		<category><![CDATA[sabetaylar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=336</guid>
		<description><![CDATA[Sabatayizm Osmanlı imparatorluğunun son 250–300 yıllık tarihinde etkin olmuş tarikatvari bir Yahudi yapılanmasının adıdır. Sabatayizm, Yahudilik ve Dönmelik kavramları ile birlikte anılır. Bunun en önemli sebebi akımın kaynağının Yahudilik olmasıdır. Osmanlı toplumunda İslamiyet’i seçen Yahudiler hep kuşkuyla karşılanmışlardır. İslamiyet’e samimi olarak geçmedikleri düşünülmüştür ki bunda da haklılık payı vardır. Ama hiçbir şey yapılmamıştır. Çünkü İslam [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=336&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&quot;"><span style="font-size:small;"><img class="aligncenter size-thumbnail wp-image-337" title="sabetayizm" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/sabetayizm.jpg?w=128&#038;h=95" alt="sabetayizm" width="128" height="95" /></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&quot;"><span style="font-size:small;">Sabatayizm Osmanlı imparatorluğunun son 250–300 yıllık tarihinde etkin olmuş tarikatvari bir Yahudi yapılanmasının adıdır. Sabatayizm, Yahudilik ve Dönmelik kavramları ile birlikte anılır. Bunun en önemli sebebi akımın kaynağının Yahudilik olmasıdır. Osmanlı toplumunda İslamiyet’i seçen Yahudiler hep kuşkuyla karşılanmışlardır. İslamiyet’e samimi olarak geçmedikleri düşünülmüştür ki bunda da haklılık payı vardır. Ama hiçbir şey yapılmamıştır. Çünkü İslam ben Müslüman’ım diyen herkesi Müslüman olarak kabul eder. İspanya’da engizisyon mahkemelerinin baskısından kaçan Yahudiler Osmanlı’ya (İzmir, Selanik </span></span><span style="font-family:&quot;"><span style="font-size:small;">Edirne merkezli olmak üzere ) sığınmışlardır. İşte Türklerin hayatında önemli bir etkiye sahip olan Sabatayizm bu ailelerden birisinin oğlu olan Sabatay Sevi tarafından kurulmuştur. Sabatay Sevi İspanya’dan gelen bir Yahudi ailenin çocuğu olarak İzmir’de dünyaya gelir. Okuma merakı onu dini kitaplara yoğunlaştırır. Ailesi tarafından haham olması için okula gönderilir. Dini bilgiler alan Sabatay dini kitaplarda yer alan 1648 yılında Mesih gelecek ve Yahudileri kutsal topraklarına götürecek inancına kapılarak Mesih olduğuna inanır ve Mesihliğini ilan eder. Yahudilerin büyük çoğunluğunu da Mesih olduğuna inandırır. Osmanlıyı 38 krallığa böldüğünü, kendisini de kralların kralı ilan ettiğini söyler. Başarılı olabilmek içinde Osmanlı topraklarında kargaşa çıkarmaya başlar. Olay ciddi bir duruma gelince IV Mehmet Sabatay’ı kendisinin kafes arkasından izlediği bir odada sorguya çektirir. Sabatay’dan Mesih olduğunu ispat etmesini, bunun içinde kendisini soyacaklarını, okçuların kendisine ok atacağını, kendisine bir şey olmazsa Mesihliğini kabul edeceğini ve hatta kendisine tabi olacağını da söyler. Bunun üzerine Sabatay böyle bir şey olmadığını, bunu Yahudilerin çıkardığını, kendisinin basit bir haham olduğunu söyler ve Mesihliğini<span id="more-336"></span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&quot;"><span style="font-size:small;">inkâr eder. Bunun üzerine padişah bağışlanması için Müslüman olması gerektiğini söyler o da can korkusu nedeniyle Müslüman olmayı kabul eder ve Mehmet Aziz Efendi ismini alır. Sabatayizmin bizim için önemli olduğu yer işte bu aşamadan sonra başlar. Çünkü o görünüşte </span></span><span style="font-family:&quot;"><span style="font-size:small;">Müslüman’dır ama kalben değildir. Korkudan kabul ettiği Müslümanlığı kılıf olarak kullanarak yine çalışmalarına gizliden gizliye devam eder. Bu olaydan sonra eskisi gibi taraftarı kalmamıştır ama kendisine inananlarda azımsanmayacak kadar vardır. Onlarda onun bu yöntemini benimseyerek Müslümanlığa geçerler. Böylece Osmanlı “Dönmelerle”</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&quot;"><span style="font-size:small;">tanışmış olur. Örs, Sabatay’ın Müslüman olması karşısında cemaatin şu iki yoldan birini seçmek zorunda kaldıklarını belirtiyor: “Yahudi kalmak ve şeriatın bütün hükümlerini harfiyen yerine getirmekle birlikte gizliden gizliye kendi inançlarını sürdürmek yâda</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&quot;"><span style="font-size:small;">üstatlarının olduğu gibi Müslüman olmak; görünüşte bu dinin inançlarını yerine getirmek, ama gizlice ötekini bırakmamak. Sabataycıların büyük çoğunluğu ikinci yolu tuttu.” Dönmelik XVII yüzyıldan itibaren Türkiye’nin muhtelif şehirlerinde bilhassa Selanik’te Müslüman adı ve kıyafetinde yaşayan “Gizli Müslüman-Musevi cemaati” fertlerine Osmanlı Türkleri tarafından Yahudilikten İslam’a döndüklerini belirtmek maksadıyla verilen bir isimdir. (Dönmeler Tarihi, A. KÜÇÜK sf215) Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü’nde şöyle belirtilmektedir: Osmanlı idaresindeki muhtelif şehirlerde hassaten Selanik’te Müslüman adı ve kıyafeti altında yaşayan bir cemaat tabakası hakkında kullanılan bir tabirdir. Muhtelif din sahiplerinden Müslüman olanlara mühtedi denildiği; dönme tabiri yalnız halk tarafından kullanıldığı halde bunlar hakkında mühtedi tabirinin hiçbir</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&quot;"><span style="font-size:small;">yerde ve hiçbir zaman istimal olunmaması ve yüksek tabaka tarafından bir dereceye kadar nezaket maksadıyla avdet denilmesi Musevilikten İslam’a döndüklerini belirtmek maksadından ileri gelmiştir.” Sabatayizmin temellerini atan Sabatay Müslüman</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&quot;"><span style="font-size:small;">olduktan sonra 18 maddelik bir prensip yayınlamıştır. Bu 18 maddelik prensiplerden 2 tanesi</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&quot;"><span style="font-size:small;">var ki bizi en çok ilgilendiren bu iki maddedir. 16. madde Türklerin adetlerine onların gözlerini örtmek maksadıyla dikkat edilsin.17. madde de Müslümanlarla nikâh akdedilmemesidir. Yüzyıllar boyunca bozulmadan varlıklarını devam ettiren dönmeler devamlılıklarını sağlamak maksadıyla ve dışardan gelecek etkilerden korunmak için dışarıdan</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&quot;"><span style="font-size:small;">kız alıp-vermemişlerdir. Ancak bu kural 1. Meşrutiyetten sonra delinmeye başlamıştır.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&quot;"><span style="font-size:small;">Selanik dönmelerinin lideri olan Yakup tahminen 1683 yılında arkadaşları ile yaptığı istişare toplantısı sonucunda dönmeliğin esaslarını tespit etmiş ve şu yöntemleri benimsemişlerdir: </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&quot;"><span style="font-size:small;">1-<span>         </span>Her kabile reisi öğle ve ikindi namazlarını çarşı ve pazaryerlerinde kalabalıkla kılacak. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&quot;"><span style="font-size:small;">2-<span>         </span>Hac mevsiminde hali vakti yerinde olan üç-beş kişi hacca gidecek. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&quot;"><span style="font-size:small;">3-<span>         </span>Mevlit merasimlerinde cami ve tekkeler Mehmet Aziz (Sabatay) Efendi cemaatiyle dolacak. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&quot;"><span style="font-size:small;">4-<span>         </span>Cenazelerde Selanik caddelerini titreten tekbirler getirilecek. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&quot;"><span style="font-size:small;">Böylece Müslüman cemaatinin mühtedi taifesi hakkındaki su-i zanları az zamanda çok menfaatle giderilecektir. (Son Saat Gazetesi) (Dönmeler Tarihi, A. KÜÇÜK sf. 351) Fritsch’in kaydettiği gibi “Yalancı fatihler gelip geçiyor. Biz itaat ederiz, ama ayakta kalırız.” Cümlesi gerçek amaçlarını göstermesi bakımından önemlidir. Onların bu bağlılığı samimi değil, göstermeliktir. Fırsatını buldukları anda satmaya hazırdırlar. “ Ele geçirmek için vardığın her ülkede daima bir yabancı gibi kal.”düsturları ne kadar sinsi olduklarını göstermesi bakımından önemlidir. Bu dönmelerin Osmanlı imparatorluğu ve yeni kurulan Türkiye cumhuriyeti üzerindeki etkisi hangi noktalarda olmuştur. Dönmeler azınlıkta olmalarına rağmen ülke siyasetinde önemli etkileri olmuştur. Dönmelerin sosyal ve siyasal alandaki etkilerini Tanzimat döneminden başlayarak araştırmak gerekir. Çünkü “dönmelerin” en etkin oldukları dönem Tanzimat dönemidir. “Avrupa’daki yeni gelişmeleri “modern fikirlerin” Türklere ulaşmasında kanal görevi görenlerin önemli roller üstlenenlerin menşei, meşrebi, inanç ve adetleri itibari ile şaibelidir. Genellikle bunlar; Yahudi, mason, devşirme ve dönmelerdir.” (İttihat ve Terakki İçinde Dönmeler, S. N. TANSU) “Her yönden şaibe altında bulunan bu kimseler tarafından önerilen modeller ihtiyatla karşılanmıştır. Ancak çalışmalar devam etmiş ve fikri plandaki gelişmeler 1908 ihtilali ile fiiliyata dönüşmüş; İttihat ve Terakki sayesinde Osmanlı üzerinde</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&quot;"><span style="font-size:small;">söz sahibi olmayı başarmışlardır.” Böylece koskoca bir imparatorluk bir avuç Dönmenin elinde oyuncak olmuş ve en nihayetinde de yıkılmıştır. Türkiye’de modernleşmenin temellerinin atıldığı Tanzimat yıllarında hâkim olan dönmeler modernleşmeyi yanış temeller üzerine oturttukları içindir ki bugün hala bir sürü problemle karşı karşıyayız. Biz yanlışları düzeltmeye çalışırken dönmelerde boş durmamakta kurdukları bu düzenin devam etmesi için mücadele etmeye devam etmektedirler. Tarih boyunca yaptıkları göz önünde bulundurulursa bu insanların ne kadar sinsi ve tehlikeli oldukları anlaşılacaktır. Şu da bir gerçektir ki Sabatayistler özellikle son yüzyıllık tarih sürecinde toplumun ve devletin önemli katmanlarında söz sahibi olmuşlardır. Ticareti ellerinde bulundurmalarının yanı sıra açtıkları</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&quot;"><span style="font-size:small;">okullarda kendilerini yetiştirmişlerdir. David Borchard “ Yabancı Gözüyle Türkiye’nin Hoşgörüsü” başlıklı yazısında kullandığı şu ifadeler dikkat çekidir: “ Fakat beklide Türklerle Yahudiler arasındaki sıcak ilişkileri açıklamada “Dönmeler” yardımcı olabilir. Türkiye’nin en yetenekli aydınlarının ve gazete sahiplerinin dönme kökenli olduğu bir sır değil. Abdi</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&quot;"><span style="font-size:small;">İpekçi de dâhil olmak üzere bu yüzyılın önde gelen gazetecilerinin hemen hepsi dönme idi.”.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&quot;"><span style="font-size:small;">Bugün sabatayistler varlıklarını hala devam ettirmekte midir? 300–350 yıllık bir geçmişe sahip bir sabatayizm yok olduğuna, dağıldığına inanmamakla birlikte Sabatayistler kendilerini saklama yöntemlerini geliştirdikleri kanısındayım. Aynı zamanda içinde bulunduğumuz siyasal ve sosyal şartlarda onların saklanmaları için uygun ortamlar oluşturmaktadır. Ve onları tanımamızda mümkün değildir. Ta ki kendileri açıklamazsa. Asimile oldukları yönünde bir düşünce var ki bunu savunanlar çoğunlukla dönmelerin kendileridir. Dönmelerin bu söylemlerine kuşkuyla bakılmalıdır. Ama şunu da iyi bilmeliyiz ki kendilerini iyi gizlemeyi başardıklarıdır. 300–350 yıllık bir tarikatvari yapılanmanın yok olduğuna inanmak safdillik olur kanaatindeyim. Varlıkların bir şekilde devam ettirdikleri düşüncesi kuvvetle muhtemeldir.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"> </p>
<div></div>
<p><span style="font-family:&quot;"></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span class="createdate">02 Aralık 2008 </span><span class="article-category">Hasan Başar </span></span></span></p>
<p> </p>
<p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&quot;"></span></p>
<br />Posted in Efendi 2 Tagged: dönmelik, Sabatay, sabatay sevi, sabataycılık, sabatayizm, Sabetay, sabetay sevi, sabetayist, sabetaylar <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/336/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/336/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/336/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/336/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/kendihalinde.wordpress.com/336/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/kendihalinde.wordpress.com/336/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/kendihalinde.wordpress.com/336/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/kendihalinde.wordpress.com/336/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/336/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/336/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/336/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/336/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/336/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/336/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=336&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/10/sabatayizm/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/sabetayizm.jpg?w=128" medium="image">
			<media:title type="html">sabetayizm</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Sabataycılık / Dönmelik Meselesi Üzerine</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/10/sabataycilik-donmelik-meselesi-uzerine/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/10/sabataycilik-donmelik-meselesi-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Dec 2008 03:17:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Istanbul Sevi]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>
		<category><![CDATA[Sabatay]]></category>
		<category><![CDATA[Sabetay]]></category>
		<category><![CDATA[avdeti]]></category>
		<category><![CDATA[Dönme]]></category>
		<category><![CDATA[dönmelik]]></category>
		<category><![CDATA[sabataycılık]]></category>
		<category><![CDATA[sabetaycı]]></category>
		<category><![CDATA[sabetaycılık]]></category>
		<category><![CDATA[sabetayist]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=331</guid>
		<description><![CDATA[  GÜNÜMÜZDE SABATAYCILIK / DÖNMELİK MESELESİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER Prof.Dr.Abdurrahman Küçük                  Konuşmama, Hazar Grubu’na,Dönmelik/Sabataycılık gibi hassas ve hassas olduğu kadar da-hem Türkiye hem de dünya için- önem taşıyan  bir konuyu gündemlerine almış olmalarından dolayı teşekkürlerimi sunarak başlamak istiyorum.  Çünkü bu konunun önemi bugüne kadar sadece “erbabı”nca bilinmiş,ancak günümüzde bazı yayın ve değerlendirmeler yüzünden Türk Milleti’ni önemli [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=331&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"> <img class="aligncenter size-thumbnail wp-image-334" title="sabataycilik" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/sabataycilik.jpg?w=62&#038;h=96" alt="sabataycilik" width="62" height="96" /></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">GÜNÜMÜZDE SABATAYCILIK / DÖNMELİK MESELESİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Prof.Dr.Abdurrahman Küçük</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">         </span></span><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>    </span><span>    </span>Konuşmama, Hazar Grubu’na,Dönmelik/Sabataycılık gibi hassas ve hassas olduğu kadar da-hem Türkiye hem de dünya için- önem taşıyan<span>  </span>bir konuyu gündemlerine almış olmalarından dolayı teşekkürlerimi sunarak başlamak istiyorum.<span>  </span>Çünkü bu konunun önemi bugüne kadar sadece “erbabı”nca bilinmiş,ancak günümüzde bazı yayın ve değerlendirmeler yüzünden Türk Milleti’ni önemli bir kesiminin ilgi alanına taşınan bir konu olmuştur.Bundan dolayı “polemik konusu” yapılan Sabataycılık/Dönmelik Meselesi’ni bütün yönleriyle sizlere aktarmak,yanlış yönlendirmelere ve değerlendirmelere de değinmek hatta “son dönemde bu konunun gündeme getirilişi” hakkında nitelendirmelerde bulunmak ve takdiri sizlere bırakmak istiyorum. ( Şafak Hanım da zaten kısa sunuş konuşmasında konuya genel hatlariyle temas etti).Bu konudaki detaylı bilgiler,bildiğiniz gibi,6.baskısı<span>  </span>Alperen Yayınları arasında 2003 yılında yayınlanan Dönmeler/Sabatayistler Tarihi isimli çalışmamda,son dönemde yapılan çalışmaların değerlendirmeleri de Türkiye Dinler Tarihi Derneği yayınlarından olan<span>  </span>“Müslümanlar ve Diğer Din Mensupları” isimli kitaptaki makalemde yapılmıştır. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>              </span>Sabataycılık/Dönmelik,Osmanlı Devleti’nde de Türkiye Cumhuriyeti döneminde de değişik<span>  </span>vesilelerle gündeme gelmiş bir konudur.Günümüzde de Ilgaz Zorlu’nun ortaya çıkıp “Evet, Ben Selanikliyim”(Türkiye Sabetaycılığı) isimli kitabı yazmasının ardından Kemal Derviş’in ABD’den Türkiye’ye gelip bakan olmasıyla Dönmelik/Sabataycılık önemli gündem maddelerinden biri olmuştur.Bu konu<span>  </span>ile ilgili<span>  </span>makaleler ve kitaplar<span>  </span>yazılmış,Amerika’daki “Sabatayistler” üzerinde durulmuş, Türkiye bürokrasisinde ve Türk basın-yayınında “önemli konum”da bulunan isimlerin Sabatayistliğine dikkat çekilmiştir.Bundan dolayı hem siyaset sahnesinde hem medyada hem de ticaret sahasında etkileri konusunda değişik “senaryolar” üretilmiştir.Sabatayistlik ile Masonluk,Siyonizm,Yahudilik gibi meseleler arasında bağlantı kurulmuştur.Aslında bu konu, hassas olduğu kadar sınırları nazik olan bir konudur.Herkesin rastgele konuşacağı ve yazı yazacağı bir konu da değildir;bilgi ve birikim yanında “ince hassasiyet” gerektirmektedir.<span>   <span id="more-331"></span>           </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>               </span>Sabatayistlik/Dönmelik konusu, Türkiye’nin olduğu kadar dünyanın da en hassas ve önemli<span>  </span>meseleleri arasındadır. Bu alan, herkesin değil, uzmanlarının konuşması ve getirip götüreceğinin iyi hesap edilmesi gereken<span>  </span>“özel bir alan” olduğu da<span>  </span>unutulmamalıdır.<span>   </span>Türk Milletine mal olmuş bazı isimleri,çok yönlü değerlendirmeye tâbi tutmadan “Dönme/Sabatayist” diye sunmak, yaptıklarını dikkate almadan ve kâr-zarar hesabı yapmadan herkesi aynı kefeye koymak doğru olmadığı gibi, “Türk toplumuna mal olmuş isimler”e gölge düşürmek, milletin güvenini sarsacak, ümitsizliğe düşürecek ve herkesten şüphe eder bir hale getirecek yöntem de iyi bir yöntem değildir. Böyle konularda kaş yaparken göz çıkarılabilmektedir. Bundan dolayı,hassas noktalar gözetilerek, “millî hasasiyet ve üniter yapı” dikkate alınarak, göğsünü gererek “Ben Türküm, Ben Türk Milleti’ndenim” diyip bu söylemine uygun davranan<span>  </span>ve<span>  </span>“bizim olmuş insanları”<span>  </span>başka bir “kimlik” altına koymanın doğru olmadığını da açıkça ifade etmek istiyorum. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"> <span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>            </span>Sabataycılık,17.Yüzyılda ortaya çıkan “mesihî bir hareket”tir.Mesih, genel olarak “bozulan dünya”yı düzeltmek için gelecek birisidir.Bütün dinlerde ortak bir fenomen olan<span>  </span>“beklenen kurtarıcı” anlamında<span>  </span>mesih ve mehdi terimleri veya anlamdaşları bulunmaktadır. Her dinde benzeri olsa da mesihliğin Yahudilikte ayrı bir yeri ve önemi vardır. Bu durum tarih içinde öyle bir hal almış ki;Yahudi ile<span>  </span>“Mesih” bir ve aynı şey sayılır olmuştur.Bundan dolayı Babil Sürgünü’nden sonraki hemen her yüzyılda Yahudileri “Arz-ı Mevud”a(Vadedilmiş/Müjdelenmiş<span>  </span>Topraklar)götüreceği ve bozulan dünyayı düzelteceği iddiasiyle çok sayıda insan “Beklenen Mesih Benim” diye ortaya çıkmıştır.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">  </span></span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;">Yahudiliğin olmazsa olmazı olarak yorumlanan Mesih anlayışı,dinî ve millî beklentini son noktası,hedefe varmanın başlangıcıdır.Çünkü Yahudiler ancak “Mesih Çağı”nda<span>  </span>sürgünden kurtulacak,Süleyman Mabedi’ni yeniden<span>  </span>yapacak,dağılmış olan Musevileri bir araya toplayacak,İsrail Devleti’ni/“Tanrının Devleti”ni kurabilecektir. Bundan dolayı 17.Yüzyıl’a kadar hemen her yüzyılda bir veya daha fazla kişi<span>  </span>mesihlik iddiasıyla ortaya çıkmıştır.Sabatay Sevi de 17.Yüzyılın “mesihi” ve<span>  </span>ortaya çıkanların en etkililerinden biridir.Onun etkisi ve taraftarları günümüze kadar varlığını sürdürmüştür. Sabatayın ortaya koyduğu sistem Türk tarihinde ve Türk Milleti arasında<span>  </span>“Dönmelik/Sabataycılık” olarak adlandırılmıştır. Sabatay Sevi, Osmanlı Devleti’nin yanında dünyanın içinde bulunduğu dinî,siyasî,sosyal,ekonomik,kültürel ve stratejik<span>  </span>bazı sebeplerden yararlanarak Mesihliğini açıklamıştır.<span>   </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>            </span>Mesihlik iddiasında bulunan Sabatay Sevi,Edirne’de,16 Eylül 1666 tarihinde, Divan’a<span>  </span>alınmıştır. Padişah IV.Mehmet’in<span>  </span>Kafes arkasından takip ettiği Divan; Edirne’de Saray-ı Hümayun’da,Sadrazam Kaymakamı Mustafa Paşa,Şeyhülislâm Minkarîzâde Yahya Efendi ve Padişah İmamı Vaiz Vanî Mehmet Efendi’den oluşmuştur. Divan’da<span>  </span>sorgulanması yapılan Sabatay Sevi’nin tercümanlığını IV.Mehmet<span>  </span>döneminde Müslüman olmuş “Yahudi Dönmesi” doktor Hayatizâde(Moche ben Raphael Abravanel) yapmıştır. Mesihliği ile ilgili sorulara tercüman aracılığıyle<span>  </span>cevap vermeyi tercih eden Sabatay’a tercümanı<span>  </span>Hayatizâde,<span>  </span>“Dünyayı karıştıran sen,eğer mucize gösterme ve kendini koruma gücün varsa onları göster,kendini ve milletini kurtar” şeklinde bir öneride bulunmuştur. Böylece Sabatay’ın hem kendisini<span>   </span>hem de toplumunu kurtarması ancak göstereceği mucizeye bağlı görülmüştür.Çünkü mahkemeyi görünmeden takip eden<span>  </span>Padişah<span>  </span>da,Sabatay Sevi’nin “gerçek mesih”olduğunun tanınmasının<span>  </span><span> </span>belirleyeceği mucize konusu karşısındaki<span>  </span>tavrına bağlı olduğunu tercüman<span>  </span>vasıtasıyla bildirmiştir. Belirlenen mucize konusunu da şöyle açıklamıştır: Mesih çırılçıplak soyulacak ve becerikli okçular vücudunu nişan alacak,eğer atılan oklar vücuduna işlemez ise Padişah da onun mesihliğini tanıyacaktır.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>                </span>Padişah’ın bu teklifi karşısında şaşkına dönen Sabatay Sevi,Mesihlik iddiasını inkâr ediyor,basit bir haham olduğunu<span>  </span>ve kendisine “Mesih” sıfatının Yahudilerce verildiğini açıklıyor.Kendisine yöneltilen sorulara verdiği cevaplarda Yahudileri suçlamakla yetiniyor.Padişah IV.Mehmed,bu cevaplardan tatmin olmuyor ve Hayatizâde vasıtasıyla Müslüman olmasını teklif ediyor.Hayatizâde de ona Müslüman olmadığı taktirde başına gelecekleri tasvir ediyor;hatta bazı rivayetlere göre Müslüman görüntüsü altında davasına ve Yahudilere daha iyi hizmet edeceğini telkin ediyor.Hekimbaşı Hayatızâde, bu teklifi ile hem Sabatay’ı ölümden kurtarıyor hem Sabatay’ın yolunu açıyor hem de Türk tarihinde “Dönmelik” denilen bir hareketin başlamasını sağlıyor.Başka bir kurtuluş yolunun kalmadığını anlayan Sabatay, 16 Eylül 1666 tarihinde , Şehadet<span>  </span>Kelimesi’ni söyleyerek<span>  </span>Müslüman olduğunu açıklıyor.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>             </span>Müslüman olduktan sonra Sabatay Sevi’ye<span>  </span>Mehmed ismi verilmiş,İçoğlanlar Hamamı’na gönderilmiş ve günlük 150 akçelik bir gelirle<span>   </span>“Kapıcıbaşılık” a<span>   </span>tayin edilmiştir. Sabatay’ın karısı Sara da kocasını takip edip Müslüman olmuş ve<span>  </span>Fatma<span>   </span>adını<span>   </span>almıştır.Sara ve beraberlerinde Müslüman olan taraftarlarına da bahşiş ihsan edilmiştir.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>               </span>Günümüzdeki gelişmeler ışığında Dönmelik/Sabataycılık konusunda farklı değerlendirmeler ve yaklaşımlar olmuştur.Bu konuda zaman zaman subjektif yaklaşımlara ve değerlendirmelere rastlamak da mümkündür.Konunun nazikliğinin, “sır” konumunda olmasının ve “tabu” olarak görülmesinin subjektif değerlendirmeler yapılmasına yol açtığını söylemek yerinde olacaktır.Çünkü Dönmelik/Sabataycılık,Yahudilik temel felsefesi üzerine oturtulmuş, İslâm’dan ve Türk kültüründen de etkilenerek oluşturulmuştur. Sabatay Sevi’nin “18 Prensibi”ni ve ortaya koyduğu “Amentü”yü kabul edip uygulayan ve açıkça buna bağlı olduğuna belirten kimselere<span>  </span>“Sabatayist veya Dönme”denilmektedir. Dönme; din değiştirme anlamında değil, Müslüman olmasına rağmen “Sabatay Sevi’nin Yolu”nda devam eden yani <span> </span>dıştan Müslüman içten<span>  </span>Sabatayistliğin(veya Yahudiliğin) ilkelerini kabul edip uygulayanlara verilen sıfattır. Sabatayistliği kabul etmeyip<span>  </span>Yahudiliğe geri dönen veya samimî olarak Müslüman olanları bu sıfatın dışında görmek gerekmektedir.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>              </span>Türk Milleti,bu konularda bir nitelenmede bulunurken “ince noktalar”a dikkat etmeyi de ihmal etmemiştir.Başka dinden<span>   </span>ayrılıp<span>  </span>İslam’ı din olarak benimseyen kimselere “Mühtedi” dediği halde Yahudilikten İslam’a geçenlere Mühtedi değil<span>  </span>“Avdeti/Dönme”demiştir.Böylece dünya literatürüne ve Dinler Tarihi’ne yeni bir kavram kazandırılmıştırBuna sebep;Müslüman olduktan sonra Sabatay Sevi’nin Mehmet ismi altında oluşturduğu prensipler ve İman Esasları<span>  </span>ile yaşayış tarzları olmuştur. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>        </span>a-<span>  </span>Sabatayistliğin Prensipleri:</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>             </span>Sabatay Sevi’nin Müslüman olduktan sonra oluşturduğu ve taraftarlaınca yerine getirilmesini istediği ilkeler 18 madde altında toplanmıştır: “Sabatay Sevi’nin ismiyle Efendimiz,Kralımız ve Mesihimiz Sabatay Sevi’nin 18 Emri Şunlardır” ifadesiyle başlayan Dönmelerin Prensipleri<span>   </span>Özet Olarak Şöyledir:</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>               </span>Tanrının birliğine ve O’ndan başka tanrı olmadığına dair iman korunsun(1).</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>               </span>Mesihin hakikî “ Mesih” olduğuna,ondan başka kurtarıcı bulunmadığına,Efendimiz/Kralımız Sabatay Sevi’nin Davut neslinden geldiğine iman edilsin(2).</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>              </span>Ne Tanrının<span>  </span>ne de “Mesih”in adına yalan yere yemin edilsin(3).</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>              </span>Tanrının da “Mesih”in de adı anıldığında saygı gösterilsin (4).</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>              </span>Mesihin sırrını anlatmak ve incelemek için toplantıdan toplantıya gidilsin(5).</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>              </span>Sabatayistler arasında katiller bulunmasın (6).</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>              </span>Kislev Ayının 16.Günü herkes bir evde toplanarak “Mesih” ve “Mesihin İmanının Sırrı” hakkında işittiklerini birbirine anlatsın (7).</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>             </span>Aralarında zina hüküm sürmesin. Bu kural, “Beria”nın(Şeriat) bir prensibi olmasına rağmen hilekârlar sebebiyle<span>  </span>ihtiyatlı olmak lazımdır (8).</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>             </span>Yalan şahitlikte bulunulmasın ve kendi yakınına karşı yalan söylenmesin (9).</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>             </span>Hiç kimse zorla İslâm’a<span>  </span>sokulmasın (10).</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>             </span>Aralarında kıskançlar ve kendine ait olmayan şeylere göz dikenler bulunmasın (11).</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>             </span>Kislev Ayının 16’sındaki Bayram,büyük sevinçle kutlansın (12).</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>             </span>Birbirine karşı merhametli davranılsın (13).</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>             </span>Her gün gizlice Mezmur okunsun (14).</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>             </span>Her ay,ayın doğuşu incelensin ve gözetlensin;ayın yüzünü güneşe çevirmesi ve ayla güneşin<span>  </span>yüzyüze bakması için dua edilsin (15).</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>            </span>Türklerin âdetlerine,onlar gözlerini boyamak için dikkat edilsin.Ramazan Orucunu yerine getirmek için sıkıntıya girilmesin ve aynı şey Kurban için de yapılsın.Gözün gördüğü herşey yerine getirilsin (16).</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>            </span>Müslümanlarla evlenilmesin (17).</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>            </span>Çocukları sünnet etmeye titizlik gösterilsin (18).</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>             </span>Bu 18 Emir’in<span>  </span>on tanesi,Yahudilerin On Emri ile Yahudi İman Esasları’ndan alınmıştır.Geri kalan<span>  </span>8 maddenin ikisi,Türklerle evlenmemeyi ve gözlerini boyamak için yapılması gerekenleri içermektedir.Altı madde de,Museviliğe/Yahudiliğe ait<span>  </span>gelenek ve görenek<span>  </span>kurallarıdır. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>          </span>b-<span>  </span>Sabatayistlerin İnanç Esasları /Amentüleri Şöyledir: </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>           </span>“ Tam ve kesin imanla,gerçek Tanrı’ya,İsrail’in Tanrısına inanırım.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>              </span>Tam ve kesin<span>  </span>imanla, Sabatay Sevi’nin gerçek Mesih olduğuna inanırım.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>              </span>Tam ve kesin imanla,Musa’nın aracılığı ile verilmiş Tevrat’ın gerçekler Tevratı olduğuna inanırım.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>              </span>Tam ve kesin imanla,<span>  </span>Sabatay Sevi’nin gerçek Mesih olduğuna ve dünyanın dört tarafına dağılmış olan İsrailoğullarını bir araya toplayacağına inanırım.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span> </span>Tam ve kesin imanla,ölülerin dirileceğine inanırım. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>             </span>Tam ve kesin imanla,Hakikatin Tanrısı’nın,İsrail’in Tanrısı’nın,Kutsal Yeri,bizim için,yukarıdan aşağıya bina edilmiş olarak göndereceğine inanırım. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>             </span>Tam ve kesin imanla,İsrail’in Tanrısının,bu dünyada cemalini göstereceğine inanırım.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>              </span>Hakikatin Tanrısı, İsrailin Tanrısı,Gerçek Mesihi,kurtarıcımız Sabatay Sevi’yi ,çok geçmeden ,günlerimizde<span>  </span>gönder bize! Amin!.” </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>            </span><span>  </span>Dönmelerin bu İman Esasları<span>  </span>ve<span>  </span>İnanç Kuralları dışında benimsedikleri,âdetleri ve bayramları da bulunmaktadır.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>         </span>c- Türkiye’de Dönmelik/Sabataycılık Konusundaki Gelişmeler:<span>     </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>             </span>Türk Milleti, Sabatay Sevi’nin<span>  </span>Prensiplerini ve<span>  </span>Dönmeliğin Amentüsü’nü kabul edip uygulayanları<span>  </span>Dönme/ Sabatayist<span>  </span>olarak nitelendirmiştir.Bu ilkelerde yeralan bazı maddeler ile uygulamalardaki bazı hususlar değişik yorumların ve değerlendirmelerin konusu olmuştur.<span>   </span>Bundan dolayı Türk ve diğer Müslümanlar arasında, Dönmeler ile ilgili aşırılığa varan<span>  </span>ve “ölçü”yü kaçıran isnatlara yönelenlere rastlanmaktadır. Dinsizlikten ahlakın bozulmasına,ekonomik konulardan bulaşıcı hastalıklara kadar hemen hemen herşeyin sebebi olarak Dönmeler gösterilmiştir. Onların İslâm ile ilgili hareketlerinin yapmacık olduğu ve Sabatay Sevi’nin<span>  </span>“18 Emri”nin 16.cısının<span>  </span>bir gereği olarak “Türklerin gözünü örtmek” gayesiyle yapıldığı kanaati yaygınlık kazanmıştır.Yahudiler yanında Yahudi isimlerini ve kimliklerini, Müslüman Türkler yanında Türk isim ve kimliklerini öne çıkarmaları,onların “ruh halleri” ile içinde bulundukları “iki kimlikli” durumlarını ortaya koymuştur. Dönmeler/Sabataycılar,ayrıca<span>  </span>Yahudiler gibi, “Bet-Din”ler oluşturmuştur.Her üç Dönme grubun kendilerine ait<span>  </span>“Bet-Din”leri ortaya çıkmış,bunlardan biri diğerinin yetki alanına müdahaleye girişmemiştir.Üç Dönme grubunu ilgilendiren bir konuda,üç grubun “ Bet-Din Hâkimleri” bir araya gelerek bütün Sabatayistleri/Dönmeleri ilgilendiren bağlayıcı kararlar alabilmektedir. Dönmeler de “hahamlar”ından çok korkmakta ve hahamların ellerinde silah olarak kullandıkları<span>  </span>“cemaatten çıkarma”(Herem) cezasından çekinmektedir Bu tutum ve davranışlar Türkleri çok rahatsız eden hususlar olmuştur. Hiç kimseyi ve hiçbir toplumu dininden,kökeninden ve dünya görüşünden dolayı kınamadığına,ayrımcılığa tabi tutmadığına göre böyle “aldatılma” yolunun benimsenmiş olması<span>  </span>Türk Milleti’nin hazmedemediği bir olay olarak değerlendirilmiştir.Günümüzde<span>  </span>de bu konunun “güncelliği”ni korumasının altında Türk Milleti’nin bu hassasiyeti görülmelidir. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>                      </span>Dönmeler/Sabatayistler<span>  </span>konusunun Türkiyede en fazla konuşulup tartışıldığı dönem, özellikle 1924 yılında Yunanistandaki Türkler ile Türkiyedeki Rumların karşılıklı yer değiştirmesi(mübadelesi)<span>  </span>dönemi olmuştur.Dönmeler ile ilgili bilgi ve belgenin gündeme geldiği,en çok yazı yazıldığı dönem de bu dönemdir. Dönmelerden<span>  </span>Mehmet Karakaşzâde Rüştü’nün 1 Ocak 1924 tarihinde TBMM’ne<span>  </span>verdiği dilekçe ile Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya gönderdiği mektup bu gelişmelerin sebebidir.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>                    </span>Karakaşzâde Rüştü,TBMM’ne verdiği dilekçede,yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin “Türklük ruhu” temeline dayanan “millet” esasını benimsediğini ve bunun yerinde olduğunu vurgu yapmaktadır.Mehmet Rüştü ,bu vurguyu yaptıktan sonra,Dönmeler ilgili olarak incelenmesi ve karar verilmesi gereken hususu şöyle belirtmektedir: “İki üç asır evvel İspanya’nın Engizisyonundan kaçıp Türklerin cenah- şefkat ve sahabetine iltica etmiş ve bilahare bir mesele-i siyasiye cürmiyle müttehim olan reislerinin telkinatiyle sahte olarak İslamiyet nam ve kisvesine bürünen Selanik Dönmeleridir.Üç kısımdan ibaret olan bu Dönmeler,aslen ve ırken Yahudi olmakla beraber ruhen ve vicdanen din-i İslam ile bir alakaları yoktur.Diğer Yahudiler gibi iki üç asırdan beri Türk ve İslamlarla katiyen karışmayarak kendi cemaatleriyle,ayin ve vicdan hususiyetleriyle cemaat halinde yaşayagelmişlerdir&#8230;”</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Karakaş Rüştü’nün Dönmelerin ne Türk ne Müslüman olduğu yönündeki iddiaları,hem Dönmeler hem<span>  </span>de Türkler arasında konuyu tartışmaya açmıştır.Dönmelerin bir kısmı bu açıklamaya karşı çıkarken bir kısmı da benzeri açıklamalarla ve “iki kimlik”e sahip olduklarına dair yaşadıklarıyla destek olmuşlardır.O günkü gazeteler de bu konuda<span>  </span>kamplaşmıştır.Ahmet Emin Yalman’ın başında olduğu Vatan Gazetesi, bir taraftan Karakaş Rüştü’ye karşı çıkmakta,diğer taraftan Dönmeler ile ilgili araştırmalar yayınlamaktadır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>             </span>“Bir Tarih Müdekkiki” mahlası ile yazan(Ahmet Emin Yalman),Karakaş Rüştü’nün açıklamaları üzerine yaptığı bu değerlendirmeden sonra da Dönmeler ile ilgili şu yaklaşımda bulunmaktadır: “Selanikte ikibucuk asır evvel kurulan ve gizli<span>  </span>bir hayat geçiren üç kabilenin mevcudiyetini zaman, inhilâle uğratmış(dağıtmış,eritmiş),nihayet maziye gömmüştür.Bununla beraber ortada bir takım enkaz vardır ki sarih bir tasfiyeye muhtaçtır.Geride hâlâ bir ayrılık,gayrılık izi kalmasına sebep<span>  </span>bu tasfiyenin icra edilmemesinden ibarettir.Rüştü Karalaş Bey’in teşebbüsü ne saikle vuku bulmuş olursa olsun tasfiyenin vukuuna ve asırların örttüğü esrar perdesinin umûmî surette yırtılmasına ve tarihe karışmasına iyi bir vesile teşkil etmiştir”.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>           </span>Günümüzde de Dönmelik/Sabatayistlik gibi<span>  </span>“nazik” konularla ilgilenenlerin başta<span>  </span>Yahudilik ve İslâm olmak üzere diğer dinler hakkında da <span> </span>temel bilgiye sahip olması; Türk kültürü ve siyasî tarihi konusunda köklü bilgi<span>  </span>yanında tahlil gücüne haiz bulunması; ilmî, millî ve kültürel hassasiyet taşıması gereklidir. Çünkü “Dönme Kimliği” de, dünyada<span>  </span>“ilginç kimlik”lerden biridir.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>         </span>Zorlu,yazdığı makaleleri “Evet,Ben Selanikliyim-Türkiye Sabetaycılığı” başlığı altında kitaplaştırıp yayınlamıştır.Bu kitapta,özet olarak,Dönmeliğin/Sabataycılığın<span>  </span>“farklı bir inanç türü” olduğunu işlemiş,Dönmelerin bazı inanış ve davranışlarından sözetmiş,Dönmelere ait eğitim-öğretim kurumlarından bahsetmiş ve bazı dönmelerin isimlerini açıklamıştır. O,Dönmelerin “iki kimlik” taşımasını,inanmadığı bir dinin mensubi gibi görünmesini,Musevî Dini’ne inandığı halde Müslüman görünmesini “münafıklık” saymıştır.Bundan dolayı Zorlu, Dönmeleri,açık olmaya ve<span>  </span>“Türkleri aldatmak”tan vazgeçmeye çağırmaktadır.Bunun için onun, yaptığı yayınlarla bazı isimleri ifşa ederek, “Dönme” olduklarını söyletmeye zorlamak gibi bir amaç güttüğü de anlaşılmaktadır. Bunun için Zorlu, elindeki bazı belgeleri<span>  </span>ve bilgileri ,bu gibi hassas konulara “polemik konusu” olarak yaklaşanlara<span>  </span>vererek ve alanın uzmanı olmayan kimseler<span>  </span>kanalıyla yayınlatarak konunun<span>  </span>gündemde kalmasını sağlamış olmaktadır.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>                           </span>Dönmeler/Sabatayistler konusunda<span>  </span>Ilgaz Zorlu’nun başlattığı tartışmalar,Halil Bezmen’in Amerika’da bir gazetede yayınlanan açıklamalarıyla yeniden<span>  </span>“alevlenmiş” ve “zirve”ye ulaşmıştır.Zorlu’nun açıklamalarına<span>  </span>cevap niteliği taşıyan Altındal’ın “Bir Provokasyon mu Tezgahlanıyor?”başlıklı yazısı tartışmaya yeni bir boyut kazandırmış ve tartışma<span>  </span>alanını<span>  </span>genişlemiştir.Altındal,yazısında,bir taraftan Zorlu ile ilgili bigi vermekte ve Türkiye’nin birçok meselesine bir de “Yahudi,Dönme Meselesi” eklenmek istediğini belirtmekte,diğer yandan da Türkiye’de en fazla<span>  </span>4.400<span>  </span>Dönmenin tahmin edildiği bilgisini vermektedir.Dönmelerle ilgili tahminin 4000-5000 gibi yuvarlak bir rakam değil<span>  </span>4.400 gibi kesin bir sayı verilmesi ve yazıyı yayınlayan Yeni Yüzyıl Gazetesi’nin<span>  </span>yazının üst tarafına “Altındal’ın<span>  </span>bu yazısı,yeni tartışmalar başlatmaya aday” şeklinde bir ifade koyması, daha sonraki yıllarda “Tekelistan” ve “Efendi” gibi kitapların birden bire Türk Kamuoyunun gündemini tutması düşündürücü olduğu kadar çok yönlü ve ihtiyatlı yaklaşılması gereken bir husustur. Zaten<span>  </span>Zorlu da, Sabataycılık/Dönmelik konusunda yazdıklarının ve iddialarının tartışma ortamı yaratmasını,kültürel bir olgu olarak Türk bilim yaşamında hak ettiği yeri almasını istemektedir. Zorlu’nun ve Yeni Yüzyıl Gazetesi’nin istediği olmuş ve Dönmelik/Sabataycılık<span>  </span>tartışma ortamına çekilmiştir. Cündüoğlu,<span>  </span>“Bülbüllerin Sesine Gelen Mesih”;Aydın, “Türkiye Sabetaycılığı”;Erez, “Ben de Selaniksizim”; Bali, “Evet,Ben Selanikliyim” ve A.Küçük,“Tartışmaya Açılmak İstenen Yeni Bir Konu:Dönmeler” isimli makaleleri yazmışlardır.Bu makaleler,Dönmeler konusunda başlatılan tartışma ortamında yazılmıştır . Bu tartışma ortamında yazdığım makalede,mealen,niçin birden bire bu konunun gündeme taşındığını,neden uzman olmayan kimselerin bu konuya girdiğini,böyle hassas bir konuda yazı yazıp fikir beyan edeceklerin belli bir birikime ve “millî bir hassasiyete sahip” olması gerektiğini belirtmiştim.Ayrıca, “kaş yaparken göz çıkarmamak” ve yeni bir “etnik unsur oluşturmak” isteyenlere fırsat vermemek , “ben Türküm,ben Müslümanım” diyen ve “bizden olmuş” kimselerin beyanını esas almanın önemini vurgulamıştım. Günümüzdeki gelişmeler karşısında da aynı hassasiyetin gösterilmesi,iddialara ve değerlendirmelere dikkatle ve<span>  </span>ihtiyatla<span>  </span>yaklaşılması lazım geldiği kanaatimi muhafaza etmekteyim.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>            </span>Sonuç Olarak;</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>            </span>Günümüzdeki<span>  </span>gelişmeler ışığında Dönmelik /Sabataycılık konusuna<span>  </span>yaklaşımımı<span>  </span>ve yapılan çalışmaları<span>  </span>şöyle birkaç madde altında<span>  </span>değerlendirmek istiyorum:</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>           </span><span>  </span>Sabataycılık/Dönmelik bir din değildir;eklektik/senkretik “bir dinî hareket”tir. Bu dinî hareket,Yahudilik temel felsefesi üzerine oturtulmuş,İslâm’dan ve Türk kültüründen de etkilenerek oluşturulmuştur. Sabatay Sevi’nin “18 Prensibi”ni kabul edip uygulayan ve açıkça buna bağlı olduğuna belirten kimselere<span>  </span>“Sabatayist veya Dönme”denilmektedir. Sabatayistliği kabul etmeyip<span>  </span>Yahudiliğe geri dönen veya samimî olarak Müslüman olanları bu sıfatın dışında görmek gerekmektedir. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>              </span>Son zamanlarda, “yerden mantar biter gibi”, Türk Kamuoyuna,Sabatayistlik/Dönmelik konularında eserler sunulmakta;internet siteleri ve raporlar yoluyla bilgi verilmektedir..Bu faaliyetlere<span>  </span>bakıldığında fazla hassas davranılmadığı, polemiklerin öne çıkarıldığı görülmekte ve sürüm yanında “başka hedefler”<span>  </span>güdüldüğü kanaati oluşmaktadır.Türk Milletine mal olmuş bazı isimleri de çok yönlü değerlendirmeye tâbi tutmadan “Dönme/Sabatayist” diye sunmak, yaptıklarını dikkate almadan ve<span>   </span>kâr-zarar hesabı yapmadan herkesi aynı kefeye koymak doğru olmadığı gibi,Türk toplumuna mal olmuş isimlere gölge düşürmek, milletin güvenini sarsacak, ümitsizliğe düşürecek ve herkesten şüphe eder bir hale getirecek yöntemi de kasıtlı yaklaşım olarak değerlendirmek<span>  </span>gerekmektedir.<span>   </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>               </span><span>    </span>Sabatayist/Dönme olarak bilinenlere de;Türk Milletinin hassas olduğu dinî,millî,siyasî ve kültürel konularda hassas davranmalı, “gizli/kapalı cemaat” ve “iki kimlikli” imajını verecek tavır ve davranışlardan kaçınmaları altı çizilecek hususlardandır.Türk Milleti,tarih boyunca , dini,inancı ve kökeni ne olursa olsun herkesi hoşgörü ile karşılamış ,<span>  </span>açıklığı sevmiş,kimseye baskı yapmadığı gibi kınama yolunu da benimsememiş,sadece “ihtiyatla bakma”ya çalışmıştır.Dün de bugün de Türk Milletinin hazmedemediği hususlar arasında; “enayı yerine” konulması,aldatılması, “başka kimliklere bürünerek” bölücülük yapılması,Türk’ün sırtından geçinip ona ihanet edilmesi ve Türk’ün nimetlerinden yararlanıp “başka”sı için çalışılması gelmektedir.Türk Milleti,bu tavır ve davranışlarını gördüğü cemaat ve gruplara “iyi niyet” beslese bile ihtiyatla yaklaşmıştır. Bugün de,ülkemizin içinde bulunduğu siyasî ve kültürel anlayışından yararlanarak “başka kimlik” peşinde koşanlar, dönemin rehavetine kapılıp kendine “başka köken ve etnik kimlik” arayışı içine girerek<span>  </span>Türk Milleti’ne karşı “birliktelik” oluşturmaya kalkışanlar;Türkün<span>   </span>hassasiyetlerini gözden uzak tutmamalı, Türk’e “ihanet edenler”in ummadıklarını ve bedelini ağır ödediklerini/ödeyeceklerini unutmamalıdır. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>         </span><span>               </span>Sabatayizm konusundaki gelişmelere<span>   </span>ve<span>  </span>yaklaşımlara<span>  </span>bir başka<span>  </span>açıdan baktığımızda; “etkili ve yetkili” kabul<span>  </span>edilen bu grupları da “etnik azınlık anlayışı” kervanına katarak “etnik azınlıklar<span>  </span>birlikteliğini güçlendirmek”şeklinde bir hedef belirlenmiş gibi görülmektedir. Hangi niyetle olursa olsun böyle bir konu,ne iç çekişmelere,ne “etnik bölücülüğe”,ne siyasî çıkarlara,ne ekonomik menfaat teminine alet edilmeyecek kadar “nazik bir konu”dur. Bundan dolayı,hassas noktalar gözetilerek,millî hasasiyet ve üniter yapı dikkate alınarak, göğsünü gerek “Ben Türküm,Ben Türk Milletindenim” diyip bu söylemine uygun davranan<span>  </span>ve<span>  </span>“bizim olmuş insanları”<span>  </span>başka bir “kimlik” altına koymak doğru değildir.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Kaynak: hazargrubu.org</span></p>
<br />Posted in Güncel, Istanbul Sevi, Ortaya Karışık, Sabatay, Sabetay Tagged: avdeti, Dönme, dönmelik, Sabatay, sabataycılık, sabetaycı, sabetaycılık, sabetayist, Yahudilik <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/331/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/331/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/331/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/331/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/kendihalinde.wordpress.com/331/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/kendihalinde.wordpress.com/331/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/kendihalinde.wordpress.com/331/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/kendihalinde.wordpress.com/331/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/331/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/331/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/331/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/331/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/331/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/331/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=331&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/10/sabataycilik-donmelik-meselesi-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/sabataycilik.jpg?w=62" medium="image">
			<media:title type="html">sabataycilik</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Megalomania / Yalçın Küçük</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/06/megalomania-yalcin-kucuk/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/06/megalomania-yalcin-kucuk/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Dec 2008 03:48:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Istanbul Sevi]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>
		<category><![CDATA[Sabatay]]></category>
		<category><![CDATA[Sabetay]]></category>
		<category><![CDATA[Sevi]]></category>
		<category><![CDATA[Soner Yalçın]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudilik]]></category>
		<category><![CDATA[Yalçın Küçük]]></category>
		<category><![CDATA[Zvi]]></category>
		<category><![CDATA[Zwi]]></category>
		<category><![CDATA[cadı avı]]></category>
		<category><![CDATA[Dönme]]></category>
		<category><![CDATA[sabetaycı]]></category>
		<category><![CDATA[sabetaycılık]]></category>
		<category><![CDATA[sabetayist]]></category>
		<category><![CDATA[yesevizade]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=327</guid>
		<description><![CDATA[Cenk Ağcabay tarafından yazılan &#8220;Megalomania&#8221; kitabından: SABETAYCILIK YA DA &#8220;YENİ&#8221; CADI AVI Yalçın Küçük, Paris&#8217;ten Türkiye&#8217;ye gürültülü ve yine sembolik bir eylemle &#8220;muhteşem&#8221; dönüşünü gerçekleştirirken, yepyeni alanlara açılmanın ipuçlarını da vermeye başlıyordu. Küçük, her zaman olduğu gibi, yine gündemin tam ortasına düşecek, herkesi hayret ve şok içinde bırakacak bilimsel keşifler yapmaya başlıyordu. Yeni bir bilim [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=327&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><img class="aligncenter size-medium wp-image-328" title="sabetayci" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/sabetayci.jpg?w=300&#038;h=298" alt="sabetayci" width="300" height="298" /></p>
<p class="MsoNormal">Cenk Ağcabay tarafından yazılan &#8220;Megalomania&#8221; kitabından:</p>
<p><strong>SABETAYCILIK YA DA &#8220;YENİ&#8221; CADI AVI</strong></p>
<p>Yalçın Küçük, Paris&#8217;ten Türkiye&#8217;ye gürültülü ve yine sembolik bir eylemle &#8220;muhteşem&#8221; dönüşünü gerçekleştirirken, yepyeni alanlara açılmanın ipuçlarını da vermeye başlıyordu. Küçük, her zaman olduğu gibi, yine gündemin tam ortasına düşecek, herkesi hayret ve şok içinde bırakacak bilimsel keşifler yapmaya başlıyordu. Yeni bir bilim alanını insanlığa açmak gibi yüce bir görevi yine tek başına yerine getirmek zorundaydı. Tembel ve kafasız Türkiye solunun ne yazık ki, bu tip büyük keşif ve görevlere soyunacak ne birikimi ne de niyeti vardı. İş, yine Küçük&#8217;ün omuzlarında kalmıştı. Küçük, &#8220;yeni&#8221; alanın açılışını da yine bir politik gelişmeye ve kendisinin bu politik gelişme karşısında geliştirdiği tutuma borçlu olduğunu da ısrarla belirtiyordu.</p>
<p>Küçük, Paris dönüşü, Cumhurbaşkanlığı seçimleri sürecinde İsmail Cem&#8217;in cumhurbaşkanı olma hamlesi karşısında dehşete kapılmış; Türkiye&#8217;nin karşı karşıya kaldığı büyük komployu anında teşhis etmiştir. Gizli Yahudi İsmail Cem büyük bir komplonun Türkiye ayağında önemli bir role sahiptir. Bunu bir tek Yalçın Küçük fark etmiştir. Ancak cezaevinde bulunmaktadır ve İsmail Cem&#8217;in cumuhurbaşkanı olmasını engelleyip, ülkeyi bu büyük tehlikeden kurtarabilmek için gerekli araçlara sahip değildir. Derin düşüncelere dalan Küçük, yeni bir büyük teoriyle İsmail Cem&#8217;i engelleyip, ülkeyi kurtarabileceğini anlar ve harekete geçer.</p>
<p><em>&#8220;Sayın Küçük, isimbilim nasıl çıktı ortaya? Bir tesadüf müydü bu pencereyi açan?</em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span id="more-327"></span><br />
Şimdi, aslında ben bu işlere girmek istemiyor(d)um. Ama size bütün açıklığıyla söyleyeyim. Bir kez bilim, isimbilim&#8230; bunlar beni ilgilendiriyor, ama bu konuyla ilgilenmemin nedeni, doğru veya yanlış şu değerlendirmeyi yapmamdan kaynaklandı; &#8220;Süleyman Bey&#8217;den sonra Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nin Cumhurbaşkanı adayı İsmail Cem&#8217;dir. Onun Cumhurbaşkanı olması ülkemiz için hayırsız olacaktır. &#8220;Bu değerlendirmeyi yaptığım zaman ise, çok da çaresiz bir durumdaydım, cezaevindeydim. Bu durumu, ancak, İsmail Cem&#8217;in Sabataist olduğunu ortaya çıkararak önleyebilirdim. Ve bana göre, başka nedenleri de vardır. Ama sonuçta Cumhurbaşkanı olması önlenmiştir. Önlenmesi de iyi olmuştur. Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nin adayının bu olduğunu bugün biliyoruz, ama o sırada benim için bu durum sezgiseldi. Ama bir kez Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Madeline Albright, &#8220;İsmail, gelecek sefer Cumhurbaşkanı olursun. Seni Cumhurbaşkanı görmek istiyoruz&#8221; demiştir, çok samimi olarak. Ayrıca, göstermelik de olsa, Bülent Ecevit, Cem&#8217;i tatmin etmek için Cumhurbaşkanı adayları arasına soktu. Demek ki benim sezgisel olarak yapmış olduğum tespit zamanla da doğrulandı. Ve ben bunu önlemeye çalıştım, önlendi. Bundan sonra da zaten çok çeşitli nedenlerle bu isimbilim araştırmalarımı geliştirmeye çalıştım, çalıştıkça da bir ağ ortaya çıktı.&#8221;</em> (&#8220;Ülkemi Boğan İlişkiler Ağının İçindeki herşeye Karşıyım&#8221; &#8220;İsmail Cem&#8217;in Cumhurbaşkanlığı&#8217;nı Önledim&#8221;, Prof. Dr. Yalçın Küçük ile Bir Söyleşi Anadolu Gençlik Dergisi, Sayı 19 )</p>
<p>Küçük&#8217;ün &#8220;özgünlük arayışı&#8221; ve magazin gündemi olma sevdası son yıllarda inanılmaz boyutlar kazandı. Marksizm&#8217;i terk ederek her tür tutarlılık ve ciddiyet sınırlamasından kurtulan Küçük, tekelci basının pespaye magazin sayfalarındaki mülakatlarla &#8220;çok geniş kesimlerle&#8221; buluşma ve yeni açtığı bilim alanını kitleselleştirme olanağı buldu. Küçük&#8217;ün kitaplarını okuyup isim analizlerini ezberleyenler, gizli Yahudi bulma oyunları oynamaya başladılar. Yeni bulgulara göre, neredeyse dünyanın en büyük Yahudi nüfusunun yaşadığı topraklara döndürülen ülkemiz, Küçük tarafından &#8220;yeni bir bilimin çığ gibi yayıldığı&#8221; bir ülke olarak kutsanmaya başlamıştı. Yıllardır Küçük&#8217;ün deyimiyle &#8220;bir sürü&#8221; gibi davranan halk yığınları, sonunda kerameti bulmuş, bilimin ışığıyla aydınlanmış, Türkiye büyük bir bilimsel laboratuvara dönüşmüştü.</p>
<p>Ancak, acaba bu yeni bilim alanı ne kadar yeniydi? Bu sorunun yanıtı, Türkiye gericiliğinin esaslı temsilcisi Mehmet Şevki Eygi tarafından yapılan bir çağrıyla biraz olsun aydınlanabilir.</p>
<p>&#8220;<em>Halide Edip Adıvar&#8217;ın &#8220;Türkiye&#8217;de Şark, Garp ve Amerikan Tesirleri&#8221; adlı kitabı meşhurdur. Bir merd-i gayur da çıkıp, &#8220;Türkiye&#8217;de Yahudi, Mason, Sabataist Tesirleri&#8221;diye ilmi bir araştırma neşr etse ne büyük bir hizmet yapmış olur.&#8221; </em>(Mehmet Şevki Eygi, Yahudi Türkler Yahut Sa-betaycılar, sf. 12, Zvi-Geyik Yayınları 2000.)</p>
<p>Eygi&#8217;nin bu çağrısı 1993 tarihini taşıyor. Küçük, Eygi&#8217;nin bu çağrısına birkaç yıllık hazırlığın ardından yanıt veriyor ve İsmail Cem&#8217;in cumhurbaşkanlığına aday olması sürecinde yeni bilim alanının açıldığını ilan ediyor. Art arda yayımlanan kitaplarıyla, bu yeni bilim alanının en nadide ürünlerini kamuoyuna sunmaya başlıyor. Eygi, yaptığı çağrının ardından yazdığı bir başka yazıda, bu yeni bilim alanına temel oluşturacak fikirleri belirtiyor.</p>
<p><em>&#8220;Bugün Türkiye&#8217;de üç büyük baskı grubu, lobi saltanat sürmektedir. Bunlardan biri masonluktur. (Diğerleri: Musevi Siyonist lobisi ile ortodoks Yahudiliğin dışında gizli bir teşkilat olan Sabataistler-Selanik Dönmeleridir)</em>. (age. Sf. 15.)</p>
<p><em>&#8220;1908&#8242;den bu yana ülkemizde cereyan eden inkılapları, ihtilalleri, darbeleri, değişimleri anlayabilmek için Dönmeliği, Dönmeleri, onların tesirlerini bilmek gerekir. Bu konuda bilgi sahibi olmadan tarihimiz anlaşılamaz.&#8221; </em>(age. Sf. 69.)</p>
<p><em>&#8220;1908&#8242;den beri bu memlekette olup biten ihtilal ve değişikliklerde Sabetaistlerin büyük rolü, tuzu biberi olmuştur.&#8221;</em> (age. Sf. 88.)</p>
<p>Eygi, yeni bilim alanının dayanması gereken temelleri açıkladıktan sonra, İslamcı politik güçlere bu konularda araştırma yapacak bir bilimsel enstitünün kurulması çağrısını yapıyor. İslamcı politik güçlere, bu konuya olan ilgisizliklerinden ötürü serzenişlerde bulunan yazılar yazıyor. Bu arada, Eygi de tarihin karanlık noktaları ve bu karanlık olayların bugüne olan etkileri üzerine bilgi ve yorumlarını kamuoyuna açıklamaktan geri kalmamaktadır. Özellikle Türkiye tarihi ve yakın politik geçmiş hakkında yorumlar yaparak, yeni araştırma alanına &#8220;nur&#8221;lu ışıklar saçmaktadır. Veciz sözlerle, yakın tarihimize ilişkin &#8220;gizli&#8221; bilgileri ifşa etmektedir.</p>
<p><em>&#8220;Kimsenin bilmediği, üzerinde durmadığı bir konu daha var. Kazım Karabekir Paşa, Birinci Dünya Harbi sonunda Doğu Anadolu&#8217;da kimsesiz ve çaresiz kalan yetim çocukları toplamış, bunları himaye etmiş, bunlar için okullar kurmuş ve yetiştirmişti. Bu çocukların içinde, anne ve babalarını 1915 fırtınasında kaybetmiş gayr-i müslüm yetimler de bulunuyordu. Onlar, sözde Türk ve Müslüman olarak yetiştirildiler ama gerçekte, şimdi &#8220;Tehcirin intikamını alıyor dölleri.&#8221; </em>(age. Sf. 64.)</p>
<p><em>&#8220;Şu anda da birçok önemli makam ve mevkilerde Ermeni, Yahudi, Rum asıllı kişiler bulunduğuna dair rivayetler mevcuttur. Birinci Cihan Harbi esnasında yetim kalan birçok Ermeni çocuğu, Kazım Karabekir Paşa tarafından toplanmış, Türk ve İslam terbiyesi ile yetiştirilmeye çalışılmış, fakat bunların çoğu, her şey aslına rücu eder kaidesi mucibince, yetişip büyüdükten sonra 1915 Ermeni tehcirinin intikamını almışlardır. Hem de, Türk ve Müslüman kimliği altında.&#8221;</em> (age. sf. 23.)</p>
<p>Eygi&#8217;nin yazdıkları, onun politik kimliğini bütünleyen, 1960&#8242;lardan beri yazdıklarıyla tutarlılık taşıyan bir içeriğe sahiptir. Eygi, 1960&#8242;lı yıllarda yayımladığı &#8220;Bugün&#8221; gazetesiyle, sol ve ilerici düşüncelere savaş açan, Hitler&#8217;i dünya tarihinin en önemli politik önderi olarak selamlayan bir gerici-faşist çetecidir. 60&#8242;lı yıllarda gerici-faşist çetelerin örgütlenmesinde yaptığı yayınlarla rol oynayan, gerici-faşist çetelerin düzenlediği provokatif saldırıların çağrısını yapan bir sözde gazetecidir. Özde ise, Amerikan emperyalizminin çıkarlarını savunan, anti-komünizmi bir geçim kapısı olarak kullanan bir soğuk savaş dönemi faşistidir.</p>
<p>Eygi, İslam soslu bir ırkçı-faşizmi &#8220;Bugün&#8221; gazetesi aracılığıyla yay-gınlaştırırken, emperyalizme karşı mücadele eden devrimci sosyalistlere karşı &#8220;cihad&#8221; çağrıları yapan bir kişiliktir. Amerikan 6. Filosu&#8217;na karşı eylem yapan, NATO&#8217;ya Hayır kampanyaları düzenleyen devrimci gençliğe karşı, düzmece haber ve kışkırtıcı yayınlarla provoke ettiği kitleleri saldırtan bir emperyalizm ajanıdır. Küçük&#8217;ün zaman zaman son derece yanlış biçimde ele aldığı Türk-İslam sentezi politikalarının yaygınlaştırılması ve halk kitlelerine taşınması konularında işlev sahibi bir kişiliktir Eygi.</p>
<p>Eygi&#8217;nin yayımladığı ve başyazarlığını yaptığı Bugün gazetesinin 4 Mart 1969 Salı günkü nüshasının ilk sayfasında Hitler&#8217;e ait bir fotoğrafın altında, yeni başlayacak bir yazı dizisini haber veren şu ibareler vardır;<br />
<em>&#8220;Şair, ressam, müzisyen, politikacı, hatip, kumandan ve Komünizmin En Büyük Düşmanı: Hitler. Dünya ile boğuşan tek kişinin macerası.&#8221;</em> Bu ilanın altında ise, bir kutu içinde, Hitler&#8217;in bir sözü yer almaktadır.</p>
<p>Yine Bugün gazetesinin 19 Temmuz 1969 Cuma nüshasının manşeti, &#8220;Nedir bu Yahudilerden Çektiklerimiz&#8221;dir. Haber başlığı, &#8220;İhracatımızı Sabote Eden İsrailli Sınır Dışı Ediliyor&#8221;dur. Bu haberin altında ise, David adlı bir Yahudi&#8217;nin vergi rekortmeni olduğu haber verilmektedir.</p>
<p>Ancak Yalçın Küçük&#8217;te, Eygi&#8217;nin çağrısının ardından yeni bilim alanını açarken, ondan hiç te geri kalmayacağının işaretlerini vermeye başlıyor.</p>
<p><em>&#8220;&#8230; Son Osmanlı yönetici kadroları ve bütünüyle el/ti, seçkinleri, sabetayist hegemonya altındaydılar ve sabetayist hegemonyayı temsil ediyorlardı. Şöyle de söyleyebiliriz; sabetayizmi ihmal ederek ve görmeyerek, Tanzimat&#8217;tan bu yana Türkiye modernizasyonunu, edebiyat ve basın tarihini yazmak imkansızdır, belki de şimdiye kadar imkansız deneniyordu.&#8221;</em> (Tekeliyet Birinci Kitap, Yalçın Küçük, sf. 341, İthaki Yayınları 2003.)</p>
<p>Küçük de, Eygi gibi, Sabetayist öğeleri ele almadan Tanzimat&#8217;tan günümüze tarihi yazmanın imkansız olduğunu iddia ediyor; ancak bu imkansızlığı 10 ciltlik tezleriyle kendisinin &#8220;başarmış&#8221; olduğu iddiasını unutmamızı istiyor. Ama zaten, Tezler dizisini yazdığında da, o güne kadarki yazılanların tümünün kendisinin yeni tezleriyle geçersiz hale geldiğini iddia etmişti. Daha önceki tüm tezleri geçersiz hale getiren yeni tezlerin ilginç örneklerinden birisi, Küçük&#8217;ün açtığı yeni bilim alanının niteliğini aydınlatmak bakımından işlev görebilir.</p>
<p><em>&#8220;Bülent Ecevit, Bayar-Menderes Dönemi&#8217;nin ikinci yarısından itibaren, İsmet İnönü&#8217;nün özel sekreterliğini ve İngilizce çevirmenliğini yapıyordu; Demokrat Parti&#8217;den gelme, Hürriyet Partisi&#8217;nden geçme ve Paris&#8217;te tahsilde iken &#8220;ihtilalci komünist&#8221;, kuşkusuz sabetayist Turan Güneş ve ekibi, Ecevit&#8217;i hem takviye ediyor ve hem de Paşa&#8217;ya karsı hazırlıyordu. &#8220;Beyin takımı&#8221; adını verdikleri ve ön planda D. Baykal, B. Üstünel, A. Yücekök, H. Ülman&#8217;ın olduğu bu Güneş ekibi, önce İsmet Paşa&#8217;yi tasfiye ettiler ve sonra hükümete geldiklerinde, kamu yönetimindeki bütün boşlukları yine sabetayist kadrolarla doldurdular. Bütün bunlar, 12 Mart 1971 Darbesi&#8217;nden sonraya rastlıyordu; kuşkusuz Dar-be&#8217;nin lideri Orgeneral Tağmaç ve daha sonra yerine geçen ve Kıbrıs Savaşı&#8217;nda Genelkurmay Başkanı olan Orgeneral Semih Sancar da sabetayisttiler. 12 Mart Darbesi&#8217;nin ilk başbakanı, Güneş&#8217;in akrabası, Nihat Erim ve üçüncü başbakanı bankacı Naim Talu da sabetayist ailelerden geliyorlardı; ortadaki başbakanı Vanlı Ferit Melen&#8217;in bir Kürt-Yahudi kökeni olup olmadığı araştırmaya değer görünmektedir, Van Gölü, kripto-yahudiliğin santrallarından birisidir ve &#8220;Ferit&#8221; adı dikkat çekmektedir.&#8221;</em> (Tekeliyet Birinci Kitap, Yalçın Küçük, sf. 343, İthaki Yayınları 2003.)</p>
<p>CHP&#8217;nin evrimi, İnönü&#8217;nün gelişen solu etkisizleştirmek için, 60&#8242;lı yıllarda ürettiği &#8220;ortanın solu&#8221; politikaları, 70&#8242;lerin konjonktüründe, aynı işlevi daha güçlü bir biçimde yerine getirmek amacıyla CHP içinde yaşanan revizyon, bir Sabetayist kurguya indirgeniyor. Ne kadar yazık&#8230; Kıvılcımlı&#8217;nın, yaşanan politik gelişmeleri, ekonomik ve toplumsal ilişkilerin zorunlu bir sonucu olarak karakterize ettiği &#8220;Ortanın Solu ve Küçük Üretmenlerimiz&#8221; başlıklı incelemesi bu sürecin tüm yönlerini kavramamıza olanak sağlayan bir teorik ve politik yoğunluğa sahiptir. Bir ülkede, Marksist düşüncenin zaman içinde, Küçük eliyle böylesine geriletilmeye ve saptırılmaya çalışılması, gerçekten üzüntü veren bir olaydır.</p>
<p>Yalçın Küçük, bunları dile getirmekte ve ardından bir başka kitabında Kemal Tahir&#8217;in Devlet Ana adlı kitabı hakkında, <em>&#8220;sınıf analizinden yoksun, çevresinden soyutlanmış, sui generis, bir &#8220;Türklük&#8221; yazılıyordu; MHP için çok uygun ve İsrail için ise mükemmeldir.&#8221;</em> (Şebeke, ithaki için Önsöz, Yalçın Küçük, sf. 31, İthaki Yayınları, 2004.) yazabilmektedir. Kuşkusuz burada Kemal Tahir&#8217;in Devlet Ana&#8217;sını, ya da Tahir&#8217;in Osmanlılık üzerine düşüncelerini tartışmıyoruz. Sadece Küçük&#8217;ün içine düştüğü durumu göstermeye çalışıyoruz. Küçük, Eygi&#8217;nin çağrısına uyarak Tanzimat&#8217;tan günümüze toplumsal, ekonomik ve politik tüm değişmeleri Sabetayizm bağlamı içinde ele alırken, hızını alamıyor ve bu kez, analizini Sultan Süleyman dönemine kadar genişletmeye başlıyor. Sarayda etkili bir konuma gelen Yahudiler&#8217;den, kapitülasyonlara kadar birçok olayı aynı çerçevede analiz etmeye başlıyor. Ancak, burada da, Küçük&#8217;e öncülük yapan Eygi&#8217;dir.</p>
<p><em>&#8220;Tarihimizde Yahudilerin büyük ağırlığı vardır. Yasef Nassi bir ara Sadrazam Sokullu&#8217;ya rakip olacak kadar güç ve nüfuz kazanmıştı.&#8221; </em>(Mehmet Şevki Eygi, Yahudi Türkler Yahut Sabetaycılar, sf. 37, Zvi-Geyik Yayınları 2000.)</p>
<p>Eygi, Küçük&#8217;e yeni bilim alanında ilerlemesi gereken güzergahı göstermekte, Küçük de gerçekten &#8220;müthiş&#8221; performansıyla bu güzergahta hızla ilerlemektedir. Eygi, Abdülhamit&#8217;in tahttan indirilmesi olayını da bir Sabetayist komplosu olarak değerlendirmektedir.</p>
<p><em>&#8220;Sultan Abdülhamid&#8217;e karşı yapılan İkinci Meşrutiyet Hareketi bir Sabataist hareketidir.&#8221;</em> (age. Sf. 78.)</p>
<p>Ancak Eygi, kendini Osmanlı ve cumhuriyet tarihiyle sınırlarken, Küçük, Osmanlı&#8217;dan günümüze, oradan da sınır ötesine Kuzey Irak&#8217;a da gitmekte analizini zaman ve mekan ötesi bir boyuta taşımaktadır. Kuzey Irak&#8217;taki kripto-yahudi Kürtleri de saptamak ve bölge halklarının maruz kaldığı komployu açığa çıkarmak işini de üstleniyor, Küçük.</p>
<p>Tabii her yiğidin kendine has bir yoğurt yeyişi vardır. Eygi, Küçük&#8217;ü sadece esinlendirmektedir. Küçük, isimbilim aracılığıyla Sabetayist kökenlileri ve kripto-yahudileri saptarken, Eygi farklı bir yönteme sahiptir. Küçük, sol orijinli bir zat olduğu için daha zarif bir araç kullanmaktadır. Eygi, bir suikastle öldürülen Rabin&#8217;in ardından yazdığı bir yazıda kendi yöntemine ilişkin ipuçlarını verir.<br />
<em><br />
&#8220;Gazetelerde Rabin için samimi gözyaşları döken bazı Türk yazarlarının fotoğraflarına dikkatlice baktım da, burunlarında, saçlarında, çenelerinde, kaş ve gözlerinde, dudaklarında semitik sıfatlar gördüm.&#8221;</em> (Mehmet Şevki Eygi, Yahudi Türkler Yahut Sabetaycılar, sf. 37, Zvi-Geyik Yayınları, 2000.)</p>
<p>Eygi, bu düşünceleri dile getirirken hiçbir rahatsızlık duymaz. Bu tip ifadeler kullanmak onun için gayet normaldir. Ama, sol iddialı Küçük&#8217;ün, bu tip şahsiyetlerle aynı konuma düşmesi, gerçekten ironik bir durumdur. Gerici-faşist güçlerin dünyadaki kötülükleri, eşitsizlikleri, zorbalıkları açıklarken anti-semitik bir söyleme dayanmaları, dünyanın pek çok coğrafyasında ve tarihin çeşitli dönemlerinde karşımıza çıkan bir olgudur. Ülkemizde de bu eğilimler çeşitli dönemlerde daha da güçlenmiş, ancak, hemen her dönem varolmuşlardır.</p>
<p>Küçük&#8217;ün yenilerde dahil olduğu bu akım çok yeni değildir. Ama, Küçük&#8217;ün yazdıklarından bu teorisinin temellerine dair tutarlı bir bilgi bulabilmek de mümkün değildir. Yukarıda gösterdiğimiz gibi, Küçük, birçok yerde bu yola İsmail Cem&#8217;in cumhurbaşkanlığını engellemek için girdiğini ifade ediyor. Sabetayizm&#8217;i analiz ederken, 1967 Arap İsrail savaşının sonucunun, Sabetayizm&#8217;in ülkeyi tehdit eden bir akım haline gelmesinde önemli bir tarih olduğunu söylüyor. Ama bütün cumhuriyet tarihini, bu akımı analiz ederek öğrenebileceğimizi de iddia ediyor. Daha sonra analizini Sultan Süleyman dönemine kadar genişletiyor. Burada ise sözkonusu olanlar Sabetayistler değil, Yahudiler oluyor. Türkiye için &#8220;rezerv devlet&#8221; kavramını geliştiriyor, ancak kendi bulguları, İsrail&#8217;in kuruluşundan çok önce cumhuriyetin &#8220;rezerv devlet&#8221; olarak işlev gördüğünü kanıtlıyor. Bir yandan 1967 Arap İsrail savaşından sonra Sabetayistler&#8217;in ülke için bir tehdit haline geldiklerini yazıyor, diğer yandan da bütün cumhuriyet tarihinin, hatta, giderek bütün modernleşme tarihinin bu öğeler ele alınmadan anlaşılmayacağını ifade ediyor.</p>
<p>Yeteneksiz ve bilgisiz olanların kapitalist düzende zengin ve şöhret yapılmasını sabetayizme bağlıyor. Ancak, onun yazdıklarından bunun hangi dönemde ve nasıl başladığını anlamak da mümkün olmuyor. Bir taraftan &#8220;Sarper vakasını&#8221; yazıyor. İkinci Paylaşım Savaşı sonunda ABD&#8217;yle girilen bağımlılık ilişkilerinden söz ediyor, diğer yandan 1967 Arap İsrail savaşları sonrası Sabetayistler&#8217;in emperyalizme bağlanmasından. Küçük, hem tarihi zorluyor, hem politikayı. AKP&#8217;lilerin emperyalizme bağımlılıklarını kanıtlamak için onların etnik ya da dinsel kökenlerine bakmaya gerek var mı? Ama, Küçük, öyle bir noktaya geliyor ki, üstte gördüğümüz gibi, Kıvılcımlı&#8217;nın haklı eleştirilerini yönelttiği eski yoldaşları hakkında şunları yazmaktan kendini alamıyor.</p>
<p><em>&#8220;Peki Mehmet Ali Aybar ve Behice Boran, eğer sabetayist ailelerden geliyorlarsa, sabetayist olmadılar mı; cevabı başka yerde aramak gereklidir. Şöyle söyleyebiliriz, eğer Çetin Altan ve Fatma Hikmet İsmen, birincisi iki dönem Tip milletvekili ve ikincisi uzun yıllar ve tek Tip senatörü yapıldılarsa, yapıldılar, ve sabetayist iseler, işte burada sabetayist davranış kalıbıyla karşılaşıyoruz. Çünkü her ikisi de sosyal mücadelenin dışındaydılar. Altan, ellili yılarda bugünkü ölçüde toplumsal sorumsuz ve büyük sermayeye yaslanmış olmasa da, yinede de parlak bir eksantrikti ve hiç güven vermiyordu. Seçimlere yaklaşırken sol yazıyordu, fakat o dönemde dünyanın her yerinde bütün ağaçlar sola eğiliyor ve bütün kalemler sol döküyordu ama TİP üyesi olmuyordu, bir ayrıcalığını bulmak, güçtür. Öyleyse ve eğer sabetayistlerse bulunmalarını ve seçilmelerini, sabetayizm içi bilgilere ve dayanışmaya bağlamak zorundayız. Kırklı yıllarda, Ankara Valisi Nevzat Tandoğan&#8217;a atfedilen bir söz vardır, &#8220;eğer komünizm de gelecekse, biz getiririz&#8221;, bu sözü, bu bilgilerimizin ışığında, sabetayizme bağlamak daha yerindedir.&#8221; </em>(Tekeliyet 1, sf. 352-353)</p>
<p>Bu sözleriyle birlikte, artık nerede Eygi konuşuyor, nerede Küçük, iyice birbirine karışıyor. Sol iddialı biri için, bundan daha büyük bir utanç olabilir mi? Küçük&#8217;ün, açtığını iddia ettiği yeni bilim alanının kaynaklarını öğrenmeye devam ettiğimizde, yaşananın gerçek boyutlarını kavrama olanağı buluruz.</p>
<p><em>&#8220;ilk işaretlerini, daha önce, Haymana Zindanı&#8217;ndan vermeye başladım: yalnız, yanlı anlaşılmak istemem, bu yolu ben açmadım. Kapalı&#8217;dan yanacık ceza evi koşullarına geçtiğimde görebildim, benden önce çok değerli çalışmalar vardı; Yesevizade ile Mahmut Çetin&#8217;i öncelikle kaydetmek gerekmektedir. Buraya Harun Yahya&#8217;nın yayınlarını da eklememiz bilimsel dürüstlüğe uygun düşer; bununla birlikte, Harun Yahya&#8217;nın kitaplarında o kadar şaşırtıcı bilgi ve iddialar var ki, ne kadarının bilimsel olduğuna karar veremiyorum, kaynak olarak göstermemem buradan kaynaklanıyor.&#8221;</em> (ithaki İçin önsöz, sf. 23.)</p>
<p>Küçük, büyük bir hata yapıyor. Harun Yahya&#8217;nın kitapları da en az Küçük&#8217;ün ve Eygi&#8217;nin kitapları kadar &#8220;bilimseldir!&#8221; Sürekli haksızlık yaptığı için, bunu bir temel davranış kalıbı haline getirmiş. Bu kez de, Yahya&#8217;ya haksızlık yapıyor. Yine almış eline &#8220;bilim tartısı&#8221;nı, her zaman olduğu gibi kafasına göre tartıyor.</p>
<p>Ama kitabının ikinci önsözünde yazdıkları, artık söylenecek söz bırakmıyor.</p>
<p><em>&#8220;&#8230;beni marksizm ile bağlayarak bu alanda çalışmamı yadırgamak yaygındır. İkinci nokta ise şudur; Türkiye marksistlerinin bu alandan uzak durmaları, Marx&#8217;dan değil, Türkiye aydınına ve sol hareketine İbrani asıllıların egemen olmasından ileri geliyordu.&#8221; </em>(İkinci Önsöz, Yalçın Küçük, sf. 63.)</p>
<p>Küçük, yeni bilim alanındaki derinleşmesinin sonunda, yaklaşık yüzyıldır, gerici-faşist güçler tarafından sürekli yinelenen bir demagojiyi bulmuş. Bunun için, bu kadar uğraşmaya gerek var mıydı? Harun Yahya&#8217;yı biraz erken okusaydı, ya da Planlama&#8217;da çalışırken, cuma günleri, mesai arkadaşları olan Özal kardeşlerle namaza gitseydi, çok daha erken öğrenebilirdi bu gerçekleri. Ama biz, Küçük&#8217;ün, yeni bilim alanına, tüm bu isimlerden çok daha gayretli biçimde sarılmasının, çok daha fazla çalışmasının nedenini biliyoruz. &#8220;Treni kaçırma kompleksi.&#8221;</p>
<p><strong>Kürtler Kripto-Yahudi mi?</strong></p>
<p>Küçük&#8217;ün yeni bilim alanında açtığı &#8220;nurlu&#8221; ufuklara daha yakından bir göz atmak, hokkabazlığının boyutlarını kavramak açısından önem taşıyor. Yakın tarihimizin politik olgularını yeni bilim yöntemiyle analiz etmeye başlayan Küçük, Turgut Özal&#8217;ın 1. Körfez Savaşı sırasında gündeme taşıdığı kimi politikaları tartışıyor. Tabii olarak, yola Özal&#8217;ın ismini analiz ederek başlıyor.<br />
<em><br />
&#8220;Gerçekten de, bir Türk başbakanı veya cumhurbaşkanı için &#8220;Özal&#8221; adından daha saçma ne olabilir; neyin öz&#8217;ünü alması emredilmektedir ve ne için emrediliyor, cevap zor görünüyor. Peki nasıl analiz etmemiz gerekiyor; bölmek zorundayız ve noktaları atmakta hiçbir sakınca görmüyoruz. Geriye &#8220;oz-al&#8221; kalıyor; ibrani, &#8220;oz&#8221; güç ve &#8220;al&#8221; veyta &#8220;el&#8221; Tanrı demek oluyor, sıfat ismi izliyor; &#8220;Tanrı&#8217;nın Gücü&#8221; anlamı çıkıyor. Bana göre gerçekten öyledir; Turgut Özal ile birlikte çalıştım, çalıştığım kişiler içinde en yeteneksizi olduğunu hep yazıyorum. Demek ki, geldiği yere Tanrı Gücü&#8217;yle veya başka bir güçle gelmiştir; bu analizi, Halil Özal&#8217;ın, birinci Irak Savaşı&#8217;nda, Kuzey Irak&#8217;ı zaptetme tutku ve telaşına bir katkı sayabiliriz. Peki kim için; bu soru yerindedir. Demek ki, benim, Kuzey Irak&#8217;taki Kürt liderlerinin kripto-yahudi oldukları yollu hipotezim, Önemli olmaktadır.&#8221;</em> (Tekeliyet Birinci Kitap, Yalçın Küçük, sf. 328, İthaki Yayınları 2003.)</p>
<p>Yalçın Küçük&#8217;ün hipotezinin dayanak noktalarına bir bakalım. &#8220;Özal&#8221; adı, bir Türk başbakanı ve cumhurbaşkanının ismi olamaz. &#8220;Özal&#8221; isimbilim verilerine göre bir İbrani kaynaklı isim olabilir. Anlamı &#8220;Tanrının gücü&#8221; olmaktadır. Küçük, Özal&#8217;ı devlet hizmetinden tanımaktadır. Küçük&#8217;ün birlikte çalıştığı kişiler arasında en yeteneksizidir. Demek ki geldiği yere, bir güçle gelmiştir. Bu güç de Yahudiliğin gücüdür. Özal&#8217;ın Kuzey Irak&#8217;a sefer isteğinin altında da, Kuzey Irak&#8217;taki kripto-yahudi soydaşlarıyla bir araya gelme isteği yatmaktadır.</p>
<p>Özal&#8217;ın planlama teşkilatındaki görevinden sonra, dünya ve Türkiye finans-kapitalinin önemli kurumlarında görev yaptığını politik tarihle ilgilenen herkes bilir. Bu kurumlardan biri Dünya Bankası&#8217;dır. Emperyalizmin en önemli kurumlarından biridir. Özal&#8217;ın Türkiye&#8217;de Sabancı Holding&#8217;in en üst düzey yöneticisi olarak bu finans-kapital grubuna hizmet ettiğini ve MESS adını taşıyan işveren sendikasında kapitalistler adına emekçi sınıflara karşı militan bir mücadele yürüttüğü de işçi sınıfı devrimcileri tarafından iyi bilinir. Özal bu kurumlarda finans-kapitale hizmet ettikten sonra, yükselişe geçmiştir. Yani, onu geldiği yere getiren güç, uluslararası finans-kapitalin görünmeyen gücüdür. Özal finans-kapitale hizmette kusur etmeyeceğini pratik içinde kanıtladığı ölçüde basamakları hızla tırmanmıştır. 1. Körfez Savaşı&#8217;ndaki politik açılımları da emperyalizmin politikalarına uyumludur. Ancak ülke içindeki mevcut politik konjonktür ve güç dağılımı, Özal&#8217;ın bu hamlesinin gerçekleşmesini engellemiştir. Özal kardeşlerin politik misyonlarının ABD&#8217;nin yeşil kuşak projesi içinde anlam kazandığını; Ortadoğu&#8217;nın gerici rejimlerinin bu politikaların bir diğer ayağı olduğu da herkes tarafından bilinmektedir.</p>
<p>Turgut Özal&#8217;ın politik misyonunu kavrayabilmek için başvurulması gereken temel öge, onun isminin taşıdığı iddia edilen kodlar değil; 24 Ocak Kararlan ve 12 Eylül rejimidir. 24 Ocak Kararları&#8217;nın mimarı Turgut Özal&#8217;dır. 24 Ocak Kararları&#8217;nın uygulanabilmesi için gereksinim duyulan politik ve toplumsal ortamın yaratılabilmesi için gereken temel adım ise 12 Eylül faşizmidir. 24 Ocak Kararları ve 12 Eylül faşizminin kurumsallaşması arasında doğrudan bir bağ vardır. Ancak bu her iki gelişmenin de gerisinde yatan olgu; Türkiye kapitalizminin dünya emperyalist ekonomisiyle olan bütünleşme ilişkisinin yeniden dizayn edilmesidir. Yani bu gelişmeler, salt Türkiye&#8217;ye özgü değildir.</p>
<p>Emperyalist dünya ekonomisinin 70&#8242;lerin başında girdiği krizin aşılmasına dönük temel politikası, monetarizm olarak adlandırılan iktisadi uygulamalar demetidir. Bu politikaların temel araçları, bağımlı ülke ekonomilerinin emperyalist merkezlerle daha yüksek düzeyde bütünleşmesini sağlamaya dönüktür. Bu politikalar bağlamında gündeme gelen ilk adım ihracata dönük üretimin yaygınlaştırılmasıdır. Özellikle, belli sektörlere dönük teşvik ve muafiyetlerle sağlanan bu yöneliş, emperyalist merkezlere kaynak transferinin önemli bir aracı olmaktadır.</p>
<p>Bu politikaların uygulanması sonucu ortaya çıkan temel gerçeklik ise, Türkiye&#8217;de 1980-87 arasında işçi ücretlerinde reel bazda % 30-35 oranındaki gerilemedir. Ücretlerdeki bu gerileme, kuşkusuz 12 Eylül&#8217;ün yarattığı politik ve hukuksal rejimin bir sonucudur. İşçi önderleri ve ilerici sendikacıların yaşadığı uzun süreli tutukluluklar, ilerici-devrimcı sendikaların kapatılması, bu sonucun ortaya çıkmasının en belirleyici nedenidir. Bu yüzden TİSK (Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu) Başkanı Halit Narin, 12 Eylül&#8217;den sonra, &#8220;Bugüne kadar onlar gülüyordu, bundan sonra biz güleceğiz&#8221; demiştir. Önemli bir mali karar la konvertibiliteye geçilmiş, ve para sürekli değer kaybetmiştir. Bu mekanizma sanırız 12 Eylül faşizminin sınıfsal ve politik karakterini yeterince aydınlatır. Turgut Özal, bu sürecin her aşamasında aktif roller üstlenen bir finans-kapital hizmetkârıdır.</p>
<p>Bütün bu gerçeklikler net biçimde ortada dururken, Özal&#8217;ın ismin den hareketle analizler geliştirmek, ve <span style="color:red;">tüm bu yaşananları bir Yahudi komplosuna indirgemek</span>, olsa olsa Küçük türü kişiliklerin ya hedef şaşırtma misyonuyla hareket etmekte olduğunu gösterir, ya da Küçük&#8217;ün, &#8220;özgünlük arayışı ve magazin gündemi olma&#8221; çabasıyla açıklanabilir.</p>
<p>&#8212;&#8212;-<br />
Cenk Ağcabay, Megalomania, Sosyal İnsan yayınları, İstanbul, 2008, s. 163-173</p>
<p><span style="color:#00ff00;">Kaynak: sosyalistforum.org //zastalina</span></p>
<p><span style="color:#800080;">KendiHalinde Not: Yorumsuz Araklamadır. Resim varken yoruma gerek yok sanırım&#8230;</span></p>
<br />Posted in Güncel, Istanbul Sevi, Ortaya Karışık, Sabatay, Sabetay, Sevi, Soner Yalçın, Yahudilik, Yalçın Küçük, Zvi, Zwi Tagged: cadı avı, Dönme, Sabetay, sabetaycı, sabetaycılık, sabetayist, Soner Yalçın, Yalçın Küçük, yesevizade <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/327/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/327/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/327/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/327/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/kendihalinde.wordpress.com/327/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/kendihalinde.wordpress.com/327/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/kendihalinde.wordpress.com/327/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/kendihalinde.wordpress.com/327/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/327/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/327/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/327/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/327/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/327/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/327/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=327&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/06/megalomania-yalcin-kucuk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/sabetayci.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">sabetayci</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Ay ve Yıldız&#8217;ın Muhteşem Kavuşması: &#8220;Ayyıldız Zamanı&#8221;</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/01/ay-ve-yildizin-muhtesem-kavusmasi-ayyildiz-zamani/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/01/ay-ve-yildizin-muhtesem-kavusmasi-ayyildiz-zamani/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Dec 2008 18:16:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efendi 2]]></category>
		<category><![CDATA[ay yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[Ayyıldız]]></category>
		<category><![CDATA[bayrak]]></category>
		<category><![CDATA[crescent moon]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Günden]]></category>
		<category><![CDATA[jupiter]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>
		<category><![CDATA[venus]]></category>
		<category><![CDATA[venus jupiter crescent moon in the turkey]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=306</guid>
		<description><![CDATA[Ay ile Yıldız&#8217;ın Muhteşem Kavuşması / 1 Aralık 2008  Tsi-17:20/18:00 much more&#8230; December 1, 2008 Venus, Jupiter, Crescent Moon Meet in The Republic of Turkey. For more pictures: http://galeri.sabah.com.tr/?galerisec=3306 Çekimler amatör kamera ile Anadolu&#8217;da herhangi bir yerden http://kendihalinde.wordpress.com tarafından yapılmıştır. Posted in Efendi 2 Tagged: ay yıldız, Ayyıldız, bayrak, crescent moon, Güncel, Günden, jupiter, Ortaya [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=306&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-004ssss.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-292" title="resim-004ssss" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-004ssss.jpg?w=470&#038;h=301" alt="resim-004ssss" width="470" height="301" /></a></p>
<p><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-004s.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-293" title="resim-004s" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-004s.jpg?w=229&#038;h=193" alt="resim-004s" width="229" height="193" /></a><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-028s.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-307" title="resim-028s" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-028s.jpg?w=235&#038;h=193" alt="resim-028s" width="235" height="193" /></a></p>
<p>Ay ile Yıldız&#8217;ın Muhteşem Kavuşması / 1 Aralık 2008  Tsi-17:20/18:00 much more&#8230;</p>
<p><span id="more-306"></span></p>
<p>December 1, 2008<br />
Venus, Jupiter, Crescent Moon Meet in The Republic of Turkey.<br />
For more pictures:<br />
<a title="http://galeri.sabah.com.tr/?galerisec=3306" href="http://galeri.sabah.com.tr/?galerisec=3306" target="_blank">http://galeri.sabah.com.tr/?galerisec=3306</a></p>
<p><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-007s.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-294" title="resim-007s" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-007s.jpg?w=300&#038;h=154" alt="resim-007s" width="300" height="154" /></a></p>
<p><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-008s.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-295" title="resim-008s" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-008s.jpg?w=300&#038;h=188" alt="resim-008s" width="300" height="188" /></a></p>
<p><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-025s.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-296" title="resim-025s" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-025s.jpg?w=300&#038;h=204" alt="resim-025s" width="300" height="204" /></a></p>
<p><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-009s.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-297" title="resim-009s" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-009s.jpg?w=300&#038;h=191" alt="resim-009s" width="300" height="191" /></a></p>
<p><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-013s.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-298" title="resim-013s" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-013s.jpg?w=300&#038;h=176" alt="resim-013s" width="300" height="176" /></a></p>
<p><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-014ss.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-299" title="resim-014ss" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-014ss.jpg?w=300&#038;h=172" alt="resim-014ss" width="300" height="172" /></a></p>
<p><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-016s.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-300" title="resim-016s" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-016s.jpg?w=300&#038;h=187" alt="resim-016s" width="300" height="187" /></a><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-017s.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-301" title="resim-017s" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-017s.jpg?w=300&#038;h=185" alt="resim-017s" width="300" height="185" /></a></p>
<p><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-018s.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-302" title="resim-018s" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-018s.jpg?w=300&#038;h=181" alt="resim-018s" width="300" height="181" /></a><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-019s.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-303" title="resim-019s" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-019s.jpg?w=300&#038;h=180" alt="resim-019s" width="300" height="180" /></a></p>
<p><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-024s.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-304" title="resim-024s" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-024s.jpg?w=300&#038;h=189" alt="resim-024s" width="300" height="189" /></a><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-026s.jpg"></a><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-028s1.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-310" title="resim-028s1" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-028s1.jpg?w=300&#038;h=227" alt="resim-028s1" width="300" height="227" /></a></p>
<p><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-031s.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-311" title="resim-031s" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-031s.jpg?w=300&#038;h=172" alt="resim-031s" width="300" height="172" /></a><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-036s.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-312" title="resim-036s" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-036s.jpg?w=300&#038;h=193" alt="resim-036s" width="300" height="193" /></a><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-054ss.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-313" title="resim-054ss" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-054ss.jpg?w=300&#038;h=211" alt="resim-054ss" width="300" height="211" /></a><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-048s.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-314" title="resim-048s" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-048s.jpg?w=300&#038;h=225" alt="resim-048s" width="300" height="225" /></a><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-048s1.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-315" title="resim-048s1" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-048s1.jpg?w=300&#038;h=225" alt="resim-048s1" width="300" height="225" /></a><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-042s.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-316" title="resim-042s" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-042s.jpg?w=300&#038;h=225" alt="resim-042s" width="300" height="225" /></a></p>
<p>Çekimler amatör kamera ile Anadolu&#8217;da herhangi bir yerden http://kendihalinde.wordpress.com tarafından yapılmıştır.</p>
<br />Posted in Efendi 2 Tagged: ay yıldız, Ayyıldız, bayrak, crescent moon, Güncel, Günden, jupiter, Ortaya Karışık, venus, venus jupiter crescent moon in the turkey <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/306/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/306/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/306/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/306/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/kendihalinde.wordpress.com/306/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/kendihalinde.wordpress.com/306/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/kendihalinde.wordpress.com/306/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/kendihalinde.wordpress.com/306/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/306/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/306/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/306/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/306/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/306/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/306/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=306&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/01/ay-ve-yildizin-muhtesem-kavusmasi-ayyildiz-zamani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-004ssss.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">resim-004ssss</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-004s.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">resim-004s</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-028s.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">resim-028s</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-007s.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">resim-007s</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-008s.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">resim-008s</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-025s.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">resim-025s</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-009s.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">resim-009s</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-013s.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">resim-013s</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-014ss.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">resim-014ss</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-016s.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">resim-016s</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-017s.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">resim-017s</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-018s.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">resim-018s</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-019s.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">resim-019s</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-024s.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">resim-024s</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-028s1.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">resim-028s1</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-031s.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">resim-031s</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-036s.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">resim-036s</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-054ss.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">resim-054ss</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-048s.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">resim-048s</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-048s1.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">resim-048s1</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-042s.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">resim-042s</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Uru Achim; Kasap Havası &#8211; Hava Nagila</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/11/26/uru-achim-kasap-havasi-hava-nagila/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/11/26/uru-achim-kasap-havasi-hava-nagila/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Nov 2008 12:58:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efendi 2]]></category>
		<category><![CDATA[ayten alpman]]></category>
		<category><![CDATA[gökben]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[hanukka]]></category>
		<category><![CDATA[Hava Nagila]]></category>
		<category><![CDATA[ibrani]]></category>
		<category><![CDATA[jewish music]]></category>
		<category><![CDATA[Kasap Havası]]></category>
		<category><![CDATA[memleketim]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>
		<category><![CDATA[Sabetay]]></category>
		<category><![CDATA[yahudi]]></category>
		<category><![CDATA[şiribim şiribom]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=289</guid>
		<description><![CDATA[Kasap Havası – Havah Nagilah (Hava Nagila) Ayten Alpman’ın milletçe dilimize pelesenk ettiği “Memleketim” isimli  parçanın, Yahudi Halk Ezgisi (Rebe Elimelekh) olduğunu herhalde bilmeyeniniz kalmamıştır. Benim öğrenmem ise ilk olarak Fabrika Dergisi’nde Orhan Gökdemir’in konu ile alakalı yazısını 2006 yılında okumamdan sonra  olmuştu. Ne yalan söyleyeyim, bu şarkının Milli Marş kıvamında her resmi bayramda ya [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=289&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;"><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/11/hava-nagila11.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-288" title="hava-nagila11" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/11/hava-nagila11.jpg?w=300&#038;h=296" alt="hava-nagila11" width="300" height="296" /></a></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">Kasap Havası – Havah Nagilah (Hava Nagila)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">Ayten Alpman’ın milletçe dilimize pelesenk ettiği “Memleketim” isimli<span>  </span>parçanın, Yahudi Halk Ezgisi (Rebe Elimelekh) olduğunu herhalde bilmeyeniniz kalmamıştır. Benim öğrenmem ise ilk olarak Fabrika Dergisi’nde Orhan Gökdemir’in konu ile alakalı yazısını 2006 yılında okumamdan sonra<span>  </span>olmuştu. Ne yalan söyleyeyim, bu şarkının Milli Marş kıvamında her resmi bayramda ya da her milliyetçilik duygularımızın kabarmasının istendiği -Kıbrıs Barış Harekatı gibi- dönemlerde radyo ve televizyonlardan vıyaklatılmasının etkisiyle olsa gerek, Musevilerin kahramanlık öykülerini anlatan bir İbrani ezgisi üzerine İlham Gencer tarafından söz yazılıp Alpman tarafından da seslendirilerek damarlarımıza enjekte edilmesi<span>  </span>şokunu… Avrupa Yakası’ndan Selin’in tarzıyla “oha oldum yani” tadında yaşadığımı itiraf etmeliyim… Hatırlarsanız bu parça Tandoğan Mitinglerinin de açılış ve kapanış musikisi yapılıp, önce AB-ABD karşıtlığı gazı verilip, ardından bambaşka mecralara doğru yol aldırılmıştık… Hatta meraklısı Moiz Kohen-Tekin Alp ismini de bu bağlamda Prof.Dr. Google Comtr’dan öğrenebilir… Konumuz bu olmadığı için geçelim…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">Memleketim parçasının orijinal ismini öğrenip “Traditional_Jewish_Music” albümünü internetten yasal olmayan yollardan<span>  </span>“24 saat sonra silmemek” kaydıyla indirmem ise biraz gecikmelidir…<span>  </span>Haziran 2006’ya rastlar… Albümde yer alan parçaları dinlemem ise “uleyn bu şarkıda çok tanıdık, aha işte kulağım bunu da bir yerden anımsıyor” diye diye bi çırpıda oluverir. Hava Nagila’yı dinleyip, yok artık bu da mı Yahudi ezgisi dediğim o AN ise… Müzik öğretmenlerinin org başında aynı melodiyi “Kasap Havası” adı altında çalarak, öğrencileri 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramlarına hazırladığı lise anılarına gitmemle dumura uğradığım ANdır. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">Bu yazıyı yazmak, aradan geçen iki yıl zarfında Kasım 2008’e kadar kaldı ise bu da benim tembelliğim olsun. Televizyonda ya da radyoda “Memleketim” parçasınının ya da “Kasap Havası’nın” sıklıkla denk gelmesi bile beni bu tembellikten alıkoyamadı… Ta ki<span>  </span>e yettiniz gayrı diyene kadar.<span id="more-289"></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">Sene 2007, Garanti Bankası reklamları ve fonda çalan müzik Kasap Havası…<span>  </span>Ata Demirer henüz Avrupa Yakası’ndan ayrılmamış, Gülse Birsel’in dizisi rating rekorları kırarken fonda Kasap Havası’yla birlikte halay çeken ev ahalisi&#8230;<span>  </span>Sene 2008, Komedi Dükkanı TV8’den TRT1’e transfer olmuş, rating tavanda…<span>  </span>“Arkadaşım” diyen arkadaş, Tolga Çevik’i<span>  </span>Kasap Havası eşliğinde dans ettirmeye çalışıyor… Cem Yılmaz TurkTelekom reklamlarında Jembey olmuş…<span>  </span>Yeni evlenen çizgi karakter damat ve gelin Jembey’den TT tarifelerini öğreniyor, ortamda müsait düğün müğün falan… Fonda yine Kasap Havası… Daha şu an anımsayamadığım başka reklam cıngılları ve belki seyredemediğim başka programlarda ki Kasap Havaları… Biraz daha gerilere gidince Grup Vitaminden, “Hava Nagila” olmuş <span> </span>“Amman Mualla”…<span>  </span>Beşiktaş taraftarları muhtemelen ezgiyi Kasap Havası niyetine alıp maçlarda “saldır Beşiktaş saldır”<span>  </span>haline getirmişler…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">İsmi geçen zatı muhteremlerin sabetay avcısı sitelerde ve forumlarda “The Usual Suspects” olarak tanımlandıklarını da antiparantez belirtelim. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">Şimdi… hani müzik evrenseldir ya, hani kültürler arası etkileşimler şahanedir ya, hani ‘beleş dinamit olsun g.tümde patlasın’ da denir, dinamitin kaynağı sorgulanmaz bile ya… İşte bu noktada Prof.Dr. Google Comtr ne demiş biraz da ona bakalım…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">Radikal’den Ayşe Karabat: “</span><em><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">Bizim “Kasap Havası” diye bildiğimiz ‘Hava Nagila’ nameleriyle inledi İsrail sokakları. Devletlerinin 60. kuruluş yıldönümünü gerçek bir coşkuyla kutlayan Yahudiler, ‘hadi neşelenelim’ yani ‘hava nagila’ deyip sokaklarda dans etti.” </span></em><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;"><span> </span>Diyor 10 Mayıs 2008 tarihli gazete nüshasında…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">Aslında şaşıracak bir şey yok… Çünkü sokakları “hava nagila” diye inleten o topluluğun dedeleri…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><em><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">-2 Kasım 1917&#8242;de İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Arthur J. Balfour&#8217;un, Siyonist hareketin önderlerinden Lord Rotschild&#8217;e gönderdiği, Filistin&#8217;de Yahudilere bir &#8220;ulusal yurt&#8221; kurulması çabasının İngiliz hükümetince destekleneceğinin belirtildiği mektuptan sonra-</span></em><span style="font-size:8pt;line-height:115%;font-family:&quot;"><a href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Balfour_Bildirisi">http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Balfour_Bildirisi</a></span><em></em></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Times New Roman;"><span style="font-size:small;">Ve tarihe Balfour Bildirisi olarak geçen bu mektubun akabinde yapılan zafer kutlamalarında da “hava nagila” sesleriyle sokakları inletmişlerdir&#8230; Haydi kesin konuşmayalım muhtemelen inletmişlerdir diyelim… Fakat işin ilginç tarafı hava nagila’yı kimin yazdığıdır. Ritmi Sagidura Hasidim tarafından düzenlenen parça, Letonyadan göç eden ve 1. Dünya Savaşı esnasında Osmanlı Ordusunda Bando Şefliği de yaptıktan sonra Kudüse geri dönen <span>Abraham Zevi Idelsohn tarafından güftelenmiştir (Kimine göre de öğrencisi Moshe Natanson). <span> </span></span></span><span style="font-size:8pt;"><a href="http://www.radiohazak.com/Havahist.html">http://www.radiohazak.com/Havahist.html</a></span></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Bir başka kaynakta ise şu ifadeler yer alıyor: </span></p>
<p style="text-align:justify;"><em><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Hava Nagila, &#8220;Bizi mutlu kıl.&#8221; anlamına gelen bir İbrani halk şarkısıdır. Genellikle kutlamalarda söylenir. Musevilik ile kalıplaşmış olan bu melodinin kökeni, ilk İbranilere kadar uzanmasına rağmen en genel kullanılan kısmı muhtemelen 1918 yılında, I.Dünya Savaşı&#8217; nda İngiltere&#8217; nin Filistin&#8217; deki zaferini kutlamak için bestelenmiştir. <strong></strong></span></span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">Kime karşı zafer? Elbette Osmanlıya karşı…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">Ama siz bundan kıllanmayın ve kıllanan adam triplerine girmeyin. Çünküm musiki evrenseldir efendim. Peki ne yapcekmişiz? Dinamiti yerleştirip… Hava nagila eşliğinde&#8230; Rumlarla bu sizin <strong>hasapiko</strong> değil bizim <strong>kasap havamız</strong> deyu İsviçreden gelen <strong>Lozan Masasının</strong> üzerinde mutlu mutlu kavga etcekmişuz. Düğünlerde olmazsa olmaz halay müziğimiz yapcekmişuz… Bol bol reklamlarda kullanıp içselleştirecekmişiz…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">Peki yapmış mıyız? Elbette… En alasından hem de. Gelin Tamer Korkmaz’a kulak verelim…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:normal;text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><em><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;">“İsmet Sezgin, </span></em><em><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;">Papandreu&#8217;nun zeybek oynamasını yorumlarken karşımıza çıkıyor! Milli Savunma Bakanı iken Rodos&#8217;ta kasap havası çalınınca dayanamamış, o da oynamış. Tüm bakanları da oynatmış&#8230;”</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">Dikkat… Oynamakla kalmamış, hem de deplasmanda <span> </span>hem de Rodos’ta tüm bakanları da oynatmış… Balfour’dan sonra devlet kuranlar da bu habere artık nereleri ile gülmüşlerdir kim bilir… Bu tarihsel ironilere Fabrika dergisinde Orhan Gökdemir, hatırladığım kadarıyla mealen: <em>“ Hadi Memleketim parçası ile herkesi kandırdınız, Yahudi ezgisini kakaladınız… Ama bir tane bile İstanbul’lu Musevi çıkıpta, yahu bu bizim parçamız, size <span> </span>ne oluyor demez mi hiç… “ </em>diyordu.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">İroniler konusunda internet deniz derya… </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">2004’de Metal Grubu Orphaned Land’den vokalist Kobi Farhi ile Mabool albümü ertesine gelen röportaj esnasında şu soru soruluyor: </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><strong><em><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">“</span></em></strong><em><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">Hava Nagila Türkiye’de çok popüler. Bundan bazı bölümleri ileriki kayıtlarda dinlemeyi umabilir miyiz, zira müziğiniz bizi <strong>‘neşelendiriyor ve mutlu ediyor</strong>”</span></em><em></em></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">Vokalist efendiye yağcılık mı desek, yoksa musikinin evrenselliği mi? Hava nagila ülkemde çok popülermiş… Evet öyle de… Hangi adla ama?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">Bir blog sayfasında okurken beni güldüren bir yazı da şöyle:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><em><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">“…Son olarak ta halay çekilirdi Kasap havası ve hava nagila eşliğinde. Bu oyun yavaştan başlar ve gittikçe hızlanır bilmeyenin ayakları birbirine dolanıp yere düşebilir veya çekiştirile, çekiştirile sağa sola savrulur. Sonunda nefesi kesilen pes edip guruptan ayrılır. <br />
Bu hislerle Lime Wire’ı açıp arama ekranına hava nagila yazıp arıyorum. Bir sürü hava nagila sıralanıyor ama Dario Moreno’nun okuduğu yok. Bir şey dikkatimi çekiyor. Bazı Hava Nagilaların yanında Jewish Folk Song yazıyor. Yani Yahudi halk müziği. Şaşırıyorum. Oysaki biz bu müziği <strong>Kazak veya Kafkas ezgisi</strong> olarak biliyorduk ve çok severek dinliyor, oynuyorduk. Birkaç tanesini bilgisayarıma indiriyorum.  Birkaç gün sonra TV de reklâmlardan birinde bu müziği duyuyorum. Serap’a bu melodiyi tanıyıp tanımadığını soruyorum bocalıyor. En çok nerede duymuşsundur bu müziği diyorum bocalama hali sürüyor. Sonra aniden anımsayıp kazak dans müziği diyor. O da benimle aynı yanılgı içinde. Doğrusunu söylüyorum. Demek bize yıllarca sadece Rus salatasını Amerikan salatası diye yutturmamışlar, Yahudi halk şarkısının müziğini de Kazak dans müziği diye yutturmuşlar. Ne kadar garip bir ülkeyiz.” </span></em><span style="font-size:8pt;line-height:115%;font-family:&quot;"><a href="http://orenisi.blogspot.com/2008/07/hava-nagila.html"><strong>http://orenisi.blogspot.com/2008/07/hava-nagila.html</strong></a></span><em></em>
</p>
<p class="ListParagraph" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">Yok canım estağfirullah… Kimsenin kimseye bişeycik yutturduğu yok ki… O bizim milletçe avanaklık sporunu benimsemiş/benimsetilmiş olmamızdan kaynaklanan bir TRAVMA demek geçmişti içimden okurken. Eh… Şimdi de yazmış bulundum artık. Affola…</span></p>
<p class="ListParagraph" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">Travmalar elbette bununla sınırlı değil… Bir zamanların Türk Filmlerinde bolca kullanılan <strong>Nermin Gökben</strong>’in söylediği Şiribim Şiribom şarkısını da yine farklı bir albümde dinledikten sonra şaşırmıştım… Nakarat kısmı dahi değiştirilmeden Chiribim Chiribom olmuş size Şiribim Şiribom… </span></p>
<p class="ListParagraph" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">2001 yılında Radikal gazetesinde <span> </span>bir albüm tanıtımına da konu olmuş bu parça:</span></p>
<p class="ListParagraph" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><em><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">“Ares etiketiyle Fidan Müzik&#8217;ten Çıkan &#8216;Geleneksel Yahudi Müziği: Hanukka&#8217; isimli albüm, işte bu temayı barındıran şarkılardan oluşuyor. &#8216;Hanukka&#8217;, içinde aslında hepimizin aşina olduğu şarkılarla bezeli bir çalışma. Örnek mi? Bir dönem dilimize pelesenk olmuş ‘Şiribim Şiribom&#8217;&#8230; <strong>Yahudi müziği tıpkı diğer müzikler gibi dinin içinden çıkarak karışıyor hayata</strong>. Yahudilerin <strong>Kitab-ı Mukaddes&#8217;te yer alan kimi ayrıntılara dayanarak beste yaptıklarını</strong> ve müziklerinin temelini attıklarını söylemeye gerek yok. <strong>İlahilerin bestelenmesiyle ortaya çıkan bu müzik sinagoglara oradan gündelik yaşantıya</strong> karışmış.”</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">Ne güzel di mi? Yıllarca Yahudi ilahileriyle göbek atmanın dayanılmaz hafifliğini yaşamışız da farkında değiliz… Biz halay çekip eğlenirken, İstanbullu Musevi vatandaşlarımız da dinsel ritüellerinin tarafımızdan dejenere edilmesine ses etmemişler hiç… Alçak gönüllü oluyor canım şu Yahudiler. Bi de adamların onca günahını alıyor bu kendini bilmez basın… Di mi ama yani?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">Neyse… Lafı fazla uzatmadan Hava Nagilanın sözlerini <span> </span>Çağlayan Bingöl’den </span><span style="font-size:8pt;line-height:115%;font-family:&quot;"><span> </span></span><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">kes-yapıştır yapalım.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;color:red;line-height:115%;font-family:&quot;">***</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0 0 10pt;"><strong><span style="font-size:10pt;line-height:115%;font-family:&quot;">Hava nagila<br />
<span style="color:red;">Mutlu olalım</span><br />
Hava nagila<br />
<span style="color:red;">Mutlu olalım</span><br />
Hava nagila venismechah<br />
<span style="color:red;">Mutlu ve neşeli olalım</span><br />
Hava naranenah<br />
<span style="color:red;">Şarki söyleyelim</span><br />
Hava naranenah<br />
<span style="color:red;">Şarkı söyleyelim</span><br />
Hava naranenah venismechah<br />
<span style="color:red;">Şarkı söyleyip neşeli olalım.</span><br />
Uru, uru achim!!<br />
<span style="color:red;">Uyanın biraderlerim</span><br />
Uru achim b’lev sameach<br />
<span style="color:red;">Uyanın biraderlerim, mutlu bir yürekle</span><br />
Uru achim, uru achim!!<br />
B’lev sameach<br />
<span style="color:red;">Uyanın biraderlerim,<br />
Mutlu bir yürekle<br />
Uyanın!<br />
Mutlu bir yürekle uyanın biraderlerim… </span></span></strong>
</p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0 0 10pt;"><strong><span style="font-size:12pt;color:red;line-height:115%;font-family:&quot;">***</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:normal;text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;">Haa unutmadan eğer fırsat bulursanız “<strong>Hevenu Shalom Aleichem”</strong> parçasını dinleminizi de tavsiye ederim. Ben ilk dinlediğimde sanki Mızıkayı Humayun’dan marşlar dinler gibi hissetmiştim. Paranoya da yapmış olabilirim elbette…Youtube sitesi bu ve benzer parçalar ile kaynıyor… Youtube kapalı biz giremeyiz demeyin sakın… Başbakan bile giriyor… Ayrıca bu blogu merak edip okuyanın youtube gibi bir siteye girememesi söz konusu dahi olamaz dedikten sonra… </span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;">Son sözümüzü de<span>  </span>yazıp noktayı koyalım…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin:0 0 10pt;"><strong><span style="font-size:12pt;color:red;font-family:&quot;">UYANIN BİRADERLERİM…</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin:0 0 10pt;"><strong><span style="font-size:12pt;color:red;font-family:&quot;">URU ACHİM !!!</span></strong><strong></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0 0 10pt;"><strong><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;">Hava Nagila’yı Ladino dilinde dinlemek için:</span><span style="font-size:8pt;font-family:&quot;"></span><a href="http://www.dilandau.com/cgi/play.cgi?id=40cc8246c13d8da3e2e3460db9a83d4a6cf8264c&amp;lang=en" target="_blank"><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;">http://www.dilandau.com/cgi/play.cgi?id=40cc8246c13d8da3e2e3460db9a83d4a6cf8264c&amp;lang=en</span></a></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;">Enstrumental için :</span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin:0 0 10pt;"><a href="http://www.dilandau.com/cgi/play.cgi?id=a2fb0456d721cf10642b315bfde51af0c3fb2c38&amp;lang=en" target="_blank"><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;">http://www.dilandau.com/cgi/play.cgi?id=a2fb0456d721cf10642b315bfde51af0c3fb2c38&amp;lang=en</span></a></p>
<br />Posted in Efendi 2 Tagged: ayten alpman, gökben, Güncel, hanukka, Hava Nagila, ibrani, jewish music, Kasap Havası, memleketim, Ortaya Karışık, Sabetay, yahudi, şiribim şiribom <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/289/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/289/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/289/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/289/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/kendihalinde.wordpress.com/289/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/kendihalinde.wordpress.com/289/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/kendihalinde.wordpress.com/289/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/kendihalinde.wordpress.com/289/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/289/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/289/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/289/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/289/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/289/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/289/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=289&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/11/26/uru-achim-kasap-havasi-hava-nagila/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/11/hava-nagila11.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">hava-nagila11</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kemalism : After the Ottomans</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/09/08/kemalism-after-the-ottomans/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/09/08/kemalism-after-the-ottomans/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Sep 2008 23:40:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efendi 2]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Kemalism]]></category>
		<category><![CDATA[Ottomans]]></category>
		<category><![CDATA[Perry Anderson]]></category>
		<category><![CDATA[Young Turks]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=285</guid>
		<description><![CDATA[Uyarı: Yüce Önder Atatürk hakkında pek hoş şeyler söylenmediğini hemen söyleyelim ve tamamen yorumsuz intihal yaptığımızı belirtelim. Benim vaktim boş diyenler tercüme yaparlarsa, tercümeleri de intihalleriz efendim. Kemalism : After the Ottomans Perry Anderson ‘The greatest single truth to declare itself in the wake of 1989,’ J.G.A. Pocock wrote two years afterwards, is that the frontiers [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=285&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify;"><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/09/afis1.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-284" title="afis1" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/09/afis1.jpg?w=300&#038;h=214" alt="" width="300" height="214" /> </a></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;"><span style="color:#ff0000;">Uyarı: </span> Yüce Önder Atatürk hakkında pek hoş şeyler söylenmediğini hemen söyleyelim ve tamamen yorumsuz intihal yaptığımızı belirtelim. Benim vaktim boş diyenler tercüme yaparlarsa, tercümeleri de intihalleriz efendim. </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:#000000;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;"><span style="color:#ff0000;">Kemalism : After the Ottomans</span><br />
Perry Anderson </span> </span> </span>
</p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">‘The greatest single truth to declare itself in the wake of 1989,’ J.G.A. Pocock wrote two years afterwards,</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;"> is that the frontiers of ‘Europe’ towards the east are everywhere open and indeterminate. ‘Europe’, it can now be seen, is not a continent – as in the ancient geographers’ dream – but a subcontinent: a peninsula of the Eurasian landmass, like India in being inhabited by a highly distinctive chain of interacting cultures, but unlike it in lacking a clearly marked geophysical frontier. Instead of Afghanistan and the Himalayas, there are vast level areas through which conventional ‘Europe’ shades into conventional ‘Asia’, and few would recognise the Ural mountains if they ever reached them.<span id="more-285"></span> </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">But, he went on, empires – of which in its fashion the European Union must be accounted one – had always needed to determine the space in which they exercised their power, fixing the borders of fear or attraction around them. </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">A decade and a half later, the matter has assumed a more tangible shape. After the absorption of all the former Comecon states, there remain the untidy odds and ends of the once independent Communisms of Yugoslavia and Albania – the seven small states of the ‘West Balkans’ – yet to be integrated in the EU. But no one doubts that, a pocket still to be mopped up behind borders that already extend to the Black Sea, they will enter it in due course. The great issue facing the Union lies further east, at the point where no vast steppe confounds the eye, but a long tradition has held that a narrow strip of water separates one world from another. No one has ever missed the Bosphorus. ‘Every schoolchild knows that Asia Minor does not form part of Europe,’ Sarkozy told voters en route to the Elysée, promising to keep it so: a pledge to be taken in the spirit of the conjugal reunion on offer in the same campaign. Turkey will not be dealt with in that way. Within the EU the official consensus that it should become a member-state in full standing has for some time now been overwhelming. Such agreement does not exclude arrière-pensées in this or that government – Germany, France and Austria have all at different points entertained them – but against any passage of these to action lies the formidable barrier of a unanimity of media opinion more complete, and more committed to Turkish entry, than that of the Council or Commission itself. There is also the simple fact that no country that has been accepted as a candidate for accession to the EU has ever, once negotiations were opened, been rejected by it.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">The expansion of the EU to the lands of the Warsaw Pact did not require much political defence or illustration. The countries concerned were all indisputably European, however the term was defined, and all had famously suffered under Communism. To bring them into the Union was not just to heal an ancient division of the continent, anchoring them in a common liberal-democratic capitalism, but to compensate the East for its misfortunes after 1945, relieving the West of a bad conscience at the difference in fates between them. They would also, of course, constitute a strategic glacis against any resurgence of Russia, and offer a nearby pool of cheap labour, although this received less public emphasis. The uncontentious logic here is not, on face of it, immediately transferable to Turkey. The country has long been a market economy, held parliamentary elections, constituted a pillar of Nato, and is now situated further from Russia than ever in the past. It would look as if only the last of the motives in Eastern Europe, the economic objective, applies – not unimportant, certainly, but incapable of explaining the priority Turkey’s entry into the EU has acquired in Brussels. </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Yet a kind of symmetry with the case for Eastern Europe can be discerned in the principal reasons advanced for Turkish membership in Western capitals. The fall of the Soviet Union may have removed the menace of Communism, but there is now – it is widely believed – a successor danger in Islamism. Rampant in the authoritarian societies of the Middle East, it threatens to stretch into immigrant communities within Western Europe itself. What better prophylactic against it than to embrace a staunch Muslim democracy within the EU, functioning as both beacon of a liberal order to a region in desperate need of a more enlightened political model and sentinel against every kind of terrorism and extremism? This line of thought originated in the US, with its wider range of global responsibilities than the EU, and continues to be uppermost in American pressure for Turkish entry into the Union. Much as Washington set the pace for Brussels during expansion into Eastern Europe, laying down Nato lights on the runway for subsequent descent by the EU, so it championed the cause of Turkey well before Council or Commission came round to it.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">But although the strategic argument, for a geopolitical bulwark against the wrong kinds of Islam, is now standard in European columns and editorials, it does not occupy quite the same position as in America. In part, this is because the prospect of sharing a border with Iraq and Iran is not altogether welcome to many within the EU, however vigilant the Turkish Army might prove. Americans, at a greater distance, find it easier to see the bigger picture. But such reservations are not the only reason why this theme, central though it remains, does not dominate discussion in the EU as completely as in the US. For another argument has more intimate weight. Current European ideology holds the Union to offer the highest moral and institutional order in the world, combining – with all due imperfections – economic prosperity, political liberty and social solidarity in a way no rival can match. But is there not some danger of cultural closure in the very success of this unique creation? Amid all its achievements, might not Europe risk falling – the very word a reproof – into Eurocentrism: too homogeneous and inward-looking an identity, when the advance guard of civilised life is necessarily ever more multicultural?</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Turkey’s incorporation into the EU, so the case goes, would lay such fears to rest. The greatest single burden, for present generations, of a narrowly traditional conception of Europe is its identification with Christianity, as a historic marker of the continent. The greatest challenge to this heritage long came from Islam. What then could be a more triumphant demonstration of a modern multiculturalism than the peaceful intertwining of the two faiths, at state level and within civil society, in a super-European system stretching, like the Roman Empire, to the Euphrates? That Turkey’s government is for the first time professedly Muslim should not be viewed as a handicap, but as a recommendation for entry, promising just that transvaluation into a multicultural form of life the Union needs for the next step in its constitutional progress. For its part, just as the new-found or restored democracies of the post-Communist East have benefited from the steadying hand of the Commission in their journey to normalcy, so Turkish democracy will be sheltered and strengthened within the Union. If enlargement to Eastern Europe repaired a moral debt to those who lived through Communism, inclusion of Turkey can redeem the moral damage done by a complacent – or arrogant – parochialism. In such dual atonement, Europe has the capacity to become a better place.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">In this self-critical mode, a historical contrast is often drawn. Christian Europe was for centuries disfigured by savage religious intolerance, by every kind of persecution, inquisition, expulsion, pogrom resorted to in the attempt to stamp out other communities of faith, Jewish or Muslim, not to speak of heretics within the faith itself. The Ottoman Empire, on the other hand, tolerated Christians and Jews, without repression or forcible conversion, allowing different communities to live peaceably together under Muslim rule, in a premodern multicultural harmony. Not only was this Islamic order more enlightened than its Christian counterparts, but far from being an external Other of Europe, for centuries it formed an integral part of the European system of powers itself. Turkey is in that sense no newcomer to Europe. Rather its entry into the Union would restore a continuity, of mixtures and contacts, from which we still have much to learn.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Such, roughly speaking, is the discourse of Turkish entry into the EU that can be heard in chancelleries and chat rooms, learned journals and leading articles, on platforms and talk shows across Europe. One of its great strengths is the absence to date of any non-xenophobic alternative to it. Its weakness lies in the series of images d’Epinal out of which much of it is woven, obscuring the actual stakes in Turkey’s suit to join the Union. Certainly, any consideration of these must begin with the Ottoman Empire. For the first, and most fundamental difference between the Turkish candidature and all those from Eastern Europe is that in this case the Union is dealing with the descendant of an imperial state, for long a far greater power than any kingdom of the West. A prerequisite of grasping that descent is a realistic understanding of the originating form of that empire.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">The Osmanli Sultanate, as it expanded into Europe between the 14th and 16th centuries, was indeed more tolerant – however anachronistic the term – than any Christian realm of the period. It is enough to compare the fate of the Muslims in Catholic Spain with that of the Orthodox in the Balkans under Ottoman rule. Christians and Jews were neither forced to convert nor expelled by the sultanate, but allowed to worship as they wished, in the House of Islam. This was not toleration in a modern sense, nor specifically Ottoman, but a traditional system of Islamic rule dating to the Umayyad Caliphate of the eighth century. Infidels were subject peoples, legally inferior to the ruling people. Semiotically and practically, they were separate communities. Taxed more heavily than believers, they could not bear arms, hold processions, wear certain clothes, have houses over a certain height. Muslims could take infidel wives; infidels could not marry Muslim women.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">The Ottoman state that inherited this system arose in 14th-century Anatolia as one Turkic chieftainry competing with others, expanding to the east and south at the expense of local Muslim rivals and to the west and north at the expense of the remains of Byzantine power. For two hundred years, as its armies conquered most of Eastern Europe, the Middle East and North Africa, the empire it built retained this bidirectionality. But there was never any doubt where its strategic centre of gravity, and primary momentum, lay. From the beginning, Osmanli rulers had drawn their legitimacy from holy war – gaza – on the frontiers of Christendom. The subjugated regions of Europe formed the richest, most populous and politically prized zones of the empire, and the theatre of the overwhelming majority of its military campaigns, as successive sultans set out for the House of War to enlarge the House of Islam. The Ottoman state was founded, as its most recent historian Caroline Finkel writes, on ‘the ideal of continuous warfare’. Recognising no peers, and respecting no pieties of peaceful coexistence, it was designed for the battlefield, without territorial fixture or definition.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">But it was also pragmatic. From the outset, ideological warfare against infidels was combined with instrumental use of them for pursuit of it. From the perspective of the absolutist monarchies that arose in Western Europe somewhat later, each claiming dynastic authority and enforcing religious conformity within its realm, the peculiarity of the empire of Mehmed II and his successors lay in its combination of aims and means. On the one hand, the Ottomans waged unlimited holy war against Christendom. On the other hand, by the 15th century the state relied on a levy – the devshirme – of formerly Christian youths, picked from subject populations in the Balkans themselves not obliged to become Muslims, to compose its military and administrative elite: the kapi kullari or ‘slaves of the sultan’.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">For upwards of two hundred years, the dynamism of this formidable engine of conquest, its range eventually stretching from Aden to Belgrade and the Crimea to the Rif, held Europe in awe. But by the end of the 17th century, after the last siege of Vienna, its momentum had run out. The ‘ruling institution’ of the empire ceased to be recruited from the offspring of unbelievers, reverting to native-born Muslims, and the balance of arms gradually turned against the Porte. After the late 18th century, when Russia inflicted successive crushing defeats on it north of the Black Sea, and revolutionary France took Egypt in a trice, the Ott0man state never won a major war again. In the 19th century its survival depended on the mutual jealousies of the predator powers of Europe more than any inner strength of its own. Time and again, it was rescued from further amputation or destruction only by the intervention of rival foreign capitals – London, Paris, Vienna, in one memorable crisis even St Petersburg – at the expense of each other.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">But though external pressures, ever more ominous as the technological gap between Ottoman and European empires widened, might in principle have continued to neutralise each other long enough to allow for an effective overhaul of state and society to meet the challenge from the West – the example of the Porte’s rebel satrap in Egypt, Mehmet Ali, showed what could be done – the rise of nationalism among the subject Christian peoples of the Balkans undermined any diplomatic equilibrium. Greek independence, reluctantly seconded by Britain and France from fear that Russia would otherwise become its exclusive patron, shocked the sultanate into its first serious efforts at internal reform. In the Tanzimat period (1839-76), modernisation became more systematic. The palace was sidelined by the bureaucracy. Administration was centralised; legal equality of all subjects and security of property were proclaimed; education and science promoted; ideas and mores imported from the West. Under successive pro-British viziers, the Ottoman order took its place within the European state system.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">But the reformers of the time, however secular-minded, could not transform the religious foundations of Ottoman rule. Three inequalities were codified by tradition: between believers and unbelievers, masters and slaves, men and women. Relations between the sexes altered little, though by the end of the century preference for boys had become less frequent among the elite, and slavery was – very gradually – phased out. Politically, the crucial relationship was the first. Ostensibly, discrimination against unbelievers was abolished by the reforms. But disavowed in principle, it persisted in practice, as non-Muslims continued to be subject to a poll tax, now disguised as payment for draft exclusion, from which Muslims were exempt. The army continued to be reserved for believers, and all significant civilian offices in the state remained a monopoly of the faithful. Such protection of the supremacy of Islam was, however, insufficient to appease popular hostility to reforms perceived as a surrender to European pressures and fashions, incompatible with piety or the proper position of believers in the empire. Quite apart from unseemly displays of Western ways of life in the cities, unpopular rural taxes were extended to Muslims, while Christian merchants, not to speak of foreign interests, flourished under the free trade regime conceded by the reformers to the Western powers.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Neither consistently modern nor robustly traditional, the Tanzimat regimes were also fiscal failures. Tax-farming, officially disavowed, lingered on; rather than increasing, public revenues declined; capitulations – extra-territorial privileges granted to foreigners – persisted. Foreign borrowing ballooned, before finally bursting into state bankruptcy in 1875. Two years later, Ottoman armies were once again thrashed by Russia, and in 1878 – after a brief constitutional episode had fizzled – the empire was forced to accept the independence of Serbia, Montenegro and Romania, and the autonomy of most of Bulgaria. For the next thirty years, power swung back from the bureaucracy to the palace, in the person of Sultan Abdulhamid II, who combined technological and administrative modernisation – railways, post offices, warships – with religious restoration and police repression. With the loss of most of the Balkans, the population of the empire had become more than 70 per cent Muslim. To cement loyalty to his regime, the sultan refurbished the long neglected title of caliph, broadcasting pan-Islamic appeals, and topping up the ranks of his administration with Arabs. But no amount of ideological bluster, or fabrication of tradition in the approved Victorian style, could alter the continued dependence of the empire on a public debt administration run by foreigners, and a European balance of power incapable of damping down the fires of nationalism in the Balkans.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">A broad swathe of Ottoman rule still extended to the Adriatic, in which various insurgent bands – most prominently, the Macedonian secret organisation IMRO – roamed the hills, and the cream of the army was stationed in garrison towns to hold what was left of Rumelia, the rich original core of the empire, its ‘Roman’ part. Here opposition to the sultan’s tyranny had become widespread by the turn of the century among the young of all ethnic groups, not least Turks themselves. In 1908 rumours of an impending Russo-British carve-up of the region triggered a military rising in Monastir and Salonika. The revolt spread rapidly, and within a couple of weeks had become irresistible. Abdulhamid was forced to call elections, in which the organisation behind the uprising, newly revealed to the world as the Committee of Union and Progress, won a resounding majority across the empire. The Young Turks had taken power.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">The Revolution of 1908 was a strange, amphibious affair. In many ways it was premonitory of the upheavals in Persia and China that followed three years later, but with features that set it apart from all subsequent such risings in the 20th century. On the one hand, it was a genuine constitutional movement, arousing popular enthusiasm right across the different nationalities of the empire, and electing an impressively interethnic parliament on a wide suffrage: an authentic expression of the still liberal zeitgeist of the period. On the other hand, it was a military coup mounted by a secret organisation of junior officers and conspirators, which can claim to be the first in a long line of such episodes in the Third World. The two were not disjoined, since the architects of the coup, a small group of plotters, gained empire-wide support virtually overnight in the name of constitutional rule – their party numbering hundreds of thousands within a year. Nor, formally speaking, were the objectives of each distinct: in the vocabulary of the time, the ‘liberty, equality, fraternity and justice’ proclaimed by the first were conceived as conditions of securing the integrity of the empire sought by the second, in a common citizenship shared by all its peoples.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">But that synthesis was not – could never be – stable. The prime mover in the revolution was the core group of officers in the CUP. Their overriding aim was the preservation of the empire, at whatever cost. Constitutional or other niceties were functional or futile to it, as the occasion might be – means, not ends in themselves. They weren’t liberals but nor were they in any sense anti-colonial, in the fashion of later military patriots in the Third World, often authoritarian enough, but resolute enemies of Western imperialism – the Free Officers in Egypt, the Lodges in Argentina, the Thirty Comrades in Burma. The threats to the Ottoman Empire came, as they had long done, from European powers or their regional allies, but the Young Turks did not reject the West culturally or politically: rather, they wanted to enter the ring of its Machtpolitik on equal terms, as one contestant among others. For that, a transformation of the Ottoman state was required, to give it a modern mass base of the kind that had become such a strength of its rivals.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">But here they faced an acute dilemma. What ideological appeal could hold the motley populations – divided by language, religion and ethnic origin – of the Ottoman Empire together? Some unifying patriotism was essential, but the typical contemporary ingredients for one were missing. The nearest equivalent to the Ottoman order was the Habsburg Empire, but even it was considerably more compact, overwhelmingly of one basic faith, and in possession of a still respected traditional ruler. The Young Turks, in charge of lands stretching from the Yemen to the Danube, and peoples long segregated and stratified in a hierarchy of incompatible confessions, had no such advantages. What could it mean to be a citizen of this state, other than simply the contingent subject of a dynasty that the Young Turks themselves treated with scant reverence, unceremoniously ousting Abdulhamid within a year of taking power? The new regime could not escape an underlying legitimacy deficit. An awareness of the fragility of its ideological position was visible from the start. For the Young Turks retained the discredited monarchy against which it had rebelled, installing a feeble brother of Abdulhamid as a figurehead successor in the sultanate, and even trooping out, in farcical piety, behind the bier of Abdulhamid when the old brute, a King Bomba of the Bosphorus, finally expired.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Such shreds of a faded continuity were naturally not enough to clothe the new collective emperor. The CUP needed the full dress of a modern nationalism. But how was this to be defined? A two-track solution was the answer. For public consumption, it proclaimed a ‘civic’ nationalism, open to any citizen of the state, no matter what their creed or descent: a doctrine with broad appeal, greeted with a tremendous initial outburst of hope and energy among even the hitherto most disaffected groups in the empire, including Armenians. In secret conclave, on the other hand, it prepared for a more confessional or ethnic nationalism, restricted to Muslims or Turks. This was a duality that in its way reflected the peculiar structure of the CUP itself. As a party, it had won a large parliamentary majority in the first free elections the empire had known, and with a brief intermission in 1912-13, directed the policies of the state. But its leadership shunned the front of the stage, taking neither cabinet posts nor top military commands, leaving these to an older generation of soldiers and bureaucrats. Behind a façade of constitutional propriety and deference to seniority, however, actual power was wielded by the party’s Central Committee, a group of 50 zealots controlling a political organisation modelled on the Macedonian and Armenian undergrounds. The term Young Turks was not a misnomer. When it took over, the key leaders of the CUP were in their thirties or late twenties. Numerically, army captains and majors predominated, but civilians also figured at the highest level. The trio who eventually occupied the limelight would be Enver and Cemal, from the officer corps, and Talat, a former functionary in the post office. Behind them, publicly less visible, but hidden drivers of the organisation, were two military doctors, Selânikli Nazim and Bahaettin Sakir. All five top leaders came from the ‘European’ sector of the Empire: the coxcomb Enver from a wealthy family in Istanbul, the mastiff Talat and the clinical Sakir from today’s Bulgaria, Nazim from Salonika, the slightly older Cemal from Mytilene.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">The CUP was soon put to the test of defending the empire it had been set up to defend. In 1911 Italy seized Libya, the last Ottoman province in North Africa, Enver vainly attempting to organise desert resistance. A year later, Serbia, Montenegro, Greece and Bulgaria combined to launch a joint attack on the Ottoman armies in the Balkans, which within a matter of weeks had all but swept them out of Europe. The CUP, which had been briefly dislodged from power in the summer of 1912, escaped the odium of this massive defeat, and when its enemies fell out with each other, was able to regain at least the province of Edirne. But the scale of the imperial catastrophe was traumatic. Rumelia had long been the most advanced region of the empire, the prime recruiting ground of Ottoman elites from the time of the devshirme to the Young Turks themselves, who kept their Central Committee in Salonika, not Istanbul, down to 1912. Its final loss, not even at the hands of a great power, reducing Ottoman domains in Europe to a mere foothold, and expelling some 400,000 Turks from their homes, was the greatest disaster and humiliation in the history of the empire.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">The effect on the CUP was twofold. The empire was now 85 per cent Muslim, lowering any incentive for political appeals to the remaining quotient of unbelievers, and increasing the attraction of playing the Islamic card to rally support for its regime. But though the leaders of the committee, determined to keep hold of the Arab provinces, made ample use of this, they had before them the bitter lesson taught by the Albanians, who had seized the opportunity offered by the Balkan Wars to gain their independence – a defection by fellow Muslims that suggested a common religion might not be enough to prevent a further disintegration of the state they had inherited. The result was to tilt the ideological axis of the CUP, especially its inner circle, in an increasingly ethnic – Turkish, as distinct from Muslim – direction. The shift involved no cost in outlook: virtually to a man, the Young Turks were positivists whose view of matters sacred was thoroughly instrumental.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Nor were they disposed to accept a diminished station for the empire. Expulsion from Rumelia did not inspire a defensive posture, but an active will to avenge defeats in the Balkans, and recoup imperial losses. ‘Our anger is strengthening: revenge, revenge, revenge; there is no other word,’ Enver wrote to his wife. In a speech he exclaimed:</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;"> How could a person forget the plains, the meadows, watered with the blood of our forefathers; abandon those places where Turkish raiders had hidden their steeds for a full four hundred years, with our mosques, our tombs, our dervish retreats, our bridges and our castles, to leave them to our slaves, to be driven out of Rumelia to Anatolia? This was beyond a person’s endurance. I am prepared gladly to sacrifice the remaining years of my life to take revenge on the Bulgarians, the Greeks and the Montenegrins.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">The lesson the CUP drew from 1912 was that Ottoman power could be upheld only by alliance with at least one of Europe’s Great Powers, who had stood aside as it was rolled up. The Young Turks had no particular preference as to which, trying in turn Britain, Austria-Hungary, Russia and France, only to be rebuffed by each, before finally succeeding with Germany on 2 August 1914, two days before the outbreak of the First World War. By now the CUP occupied the foreground: Enver was minister of war, Talat of the interior, Cemal of the navy. The treaty as such did not commit the empire to declare war on the Entente, and the Young Turks thought to profit from it without much risk. They banked on Germany routing France in short order, whereupon Ottoman armies could join up safely with the Central Powers to knock out Russia, and garner the fruits of victory – regaining a suitable belt of Thrace, the Aegean islands, Cyprus, Libya, all of Arabia, territory ceded to Russia in the Caucasus, and lands stretching to Azerbaijan and Turkestan beyond.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">But when France did not collapse in the west, while Germany pressed for rapid Ottoman entry into the war to weaken Russia in the east, much of the cabinet got cold feet. It was only after weeks of disagreement and indecision that Enver, the most bellicose member of the junta now in control, succeeded in bouncing the government into war in late October 1914, with an unprovoked naval bombardment of Russian coastal positions in the Black Sea. However, the Ottoman navy, even manned by German crews, was in no position to effect landings in the Ukraine. Where then was Young Turk mettle to be displayed? Symbolic forces were eventually sent north to buff out Austro-German lines in Galicia, and half-hearted expeditions dispatched, at the prompting of Berlin, against British lines in Egypt. But these were sideshows. The crack troops of the army, led by Enver in person, were flung across the Russian border in the Caucasus. There, waiting to be recovered, lay the three provinces of Batum, Ardahan and Kars, subtracted from the empire at the Conference of Berlin in 1878. In the snowbound depths of the winter of January 1915, few returned. The Ottoman attack was shattered more completely than any comparable offensive in the Great War – fewer than one out of seven survived the campaign. As they straggled back, frost-bitten and demoralised, their rearguard was left exposed.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">In Istanbul, the CUP reacted swiftly. This was no ordinary retreat into the kind of rear where another Battle of the Marne might be fought. The whole swathe of territory extending across both sides of the frontier was home to Armenians. What place could they have in the conflict that had now been unleashed? Historically the oldest inhabitants of the region, indeed of Anatolia at large, they were Christians whose Church – dating from the third century – could claim priority over that of Rome itself. But by the 19th century, unlike Serbs, Bulgars, Greeks or Albanians, they comprised no compact national majority anywhere in their lands of habitation. In 1914, about a quarter were subjects of the Russian, three-quarters of the Ottoman Empire. Under the tsars, they enjoyed no political rights, but as fellow Christians were not persecuted for their religion, and could rise within the imperial administration. Under the sultans, they had been excluded from the devshirme from the start, but could operate as merchants and acquire land, if not offices; and in the course of the 19th century they generated a significant intellectual stratum – the first Ottoman novels were written by Armenians.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Inevitably, like their Balkan counterparts, and inspired by them, this intelligentsia developed a nationalist movement. But it was set apart from them in two ways: it was dispersed across a wide and discontinuous expanse of territory, throughout which it was a minority, and it was divided between two rival empires, one of which posed as its protector, while the other figured as its persecutor. Most Armenians were peasants in the three easternmost Ottoman provinces, where they numbered perhaps a quarter of the population. But there were also significant concentrations in Cilicia, bordering on today’s Syria, and vigorous communities in Istanbul and other big cities. State suspicion of a minority with links across a contested border, latent popular hostility to unbelievers, and economic jealousy of alien commercial wealth made a combustible atmosphere around their presence in Anatolia. Abdulhamid’s personal animus had ensured they would suffer under his rule, which saw repeated pogroms against them. In 1894-96, anywhere between 80,000 and 200,000 died in massacres at the hands of special Kurdish regiments he created for ethnic repressions in the east. The ensuing international outcry, leading eventually to the theoretical appointment – it came to nothing – of foreign inspectors to ensure Armenian safety in the worst affected zones, confirmed belief in the disloyalty of the community.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">The CUP’s immediate fear, as it surveyed the rout of its armies in the Caucasus, was that the local Armenian population might rally to the enemy. On 25 February, it ordered that all Armenian conscripts in its forces be disarmed. The telegrams went out on the day Anglo-French forces began to bombard the Dardanelles, threatening Istanbul itself. Towards the end of March, amid great tension in the capital, the Central Committee – Talat was the prime mover – voted that the entire Armenian population in Anatolia be deported to the deserts of Syria, to secure the Ottoman rear. The operation was to be carried out by the Teskilât-i Mahsusa, the ‘Special Organisation’ created for secret tasks by the party in 1913, now some 30,000 strong under the command of Bahaettin Sakir.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Ethnic cleansing on a massive scale was no novelty in the region. Wholesale expulsion of communities from their homes, typically as refugees from conquering armies, was a fate hundreds of thousands of Turks and Circassians had suffered, as Russia consolidated its grip in the northern Caucasus in the 1860s, and Balkan nations won their independence from Ottoman rule in the next half century. Anatolia was full of such mujahir, with bitter memories of their treatment by Christians. Widespread slaughter was no stranger to the region either: the Armenian massacres of the 1890s had many precedents, on all sides, in the history of the Eastern Question, as elsewhere. Nor was forcible relocation on security grounds confined to one side in the First World War itself: in Russia, at least half a million Jews were rounded up and deported from Poland and the Pale by the tsarist regime.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">The enterprise on which the CUP embarked in the spring of 1915 was, however, new. For ostensible deportation, brutal enough in itself, was to be the cover for extermination – systematic, state-organised murder of an entire community. The killings began in March, still somewhat haphazardly, as Russian forces began to penetrate into Anatolia. On 20 April, in a climate of increasing fear, there was an Armenian uprising in the city of Van. Five days later, Anglo-French forces staged full-scale landings on the Dardanelles, and contingency plans were laid for transferring the government to the interior, should the capital fall to the Entente. In this emergency, the CUP wasted no time. By early June, centrally directed and co-ordinated destruction of the Armenian population was in full swing. As the leading comparative authority on modern ethnic cleansing, Michael Mann, writes, ‘the escalation from the first incidents to genocide occurred within three months, a much more rapid escalation than Hitler’s later attack on the Jews.’ Sakir – probably more than any other conspirator, the original designer of the CUP – toured the target zones, shadowy and deadly, supervising the slaughter. Without even pretexts of security, Armenians in Western Anatolia were wiped out hundreds of miles from the front.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">No reliable figures exist for the number of those who died, or the different ways – with or without bullet or knife; on the spot or marched to death – in which they perished. Mann, who thinks a reasonable guess is 1.2 to 1.4 million, reckons that ‘perhaps two-thirds of the Armenians died’ – ‘the most successful murderous cleansing achieved in the 20th century’, exceeding in its proportions the Shoah. A catastrophe of this order could not be hidden. Germans, present in Anatolia as Ottoman allies in many capacities – consular, military and pastoral among others – witnessed it and reported home, many in horror or anguish. Confronted by the American ambassador, Talat scarcely bothered even to deny it. For its part the Entente, unlike the Allies who kept silent at the Judeocide in the Second World War, denounced the extermination without delay, issuing a solemn declaration on 24 May 1915, promising to punish as criminals those who had organised it.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Victory in the Dardanelles saved the CUP regime. But this was the only real success, a defensive one, in its war effort. Elsewhere, in Arabia, in Palestine, in Iraq, on the Black Sea, the armies of a still basically agricultural society were beaten by its more industrialised adversaries, with great civilian suffering and huge military casualties, exceeded as a proportion of the population only by Serbia. With the collapse of Bulgaria, the Ottoman lifeline to the Central Powers, at the end of September 1918, the writing was on the wall for the CUP. Talat, passing back through Sofia from a trip to Berlin, saw the game was up, and within a fortnight had resigned as grand vizier. A new cabinet, under ostensibly less compromised leaders, was formed two weeks later, and on 31 October the Porte signed an armistice with the Entente, three days before Austria on 3 November and two weeks before Germany on 11 November. It looked as if dominoes were falling in a row, from weakest to strongest.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">The impression was misleading. In Vienna, the Habsburg monarchy disintegrated overnight. In Berlin, soldiers’ and workers’ councils sprang up as the last Hohenzollern fled into exile. In Sofia, Stamboliski’s Peasant Party, which had staged a rising even before the end of the war, came to power. In each case defeat was incontestable, the old order was utterly discredited by it, and revolutionary forces emerged amid its ruins. In Istanbul there was no such scenario. The Ottoman Empire had entered the war with a gratuitous decision unlike that of any other power, and its exit was unlike that of any other too. For the CUP leaders did not accept that they were beaten. Their handover of the cabinet was a reculer pour mieux sauter. In the fortnight between their resignation from the government and the signature of an armistice, they prepared for resistance against an impending occupation, and a second round in the struggle to assert Turkish might. Enver invoked the Balkan disasters of 1912-13, when redemption had been snatched with his recovery of Edirne, as inspiration for the future. Talat set up a paramilitary underground, Karakol, headed by close associates – they included Enver’s uncle – and equipped with arms caches and funds from the Special Organisation, which was itself hastily dissolved, and the Unionist Party renamed. Archives were removed and incriminating files methodically destroyed.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">When surrender was signed off the island of Lemnos on 31 October, but Allied forces had not yet entered the Straits, the CUP leaders made their final move. Dispositions were now complete, and there was no panic. During the night of 1-2 November, eight top leaders of the regime secretly boarded a German torpedo-boat, the former Schastlivyi captured from the Russians, which sped them to Sebastopol. Germany, still at war with the Entente, controlled the Ukraine. The party included Enver, Talat, Sakir, Nazim and Cemal. From the Crimea, Enver made in the direction of the Caucasus, while the rest of the party were taken by stages in disguise to Berlin, which they reached in January 1919. There they were granted protection under Ebert, the new Social Democratic president of the republic. Unionism was not Nazism, but if an analogy were wanted, it was as if in 1945 Hitler, Himmler, Kaltenbrunner, Goebbels and Goering, after laying careful preparations for Werewolf actions in Germany, had coolly escaped together to Finland, to continue the struggle.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Ten days later, the Allies entered Istanbul. At the war’s end, the Habsburg Empire had spontaneously disintegrated; the Hohenzollern gave way to a republic that had to yield up Alsace-Lorraine and suffer occupation of the Rhineland, but no real loss of German territorial integrity. The Ottoman Empire was another matter, its fate far more completely at the mercy of the victors. In late 1918, four powers – Britain, France, Italy and Greece – shared the spoils, the first two dividing its Arab provinces between them, the latter competing for gains in south-west Anatolia. It would be another two years before any formal agreement was reached between them on how the empire was finally to be dismembered. Meanwhile, they exercised joint supervision in Istanbul, initially quite loose, over an apparently accommodating cabinet under a new sultan, known for disliking the CUP.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">The postwar misery of a defeated society was much worse than in Germany or Austria, but its resources for resisting any potentially Carthaginian peace were greater. In the capital, Karakol was soon funnelling a flow of agents and arms into the interior, where plans had already been laid during the war to move the centre of power, and there was little foreign presence to monitor what was going on. And, crucially, the October Revolution, by removing Russia from the ranks of the Allies, not only ensured that Eastern Anatolia remained beyond the range of any occupation. It left the Ottoman Ninth Army, which Enver had sent to seize the Caucasus, intact under its Unionist commander, once the Treaty of Brest-Litovsk cleared the path for it to advance all the way to Baku.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">In the spring of 1919, another Unionist officer stepped on stage. Kemal, who also came from Rumelia, was an early member of the CUP, who had risen to prominence in the defence of the Dardanelles, before spending the bulk of the war in Syria. Uneasy relations with Enver had excluded him from the inner core of the party, absolving him from involvement with its Special Organisation. Returning from Damascus in pursuit of a ministry in the postwar cabinet, he was offered instead a military inspectorate in the east. The proposal probably came out of discussions with Karakol, with whom he made contact on getting back. Once arrived on the Black Sea coast, he moved inland and began immediately to co-ordinate political and military resistance – at first covert, soon overt – to Allied controls over Turkey. In what would in time become the War of Independence, he was assisted by four favourable factors.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">The first was simply the degree of preparation for resistance left behind by the CUP leaders, which included not only extensive arms dumps and intelligence agents underground, but also a countrywide network of Societies for the Rights of National Defence as a quasi political party above ground; plus – more by fortune than forethought – a fully equipped regular army, out of Allied reach. The second was the solidarity extended by Russia, where Lenin’s regime, facing multiple Entente interventions to overthrow it in the Civil War, supported Turkish resistance to the common enemy with arms and funds. The third lay in divisions of the Entente itself. Britain was the principal power in Istanbul. But it was unwilling to match its political weight with military force, preferring to rely on Greece as its regional proxy. But the Greek card – this was the fourth essential element in the situation – was a particularly weak one for the victors to play.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Greece was not only resented as an inferior rival by Italy, and suspected as a British pawn by France. In Turkish eyes a jackal scavenging behind great powers, who were worthy adversaries of the empire, it had made virtually no contribution to the defeat of Ottoman arms, and yet was awarded the largest occupied zones, where substantial numbers of Greeks had already been expelled by the Special Organisation before the war, and ethnic tensions ran high. On top of all this, Greece was a small, internally divided state, of scant significance as a military power. A better target for a campaign of national liberation would have been difficult to imagine. Four days before Kemal arrived on the Black Sea, Greek troops landed in Smyrna and took over the surrounding region, igniting anger across the country, and creating perfect conditions for an enterprise that still looked risky to many Turks.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Within a year, Kemal had set up a National Assembly in Ankara, in open defiance of the government in Istanbul, and assembled forces capable of checking Greek advances, which had occupied more and more of western Anatolia. Another Greek push was blocked, after initial gains, in the autumn of 1921, and a year later the aggressor, still stationed on the same lines, was routed. Within ten days, Kemal’s army entered Smyrna and burned it to the ground, driving the remaining Greek population into the sea in the most spectacular of the savageries committed on both sides. In Britain, the debacle of his protégé brought the rule of Lloyd George to an end. Philhellene to the last, when he threatened to take the country to war over Turkish successes in October 1922, he was ousted by a revolt in the Carlton Club.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">The following summer Curzon, abandoning earlier Entente schemes for a partition of Anatolia, accepted the basic modern borders of Turkey and the end of all extra-territorial rights for foreigners within it, signing with his French, Italian and Greek counterparts the Treaty of Lausanne that formally ended hostilities with the Ottoman state. Juridically, the main novelty of the treaty was the mutual ethnic cleansing proposed by the Norwegian philanthropist Fridtjof Nansen, who was awarded, the first in a long line of such recipients, the Nobel Peace Prize for his brainwave. The ‘population exchange’ between Turkey and Greece reflected the relative positions of victor and vanquished, driving 900,000 Greeks and 400,000 Turks from their homes in opposite directions.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Hailed as liberator of his country, Kemal was now master of the political scene. He had risen to power in large measure on the back of the parallel state Unionism had left behind when the Schastlivyi slipped its moorings, and for a time had more the status of primus inter pares among survivors of the CUP regime than of an uncontested chief. As late as the summer of 1921, Enver had hovered across the border on the Black Sea coast, waiting to re-enter the fray and take over leadership from Kemal, should he fail to stem the Greek advance. Military victory made Kemal immune to such a threat, which Talat in Berlin anyway thought ill-advised, instructing his followers to stick with the new leader. But the CUP also represented another kind of danger, as a potential albatross around the legitimacy of his rule. For under the Allied occupation, trials had been held of the key officials responsible for the Armenian genocide by the government in Istanbul, and all eight of the top leaders who had sailed to Sebastopol were condemned to death in absentia.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">The Weimar regime, fearing they might implicate Germany if extradited, had given them cover. In Berlin, they had developed their own ambitious schemes for the recovery of Turkish power, crisscrossing Europe and Asia – Talat to Holland, Sweden, Italy; Cemal to Switzerland, Georgia; Sakir and Enver to Russia; others to Persia and Afghanistan – with differing plans for a comeback. Had they remained at large, they would have been an acute embarrassment to Kemal’s regime, as reminders of what linked them, forcing it to take a public position it wished at all costs to avoid. By a stroke of irony, Kemal was spared this problem by the Central Committee of the Armenian Revolutionary Party, the Dashnaks. Deciding at a meeting in Erevan to execute justice on its own account, the party dispatched operatives to carry out the verdicts of Istanbul. In March 1921, Talat was felled by a revolver outside his residence in the Uhlandstrasse, just off the Kurfürstendamm, in the centre of Berlin; in April 1922, Sakir and Cemal Azmi were shot a few doors down the same street; in July, Cemal was assassinated in Tbilisi; in August, beyond the reach of Dashnak vengeance, Enver was tracked down – supposedly by an Armenian Chekist – and killed fighting the Bolsheviks in Tajikistan. No clean sweep could have been more timely for the new order in Ankara. With the CUP chiefs out of the way, Kemal could proceed to build a Turkey in his image, unencumbered by too notorious memories of the past.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Three months after Enver was buried, the Ottomans finally followed the Habsburgs, Romanovs and Hohenzollerns, when the sultanate that the CUP had so carefully preserved was abolished. A year later, after tightly controlled elections had been held, Kemal was proclaimed president of a Turkish Republic. The symbolic break with centuries of a dynastic aura to which Unionism had clung was sharp enough, but by then small surprise. No such predictable logic marked what ensued. In the spring of 1924, Kemal scrapped the caliphate, a religious institution still revered across the Muslim world (there was a wave of protest as far away as India), and was soon closing down shrines and suppressing dervishes, banning the fez, changing the calendar, substituting civil law for the sharia, and replacing Arabic with Latin script. The scale and speed of this assault on religious tradition and household custom, embracing faith, time, dress, family, language, remain unique in the Umma to this day. No one could have guessed at such radicalism in advance. Its visionary drive separated Kemal from his predecessors with éclat.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">But systematic though it was, the transformation that now gripped Turkey was a strange one: a cultural revolution without a social revolution, something historically very rare, indeed that might look a priori impossible. The structure of society, the rules of property, the pattern of class relations, remained unaltered. The CUP had repressed any strikes or labour organisation from the start. Kemal followed suit: Communists were killed or jailed, however good diplomatic relations were with Moscow. But if there was no anti-capitalist impulse in Kemalism, nor was there was any significant anti-feudal dimension to it. Ottoman rule, centred on an office-holding state, had never required or permitted a powerful landowning class in the countryside, least of all in Anatolia, where peasant holdings had traditionally prevailed – the only real exception being areas of the Kurdish south-east controlled by tribal chiefs. The scope for agrarian reform was thus anyway much more limited than in Russia, or even parts of the Balkans, and no attempt at it was made.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Yet the social landscape hit by the cultural revolution was at the same time the opposite of a stable traditional order, in one crucial respect. If no class struggles lay behind the dynamics of Kemalism, ethnic upheavals on a gigantic scale had reshaped Anatolian society. The influx of Turks and Circassians, refugees from Russian or Balkan wars, the extirpation of the Armenians, the expulsion of the Greeks, had produced a vast brassage of populations and properties in a still backward agricultural economy. It was in this shattered setting that a cultural revolution from above could be imposed without violent reaction from below. The extent of deracination, moral and material, at the conclusion of wars that had continued virtually without interruption for more than a decade – twice as long as in Europe – permitted a Kulturkampf that might otherwise have provoked an unmanageable explosion. But by the same token the revolution acquired no active popular impetus: Kemalism remained a vertical affair.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Though it broke, sharply and abruptly, with Ottoman culture in one fundamental respect by abolishing its script and so at a stroke cutting off new generations from all written connection with the past, in its distance from the masses Kemalism not only inherited an Ottoman tradition, but accentuated it. All premodern ruling groups spoke idioms differing in one way or another, if only in accent or vocabulary, from those they ruled. But the Ottoman elite, for long composed not even principally of Turks, was peculiarly detached from its subjects, as a corps of state servants bonded by command of a sophisticated language that was a mixture of Persian, Arabic and Turkish, with many foreign loan words, incomprehensible to the ruled. Administrative Ottoman was less elaborate than its literary forms, and Turkish remained in household use, but there was nevertheless a huge – linguistically fixed – gulf between high and low cultures in the empire.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Kemalism set out to do away with this, by creating a modern Turkish that would no longer be the despised patois of Ottoman times, but a language spoken alike by all citizens of the new republic. But while it sought to close the gap between rulers and ruled where it had been widest in the past, at the same it opened up a gap that had never existed to the same extent before, leaving the overall distance between them as great as ever. Language reform might unify; religious reform was bound to divide. The faith of the Ottoman elites had little in common with the forms of popular piety – variegated cults and folk beliefs looked down on by the educated. But at least there was a shared commitment to Islam. This tie was sundered by Kemal. Once the state started to target shrines and brotherhoods, preachers and prayer meetings, it was hitting at traditional objects of reverence and attachment, and the masses resisted it. At this level, the cultural revolution misfired. Rejected by the rural and small-town majority, Kemalist secularism was, however, adopted with aggressive zeal in the cities by modernised descendants of the Ottoman elite – bureaucrats, officers, professionals. In this urban stratum, secularism became over time, as it remains today, in its blinkered intensity, something like an ersatz religion in its own right. But the rigidity of this secularism is a peculiarly brittle one. Not just because it is intellectually thin, or divorced from popular feeling, but more profoundly because of a structural bad faith that has always been inseparable from it.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">There is no reason to suppose that Kemal himself was anything other than a robust atheist, of more or less French Third Republic stamp, throughout his life. In that sense, he is entitled to be remembered as a Turkish Emile Combes, scourge of monkish mystification and superstition. But in his rise to power, he could no more dispense with Islam than Talat or Enver had done. ‘God’s help and protection are with us in the sacred struggle which we have entered upon for our fatherland,’ he declared in 1920. The struggle for independence was a holy war, which he led as Gazi, the Warrior for the Faith of original Ottoman expansion, a title he held onto down to the mid-1930s. ‘God is one, and great is his glory!’ he announced without a blush, in a sermon to the faithful delivered in a mosque in 1923. When the constitution of the Turkish Republic was framed in the following year, Islam was declared the state religion. The spirit in which Kemal made use of Muslim piety in these years was that of Napoleon enthroning himself with the blessing of the pope. But as exercises in cynicism they moved in opposite directions: Napoleon rising to power as a revolutionary, and manipulating religion to stabilise it, Kemal manipulating religion to make a revolution and turning on it once his power was stabilised. After 1926 little more was heard of the deity.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Tactical and transient, the new regime’s use of Islam, when no longer required, was easily reversed. But at a deeper level, a much tighter knot tied it to the very religion it proceeded on the surface to mortify. For even when at apparent fever pitch, Turkish secularism has never been truly secular. This is in part because, as often noted, Kemalism did not so much separate religion from the state as subordinate it to the state, creating ‘directorates’ that took over the ownership of all mosques, appointment of imams, administration of pious foundations – in effect, turning the faith into a branch of the bureaucracy. A much more profound reason, however, is that religion was never detached from the nation, becoming instead an unspoken definition of it. It was this that allowed Kemalism to become more than just a cult of the elites, leaving a durable imprint on the masses themselves. Secularism failed to take at village level: nationalism sank deeper popular roots. It is possible – such is the argument of Carter Findley in his Turks in World History – that in doing so it drew on a long Turkish cultural tradition, born in Central Asia and predating conversion to Islam, that figured a sacralisation of the state, which has vested its modern signifier, devlet, with an aura of unusual potency. However that may be, the ambiguity of Kemalism was to construct an ideological code in two registers. One was secular and appealed to the elite. The other was crypto-religious and accessible to the masses. Common to both was the integrity of the nation, as supreme political value.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">As Christians, Greeks and Armenians were excluded from the outset. In the first elections to the National Assembly in 1919, only Muslims were entitled to vote, and when populations were ‘exchanged’ in 1923, even Greek communities in Cilicia whose language was Turkish, so thoroughly were they assimilated, were expelled on grounds that they were nevertheless infidels – their ethnicity defined not by culture, but by religion. Such excisions from the nation went virtually without saying. But there remained another large community within the country, most of whom spoke little Turkish, that could not be so dispatched, because it was Muslim. In ethnically cleansed Anatolia, Kurds made up perhaps a quarter of the population. They had played a central role in the Armenian genocide, supplying shock troops for the extermination, and fought alongside Turks in the War of Independence. What was to be their place in the new state?</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">While the struggle for independence was in the balance, Kemal promised them respect for their identity, and autonomy in the regions where they predominated. ‘There are Turks and Kurds,’ Kemal declared in 1920, ‘the nation is not one element. There are various bonded Muslim elements. All the Muslim elements which make this entity are citizens.’ But once victory was assured, Kurdish areas were stocked with Turkish officials, Kurdish place names were changed, and the Kurdish language banned from courts and schools. Then, with the abolition of the caliphate in 1924, Kemal did away with the common symbol of Islam to which he had himself appealed five years earlier, when he had vowed that ‘Turks and Kurds will continue to live together as brothers around the institution of the khilafa.’ The act detonated a major Kurdish revolt under a tribal religious leader, Sheikh Sait, in early 1925. A full half of the Turkish army, more than fifty thousand troops, was mobilised to crush the rebellion. On some reckonings, more of them died in its suppression than in the War of Independence.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">In the south-east, repression was followed by deportations, executions and systematic Turkification. In the country as a whole, it was the signal for the imposition of a dictatorship, with a Law for the Maintenance of Order that closed down opposition parties and press for the rest of the decade. In 1937, in the face of a still more drastic programme of Turkification, Alevi Kurds rose in the Dersim region, and were put down yet more ruthlessly, with more modern weapons of destruction – bombers, gas, heavy artillery. Officially, the Kurds had by now ceased to exist. After 1925 Kemal never again uttered the word ‘Kurd’ in public. The nation was composed of one homogeneous people, and it alone, the Turks – a fiction that was to last another three generations.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">But if Kurds were no different from Turks, whatever their language, customs or sense of themselves, what defined the indivisible identity of the two? Tacitly, it could only be what Kemalism could no longer admit, but with which it could never dispense – religion. There were still tiny Christian and Jewish communities in the country, preserved essentially in Istanbul and its environs, and in due course these would be subjected to treatment that made it clear how fundamental the division between believers and unbelievers continued to be in the Kemalist state. But though Islam delimited the nation, it now did so in a purely negative way: it was the covert identity that was left, after every positive determination had been subtracted, in the name of homogeneity. The result has been that Turkish secularism has always depended on what it repressed.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">The repression, of course, had to be compensated. Once religion could no longer function publicly as common denominator of the nation, the state required a substitute as ideological cement. Kemal attempted to resolve the problem by generating a legendary essence of race and culture shared by all in the Turkish Republic. The materials to hand for this construction posed their own difficulties. The first Turkish tribes had arrived in Anatolia in the 11th century, recent newcomers compared with Greeks or Armenians, who had preceded them by more than a millennium, not to speak of Kurds, often identified with the Medes of antiquity. As even a casual glance at phenotypes in Turkey today suggests, centuries of genetic mixing followed. A purely Turkish culture was an equally doubtful quantity. The Ottoman elite had produced literary and visual riches of which any society could be proud, but this was a cosmopolitan culture, which was not only distinct from, but contemptuous of anything too specifically Turkish – the very term ‘Turk’ signifying a rustic churl well into the 19th century. Reform of the script now rendered most of this heritage inaccessible anyway.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Undaunted by these limitations, Kemalism fashioned for instruction the most extravagant mythology of any interwar nationalism. By the mid-1930s, the state was propagating an ideology in which the Turks, of whom Hittites and Phoenicians in the Mediterranean were said to be a branch, had spread civilisation from Central Asia to the world, from China to Brazil; and as the drivers of universal history, spoke a language that was the origin of all other tongues, which were derived from the Sun-Language of the first Turks. Such ethnic megalomania reflected the extent of the underlying insecurity and artificiality of the official enterprise: the less there was to be confident of, the more fanfare had to be made out of it.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Observing Kemalist cultural policies in 1936-37, Erich Auerbach wrote from Istanbul to Walter Benjamin: ‘the process is going fantastically and spookily fast: already there is hardly anyone who knows Arabic or Persian, and even Turkish texts of the past century will quickly become incomprehensible.’ Combining ‘a renunciation of all existing Islamic cultural tradition, a fastening onto a fantasy “ur-Turkey”, technical modernisation in the European sense in order to strike the hated and envied Europe with its own weapons’, it offered ‘nationalism in the superlative with the simultaneous destruction of the historic national character’.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Seventy years later, a Turkish intellectual would reflect on the deeper logic of this process. In an essay of unsurpassed power, one of the great texts in the world’s literature on nationalism, the sociologist Çaglar Keyder has described the desperate retroactive peopling of Anatolia with ur-Turks in the shape of Hittites and Trojans as a compensation mechanism for the emptying by ethnic cleansing at the origins of the regime. The repression of that memory created a complicity of silence between rulers and ruled, but no popular bond of the kind that a genuine anti-imperialist struggle would have generated, the War of Independence remaining a small-scale affair, compared with the traumatic mass experience of the First World War. Abstract in its imagination of space, hypomanic in its projection of time, the official ideology assumed a peculiarly ‘preceptorial’ character, with all that the word implies. ‘The choice of the particular founding myth referring national heritage to an obviously invented history, the deterritorialisation of “motherland”, and the studious avoidance and repression of what constituted a shared recent experience, rendered Turkish nationalism exceptionally arid.’</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Such nationalism was a new formation, but the experience that it repressed tied it, intimately, to the nationalism out of which it had grown. The continuities between Kemalism and Unionism, plain enough in the treatment of the Kurds under the Republic, were starker still in other ways. For extermination of the Armenians did not cease in 1916. Determined to prevent the emergence of an Armenian state in the area awarded it – costlessly, on paper – by Woodrow Wilson in 1920, Kemal’s government in Ankara ordered an attack on the Armenian Republic that had been set up on the Russian side of the border in the Caucasus, where most of those who had escaped the killings of 1915-16 had fled. In a secret telegram the foreign minister, later Kemal’s first ambassador to the US, instructed Kazim Karabekir, the commander charged with the invasion, to ‘deceive the Armenians and fool the Europeans’, in carrying out the express order: ‘It is indispensable that Armenia be politically and physically annihilated.’ Soviet historians estimate 200,000 Armenians were slaughtered in the space of five months, before the Red Army intervened.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">This was still, in some fashion, happening in time of war. Once peace came, what was the attitude of the Turkish Republic to the original genocide? To interested foreigners, Kemal would deplore, usually off the record, the killings as the work of a tiny handful of scoundrels. To its domestic audience, the regime went out of its way to honour the perpetrators, dead or alive. Two of the most prominent killers hanged in 1920 for their atrocities by the tribunals in Istanbul were proclaimed ‘national martyrs’ by the Kemalist Assembly, and in 1926 the families of Talat, Enver, Sakir and Cemal were officially granted pensions, properties and lands seized from the Armenians, in recognition of services to the country. Such decisions were not mere sentimental gestures. Kemal’s regime was packed, from top to bottom, with participants in the murders of 1915-16. At one time or another his ministers of foreign affairs and of the interior; of finance, education and defence; and of public works, were all veterans of the genocide; while a minister of justice, suitably enough, had been defence lawyer at the Istanbul trials. It was as if Adenauer’s cabinets had been composed of well-known chiefs of the SS and the Sicherheitsdienst.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">What of Kemal himself? In Gallipoli till the end of 1915, he was posted to Diyarbekir in the south-east in the spring of 1916, after the region had been emptied of Armenians. He certainly knew of the genocide – someone in his position could hardly have been unaware of it – but played no part in it. How he would have acted had he been in the zone at the time is impossible to guess. After the event, it is clear that he regarded it as an accomplished fact that had become a condition of the new Turkey. In this he was like most of his countrymen, for the elimination of the Armenians in Anatolia, who were at least a tenth of the population, unlike that of the Jews in Germany, who were little more than 1 per cent, was of material benefit to large numbers of ordinary citizens, who acquired lands and wealth from those who had been wiped out, as from Greeks who had been expelled, another tenth of the population. Kemal himself was among the recipients of this vast largesse, receiving gratis villas abandoned by Greek owners in Bursa and Trabzon, and the mansion on the hill of Çankaya that became his official residence as head of state in Ankara. Originally the estate of an Armenian family, there the Presidential Palace of the Republic stands today, it too planted on booty from the genocide.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Yet between taking part in a crime, and gaining from one, there is a difference. Kemal was one of history’s most striking examples of ‘moral luck’, that philosophical oxymoron out of which Bernard Williams made a delphic grace. By accident of military appointments, his hands were clean of the worst that was committed in his time, making him a natural candidate for leadership of the national movement after the war. Personally, he was brave, intelligent and far-sighted. Successful as a military commander, he was formidable as the builder of a state. Bold or prudent as the occasion required, he showed an unswerving realism in the acquisition and exercise of power. Yet he was also moved by genuine ideals of a better life for his people, conceived as entry into a civilised modernity, modelled on the most advanced societies of the day. Whatever became of these in practice, he never turned on them.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Ends were one thing, means another. Kemal’s regime was a one-party dictatorship, centred on a personality cult of heroic proportions. Equestrian statues of Kemal were being erected as early as 1926, long before monuments to Stalin could be put up in Russia. The speech he gave in 1927 that became the official creed of the nation dwarfed any address by Khrushchev or Castro. Extolling his own achievements, it went on for 36 hours, delivered over six days, eventually composing a tome of 600 pages: a record in the annals of autocracy. Hardened in war, he held life cheap, and without hesitation meted out death to those who stood in his way. Kurds fell by the tens of thousands; though, once forcibly classified as Turks, they were not extirpated. Communists were murdered or jailed, the country’s greatest poet, Nazim Hikmet, spending most of his life in prison or exile. Kemal was capable of sparing old associates. But Unionists who resisted him were executed, trials were rigged, the press was muzzled. The regime was not invasive, by modern standards, but repression was routine.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">It is conventional, and reasonable, to compare Kemal’s rule with the other Mediterranean dictatorships of his day. In that wan light, its relative merits are plain. On the one hand, unlike Salazar, Franco or Metaxas, Kemal was not a traditional conservative, enforcing reactionary moral codes in league with the Church, an enemy of progress as the time understood it. He was a resolute moderniser, who had not come to power as a defender of landlords or bankers. For him, the state was everything, family and religion nothing, beyond discardable backstops. At the same time, unlike Mussolini, who was a modernist too – one from whom he took the penal code under which Turkey still suffers – he was not an expansionist, hoping to build another empire in the region. Recovery of so much more territory than had seemed likely in 1918 was sufficient achievement in itself, even if Turkish borders could still be improved: one of his last acts was to engineer the annexation of Alexandretta (now known as Iskenderun), with the collusion of a weak government in Paris. But the imperial bombast of a New Rome was precluded: he was a seasoned soldier, not an adventurer, and the fate of Enver was too deeply burned into him. Nor did Kemal stage mass rallies, bombard the nation with speeches on radio, go in for spectacular processions or parades. There was no attempt at popular mobilisation – in this Turkey was closer to Portugal or Greece than Italy. None was needed, because there was so little class conflict to contain or suppress.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">But just because his regime could dispense with a mass basis, Kemal was capable of reforms that Mussolini could never contemplate. In 1934 Turkish women were given equal voting rights, a change that did not come in Italy or France till 1945, in Greece the mid-1950s, in Portugal the mid-1970s. Yet here too the limits of his cultural revolution showed: 90 per cent of Turkish women were still illiterate when he died. The country had not been transformed into the modern society of which he had dreamed. It remained poor, agrarian, stifled rather than emancipated in the grip of the Father of the Turks, as he styled himself in the last period of his life.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">By the end Kemal probably knew, at some level, that he had failed. There can be no certainty about his final years, because so much about his life remains a closely guarded secret of state. Only surmises are possible. What is clear is that he had never liked the administrative routines of rule, and from the late 1920s delegated day-to-day affairs of government to a mediocre subordinate, Ismet later called Inönü, who looked after these as premier, freeing Kemal to devote himself to his plans, pleasures and fancies in the salons of Çankaya or the cabarets of the Ankara or Pera Palace Hotels. There he summoned colleagues and cronies for sessions of all-night gambling or rousting, increasingly detached from daylight realities. In these flickering conclaves, Kemal shared a predilection with Stalin and Mao: all three, at the end, nocturnal rulers, as if tyranny requires the secrecy of the dark, and reversal of the order of hours, to bind its instruments to it. Nor did similarities stop there. If Kemal’s style of detachment from government resembled Mao’s – in his case too, it was a distance that did not preclude tight attention to big political operations: the crushing of Dersim or the Anschluss in Alexandretta – the fantastic theories of language that occupied his mind had their counterpart in the linguistic pronouncements of Stalin’s decline. All three, as they withdrew from the day, ended by suspecting those who had to live by it.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">But in the taxonomy of dictators, Kemal stands apart in one unusual respect. When Politburo members assembled at Stalin’s villa, liquor was poured throughout the night; but the general secretary himself was careful to keep control of his consumption, the better to force his entourage to lose theirs, with the chance of revealing themselves in their cups. Kemal’s sessions were more genuine revelry. He had always been a heavy drinker, holding it well in debonair officer fashion. But in his final years, raki took its toll of him. Normally, absolute power is an intoxicant so much stronger than all others that alcohol, not infrequently shunned altogether, is at most only a tiny chaser. But in Kemal, perhaps because some scepticism in him – an underlying boredom with government – kept him from a full addiction to power, continual drinking became alcoholism.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Once pleasures of the will started to yield to pleasures of the flesh, women were the other obvious consolation. But they were no shield against his solitude; he was at ease only with men. In habits a soldier formed by a career in the barracks, he would have liked to move with grace in mixed society, that symbol of Western civility ever since Lettres Persanes, but was too crude for it. A marriage to the Western-educated daughter of a wealthy merchant lasted a couple of years. Thereafter, random connections and incidents followed, sometimes involving foreigners. A reputation for increasingly reckless behaviour developed. Adoptive daughters, guarded – a less up-to-date touch – by a black eunuch, multiplied. Towards the end, photographs of Kemal have something of the glazed look of a worn roué: a general incongruously reduced to a ravaged lounge lizard, terminal blankness nearby. Stricken with cirrhosis, he died in late 1938, at the age of 57.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">A ruler who took to drink in despair at the ultimate sterility of his rule: that, at any rate, is one conjecture to be heard among critical spirits in Turkey today. Another, not necessarily contradictory of it, would recall Hegel’s description of the autocrats of Rome:</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;"> In the person of the emperor isolated subjectivity has gained a perfectly unlimited realisation. Spirit has renounced its proper nature, inasmuch as limitation of being and of volition has been constituted an unlimited absolute existence . . . Individual subjectivity thus entirely emancipated from control, has no inward life, no prospective nor retrospective emotions, no repentance, nor hope, nor fear – not even thought; for all these involve fixed conditions and aims, while here every condition is purely contingent. The springs of action are no more than desire, lust, passion, fancy – in short, caprice absolutely unfettered. It finds so little limitation in the will of others, that the relation of will to will may be called that of absolute sovereignty to absolute slavery.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">The picture is highly coloured, and no modern ruler has ever quite fitted it, if only because ideology has typically become inseparable from tyranny, where on the whole legitimacy sufficed in classical times. But in its portrait of a kind of accidie of power, it hints at what might, on another reading, have been the inner dusk of Kemal’s dictatorship.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">His successor, whom he had wanted to discard at the end, was another figure altogether. Inönü had served under Kemal as a CUP officer in 1916, collaborated with Karakol in the War Ministry in 1919-20, and held a senior command in the independence struggle. He was dour, pious and conservative, in appearance and outlook not unlike a somewhat less plump Turkish version of Franco. With war in Europe on the horizon by 1938, his regime sought an understanding with Germany, but was rebuffed by Berlin, at that point angling for the favour of Arab states apprehensive of Turkish revanchism. To insure itself against Italian expansion, and the potential implications for Turkey of the Nazi-Soviet Pact, Ankara then signed a defence treaty with Britain and France in the Mediterranean, shortly after the outbreak of war. When Italy attacked France in 1940, however, Inönü’s government reneged on its obligations, and within a year had signed a non-aggression pact with Germany. Four days later, when Hitler invaded Russia, the Turkish leadership was ‘carried away with joy’.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Enver’s brother Nuri was dispatched posthaste to Berlin to discuss the prospect of arousing Turkic peoples in the USSR to rally to the Nazis, and a pair of Turkish generals, Emir Hüsnü Erkilet and Ali Fuad Erden, were soon touring the front lines of the Wehrmacht in Russia. After briefings from Von Rundstedt in the field, they were flown to Rastenberg to meet the Führer in person. ‘Hitler,’ General Erkilet reported, brimming with enthusiasm,</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;"> received us with an indescribable modesty and simplicity at his headquarters where he commands military operations and dispatches. It is a huge room. The long table in the middle and the walls were covered with maps that showed respective positions at the battle zones. Despite that, they did not hide or cover these maps, a clear sign of trust and respect towards us. I expressed my gratitude for the invitation. Then he half-turned towards the map. At the same time, he was looking into our eyes as if he was searching for something. His dark eyes and forelock were sweeter, livelier and more attractive than in photographs. His southern accent, his formal, perfect German, his distinctive, powerful voice, his sturdy look, are full of character.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Telling the Turks that they were the first foreigners, other than allies, to be ushered into the Wolfsschanze, and promising them the complete destruction of Russia, ‘the Führer also emphasised that “this war is a continuation of the old one, and those who suffered losses at the end of the last war, would receive compensation for them in this one.”’ Thanking him profusely for ‘these very important and valuable words’, Erkilet and Fuad hastened back to convey them to the ‘National Chief’, as Inönü liked to style himself.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Their mission was not taken lightly in Moscow. Within a week, Stalin issued a statement denouncing Erkilet’s exchange with Hitler, and soon afterwards embarked on a high-risk operation to try and cut off the prospect of joint compensation for 1918. Determined to stop the Turkish army linking arms with the Wehrmacht in the Caucasus, he sent the top NKVD operative Leonid Eitingon – responsible for the killing of Trotsky two years earlier – to Ankara to assassinate the German ambassador, Von Papen, in the hope of provoking Hitler into a punitive attack on Turkey. The attempt was bungled, and its origin quickly discovered. But Moscow had every reason for its misgivings. In August 1942, the Turkish premier Saraçoglu told Von Papen that as a Turk he ‘passionately desired the obliteration of Russia’. Indeed, it was his view that ‘the problem of Russia can only be solved by Germany on condition at least half the Russians living in Russia are annihilated.’ As late as the summer of 1943, another Turkish military mission was touring not only the Eastern Front but the west wall of Nazi defences in France, before flying once more to an audience in the Wolfsschanze. The war had revived Unionist ambitions: at one time or another, Turkey manoeuvred to regain Western Thrace, the Dodecanese, Syria, the region of Mosul, and protectoral rights over Albania.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Nor was alignment with the New Order confined to policy abroad. In June 1941, all non-Muslim males of draft age – Jewish, Greek or residual Armenian – were packed off to labour camps in the interior. In November 1942, as the battle for Stalingrad raged, a ‘wealth tax’ was inflicted on Jews and Christians, who had to pay up to ten times the rate for Muslims, amid a barrage of anti-semitic and anti-infidel attacks in the press – Turkish officials themselves becoming liable to investigation for Jewish origins. Those who could not or would not meet the demands of local boards were deported to punishment camps in the mountains. The effect was to destroy the larger part of non-Muslim businesses in Istanbul.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">The operation, unabashedly targeting ethno-religious minorities, was in the lineal tradition of Turkish integral nationalism, passed down from Unionism to Kemalism. ‘Only the Turkish nation is entitled to claim ethnic and national rights in this country. No other element has any such right,’ Inönü had declared a decade earlier. His minister of justice dotted the i’s and crossed the t’s: ‘The Turk must be the only lord, the only master of this country. Those who are not of pure Turkish stock can have only one right in this country, the right to be servants and slaves.’ New in the campaign of 1942-43 was only the extent of its anti-semitism, and the fact that the Inönü regime – hard pressed economically by the costs of a greatly increased military budget – levied any part of its exactions on Muslims at all. Jewish converts to Islam were not included among the faithful for these purposes. Such was the climate in which Hitler returned the compliment by sending Talat’s remains back to Turkey, in a ceremonial train bedecked with swastikas, to be buried with full honours in Istanbul, by the Martyrs’ Monument on Liberty Hill, where patriots can proceed to this day.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">However, once the tide started to turn in Russia, and Germany looked as if it might be defeated, Ankara readjusted its stance. While continuing to supply the Third Reich with the chromite on which the Nazi war machine depended, Turkey now also entertained overtures from Britain and America. But, resisting Anglo-American pressures to come down on the Allied side, Inönü made it clear that his lodestar remained anti-Communism. The USSR was the main enemy, and Turkey expressly opposed any British or American strategy that risked altering Germany&#8217;s position as a bastion against it, hoping London and Washington would make a separate peace with Berlin, for future joint action against Moscow. Dismayed at the prospect of unconditional surrender, Inönü issued a token declaration of war on Germany only after the Allies made it a condition of his getting a seat at the United Nations, a week before the deadline they had set for doing so expired, in late February 1945. No Turkish shot was fired in the fight against Fascism.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Peace left the regime in a precarious position. Internally, it was now thoroughly detested by the majority of the population, which had suffered from a steep fall in living standards as prices soared, taxes increased and forced labour was extorted in the service of its military build-up. Inflation had affected all classes, sparing not even bureaucrats, and the wealth tax had made even the well-off jumpy. Externally, the regime had been compromised by its affair with Nazism – which post-war Soviet diplomacy was quick to point out – and its refusal to contribute to Allied victory even after it had become certain.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Aware of his unpopularity, in early 1945 Inönü attempted to redress it with a belated redistribution of land, only to provoke a revolt in the ranks of the ruling party, without gaining credibility in the countryside. Something more was needed. Six months later, he announced that there would be free elections. Turkey, for twenty years a dictatorship, would now become a democracy. Inönü’s move was designed to kill two birds with one stone. Abroad, it would restore his regime to legitimacy, as a respectable partner of the West, taking its place in the comity of free nations led by the United States, and entitled to the benefits of that status. At home, it could neutralise discontent by offering an outlet for opposition without jeopardising the stability of his rule. He had no intention of permitting a true contest.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">In 1946, a flagrantly crooked election returned the ruling Republican People&#8217;s Party with a huge majority over a Democratic Party led by the defectors who had broken with it over the agrarian bill. The fraud was so scandalous that, domestically, rather than repairing the reputation of the regime, it damaged it yet further. Internationally, however, it did the trick. Turkey was duly proclaimed a pillar of the West, the Truman Doctrine picking it out for economic and military assistance to withstand the Soviet threat, and Marshall Aid began to pour in. Economic recovery was rapid, Turkey posting high rates of growth over the next four years.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">These laurels, however, did not appease the Turkish masses. Inönü, after first appointing the leading pro-Fascist politician in his party – responsible for the worst repression under Kemal – as premier, then attempted to steal the more liberal clothes of the Democrats, with concessions to the market and to religion. It was of no avail. When elections were held in 1950, it was impossible to rig them as before, and by now – so Inönü imagined – unnecessary: the combination of his own prestige and relief from wartime rigours would carry the day for the RPP anyway. He was stunned when voters rejected his regime by a wide margin, putting the Democrats into power with a parliamentary majority, honestly gained, as large as the dishonest one he had engineered for himself four years earlier. The dictatorship Kemal had installed was over</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;"><a href="http://www.lrb.co.uk/">http://www.lrb.co.uk/</a> </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span class="darklink"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;"><a title="contents of LRB Vol. 30 No. 17" href="http://anonymouse.org/cgi-bin/anon-www.cgi/http://www.lrb.co.uk/v30/n17/contents.html">Vol. 30 No. 17 · 11 September 2008</a> </span> </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;"> </span></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/kendihalinde.wordpress.com/285/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/kendihalinde.wordpress.com/285/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/285/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/285/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/285/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/285/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/kendihalinde.wordpress.com/285/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/kendihalinde.wordpress.com/285/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/kendihalinde.wordpress.com/285/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/kendihalinde.wordpress.com/285/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/285/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/285/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/285/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/285/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/285/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/285/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=285&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/09/08/kemalism-after-the-ottomans/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/09/afis1.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">afis1</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Sabetaycıların Türkiye Projesi</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/08/20/sabetaycilarin-turkiye-projesi/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/08/20/sabetaycilarin-turkiye-projesi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Aug 2008 15:19:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efendi 2]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>
		<category><![CDATA[Sabatay]]></category>
		<category><![CDATA[Sabetay]]></category>
		<category><![CDATA[Soner Yalçın]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudilik]]></category>
		<category><![CDATA[Yalçın Küçük]]></category>
		<category><![CDATA[ilhan selçuk]]></category>
		<category><![CDATA[oray eğin]]></category>
		<category><![CDATA[sabetaist]]></category>
		<category><![CDATA[sabetaycı]]></category>
		<category><![CDATA[sabetaycılar]]></category>
		<category><![CDATA[sabetayist]]></category>
		<category><![CDATA[sabetayizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=269</guid>
		<description><![CDATA[Yeni Sabetayizm projesi tutarsa, Sabetaycılar isimleri hiç anılmadan rahatlıkla her türlü işi yapacak. Sabetaycı olarak ortada dolaşanlarla hiçbir alakaları olmayacak. Toplumla aralarına tam bir tampon kitle yerleştirmiş olacaklar. Sabetaycılar, haklarında oluşan tüm olumsuzlukları üstlenmeye hevesli kitleler bulma arayışına geçti. Eğer kadro ve sayısal yeterlik açısından inandırıcı olabilecek, kendilerine biçilen rolü de şahane bir ihsan kabul [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=269&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify;"><span style="color:black;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;"><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/sabetay-mask.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-270" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/sabetay-mask.jpg?w=300&#038;h=219" alt="" width="300" height="219" /></a></span></span></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:black;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Yeni Sabetayizm projesi tutarsa, Sabetaycılar isimleri hiç anılmadan rahatlıkla her türlü işi yapacak. Sabetaycı olarak ortada dolaşanlarla hiçbir alakaları olmayacak. Toplumla aralarına tam bir tampon kitle yerleştirmiş olacaklar.</span></span></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:black;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Sabetaycılar, haklarında oluşan tüm olumsuzlukları üstlenmeye hevesli kitleler bulma arayışına geçti. Eğer kadro ve sayısal yeterlik açısından inandırıcı olabilecek, kendilerine biçilen rolü de şahane bir ihsan kabul ederek pazarlığa takla atarak koşacak böyle kitle bulurlarsa derine dalış gerçekleşecek.</span></span></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:black;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Pazarlığa razı olan kitle, Sabetaycı geçmişin deşifre olmuş hadiselerini üstlenme karşılığında isim hakkını almış olacak. Tabelayı duvarına asacak. Kendisine sağlanan avantajların karşılığı olarak da Sabetaycıların yapacağı bundan sonraki faaliyetlerde taşeron olarak çalışıp, muhtemel olumsuzlukları üstlenerek ‘Efendi’lerine tam kamufle imkânı sağlayacak&#8230;</span></span></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:black;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Eğer bu proje tutarsa, Sabetaycılar isimleri hiç anılmadan rahatlıkla her türlü işi yapacak. Sabetaycı olarak ortada dolaşanlarla hiçbir alakaları olmayacak. Toplumla aralarına tam bir tampon kitle yerleştirmiş olacaklar.</span></span></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:black;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">“Bu da neren çıktı şimdi?” diyenler, son günlerde İlhan Selçuk’un telefon konuşmalarında geçen ‘Akıllı çocuk’ Oray Eğin’in yazılarına bakabilir. Selçuk, telefonda Eğin ile ilgili çok özel bilgiler de veriyor ama orası bizi ilgilendirmiyor.<span id="more-269"></span></span></span></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:black;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Oray, bundan bir süre önce Soner Yalçın’ın ‘Efendi’ kitabına dikkatleri çekmiş, orada Sabetaycıların dindar insanlara muhteşem bir jest yaparak el uzattığını ama dindarların bunu anlamadığını yazmıştı.</span></span></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:black;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Soner’in kitabının neresinde jest vardı diye düşünüp dururdum bunca zamandır. İlhan Selçuk’un zeki çocuğu Oray ‘Yeni Sabetayizm: Fethullahçılık’ yazısını yazınca jestten ne kastettiğini de anlamış olduk. Soner, kitabında cemaat ve tarikatların önde gelen ve sevilen şahsiyetlerinin cümlesini Sabetaycı göstererek tam bir karıştırma yapmıştı.</span></span></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:black;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">İşte o zaman tarikat ve cemaat mensupları ya da temayüz ettiği halde her hangi bir cemaat yahut tarikata mensup olmayan kişiler kendilerine ‘lutfedilen’ Sabetaycılık payesini adeta bir şeref madalyası gibi kabul etmeliymiş!.. Ama anlamamışlar. Onların anlayışsızlığını gören zeki çocuk Oray, -hangi saikler etkili olduysa- ‘İstemeseniz de bu külah başınıza geçirilecek.’ edalarıyla başlamış üfürmeye: ‘Yeni Sabetayizm: Fethullahçılık’</span></span></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:black;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Selçuk’un zeki çocuğu, zekânın bütün inceliklerini sergileyerek başlamış işine (!): Önce Yalçın Küçük ağabeyine methiyeler dizmiş. Onun 1967 Arap-İsrail savaşı sonrası Sabetaycılığı tezine balıklama atlamış. Sonra Sabetaycıların güzelliğinden hoşluğundan dem vurmuş. Sonra bir icatta bulunmuş. ‘Kötü olan Sabetaycılık değil, Sabetaycı lobicilik’ demiş ve başlamış yakınmaya. İşte bu lobicilik sayesinde kabiliyetlerin önü tıkanıyormuş. Hiçbir yeteneği olmayan kişiler büyük işler alıyor, gazetelere yayın yönetmeni oluyormuş. Dindar kişilerden ismi bilinmeyenler on yıl içinde büyük sermayelere sahip oluyormuş&#8230;</span></span></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:black;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Bunca işi yapanların hepsi yeteneksiz!&#8230;</span></span></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:black;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Yetenek nerede bulunur derseniz Soner, Yalçın Küçük ve Oray gibilerinin asil kanında denilecektir. Peki bunlar ‘yetenekli kanı’ nereden almışlar? Atalarından mı yoksa ismi bilinmeyen kan merkezlerinden mi?</span></span></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:black;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Hamdi Yılmazer &#8211; Aksiyon</span></span></span></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/kendihalinde.wordpress.com/269/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/kendihalinde.wordpress.com/269/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/269/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/269/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/269/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/269/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/kendihalinde.wordpress.com/269/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/kendihalinde.wordpress.com/269/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/kendihalinde.wordpress.com/269/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/kendihalinde.wordpress.com/269/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/269/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/269/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/269/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/269/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/269/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/269/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=269&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/08/20/sabetaycilarin-turkiye-projesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/sabetay-mask.jpg?w=300" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Soner Yalçın Hikayemiz ile İlhan Selçuk&#8217;un Soykütüğü Ve MERNIS&#8217;in Kritik Formülasyon Açığı</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/08/09/soner-yalcin-hikayemiz-ile-ilhan-selcukun-soykutugu-ve-mernisin-kritik-formulasyon-acigi/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/08/09/soner-yalcin-hikayemiz-ile-ilhan-selcukun-soykutugu-ve-mernisin-kritik-formulasyon-acigi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 Aug 2008 00:07:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efendi 2]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>
		<category><![CDATA[Sabatay]]></category>
		<category><![CDATA[Sabetay]]></category>
		<category><![CDATA[Soner Yalçın]]></category>
		<category><![CDATA[ilhan selçuk]]></category>
		<category><![CDATA[Mernis]]></category>
		<category><![CDATA[sabetayist]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=260</guid>
		<description><![CDATA[Kimlik Bilgileriniz Güvende Mi Acaba ?   Ara sıra kontrol ettiğim, acaba bugün yine yeni ne yumurtlamışlar diye baktığım odatv.com’a göz attığımda, sehven Kanadalı Hahambaşı ile ilgili yaptıkları haber ilgimi çekti… Şöyle yalandan bir okuyum dedim. Netekim okudum da…Hay okumaz olaydım düştü mü içime bir kurt…Bak şu köftehorlara dedim fessuuupanallaaaah çeke çeke. Dolamışlar dillerine Hahambaşı’nı [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=260&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/matrixcode.gif"><img class="aligncenter size-medium wp-image-261" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/matrixcode.gif?w=300&#038;h=227" alt="" width="300" height="227" /></a></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Kimlik Bilgileriniz Güvende Mi Acaba ?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Ara sıra kontrol ettiğim, acaba bugün yine yeni ne yumurtlamışlar diye baktığım odatv.com’a göz attığımda, sehven Kanadalı Hahambaşı ile ilgili yaptıkları haber ilgimi çekti… Şöyle yalandan bir okuyum dedim. Netekim okudum da…Hay okumaz olaydım düştü mü içime bir kurt…Bak şu köftehorlara dedim fessuuupanallaaaah çeke çeke. Dolamışlar dillerine Hahambaşı’nı yer misin yemez misin dercesine giydiriyorlar. Yok efendim elemanın TC Kimlik No’su şuymuşta, Key ödemelerinden alacağına bakmışlarda, felanca miktar devletten alacağı varmışta, bir koşu fırlayıp havrasından Koşer Koşer (koşa koşa’nın koşercesi), kippa’sını havalimanlarında düşürmeden geliveripte paracıklarına kavuşacayazsın talimatnameli… Felanda feşmekan babında bir dolu lagalugayı okurkene…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Ulan dedim tamam iddianame de sanıkların tanıkların kimlik bilgileri faş edildi…E malum Resmi Gazete marifeti ile de yaklaşık 10 milyon insanın sigorta numaraları ile kimlik numaraları internet ortamına pidiyef pidiyef (çarşaf çarşaf’ın internetcesi) serildi…Görünürde soy sop araştırmacı gastacısı kılıklı Sonerim Yalçın’ım Şili tatilini müteakip, kurtlar vadisiyle birlikte pik yapan reytinglerini paranın rengiyle karıştırıp… Sonrasında “odalarda ışıksızım yalnızım” ve “çiçekten böcekten al haberi” dizilerinin diplerde sürünmesiyle nal toplayıp, kendilerini maddi zarara uğratıp, üçün tekini ellerinde görünce… Cüney-team Embedded Forcegil’den<span>  </span>ile de yolları ayırdı ya…Yeniden araştırmacı araklayıcılık özelliklerini devreye sokup “zulaya dağ mı dayanır” ilkesinden yola çıkaraktan splash’a splash’a, flash fırıldaklıklar<span>  </span>üretme peşinde…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Okuyucu! Okuyucu!.. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Biz böyle dediysek de siz yanlış anlamayın hemen canım…Kendinize gelin yahu…Yakışır bu tip şeyler Konseptim Danışmanıma…<span id="more-260"></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Çünküm bu işin kitabını, kitaplarını yazmış olur kendileri…Hatırlayamadığım bir vakitte de Bilderburger Fehmi Amca’ya “ne işim olur benim Mernis’le” babından cevap döşenmelerini anımsayıverdim…Efendim işin özü sevgili sonerim tonerim “S. Zaim” hakkında bir yazı yazmış, rahmetlinin bolca günahına girmişti… Bunun akabinde, iki bilderburger alana yanında cola ve patates Fehmi amcam ise<span>  </span>mealen, “Uleyn dallama, Mernisten bunları bulup bulup yazıyon sonrada gastacıyım diye şişiniyon”yazıvermişti. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Ama Soner bu… </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Altta kalır mı hiç…Zehir zemberek kalemine sarılmış: “Bak tosuncuk, Mernis seninkilerin elinde… Ben yazdığım herbişeyciği okudumda yazdım…Ahanda, işte okuduğum kitapların listesi” deyivermişti… Gerçi demişti demesine, ama şahsım adına onun bu demeleri benim çay demlemelerime neden olup biber gazı yan etkisi ile gözlerimde yaş, katula katula güldürmüştü… Ulen hırbo biz senin 1000 sayfa sabetay meselesinde kitap yazdım da dediğin kitapların kaynaklarını da bizzat biliriz diyecek biri de olmadığından Fehmi tonton… Zannımca konu sükute ermişti….</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Gel zaman git zaman bu mevzuular unutulmaya yüz tutarken zihnimde… Kanadalı zat-ı muhteremin kimlik numarası, Key alacağı, Sonerimin Mernis babalanmaları ile aklımda dönüp duran tilkiler üç beş sekiz oynayıp birbirlerini piştilemeye başlamışlardı bile…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Key alacakları… listeler… pdf dosyalar… iddianameden nağmeli kimlik bilgileri… soy sop araştırma çalışmaları… Ergenekonun sabetay planlarının gazetelerde haber görünümünde ortaya çıkması falan derken…. Işık yandı… </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Yok yok… Bu ışık ile sabetayistlerin ışığı arasında bir bağ yok… Bu benim beyin kıvrımlarımı aydınlatan acil aydınlatma lambasının ışığı…. Karanlıkta kalma, bir ışıkta sen yak-söndür bidakka türünden<span>  </span>bişiycikte değil… Zaman zaman yanar… Çoğunlukla çalışmaz ama bazen işe yaradığı da olur…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Işık yanmıştı artık, merakta cabası elbette…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Koştum internetin başına harala gürele. Google kazan ben kepçe, aradım taradım key listelerinin pidiefli pidiefli olanlarını… Buldum rapidshare denen paylaşım alanında ücra bir köşede adı “S” ile başlayanların listesini… İnsanın başına gelenler ya meraktan ya da taraktan (okuyucu efendi ol niyeti bozma… tarak yazdık.. bildiğin saç tarağı) gelir derler denir ya… Atın ölümü arpadan olsun misali download ediverdim “S” ile başlayan sıcak, sıcacık misler gibi kokan pideyefleri…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Öyle ya… Bu Soner’de Key kesintileri yapıldığı yıllarda çalışıyor olmalıydı… E o zaman onunda bir alacağı olmalıydı…. E o zaman onun da adı bu listelerde geçmeliydi heyecanı içinde sekiz on tane Soner Yalçın rastgeldi indirdiğim pdf dosyasında…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Amaç belli idi…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><em><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Soy sopa sözde kafayı takmış olan ama kendisiyle nadiren röportaj yapılabilen<span>  </span>ve röportajlarda da <span style="color:#ff0000;">zırnık kendinden bahsetmeyen</span>…Onun hakkında benim gibi sıradan kendihalinde vatandaşların kısıtlı bilgiye sahip olduğu… Sadece internet forumlarında göze çarpan: “Çorumlu olması, bir dönem Çorumda da gazetecilik yapması, gençlik yıllarında aynı şehirde amatör bir futbol takımında oynaması ve tabii oğlunun isminin Aren olması” türünden doğruluğu tartışılır bilgiler haricinde bir done olmaması sebebiyle…</span></span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">“S” ile başlayan listelerden sonerim tonerim hakkında bilgi sahibi olabilmekti…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Bu gazla ne kadar sonerim tonerim varsa bu listelerde bir çırpıda kontrol edildi elbette…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Bir tanesi hariç hepsi karavana çıktı… Sadece bir tanesi ışıl ışıl parlıyordu… Çünkü listedeki SY’nin doğum tarihi 1966 idi…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Bu tarih pek çok yerde bizim Soner’in doğum yılı olarak belirtiliyordu… Bir kaynakta ise 1965’ti…Ve bingo demek için henüz erkendi…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Işıl ışıl parlayan numaranın yanında duran sigorta numarasıyla işe başlamak lazımdı…O sigorta numarasından kişinin çalıştığı yerlerinde belli olması sebebiyle seseka’nın sitede ilgili yere Key’de yazan numara girildi…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Ama o da ne…Numaranızla ilgili bir eşleşme yoktur türünden bir uyarı çıkmaz mı…Bi deneme, bi deneme daha&#8230; Hep aynı…Ula bak sen dedim…Daha iki gün önce Tuncay Güney’in devletten para alma geyiği çıktığında da ortalıkta dolaşan söylenti: “İstihbarat adına çalışanların bilgileri görünmez, onlara kurye ile alacakları ulaştırılır” değil miydi…Doğu Perinçek’in Aydınlık Dergisi de eski kankaları hakkında o kitapları istihbarat yazdırdı diye iddia etmemiş miydi hani… Gerçi sonrasında bakanlık açıklama yapıp Tuncay Güney’in yetim aylığı aldığını söylese de şüphe düşmüştü bir kere…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1966 doğumlu, isim tutuyor, tc kimlik no’su da var… Ama sigorta numarası olmasına rağmen sigorta kaydı yok… İlginç bir durumdu…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Baltayı taşa vurmuştuk… Merniste tanıdığımız falanda olmadığından açıp soracak kimimiz kimsemizde yoktu… Çorum nüfus idaresini mi aramalıydı yoksa…Arasak ne diyecektik ki…Şirinlik yapıp genç kız taklidi yaparak “ama ama lutfennn memur bey, Soner Yalçın’a hayranım aşığım, onun için ölüyom bitiyom, bukle bukle saçlarının arasında dolaşıp, kirli pis sakalının arasından Kene sökmek hayallerimi süslüyor…Lutfennn bana biraz bilgi” desem devletin memuru yer miydi bu durumu…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">“N’ayır Nalan sesin çok iç gıcıklayıcı fakat veremem” derse, “hassittir len” de denmezdi ki onca şaklabanlıktan sonra kırılan gururumuzla birlikte…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Başka bir yol olmalıydı…Sherlock Holmes gibi düşünmeliydi… Deveye neden boynun eğri dendiğinde devenin cevabı yol göstermeliydi…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Kıçımı kıpırdatmadan, sadece kimlik numarası belli olan bu kişinin gerçek SY olup olmadığını öğrenebilmenin bir metodu olmalıydı… Bu Mernis’in bir algoritması olmalıydı ve ben onu bulmalıydım…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Bundan birkaç sene öncesinde takıldığım forumların yada mail grupların birinde benzer bir yazı görmüştüm… İlk önce o yazıyı aradım ama nafile çabalıyordum… Bulamamıştım… Saksıyı çalıştırmak gerekiyordu…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Amaca giden en kısa yol en kestirme olanıydı… Elimde belki SY’nin nüfus bilgileri yoktu ama kendimin ki kabak gibi duruyordu…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Gayretlerim sonuç vermişti… Evet matematiksel bir algoritma vardı… İşin sırrı bunun nasıl kullanılacağını çözüp, rakamları formülüze ederek kendi TC numaramdan yukarıya aşağıya doğru gidildiğinde aile kütüğünü çıkartabilmekti… Sonuçta başarmıştım (Okuyucu!! heyecanlı de mi… sabret sana da anlatıcam).</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Ama başarmak için epeyce google ile haşır neşir olmam gerekmişti… </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="color:#ff0000;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">İşin sırrı da Atatürk’te idi…</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Gaziantep nüfusuna kayıtlı Yüce Önder Atatürk’ün çok özel bir kimlik numarası vardı… Mernis projesi hayata geçirilirken O’nun için bir numara hazırlanmıştı… O bir numaraydı ve bir numara olarakta kayıtlara geçmeliydi… Nitekim öyle de yapılmıştı…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Atatürk’ün kimlik numarası <strong><span style="color:#ff0000;">10000000146 olan </span></strong>11 rakamlı bu sayıydı… İyi de bu nasıl bir numaraydı ki… Sonunda 146 yazıyordu… Gerçek birkaç adım sonra proje hayata geçirilirken anlatılanlardan anlaşılmıştı… Atatürk’ün numarası gerçekte <strong><span style="color:#ff0000;">100 000 001 </span></strong>idi. Yazıyla yazmak gerekirse yüzmilyonbirinci ilk kayıt O’na aitti… Sonda ki <strong>46</strong> rakamı ise emniyet amaçlı atanan bir numaraydı… (Nasıl bir emniyetse artık).</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">İşin özü proje hazırlanırken kayıtları girilen ölü yada diri vatandaşların sayısı yaklaşık 125 milyon kişiydi ve sistem yüzmilyonbir’den başlayıp dokuzyüzdoksandokuzmilyondokuzyüzdoksandokuzbindokuzyüzdoksandokuz kişi ile sınırlıydı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Peki ya sondaki 2 rakam… Nasıl bir emniyetti ve nasıl kullanılıyordu… Hemen elimdeki Key listelerinden son 2 rakamları kontrol ettim… Numaralar hep çift idi… Hiç tek rakam yoktu… 00’dan başlayarak ikişer ikişer atlamalı 02-04-06-….-96-98’e kadar olan numaralar kullanılmıştı…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Böylece de işin en zor kısmını halletmiş oluyorduk… Son iki hane çift rakamlardan oluşuyordu… Peki ya gerisi nasıldı…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Burada bir es verip soluklanalım ve yine Key listesinde ışıl ışıl parlayan SY’ye dönelim…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Kendimize göre oluşturduğumuz algoritma ile listede ismi geçen SY’nin soy kütüğü çıkarılmıştı… Yaklaşık olarak 25 kişi kayıtlı idi… Fakat entersan bir şey vardı ve bunu o anda fark etmiştim…<span>  </span>Bulduğum Sistem Mernisten öncesi için geçerli idi… Nüfus kütüklerinde soy babadan devam ettiği için evlenip yuvadan uçan kız çocuklar kayıtta gözükmüyordu… Aileye gelen gelinler ise haliyle listede idi… Fakat algoritmam mernisten sonra girilen kayıtlar için işlemiyordu… Ailede yeni doğan çocuklar bambaşka numaralar alıyorlardı ve bir düzen yoktu yada aileye yeni gelen gelinler kendi kimlik numaralarını almış olduklarından en azından halka açık olduğu haliyle internet ortamında görünmüyorlardı… Bu bir handikaptı… Çünkü 99-2000-2001 yıllarından sonrası için algoritmam çuvallamıştı… Bana lazım olan bilgide bu yıllardan sonrası için geçerliydi… </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Aren isimli bir çocuk bulmam gerekiyordu ama bulamamıştım… Evet internette “Aren Soner Yalçın” isminde bir çocuğun kinder çikolatadan promosyon kazandığını görmüştüm ve acaba bu bizim Soner’in oğlu mu diye düşünmüştüm fakat aynı isme çalışmalarımda rastlayamamıştım…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Eh… Sonuçta bir hayal kırıklığı olmadı değil… Olmuştu fakat bambaşka düşünceler içine de girmiştim… Soner Yalçın’ın çokta ilgi çekecek bir soyağacı olmadığını düşünmeye başlamıştım ki… Aklıma başka bir isim üzerinde bu yeni oyuncağı denemek geldi…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Yaşar Kemal’in Yunus Nadi’ye tavsiyesiyle Cumhuriyet gazetesine alınan, Amerika seyahati sonrası Güzel Amerikalı adıyla yazdığı kitapta Amerikalılara övgüler düzdüğü söylenen, 9 Mart’ın aktörleri arasında yer alan, Ziverbey’de “işkence görüyorum” mesajlarını mektuplarına şifreleyerek yazan, Chronicle dergisinde ölen eşi Handan Hanımın ailesinin Yahudi olduğu yazılan, Bektaşi fıkralarını günlük yazılarında bolca kullanan, kendisi hakkında Girit göçmeni sabetayisttir denilen, hatta babasının kendisinin ve aileden birkaç kişinin daha kimlik numaralarının internette faş edildiği, Tehlikenin farkında olabilmemiz için ve buna karşı bizleri teyakkuza geçirmeye çalışan, Eski bir cumhurbaşkanımız ile pek yakın dost olan, bir başsavcımız için davayı açmazsa görür gününü diyebilen, sabaha karşı evinden alınıp sonrasında basında ve medyada onun için küçük kıyametlerin kopartıldığı, bir çok yazarın güne ilk olarak onun gazete yazıları ile başladığı ve pusulalarını ona göre ayarladığı ve tabi ki Hasan Cemal’in ve pek çok tanınmış gazetecinin, İlhan Abisi… </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">İlhan Selçuk’un soykütüğü ilgimi çekmişti bir anda…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Oyuncağıyla yeni tanışan çocuk kıvamında bulduğum algoritma ile zorlu bir deneyimden sonra İlhan Abi’nin Merniste kayıtlı aile dökümünü sırasıyla deneme yanılma metoduyla teker teker bulmuştum…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Sanırım bu anlatılanlara inanmanız için isim isim yazmak gerekiyor. O zaman başlayalım ve başkaları gibi kimlik numarası yazmadan bu işi tercih edelim ve listeyi sunalım… Selçuk ailesinin 1 numarası 1859 doğumlu Musa Kazım… Merniste ki halka açık kayıtta sadece adı var… İlginç olan bir durumda İlhan Selçuk’un rahmetli eşi Handan hanımdan 7 yaş küçük görünmesi kayıtlarda (Demek ki aşkın yaşı o devirlerde de olmuyormuş).</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1859 Musa Kazım ( Muhtemelen Dede )</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1892 Mehmet Kasım Selçuk ( İlhan abi’nin babası)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1893 Ahmet Azmi Selçuk</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1873 Habibe Selçuk</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1914 Mehmet Celalettin Selçuk</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1915 Fatma Zehra ( Soyisim yok)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1923 İsmet Selçuk</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1895 Emine Selçuk</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1900 Hikmet Selçuk ( İlhan abi’nin annesi )</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1920 Orhan Selçuk</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1922 Turhan Selçuk ( İlhan abi’nin kardeşi )</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1914 Celal Selçuk</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1919 Mustafa Kemal Selçuk</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1922 Ali İsmet Selçuk</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1928 Huriye Süzan Selçuk</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1930 Musa Kazim Selçuk</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1925 İlhan Selçuk ( İlhan Abi’nin kendisi )</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1904 Ummahan Selçuk</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1927 Meryem Selçuk</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1949 Azmi Selçuk</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1952 Melehat Selçuk</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1958 Emir Selçuk</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1958 Servet Selçuk</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1918 Handan Selçuk ( İlhan Abi’nin Eşi )</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1942 Işık Yenersu ( Handan hanım’ın kızkardeşinin çocuğu)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1958 Hikmet Aslı Selçuk ( Turhan Abi’nin Füruzan Yerdelen ile olan evliliğinden kızı)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1961 Hülya İmat</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1963 Sevnur Selçuk</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1992 Ezgi Selçuk</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1950 Ruhan Selçuk </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Kayıtlar burada son buluyor… Elbete listede eksik kısımlar var… Bunlar zannımca aileden uçup giden kız çocukları olsa gerek ki bunlardan biri de İlhan Selçuk’un Kızkardeşi Ülfet Nuran Ertel…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Aslında listenin devamında başka bir aileye geçiyor ve onlardan devam ediyor…Aynı listenin başında başka bir aileden sonra Selçuk ailesinin gelmesi gibi…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Yukarda bir es verip soluklanalım demiştik ve size algoritmanın yada başka bir deyişle kendihalinde.wordpress.com’un formülasyonu’nu vereceğimizi söylemiştik… O zaman şimdi sözümüzü tutalım ve anlatmaya başlayalım… Ama anlatmadan önce çok önemli bir noktaya da değinmeden geçmeyelim…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Çünkü bu milletçe hepimizi yakından ilgilendiren bir Mernis açığıdır… Kim ister kimlik bilgilerinin ortaya dökülmesini ve istenmeyen kişilerin elinde dolaşmasını… Hele hele benim gibi biraz meraklı bir vatandaşın bile bulabildiği bu formülü acaba benden daha önceleri kimler fark etti…Ve kimler hangi amaçları doğrultusunda kullandı… Yani kimsenin kimseye sen Mernisten bilgi alıyorsun demesine de , kimsenin hayır ben mernisten bilgi almam komikliğine girmesine de gerek yok…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">İşte mal meydanda…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Ortada bir açık var, belki zahmetli bir yol ama sonuç itibari ile çözüm bulunması gereken bir açık… 10 milyon vatandaşımızın Key Ödemeleri ile açıklanan kimlik numaraları ile hatta o numaralar açıklanmadan dahi rahatça bulunabilecek bir sistem açığı…Ve halka açık, ve internette, ve dünyaya açık…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="color:#ff0000;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Belki de “Mozambik İstihbarat Örgütü” çoktandır aşağıda anlatacağım yöntemle 125 milyon vatandaşımızın kayıtlarını elinde tutuyor… Ya da BND yada MI5 yada Mossad yada FSB ya da CIA yada Sanal Korsanlar, hackerler, lamerler, kredi kartı hırsızları vesaire vesaire….</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="color:#ff0000;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="color:#ff0000;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Olamaz mı?</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="color:#ff0000;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Düşünülmesi ve tedbir alınması gereken bir konu bu…</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Belki bana kızanlarda olucak aranızdan yöntemi yazdığım için… Ama devekuşu misali kafayı kuma gömmeninde bir mantığı yoktur… Bilinsin ki tedbir alınsın… Hepimiz adına ve ivedilikle…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Buyurun formülasyona… Basittir ama biraz sabır gerektiriyor… Eğer bir sistem programcısı yada yazılım uzmanı değilseniz… Ben değilim… Bu yüzden anam babam metodlarla buldum bulacaklarımı… Deneme yanılma ile…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Ne demiştik en başında… Kimlik numaralarımız 11 hane demiştik… Son 2 hane emniyet amaçlı demiştik… Sistem çift rakamlardan son iki haneyi oluşturuyor demiştik…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Geçelim ve numaramızı yazalım… Bu numara rastgele bir numara olup özellikle son 2 hanede tek sayı kullanılmıştır…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">52549678811 ( örnek numara )</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">525496788-<span style="color:#ff0000;">11 <span> </span>( kırmızı ile yazılı hanenin özelliğini anlatmıştık)</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="color:#ff0000;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">525 <span style="color:#0000ff;">556</span> <span style="color:#008000;">786</span> -xx</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">525 <span style="color:#0000ff;">526</span> <span style="color:#008000;">787-</span> xx</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">525 <span style="color:#0000ff;">496</span> <span style="color:#008000;">788</span> -11 ( örnek numara )</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">525 <span style="color:#0000ff;">466</span> <span style="color:#008000;">789</span> -xx</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">525 <span style="color:#0000ff;">436</span> <span style="color:#008000;">790</span> -xx</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">525 <span style="color:#0000ff;">416</span> <span style="color:#008000;">791</span> -xx</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Örnek Numaramızı baz alıyoruz ve o numaradan aşağıya ve yukarıya doğru matematiksel artışlar ve azalışlara dikkat ediyoruz…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Yeşil ile yazdığımız rakamlar 788+1 ve 788-1 olarak kayıtta ileri ve geri gidiyor…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Mavi ile yazılı rakamlar ise dikkat edildiği üzere yeşil rakamların tam tersi bir orantı ile hareket ediyor…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Yani örnek numaramızı baz alırsak 788+1= 789 olurken</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">496-30= 466 oluyor</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Tam tersi durumda yine örnek numaramızı baz alırsak 788-1 olurken</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">496+30= 526 oluyor </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Yeşiller bir artarken maviler 30 eksiliyor…azalırkende 30 artıyor…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Ha son bir şey daha….</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="color:#0000ff;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="color:#ff0000;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Son iki hane emniyet numarası demiştik… İşin püf noktasıda bu zaten…</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="color:#ff0000;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Deneme yanılma metodunu burada kullanıyoruz ve </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="color:#ff0000;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">00’dan başlayıp 02-04-06-08-…-96-98’e kadar deniyoruz…</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="color:#ff0000;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="color:#ff0000;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Yani örnek numarayı ele alırsak… Bu sizin numaranız olsun</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="color:#ff0000;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">525 <span style="color:#0000ff;">496</span> <span style="color:#008000;">788</span> -11<span>  </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Azaltma ve eksiltememizi yapıyoruz <span> </span>ve son iki hanede 00’dan başlayıp 98’e kadar deniyoruz…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;"><span> </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="color:#ff0000;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Artık alırsınız elinize kendi kimlik numaranızı, geçersiniz bilgisayarın karşısına ve can sıkıntınızı giderirsiniz…</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="color:#ff0000;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="color:#ff0000;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">İyi eğlenceler….</span></span></span></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/kendihalinde.wordpress.com/260/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/kendihalinde.wordpress.com/260/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/260/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/260/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/260/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/260/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/kendihalinde.wordpress.com/260/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/kendihalinde.wordpress.com/260/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/kendihalinde.wordpress.com/260/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/kendihalinde.wordpress.com/260/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/260/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/260/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/260/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/260/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/260/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/260/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=260&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/08/09/soner-yalcin-hikayemiz-ile-ilhan-selcukun-soykutugu-ve-mernisin-kritik-formulasyon-acigi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/matrixcode.gif?w=300" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>2010 İstanbul Logosu: Üç Kapı mı, Üçleme mi, Menorah&#8217;ın Kolları mı?</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/08/03/2010-istanbul-logosu-uc-kapi-mi-ucleme-mi-menorahin-kollari-mi/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/08/03/2010-istanbul-logosu-uc-kapi-mi-ucleme-mi-menorahin-kollari-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 03 Aug 2008 22:49:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>
		<category><![CDATA[2010 istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa kültür başkenti]]></category>
		<category><![CDATA[üçleme]]></category>
		<category><![CDATA[oktan keleş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=235</guid>
		<description><![CDATA[2000 yılında sivil toplum kuruluşlarının öncülüğünde başlayan daha sonra devlet kurumlarının da iştirak edip benimsediği ve 2005 yılında kesinleşerek, 2010 yılında 3 avrupa şehri ile birlikte İstanbul’un “2010 Avrupa Kültür Başkenti” olacağından haberimiz vardı. Fakat ülkemizin yoğun ve karmaşık gündeminden dolayı Fener ve Balat semtlerinde Avrupa Birliği katkıları ile tamamlanan rehabilitasyon çalışmalarının ilgimizi çekmediği gibi [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=235&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/istanbul2010aaa.jpg"></a><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/istanbul2010.jpg"><img class="aligncenter size-thumbnail wp-image-236" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/istanbul2010.jpg?w=119&#038;h=96" alt="" width="119" height="96" /></a></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">2000 yılında sivil toplum kuruluşlarının öncülüğünde başlayan daha sonra devlet kurumlarının da iştirak edip benimsediği ve 2005 yılında kesinleşerek, 2010 yılında 3 avrupa şehri ile birlikte İstanbul’un “2010 Avrupa Kültür Başkenti” olacağından haberimiz vardı. Fakat ülkemizin yoğun ve karmaşık gündeminden dolayı Fener ve Balat semtlerinde Avrupa Birliği katkıları ile tamamlanan rehabilitasyon çalışmalarının ilgimizi çekmediği gibi bu haberde ilgimizi hiç çekememişti. Ta ki<span>  </span>ilk önce <a href="http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=79251" target="_blank">iyibilgi sitesinde gördüğümüz</a> <span> </span>2010 yılında “Avrupa Kültür Başkenti” olacak İstanbul’un logosu hakkında netpano sitesinden alıntılanan Oktan Keleş’in <a href="http://www.netpano.com/haber/2647/%C5%9Eeytanilerin//%C4%B0stanbul/B%C3%BCy%C3%BCleri" target="_blank">şeytaniler bu kapıları mesih’e mi açacak </a>yazısıyla birlikte yapılan spekülasyonları okuyana kadar. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Oktan Keleş netpano’da yayınlanan yazısında Dikilitaşlardan girip Konstantin Tak’ından çıkmış ve bu bağlamda 2010 İstanbul logosunun ne anlattığı, ne anlama geldiği ve neyi sembolize ettiği yönünde değişik çıkarımlarda bulunmuş. Oktan Bey çıkarımlarda bulunur, iyibilgi bunu haber yaparsa, bize de atılan taşın ardından koşmak vazifesi düşer mantığından hareketle komploya inanmadan ama komplosuzda kalmadan kendi yorumlarımızı da yazalım istedik. Ancak unutulmaması gereken bir ayrıntı vardır. Logo üzerinde yapılan değerlendirmelerde logo’nun kim yada hangi kurum tarafından yapıldığı belirtilmemektedir. Belki tam olarak bilinmemektedir ki zaten organizasyonun resmi internet sitesinde de (</span><a href="http://www.istanbul2010.org/"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">www.istanbul2010.org</span></a><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">) logo’nun ne anlam içerdiği ne zaman kim tarafından yapıldığı hakkında herhangi bir açıklama mevcut değildir. Bu yüzden spekülasyonlara açık olması da yadırganmamalıdır. Haberi yapan iyibilgi, habere kaynaklık eden Oktan Bey bu organizasyonun başkanı Nuri Çolakoğlu’na ulaşabilmelilerdi eleştirisini de söylemeden geçmek olmaz.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Geçelim ve taşın peşinden koşmaya yada taşı peşimizden koşturmaya başlayalım…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span id="more-235"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/ist2010gif.gif"><img class="aligncenter size-thumbnail wp-image-237" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/ist2010gif.gif?w=124&#038;h=96" alt="" width="124" height="96" /></a></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">2010 İstanbul Logo’sunda birbiri içinden geçen kapıya benzer yarım daireler olduğu görülmekte. Oktan Keleş bunların birer kapı olduğunu, 1. Konstantin&#8217;in kazandığı bir zafer anısına 312 yılında Roma&#8217;da dikilmiş olan Konstantin Takı’yla benzeştiğini zaten Konstantinopolis isminin de Konstantin’den geldiğini ifade etmektedir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"> <span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> <a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/zafer.jpg"><img class="aligncenter size-thumbnail wp-image-238" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/zafer.jpg?w=121&#038;h=96" alt="" width="121" height="96" /></a></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Gerçekten logo ile Konstantin Takı birbirine benzese bile burada gözden kaçan bir husus vardır ki bana göre Tak meselesinden daha önemlidir. Logo’ya dikkatlice bakıldığı zaman kapı olduğu varsayılan çizimlerin sayısıdır. Bunlar 3 adettir. 3 adet birbiri içinden geçen yada perspektifi bir bakışla ardı ardına sıralanan 3 adet yarım dairemsi. Buna ister kapı isterse geometrik bir isim bulmanız bu şekillerin 3 adet olduğu gerçeğini değiştirmez. Ki zaten 3 adet olması hasebiyle Konstantin Tak’ı benzetmesi yerinde olsada logoda yapılan<strong> üçleme</strong> ve bunun dini anlamları gözden kaçırılmış gibidir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Peki Üçleme Nedir?</span></p>
<p style="text-align:justify;"><em><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Üç ilahi varlığı tanımlayan bir ifadedir. Farklı din ve mitolojilerde farklı kökenlere, özelliklere ve anlayışlara sahip farklı üçlemeler bulunmaktadır ve bu üçlemelerin çoğunun kendi bütünlüklerinde özel bir isimleri vardır. </span></span></em></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Bazı üçlemeler de şunlardır: </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong><em>Hristiyanlıkta ki Teslis</em></strong><em>: Baba-Oğul-Kutsal Ruh (in nomine patris, filii et spiritus sancti)</em></span></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong><em>Babil </em></strong><em>:Birinci üçlük: Anu (Gök tanrısı), Enlil (Yer, hava ve fırtına tanrısı), Ea (Irmaklar tanrısı).İkinci üçlük: Sin (Ay tanrısı), Şamaş (Güneş tanrısı), İştar (Bereket tanrıçası &#8211; Tammuz&#8217;un eşi-sevgilisi) Şeytan üçlüğü: Labartu &#8211; Labazu &#8211; Ahatsu. </em></span></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong><em>Eski Mısır </em></strong><em>: İsis–Osiris–Horus</em></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong><em>Alevilikte ki</em></strong>: <em>Allah-Muhammed-Ali</em></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><em><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Görüldüğü üzere benzer üçlemeler değişik isimlerde tarih boyunca karşımıza çıkmıştır. Konumuz 2010 logosu olunca da yapılan üçlemenin Teslis’e mi yoksa<span>  </span>Eski Mısır’a ve bununla ilintili olarak Masonik ritüellere ve sembollerine gönderme olup olamayacağı tartışılacak hale gelmektedir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/oikumen1.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-239" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/oikumen1.jpg?w=95&#038;h=96" alt="" width="95" height="96" /></a><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/standrews-kilisesi.jpg"><img class="alignright size-thumbnail wp-image-240" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/standrews-kilisesi.jpg?w=128&#038;h=84" alt="" width="128" height="84" /></a></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Bu bağlamda Fener Rum Ortodoks Patrikhanesine <a href="www.megarevma.net/patrikhane.htm" target="_blank">girişin üçlü bir kapıdan </a>olması ve ana kapının hala kapalı olduğu ve bunun kin kapısı olarak adlandırıldığı unutulmamalıdır. Yine pek çok kilisenin 3 kapısının Konstantin Tak’ına benzer şekilde yan yana olması ve hatta Latince bazı deyişlerde geçtiği üzere : “<em>omne bonum trium</em>”, “<em>omne trium est perfectum</em>” üçlü olan her şey güzeldir ve üçlü halde gelen her şey mükemmeldir demek tesadüfi olmasa gerekmektedir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/4lastsu3.jpg"><img class="aligncenter size-thumbnail wp-image-242" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/4lastsu3.jpg?w=128&#038;h=88" alt="" width="128" height="88" /></a></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<div></div>
<p><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;">Gerek Konstantin takı’nda, gerekse kimi kiliselerde karşımıza çıkan 3 kapı yada üçlemeli kapılar ünlü ressam Leonardo Da Vinci’nin İsa ve havarilerini konu alan Son Akşam Yemeği tablosunda da karşımıza çıkmaktadır. Resimde İsa ve havariler birlikte yemek yeyip <em>sangreal- kutsal kaseden</em> şarap içmektedirler. Yemek yedikleri masanın üstünde ise 3 kapıyı andıran figürler durmaktadır. İşin içine hem 3 kapı hemde kutsal kase girince haliyle <a href="http://www.astroset.com/bireysel_gelisim/ezoterizm/tapinak.htm" target="_blank">tapınak şövalyelerini </a>hatırlamamak ve Da Vinci’nin de bir <em>Prieure de Sion</em><em><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> (</span>tapınakçı)</em> olduğu iddialarını görmemezlikten gelmek olmaz sanırım.</p>
<p> <a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/ats15868_masonicstructure1.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-248" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/ats15868_masonicstructure1.jpg?w=207&#038;h=300" alt="" width="207" height="300" /></a></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;">Elbette tapınak şövalyelerinden, kutsal kaseden bahsedince kökleri çok derinlere dayandığı iddia edilen bu gizli örgütlenmenin bir ucundan da masonik yapılanma ile adının birlikte anıldığını söylememize gerek yoktur.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;">  <a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/2010logo33.jpg"><img class="aligncenter size-thumbnail wp-image-249" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/2010logo33.jpg?w=51&#038;h=96" alt="" width="51" height="96" /></a></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"> Masonik İskoç Riti sembolik üç dereceden sonra üç ayrı bölümlü bir eğitim sistemiyle çalışır ve son 3 derecesi idari derecelerdir ve Konsistuar adını alır. Bunlardan 33. derece ise en yüksek makamı ifade eder, bu mevkiye gelenlere <em>Hakim- Büyük Genel Müfettiş </em><span> </span>yada<em> Üstad</em><span>  </span>ismiyle hitap edilir. Tekrardan 2010 İstanbul Logo’muzu gözümüzün önüne getirmeye çalışırsak daha önce 3 kapı mı yoksa üçleme mi diye sorgulamaya çalıştığımız geometrik çizimlerden 33’e ulaşmamız mümkün müdür?</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;">  Oktan Keleş, yazısında şunları ifade etmektedir :</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"> <em>“Şimon Peres Millet Meclisi’nde  yaptığı konuşmada ‘İstanbul bizim için yüce bir kapıdır’ demişti. Meclis tutanaklarına geçti bu sözleri” </em></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><em> <a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/menorah.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-250" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/menorah.jpg?w=79&#038;h=96" alt="" width="79" height="96" /></a></em></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/istanbul2010aaa1.jpg"><img class="alignright size-thumbnail wp-image-252" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/istanbul2010aaa1.jpg?w=76&#038;h=96" alt="" width="76" height="96" /></a></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"> İstanbul’un bir Yahudi için yüce bir kapı olması ne ifade etmektedir. Peres Engizisyondan kaçan Yahudilere kucak açan Osmanlı’yı yada kendi ülkesinin kurucu lideri olan David Ben Gurion’un yüksek öğrenimini İstanbul Hukuk fakültesinde yapmış ve lise diplomasını da bu şehirde almış olmasından dolayı sevmektedir gibi duygusal yaklaşımları bir kenara bırakacak olursak sanırım Oktan Bey’le aynı endişeleri taşımamız gerekir. Bu sevginin 2010 logomuza bir yansıması olmuş mudur yada bağ kurabilir miyiz diye düşündüğümüzde ise karşımıza Yedi Kollu Şamdan adıyla bildiğimiz Menorah çıkar. Haliyle ilk başta logo ve yedi kollu şamdan arasında nasıl bir bağ olabilir sorusu akıllara gelecektir. Bunun cevabı da Menorah’ta ki 3 yarım daire yada ardışık 3 kapıda gizli olabilir mi?</p>
<p> </p>
<p style="text-align:justify;"><em><span style="color:red;">Unique</span></em>: kelime anlamı ile benzersiz, eşi benzeri olmayan anlamlarına gelmektedir. Latince karşılığı ise <em>sui generis </em>olarak ifade edilmektedir. Peres’in İstanbul’u yüce bir kapı olarak betimlemesinde ve yine Oktan Keleş’in ifadelerini:</p>
<p style="text-align:justify;">(<em>Dikkat edin şu tabire: <span style="color:red;">‘Costantinopol&#8217;dan kutsal topraklara buradan adım atılacak.’</span> Burada bir KAPI&#8217;dan bahsedilmiyor mu? Aynı Şimon Perez&#8217;in dediği gibi bir KAPI. Bu kapı nereye geçmenin işareti? Acaba Şeytanî, Haçlı ve Vatikan İstanbul üzerinde birleşti mi? Konstantin Takı, 1. Konstantin&#8217;in kazandığı bir zafer anısına 312 yılında Roma&#8217;da dikilmiş bir anıt. Enteresan değil mi Konstantin&#8217;in yeniden karşımıza çıkması? ‘Müslüman-Türk İstanbul&#8221; geri alınmak mı isteniyor? Unutmayalım İstanbul&#8217;un Roma dönemi kurucusu aynı Konstantin ve Konstantinapol ismi O&#8217;ndan geliyor.”)</em></p>
<p style="text-align:justify;">dikkate alacak olursak ve Avrupa Birliği’nin katkıları ile Fener ve Balat Semtlerinin rehabilitasyonunu hatırlarsak ve 2010 logomuzu ters çevirip baktığımız zaman karşımıza İngilizce olarak Unique kelimesinin çıktığını düşündüğümüzde bu komplovari yaklaşımın gerçeklik payı var mıdır dememiz mümkün olabilir mi?</p>
<p style="text-align:justify;"> <a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/unique.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-256" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/unique.jpg?w=300&#038;h=240" alt="" width="300" height="240" /></a></p>
<p style="text-align:justify;"> </p>
<p style="text-align:justify;">Elbette bu yaklaşımların bir kalemde üstü çizilip, 3 kapı gibi görünen şey aslında 3 camii kubbesidir denilebilir. Yada olimpiyat halkalarının 3’lüsü olup 3 kıtayı birleştiren İstanbul’un kesişme noktası olması üzerine vurgudur denilebilir. Yada bahsi geçen 3 kapı aslında 3 dini sembolize eder de denilebilir. Yada biraz daha abartıp o 3 yarım daire 3 hilal’in ta kendisidir dense bile siz yine de komplosuz kalmayın…</p>
<p><font face="Times New Roman" size="3"></p>
<div><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></div>
<p> </p>
<p> </p>
<div><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></div>
<div><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></div>
<p><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p></span> </p>
<p></font></span></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/kendihalinde.wordpress.com/235/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/kendihalinde.wordpress.com/235/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/235/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/235/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/235/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/235/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/kendihalinde.wordpress.com/235/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/kendihalinde.wordpress.com/235/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/kendihalinde.wordpress.com/235/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/kendihalinde.wordpress.com/235/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/235/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/235/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/235/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/235/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/235/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/235/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=235&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/08/03/2010-istanbul-logosu-uc-kapi-mi-ucleme-mi-menorahin-kollari-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/istanbul2010.jpg?w=119" medium="image" />

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/ist2010gif.gif?w=124" medium="image" />

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/zafer.jpg?w=121" medium="image" />

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/oikumen1.jpg?w=95" medium="image" />

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/standrews-kilisesi.jpg?w=128" medium="image" />

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/4lastsu3.jpg?w=128" medium="image" />

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/ats15868_masonicstructure1.jpg?w=207" medium="image" />

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/2010logo33.jpg?w=51" medium="image" />

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/menorah.jpg?w=79" medium="image" />

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/istanbul2010aaa1.jpg?w=76" medium="image" />

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/unique.jpg?w=300" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Ergenekon</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/07/19/ergenekon/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/07/19/ergenekon/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Jul 2008 20:18:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=221</guid>
		<description><![CDATA[O hoca ile bu isim arasında bir bağlantı olabilir mi? TG&#8217;nin iddiasına göre 78-79 da istanbulda görev yapan paşanın hocasının soyismi ergenekon..her ne kadar bağlantı kurmak için müneccim olmak gerekse de, yukarda ki resimde yer alan kitap yazarlarından birinin adı ise &#8220;Behiç Ergenekon&#8221;&#8230;kitabın GKB yayınlarından çıkması, yayım tarihinin 1976 olması ve haliyle ismi geçen şahsın [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=221&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;"><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/tuguna.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-219" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/tuguna.jpg?w=300&#038;h=224" alt="" width="300" height="224" /></a><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/tugun2a.jpg"><img class="size-medium wp-image-220   aligncenter" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/tugun2a.jpg?w=300&#038;h=144" alt="" width="300" height="144" /></a></p>
<p style="text-align:justify;"><em>O hoca ile bu isim arasında bir bağlantı olabilir mi? TG&#8217;nin iddiasına göre 78-79 da istanbulda görev yapan paşanın hocasının soyismi ergenekon..her ne kadar bağlantı kurmak için müneccim olmak gerekse de, yukarda ki resimde yer alan kitap yazarlarından birinin adı ise &#8220;Behiç Ergenekon&#8221;&#8230;kitabın GKB yayınlarından çıkması, yayım tarihinin 1976 olması ve haliyle ismi geçen şahsın askeri bir kimlik taşıma olasılığının fazlalığı&#8230;O kişi bu kişi midir acaba dedirtiyor&#8230;Bunun araştırmasını yapmak ta işi bilenlerin problemi olsun.</em></p>
<p style="text-align:justify;"><em><span style="color:#800000;">Problemi olsun deyip yazımızı sonlandırmıştık ki&#8230;</span></em></p>
<p style="text-align:justify;"><em><span id="more-221"></span></em></p>
<p><a href="http://www.haber7.com/haber/20080719/Ergenekon-Hainler-adimi-kirlettiler.php"><span style="color:#ff0000;">Hainler adımı kirletti haberine internette rastladık&#8230;</span></a></p>
<p>Haberde adı geçen şahıs N. Ergenekon&#8230;Emekli Albay&#8230;</p>
<p style="text-align:justify;">Peki iddia neydi&#8230; İstanbulda 78-79 da görev yapan bir paşanın hocası&#8217;nın soyadı&#8230;</p>
<p style="text-align:justify;"> Yani N.Ergenekon&#8217;un, VK&#8217;nın bir dönem komutanlığını yapması, ajanda da bu isme rastlanması, ergenekon isminin bu emekli albay&#8217;ın soyisminden geldiğinin yeterli kanıtı değildir &#8230; Ortada ne bir paşa var, ne de birebir ilintili bir hoca yada komutan var&#8230;ki olsa bile VK&#8217; mı bu ismi verdi 78/79 yıllarında&#8230;</p>
<p style="text-align:justify;">VK paşa mıydı o yıllarda&#8230; Gibi soru zincirleri uzatılabilir&#8230;</p>
<p style="text-align:justify;">Bu yüzden&#8230;</p>
<p style="text-align:justify;">Yukarıda linkini verdiğim haberde  bahsi geçen  Ergenekon, TG&#8217;nin bahsettiği Ergenekon değil&#8230; Emekli Albayımız boş yere panik yapmış&#8230;</p>
<p style="text-align:justify;">Yani&#8230; Araştırmaya devam beyler&#8230;</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/kendihalinde.wordpress.com/221/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/kendihalinde.wordpress.com/221/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/221/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/221/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/221/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/221/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/kendihalinde.wordpress.com/221/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/kendihalinde.wordpress.com/221/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/kendihalinde.wordpress.com/221/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/kendihalinde.wordpress.com/221/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/221/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/221/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/221/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/221/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/221/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/221/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=221&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/07/19/ergenekon/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>37</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/tuguna.jpg?w=300" medium="image" />

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/tugun2a.jpg?w=300" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Yalçın Küçük&#8217;le Bir Aşk Masalı</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/07/17/yalcin-kucukle-bir-ask-masali/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/07/17/yalcin-kucukle-bir-ask-masali/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Jul 2008 19:34:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>
		<category><![CDATA[Yalçın Küçük]]></category>
		<category><![CDATA[Sabatay]]></category>
		<category><![CDATA[sabataycı]]></category>
		<category><![CDATA[Sabetay]]></category>
		<category><![CDATA[sabetayist]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=190</guid>
		<description><![CDATA[Yalçın Küçük Hocam, ne yaptın sen böyle yahu&#8230;Kendini de bitirdin destekçilerini de&#8230;Bak, el çırpma sırası kimlere geldi şincik&#8230; Ne demişler&#8230;Men dakka dukka&#8230; Vıttırıvızzık Hocamızın Marifetleri-1..  Marifetler-2&#8230; Not: Aşağıdaki alıntı yazıyı Temmuz 2008 tarihinden itibaren geriye doğru sardırarak, hafızanızda ki Sabetay meselesi, pkk, ergenekon vb gibi mevzularla harmanlayarak  okumanız salık verilir. Nerede nasıl bağlantı kurulacağı, nasıl yorum yapılacağı [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=190&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;">Yalçın Küçük Hocam, ne yaptın sen böyle yahu&#8230;Kendini de bitirdin destekçilerini de&#8230;Bak, el çırpma sırası kimlere geldi şincik&#8230; Ne demişler&#8230;Men dakka dukka&#8230; <a href="http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=176393"><span style="color:#ff0000;"><span style="color:#000000;">Vıttırıvızzık Hocamızın</span> Marifetleri-1..</span></a>  <a href="http://www.samanyoluhaber.com/haber-109415.html"><span style="color:#99cc00;">Marifetler-2&#8230;</span></a></p>
<p style="text-align:center;"><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/yalcin-kucuk.jpg"><img class="size-medium wp-image-193           aligncenter" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/yalcin-kucuk.jpg?w=212&#038;h=300" alt="yalçın küçük" width="212" height="300" /></a></p>
<p style="text-align:center;"><!--Resimlerin devamı--></p>
<div class="mceTemp mceIEcenter" style="text-align:justify;"><em>Not: Aşağıdaki alıntı yazıyı Temmuz 2008 tarihinden itibaren geriye doğru sardırarak, hafızanızda ki <span style="color:#008000;">Sabetay meselesi, pkk, ergenekon </span>vb gibi mevzularla harmanlayarak  okumanız salık verilir. Nerede nasıl bağlantı kurulacağı, nasıl yorum yapılacağı da okuyuca kalmıştır. Amaç perspektif genişletmek olunca, elçiye de zeval olmaz. Yalçın Küçük&#8217;ün dediği gibi: Öğrenmek şaşırmaktır. Buna bir ek yapmak gerekir. Çünkü, &#8220;<span style="color:#993300;">Şaşırmamak tabusuz öğrenmektir&#8221;</span></em></div>
<div class="mceTemp mceIEcenter"><span id="more-190"></span></div>
<div id="attachment_196" class="wp-caption aligncenter" style="width: 310px"><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/yalcin-kucuk-21.jpg"><img class="size-medium wp-image-196" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/yalcin-kucuk-21.jpg?w=300&#038;h=215" alt="" width="300" height="215" /></a><p class="wp-caption-text">null</p></div>
<p style="text-align:center;"><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/page_1.jpg"><img class="size-medium wp-image-199        aligncenter" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/page_1.jpg?w=300&#038;h=229" alt="" width="300" height="229" /></a></p>
<div><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/page_11.jpg"></a></div>
<div><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/page_11.jpg"></a></div>
<div><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/page_11.jpg"></a></div>
<p style="text-align:center;"><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/page_11.jpg"></a><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/page_13.jpg"><img class="size-medium wp-image-207          aligncenter" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/page_13.jpg?w=212&#038;h=300" alt="" width="212" height="300" /></a></p>
<p style="text-align:center;"><img class="size-medium wp-image-201      aligncenter" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/page_11.jpg?w=300&#038;h=211" alt="" width="300" height="211" /></p>
<div class="mceTemp mceIEcenter">
<dl class="wp-caption aligncenter">
<dt class="wp-caption-dt"></dt>
</dl>
<p style="text-align:center;"><img class="size-medium wp-image-205  aligncenter" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/page_12.jpg?w=207&#038;h=300" alt="" width="207" height="300" /></p>
</div>
<p style="text-align:justify;"><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/page_11.jpg"></a> </p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;text-align:justify;"><em></em></p>
<p style="text-align:center;"><span style="color:#ff0000;">YALÇIN KÜÇÜK</span></p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;text-align:justify;">Bir gönülda<span style="font-family:Times New Roman;">ş Yal</span>ç<span style="font-family:Times New Roman;">ın Kü</span>çük’ün, son kitab<span style="font-family:Times New Roman;">ı ‘Şebeke’ ile ilgili Anadolu Gen</span>çlik Dergisi’nin <span style="font-family:Times New Roman;">Şubat 2002 sayısında yayınlanan röportajını göndermiş, Allah razı olsun </span>çok makbule geçti ve üzerine bir yaz<span style="font-family:Times New Roman;">ı yazmak farz oldu.</span></p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;" align="justify">Söze çok sert-keskin bir hat<span style="font-family:Times New Roman;">ırlatmayla başlayalım. PKK’nin ideolojik-siy</span>âsî yay<span style="font-family:Times New Roman;">ın organı Serxwebun’un 182. Sayısında (Şubat 1997) PKK genel başkanı Abdullah Őcalan’la yaptığı diyalogtan (Apo’nun monologu da denebilir) bir par</span>çay<span style="font-family:Times New Roman;">ı aşağıda veriyorum:</span></p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;" align="justify">(Apo burada Küçük’ün surat<span style="font-family:Times New Roman;">ına karşı şunları söylüyor)</span></p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;" align="justify">&#8220;<strong>Bana göre, hepinizin ya<span style="font-family:Times New Roman;">şamına sinmiştir Kemalizm. Herkes biraz Kemalisttir. Yapay yaşam, ufuksuz yaşam, vicdansız yaşam, kirli yaşam, hain yaşam, insan özelliklerine, toplumsal temellerine ih</span>ânet eden ya<span style="font-family:Times New Roman;">şam diyorum ben buna. Bunları insanın yüreğinden, zihninden sökmek inanılmaz bir devrimdir. Aksi h</span>âlde sizler rejimin bir objektif, kirli ve hain ki<span style="font-family:Times New Roman;">şilerisiniz. Duygusu, ufku, vicdanı olmayan beş para etmezin tekisiniz. Bir de iş yapamaz durumdasınız, işlevsizsiniz</span>, üretimsizsiniz. Ne bir siyasal üretiminiz, ne bir ideolojik üretiminiz, ne bir edebî üretiminiz var. <span style="font-family:Times New Roman;">İşte rejim sizleri bu duruma getirmiş</span></strong>&#8220;.</p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;" align="justify">Evet… Denebilir ki, Apo burada genelleme yap<span style="font-family:Times New Roman;">ıyor, YK’ü hedeflemiyor. Doğru ama eksik bir yorum olacağını biliyor</span>um. Bu ve giderek a<span style="font-family:n;">ğ</span><span style="font-family:Times New Roman;">ırla</span><span style="font-family:n;">ş</span>an ba<span style="font-family:n;">ş</span>ka ele<span style="font-family:n;">ş</span>tiriler sonucu YK, ‘uzun bir dinlenme s<span style="font-family:n;">ü</span>recine’ girdi/sokuldu, Apo’dan yedi<span style="font-family:n;">ğ</span>i f<span style="font-family:Times New Roman;">ır</span>ça darbelerinin izlerini silmeye çal<span style="font-family:Times New Roman;">ı</span><span style="font-family:n;">ş</span>t<span style="font-family:Times New Roman;">ı, olmadı, ba</span><span style="font-family:n;">ş</span>aramad<span style="font-family:Times New Roman;">ı. Gururu incinmi</span><span style="font-family:n;">ş</span>, m<span style="font-family:n;">üş</span>ahhas gerçeklerle y<span style="font-family:n;">üzyüze gelmiş, savaş</span><span style="font-family:Times New Roman;">ı ve onun sava</span><span style="font-family:n;">ş</span>anlara kazand<span style="font-family:Times New Roman;">ırdı</span><span style="font-family:n;">ğ</span><span style="font-family:Times New Roman;">ı </span><span style="font-family:n;">ö</span>zg<span style="font-family:n;">ü</span>veni, ç<span style="font-family:n;">özümleme gücünü ve hakl</span><span style="font-family:Times New Roman;">ı </span><span style="font-family:n;">ü</span>stbak<span style="font-family:Times New Roman;">ı</span><span style="font-family:n;">ş</span><span style="font-family:Times New Roman;">ını farketmi</span><span style="font-family:n;">ş</span>, kalem<span style="font-family:n;">ş</span>orlu<span style="font-family:n;">ğ</span>un, ‘ben <span style="font-family:n;">ş</span>unu çok iyi bilirim, teorisini de yazar<span style="font-family:Times New Roman;">ım’ geyi</span><span style="font-family:n;">ğ</span>inin ‘delikanl<span style="font-family:Times New Roman;">ılık sahrası’nda s</span><span style="font-family:n;">ö</span>kmedi<span style="font-family:n;">ğ</span>ini h<span style="font-family:n;">üzünle tesbit etmiş, sümsüğü düşmüş, Adana köylülerinin</span> deyi<span style="font-family:n;">ş</span>iyle ‘h<span style="font-family:Times New Roman;">ırpidi</span><span style="font-family:n;">ğ</span>i kopmu<span style="font-family:n;">ş</span>’tu. YK, bu psikolojiden bir t<span style="font-family:n;">ürlü kurtulamad</span><span style="font-family:Times New Roman;">ı ve bunu kendine yediremedi. Nih</span>âyet baz<span style="font-family:n;">ı</span> ‘amcalar<span style="font-family:Times New Roman;">ına’ haber u</span>çurdu ve k<span style="font-family:n;">ü</span>ç<span style="font-family:n;">ük bir ceza mukabili Türkiye’ye dönmek istediğini bildirdi, teklif uygun görüldü ve döndü üstelik de 29 Ekim’de. Gitmeden evvel Atina’ya uğray</span><span style="font-family:Times New Roman;">ıp Pandiou </span><span style="font-family:n;">Ü</span>niversitesi’nde mahalle kar<span style="font-family:Times New Roman;">ıları gibi a</span><span style="font-family:n;">ğ</span>laya s<span style="font-family:Times New Roman;">ızlaya bir konu</span><span style="font-family:n;">ş</span>ma yapt<span style="font-family:Times New Roman;">ı, Kıbrıs gazisi oldu</span><span style="font-family:n;">ğ</span>unu, sava<span style="font-family:n;">ş</span><span style="font-family:Times New Roman;">ın </span>çok k<span style="font-family:n;">ötü</span> bir<span style="font-family:n;">ş</span>ey oldu<span style="font-family:n;">ğ</span>unu, kanl<span style="font-family:Times New Roman;">ı asker</span>î elbisesini hâlâ saklad<span style="font-family:Times New Roman;">ı</span><span style="font-family:n;">ğ</span><span style="font-family:Times New Roman;">ını vs. anlatarak hem Yunan </span>çevrelere ho<span style="font-family:n;">ş</span> g<span style="font-family:n;">öründü, hem bilin</span>çalt<span style="font-family:Times New Roman;">ında PKK’ye ve Apo’ya kar</span><span style="font-family:n;">ş</span><span style="font-family:Times New Roman;">ıtlı</span><span style="font-family:n;">ğ</span><span style="font-family:Times New Roman;">ını-</span><span style="font-family:n;">ö</span>fkesini (ayn<span style="font-family:Times New Roman;">ı Fatih Altaylı ve Do</span><span style="font-family:n;">ğ</span>u Perinçek gibi o da Apo’ya ak<span style="font-family:Times New Roman;">ıl vermeye kalkmı</span><span style="font-family:n;">ş</span>t<span style="font-family:Times New Roman;">ı) yansıtarak eksikliklerini doyurdu hem de T</span><span style="font-family:n;">ü</span>rkiye’de yay<span style="font-family:Times New Roman;">ınlanmayan ‘Kimata Kimata’ (Dalga dalga) isimli eserini Yunanistan’da yayınlatarak dar da olsa bir s</span><span style="font-family:n;">ü</span>kse yapt<span style="font-family:Times New Roman;">ı.</span></p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;" align="justify">R<span style="font-family:n;">ö</span>portaj<span style="font-family:Times New Roman;">ı de</span><span style="font-family:n;">ğ</span>erlendirmeye geçmeden <span style="font-family:n;">ş</span>unu belirtmekte yarar var: YK, b<span style="font-family:n;">ütün eksikliklerine ve hatalar</span><span style="font-family:Times New Roman;">ına ra</span><span style="font-family:n;">ğ</span>men, Marksist cunta fantezicili<span style="font-family:n;">ğ</span>ine, ‘pa<span style="font-family:n;">ş</span>am eyyamc<span style="font-family:Times New Roman;">ılı</span><span style="font-family:n;">ğ</span><span style="font-family:Times New Roman;">ına’, kibar-nazik-İstanbul efendisi rollerine, prati</span>ksizli<span style="font-family:n;">ğ</span>ine, dinî (Hristiyanî veya <span style="font-family:n;">İ</span>slâmî) arkaplan<span style="font-family:Times New Roman;">ının sıfırlı</span><span style="font-family:n;">ğ</span><span style="font-family:Times New Roman;">ına ra</span><span style="font-family:n;">ğ</span>men T<span style="font-family:n;">ü</span>rkiye ayd<span style="font-family:Times New Roman;">ınlarının en iyilerinden biridir. Ara</span><span style="font-family:n;">ş</span>t<span style="font-family:Times New Roman;">ırmacı ki</span><span style="font-family:n;">ş</span>ili<span style="font-family:n;">ğ</span>i de kabul edilmelidir. R<span style="font-family:n;">ö</span>portajdaki tavr<span style="font-family:Times New Roman;">ını ise pek samim</span>î bulmad<span style="font-family:Times New Roman;">ı</span><span style="font-family:n;">ğ</span><span style="font-family:Times New Roman;">ımı belirtmek istiyorum, bu konuda bazı arg</span><span style="font-family:n;">ü</span>manlar<span style="font-family:Times New Roman;">ı a</span><span style="font-family:n;">ş</span>a<span style="font-family:n;">ğ</span><span style="font-family:Times New Roman;">ıda sunmaya </span>çal<span style="font-family:Times New Roman;">ı</span><span style="font-family:n;">ş</span>aca<span style="font-family:n;">ğ</span><span style="font-family:Times New Roman;">ım.</span></p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;" align="justify">YK, <strong>’21 ya<span style="font-family:n;">ş</span><span style="font-family:Times New Roman;">ında bir </span>çocuk, Fatih Sultan Mehmet</strong>’ adl<span style="font-family:Times New Roman;">ı eserinin </span><span style="font-family:n;">önsözüne ‘<strong>Őğrenmek şaş</strong></span><strong><span style="font-family:Times New Roman;">ırmaktır</span></strong>’ c<span style="font-family:n;">ü</span>mlesiyle ba<span style="font-family:n;">ş</span>l<span style="font-family:Times New Roman;">ıyor. Haklıdır, muhtemelen T</span><span style="font-family:n;">ü</span>rkiye Cumhuriyeti devletinin harc<span style="font-family:Times New Roman;">ında yahudili</span><span style="font-family:n;">ğ</span>in-shabbatayl<span style="font-family:Times New Roman;">ı</span><span style="font-family:n;">ğ</span><span style="font-family:Times New Roman;">ın </span>çimentosunu da yeni yeni (son 4-5 y<span style="font-family:Times New Roman;">ıldır) farkediyor. Ama insan </span><span style="font-family:n;">ş</span>una <span style="font-family:n;">şaş</span><span style="font-family:Times New Roman;">ırıyor: Hadi diyelim ki, TC’nin harcını ıskaladı fakat Bol</span><span style="font-family:n;">ş</span>evik devrimi’nin, Avrupa modernizminin, Frans<span style="font-family:Times New Roman;">ız devriminin har</span>çlar<span style="font-family:Times New Roman;">ını da mı ıskaladı? Hi</span>ç mi Rothschildlar diye bir antiteden haberi olmad<span style="font-family:Times New Roman;">ı ya da </span>oldu da merak etmedi? Abd<span style="font-family:n;">ü</span>lhamid Han’<span style="font-family:Times New Roman;">ın akılalmaz m</span><span style="font-family:n;">ü</span>câdelesini hiç mi ara<span style="font-family:n;">ş</span>t<span style="font-family:Times New Roman;">ırmadı? Ve en </span><span style="font-family:n;">ö</span>nemlisi ‘Tatl<span style="font-family:Times New Roman;">ısu </span><span style="font-family:n;">İ</span>slâmc<span style="font-family:Times New Roman;">ısı!’ diye ele</span><span style="font-family:n;">ş</span>tirdi<span style="font-family:n;">ğ</span>i <span style="font-family:n;">Ü</span>stad Necip Faz<span style="font-family:Times New Roman;">ıl (RA)yı hi</span>ç mi okumad<span style="font-family:Times New Roman;">ı? Olamaz yukarıda mezk</span><span style="font-family:n;">û</span>r <span style="font-family:n;">ş</span>ah<span style="font-family:Times New Roman;">ıs ve s</span><span style="font-family:n;">ü</span>reçlerin en az<span style="font-family:Times New Roman;">ından bir kısmından haberdar ol</span>du<span style="font-family:n;">ğ</span>unu ben biliyorum. Peki o hâlde neden ‘toy’ imaj<span style="font-family:Times New Roman;">ı veriyor? Bu sorunun cevabını en iyisi yazının sonunda verelim.</span></p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;" align="justify">R<span style="font-family:n;">ö</span>portajda YK <span style="font-family:n;">şö</span>yle diyor: &#8220;<strong>Bu son çal<span style="font-family:Times New Roman;">ı</span><span style="font-family:n;">ş</span>mamda, 16. Yy’a indim. Neden 16. Yy’a indim, ç<span style="font-family:n;">ünkü Orhan Pamuk’un ‘Benim ad</span><span style="font-family:Times New Roman;">ım Kırmızı’ isimli kitabı, 16. Yy Osmanlı d</span><span style="font-family:n;">ü</span>zenini al<span style="font-family:Times New Roman;">ıyor</span></strong>’.</p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;" align="justify">YK, 16. Yy’a kendi iste<span style="font-family:n;">ğ</span>iyle ya da g<span style="font-family:n;">ördüğü bir rüy</span>â <span style="font-family:n;">ü</span>zerine inmiyor. ‘Ayd<span style="font-family:Times New Roman;">ınlık Zindan’da ve mesel</span>â Do<span style="font-family:n;">ğ</span>u Perinçek’le birlikte iniyor. Birileri ‘rol icâb<span style="font-family:Times New Roman;">ı’ ona Orhan Pamuk’a inmesini s</span><span style="font-family:n;">ö</span>yleyip ‘gerekti<span style="font-family:n;">ğ</span>i kadar’ bilgi s<span style="font-family:Times New Roman;">ızdırıyorlar yoksa YK, Sertab Erener’i, Orhan Pamuk’u vs. bir kenara bırakın, Lenin’in, Stalin’in, Zinoviev’in yahudili</span><span style="font-family:n;">ğ</span>ini bile bilmez, bilse de ‘sosyalist ahlâk’ gere<span style="font-family:n;">ğ</span>i bu konulara hiç dokunmaz. Bu ini<span style="font-family:n;">ş</span>, YK’<span style="font-family:n;">ü</span>n ilk ini<span style="font-family:n;">ş</span>i de<span style="font-family:n;">ğ</span>il <span style="font-family:n;">şü</span>bhesiz, Br<span style="font-family:n;">ü</span>ksel-Paris-<span style="font-family:n;">Ş</span>am hatt<span style="font-family:Times New Roman;">ı</span>nda K<span style="font-family:n;">ü</span>rtler’e-PKK’ye/Apo’ya ini<span style="font-family:n;">ş</span>i, 15. Yy’a Fatih’e ini<span style="font-family:n;">ş</span>i de ‘sipari<span style="font-family:n;">ş</span>’ inmelerdir. Sufl<span style="font-family:n;">ö</span>rler onu dubl<span style="font-family:n;">ö</span>r olarak kullan<span style="font-family:Times New Roman;">ıyorlar. Peki niye Orhan Pamuk? Orhan Pamuk, a</span>ç<span style="font-family:Times New Roman;">ık a</span>ç<span style="font-family:Times New Roman;">ık konu</span><span style="font-family:n;">ş</span>uyor-yaz<span style="font-family:Times New Roman;">ıyor, kimseden korktu</span><span style="font-family:n;">ğ</span>u yok, kimseye verecek hesab<span style="font-family:Times New Roman;">ı da yok. K</span><span style="font-family:n;">ü</span>rtleri yaz<span style="font-family:Times New Roman;">ıyor, Yunanistan’a-Patra’ya gelip PKK’lilerle konu</span><span style="font-family:n;">ş</span>uyor, onlara Milliyet’te K<span style="font-family:n;">ü</span>rtler’le ilgili yaz<span style="font-family:Times New Roman;">ı yazaca</span><span style="font-family:n;">ğ</span><span style="font-family:Times New Roman;">ı s</span><span style="font-family:n;">özünü verip bu sözünde duruyor, ‘İsl</span>âmc<span style="font-family:Times New Roman;">ılar’ı, derin devleti, kemalizmi yazıyor. Devlet Pamuk’a bir</span><span style="font-family:n;">ş</span>ey diyemiyor. Neden? Ç<span style="font-family:n;">ünkü Pamuk’un arkas</span><span style="font-family:Times New Roman;">ında </span>Judaist ideoloji, ABD’deki musevî lobisi var, <span style="font-family:n;">İ</span>srail var, T<span style="font-family:n;">ü</span>rkiyeli yahudiler var. Daha ne olsun. Pamuk, kitaplar<span style="font-family:Times New Roman;">ını basmadan </span><span style="font-family:n;">ö</span>nce 20-30 ki<span style="font-family:n;">ş</span>ilik bir çevreye okutup fikirlerini ald<span style="font-family:Times New Roman;">ı</span><span style="font-family:n;">ğ</span><span style="font-family:Times New Roman;">ını s</span><span style="font-family:n;">öylüyor. Kim onlar? Biraz önce sayd</span><span style="font-family:Times New Roman;">ıklarımız. H</span>âl b<span style="font-family:n;">ö</span>yle olunca TC bu ‘z<span style="font-family:Times New Roman;">ırhlı’ya bu ‘armadillo’ya el ve dil uzatamıyor ba</span><span style="font-family:n;">ş</span>kas<span style="font-family:Times New Roman;">ı olsa </span><span style="font-family:n;">ş</span>imdiye beynini darmada<span style="font-family:n;">ğ</span><span style="font-family:Times New Roman;">ın ederdi. Bu nedenle, M.Kemal’in yerini ‘İsmet Pa</span><span style="font-family:n;">ş</span>a’ fig<span style="font-family:n;">ü</span>r<span style="font-family:n;">ünün kullan</span><span style="font-family:Times New Roman;">ılması lazım zira </span><span style="font-family:n;">İ</span>n<span style="font-family:n;">önü figürü ‘İsl</span>âmc<span style="font-family:Times New Roman;">ılar’a pek </span>â<span style="font-family:n;">ş</span>ina de<span style="font-family:n;">ğ</span>il, ç<span style="font-family:Times New Roman;">ıtak, problemli, biraz bunak sa</span><span style="font-family:n;">ğı</span>r <span style="font-family:n;">İ</span>smet’ten ba<span style="font-family:n;">ş</span>ka bir imge belirmiyor ‘<span style="font-family:n;">İsl</span>âmc<span style="font-family:Times New Roman;">ılar’ın zihninde, M. Kemal fig</span><span style="font-family:n;">ürü ise biraz y</span><span style="font-family:Times New Roman;">ıpranmı</span><span style="font-family:n;">ş</span>. O nedenle ‘sa<span style="font-family:n;">ğı</span>r <span style="font-family:n;">İ</span>smet’ ikonas<span style="font-family:Times New Roman;">ı ideal. Halbuki bilseler Dr. Rıza Nur’un </span><span style="font-family:n;">İ</span>smet’le ilgili suçlamalar<span style="font-family:Times New Roman;">ını… Yenir yutulur gibi de</span><span style="font-family:n;">ğ</span>il. Di<span style="font-family:n;">ğ</span>er yandan sosyalist abi ve sosyalizmin sayg<span style="font-family:Times New Roman;">ın ismi imajıyla da kemalist-sol’a ve ‘bihaber sol’a uzanıyor, bazı K</span><span style="font-family:n;">ü</span>rt çevrelerinde de sevilip say<span style="font-family:Times New Roman;">ıldı</span><span style="font-family:n;">ğ</span><span style="font-family:Times New Roman;">ına g</span><span style="font-family:n;">ö</span>re YK ideal adam.</p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;" align="justify">Burada as<span style="font-family:Times New Roman;">ıl mevzua kısa bir ‘es’ vererek YK’ün ‘Fatih Sultan Mehmet’ kitabına dönelim ve röportajında dile getir(e)mediği bazı değerlendirmelerine bir göz atalım. Kitabının 132. Sayfasının 3. Paragrafında YK şöyle diyor:</span></p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;" align="justify">&#8220;<strong>Gericilik yuvas<span style="font-family:Times New Roman;">ı orduyu tek se</span>çici hâline getiren süreç, <span style="font-family:Times New Roman;">İ</span>kinci Mehmed ile ba<span style="font-family:Times New Roman;">şlıyor. İkinci Mehmed, kendisine iktidar kapısını a</span>çan partiyi ortadan kald<span style="font-family:Times New Roman;">ırma sürecini de başlatıyor. Şöyle de söylenebilir; İkinci Mehmed’e kadar iki partili bir rejim var. Kendisi ileriye a</span>ç<span style="font-family:Times New Roman;">ık Mehmed, bu iki partiden birisini, ilericiler tarafını, sürekli olarak baltalıyor</span></strong>&#8221; YK, buraya bir y<span style="font-family:Times New Roman;">ıldız (*) koyuyor ve o yıldızı aynı sayfanın dipnotunda a</span>ç<span style="font-family:Times New Roman;">ıyor.</span></p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;" align="justify">(*) <strong>Mustafa Kemal Pa<span style="font-family:Times New Roman;">şa’nın başında bulunduğu Kemalist Parti de, elindeki tüm imkânları, iş</span>çi s<span style="font-family:Times New Roman;">ınıfı tarafını, ideolojik ve örgütsel alanlarda, kırmak i</span>çin kullan<span style="font-family:Times New Roman;">ıyor. Böylece meydanı, tümüyle, Kemalizm’in karikatürünü Kema</span>lizm olarak uygulayacak olan sermâye partisine aç<span style="font-family:Times New Roman;">ıyor ve tarih i</span>çinde, kaç<span style="font-family:Times New Roman;">ınılmaz bir bi</span>çimde, sermâye partisi ile özde<span style="font-family:Times New Roman;">şleşiyor. Kemalizm, kendi karikatürüyle birleşiyor ve özdeşleşiyor</span></strong>.</p>
<div></div>
<p><span style="font-family:Times New Roman;"></p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;" align="justify">Şimdi tekrar röportaja bakalım:</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p></span></p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;" align="justify">&#8220;<strong>CHP dedim, ‘Çandarl<span style="font-family:Times New Roman;">ı Halil Partisi…’ Bu işbirlik</span>çiydi, Bizans ve digerleriyle… Bir de ‘Ak<span style="font-family:Times New Roman;">ıncı Parti’; expantionist [Yayılmacı, Y.N] parti vardı, o da Fatih’in temsil ettiği parti</span></strong>&#8220;.</p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;" align="justify"><span style="font-family:Times New Roman;">İyi de Çandarlı sürekli Fatih’in veziri onu çok sonraları tasfiye ediyor, kitaba göre Fatih tek partililiğe geçiyor, ‘ikinci parti’yi tasfiye ediyor, kendisi ilerici ama ilericiler tarafını sürekli baltalıyor. Yani Fatih, kitabın yazarı YK’e göre Ordu Partisi’nden yana (olmalı) ve bütün gücünü ondan alıyor. Eğer ‘AP’ burada ‘ilericileri’ temsil ediyorsa ve yine YK’e göre Fatih ‘AP’li ise, kitabtaki ‘ilericiler tarafını baltalıyor’ iddiasının boşa düşmesi lâzım.</span></p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;" align="justify">YK, ÇHP’yi KKP (Kap<span style="font-family:Times New Roman;">ıkulu yani Ordu Partisi) olarak da okuyor. Belki de modern dönemin Kemalist Kurumsal Parti (KKP) olarak da okumak istiyordur. Dipnotunda da buna iş</span>âret ediyor. AP de herhâlde Adalet Partisi de<span style="font-family:Times New Roman;">ğildir.</span></p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;" align="justify"><span style="font-family:Times New Roman;">İnsanların kafalarının karıştığını düşünüyorum. Yarı örtülü-yarı açık Kemalizm eleştirisi, İsmet figürünün öne çıkarılması, ‘İslâmcılar’ denen muğlak bir çevreye dâvetiyye çıkarılması ve ‘İsmet ruhu’na sahib çıkmalarının istenmesi, ‘Şebeke’nin ‘Kar’ın hemen akabinde nevzuhur etmesi, birkaç gün evvel mail’ime düşen bir haberde (bilgide) TSK içinde büyük bir huzursuzluğun olduğunun belirtilmesi, Tuncer Kılınç’ın açıklamaları vs. gibi ardışık gelişmeler insanı ister istemez, Kumandan’ın 1 Muharrem itibârıyla bir deprem beklemesinin sebeb-i hikmetini düşünmeye sevkediyor. Şübhesiz gaybı Allah bilir, bizimki biraz da ‘remil’ gibi…</span></p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;" align="justify"><em>YK’nin bu ç<span style="font-family:Times New Roman;">ıkışını biraz onun ge</span>çmi<span style="font-family:Times New Roman;">şinde aramak l</span>âz<span style="font-family:Times New Roman;">ım. YK, 1962 ve 63 darbe girişimlerinin perde arkasındaki teorisyenlerinden biridir, ona göre zinde gü</span>çler ‘demokratik’ bir darbe yapacaklar, YK de ülkenin en müstesnâ ‘ayd<span style="font-family:Times New Roman;">ın’ı olarak bu devletin başına ge</span>çecektir. Meselâ Vaclav Havel gibi, ideal toplumun ideal lideri. <span style="font-family:Times New Roman;">Şu</span>nu kabul etmek gerekir ki, TSK’nin içinde ve özellikle küçük-orta kademe zabitan aras<span style="font-family:Times New Roman;">ında YK’e karşı belli bir sempati vardır. YK, bu sempatiyi ‘zafer’e tahvil etmenin yollarını sürekli aramıştır. YK’nin Apo’nun yanına ‘sempatik-entelektüel ajan’ olarak gitmesinin ardında da bu ‘gölge-destek’ vardır. Bu destek resmen TSK üst düzeyinin desteği değil, zımnen ‘eksen gü</span>ç’ konumundaki baz<span style="font-family:Times New Roman;">ı zabitanın ‘gölge-destek’idir. Bu zabitanın TSK i</span>çindeki kesin etkinli<span style="font-family:Times New Roman;">ği bilinmiyor, onu gücünü ve ne yapabileceğini ileride </span>herhâlde görebiliriz. [Bir not olarak <span style="font-family:Times New Roman;">şunu düşelim; TSK’nın ‘Crassius kanadı’ diye adlandırabileceğimiz ‘ABD’ye yakın ama gururuna da düşkün-sahte mağrurlar diye de okuyabilirsiniz-kliği de Prof. Dr. Mahir Kaynak’a oynuyorlar. O nedenledir ki, YK’ün PKK’yle birlikte olduğu dönemlerde, Mahir Kaynak da her cuma Med-Tv’de yayınlanan ve Apo’nun en az 1 saat konuştuğu ‘Panel’ isimli programın en se</span>çkin konu<span style="font-family:Times New Roman;">ğuydu. Mahir Kaynak, Apo’ya ‘Sayın başkanım’, ‘Efendim’ şeklinde hitab eder ve PKK’yi destekler m</span>âhiyette konu<span style="font-family:Times New Roman;">şmalar yapardı. Mahir Kaynak hakkında herhangi bir adl</span>î takibat yap<span style="font-family:Times New Roman;">ıldığından haberim olmadı. YK’nin kü</span>çük cezas<span style="font-family:Times New Roman;">ının sebebi ise, arkasındaki ekibin iktidarda olmamasındandır].</span></em></p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;" align="justify">Mevcut konjonktür de ilginç; Türkiye Sosyalist hareketi muhtemelen teori yazmakla me<span style="font-family:Times New Roman;">şgul olmalı ki, sesi sed</span>âs<span style="font-family:Times New Roman;">ı pek </span>ç<span style="font-family:Times New Roman;">ıkmıyor, Kürt ulusal hareketi ise tavrını tamamen AB’ye endekslemiş durumda, bu arada ‘Apocu Sosyalizm’ isimli traji-komik bir şiarla tabanındaki ‘sosyalist’ unsurları da memnun etmeye </span>çal<span style="font-family:Times New Roman;">ışıyor, yerse! Ama YK’ü ve sivil-asker arkaplanını rahatsız eden bir şey daha var ki, o da TC devletinin hesapta stratejik ortagı olan İsrail’in, Kürtler’i ‘Yahudi soyundan geliyorlar’ bi</span>çiminde tan<span style="font-family:Times New Roman;">ımlamaları. Bu kartı PKK’nin ne kadar kullanabileceği belli değil zira PKK’deki eski ‘Apo’dan mülhem’ homojenite artık yok. Bu nedenle siyonist-katliamcı İsrail’in ‘sempatik mesajı’na ‘Apocu sosyalist’ PKK’nin ‘he’ diyebilmesi pek de kolay görünmüyor. Eğer Apo dışarıda olsaydı, bu mesajı ustalıkla ‘taktik’ bir ilişkiye tahvil edebilirdi, bundan şübhem yok ancak şu </span>ânda net bir <span style="font-family:Times New Roman;">şey söylemek </span>çok zor. Tam da bu dönemde ortaya ç<span style="font-family:Times New Roman;">ıkan ‘Kar’, YK ve ekibini telaşlandırdı. Tam da, Perin</span>çek-Manisal<span style="font-family:Times New Roman;">ı-TSK’nın ikinci kurtuluş</span>çu-Kuvvac<span style="font-family:Times New Roman;">ı ‘staff’ ile YK-orta kademe İsmet Paşacı zabitan-CHP partileri ‘taktik’ bir ittifaka gitmekte ve devletin ve TSK’nın bek</span>âs<span style="font-family:Times New Roman;">ı asgar</span>î mü<span style="font-family:Times New Roman;">ştereğinde buluşmuşken ‘Kar’ın ortaya </span>ç<span style="font-family:Times New Roman;">ıkması [Buna alternatif klik ya da parti adını da verebiliriz; HADEP/Neo-PKK-Kendi soyuna! (Kürde) sahib </span>ç<span style="font-family:Times New Roman;">ıkan Yahudilik-liberal-globalist/AB’ci ‘ikinci c</span>umhuriyetçi’ parti/klik] ortal<span style="font-family:Times New Roman;">ığı karıştırdı. Tam da bu noktada, ‘İslamcılar’ mühim bir potansiyel olarak farkedildiler. ‘Kar’, ‘yapıcı eleştirel!’ bir tavırla ‘İslamcılar’ı gıdıklıyor ve biraz da etkilemeyi başarıyor bu ‘tehlike’ye hemen bir ‘tampon’ oluşması gerekiyordu ve ilk YK bu işe soyundu. SP, AB’yi eleştirdi, AKP ‘yahudi’ tarafında saf tuttu.</span></p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;" align="justify">YK, &#8220;<strong>Yahudiler Osmanist’tir</strong>&#8221; diyor. Peki, Abdülhamid Han’<span style="font-family:Times New Roman;">ı kim tasfiye etmeye </span>çal<span style="font-family:Times New Roman;">ıştı? M. Kemal’i kim yetiştirdi? Nuri Conker kimdi? TC’nin ilk kurumlarının </span>sermâyesi nereden geldi? Ahi Loncalar<span style="font-family:Times New Roman;">ı’nı (Lodges) kim ihdas etti ve geliştirdi? Osmanlı’ya (Hil</span>âfet’e ve <span style="font-family:Times New Roman;">İsl</span>âm’a) kim ba<span style="font-family:Times New Roman;">şkaldırdı [Shabbatay Zevi]? İttihat-Terakki’yi kim örgütledi? Bu soruları uzatmak mümkün. Ne bi</span>çim Osmanist bu yahudiler? &#8220;<strong>Oray<span style="font-family:Times New Roman;">ı kendi memleketleri sayıyorlar</span></strong>&#8221; diyor YK, kendin itiraf ediyorsun i<span style="font-family:Times New Roman;">şte, adam bütün İsl</span>âm topraklar<span style="font-family:Times New Roman;">ını kendi toprağı saydığı i</span>çin Filistin’de, Kürdistan’da, Anadolu’da ‘gölge iktidar’.</p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;" align="justify">&#8220;<strong>Üstün Dinçmen daha sonra Devlet Bahçeli’nin d<span style="font-family:Times New Roman;">ışişleri danışmanı oluyor, hangi özellikleri var</span></strong>?&#8221; diye serzeni<span style="font-family:Times New Roman;">şli bir dille soruyor YK. Adam işte MHP’yi denetliyor, başkaları da var, Filiz Din</span>çmen’in, Bülent Tanla’n<span style="font-family:Times New Roman;">ın, Altan Őymen’in ve daha bir</span>ço<span style="font-family:Times New Roman;">ğunun CHP’de ne özellikleri varsa onun da aynı özellikleri var. YK samim</span>î de<span style="font-family:Times New Roman;">ğil zira Rahşan Ecevit’ten hi</span>ç bahsetmiyor, neden acaba? Rah<span style="font-family:Times New Roman;">şan’ın atalarının Rumen yahudisi oldugunu bilen biliyor, YK de biliyor olmalı. Yoksa, amcaları ona DSP’yi karıştırma mı diyorlar? Ama Can Paker karşı klikten olduğu i</span>çin onu aç<span style="font-family:Times New Roman;">ık ediyor, Canan Barlas’ı da. Kenan kızı Halide Edib’į yere göğe sığdıramıyordunuz? Mill</span>î kahraman, ayd<span style="font-family:Times New Roman;">ın Türk kadını, türban yiyici filan diye u</span>çuruyordunuz, hayrola? Ee tabiî o art<span style="font-family:Times New Roman;">ık merhum, onu herkes unuttu, Halide’nin yahudiliği yeni yeni anlamlandırılıyor. YK </span>çok tilki, k<span style="font-family:Times New Roman;">ıl</span>ç<span style="font-family:Times New Roman;">ıklı balıkları sevmiyor, hep löp et olsun istiyor. Ama Nesim Rozansky’den (Nazım) hi</span>ç bahsetmiyor. Abdi <span style="font-family:Times New Roman;">İpek</span>çi’den bahsediyor, ama bir zamanlar onun g.tünün dibinden ayr<span style="font-family:Times New Roman;">ılmıyordu, sonra da ‘demokrasi şehidi’ diyordu. Ne yani, o zamanlar Aİ’nin yahudi olduğunu bilmiyor muydu? Hadi canım!</span></p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;" align="justify">Trafik kurban<span style="font-family:Times New Roman;">ı Selin Uras’ı, intihar eden kız Lara’yı yazıyorsun ama, Faruk Süren’i, Alp Yalman’ı, Erman Kunter’i, Candan Er</span>çetin’i, Haldun Dormen’<span style="font-family:Times New Roman;">ı, Nedim Saban’ı, Yıldız Kenter’i yazmıyorsun, neden? Ben söyleyeyim; </span>çünkü, onlar<span style="font-family:Times New Roman;">ın senin hâ</span>mîlerinle ba<span style="font-family:Times New Roman;">ğı var, sana yazdırmazlar, hep eskileri, sistemle sürtüştüğü farzedilenleri, önemsizleri ya da deşifre olanları yazıyorsun, İsmail Cem İpek</span>çi’nin (Samuel Jimm) yahudi oldu<span style="font-family:Times New Roman;">ğunu en cahil adam da biliyor, Halil Bezmen de, Canan Barlas da, Güngör-Ruhat Mengü de, Sami Kohen de deşifre, Selim Sarper, Ahmet Emin Yalman, Aİ, Halide Edib, Osman Olcay vs. eski. Yaz o zaman, İlter Türkmen’i de, o da eski dışişleri bakanı ve yahudi, bilmiyor musun? Bal gibi biliyorsun, ama senin klikten olduğu i</span>çin yazm<span style="font-family:Times New Roman;">ıyorsun. Belki de kitabında vardır, daha okumadım ama hi</span>ç zannetmiyorum. Prof. Dr. Eser Karaka<span style="font-family:Times New Roman;">ş, Selanik eski belediye başkanlarından ve büyük Shabbetay ailelerinden biri olan Karakaş</span>îler’e mensub olan Hamdet Karaka<span style="font-family:Times New Roman;">ş</span>î’nin soyundand<span style="font-family:Times New Roman;">ır ve karşı (globalist-liberal) kliktendir, o nedenle YK, bunu zikrediyor.</span></p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;" align="justify">&#8220;<strong>FP kapat<span style="font-family:Times New Roman;">ılmayı hak etmedi… Biz ise Afganistan’a asker gönderilmesine, İsrail’in yaptıklarına karşıyız, din özgürlüğüne taraftarız, Türkiye’de semitizm var</span></strong>&#8220;</p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;text-align:justify;">Vay, vay, vay… Bak sen <span style="font-family:Times New Roman;">şu konuşana, Türkiye’de semitizm varmış da bizim haberimiz yok! Resm</span>î ideoloji <span style="font-family:Times New Roman;">şekl</span>î bir modifikasyonla imaj tazeliyor ve Neo-Kemalizm’den ba<span style="font-family:Times New Roman;">şka hi</span>çbir<span style="font-family:Times New Roman;">şey olmayan İsmet</span>çilik ve bu temelde sahte yahudi kar<span style="font-family:Times New Roman;">şıtlığı retoriğiyle kendini yeniden üretiyor ve Müslümanlar’a zarf atıyo</span>r, kara günümde bana sahib ç<span style="font-family:Times New Roman;">ık diyor, enerjiye ihtiyacım var diyor, zehirli şarabıma ekmeğini batır diyor. Biz de diyoruz ki, o şaraba ekmeğini bandıran ‘Müselman!!!’ haindir, Yehuda Escariot’un t</span>â kendisidir. Tezgâha gelmektedir. YK’ye tutturulan bu çana<span style="font-family:Times New Roman;">ğın i</span>çine ne yap<span style="font-family:Times New Roman;">ılması gerektiğini herkes biliyordur herh</span>âlde</p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;text-align:justify;">Hakkı Açıkalın</p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;text-align:justify;">//////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////</p>
<div style="text-align:justify;"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span style="font-size:x-small;font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;"><em><span style="color:#808080;">Not: Aşağıda okuyacağınız yazı  </span></em><a href="http://www.turktime.com"><em><span style="color:#808080;">www.turktime.com</span></em></a><em><span style="color:#808080;"> sitesinden aktarmadır.</span></em></span></span></span></span></div>
<div style="text-align:justify;"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"></span></span></div>
<div style="text-align:justify;"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span style="font-size:x-small;color:#000000;font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;">Ulusalcı ve yasadışı Ergenekon örgütünün gönüllü savunucusu Yalçın Küçük, şimdi de kitaplarında Atatürk&#8217;e ettiği ağır hakaretlerle gündemde&#8230; </span></span></span></span></div>
<div style="text-align:justify;"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span style="font-size:x-small;color:#000000;font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;"> </span></span></span></span></div>
<div style="text-align:justify;"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span style="font-size:x-small;color:#000000;font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;"><span style="color:#ff0000;">İşte &#8220;Emperyalist Türkiye&#8221; adlı kitabından notlar:</span></p>
<p><strong>Eğer bir kimse Mustafa Kemal&#8217;i &#8220;sevecen&#8221; gösterirse bir başkasının filmini yapmış olur. Mustafa Kemal, çok vesveseli, hep kıstırılmışlık kompleksi içinde yaşayan, sevgisiz bir insandır. Annesini sevmez;&#8230;</strong></p>
<p><strong>Annesinin cenazesine gitmiyor. </strong></p>
<p><strong>Sevgisiz ve acımasızdır. Maliye Nazır&#8217;ı Mehmet Cavit&#8217;i astırdığı akşam bir balo düzenlemeye dikkat ediyor.</strong></p>
<p>Bugün kendisini en değme Atatürkçü olarak lanse etmeye çalışan Yalçın Küçük kitabında Atatürk&#8217;ü 15. asırda Rusya&#8217;da halkına 20 yıl boyunca kan kusturan ve hatta oğlunu bile öldürtecek kadar cani olan Korkunç İvan lakaplı Rus Çarı&#8217;na benzetme gafletinde bulunuyor.</span></span></span></span></div>
<p style="text-align:justify;"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span style="font-size:x-small;color:#000000;font-family:Tahoma;"><strong><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;">ATATÜRK&#8217;E İVAN BENZETMESİ</span></strong></span></span></span></p>
<div style="text-align:justify;"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span style="font-size:x-small;color:#000000;font-family:Tahoma;"><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:x-small;"><strong>Sevgiyi bilmeyen, acımayı bilmeyen, kimseye güvenmeyen, herkesi kendine karşı komplo hazırlayıcısı olarak gören, bir aydınlanmamacı despot olan Mustafa Kemal&#8217;i hiç bir romancı ya da yönetmenin sevimli yapabileceğine ihtimal vermiyorum. En gerçekçi film, müthiş İvan&#8217;ın başarısız bir kopyası olabilir.</strong></p>
<p>Şimdilerin ulusalcısı ve illegal Ergenekon yapılanmasının gönüllü avukatı Yalçın Küçük Atatürk&#8217;e hakarette sınır tanımıyor. Küçük kitabında, Atatürk&#8217;ün İngiliz yanlısı olduğunu iddia ediyor.</span></span></span></span></span></div>
<div style="text-align:justify;"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span style="font-size:x-small;color:#000000;font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;"> </span></span></span></span></div>
<div style="text-align:justify;"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span style="font-size:x-small;color:#000000;font-family:Tahoma;"><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:x-small;"><strong>ATATÜRK&#8217;E İNGİLİZLERİN ADAMI İMASI</strong></p>
<p><strong>&#8220;Kemal, çok küçük istisnadan birisidir ve ordu içinde İngiliz politikasını temsil ediyor. </strong></p>
<p><strong>&#8220;Londra bu dönemde, bu bölgede, en büyük tehlike olarak birbiriyle iç içe saydığı Bolşeviklikle ittihatçılığı görüyor. Kemal Paşa bunlara karşı misyonla ve gayet açık olarak </strong></span></span><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><strong><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;">Büyük Britanya işgal kuvvetlerinden vize alarak gidiyor.</p>
<p>Örnek olsun, İngilizler&#8217;in kendilerine karşı direnen Altıncı Ordu Kumandanı Ali İhsan Sabis&#8217;i görevden alarak yerine Mustafa Kemal&#8217;i atamak istedikleri belgelerle kesindir. Pek çok seçkin insanın mandacı oldukları kesindir. &#8220;</p>
<p>ATATÜRK&#8217;E MANDACILIK SUÇLAMASI</span></strong></span></span></span></span></span></div>
<div style="text-align:justify;"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span style="font-size:x-small;color:#000000;font-family:Tahoma;"><strong><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;"> </span></strong></span></span></span></span></span></div>
<div style="text-align:justify;"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span style="font-size:x-small;color:#000000;font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;">Atatürk&#8217;e önce İngiliz yanlısı diyen Yalçın Küçük sonra da Amerikan mandasını istemekle suçluyor.</span></span></span></span></span></span></div>
<div style="text-align:justify;"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span style="font-size:x-small;color:#000000;font-family:Tahoma;"><strong><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;">&#8220;Resmi tarihin yazdıklarının aksine Sivas kongresinin oybirliği ile; Mustafa Kemal&#8217;in de oyuyla, amerikan mandasını isteme kararı aldığı da kesindir. Demek oluyor, bir başka ülkenin politikasını kurtarıcı saymak o dönemde pek yaygın görünüyor.</p>
<p>Sivas Kongresi, oy birliği ile, Mustafa Kemal dahil, İsmet İnönü hariç, çünkü İsmet Paşa işi sağlam görünceye kadar taraflara gelmedi, Amerikan mandası&#8217;nı talep etme kararı aldı. Sivas Kongresi mandacıdır. Peki mandacılık nedir? Fransızca vekalet demektir; Sivas&#8217;ta Mustafa Kemal dahil kurtuluşun vekaletini Amerika&#8217;ya verme kararı alıyorlar. kutlu olsun! &#8220;</span></strong></span></span></span></span></span></div>
<p style="text-align:justify;"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span style="font-size:x-small;color:#000000;font-family:Tahoma;"><strong><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;">&#8220;ACIMASIZ MUSTAFA KEMAL&#8221;</span></strong></span></span></span></span></span></p>
<div style="text-align:justify;"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span style="font-size:x-small;color:#000000;font-family:Tahoma;"><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:x-small;">Teröristbaşının can ciğer arkadaşı, sözde ulusalcı ve illegal Ergenekon örgütünün manevi avukatı Yalçın Küçük kitleleri kandırmaya çalışa dursun arşivler bütün gerçekleri en net bir biçimde ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Mustafa Kemal, Çankaya arşivlerini kapatmıştır. Çankaya arşivleri açıldığı zaman, kişilik olarak, bambaşka ve benim özellikle &#8220;Türkiye üzerine tezler&#8221; dizisinin beşinci kitabındakine benzer bir Mustafa Kemal&#8217;in ortaya çıkacağına inanıyorum: kendine güveni olmayan, kıstırılmışlık kompleksi içinde, kuvvetlinin önünde başını eğen, hep bir koalisyondan diğerine kayan, gücünden emin olduğu zaman eski ortaklarına son derece acımasız bir Mustafa Kemal çıkacaktır. Bundan kuşku duymuyorum. </strong></span></span></span></span></span></span></span></div>
<div style="text-align:justify;"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span style="font-size:x-small;color:#000000;font-family:Tahoma;"><strong><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;"> </span></strong></span></span></span></span></span></div>
<div style="text-align:justify;"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span style="font-size:x-small;color:#000000;font-family:Tahoma;"><strong><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;">ATATÜRK&#8217;E  HAKARET, APO&#8217;YA &#8220;KARDEŞİM&#8221; </span></strong></span></span></span></span></span></div>
<div style="text-align:justify;"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span style="font-size:x-small;color:#000000;font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;"> </span></span></span></span></span></span></div>
<div style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span style="font-size:x-small;color:#000000;font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;"> </span></span></span></span></span></span><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span style="font-size:x-small;color:#000000;font-family:Tahoma;"><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:x-small;">Yalçın Küçük iki kitabında da Atatürk&#8217;e ağız dolusu hakaretler ederken teröristbaşı Abdullah Öcalan&#8217;ı yere göğe sığdıramıyor. Hatta Atatürk&#8217;e hakaret ederken teröristbaşını kendi görüşlerine referans gösteriyor.</p>
<p><strong>&#8220;Biz&#8221;, &#8220;Kemalist Cumhuriyet bitmiştir&#8221; diyoruz. Bu Bizans çocuklarına, bu düşünce dünyasının kabızlarına, bu fikir işportacılarına bir son hatırlatmam var: Apo kardeşimin, (Abdullah Öcalan&#8217;ın) &#8220;Türkiye devrimi üzerine&#8221; çalışmasının içinde yer alan bir bölüm, &#8220;Cumhuriyetten ikinci cumhuriyete&#8221; başlığını taşıyor. Mart 1992 tarihlidir ve yeter mi? </strong></span></span></span></span></span></span></span></p>
</div>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/kendihalinde.wordpress.com/190/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/kendihalinde.wordpress.com/190/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/190/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/190/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/190/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/190/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/kendihalinde.wordpress.com/190/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/kendihalinde.wordpress.com/190/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/kendihalinde.wordpress.com/190/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/kendihalinde.wordpress.com/190/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/190/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/190/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/190/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/190/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/190/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/190/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=190&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/07/17/yalcin-kucukle-bir-ask-masali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/yalcin-kucuk.jpg?w=212" medium="image">
			<media:title type="html">yalçın küçük</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/yalcin-kucuk-21.jpg?w=300" medium="image" />

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/page_1.jpg?w=300" medium="image" />

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/page_13.jpg?w=212" medium="image" />

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/page_11.jpg?w=300" medium="image" />

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/page_12.jpg?w=207" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Agarta, Agharti, Agharta ve Bir Evlilik Davetiyesi</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/07/14/agarta-agharti-agharta-ve-bir-evlilik-davetiyesi/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/07/14/agarta-agharti-agharta-ve-bir-evlilik-davetiyesi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Jul 2008 23:16:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>
		<category><![CDATA[agarta]]></category>
		<category><![CDATA[agartha]]></category>
		<category><![CDATA[agarti]]></category>
		<category><![CDATA[agharta]]></category>
		<category><![CDATA[agharti]]></category>
		<category><![CDATA[gamalı haç]]></category>
		<category><![CDATA[güler kömürcü]]></category>
		<category><![CDATA[shambala]]></category>
		<category><![CDATA[swastika]]></category>
		<category><![CDATA[şambala]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=134</guid>
		<description><![CDATA[Medya Agarta üzerinden en zayıf halkayı yakalamanın sevincini yaşarken, bir evlilik davetiyesi üzerine yazılanlar ise Agarta&#8217;ya öykünmenin şifrelerini taşıyor gibi&#8230; Nasıl mı? Davetiye de yazdığı şekliyle şöyle: &#8220;Ezel zamanlarının birlikteliğine ant içilen Ruhların zamanından ruhlar dünyasının sonsuzluğuna kadar&#8230;Kozmos, Evren, Kainat ve Tanrı&#8217;nın izniyle&#8230;&#8221; Bir de buna &#8220;Swastika Dövmeli Gelin&#8221; eklenince&#8230;Okültizmle karışık ne şaheser yorumlar çıkar kim [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=134&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/14072008082211.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-133" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/14072008082211.jpg?w=222&#038;h=300" alt="" width="222" height="300" /></a></p>
<p>Medya Agarta üzerinden en zayıf halkayı yakalamanın sevincini yaşarken, bir evlilik davetiyesi üzerine yazılanlar ise Agarta&#8217;ya öykünmenin şifrelerini taşıyor gibi&#8230;</p>
<p>Nasıl mı? Davetiye de yazdığı şekliyle şöyle:</p>
<p><strong>&#8220;<span style="color:#ff0000;">Ezel zamanlarının birlikteliğine ant içilen Ruhların zamanından ruhlar dünyasının sonsuzluğuna kadar&#8230;Kozmos, Evren, Kainat ve Tanrı&#8217;nın izniyle</span>&#8230;&#8221;</strong></p>
<p><strong>Bir de buna &#8220;<span style="color:#ff0000;">Swastika Dövmeli Gelin</span>&#8221; eklenince&#8230;Okültizmle karışık ne şaheser yorumlar çıkar kim bilir&#8230;. </strong></p>
<p><strong>İşin içine &#8220;Shambala&#8221; falanda girince önce aşağıdaki link ziyaret edilip bilgi alınır, sonra istenildiği kadar agarta, magarta konuşmaya devam edilir&#8230;</strong></p>
<p><a href="http://www.haber7.com/haber/20080718/Agarta-iddianameyi-nasil-sulandirdi.php">Agarta yada Agharta yada Agartha İddaanameyi Nasıl Sulandırdı Yazısı</a></p>
<p><a href="http://www.berzinarchives.com/web/en/archives/advanced/kalachakra/shambhala/mistaken_foreign_myths_shambhala.html">http://www.berzinarchives.com/web/en/archives/advanced/kalachakra/shambhala/mistaken_foreign_myths_shambhala.html</a></p>
<p><a href="http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=77221">http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=77221</a></p>
<p>Bitti mi? Elbette bitmedi&#8230;www.iyibilgi.com arşivinden de birkaç okuyucu yorumu aktaralım:</p>
<p><span id="more-134"></span></p>
<p><span style="color:#ff0000;">AGARTA<br />
</span>Bir haç açılımı da benden: Evrenin anahtarı sembolü ve nazizmin gamalı haç sembolü</p>
<p>Bu gamalı haç İnsanlığın kullanmış olduğu en eski sembollerden biridir. Kayıp kıta MU kültürünün simgesidir. Mu da yaşayanlar insanlar zamanla dejenere olunca çıkar kavgaları başladı, bu iyi (agarta) ve kötünün (şambala) savaşına dönüştü, şambala yandaşlarının uygulamış olduğu korkunç kara büyülerle doğanın dengesi bozuldu ve kıta battı, oradan kurtulabilenler MU kültürünü değişik coğrafyalara taşıdılar. Eski mısır ve tibette Mu kültürünün bilgileri titizlikle saklandı. Peki nedir bu sembolun gizemi? Bu sembol evrenin anahtarıdır kısa adıyla, yani varoluşun dört ana kuvvetidir; ruh enerjisi,zaman enerjisi, fizik enerjisi ve hayat enerjisidir. Antik bilgilerde ateş,su, toprak ve hava adıyla geçer. Bu sembolun her bir parçasının bir anlamı vardır;</p>
<p>1- Şeklin ortasındaki daire mükemmeliyetin sembolüdür, eski mısırda tanrı ra’yı yani güneşi sembolize eder. Dinsel metinlerde dairenin içi yaradanı dışı ise yaradılmış olanı ve her ikisinin birliğini sembolize eder.<br />
2- Dairenin ortasındaki şekil dört kuvvetin dairenin merkezinden ilk çıkışlarını gösterir. Birlikten çokluğa geçisin ilk adımıdır. Fizik evreninin ve varoluşun başlangıcıdır.<br />
3- Birden çıkan dört kuvveti veya dört enerjiyi ifade eder.<br />
4- Her bir kuvvetin ortasına konulan üçgenimsi çıkıntı kuvvetlerin aktif olarak çalışmakta olduklarını ve olacaklarını yani faaliyet sembolüdür.<br />
5- Her kuvvetin içinde bulunan basamaklı şekiller merkezinden aldıkları gücün bağlantısını sembolleştirmektedir.</p>
<p>Şeklin tamamı ise varolan tüm evrenin sembolü konumundadır. Kuvvetlerin soldan sağa dönüşü göstermesi aynı zamanda evrenin gezegenlerin ve galaksilerin hareket halinde olduklarının bir işaretidir.<br />
Kısaca bu sembol bizzat varoluşun ve varoluşu meydana getiren dört büyük kuvvetin sembolü olarak MU kültüründe şifrelendirilmiştir.<br />
Gamalı haç ve hristiyanların haç işaretinin kaynağı buradan gelir.</p>
<p>Bütün bu gelişmeler Nazilerin bazı sırları ele geçirdiklerini ama karanlık güç olarak kullandıklarını gösterir. Bu bilgiler sayesinde kara büyü uygulamalarıyla halk kitlelerini ideolojilerinin peşinden sürüklemeyi başarmışlardır.</p>
<p>Aslında her şey thule efsanesiyle başlıyordu, thule efsanesinin kökenide kayıp bir uygarlığa dayanıyordu. Bu da nazizmin temelini oluşturuyordu. Bu efsane etrafında birleşen bir gurup thule adında gizli bir tarikat kurdular. Nazi partisinin yedi kurucusundan biri olan dietrich eckardt thule tarikatının temel felsefesini şöyle açıklıyordu. ‘thulenin tüm sırları eski bir uygarlığa dayanıyor:</p>
<p>İnsanoğlu ile dış zekalar arasında bulunan bazı aracı varlıklar, bu sırlara erenlere büyük bir güç kaynağı oluşturmaktadır. Bu güç kaynağı almanyayı dünyaya egemen kılacaktır, yine bu güç kaynağı geleceğin üstün insanının ortaya çıkmasını sağlayacaktır’’</p>
<p>Bu tarikatın üyeleri arasında rudolf hess, karl haushoffer,alfred rosenberg ve Adolf hitler gibi önemli isimler bulunmaktaydı. Bu insanlar olağanüstü sezgi ve yeteneklere sahiptiler.<br />
İkinci dünya savaşının sonunda nazi karargahına girildiğinde 12 tibetli rahip cesediyle karşılaşıldı. Bunun açıklması, Nazilerin gizli öğretilerin olduğu tibetle ilişki içinde olduğu sonraları anlaşıldı.</p>
<p>Mu kıtasının yok oluşuna neden olan kara güçler (şambala) Nazilerin hizmetine geçmişti. Naziler inanıyordu ki bu güç sayesinde dünya ellerine geçebilirdi. Kısmen başardılar ama sonunda kendileriyle birlikte milyonlarca insanıda yok ettiler.<br />
<span style="color:#00ffff;">UygurKanSu / 16 Kasım 2007 18:50</span></p>
<p><span style="color:#ff0000;">SHAMBALA</span></p>
<p>Kabalacı’ların <span style="color:#ff0000;">Metatronu</span> Gamalı Sultan<br />
UygurKanSu&#8217;nun verdiği bilgilere yeni açılımlar :</p>
<p>İnanılmaz ama NASA’nın uzay mekiklerinin birinin yolculuğundaki görev listesinde “Şamballa” da yer alıyordu. Araç, böyle bir yerin olup olmadığını uzaydan gözlemleyip araştıracaktı. Sonucu henüz bilmiyoruz ama anlaşılan “Şamballa”nın yerini merak eden ve cidden inanan birileri var gibi.</p>
<p>Bazı iddialara göre Agarti’yi kara büyünün şeytani gücü yönetmektedir. Metatron(1)un Gölgesi, karanlık bir güç olarak bilinir ve Sar Ha-Olam veya şeytan (Veya eski Mısır’ın yer altı tanrısı Set) olarak tanımlanır.</p>
<p>Nazi okült doktrinine göre, Aryan Süpermenlerin yaşadığı yer bu “Boş Dünya” idi. Hitler dünyanın içinin boş olduğunu biliyordu. Bu nedenle Tibet ve Gobi çölündeki bazı güçlerle temasa geçerek, Ortaasya’yı ele geçirmeyi düşünmüştü.</p>
<p>(1) Metatron: İbrani Kabala’sında göksel (semavi) araçlar Sekinah ve Metatron’dur. Metatron terimi gönderilmiş (haberci) ve aracı gibi anlamları içerir.</p>
<p><span style="color:#00ffff;">Demir Su / 16 Kasım 2007 19:11<br />
</span></p>
<p>Daha detaylı bilgi için tıklayınız: <a href="http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=77221">Ergenekon Agarta mı, Agartalılar Türk mü </a></p>
<p>*********</p>
<p>&#8220;Shambhala&#8221; (Şambala), &#8220;Dünyanın Kalbi&#8221;, &#8220;Yüce Ülke&#8221;, &#8220;Bilgeler Ülkesi&#8221; gibi çeşitli adlarla belirtilen Agarta teozofik ve ezoterik kaynaklara göre, önceki devrenin sonlarına doğru Mu ve Atlantis&#8217;ten göç eden bilim-rahipleri tarafından kurulmuş bir organizasyondur.</p>
<p>Önceleri beşeriyetle açık temas halinde olan bu organizasyon, bu devrenin koşullarından ötürü gizlenme gereği görmüş ve ikâmet yeri olarak birbirlerine tünellerle bağlanan, dağlar içindeki yeraltı kentlerini tercih etmiştir.</p>
<p>Agarta, dünya insanlığının tekamülünde sorumluluk sahibidir. İlahi Hiyerarşi&#8217;ye hizmet eder. Dünyanın Efendisi ve &#8220;Kutup&#8221; olarak ifade edilen ve &#8220;Brahatma&#8221; veya &#8220;Brahitma&#8221; adıyla belirtilen Agarta&#8217;nın lideri, Dünya&#8217;yı sevk ve idare eden İlahi Hiyerarşi&#8217;nin fizik alemdeki temsilcisidir.</p>
<p>1912&#8242;de Müslüman olduktan sonra Abdül Vahid Yahya adını alan; ezoterik, okült ve mistik konularda çok sayıda yapıtı bulunan Fransız asıllı Mısırlı düşünür ve yazar Rene Guenon&#8217;a göre tradisyonlarda &#8220;Kutsal Dağ&#8221;, &#8220;Dünyanın Merkezi&#8221; olarak ifade edilen yer, O&#8217;nun mekânıdır. Kimilerine göre, dünyanın tüm geçmişi, yitik kıtalara indirilmiş dinler ve kozmik öğretiler, Agarta arşivlerinde kayıtlıdır ve birçok peygamber (Musa, İsa), dinlerini kurmadan önce, bu arşivleri incelemişlerdir ki, bazıları burada &#8216;inisiyasyon&#8217;dan da geçmiştir.<br />
Agarta&#8217;nın yeryüzüne açılan 7 (kimi kaynaklara göre 4) ana çıkış noktası bulunmakla birlikte, mağaralarda inzivaya çekilen bilgelerin ve mağaralarda etkinliklerini sürdüren bazı inisiyatik toplulukların Agartalılar ile ilişki içinde oldukları ileri sürülür.</p>
<p>Rene Guenon&#8217;a göre bu durum, en çok, Türklerin yaşadığı Orta Asya&#8217;da görülmektedir. Kimi yazarlara göre, Göktürk, Uygur ve Hun masallarındaki, &#8220;ataların kutsal mağaraları&#8221; ve bir mağaradan geçilerek ulaşılan &#8220;gizli ülke&#8221; inanışında Agarta&#8217;nın sembolizmi bulunmaktadır. Tibet tradisyonlarına göre, Agartalılar şimdiki devrenin sonunda dışarı çıkacak ve Agarta&#8217;nın lideri yeryüzündeki menfiliği yenecektir.</p>
<p><a href="http://www.okultizm.com/genel/agarta.html"><span style="font-size:x-small;color:#0000ff;font-family:Arial;">http://www.okultizm.com/genel/agarta.html</span></a><span style="font-size:x-small;font-family:Arial;"> </span></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/kendihalinde.wordpress.com/134/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/kendihalinde.wordpress.com/134/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/134/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/134/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/134/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/134/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/kendihalinde.wordpress.com/134/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/kendihalinde.wordpress.com/134/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/kendihalinde.wordpress.com/134/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/kendihalinde.wordpress.com/134/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/134/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/134/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/134/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/134/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/134/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/134/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=134&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/07/14/agarta-agharti-agharta-ve-bir-evlilik-davetiyesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/14072008082211.jpg?w=222" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Derin Ablalar “Güler Kömürcü” ve “Fatma Sibel Yüksek”  Evlenekon amaçlı mı Evlendi?</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/07/14/derin-ablalar-%e2%80%9cguler-komurcu%e2%80%9d-ve-%e2%80%9cfatma-sibel-yuksek%e2%80%9d-evlenekon-amacli-mi-evlendi/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/07/14/derin-ablalar-%e2%80%9cguler-komurcu%e2%80%9d-ve-%e2%80%9cfatma-sibel-yuksek%e2%80%9d-evlenekon-amacli-mi-evlendi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Jul 2008 17:27:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[fatma sibel yüksek]]></category>
		<category><![CDATA[güler kömürcü]]></category>
		<category><![CDATA[tanık]]></category>
		<category><![CDATA[tanıklık]]></category>
		<category><![CDATA[tanıklıktan çekinme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=131</guid>
		<description><![CDATA[Derin Ablalar “Güler Kömürcü” ve “Fatma Sibel Yüksek”  Evlenekon amaçlı mı Evlendi?      ERGENEKON&#8217;DAN kaçalım, EVLENEKON&#8217;DA buluşalım&#8230;   Boyumuzu aşan konulara fazla girmeden sorumuzu cahil cesaretine bulayıp deli dumrul kıvamında soralım…   Efendim uzun uzun bu derin ablalarımızı anlatmamıza gerek yoktur sanırım. İki hanımefendi de kendi çaplarında ünlü olup toplumun belli kesimleri tarafından yakınen [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=131&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Derin Ablalar “Güler Kömürcü” ve “Fatma Sibel Yüksek” <span> </span><strong>Evlenekon</strong> amaçlı mı Evlendi?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> <img class="alignnone" src="http://image.haber7.com/haber/haber7/photos/16862.jpg" alt="" width="200" height="176" /><img class="alignnone" src="http://www.medyafaresi.com/haber_resim/20080614131925.jpg" alt="" width="198" height="178" /></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> <strong>ERGENEKON&#8217;DAN kaçalım, EVLENEKON&#8217;DA buluşalım&#8230;</strong></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Boyumuzu aşan konulara fazla girmeden sorumuzu cahil cesaretine bulayıp deli dumrul kıvamında soralım…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Efendim uzun uzun bu derin ablalarımızı anlatmamıza gerek yoktur sanırım. İki hanımefendi de kendi çaplarında ünlü olup toplumun belli kesimleri tarafından yakınen bilinip tanınmaktadırlar. Size bir sır vereyim onları en tanımayan ( onlarla muhabbetimiz google ile olan ilişkimiz kadardır…Yani google ne kadar tanıyorsa derin ablalarımızı, bende o kadar tanırım daha Türkçesi ) klasmanında olduğum içindir ki deli cesareti ile bu soruyu sorma densizliğini yapma hakkını kendimde görmekteyim…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Yoksa bana ne… Ne diye evlendilerse evlendiler…Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine demek adettendir… Ama yapılan bu cezaevi evliliklerinin zamanlaması a-acayipsin tadında olunca şeytanın aklına TCK, CMUK falan geliveriyor…<span id="more-131"></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Şeytan işte…Çim sahada durduğu gibi durmuyor akılda…İnsanın aklını çeliveriyor…Hep yeşil sahalarda çelme takılacaktır diye kanun da olmadığına göre…Kanun’a çelme takma girişimleri de çimlerden nikah masalarına kadar uzanıveriyor mu sorusu çakıyor kanun’dan nizam’dan anlamayan bendenizin 3 gramlık beyincağazında…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Kanundan nizamdan anlamadığımızdan da… Şu fakirinin sitesine uğrayacak bir <strong>Uncle Sabih’in</strong> değerli yorumlarına ihtiyaç duymaktayızdır efendim…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Kısa kes Meges olsun deyip çekincelerimizi dilimiz döndüğünce anlatmaya çalışalım bu evlilikler bağlamında… Hatta anlatmak için vakitte kaybetmeden direkt olarak konuya dalalım…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong><em>Tanıklıktan çekinme Halleri</em></strong><em>: CMUK. Madde 47, 48, 50, 51</em></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><em><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Tanıklıktan çekinme hakkını sonradan kullanan tanığın ifadesi : CMUK. Madde 245 Tanıklıktan çekinmeye hakkı olanın çekinmemesi: CMUK. Madde 53</span></span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Ve benzeri gibi.. İç gıcıklayıcı kanun hükümlerimiz varmış efendim…Ayrıntıya giremiyorum çünkü hiç anlamam bu kanun dillerinden….</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Bi de… Hala geçerli mi değil mi bilemediğim şu cümlelere rastladım internette: </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">“</span><em><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Tanıklık etme, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu&#8217;nun 245 ve devamı maddelerinde birtakım kurallara bağlanmış.<br />
<strong>Yakın akrabalık nedeniyle tanığın tanıklıktan çekinme halleri</strong> de 245. maddenin 1-2 ve 3. fıkraları ile müteakip 246. madde 1 ve 2. fıkralarında düzenlenmiştir. Bu nedenle mahkemeler bir hususta tanık dinleyecekleri zaman, dinlenecek tanığın davanın her iki tarafı ile de bu kapsamda bir yakınlığı olup olmadığını sorar, <strong>eğer olumlu cevap alırsa o takdirde tanığa tanıklıktan çekinme hakkı olduğunu hatırlatı</strong>r, eğer tanık bu hakkını kullanmak istemiyorsa ifadesini alır, eğer tanıklık yapmak istiyorsa bu kişiler 247/4. madde uyarınca yeminsiz dinlenir. Tanıklıktan çekinme hakkını kullanmak istemeyen bir tanığı Mahkeme dinlemek zorundadır. Hayır, sen engellisin deyip dinlememezlik edemez. Mahkemelerin yargılamayı usul hükümlerine uygun olarak yürütme zorunluluğu bulunması nedeniyle bu yola gidiliyor. Yani yasal bir zorunluluk hali. Yasada bu konunun niçin ve hangi nedenle böyle düzenlendiği de kolayca tahmin edilebilir sanırım. Aslolan ve yasanın amaçladığı tanığın doğru söylediğidir. Ancak doğruyu dile getirdiği takdirde bundan herhangi bir yakını zarar görebilir. Bu ise tanık ile zarar gören yakını arasındaki ilişkiyi bozabilir. Bu nedenle tanık ille de tanıklık yapmak zorunda ise belki de yalan söylemeye eğilim gösterecektir. İşte bu kabil durumları engellemek için pratik bir çözüm olarak yalan söylemek istemeyen tanığa yasa bir imkan tanımış ve isterse tanıklıktan çekine-bilme olanağı getirmiş. Tanık ile davanın tarafları arasındaki yakınlık konusuyla ilgili söylenebilecek şeyler özetle böyle. tanık ile davanın tarafları arasındaki iş ilişkileri de kısmen de olsa Mahkemelerin dikkate alması gereken bir husus olarak yasada yer almıştır. Nitekim HUMK&#8217;nun 245/4., 246/3. 247/5-6. maddeleri bu yolda birtakım hükümler getirmiş. Tabii tüm bu tanıklıktan çekinme halleri aynı yasanın 248. maddesi ile konu yönünden sınırlandırılmış olup örneğin iki taraf arasında hukuki bir tasarrufta şahit sıfatıyla hazır edilmiş kimse bu tasarrufun esası ve içeriği hakkındaki suallere cevap vermek zorunda olduğu gibi aile içerisinde doğum, ölüm, evlenme vakaları, aile ilişkilerinden kaynaklanan mali uyuşmazlıklar hakkında da yakın akrabalık-hısımlık nedeniyle çekinme hakkı kullanılamaz.”</span></em>
</p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Mış Mış Mış yani&#8230;İşte böyle efendim…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Hasılı Kelam, izdivaç sahiplerine kutsal aile hayatının gereklerini yerine getirmede başarılar dilerken…Kendimi de bu a-acayip durumla baş başa bırakıp değerli hukuk bilgilerini esirgemeyecek Uncle Sabih’leri tez elden yorum yapmaya davet ederim…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Pardon… Soruyu sormadık sanırım… Soralım o zaman…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Yürürlükte ki mevcut kanun, yönetmelik ve benzeri mevzuat ile <strong>Evlenekon</strong> isimli soruşturmanın ışığında ortaya çıkan izdivaçlar <strong><em>“ Ben senin kıymetini dışardayken bilemedim, yokluğunda varlığımın anlamsızlaştığını anlayıp, yüzüğümü kaptım da geldim sevgilim”</em> </strong>sosuna bulanmış 3 sayılık fast-break denemesi midir ? Yoksa arkadan dolanıp 2 puan alma çabalamacaları mıdır? </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Yoksa kötü kedi şerafettin miyim?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">O zaman yazıklar olsun bana…Ne zaman mutlu biz izdivaç görsem vücud kimyam bozuluyor yahu…</span></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/kendihalinde.wordpress.com/131/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/kendihalinde.wordpress.com/131/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/131/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/131/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/131/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/131/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/kendihalinde.wordpress.com/131/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/kendihalinde.wordpress.com/131/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/kendihalinde.wordpress.com/131/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/kendihalinde.wordpress.com/131/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/131/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/131/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/131/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/131/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/131/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/131/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=131&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/07/14/derin-ablalar-%e2%80%9cguler-komurcu%e2%80%9d-ve-%e2%80%9cfatma-sibel-yuksek%e2%80%9d-evlenekon-amacli-mi-evlendi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://image.haber7.com/haber/haber7/photos/16862.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.medyafaresi.com/haber_resim/20080614131925.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Vıttırıvızzık Yalçın Küçük</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/07/13/vittirivizzik-yalcin-kucuk/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/07/13/vittirivizzik-yalcin-kucuk/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Jul 2008 00:25:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>
		<category><![CDATA[Sabatay]]></category>
		<category><![CDATA[Sabetay]]></category>
		<category><![CDATA[Soner Yalçın]]></category>
		<category><![CDATA[Yalçın Küçük]]></category>
		<category><![CDATA[aziz nesin]]></category>
		<category><![CDATA[çift kimliklilik]]></category>
		<category><![CDATA[baas]]></category>
		<category><![CDATA[bonapartist]]></category>
		<category><![CDATA[cunta]]></category>
		<category><![CDATA[doğan avcıoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[ecevit]]></category>
		<category><![CDATA[iki kimliklilik]]></category>
		<category><![CDATA[ilhan selçuk]]></category>
		<category><![CDATA[nasyonal sosyalist]]></category>
		<category><![CDATA[sabetaycı]]></category>
		<category><![CDATA[sabetayist]]></category>
		<category><![CDATA[sabetaylar]]></category>
		<category><![CDATA[sebatay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=130</guid>
		<description><![CDATA[Küçük bir şovmen! 1980 öncesi “Sosyalist” geçiniyordu&#8230; Verdiği “gaz”dan etkilenip “dolmuş”a gelen binlerce genç ya çatışmada “öldü” ya da “hapislerde çürüdü!” Sonra, yurt dışına kaçtı!.. PKK’lılar kendisine kucak açtı ve o da “bir numaralı Apo sempatizanı” kesilip, “Kürtçülük” yapmaya başladı!.. Türkiye’ye döndükten sonra, “Sabetayist sulandırıcılığı” yapmaya başladı!.. Neredeyse, Türkiye’de yaşayan hemen herkes “Yahudi dönmesi”ydi!.. Son [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=130&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span class="mnb"><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;"><img class="alignnone" src="http://s.aktifhaber.com/images/news/70275.jpg" alt="" width="396" height="146" /></span></span></p>
<p><span class="mnb"><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;"><strong>Küçük bir şovmen!</strong></span></span></p>
<div><span class="mnb"><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;"><br />
1980 öncesi “Sosyalist” geçiniyordu&#8230;<br />
Verdiği “gaz”dan etkilenip “dolmuş”a gelen binlerce genç ya çatışmada “öldü” ya da “hapislerde çürüdü!”<br />
Sonra, yurt dışına kaçtı!.. PKK’lılar kendisine kucak açtı ve o da “bir numaralı Apo sempatizanı” kesilip, “Kürtçülük” yapmaya başladı!..<br />
Türkiye’ye döndükten sonra, “Sabetayist sulandırıcılığı” yapmaya başladı!.. Neredeyse, Türkiye’de yaşayan hemen herkes “Yahudi dönmesi”ydi!..<br />
Son günlerde ise; “Sosyalistlik&#8230; Apo sempatizanlığı ve Sabetayist sulandırıcılığı”nın yanına bir özellik daha ekledi:<br />
“Ulusalcılık” ve “Ergenekon sözcülüğü!”<br />
Prof. Dr. Yalçın Küçük’ten söz ediyorum&#8230;<br />
Ne yalan söyleyeyim; daha önceleri, söylediklerini “ciddi ciddi” dinlerdim&#8230; Ama önceki gün ögrendim ki; Prof. Küçük, televizyon programlarına “fikrî tartışma” için değil, “şov yapması” için çağrılıyormuş!..<br />
Sık sık “el çırpması”nı ve “masaya yumruk vurması”nı, duyduğu heyecandan zannediyordum&#8230;<br />
Meğer; “reyting” yapması için “televizyoncular öyle istiyor”muş da, onun için çırpıyormuş ellerini!..<br />
Bunu, önceki akşam kendisi söyledi&#8230; Şimdi, kararsızım&#8230; Onu; “medya maymunu” olarak mı seyretmeliyim, “şovmen” olarak mı?!?..</span></span></div>
<p><span class="mnb"><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;"></p>
<div><span class="mnb"><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;">Hasan Karakaya . <a href="http://www.habervaktim.com">www.habervaktim.com</a></span></span></div>
<p><span class="mnb"><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;"> </p>
<p></span></span></span> </p>
<p></span></p>
<p>******</p>
<div><strong></strong></div>
<p><strong><span style="color:#ff0000;"></p>
<div class="title">Yalçın Küçük Üstüne Bir Analiz</div>
<p> </p>
<p></span></strong></p>
<p>Geçtiğimiz günlerde Şimdiki Zaman TV, yıllar önce Erhan Yıldız&#8217;ın HBB&#8217;deki programında Yalçın Küçük ile Alev Alatlı arasındaki tartışmanın görüntülerini tekrar yayınladı (<strong>Tartışmanın Videosu aşağıdadır</strong>). Bu tartışmada Yalçın Küçük&#8217;ün fikir ve ruh dünyasını tüm çıplaklığı ile ortaya koymamıza yarayacak önemli ipuçlarını yakalama imkanı elde ettik. Öyle ki, Yalçın Küçük ve benzerlerinin hem ülkemiz gerçeklerini ne şekilde ele aldıklarını hem de insanı ürküten bir tehdit içerdiğini de gözlerimizle görmüş olduk.</p>
<p><span id="more-130"></span></p>
<p>Tartışmanın hemen başlarında Yalçın Küçük<strong> “aydın nedir”</strong> sorusuna, <strong>aydının serüven peşinde koşan, ütopyası olan adam olduğu şeklinde cevap veriyor. “Bence aydın yorumlayan değil, sentezi olan, ütopyası olan, geleceği yakalamaya çalışan insandır” </strong>şeklinde Marx&#8217;ın ünlü 11. tezi referanslı bir tablo çiziyor. O&#8217;na göre hakikatle, hakikat arayışıyla, insan mutluluğu, esenliği ve huzuruyla hiçbir ilgisi yoktur aydının.<strong> Aydın kavga eder, serüven peşinde koşar, cunta faaliyeti örgütler, bilgiyi bir silah gibi çeker, gerçekleri eğip bükerek kendi “davasına” hizmet için kullanır durur. </strong></p>
<p>Ama bu da yetmez Yalçın Küçük&#8217;e. Kendisine <strong>“devrimci”</strong> olduğunu vehmettiği, aslında düpedüz metafizik bir misyon biçer. Bu misyon, kendince tanımladığı aydın mitosu etrafında halelenir. Hemen belirtelim, <strong>Yalçın Küçük her ne kadar devrimci olduğundan, devrimden falan bahsetse de aslen Bonapartist&#8217;tir.</strong> Yaçın Küçük, Marx&#8217;ın Komünist Manifestosu&#8217;ndan ziyade “Louis Bonaparte&#8217;ın 18 Brumaire&#8217;i”nden etkilenmiştir adeta. <strong>Özetle tanımlarsak, Bonapartizm, siyasal iktidarın silahlı kuvvet kullanılarak ele geçirilmesidir. </strong>Aslında öteden beri ülkenin yaşadığı senaryo Bonapartistler tarafından sahneye konulmaktadır. <strong>Yani demem o ki, Yalçın Küçük ve benzerleri öyle sosyalist bir devrim peşinde falan değillerdir. Bu eğilim sahiplerinin Atatürk&#8217;le, Atatürkçülükle de uzaktan yakından ilgileri olmamıştır. Hatta Atatürk&#8217;e yüzü Batı&#8217;ya dönük olduğu, demokratik devrimler yaptığı, “muasır medeniyet seviyesi”ni hedeflediği için karşıdırlar. Atatürk Cumhuriyeti&#8217;nden hoşlanmazlar. </strong>Tercihleri otarşik, kapalı, küçülmeci, oligarşik bir rejimden yanadır ve bu anlamda <strong>Stalin ile İnönü </strong>arasında gidip gelirler. Zihinlerinin derinlerinde ise bunlara rahmet okutturacak adamlar vardır. Doğru tekellerinde olduğu için, “öteki”lerin her fikri, her eylemi karşı devrimdir, yanlıştır, ihanettir, geridir vs.</p>
<p><strong>Şimdi söz konusu tartışmayı izleyerek devam edelim.</strong></p>
<p>Yalçın Küçük “aydın” kavramını iki kavramla açıklama yoluna gidiyor: Birinci kavramı<strong> “Yeniçeri”. </strong>Yeniçerilerin Hıristiyan çocuklarından devşirildiğini ve esasında iki dinli olduklarını iddia ediyor. “Bana göre Yeniçeri iki dinlidir” diyor. Buradan <strong>“Bana göre Türkiye aydını iki dinlidir</strong>”e geçiyor. Burada hemen belirtmek lazım son dönemin hızlı ulusalcısı Yalçın Küçük ısrarla “Türk” aydını demekten kaçınıyor. Çünkü onların zihninde hep “Türkiye halkları” kavramı vardır. “Türk Milleti” ibaresi en nefret ettikleri ifadelerin başında gelmektedir.</p>
<p>Ve devam ediyor: “Bir yükselişte geleceğe baktı ondan sonra da ikinci şeyde öbür dini çıktı. Sosyalist oldu. <strong>Güçlüyü gördüğü zaman Kemalist oldu</strong>”. Bu satırların altını çizmek lazım. <strong>Zaten Yalçın Küçük&#8217;e göre sağdaki bir kimsenin aydın olma gibi bir iddiası olamaz! Sağdakiler zaten konuşmaya değmeyecek cinstendir</strong> O&#8217;na göre! Ancak Küçük, iddiasını yenilir yutulur olmayan bir noktaya taşıyor: “Güçlüyü gördüğü zaman Kemalist oldu.” Bunu siz nasıl yorumlarsanız yorumlayın, kimlere şamil kılarsanız kılın artık! <strong>Demek Yalçın Küçük&#8217;ün Kemalistlere bakışı da budur! </strong></p>
<p>Devam ediyor Yalçın Küçük: “Ortakçı bir düzen dedi. Güçlüyü gördüğü zaman Sermayeden yana oldu. İki dinliydi bu ortaya çıktı”. “Türkiye”(!) aydınının sermaye uşağı (!) olduğunu da öğrenmiş olduk Yalçın Küçük&#8217;ten. Yalçın Küçük&#8217;ün, diğer taraftan, işin tuhafı kaypak, güce tapan, çift kimlikli sıfatlarıyla tanımladığı aydını neden bu kadar Platonvari bir elitist kutsamaya tabi tuttuğu da başka bir garabet olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p><strong>Y.Küçük&#8217;ün ikinci kullandığı kavram: <span style="color:#0000ff;">“Azap”. </span>Şöyle açıklıyor: </strong></p>
<p>“Osmanlı&#8217;nın fetihlerde kullandığı, savaşlarda kullandığı bir tiptir. Azap&#8217;ı mesela İstanbul&#8217;un fethinin önünde Fatih, birinci planda Azap&#8217;ı koyar. Azap hayatta kaybetmiş, kumar oynama mecburiyetinde olan insandır, hapis yatmıştır, umudu yoktur. Evvela girecek İstanbul&#8217;a ve ganimet toplayacaktır. Azap budur. Onun için önce girer. Ancak bu <strong>Azap&#8217;ın önemli özelliği şudur: Karşıda ilk güçlükte de geriye doğru kaçar. Ancak II. Mehmet, I. Mehmet hepsi bir şeyi düşünmüşler, bu geriye kaçışı. Geriye kaçarken arkada Çavuşlar olur: Bunları kırarlar baltalarla. Benim yaptığım da budur. Türkiye aydını ileriye doğru yürüdü, ilk güçlükte, bir ganimet toplayacaktı, yepyeni bir toplum olacağını, olamayacağını gördüğü anda geriye doğru kaçtı. Geriye doğru kaçarken ben onları kırıyorum. Geriye doğru kaçmalarını önlüyorum…”</strong></p>
<p>Görüldüğü gibi, Yalçın Küçük bu defa, Türk aydınını (Yalçın Küçük ısrarla “Türkiye” aydını deyip duruyor) hayatta kaybetmiş, kumar oynama mecburiyetinde olan, umudu olmayan bir statüde resmediyor. Zaten yukarıda sıfatladığı kaypak, güce tapan, çift kimlikli yaftaları da bu statüden besleniyor olsa gerek. E haliyle Yalçın Küçük&#8217;e de hep geride bekleyip (oysa hep darbelerde falan en önde olduğunu söyleyip duruyordu) bunları geriye doğru kaçma anlarında baltalarla kırmak kalıyor. Bu Azap-misal aydınların “Çavuşluğunu” yapıyorum demeye getiriyor Yalçın Küçük.</p>
<p>Bu noktada Alev Alatlı güzel bir cevap veriyor Küçük&#8217;e: “Elinizde balta var çünkü sizin” O&#8217;nun karşı cevabı ise tam evlere şenlik: “Baltayı bana babam vermedi. Ben kazandım, ben bileyledim, ben yaptım”. Yani karşımızda kalem tutan, bilime, sanata, düşünceye katkıda bulunmaya çalışan biri yerine bunları küçümseyen hatta bunları ihanetle, kaypaklıkla, güce tapmakla eşdeğer sayan ve bunun yanında elinde balta, önüne çıkan herkese saldıran bir fikir zorbasıyla karşı karşıyaymışız gibi hissediveriyor insan.</p>
<p>Bu noktada bir parantez açıp Yalçın Küçük&#8217;ün “Eski Aydın İhanetleri: Azap Yazıları III” adlı yazısındaki şu anekdota bir göz atalım:</p>
<p><strong>“İLHAN SELÇUK VE İKİ KİMLİKLİLİK </strong></p>
<p>Tam bir gaflet ve dalalet manzarası ile karşı karşıyayız, çünkü, daha açık ve saf avrupaistler, katılım programı açıklandığında, “Avrupa kültürüne geçiyoruz” diye bayram yapıyorlardı; <strong>kemalistlerin </strong>garplılaşma programının sınırı ise, kültürü korumak idi. Ziya Gökalp&#8217;in ünlü hars ve medeniyet ayrımı budur ve bu, <strong>kemalizm </strong>ile birlikte Türkçülüğün Esası olmuştur; eğer biz harsımızdan, halk kültürümüzden, kendimiz olmaktan, vazgeçeceksek, neden yaşıyoruz, bir halk yozlaşmadıkça bu soru esastır. Demek artık <strong>İlhan Selçuk hem kemalisttir ve hem de halk gerçekliğimize görülmemiş saldırının azap kuvvetlerinin başkomutanıdır. Olur mu? </strong></p>
<p>Bu soruyla birlikte gözümün önüne Doğan Avcıoğlu geliyor, içlerinde Mümtaz Sosyal, İlhan Selçuk&#8217;un de olduğu bir sivil-asker aydın grubuyla iktidara yürüyordu, baatist renkli bir hareketti, Avrupa&#8217;ya ve Amerika&#8217;ya karşı idiler, devlet işletmelerini savunuyorlardı, var olana “cici demokrasi” ya da “filipin demokrasisi” diyorlardı, Avcıoğlu&#8217;nun başbakanlığı konuşuluyordu, fakat, o günleri anlatırken Aziz Nesin bana, <strong>“İlhan kendisini artık başbakan sanıyordu” </strong>diyordu, kaybettiler, Doğan Avcıoğlu bundan sonra İ. Selçuk&#8217;la görüşmeyi reddetti; ben o sırada Cumhuriyet&#8217;teydim, İlhan&#8217;la sık sık beraber oluyordum, ısrar ettiğimde, Doğan, “hem bizimle ihtilal yapmaya kalkıyor ve hem de Ecevit&#8217;i idare ediyor” sözleriyle tepkisini dile getiriyordu, bu en hafifidir, İlhan&#8217;ı iki kimlikli buluyor ve reddediyordu. Bu nedenle “olur” cevabını veriyorum, artık bu Selçuk&#8217;ta ahlak ve bir kimlik&#8217;tir, aklınca hep sağlam oynar, ileriye her adım için kendisini gerideki bir kayaya sıkıca bağlar; bunun iyi bir hesap olduğunu sanıyor ve sonunda bir mezarlıkta yaşıyor.”</p>
<p>Görüldüğü gibi Yalçın Küçük&#8217;ün kişi ve olay tahlillerinde <strong>çift kimliklilik, Azap, aydın, ihtilal, saldırı </strong>gibi kavramlar önemli bir işlev görmektedir. Kimi zaman doğru tespitler de yapmıyor değil hani. Ama çoğu zaman kullanılan araçların yönü değişebiliyor.<strong> Nitekim, burada Azap kuvvetleri ileriye doğru değil geriye doğru yani halka doğru saldırıyor ve komutanlığını da İlhan Selçuk&#8217;a yaptırtıyor.</strong> Şu kısa notta bile o kadar ülke gerçekliğine tutulan ışık var ki: Doğan Avcıoğlu liderliğindeki sivil-asker “aydın” grubunun iktidara yürüdüğünden dem vuruyor. Demek ki mesele iktidarı ele geçirmek, yani Bonapartizm. “Baatist” yani Baasçı renkli bir hareketti diyor, evet halkı hiçe sayan bir avuç faşistin iktidarı. Avrupa ve Amerika&#8217;ya karşı idiler diyor evet demokratik dünyadan, birinci ligden hiç hazzetmezler. Dahası var: <strong>D. Avcıoğlu ile İ. Selçuk&#8217;un aralarının “başbakan olma sevdası” nedeniyle bozulduğunu öğreniyoruz.</strong> <strong>Y.Küçük de diğerleri gibi İ.Selçuk&#8217;u çift kimliklilikle suçluyor, yani gücü görünce Kemalist olanlardan. </strong></p>
<p>Yine konumuza dönelim. Evet, tartışmanın ilk bölümünde ortaya çıkan görüntü buydu. Elinde balta pusuda bekleyen bir adamın (benzerleriyle birlikte) fabrikasyon, tahrifat, gerçekleri tersine çevirme, elitist bir oligarşinin çıkarları doğrultusunda yürütülen propagandayla yıllardır yürüttüğü tahribatın adeta itirafı niteliğindeki bu açıklamaları dikkatle irdelemek lazım.</p>
<p>Esasen Yalçın Küçük, Doğan Avcıoğlu ekolü diyebileceğimiz, Türkiye&#8217;de parlamenter rejimi lüks ve gereksiz bulan, bir avuç asker ve sivil bürokratın otoriter ve totaliter yönetimini hedefe koyan Baasçı rejim sevdalılarının önemli temsilcilerinden biridir. <strong>Kendilerini dev aynasında gören bu adamlar Hitler, Mussolini, Pol Pot, Hafız Esad familyasındandır.</strong> <strong>Bu yolla bir kere iktidara gelip bir daha ayrılmamanın hesaplarını yapmaktadırlar</strong>.</p>
<p>Küçük&#8217;ün (ve benzerlerinin) yazdıklarına, söylediklerine bir bakın: Hep siyaset kurumunun kötülendiğini, Baas benzeri bir rejime taraftar olmayan herkesin ihanetle suçlandığını, cuntacılara göz açtırmayan Genel Kurmay Başkanlarımızın, komutanlarımızın tahkir edildiğini kolaylıkla görebilirsiniz. Onun gibilerin nazarında şu siyasetçi bu siyasetçi ayrımı yoktur. Cuntaya hizmet eden siyasetçi karşı çıkan siyasetçi ayrımı vardır. Onun gibilerin nazarında halk yoktur, hak yoktur, adalet yoktur, tercih yoktur, özgürlük yoktur; sadece ve sadece güç vardır, dayatma vardır, hükmetme vardır, baskı vardır, dönüştürme vardır.</p>
<p><strong>Yalçın Küçük gibiler ne </strong>Marksisttir, ne de Kemalist. Düpedüz Bonapartist&#8217;tir.</p>
<p>Can Yücel ne demişti <strong>“O Bahsi Hiç Açma”</strong> adlı şiirinde;</p>
<p><strong><span style="color:#000000;">Yalçın Küçük küçüktür ama Mide bulandırır&#8230;</span></strong></p>
<p><span style="color:#ff0000;"><strong>Tarık Berk/Stratejikboyut </strong><a id="result_view_panel_purl_anchor" title="http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=167958" href="http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=167958" target="_blank">http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=167958</a></span></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/kendihalinde.wordpress.com/130/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/kendihalinde.wordpress.com/130/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/130/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/130/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/130/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/130/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/kendihalinde.wordpress.com/130/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/kendihalinde.wordpress.com/130/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/kendihalinde.wordpress.com/130/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/kendihalinde.wordpress.com/130/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/130/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/130/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/130/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/130/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/130/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/130/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=130&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/07/13/vittirivizzik-yalcin-kucuk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://s.aktifhaber.com/images/news/70275.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Haysiyet Davası</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/06/06/haysiyet-davasi/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/06/06/haysiyet-davasi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Jun 2008 21:38:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>
		<category><![CDATA[Sabatay]]></category>
		<category><![CDATA[Sabetay]]></category>
		<category><![CDATA[Soner Yalçın]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudilik]]></category>
		<category><![CDATA[Yalçın Küçük]]></category>
		<category><![CDATA[Dönme]]></category>
		<category><![CDATA[haysiyet]]></category>
		<category><![CDATA[ingiliz lobisi]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[rus]]></category>
		<category><![CDATA[siyon]]></category>
		<category><![CDATA[siyonizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=129</guid>
		<description><![CDATA[-İngilizin çizdiği sınırlara bekçilik yapanlar ve yükledikleri misyonu sürdürenler bizim için iç düşmandır. Bu ülkenin ve milletin haysiyeti, zorbalıkla elimizden alınan her şeyimizi tekrar almak ve 1877, 1911,1912 ve I.Dünya savaşı şehitlerimizin intikamını almak üzerine kuruludur. Haysiyetimiz hala iade edilmemiştir ve davamız işte bu haysiyetin davasıdır.-Şimdi, milletimize nişan alanlar, İngilizin tarlasına bekçilik yapanlar, İngiliz güdümlü [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=129&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img style="vertical-align:middle;" src="http://media.npr.org/news/specials/mideast/the_west/ottoman-17century.jpg" alt="osmanlı" width="651" height="254" /></strong></p>
<p><strong>-İngilizin çizdiği sınırlara bekçilik yapanlar ve yükledikleri misyonu sürdürenler bizim için iç düşmandır. Bu ülkenin ve milletin haysiyeti, zorbalıkla elimizden alınan her şeyimizi tekrar almak ve 1877, 1911,1912 ve I.Dünya savaşı şehitlerimizin intikamını almak üzerine kuruludur. Haysiyetimiz hala iade edilmemiştir ve davamız işte bu haysiyetin davasıdır.</strong><strong>-Şimdi, milletimize nişan alanlar, İngilizin tarlasına bekçilik yapanlar, İngiliz güdümlü Frankofon mason değerleri bize Cumhuriyet diye yutturmaya kalkanlar, amerikan emperyalizmine ve Yahudilere, hiç ingiltereden ve İngiliz icadı siyonizmden bahsetmeden sözde düşmanlık yapıyormuş gibi görünüp yeniden İngiliz tohumları serpmeye çalışanlar, İngiliz-Rus eksenine karşı milletin haysiyetini savunan son kahramanlarımız olan Enver’e, Akif’e, Kuşçubaşı Eşref’e ve onların temsil ettiklerine, onların yetiştirdiklerine düşmanlık yapanlar, milletimizin uğruna kan döktüğü kılık kıyafetlerimize, değerlerimize, imanımıza meydan okuyanlar bilin ki, ister Atatürkçü, ister Müslüman, ister Kürt, ister Alevi, ister dönme kılıklı olun, isterseniz trilyonlarınız olsun, isterseniz silahlarınız, makamlarınız olsun, SİZİ, HEPİNİZİ TANIYORUZ.</strong></p>
<p><strong><span id="more-129"></span></strong></p>
<p><strong>Önce kısa bir arazi tanımlaması yapalım:</strong><strong>ABD’ye ödünç verdiği gücünü</strong>” geri istiyor. Churcill, II.Dünya <strong>savaş</strong>ı sonrası harab olmuş bir Londra’nın Başbakanı olarak şöyle demişti: “Bu savaşı da kazandık ama bizde yıprandık. Şimdi gücümüzü geçici olarak ABD’ye ödünç veriyoruz.”</p>
<p>ABDve İngiltere arasında ayrışma ve gerilim sürüyor.</p>
<p>İngiltere, “</p>
<p>Modern İngiliz siyaseti, denizde <strong>Anglo</strong>-Sakson, karada Rus egemenliğinin diyalektiğine dayalı “üzerind güneş batmayan imparatorluk” perspektifine dayanır. Bu, Avrupa’da ve Asya’da bağımsız bir gücün önünün kesilmesi demektir. Geçen yüzyılın iki dünya savaşı, Almanya ve Japonya’nın bitirilmesini sağlamıştır.</p>
<p>Rusya, ne zaman emperyal heveslere yönelse, bilinmelidir ki, İngilizlerle anlaşmışlardır. <strong>Rusya, İngiltere’nin kara gücüdür</strong>. Açık denizlere inmediği sürece Orta Asya ve Doğu Avrupa’da hareketi serbesttir. 1979 Afganistan işgali, Rusya’nın tuhaf bir şekilde bu kırmızı çizgiyi ihlale kalkışmasıdır. Sonrasında cezalandırılmış ve Sovyet imparatorluğu tiyatrosu dağıtılmıştır.</p>
<p> </p>
<p>ABD’deki en güçlü lobi Yahudiler değil, <strong>İngiliz lobisidir</strong>. Kissinger, İngiliz kraliyet nişanını takarken Kraliçe’nin huzurunda yaptığı konuşmaya şöyle başlamıştır: “<em>Ömrüm boyunca Kraliçe’nin tacına sadık kalmaya özen gösterdim”</em></p>
<p>ABD’nin kendisine ait bir devleti, parası, ordusu, iradesi, yoktur. <strong>ABD, İngiltere’nin paravan şirketidir. Yahudi lobisi, İngiliz lobisini gizlemenin maskesidir. Yahudilik, kullanım değerini kiralayıp güvenlik elde eden zavallı bir topluluktan başka bir şey değildir..</strong></p>
<p> </p>
<p>İngiltere, (Britanya, İngiliz uluslar topluluğu, Commenwalt), 18. ve 19. Yüzyılın <strong>Doğu Hind kumpanyası</strong>ndan doğmuş çok uluslu bir gücün adıdır. Bir küresel şebeke gibi çalışır. Sadece <em>çekirdeği</em> Anglo<strong>-Sakson Protestan beyaz</strong>dır. Dış kabuklarında <strong>Fransız Protestanlığı, Hint ve İran Aryanlığı, Yunan, Türk, Pakistanlı, çöl arabı ve Çinli</strong> renkleri de vardır. İngiltere’nin vatanı yoktur. Londra, önemli bir <strong>merkez</strong> olmakla birlikte, <strong>Delhi, Hongkong, New York, islamabad, Katar, Riyad, Kahire, Ankara, Atina</strong> gibi, dünyanın bir çok yerinde şubeleri vardır.</p>
<p> </p>
<p>2000 yılından itibaren İngiltere, paravan şirketlerle iş yapmak yerine eski denklemine geri dönmeye başlamıştır.</p>
<p> </p>
<p>İngiliz emperyal gücü, 20. yüzyılın başında tarım imparatorluklarını çökerterek ulus-devlet düzenleri kurmuştur. Tek istisna, Rusya’dır. Acemi Bolşevikler, I.Dünya savaşından çekilerek İngilizleri zor durumda bırakmakla birlikte, 1921 yılında İngilizlerle masaya oturarak, reelpolitikle tanışmışlardır. İngiliz-Rus anlaşmasını takip eden 1 ay içinde, Rus-Türk, Rus-İran, İngiliz-Türk, İngiliz-İran anlaşmaları yapılmış ve Osmanlı sonrası düzenin kırmızı çizgileri belirlenmişti.</p>
<p> </p>
<p>Modern İran ve Türkiye, işte bu anlaşmalarla yani <strong>İngiliz-Rus ekseni sayesinde</strong> doğmuştur. İkisine de İngiliz aşısı yapılmış ve tohumlar serpiştirilerek küçük sınırlara hapsedilmiş birer bağımsız ulus devlet tiyatrosu kurgulanmıştır.</p>
<p> </p>
<p>İran’ın petrolü, İngilizlere verilmiştir. Türkiye’nin elinden ise petrol (Musul) alınarak savaş tazminatı muamelesi yapılmıştır.</p>
<p>Türkiye, Araplarla, Balkan ve Kafkaslarla ilgilenmeme şartıyla Anadolu’da serbest bırakılmıştır. Ancak bu serbestiyet, Anadolu halkının baskı altında tutulması ve geçmişinden, itiraz eden dinamiklerinden soyutlanması manasındadır. Devletin asli görevi budur. Devlet, sadece milletini terbiye etmekte serbesttir. Çünkü, Anadolu halkının dedeleri, İngilizlere I.Dünya savaşını pahalıya ödetmiştir. Kurulan düzen, “<strong>kendi kendini döv</strong>” düzenidir. Bugüne kadar Müslüman diyerek, komünist diyerek, Kürt diyerek, Alevi diyerek milleti dövenler, İngilizin uşaklarıdır. Ayrışma, bölünme, husumet, kin ve düşmanlık, İngiliz uşaklarının alamet-i farikasıdır.</p>
<p> </p>
<p>Şimdi, İngiliz-Rus ekseni yeniden düzenlenmektedir. Artık stratejik mihver Atlantik değil, <strong>Pasifiktir</strong>. Stratejik düşman, konvansiyonel bir güç değil, bu yeni sürece itiraz edecek herkes ve her şeydir. Bu manada, İngiliz-Rus eksenine itiraz edecek olan ABD içindeki yerli dinamikler (bağımsızlık savaşında İngilizlere kurşun sıkanların torunları) ve Yahudi lobisi içinde oyunu görmeyip ABD’yi hala NewJaruselam zannedenler, sürpriz bir şekilde bu eksen için düşman hale dönüşebilir. Şimdilik belli olan İngiliz-Rus dost kuvvetleri ise <strong>İran, Hindistan ve Çin’dir.</strong> İngiltere; Rusya ve Çin’i birbirine karşı kışkırtarak dengelemeyi iyi bilmektedir. Tıpkı 19. yüzyılda Osmanlı ve Rus savaşları gibi.</p>
<p> </p>
<p>Bu süreçte, anti ABD ve Anti Yahudi propagandanın Londra ve Moskova merkezli yaygınlaşması normal karşılanmalıdır. Yine Hindistan ve Çin mucizesi propagandası da sürpriz sayılmamalıdır. İngiliz tarlasında en kritik alanlar Türkiye, Pakistan, Mısır ve Suudi Arabistan’dır. İngilizler, Hindistan’ı ve Osmanlıyı parçalamıştır. 1916 tarihli <strong>Sykes</strong><strong>-Picot</strong> haritası Ortadoğu’nun ana hatlarını belirlemiştir. Pakistan’ın kuruluş tarihi de Hint alt kıtasının hatlarını çizmiştir. Bu hatlarla kim oynarsa o cezalandırılmıştır. İngiltere, halen bu haritanın korunması gerektiğine, en azından kendisinden başka bir güç tarafından değiştirilmemesi gerektiği anlayışına sahiptir. İngiliz-Rus ekseni, 20. yüzyılın soğuk savaş düzenini dağıtıp yeni bir sayfa açana kadar bu haritaların değişmesi savaş sebebidir.</p>
<p>ABD, BOP ile bir harita değişimi sinyali vermiştir. Ve proje akim kalmıştır. Irak ve Afganistan, ABD için çöküşün başlangıcı manasına gelen bir bataklığa dönüştürülmüştür.</p>
<p> </p>
<p>Şimdi olan biten, İngiliz-Rus ekseniyle, ABD-Yahudi partisi ekseni arasında ayrışma, gerilim ve pazarlıktan ibarettir. İngiltere ve Rusya, tarlalarında ABD-Yahudi gücünün taşlarına şah çekmektedir. Bu güce kiralanmış kullanım değeri olan partiler, örgütler ve kurumların gelecekte işe yarayacak olanları ise devşirilmekte, yeniden formatlanmaktadır.</p>
<p>İngiltere, <strong>Fransız masonları</strong> üzerinden kontrol ettiği elitleri başta AB olmak üzere, kendi tarlası olarak kullandığı bazı yerlerde değiştirmektedir. Bu değişim, eski elitleri ABD’ye karşı direnişe sürerek yürütülen pazarlıklarla yapılmaktadır. Bir ülkede İngiliz tohumu eski elitler ABD’ye direniyorsa, Bu o ülkedeki ABD planlarına set çekmenin yanında yeni elitleri sahneye sürmenin de dayatılması manasına gelmektedir. ABD’deki en güçlü lobinin İngilizler olduğu akıldan çıkarılmamalıdır.</p>
<p> </p>
<p>İngiltere, teritoryal bir güç olmadığı için kendisini saklamasını, birkaç maske birden kullanmayı ve çoğu zamanda görünmemeyi iyi bilir. Soğuk savaş döneminde Rus operasyonu olarak bilinen bir çok önemli gelişmenin altı kazınınca <em>Kraliçenin tacı</em>na ulaşılır.</p>
<p>Şimdi de benzer bir süreç yaşanmaktadır. Rusya’nın, ANTİABD motivasyonuyla kafaladığı derin Avrupa güçleriyle birlikte yürüttüğü lobi faaliyetinin asıl mimarı Londra’dır. Ulusalcılık, yani İngilizin çizdiği sınırlara ve belirlediği misyona tapmak, <strong>yeni İngilizcilik</strong> akımıdır.</p>
<p> </p>
<p><em>Biz</em>im gerçek ülkemiz, Cezayir’den Adriyatik’e, Hazar’dan Yemen’e kadar geniş bir haritadır. Anadolu’nun her evinde bu haritanın şurasında burasında yatan bir <strong>şehidin</strong> hatırası vardır. Cumhuriyet, bizim için sadece bir <strong>nefes alma</strong> dönemidir. I.Dünya savaşı bizim için <strong>bitmemiştir</strong> ve savaşın <strong>bütün sonuçları</strong> <em>batıl</em>dır, geçersizdir.. İngilizin çizdiği sınırlara bekçilik yapanlar ve yükledikleri misyonu sürdürenler bizim için <strong>iç düşmandır</strong>. Bu ülkenin ve milletin <strong>haysiyeti</strong>, zorbalıkla elimizden alınan her şeyimizi tekrar almak ve 1877, 1911,1912 ve I.Dünya savaşı şehitlerimizin intikamını almak üzerine kuruludur. Haysiyetimiz hala iade edilmemiştir ve <strong>davamız işte bu haysiyetin davasıdır.</strong></p>
<p> </p>
<p>Şimdi, milletimize nişan alanlar, İngilizin tarlasına bekçilik yapanlar, İngiliz güdümlü Frankofon mason değerleri bize Cumhuriyet diye yutturmaya kalkanlar, amerikan emperyalizmine ve Yahudilere, <strong>hiç ingiltereden ve İngiliz icadı siyonizmden bahsetmeden</strong> sözde düşmanlık yapıyormuş gibi görünüp yeniden İngiliz tohumları serpmeye çalışanlar, İngiliz-Rus eksenine karşı milletin haysiyetini savunan son kahramanlarımız olan <strong>Enver’e, Akif’e, Kuşçubaşı Eşref’e</strong> ve onların temsil ettiklerine, onların <strong>yetiştirdiklerine</strong> düşmanlık yapanlar, milletimizin <strong>uğruna kan döktüğü</strong> kılık kıyafetlerimize, değerlerimize, imanımıza meydan okuyanlar <strong>bilin ki</strong>, ister Atatürkçü, ister Müslüman, ister kürt, ister Alevi, ister dönme kılıklı olun, isterseniz trilyonlarınız olsun, isterseniz silahlarınız, makamlarınız olsun, SİZİ, HEPİNİZİ TANIYORUZ.</p>
<p>Ne yapmaya çalıştığınızı biliyoruz.</p>
<p>Ne yapamayacağınızı da biliyoruz.</p>
<p> </p>
<p>BU DEFA KAYBEDECEKSİNİZ.</p>
<p>SİZİ, DEDELERİMİZİN SİZE TETİK ÇEKEN ŞEHADET PARMAKLARINDAKİ HAYSİYETLE YENECEĞİZ.</p>
<p> </p>
<p><a href="mailto:ahmetozcan1@yahoo.com">ahmetozcan1@yahoo.com</a></p>
<p>Haber10.com</p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/kendihalinde.wordpress.com/129/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/kendihalinde.wordpress.com/129/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/129/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/129/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/129/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/129/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/kendihalinde.wordpress.com/129/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/kendihalinde.wordpress.com/129/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/kendihalinde.wordpress.com/129/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/kendihalinde.wordpress.com/129/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/129/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/129/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/129/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/129/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/129/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/129/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=129&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/06/06/haysiyet-davasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://media.npr.org/news/specials/mideast/the_west/ottoman-17century.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">osmanlı</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>İhanet ve Beyaz Türkler</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/06/01/ihanet-ve-beyaz-turkler/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/06/01/ihanet-ve-beyaz-turkler/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Jun 2008 09:35:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efendi 2]]></category>
		<category><![CDATA[Sabatay]]></category>
		<category><![CDATA[Sabetay]]></category>
		<category><![CDATA[Soner Yalçın]]></category>
		<category><![CDATA[Yalçın Küçük]]></category>
		<category><![CDATA[avdeti]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz türk]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz türkler]]></category>
		<category><![CDATA[Dönme]]></category>
		<category><![CDATA[sabetaist]]></category>
		<category><![CDATA[sabetaycı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=127</guid>
		<description><![CDATA[İhanet ve Beyaz Türkler Geçenlerde dostlarımızla iftar yemeğine gittik. Orada yeni tanıştığımız bir dost, bir tarikat şeyhinin vekillerinden bahsederken, “bizim oralıdırlar, dedelerinden de çok Hak dostu, âlim insanlar vardır, ama güvenmem.” dedi. Merak ettik sebebini. “Dedeleri Rum’da onun için.” diye cevapladı. Bunu söyleyen dostumuzda bir karış sakallı bir adamdı… Gördük ki bir tehdit var. Bu [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=127&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><strong><span style="font-size:x-small;color:#444444;font-family:Tahoma;">İhanet ve Beyaz Türkler</span></strong></div>
<div><img style="vertical-align:middle;" src="http://image.guim.co.uk/Guardian/media/gallery/2007/oct/09/newsinternational.religion/GD4931350@Young-Turks-pose-for--7581.jpg" alt="gh" width="537" height="171" /></div>
<div><strong></strong></div>
<p><strong></strong></p>
<p><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Geçenlerde dostlarımızla iftar yemeğine gittik. Orada yeni tanıştığımız bir dost, bir tarikat şeyhinin vekillerinden bahsederken, “bizim oralıdırlar, dedelerinden de çok Hak dostu, âlim insanlar vardır, ama güvenmem.” dedi. Merak ettik sebebini. “Dedeleri Rum’da onun için.” diye cevapladı. Bunu söyleyen dostumuzda bir karış sakallı bir adamdı… </span></span></p>
<div><span style="font-family:Times New Roman;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Gördük ki bir tehdit var. Bu Dönme/Sabatay/Mason vs. kavramları yerine tam oturtulmadığından herkes kafaya göre itham edildiğinden dolayı kafalar iyice karışmış. Meseleyi açmakta fayda var. Resul (S.A.V.) “Fitne uykudadır, uyandırana Allah lanet etsin.” buyuruyor. Evet, bu artık bir fitne halini almış bulunuyor. Yine ayet-i kerimede </span></span><strong><span style="font-size:11pt;font-family:Arial;">fitne;</span></strong><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span><strong><span style="font-size:11pt;color:#000000;font-family:Arial;">katl (adam öldürme)&#8217;den daha büyük bir cürüm&#8221; olarak kabul edilmiştir.</span></strong><strong><span style="font-weight:normal;font-size:11pt;color:#000000;font-family:Arial;"> (el-Bakara, 2/191 ). </span></strong><span id="more-127"></span></span></div>
<div><span style="font-family:Times New Roman;"><span style="font-family:Arial;">Son yıllarda bir hain mi var? Hemen yapıştır! Dönme O! Ya da Sabatay (Yahudi). Tam tersi de olabiliyor. Birine bir kulp mu takacağız? Kolay! Atılacak en kolay iftira oldu bu dönme lafı. Tüm benzeri psikolojik harekâtın altında şunlar yatıyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:-18pt;line-height:150%;text-align:justify;margin:0 0 0 53.25pt;"><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';"><span>1.<span style="font-family:'Times New Roman';"> </span></span></span><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';">Tıpkı “efendi” kitabında olduğu gibi insanlarda;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:53.25pt;line-height:150%;text-align:justify;margin:0;"><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';"><span>a.<span style="font-family:'Times New Roman';"> </span></span></span><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';">Korku ve baskı duygusu oluşturmak. Bir bakıyorsunuz herkes dönme, ya da tarihte Türk yok, bizi hep bu dönmeler yönetmiş. En kötüsü de biz direnirsek bunlar bizi yok eder. İnsanlar telefonla bile konuşurken istihbarat personeli gibi davranıyor artık. Ayrıca, en eğitimlisinden en cahiline sürekli komplo teorileri üretmekte toplumumuz ve her yerden saldırı beklemekte. Burada, “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur.” sözünü de manidar bulduğumu ifade etmek isterim. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:53.25pt;line-height:150%;text-align:justify;margin:0;"><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';"><span>b.<span style="font-family:'Times New Roman';"> </span></span></span><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';">Dönmelere karşı nemelazımcılık duygusu oluşturmak. “Şunlarda dönme imiş, ne olacak ki, ne zararları var ki bu insanların.” diyor, akl’ı evvellerimiz. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:53.25pt;line-height:150%;text-align:justify;margin:0;"><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';"><span>c.<span style="font-family:'Times New Roman';"> </span></span></span><span style="font-family:'Arial','sans-serif';">Milleti acze düşürmek, bunlar her şeyi kontrol ediyor, her şey bunların elinde arkalarında ABD.; İsrail, AB. var. Öyleyse “ne yapılabilir ki!” diyor bir kısım insanlarımız. Gücün gerçek kaynağı ve yaratıcısı hatıra bile getirilmiyor. İnsanlarımızın imanı bile tartışılır duruma düşüyor.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:53.25pt;line-height:150%;text-align:justify;margin:0;"><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';"><span>d.<span style="font-family:'Times New Roman';"> </span></span></span><span style="font-family:'Arial','sans-serif';">Bilgi kirliliği oluşturmak suretiyle toplumu yanıltmak, insanlarımızın sağduyulu davranmasına engel olmak. Özellikle seçim sürecinde bariz olarak yaşandı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:53.25pt;line-height:150%;text-align:justify;margin:0;"><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';"><span>e.<span style="font-family:'Times New Roman';"> </span></span></span><span style="font-family:'Arial','sans-serif';">Toplumun karşı duruş ve direncini; yanlış, toplum ve millet menfaatine muhalif yönlendirerek, millet aleyhinde sonuçlar doğuracak kararlar verilmesini sağlamak,</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:35.25pt;line-height:150%;text-align:justify;margin:0;"><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';"><span>2.<span style="font-family:'Times New Roman';"> </span></span></span><span style="font-family:'Arial','sans-serif';">İnsanların milletine ve fertlere duyduğu güveni kırmak, daha da kötüsü hükümet, TSK, gibi en önemli kurumları toplum gözünden düşürerek işlemez hale getirmek.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:35.25pt;line-height:150%;text-align:justify;margin:0;"><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';"><span>3.<span style="font-family:'Times New Roman';"> </span></span></span><span style="font-family:'Arial','sans-serif';">Direnç merkezi oluşturabilecek zeminleri millet nezdinde madara etmek, ötesi kahraman olacak insanları imha etmek. Silahlı Kuvvetler mensuplarına yapılan son istismarlar bunun bir örneği.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:35.25pt;line-height:150%;text-align:justify;margin:0;"><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';"><span>4.<span style="font-family:'Times New Roman';"> </span></span></span><span style="font-family:'Arial','sans-serif';">İstenen şahısları delil göstermeksizin dedikodu ve ırk mülahazası ile etkisizleştirmek, bir kısmını da gereksiz bağlantılar icad ederek yüceltmek.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:-18pt;line-height:150%;text-align:justify;margin:0 0 0 53.25pt;"><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';"><span>5.<span style="font-family:'Times New Roman';"> </span></span></span><span style="font-family:'Arial','sans-serif';">Kamuoyu oluşturmak, oluşan yargıyı ve desteği istenen zeminde kullanmak.</span></p>
<p style="margin-top:6pt;text-indent:35.15pt;line-height:17pt;text-align:justify;"><span style="font-family:'Arial','sans-serif';">Gelelim meselenin dini boyutuna; bir insan Kelime-i Tevhidi kabul ettiyse, yani; “Allah’tan başka yaratıcı, emir sahibi, hüküm sahibi yoktur -reddediyorum-, Muhammed (S.A.V) O’nun kulu ve –Resulü- elçisidir.” dediyse, buna kalben inanıp diliyle ikrar ettiyse O insan Mü’mindir ve <span style="color:#000000;">İslâm dininde kardeşlik, bütünüyle akide temeline dayanmaktadır. Allah (c.c), Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de şöyle buyurmaktadır<strong> &#8220;Mü&#8217;minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin ve Allah&#8217;tan korkup sakının umulur ki esirgenirsiniz&#8221; (el-Hucurat 49/10). </strong>Âyet-i kerimeden de açıkça anlaşılacağı üzere, ancak iman bağıyla bir araya gelenler kardeş olarak kabul edilmektedirler. Buna göre yeryüzünün neresinde yaşıyor olurlarsa olsunlar, hangi dili konuşuyor olurlarsa olsunlar, hangi kavme mensup olurlarsa olsunlar veya hangi renge sahip olurlarsa olsunlar bütün mü&#8217;minler kelimenin tam anlamıyla birbirlerinin kardeşleridirler yani birbirlerinin sadık dostlarıdırlar. Bu kardeşler kendi aralarında apayrı bir topluluk oluştururlar. Kendi akidelerine saldıran veya imana karşı küfrü tercih eden kimselere -kendilerine ne kadar yakın olurlarsa olsunlar (tıpkı Bedr, tıpkı Uhud savaşlarında olduğu gibi)- asla sevgi beslemezler; bu anlamda sadece akide kardeşliğini esas tutarlar; Rablerinin şu mealdeki uyarılarını asla unutmazlar: <strong>&#8220;Allah&#8217;a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluk bulamazsın ki onlar Allah&#8217;a ve Resûlüne karşı başkaldıran kimselerle bir sevgi (ve dostluk) bağı kurmuş olsunlar bunlar ister, babaları, ister çocukları, ister kardeşleri, isterse kendi aşiretleri olsun. Onlar, öyle kimselerdir ki, (Allah) onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir&#8221; (el-Mücadele, 58/22); &#8220;Ey iman edenler, eğer imana karşı küfrü sevip tercih ediyorlarsa, babalarınıza ve kardeşlerinizi veliler (dostlar) edinmeyin. Sizden kim onları veli edinirse, işte zulme sapanlar bunlardır&#8221; (et-Tevbe, 9/23). </strong>Ayet-i Kerimelerden ve İslam Tarihindeki uygulamalardan da görüleceği üzere demek ki adam gerçek Mü’minse Yahudi demeyeceğiz, İbrani ırkından bile gelse, Ben’i İsrail bile olsa kardeşimiz.</span></span></p>
<p style="margin-top:6pt;text-indent:35.15pt;line-height:17pt;text-align:justify;"><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';">Milli boyutuna bakarsak eğer, Büyük Cihan Devletleri kurmuş ceddimiz birçok milletle, kavimle kan ve soy olarak ta karışmıştır. Bu şu manaya gelmemelidir. Karmakarışık değil, bünyesinde ve değerler manzumesinde kaybolmuş, milletimizin tüm değerlerini benimsemiş, “Türküm!” demekten utanmamış, topluluklar tarihin her devrinde “ADRİYATİK’TEN ÇİN SEDDİNE” büyük atalarımızın emir-komutasında üç kıt’ada hizmet etmiştir. Ayrıca özellikle Balkanlar’da ve Avrupa’da “TÜRK=MÜSLÜMAN” olarak kabul görmüştür. Unutulmamalıdır ki; 300 milyonluk Türk Dünyasında, -çok az bir grup boy hariç- ırk ve soy olarak Türk olmasına rağmen Müslüman olmayan Türkler, Türklüğü de reddetmektedirler. (Bulgarlar, Macarlar, Fin-Ugur toplulukları) Dolayısı ile gerçektende Türküm diyen insanların tamamına yakını aynı zamanda müslümandır da. Ne demişti S. Ahmed ARVASİ merhum “Türklüğü bedeni, İslamiyeti ruhu bilen nesiller yetiştirmek ideali” Ruh-Beden ilişkisi herkesçe malumdur ki ruhun bedeni terk etmesine ölüm diyoruz, ölüleri de kokmasınlar diye hemen gömüyoruz. Demek ki İslamla şereflenmiş büyük milletimizin Türk kimliği ile mevcudiyet ve hayat-ı idamesinin tek bir sebebi vardır, o da İslam’dır.</span></p>
<p style="margin-top:6pt;text-indent:35.15pt;line-height:17pt;text-align:justify;"><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';">Şimdi sadede geliyorum. En başa ve dostumuzun değerlendirmesine… Kendimi düşündüm.. Dedem, Düzce’nin Çele Köyü’nden Boylu Mustafa, babası Çanakkale’de şehit Halil dede, babası Şakir ağa, babası Hacı Kürt’lerin Mehmed ağası… Ben tarlalarda anacığının türkülerle büyüttüğü, dedesinin namaz sürelerini öğrettiği, yeni doğan bebelere önce Allah demenin öğretildiği, Türk Milletinin bir mensubu olmakla övünen bir köy ortamında, VATAN-MİLLET-DİN-DEVLET SEVGİSİ ile başka bir değer bilmeden büyütülmüş bir millet evladıyım. Ya beşinci göbek dedem Rum ise diye düşündüm. Ne olacak şimdi? Karabasan gibi… </span></p>
<p style="margin-top:6pt;text-indent:35.15pt;line-height:17pt;text-align:justify;"><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';">Öyle olmamalı! Damat Ferit Türk’mü? Türk… Öyleyse? Koca Mimar Sinan’da Türk değilmiş.. Demek ki kopan fırtınada büyük bir husumet, kin ve fitne var. Önleyemediğimiz her ihaneti “dönme bunlar ne yapılabilir ki?” basitliği ile izah edemeyiz. Ya da her başka kavimden gelmiş, ama bu milletle kucaklaşmış insanımızı da ihanet edebilir hezeyanı ile yarı suçlu hale getiremeyiz. </span></p>
<p style="margin-top:6pt;text-indent:35.15pt;line-height:17pt;text-align:justify;"><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';">Peki, ne yapılacak?</span></p>
<p style="text-indent:35.15pt;line-height:17pt;text-align:justify;margin:6pt 0 5pt;"><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';"><span>1.<span style="font-family:'Times New Roman';"> </span></span></span><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';">Önyargısız olunacak. Farklı köklerden gelmiş olabilir insanlar. Lozan’da ne demişiz. Müslümanlar asli unsurdur. Sadece gayri Müslimler azınlıktır ki onlarda Ermeniler, Rumlar ve Yahudiler… Peki, bunlardan hangileri azınlık? Bir daha yineliyorum gayri Müslimler, yani Müslüman olmayanlar. O zaman Yusuf HALAÇOĞLU hoca haksız mı? Hayır! Çok haklı… Çünkü O Müslüman görünüp te Müslüman olmayıp, TİKKO, DEV-SOL, PKK gibi terör örgütlerini kuran hainler ve onları yetiştiren ailelerinden bahsediyor. Yoksa masum insanları hedef almıyor ki.</span></p>
<p style="text-indent:35.15pt;line-height:17pt;text-align:justify;margin:6pt 0 5pt;"><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';"><span>2.<span style="font-family:'Times New Roman';"> </span></span></span><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';">Birileri Türk, yâda bir unsur, yâda Türk değil diye kayrılmayacak, adil olunacak. Bunu kim sağlayacak? Tabi’i ki bu ülkenin asli unsuru olan Müslüman Türk Evladı. Ne diyor Hz. Ömer; “Adalet mülkün temelidir.” Adaletin olmadığı yerde zulm vardır. Ecdada kulak vereceğiz. “Zulm ile abad olanın sonu berbad olur.”</span></p>
<p style="text-indent:35.15pt;line-height:17pt;text-align:justify;margin:6pt 0 5pt;"><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';"><span>3.<span style="font-family:'Times New Roman';"> </span></span></span><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';">Süistimallere fırsat verilmeyecek, yasalar düzgün yapılıp, takip ve kontrol edilecek, geçmişte olduğu gibi azınlık/dönme/sabatay vb. yapıların belli kurumlardaki kadrolaşmalarına fırsat verilmeyecek. Unutulmaması gereken bir ilkeyi hatırlatmak isterim. “İtimat kontrole mani değildir.”</span></p>
<p style="text-indent:35.15pt;line-height:17pt;text-align:justify;margin:6pt 0 5pt;"><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';"><span>4.<span style="font-family:'Times New Roman';"> </span></span></span><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';">Milletimiz aşağılandığı duygulardan arındırılmalı, eğitim sistemi ile Milli Kimliği ve öz güveni yeniden iade edilmeli. Çok kötü bir tanımlamayı da yeri gelmişken hatırlatmak isterim. <strong>Ermeni Kavm-i sadıka</strong> (Sadık –bağlı, itaatkâr- millet (Rum ve Yahudi’de aynı), <strong>Arap Kavm-i Necip </strong>(Asil Kavim)<strong> </strong>(Bunu söyleyenler Veda Hutbesinde (Emirdir bu hütbe), <strong>(Arabın</strong> <strong>Aceme, Acebin Araba üstünlüğü yoktur.</strong>) diye emreden Hz. Peygamberimiz, kâinatın Efendisi (S.A.V)’nden hâşâ daha dindar yâda daha çok biliyorlardı.), <strong>Türk’e de Etrak-ı bi idrak </strong>(</span><span style="font-family:'Arial','sans-serif';">idrakten, yani anlayıştan yoksun Türkler) denmesi… </span></p>
<p style="margin-top:6pt;line-height:17pt;text-align:justify;"><em><span style="font-size:11pt;font-family:'Arial','sans-serif';">(Rabbim, bunu söyleyenlerden, bu şehid evladı gazi milleti, cihangir ve cengâver, dininin sancağını taşıyan i’lay-ı kelimetullah uğrunda dünyanın dört bir yanına koşup şehid düşmüş, beşyüz yıldır da peygamberimizin (S.A.V) halifesi olan bu kahraman milleti aşağılayanlardan, incitenlerden hesap sor inşallah.)</span></em></p>
<p style="text-indent:35.15pt;line-height:17pt;text-align:justify;margin:6pt 0 5pt;"><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';"><span>5.<span style="font-family:'Times New Roman';"> </span></span></span><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';">Gelecek nesillere yetişmelerinde hedef, amaç ve milli mefkûre verilmeli. Bu değerler manzumesi nereden alınacak? (Önem ve öncelik sırasına göre;)</span></p>
<p style="text-indent:-18pt;line-height:17pt;text-align:justify;margin:6pt 0 5pt 67.4pt;"><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';"><span>a.<span style="font-family:'Times New Roman';"> </span></span></span><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';">Dinimizden (Kur’an-Kerim, Sünnet-i Seniyye)</span></p>
<p style="text-indent:49.4pt;line-height:17pt;text-align:justify;margin:6pt 0 5pt;"><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';"><span>b.<span style="font-family:'Times New Roman';"> </span></span></span><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';">Milli tarihimizden damıtılan tecrübe ve sonuçlardan, tarihimizin emrettiği bağlardan, sorumluluklarımızdan,</span></p>
<p style="text-indent:-18pt;line-height:17pt;text-align:justify;margin:6pt 0 5pt 67.4pt;"><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';"><span>c.<span style="font-family:'Times New Roman';"> </span></span></span><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';">Milli kültür ve değerlerimizden, ahlakımızdan, kendi estetiğimizden,</span></p>
<p style="text-indent:49.4pt;line-height:17pt;text-align:justify;margin:6pt 0 5pt;"><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';"><span>d.<span style="font-family:'Times New Roman';"> </span></span></span><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';">Yaşadığımız coğrafya ve çevre faktörlerden, stratejik konumumuzun dayatma ve kolaylıklarından, dünyanın şekillendiği koşullardan,</span></p>
<p style="text-indent:49.4pt;line-height:17pt;text-align:justify;margin:6pt 0 5pt;"><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';"><span>e.<span style="font-family:'Times New Roman';"> </span></span></span><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';">Çağın icabı, ilim ve fennin tekâmülü, teknolojinin kullanımı ve geliştirilmesinden, (İlmin ateşine bigâne kalanlar, o ateşte yanar. M. Kemâl ATATÜRK) </span></p>
<p style="text-indent:49.4pt;line-height:17pt;text-align:justify;margin:6pt 0 5pt;"><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';"><span>f.<span style="font-family:'Times New Roman';"> </span></span></span><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';">Evrensel insanlık değerlerinden, ahlak kurallarından. (Unutmayalım ki, yaratılanı severiz yaratandan ötürü. Çünkü O, yarattığı insana kendinden hususiyetler bahşetmiştir. Bir yerli kabilede bile çok güzel hususiyetler bulabilirsiniz.)</span></p>
<p style="text-indent:-18pt;line-height:17pt;text-align:justify;margin:6pt 0 5pt 67.4pt;"><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';"><span>g.<span style="font-family:'Times New Roman';"> </span></span></span><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';">Gelecekteki milli hedefler ve menfaatlerimizden,</span></p>
<p style="text-indent:49.4pt;line-height:17pt;text-align:justify;margin:6pt 0 5pt;"><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';"><span>h.<span style="font-family:'Times New Roman';"> </span></span></span><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';">Düşmanlarımızın duruş, husumet ve taarruzlarından, bunlara karşı alacağımız tedbirlerden,</span></p>
<p style="margin-top:6pt;text-indent:49.4pt;line-height:17pt;text-align:justify;"><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';">Yukarıdaki maddeler arttırılabilir, sırası kişilere göre değişir. Ancak, mutlaka bunları içermelidir. </span></p>
<p style="margin-top:6pt;text-indent:49.4pt;line-height:17pt;text-align:justify;"><span style="color:#000000;font-family:'Arial','sans-serif';">Sözün özü, Milletimizi paranoyak hale getirmeye, yel değirmenleri ile savaştırmaya gerek yoktur. Bu tuzak gerçek hedeflerden, ulvi gayelerden, ufukların ötesinde ulaşmamız gereken topraklar ve kardeşlerimizden bizi kopartacak ve güdükleştirecektir. Çünkü bu fitne bizim bir kez daha birbirimizi yememize neden olac</span></p>
<p style="margin-top:6pt;text-indent:49.4pt;line-height:17pt;text-align:justify;"><span style="font-family:'Arial','sans-serif';"><strong>(E) Topçu Yarbay Halil MERT </strong></span><strong><span style="font-family:'Arial','sans-serif';">Strateji ve Uluslar arası İlişkiler Uzmanı</span></strong></p>
<p> </p>
<p></span></div>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/kendihalinde.wordpress.com/127/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/kendihalinde.wordpress.com/127/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/127/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/127/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/127/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/127/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/kendihalinde.wordpress.com/127/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/kendihalinde.wordpress.com/127/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/kendihalinde.wordpress.com/127/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/kendihalinde.wordpress.com/127/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/127/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/127/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/127/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/127/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/127/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/127/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=127&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/06/01/ihanet-ve-beyaz-turkler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://image.guim.co.uk/Guardian/media/gallery/2007/oct/09/newsinternational.religion/GD4931350@Young-Turks-pose-for--7581.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">gh</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Oray Eğin Sabetayist Bir Aileden mi?</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/12/11/oray-egin-sabetayist-bir-aileden-mi/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/12/11/oray-egin-sabetayist-bir-aileden-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Dec 2006 03:01:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efendi 2]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>
		<category><![CDATA[Sabatay]]></category>
		<category><![CDATA[Sabetay]]></category>
		<category><![CDATA[Soner Yalçın]]></category>
		<category><![CDATA[Yalçın Küçük]]></category>
		<category><![CDATA[lutfi özkök]]></category>
		<category><![CDATA[oray eğin]]></category>
		<category><![CDATA[sabataist]]></category>
		<category><![CDATA[sabetaycı]]></category>
		<category><![CDATA[sabetayist]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/2006/12/11/oray-egin-sabetayist-bir-aileden-mi/</guid>
		<description><![CDATA[Bugün sabah Sky-Turk Tv kanalinda, cok muhterem Yalçın Küçük beyleri dinlerken kendisinin ilk defa bana bu kadar sevimli geldigini hissettim. Neden derseniz&#8230; Efendim hepinizin malumatinda olan bir site vardi&#8230; Su son gunlerde aktif olmayan, adi orienternet.de olan hani&#8230; Orada bir isim Lutfi Özkök &#8230; Sn. Faruk bey tarafindan sabataist olarak bu isim listeye alinmis ve [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=124&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img style="vertical-align:middle;" src="http://www.habermanset.net/resim/47866436.jpg" alt="oo" width="238" height="181" /></p>
<p>Bugün sabah Sky-Turk Tv kanalinda, cok muhterem Yalçın Küçük beyleri dinlerken kendisinin ilk defa bana bu kadar sevimli geldigini hissettim.</p>
<p>Neden derseniz&#8230;</p>
<p>Efendim hepinizin malumatinda olan bir site vardi&#8230;</p>
<p>Su son gunlerde aktif olmayan, adi orienternet.de olan hani&#8230;</p>
<p>Orada bir isim <strong>Lutfi Özkök</strong> &#8230;<span id="more-124"></span></p>
<p>Sn. Faruk bey tarafindan sabataist olarak bu isim listeye alinmis ve resmi konulmustu&#8230;</p>
<p>Ama ne yazik site yamuldugu icin gormek isteniz bile goremiyeceksiniz&#8230;</p>
<p>Lutfi Özkök&#8230; Hani su Isvec&#8217;te yasayan&#8230; 1923 dogumlu ve bir isvecli ile evli olan fotograf sanatcimiz&#8230;</p>
<p><img style="width:650px;height:219px;" src="http://img149.imageshack.us/img149/8706/lutfisx4.jpg" alt="" width="650" height="219" align="middle" /><br />
<span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"><a href="http://img149.imageshack.us/img149/8706/lutfisx4.jpg">http://img149.imageshack.us/img149/8706/lutfisx4.jpg</a></span></p>
<p><span style="font-size:xx-small;"><a href="http://www.metacafe.com/watch/335923/yal_n_k_k/"></a></span></p>
<p>Gecelim&#8230;</p>
<p>Ve mevzumuza gelelim&#8230;</p>
<p>Cok saygideger bilim adamimiz Yalcin Kucuk Bey, ilginç bir inci döktü ağzindan&#8230;</p>
<p>Ne mi?</p>
<p>Bu Lutfi Özkök bey, cok saygideger kankagillerden Oray Eğin beylerin buyuk dayisi olurmus&#8230;<br />
Aaaaaaaa demeyin hemen&#8230;</p>
<p>Gurkan beyler, Yalcin Kucuk beylere Oray&#8217;in dayisimi varmis diye sorarken Yalcin Kucuk Beyler&#8217;in kivirtarak mevzu degistirme sahnesini gormenizi isterdim&#8230;</p>
<p>Simdi Bu LUTFI ÖZKÖK&#8230;</p>
<p>Oray&#8217;in Buyuk Dayisi ise, ki Yalcin Kucuk oyle dedi&#8230;</p>
<p>İnanmiyorsaniz buyrun tiklayin ve izleyin neler demis nasil demis&#8230;</p>
<p><span style="font-size:xx-small;"><strong><a href="http://www.dailymotion.com/yalcinkucuk/video/10401195">Video İçin Tıkla</a></strong><br />
</span></p>
<p>Ve bu buyuk dayı&#8217;nın ismi ve resmi orienternet.de sitesinde daha önce sabataist olarak yayinlandiysa&#8230;</p>
<p>Ki bu site oldukça güvenilirse!!!&#8230; Eğer güvenilir olmasa Sn. Soner Yalçın Bey, Beyaz Müslümanları desifre ederken Efendi -2 isimli kitabının 471. sayfasinda bu siteyi ve o siteye bağlı yayın yapan Sabatay Forumunu kaynak diye gösteriyorsa&#8230;</p>
<p><strong>Oray Eğin Beyler acaba NE OLA Kİ ?</strong></p>
<p><strong>Merak işte bizimkisi&#8230;</strong></p>
<p><strong><a href="http://www.dailymotion.com/yalcinkucuk/video/10401195"><span style="color:#ff0000;">Video İçin Tıkla</span></a></strong></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/kendihalinde.wordpress.com/124/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/kendihalinde.wordpress.com/124/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/124/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/124/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/124/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/124/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/kendihalinde.wordpress.com/124/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/kendihalinde.wordpress.com/124/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/kendihalinde.wordpress.com/124/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/kendihalinde.wordpress.com/124/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/124/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/124/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/124/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/124/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/124/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/124/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=124&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/12/11/oray-egin-sabetayist-bir-aileden-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>16</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.habermanset.net/resim/47866436.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">oo</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://img149.imageshack.us/img149/8706/lutfisx4.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Sebataylar ve Mum Söndü</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/12/08/sebataylar-ve-mum-sondu/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/12/08/sebataylar-ve-mum-sondu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Dec 2006 18:24:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>
		<category><![CDATA[Sabatay]]></category>
		<category><![CDATA[Sabetay]]></category>
		<category><![CDATA[avdeti]]></category>
		<category><![CDATA[Dönme]]></category>
		<category><![CDATA[mum söndü]]></category>
		<category><![CDATA[sabataist]]></category>
		<category><![CDATA[sabataycı]]></category>
		<category><![CDATA[sabetay sevi]]></category>
		<category><![CDATA[sabetaycı]]></category>
		<category><![CDATA[sebatay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/2006/12/08/sebataylar-ve-mum-sondu/</guid>
		<description><![CDATA[Bektaşi Urbasındaki Sebataylar ve Mum Söndü 07.12.2006 Yazar: Yusuf Gezgin www.aktifhaber.com   Her alanı kontrol etme hırsındaki Sebatayların pek çoğu (güya) ihtida ederken en rahat hareket alanı sunan Bektaşi toplulukları içinde gizlenmeyi tercih etmişler, bir tasavvuf, sevgi, insanlık yolu olan Bektaşiliği de deforme etmişlerdir. “Ali-siz Alevilik” gibi yaklaşımlarda bunların rolü olduğunu düşünüyorum. Provokatif olaylarla sürekli beslenen [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=123&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h5><span style="font-family:Arial;">Bektaşi Urbasındaki Sebataylar ve Mum Söndü 07.12.2006 </span></h5>
<p style="margin:0;"><img style="width:303px;height:156px;" src="http://www.sehirtiyatrolari.com/museum/43-44--mum-sondu-02.jpg" alt="fff" width="303" height="156" align="middle" /></p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;">Yazar: <strong>Yusuf Gezgin</strong> </span><a href="http://www.aktifhaber.com/"><span style="font-family:Times New Roman;">www.aktifhaber.com</span></a></p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;"> </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><span style="font-family:Arial;">Her alanı kontrol etme hırsındaki Sebatayların pek çoğu (güya) ihtida ederken en rahat hareket alanı sunan Bektaşi toplulukları içinde gizlenmeyi tercih etmişler, bir tasavvuf, sevgi, insanlık yolu olan Bektaşiliği de deforme etmişlerdir. “Ali-siz Alevilik” gibi yaklaşımlarda bunların rolü olduğunu düşünüyorum. Provokatif olaylarla sürekli beslenen Alevi-Sünni gerilimi de Sebatayların kullandığı malzemelerdendir. <span id="more-123"></span></span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">İnsan ve dost canlısı, kalender bir İslam yorumu olan Türk Aleviliğini toplumun diğer kesimlerine karşı geren Sebataycılar mezhep endeksli cepheleşmeyi sürekli körüklemişlerdir. </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Son yıllarda güç kaybeden Sebataylar ülkenin kaderine hükmeden stratejik noktaları tutmakta zorlanmaktadırlar. Kara Türklerin her alanda artan etkinliğini ve uyanışını kıramamaktadırlar. Buna çözüm olarak Alevilere yatırım yapmaktadırlar. </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Yorum farkından dolayı dini duyarlılıkları daha az olan Aleviler laik-çi cephenin ana malzemesi olarak sunulmakta; körüklenen düşmanlıklarla bu kesim Sebataycıların etki alanında tutulmaya çalışılmaktadır. Her türlü milli, dini gelişmeye muhalefet etmede, Bektaşileri öne süren Sebataylar gerçekte kendi politikalarını uygulamaktadırlar. </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Nüfus artışında ciddi problemler yaşayan, kendi gençlerini Türkiye’nin hayati müesseselerine yönlendirmekte ve oralarda tutmakta sıkıntı çeken ve bu nedenle sürekli mevzi kaybeden Sebataylar bu açıklarını Alevi kesimle ve kontrol edebildikleri diğer kripto ecnebilerle doldurmaya çalışmaktadırlar. Bu nedenle Alevi vatandaşlarımızın devletin en kritik kurumlarına girmeleri ve oralarda tutunmaları için yol açmaktadırlar. Ne var ki Aleviler de Anadolu evladı ve Karatürktürler. Bu nedenle Alevilere güvenin ve dayanmanın bir sınırı vardır. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"><strong>Hassas kurum ve kuruluşlarda en tepe noktalara kendileri yerleşirken Alevi kökenlileri ancak bir noktaya kadar çıkartmakta, oradan öteye yol vermemektedirler. Böylece hem en tepeleri tutmaya devam etmekte, hem de altlarını boş bırakmamaktadırlar. Yani Alevileri dolgu malzemesi olarak kullanmaktadırlar.</strong></span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Sabetaycı Yahudiler Alevilerin içine 19.-20. yüzyıldan itibaren sızmış, Alevilerin güvenini kazanarak temel öğretilerini değiştirmiş, Alevilik tarihi kitapları yazarak Aleviliği mecraından saptırmışlardır. A</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">levi gençlerin pek çoğunu kültürel değerlerinden kopararak rijit, protest birer ateist haline getirmeyi başarmışlardır. </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Toplumda yanlış olarak Bektaşilere mal edilen <strong>“mum söndü” olayı da aslında Sebataylara ait dini bir ritüeldir. </strong></span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">“Dört Gönül Bayramı” veya “Mum Söndü” diye de bilinen Kuzu bayramı 22 Adar&#8217;da (Mart) yapılır. Her sene kuzu eti ilk defa bu bayram münasebeti ile ve hususi merasimle yenir. Bu merasimde en aşağısı ikisi erkek ikisi kadın olmak şartıyla evli dört kişinin bulunması lazımdır. Bu çiftlerin sayısı artırılabilir. Kadınlar iyi giyinmiş ve süslenmiş oldukları halde sofra hizmetinde bulunurlar. Yemekten sonra biraz eğlenilir ve muayyen zamanda ışıklar söndürülerek karanlıkta kalınır&#8230; </span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Bu bayram vesilesi ile doğacak çocuklar bir nevi kutsiyeti haiz tanınırlar.” (Gövsa, Sabatay Sevi, S. 64) Ilgaz Zorlu da “toplu seks ve mum söndü olayının Tanah&#8217;taki birtakım dualardan kaynaklandığını” vurgulamakta, (Zorlu, Evet Ben Selanikliyim, S.51), hatta;  “bazı Sabataycı din adamlarının Lut örneğinden hareketle ensest ilişkiyi meşru kabul eden kararlar verdiklerini” ifede etmektedir. (Zorlu, a.g.e.S.62) </span></strong></p>
<p><strong></strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">“Mum söndü”yü Sebataycılar “Sevi Mesih”in gelmesi için dini bir rükün olarak yapmaktadırlar. İnançlarına göre günahlar ne kadar yayılırsa kurtarıcı Mesihin gelmesi o kadar kolaylaşacaktır. Bundan dolayı ahlaksızlıkların ve dejenerasyonun arkasında bu kesim bulunmaktadır.  </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Alevilik İslamın bir yorumudur. Gerçek dedeler Hz. Ali evladıdırlar. Dedelerin soyları yakın zamana kadar tutulmakta ve bilinmekte idi. Ancak son 100-150 yıldır Sebataycıların bu kesime yönelmesinden sonra bu silsilede de karışıklılar olmuştur. Pek çok Alevi derneğinin başına, Bektaşi tekkelerine dede olduğunu iddia eden Sebataylar geçmeye başlamıştır. </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Aleviler inançları ve gelenekleri ile oynanarak istismara açık hale getirilmişlerdir. Alevi kardeşlerimizin; inançlarını tahrip ederek kendilerini toplumun diğer kesimleriyle kavgalı hale getiren yabancı unsurlarla mücadele etmeleri, istismar edilmekten kurtulmaları ve gerçek Aleviliğe yönelmeleri gerekmektedir.</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"><strong>Bu yaziya bir baska blogtan şerh:</strong></span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"><strong><em><span style="font-size:small;color:#cc0000;font-family:Verdana;">Alevilik, ya</span></em></strong><strong><em><span style="font-size:small;">ni “Anadolu Aleviligi” denilen sazli-sozlu<span> </span>Hurufiligi “Islamin bir yorumu” saymasi haricinde itiraz noktasi olmayan bir yazi; “Sabataist sizma” ancak boyle “Islami yorumlara” sizar, bunuda burada gorduk… Bir ilave de yapmak isterim; Bu hurufistler ile Sia’nin “galat” olanlarinin uzerinde “galat”liklarina yolacan, Sabatayist degil Yahudi tesiri vardir. Sapla saman karistirilmasin diye eklmek istedim.<br />
<a href="http://oylesinelaf.blogspot.com/">http://oylesinelaf.blogspot.com/</a></span></em></strong></span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">**********************************************************************************************************************************************</span></p>
<div></div>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"></p>
<p style="margin:0;"><span style="font-family:Times New Roman;"><span class="postbody"><strong>MUM SÖNDÜ</strong> </span></span></p>
<p style="margin:0;"><span style="font-family:Times New Roman;"></span></p>
<p style="margin:0;"><span style="font-family:Times New Roman;"></span></p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;"><span class="postbody">Bu söylencenin gerçek mucidleri ise bildiğiniz üzere MASONLAR&#8217;dır. İSRAİLOĞULLARI&#8217;dır. Bu mum söndü halen uygulanmaktadır, İşte mum söndü ile ilgili gerçekler; </span></span></p>
<div><span style="font-family:Times New Roman;"><span class="postbody">*** </span><br />
<span class="postbody">Önce dönmeliğin ne demek olduğunu açıklayıp daha sonra da Yahudi dönmeleri tarafından &#8220;adar-kuzu bayramı&#8221; olarak anılan mum söndüye açıklık getirelim. Yahudi dönmelerin mesih kabul ettikleri Sabatay Sevi, 17. yüzyılın sonlarına doğru Kudüs&#8217;e yapmış olduğu seyehatte, ikinci mesih kabul edilen Nathan&#8217;la tanıştı. Nathan kudüste çok iyi tanındığından kendisinin peygamber, Sevi&#8217;nin de mesih olduğunu Yahudi halkına ilan etti. Bu hususta vahiyler aldıklarını, İsrailoğulları&#8217;na inandırdılar. Nathan&#8217;ın sahte peygamberliği ve Sevi&#8217;nin mesihliği o yıllarda vatansız olan ve dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşayan yahudilere hızla yayıldı. Kudüsten izmire dönen sabatay sevi, nathan&#8217;ın kendisinde verdiği büyük destekle, Osmanlı Padişahını devirme planları yapmaya koyuldu. Sevi&#8217;nin yapmış olduğu bu gizli planı haber alan Osmanlı idaresinin yetkilileri (osmanlının istihbarat gücü, bilinmeyen bir nedenden ötürü çok yüksekti) bu sahte mesihi izmirden istanbul&#8217;a getirterek Sultan&#8217;ın huzuruna çıkardılar. kAdı ve şeyhülislam önünde ya padişah fermanı ölümü, ya da tövbe etmeyi tercih etmekle karşı karşıya kalan <strong><span style="color:#ff0000;">Sabatay Sevi, Yahudiliği bırakıp İslamiyeti kabullenerek ölümden kurtulur&#8230;</span></strong> </span></span></div>
<p><span style="font-family:Times New Roman;"><span class="postbody">Bu dönmelik anında &#8220;mehmet aziz efendi&#8221; adını alan sabatay sevi, böylesi göstermelik teba değiştirmesiyle <strong>kabbalacılığın</strong> ilk temsilcisi sayılmıştır. Kabbalacılık bir toplumun göstermelik din v miliyet değiştirerek, gerçekte gizlilik içerisinde kendi dünya görüşünü sürdürmesidir. </span></p>
<p><span class="postbody">&#8230; </span></p>
<p><span class="postbody">Yahudi dönmelerin ilk yerleşim merkesleri İzmir, İstanbul ve Edirne olmuştur. İzmir Kudüsten sonra sabatay sevinin hayatındaki önemli bir yer olduğundan, dönme ailelerin buraya yerleşmelerinden doğal ne olabilir ki? İzmir de ve İstanbulda halen varlıklarını sürdüren (existance) bu aileleri Kapancılar, Karakaşlar, Yalmanlar, İzmirliler ve İpekçiler olarak tanımlayabiliriz. Kapancı, Yalman ve İpekçiler evlilik yoluyla içlerinde çözülmeler oluşmuşsa da, Karakaşlar kabbala geleneklerine halen sıkı sıkıya sarılmaktadırlar. <strong><span style="color:#ff0000;">Yahudi dönmelerin </span></strong>önderi Sabatay Sevi, bütün günahları mübah saydığından “mum söndü ayinleri&#8221; onunla başlamıştır. Günah teorisinin önderi Sevi&#8217;nin kendi müritlerine ilan ettiği &#8220;eş değiştirme&#8221; mum söndü ayini, Yahudi yayın kuruluşu ŞALOM gazetesinden şöyle anlatılmakta: </span></p>
<p><span class="postbody"><strong>&#8220;Bu bayram yahudilere düşman olanların koz olarak kullandıkları bir kutlama günüdür. Bu bayramda kutlama gecesi için katılanların mutlaka evli olmaları gerekir. Bekar olanlar erkek veya kız hiçbir şekilde kabul edilemez. Hatta bu bayram hakkında bekarlara bilgi dahi verilmez. O geceye katılan evli çiftleren şık giysilerini giyerler. Hanımlar kıymetli takılarının yanında, ziyafet masasındaki eşlere servis yaparlar. Bir müddet sonra hep birlikte eğlenildikten sonra, mum söndü ayinine geçilerek bütün ışıklar söndürülür. Evli çiftlerden kadın ve erkek istediğini tercih etmekte serbesttir.&#8221;</strong> </span></p>
<p><span class="postbody">Sabatay Sevinin ardından Judah Toba Levi ile bu sapkın ayin bu günlere kadar ulaşmıştır. Mum söndü &#8220;22 adar&#8221; bayramı olarak halen kutlanılmaktadır. Artık sabayat Sevi ve Judah TOba dünyayı terk-i salat ettiklerinden, yeni nesiller bu mum söndünün en alasını yaparak, atalarının ilkelerine bağlılıklarını ispatlamaktadırlar. </span></p>
<p><span class="postbody">Hristiyanlarda noel Aralık ayınınson haftasına rastgeldiğine göre &#8220;Adar 22&#8243; bir önceki haftadır ki bu tarih Yahudi dönmelerinin mum söndü ayinlerinin kutlandığı günlere tesanüd eder. 1995 Aralık ayına kadar bu ayini Türkiyede Ca. ailesi düzenlemiş, organizasyonlarını yapmıştı. Ca. kardeşlerden madenci ve mason Tony Ca.&#8217;nin eşleri Sedef Hanım kabbalacılığı ele alarak, İstanbul gecelerinde atalarının günah teorisi mum söndüyü, en modern bir şekilde tertiplemeyi ilke edinmişti. </span></p>
<p><span class="postbody">Zaman zaman bekarlarında bu törene katılması istenmiş ve bekarlar için de &#8220;mum söndü” ayini yapmak için &#8220;muta nikahı&#8221; ön görülmüştür. Ülkemizdeki manevi değerleri yıkmaya ant içmiş yahudi dönmeleri ve mason ailelerin gençleri, son yıllarda &#8220;saokın tarikatı &#8220;adıyla bir grup oluşturup, başkanlığına da Serhan Ç.&#8217;i getirirler. Kızıl imam lakablı Serhan Ç. bütün eylemlerini Ziya S.&#8217;le birlikte yürütmüşlerdir. Bir dönem İstanbul üniversitesi işletme bölümünde okuyan Serhan Ç., Ulus&#8217;taki evini sapkın tarikatının karanlık işleri için üs olarak kullanmıştı. Tarikatın güzel konuklar sitesi *.Blok No:* Ulus&#8217;taki tekkesi, mason çocukları ve yahudi dönmelerinden teşekkül etmiştir. Bu tarikat tanınmış ailelerin kız çocuklarını (yahudi dönmesi ve mason) kendi tarikatlarına üye yapmayı prensip edinmektedir. Bekarlar için &#8220;muta&#8221; nikahı kıyarlar. Artık bunlar yasal olarak bekar olsalarda mutaya göre evlidirler. Bu tarikata göre hiçbir eş birbirleriyle 1.5 yıldan fazla evli kalamaz. Muta nikahı evlileri tarikat başı Serhan Ç.&#8217;in emriyle eş değiştirebilir. </span></p>
<p><span class="postbody"><strong><span style="color:#ff0000;">Buradaki yazılarımda bazı aileleri mutazarrır etmek istemediğimdn, lise çağında olan genç kızlarımızın isimlerini açıklamak da istemiyorum&#8230;</span></strong> </span><br />
<span class="postbody">Bütün bu gayri ahlaki durumların mucidi olan siyonist felsefe ve masonizm Türkiyemizin olduğu kadar, dünya ahlakının da en büyük tehlikesidir. Ne demek adar bayramı? Ne demek muta nikahı? böylesi kabbalacı yahudi dönmesi mum söndü ayinleri ve muta nikahlarıyla bu ülkeyi taciz etmeye hiçbir toplumun hakkı yoktur&#8230; Yahudi Hahambaşları &#8220;Yahudi ırkı en üstün ırktır&#8221; diye fetva vereceğine, çıksın bu dönmelerin sorumluluğunu da üzerine alarak bunlara savaş açsın. Ama neden <strong><span style="color:#00008b;">Neve Şalom&#8217;dan </span></strong>çıkıp başlarını ağrıtsınlar ki? Nasıl olsa bu pisliği Türkiye çekiyor. İsrailoğullarının kurdukları siyonizme bağımlı mason locaları, o ülkelerin sırtında hamutlu semer olmuşsa, dünya yansa kafalarına takmazlar. Biliyorlar ki zaman denen acımasız takvim &#8220;siyonizm&#8221; den yana ibre göstermekte. Bir şeyi unutuyorlar, asırlar öncesi vatansız kalmışlardı. <strong><span style="color:#ff0000;">Yarım asır önce küçük devletlerini kurup palazlandılar. Dünya&#8217;ya kargaşa teorisini masonizmle sokayım derken yeniden vatansız kalırlarsa hiç şaşırmasınlar&#8230; </span></strong></span></p>
<p><span class="postbody">Süleyman Yeşilyurt.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"><strong>Bu yazi</strong> <a href="http://www.turkstudent.net/">www.turkstudent.net/</a> <strong>forumlarindan aktarmadir.</strong></span></p>
<p> </p>
<p></span></span></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/kendihalinde.wordpress.com/123/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/kendihalinde.wordpress.com/123/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/123/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/123/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/123/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/123/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/kendihalinde.wordpress.com/123/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/kendihalinde.wordpress.com/123/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/kendihalinde.wordpress.com/123/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/kendihalinde.wordpress.com/123/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/123/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/123/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/123/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/123/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/123/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/123/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=123&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/12/08/sebataylar-ve-mum-sondu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>125</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sehirtiyatrolari.com/museum/43-44--mum-sondu-02.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">fff</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Yalçın Küçük Sabetaycıların Kuklası mı ?</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/12/08/yalcin-kucuk-sabetaycilarin-kuklasi-mi/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/12/08/yalcin-kucuk-sabetaycilarin-kuklasi-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Dec 2006 13:37:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Sabatay]]></category>
		<category><![CDATA[Sabetay]]></category>
		<category><![CDATA[Yalçın Küçük]]></category>
		<category><![CDATA[avdeti]]></category>
		<category><![CDATA[Dönme]]></category>
		<category><![CDATA[ibraniler]]></category>
		<category><![CDATA[ihtida]]></category>
		<category><![CDATA[sabataizm]]></category>
		<category><![CDATA[sabataycı]]></category>
		<category><![CDATA[sabatayizm]]></category>
		<category><![CDATA[sabetay sevi]]></category>
		<category><![CDATA[sabetaycı]]></category>
		<category><![CDATA[sabetayist]]></category>
		<category><![CDATA[sabetayizm]]></category>
		<category><![CDATA[siyon]]></category>
		<category><![CDATA[siyonizm]]></category>
		<category><![CDATA[Soner Yalçın]]></category>
		<category><![CDATA[yahudi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/2006/12/08/yalcin-kucuk-sabetaycilarin-kuklasi-mi/</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Prof.Dr.Yalçın Küçük Deşifre ettiğini iddia ettiği İbrani asıllı Sabataycıların kuklası olabilir&#8221; Madem ortaya Sabataycılık hakkında bir iddia atıyoruz o halde ,işe;&#8221;Sabataycılık nedir?&#8221; sorusunu yanıtlamakla başlamalıyız. Sinem Karaağaça göre Sabbatai Zvi(Sabatay Sevi); &#8220;1626 Yılında İzmir&#8217;de Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Sabetay Sevi 1665 yılında kendisinin Tevrat&#8217;ta beyan edilen ve dünyaya gelip &#8220;vadedilen topraklar&#8221; da [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=122&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin:0;"><span class="postbody"><span style="font-family:Times New Roman;"><span style="font-size:13.5pt;">&#8220;Prof.Dr.Yalçın Küçük Deşifre ettiğini iddia ettiği İbrani asıllı Sabataycıların kuklası olabilir&#8221;</span> </span></span></p>
<p><span class="postbody"><span style="font-family:Times New Roman;"><img style="width:293px;height:411px;" src="http://img133.imageshack.us/img133/488/kuklssavi2.jpg" alt="sdsad" width="293" height="411" align="middle" /></span></span></p>
<p><span style="font-family:Times New Roman;"><span class="postbody">Madem ortaya Sabataycılık hakkında bir iddia atıyoruz o halde ,işe;&#8221;Sabataycılık nedir?&#8221; sorusunu yanıtlamakla başlamalıyız. <span id="more-122"></span></span></span><span style="font-family:Times New Roman;"><span class="postbody">Sinem Karaağaça göre Sabbatai Zvi(Sabatay Sevi); &#8220;1626 Yılında İzmir&#8217;de Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Sabetay Sevi 1665 yılında kendisinin Tevrat&#8217;ta beyan edilen ve dünyaya gelip &#8220;vadedilen topraklar&#8221; da Yahudiliği tekrar hakim kılacak olan Mesih (İsa) olduğunu iddia etti. Bir din adamı olan Sevi&#8217;yi başka Yahudi din adamları da kabul edip destekleyince büyük bir Yahudi kitlesi onun arkasına takıldı ve devletlerinin de olmamasının acısıyla bu amaca giden yolda ve Siyonizmi ortaya çıkaracak süreçte onu desteklediler.Kudüs&#8217;teki Yahudi önde gelenleri Sevi&#8217;yi desteklemedikleri gibi, onu dinlerini bozan bir düzenbaz olarak gördüler ve Osmanlı Sarayına şikayet ettiler. &#8230;. &#8221; </span><span class="postbody">İşte bu günlerde medyayı elinde bulunduran yahudi asıllı sabataycıların bu denli büyük yerlere gelme sebebi ;İsraildeki yahudilerin ziona ulaşma(siyonizm) tutkularıyla taban tabana örtüşmektedir.Çünkü İsrail yahudilerin arz-ı mevudu (onlara göre vaad edilmiş toprakları) kudüs ve çevresindeki kutsal topraklar ise; Türkiyedeki ibraniler için de şu an üzerinde bulunduğumuz topraklardır. </span></p>
<p><span class="postbody">Sabataistler, Modern Türkiye tarihinin hem sahne önündeki flaş aktörleri hem de sahne ardındaki yapımcı ve yönetmenleridir. Osmanlı&#8217;nın yıkılışında oynadıkları rolle onun yerine yeni rejimin kuruluşunda oynadıkları rol, belirgin bir sebep-sonuç ilişkisine sahiptir. Günümüz Türkiyesi&#8217;nde, tüm köşe başlarını kapmış olmaları tesadüf değildir. </span></p>
<p><span class="postbody">Öteden beri &#8220;Dönmelik&#8221; olarak bilinen Sabataizm, İzmirli bir hahamken tüm dünya Yahudileri&#8217;nin kurtarıcısı (mehdi) olduğu iddiasıyla ortaya çıkan Sabatay Zvi&#8217;nin adına nisbet edilir. Döneminin Yahudi dünyası içerisinde de marjinal ve Yahudilik&#8217;ten sapmış (heretik) bir gurup olarak kabul edilen Sabataycılar, Osmanlı döneminde hep Müslüman adları alarak içten Yahudi oldukları halde dıştan Müslüman gibi göründükleri için &#8220;dönme&#8221; adıyla anıla gelmişlerdir. Bu isim onlar Yahudilik&#8217;ten İslam&#8217;a döndükleri için değil &#8220;dönmedikleri&#8221; için verilmiştir. Değilse İslam&#8217;da &#8220;ihtida&#8221; müessesesi vardır ve samimi olarak İslam&#8217;a giren kimse, yedi sülalesi Müslüman olan biriyle din katında eşittir. Bu nedenle Ermeni, Rum Ortodoks ve hatta Yahudi iken sonradan &#8220;Allah&#8217;a teslimiyeti&#8221; (=İslam) din olarak seçen hiç kimseye &#8220;dönme&#8221; adı verilmemiştir. </span></p>
<p><span class="postbody">Yahudiliğin Hurûfî, mistik, gizemli ve simgeci yorumu olan Kabala ekolü bilinmeden Sabataizm bilinemez. Çünkü Sabataizm, Kabalacı metinlerin daha marjinal ve militan bir yorumu olan Zohar ekolünün ürünüdür. İlginç olan husus, İsrail devletini İslam topraklarının bağrına bir bıçak gibi saplayan Siyonizm de, Sabataizm gibi Zohar ekolünden doğmuştur. Yani Siyonizm ve Sabataizm, aynı annenin iki memesinden emen ikiz kardeştirler. Bu nedenle ikisi de makyavelist, maskeli, çıkarcı ve sinsidir. İkisi de &#8220;ibâhî&#8221;dir. Konunun yüzyılımızdaki en büyük Müslüman uzmanı olan Prof. Dr. Abdulvahhab el-Mesiri&#8217;nin isabetli teşhisiyle ikisinin kendisinden doğduğu kaynağın temel felsefesi &#8220;küresel değersizleştirme&#8221;dir. </span></p>
<p><span class="postbody">İşte niteliklerini ve kökenini yukarıda kısaca dile getirmeye çalıştığımız Dönmeler -namı diğer Sabataistler- yüzyıllardır insanımızın zihninde yer eden &#8220;dönmeler dönmezler&#8221; özdeyişini doğrulayarak bir kez daha atağa geçtiler. </span></p>
<p><span class="postbody">İslam&#8217;a karşı &#8220;küreselleşme&#8221; adı altında küresel bir savaşa girişen ABD&#8217;deki &#8220;kıyametçi&#8221; Hıristiyan fanatiklerle Yahudi fanatikler el ele vererek dünyayı haraca kesme projesini uyguluyorlar. ABD yönetimini ele geçiren Hıristiyan fanatikler projelerini uygulayacakları başka ülkelerde Siyonistler&#8217;le iş tutarken, sıra Türkiye&#8217;ye gelince Siyonistler&#8217;in ikiz kardeşi olan Sabataistler&#8217;i tercih ediyor. </span></p>
<p><span class="postbody">Şu günlerde gizemli bir el tarafından yeniden dizayn edilen seyaset arenasına mebzul miktarda Sabataycı&#8217;nın sürülmesini siz tesadüf mü sanıyorsunuz? Önümüze, ardımıza, sağımıza, solumuza, merkez solumuza, merkez sağımıza ve tam merkezimize hep siyasetin baş aktörü olmaya aday Sabataistler birer birer yerleştiriliyor. </span></p>
<p><span class="postbody">İsteniyor ki Sabataycı&#8217;nın rakibi de Sabataycı olsun. Birinin foyası ortaya çıkar ya da Sabataist destekli medya tarafından şişirilen balonu patlarsa, onun alternatifi de Sabataist olsun. Yani, bu ülkede Sabataistler&#8217;den kurtuluş imkanı kalmasın ve biz millet olarak Sabataycılar&#8217;dan Sabataycı beğenelim. </span></p>
<p><span class="postbody">Mesela &#8220;Leydi&#8217;nin Topuk Sesleri!&#8221; manşetleriyle şişirilen, medyanın &#8220;sarışın güzel&#8221; diye nitelediği, Mübadelede (Bu &#8220;mübadele&#8221; sözcüğü anahtar bir sözcük; tüm sır mübadele listesinde saklı) Sabataizm&#8217;in kalesi Selanik&#8217;ten getirilip Milas civarına yerleştirilen Sabataist eskidi diyelim. </span></p>
<p><span class="postbody">Al sana ABD&#8217;den ithal, sıfır kilometre, bir tarafı ecnebi bir tarafı Sabataistler&#8217;in Kapani koluna mensup melez bir Sabataycı daha! Arkasına uluslararası finans çevrelerinin de desteğini alarak gelen bu Sabataist&#8217;e hangi babayiğidin gücü yeter? 28 Şubat&#8217;ta dindar milletin anasını ağlatan &#8220;kahraman koruyucular&#8221; bile, bu dayısı kuvvetli Sabataist&#8217;e selam durur evelallah. </span></p>
<p><span class="postbody">Diyelim ki, onun &#8220;ecnebi&#8221; oluşundan dolayı milletin huzuruna çıkarılamayacak kadar defolu olduğu anlaşıldı ya da anlaşılma ihtimali belirdi. &#8220;Demokrasilerde(!!!) çare tükenmez&#8221; derlerdi ya hani? İşte ondan&#8217; al sana İzmir&#8217;den bilmem nereye, oradan Sakarya&#8217;ya göçerek ve dahi Demokratlar arasında politika yapan aile büyüklerini de kullanarak Sabataycı kökenini kaybettirmeyi başarmış genç, iş bilir, becerikli bir Sabataist daha&#8217; Tabiî ki yine ABD&#8217;den, yine ithal&#8217;. </span></p>
<p><span class="postbody">Yeniler, ABD tv&#8217;lerinin uzantıları CNN ve NTV&#8217;nin olağanüstü desteğine rağman istenen rüzgarı estiremedi mi? Onun da kolayı var: Eski Sabataistler&#8217;den takviye edilmiş bir Dönmeler portföyüne (İpekçilerden bir İpekçi&#8217;nin &#8220;Sabatay Zvi dedem olur&#8221; diye demeç verdiğini hatırlatmaya bile gerek yok) maydanoz kabilinden onlara payanda olmaya hazır birkaç sözüm ona yerli&#8217; </span></p>
<p><span class="postbody">Yani Sami Hocaoğlunun da belirttiği gibi ;sabatayist adı altında toplanmış ve yakubiler,karakaşiler ve kapaniler diye kendi aralarında üç gruba ayrılmış bu gizli cemaat ülkemizde ne yazık ki çok az nüfusa fakat çok büyük bir nüfuza sahipler. </span></p>
<p><span class="postbody">Fakat konu başlığımızı oluşturan asıl sorun ;sabataycılar nasıl olur da bu akdar güçlü olmalarına rağmen kendileri hakkında Prof.Dr.Yalçın Küçük&#8217;ün bu kadar yazıp çizdiklerini önleyememektedir? </span></p>
<p><span class="postbody">Sizce medyaya bu denli hakim,içlerinde generallerin,eski dışişleri bakanlarının bulunduğu böylesine büyük bir cemaat adı üstünde küçücük &#8220;Yalçın Küçük&#8221; le başedememekte olabilirler mi? </span></p>
<p><font face="Times New Roman"><span>Tabii ki hayır.İşte bu soruya verilebilecek iki adet cevap vardır. </span></p>
<p></font></span></p>
<p><span><span style="font-family:Times New Roman;"><span class="postbody">1-Büyük çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu vatanımızda,bu cemaatin varlığının birdenbire belli edilmesi büyük bir kaosa sebep olacağından Yalçın Küçük gibi kuklaları kullanarak,kendi varlıklarını yavaş yavaş halkımızın beynine sokmaya çalışmaktalar. </span></span><span style="font-family:Times New Roman;"><span class="postbody">2-Türkiyenin siyasal gidişatında pek buyuk roler ustlenemeyen bir çok sabataistin arasında-aslında onlarla alakası olmadıkları halde Müslüman Türk olan önemli şahsiyetlerin de onların tartafındanmış gibi gösrerilmesini sağlamak.Buna en büyük örnek Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün Yahudi olduğu gibi saçma sapan iddaların gündeme taşınmış olması ve sabataycılığın (türkiyedeki yahudi asıllıların) merkezinin Atatürk&#8217;ün doğum yeri olan, Selanik olduğunun sürekli vurgulanmasıdır.</span><span style="font-size:13.5pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span><span><font face="Times New Roman"> </p>
<p></font></span></span></span> <span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';">Murat Asiltürk</span><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';"><br />
<a href="http://www.turkstudent.net/">www.turkstudent.net</a>  forum sayfalarindan aktarmadir.</span></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/kendihalinde.wordpress.com/122/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/kendihalinde.wordpress.com/122/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/122/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/122/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/122/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/122/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/kendihalinde.wordpress.com/122/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/kendihalinde.wordpress.com/122/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/kendihalinde.wordpress.com/122/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/kendihalinde.wordpress.com/122/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/122/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/122/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/122/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/122/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/122/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/122/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=122&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/12/08/yalcin-kucuk-sabetaycilarin-kuklasi-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>13</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://img133.imageshack.us/img133/488/kuklssavi2.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">sdsad</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Atatürk İsrail&#8217;e nasıl bakıyordu?/ Filistin&#8217;i Kim Sattı?</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/12/05/ataturk-israile-nasil-bakiyordu-filistini-kim-satti/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/12/05/ataturk-israile-nasil-bakiyordu-filistini-kim-satti/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Dec 2006 06:35:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/2006/12/05/ataturk-israile-nasil-bakiyordu-filistini-kim-satti/</guid>
		<description><![CDATA[Atatürk İsrail&#8217;e nasıl bakıyordu? Şimdi her konuda Atatürk adına konuştuğunu ve hareket ettiğini söyleyen her kesim Atatürk&#8221;ün 27 Temmuz 1937 tarihinde Hakimiyeti Milliye gazetesine verdiği demeci ibretle okumalıdırlar&#8221;. Siyasal şuur altı fundamentalist Yahudilik anlayışından beslenen İsrail ordusu ve işbirlikçileri Lübnan ve Filistin&#8221;de katliamlarına devam ederken maalesef Türkiye “İçimizdeki İsrail” marifetiyle kış uykusuna erkenden teslim olmuş [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=121&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h4><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Atatürk İsrail&#8217;e nasıl bakıyordu?</span></h4>
<p><img style="vertical-align:middle;" src="http://www.panoramio.com/photos/original/7755414.jpg" alt="ata" width="478" height="358" /></p>
<p><strong><span style="font-weight:normal;font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Şimdi her konuda Atatürk adına konuştuğunu ve hareket ettiğini söyleyen her kesim Atatürk&#8221;ün 27 Temmuz 1937 tarihinde Hakimiyeti Milliye gazetesine verdiği demeci ibretle okumalıdırlar&#8221;. <span id="more-121"></span></span></strong></p>
<p><strong></strong><strong><span style="font-weight:normal;font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Siyasal şuur altı fundamentalist Yahudilik anlayışından beslenen İsrail ordusu ve işbirlikçileri Lübnan ve Filistin&#8221;de katliamlarına devam ederken maalesef Türkiye “İçimizdeki İsrail” marifetiyle kış uykusuna erkenden teslim olmuş gözükmektedir. Öyle ki, milletimizin haykırışının aksine iktidarın basiretsizlik ve korkudan dolayı kılı bile kıpırdamıyor. Devletimizin siyasal yönelişine ve çizgisine yön veren güç odakları, Evangelist ABD ve Siyonist İsrail&#8221;in belirlediği ve sınırlarını yine kendilerinin tayin ettiği “Real Politik” koşullar safsatası ile vakit geçirmektedirler. </span></strong></p>
<p><strong></strong><strong><span style="font-weight:normal;font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">İsrail muharref Tevrat-Tora&#8221;ya göre Tanrıyla uğraşan, güreşen, işte ayrı oturan, milletler arasında sayılmayan, tüm insanların kendileri için köle olarak yaratıldığı, Tanrı Yehova&#8221;nın seçkin kavmi, </span></strong><strong><span style="font-weight:normal;font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Onun öz çocukları konumunda olan bir millet. Bundan dolayı Yahudi inancına göre; “Orduların rabbi olan Yehova” İsrail halkının koyunları ve dahi Arz-ı Mev&#8221;ud (vaat edilmiş topraklar) için gentile (kafir) sınıfında sayılan, Yahudi ırkından ve inancından olmayan tüm milletleri kundaktaki bebeğe, çocuklara, kadınlara tavuklara, evcil hayvanlara, hatta nefes alan her canlıya kadar katletme, kanını içme yetkisi vermiştir. Öyle ki, bu bağlamda muharref Tevrat-Tora&#8221;nın Tensiye, Yeşu, Amos ve Hezekiel bölümlerinde kanı ve katliamı kutsayan çok sayıda sözde ayetler vardır. Evet İsrail böylesi bir dinsel inanca sahip. Humanist ve reformist kesimler hariç, en azından İsrail devlet aygıtını elinde tutan Ferisi kökenli Hahamlar ve azgın Siyonistler böyle düşünüyor. </span></strong><strong><span style="font-weight:normal;font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Bu zevata göre bir Yahudi asker için bir buçuk milyar Müslüman bile öldürülebilir. Zira bir Yahudi&#8221;nin kanı her türlü mukaddesatın ve İnsan haklarının üzerindedir. Bu yargımızı doğrulamak için Tevrat-Tora ve Talmud&#8221;a şöyle bir göz atmak bile yeter. </span></strong><strong><span style="font-weight:normal;font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Ancak iş burada bitmiyor. İçimizde köşe başını tutmuş Yahudi hizmetkarı çok güçlü hainler var. Bunlar bizi zayıf düşürmektedir. Yoksa İsrail bu kadar pervasız olabilir mi? Yukarıda tablosunu çizdiğimiz dinsel zemin üzerine oturan İsrail siyasal aklı ve muhayyilesinin içimizdeki temsilcileri, kripto Yahudiler, Sabatayistler ve bunların kulu ve kölesi durumunda olan bir takım köşe yazarları, sözde sanatçı müsveddeleri, bir kısım siyasetçiler, devletimizin en kritik makamlarına yerleşmiş bazı bürokratlar İsrail&#8221;in kendisinden daha tehlikeli bir işlev görmektedir. </span></strong></p>
<p><strong></strong><strong><span style="font-weight:normal;font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Zira Türk milletinin ve devletinin yönetim kadrolarına sızan bu içimizdeki Müslüman ismi kullanan İsrailliler bugün bile laiklik, çağdaşlık, Atatürkçülük, özgürlük ve demokrasi maskesi altında gençliğimizi ve devletimizi kendi geleneğinden kopararak parçalamak istemekte ve bunun için medyadaki temsilcileri Filistin ve Lübnan, İsrail bombaları altında yanarken televizyonlarda en rezil programları ekranlara koymaktadırlar. </span></strong><strong><span style="font-weight:normal;font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Maalesef her yere sızmış bulunuyorlar. Şüphesiz bu sızma harekatında Roma İmparatorluğu dönemimde de bir Yahudi yerleşim merkezi olan Selanik ve hakeza Sabatay Sevi&#8221;nin doğum yeri olan İzmir, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti&#8221;ne sızmanın en önemli üssü olmuşlardır. </span></strong></p>
<p><strong><span style="font-weight:normal;font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Fatih Sultan Mehmet&#8221;in doktoru Yakup Paşa&#8221;dan, Yasef Nasi ailesinden, Sabatay Sevi&#8221;den, Menderes&#8221;in MİT müsteşarı Behçet Türkmen&#8221;e, hatta Başbakanlık müsteşarı mason Üstad&#8221;ı Azam&#8221;ı Ahmet Salih Korur&#8221;a kadar ismini sayamayacağımız birçok dönme ve mason devletimizin en üst kurumlarında içimizdeki İsrail&#8221;in şaşmaz temsilciliğini yapmışlardır ve torunları vasıtası ile de halen yapmaya devam etmektedirler. Bu içimizdeki kripto İsrailliler, onların tavsiyelerini ve yaptıklarını hakikatin ve ilericiliğin kendisi sanan yerli işbirlikçiler sanatımızı, mimarimizi, edebiyatımızı, müziğimizi, ekonomimizi, siyasal aklımızı öyle bir tahrip ettiler ki, midemizden, makamımızdan, malımızdan ve köşeyi dönmeyi düşünmekten başka hiçbir şeyi düşünemez olduk. </span></strong></p>
<p><strong><span style="font-weight:normal;font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Cemil Meriç&#8221;in ifadesi ile idraklerimiz hadım edildi. </span></strong><strong><span style="font-weight:normal;font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Sadece madden değil düşünsel, zihinsel ve siyasal anlamda da köleleştirildik. Bundan dolayıdır ki, Türkiye&#8221;de hangi iktidar iş başına gelse İsrail ve Amerikan ekseninden dışarı çıkamamakta, Mehmetçikleri vuran PKK&#8221;yı takip etmek için bile ABD&#8221;li ve İsrailli ağabeylerinden en azından telefonla izin almak mecburiyetinde kalmaktadırlar. Sanki İsrail, Lübnan ve tapusunun elimizde olmakla övündüğümüz Filistin&#8221;de katliam yaparken kendilerine soruyormuş gibi. </span></strong></p>
<p><strong></strong><strong><span style="font-weight:normal;font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Atatürk İsrail için ne düşünüyordu? </span></strong><strong><span style="font-weight:normal;font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Şimdi her konuda Atatürk adına konuştuğunu ve hareket ettiğini söyleyen her kesim Atatürk&#8221;ün 27 Temmuz 1937 tarihinde Hakimiyeti Milliye gazetesine verdiği demeci ibretle okumalıdırlar. Ortadoğu&#8221;da bütün bir bölgede çıban başı olacak bir Yahudi Devleti&#8221;nin kurulma aşamasında olduğunu sezinledikten sonra “Filistin&#8221;e el sürülemez. Türkler bölgedeki yabancı işgali kabul edemez. Hz. Muhammed&#8221;in ve kutsal değerlerin hürmetine İslam&#8221;ın mukaddes topraklarının Yahudilerin ve Hıristiyanların nüfuzuna girmesine engel olacağız. Ordumuzun buna gücü yeter. Birinci Dünya Savaşı&#8221;ndan sonra Arap kardeşlerimizden uzak kaldık ancak onların aralarındaki karışıklıkları kimse bizden iyi bilemez.” demiştir Atatürk.</span></strong></p>
<p><strong></strong><strong><span style="font-weight:normal;font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Evet, Mason localarını kapatan Mustafa Kemal Atatürk&#8221;ün kurulacak muhtemel İsrail devleti hakkındaki düşündükleri. Yani gerekirse mukaddes topraklar için savaşmayı ön görmektedir. Fakat ne yazık ki, İsrail devleti kuruldu ve bölge tam 58 yıldır kan, barut, gözyaşı ve katliam altında. Hemen belirtelim ki, Mustafa Kemal&#8221;in bu kararlı tutumunu benimsemeyen ve halen ABD ve İsrail ekseninden bir türlü çıkamayan Türkiye; eğer böyle giderse yakın bir gelecekte Siyonist İsrail ordusunu ve evangelist sömürgecileri fiilen güney sınırlarında bulacaktır. Zaten şimdiden güney sınırımızda kukla Kürdo/ Judea devleti kurulmadı mı? </span></strong><strong><span style="font-weight:normal;font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">İlla İsrail ve ABD füzelerinin şehirlerimizde patlamasını mı bekleyeceğiz. </span></strong></p>
<p><strong><span style="font-weight:normal;font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Milli Gazete -Lütfü ÖZŞAHİN</span></strong><strong><span style="font-weight:normal;font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">31 Temmuz 2006 10:51</span></strong><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span></strong></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">*******************************************************************************************************************</span></p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Filistin&#8217;i Kim Sattı?</span></strong></p>
<p><strong></strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Yahudilerin, Filistin’e yönelik yerleşme, yurt ve bağımsız ülke kurma operasyonları Temmuz 1882’lerde resmen başlamıştır. Önceleri Batılı Yahudi zenginlerin Filistin’den para ile Yahudiler için Osmanlı’dan toprak satın alma girişimleri ile başlayan bu operasyonlar, siyonizmin lideri Theodor Herzl’in 1896-1902 yılları arası tam beş defa İstanbul’u ziyaret ederek amacına ulaşmak için yaptığı girişimlerle yeni bir boyut kazanmıştır.(1) II. Abdülhamid Theodor Herzl’in her teklifini -vaat ettiği para ve medya desteğine rağmen- kesin bir dille reddetmiş, padişah, arkadaşı Newslinski aracılığı ile Theodor Herzl’e şu ültimatomu göndermişti:</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">“Eğer Bay Herzl, senin arkadaşın ise ona söyle, bu meselede ikinci bir adım atmasın. Ben bir karış dahi olsa toprak satmam. Zira bu vatan bana değil, milletime aittir. Milletim bu vatanı kanlarıyla mahsüldar kılmışlardır. O bizden ayrılıp uzaklaşmadan, tekrar kanlarımızla örteriz. Benim, Suriye ve Filistin alaylarının askerleri birer birer Plevne’de şehit düşmüşlerdir. Bir tanesi bile geri dönmemek üzere hepsi muharebe meydanında kalmışlardır. Devlet-i Aliyye bana ait değil, Türk milletinindir. Ben onun hiçbir parçasını veremem. Bırakalım Musevîler milyonlarını saklasınlar, benim imparatorluğum parçalandığı zaman Filistin’i karşılıksız ele geçirebilirler. Fakat yalnız bizim cesetlerimiz parçalanarak, bu ülke taksim edilebilir. Ben, canlı bir beden üzerinde ameliyat yapılmasına asla müsaade edemem.(2)</span></p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">&#8220;Filistin&#8217;i satmayız&#8221;</span></strong></p>
<p><strong></strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Fakat buna rağmen bugün olduğu gibi dün de Yahudiler Avrupa’da “Ermeni Meselesi”nde Türkiye’yi destekleyecek, Osmanlı’nın Avrupa’daki borçlarını ödeme girişiminde bulunacak, hatta 30 milyon sterlini bulan tüm Osmanlı borçlarını Filistin’e karşılık tasfiye etme ve ödeme girişiminde bulunacaklardı. Hiç olmazsa Hayfa dahil Akkâ sancağı kendilerine verilmeliydi. Fakat Osmanlı yetkilileri, buna karşılık, Yahudi girişimcilere ekonomik bazı imtiyazlar verebileceklerini, ama asla Filistin’i vermeyeceklerini söylüyorlardı. Washington’daki Osmanlı Büyükelçisi Ali Ferruh Bey, 24 Nisan 1899’da bir Amerikan gazetesine verdiği demeçte “Ceplerimize milyonlarca altın doldursalar, hükümetimiz Arap memleketlerinin hiçbir bölümünü satmak niyetinde değildir” diyordu. Ali Ferruh Bey aynı beyanatında, Filistin meselesinin ekonomik değil, siyasî bir mesele olduğunu, bu nedenle de Maliye Nezareti’ni ilgilendirmediğini söylemişti.(3)</span></p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Siyonistlere tedbir</span></strong></p>
<p><strong></strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">II. Abdülhamid, sadece Siyonistlerin teklifini reddetmekle kalmamış, onlara karşı Filistin’e yerleşmemeleri için etkin önlemler de almıştı. Bu nedenle de büyük güçler nezdinde diplomatik girişimlerde bulunulmuş, Musevîlerin Siyonistleşmesini engellemeye çalışmış. Duhûliye Nizamları hazırlatmış, Siyonistlerin yabancı himaye elde etmelerini önlemek için çaba harcamış ve Filistin’den Yahudîlerin arazi satın almalarını yasaklamıştı. (&#8230;) 1867 tarihli Osmanlı Arazi Kanunnamesi Mûsevîlerin Kutsal Topraklar’da arazi almalarını engellemiyordu. 5 Mart 1883’de çıkarılan yeni kanun yabancı Siyonistlerin Osmanlı ülkesinde taşınmaz mal satın almalarını yasakladığı halde, Osmanlı vatandaşı olan Yahudilere herhangi bir yasak getirmiyor, bu nedenle de yerli Yahudilere Siyonist örgütlerce para verilerek, bölgede önemli bir toprak parçasının Siyonistlerce satın alınması sağlanıyordu.</span></p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Filistin&#8217;i satanlar</span></strong></p>
<p><strong></strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">15 Ağustos 1893’de üç Filistinli yöneticinin gönderdiği bir rapor, Filistin’de yaşananları, ihanet ve gafletleri bir bir ortaya koyuyordu. Raporu, Akkâ’nın eski Umumî Müdürü Nabluslu Muhammed Tevfik, Bihke’nin eski Reji Müdürü Muhammed Said ve Bihke’ye bağlı Bihar Nahiye Müdürü Beyrutlu Suphi Efendiler hazırlamışlardı. Bu iki sayfalık önemli raporu sadeleştirerek ve kısaltarak Filistin’i kimlerin sattığını merak edenlerin dikkatlerine sunmak istiyoruz.(4)</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">“Romanya ve Rusya göçmeni Yahudilerin Osmanlı ülkesinde, özellikle Filistin’de iskânları, Filistin’e girmeleri ve burada arazi satın almalarının padişahın yüce emri ile yasaklandığı herkesçe bilindiği halde, bazıları özel çıkar ve menfaatleri, bazıları da bozguncu, zararlı fikir ve düşüncelerinin etkisiyle bu emre uymamışlardır. 1890 senesinde Yafa ve Hayfa kasabalarında Baron Hirscb’in adamları Mösyö Henger ve Mayer Zelyan aracılığı ile Yahudiler için toprak satın alınmış, Rus tebaası 140 aile Hayfa havalisine yerleştirilmişti. Bu işte onlara Akkâ Mutasarrıfı Sadık Paşa, eski Hayfa Kaymakamı Mustafa Efendi Kanevetti, yeni Hayfa Kaymakamı Ahmed Şükrü, Akkâ Müftüsü Ali, Hayfa Belediye Reisi Mustafa ve Hayfa İdare Meclisi Azâsından Necip Efendi aracılık yapmışlardı. Bu ekip, düzenledikleri sahte mukavele ve belgelerle eski Adana Mutasarrıfı Şakir Paşa ve Cebel’i Lübnan ahalisinden Selim ve Nasrullahi’l-Havarî’nin vaktiyle 800 liraya aldıkları Hayfa yakınlarındaki mülkleri; Hazire, Dordore ve Nefbâte çiftliklerini 18.000 liraya satmış, ayrıca kendileri de 2.000 lira aracılık parası almışlardı. Bu satış sonrası bir gece içinde Hayfa Polis Memuru Aziz ve Zabıta Memuru Yüzbaşı Ali Ağaların marifetiyle Rus göçmeni 140 aile Hayfa sahillerindeki bu araziye yerleştirilmişlerdi. Padişahın iradesi (emri) nedeniyle arazi satışının yasak olduğunu çok iyi bilen Hayfa Belediye Başkanı Mustafa Efendi, selâhiyetini kullanarak sahte ve kadim (çok eski) tarihli bir ruhsatname ile burada 140 haneli yeni bir Yahudi köyü kurmuş, onlardan bir de vergi alarak yıllardır Osmanlı vatandaşı olduklarını belgelemeye çalışmıştır. Bununla da yetinmeyen Mustafa Efendi güya bunların yıllarca Safed ve Taberiyye kazaları arasında bulunan “Mizrate’l-Hafize” köyünde asırlardır yaşadıklarını, ama nüfuslarının unutularak kaydedilmediklerini ileri sürerek onları Osmanlı nüfusuna kaydetmiş, 140 fakir Yahudi ailesinin altısından, birer mecidiye, toplam altı mecidiye, “nüfusa geç kaydolma” cezası almıştı. Böylece bir gecede 140 Yahudi aile Osmanlı vatandaşı olarak Osmanlı fakirlik ve ilmuhaberi verilerek birçok devlet hizmetinden bedava yararlanmaları sağlanmıştı.”</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Şikâyetçilere göre Hayfa ve Akkâ’da bu yolla Yahudilerin iskânı sürekli hâle ettirilmiştir. Bundan başka Baron Bilavaroş’un vefatıyla sahipsiz kalan Zemarin köyüne Yahudi koloniciler el koymuş, Baron Roşeyle yönetimindeki 700 hane Yahudi bu köye yerleştirilmişti. Daha sonra da her ne yapılmışsa yapılmış bu arazi Yahudilere Padişahın emrine aykırı olarak satılmıştı. Bu köyün çevresindeki Eşfiya, Emma’l-Altun ve Emma’l-Cemal adlı üç köy de bu arazinin içinde gösterilmiştir. 2-3 bin kuruş kıymetinde harap bir arazi, Akkâ Mutasarrıfı Sadık Paşa tarafından 2.000 liraya Yahudilere satılmıştır. Hayfa ve Yafa arasında bulunan Hazine-i Hassa ile bitişik, dönümü bir kuruştan alınan Haşmezrezzake adlı 30 dönüm arazi, 30 bin liraya Yahudilere satılmıştı. Yine dönümü 3 kuruşa alınan beşbin dönümlük arazi de 15.000 liraya Yahudilere satılmıştı. Bu, şebekenin faaliyetlerini bütün bütün ortaya çıkarmıştı. (&#8230;) </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Yahudîlerin maddî fedâkârlıkları sonucu onlarla iyi geçinen yerel yöneticiler genelde onlara itibar etmiş, Müslümanlara fazla yakınlık göstermemişlerdir. Bunlardan biri olan Maykerî Nahiyesi Müdürü Çerkes Ali Ağa, Yahudilerin kalp akça bastıkları ihbarı üzerine Yahudî köylerine gidip soruşturma yapmak isteyince tahkir ve saldırıya uğramış, daha sonra da onların girişimleriyle azledilmişti. Onun gönderilmesinden cesaret alan Yahudîler bir takım silah ve mühimmat depolamaya, gizli eğitim kurumları açmaya ve kendilerini engelleyebilecek kişileri haps ve işkence ile yıldırmaya başlamışlardı.(5)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:center;margin:0;" align="center">
<div class="MsoNormal" style="text-align:center;margin:0;"></div>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"><br />
<hr size="2" /></span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">(1) Mim Kemal Öke, Kutsal Topraklarda Siyonistler ve Masonlar,<br />
İstanbul 1991, 3. Baskı, Çağ Yayınları, 55-63<br />
(2) Yaşar Kutluay, Türkiye ve Siyonizm, İstanbul, 1973, s. 108-109<br />
(3) Mim Kemal Öke, A.g.e., s. 91<br />
(4) Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Y.PRK.AZJ. 27/39<br />
(5) Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Y.PRK.AZJ. 27/39 </span></p>
<p><em><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Bu yazı (Ahmet Uçar)-<strong>Tarih ve Düşünce</strong> dergisinden alınmıştır.</span></em><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></p>
<h2><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Kasım 27, 2006</span></h2></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/kendihalinde.wordpress.com/121/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/kendihalinde.wordpress.com/121/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/121/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/121/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/121/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/121/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/kendihalinde.wordpress.com/121/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/kendihalinde.wordpress.com/121/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/kendihalinde.wordpress.com/121/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/kendihalinde.wordpress.com/121/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/121/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/121/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/121/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/121/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/121/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/121/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=121&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/12/05/ataturk-israile-nasil-bakiyordu-filistini-kim-satti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>31</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.panoramio.com/photos/original/7755414.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">ata</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>&#8216;Dönmeler&#8217; yahut &#8216;Sabetaycılık&#8217;</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/12/05/donmeler-yahut-sabetaycilik/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/12/05/donmeler-yahut-sabetaycilik/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Dec 2006 06:22:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efendi 2]]></category>
		<category><![CDATA[Sabatay]]></category>
		<category><![CDATA[Sabetay]]></category>
		<category><![CDATA[Soner Yalçın]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudilik]]></category>
		<category><![CDATA[Yalçın Küçük]]></category>
		<category><![CDATA[avdeti]]></category>
		<category><![CDATA[Dönme]]></category>
		<category><![CDATA[dönmeler]]></category>
		<category><![CDATA[ibraniler]]></category>
		<category><![CDATA[ihtida]]></category>
		<category><![CDATA[muradoğlu abdullah]]></category>
		<category><![CDATA[sabataizm]]></category>
		<category><![CDATA[sabataycı]]></category>
		<category><![CDATA[sabatayizm]]></category>
		<category><![CDATA[sabetay sevi]]></category>
		<category><![CDATA[sabetaycı]]></category>
		<category><![CDATA[sabetaycılık]]></category>
		<category><![CDATA[sabetayist]]></category>
		<category><![CDATA[sabetayizm]]></category>
		<category><![CDATA[siyon]]></category>
		<category><![CDATA[siyonizm]]></category>
		<category><![CDATA[yahudi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/2006/12/05/donmeler-yahut-sabetaycilik/</guid>
		<description><![CDATA[&#8216;Dönmeler&#8217; yahut &#8216;Sabetaycılık&#8217; tartışmalarına bir katkı denemesi &#8211; I   Abdullah Muradoğlu amuratoglu@yahoo.com   Soner Yalçın&#8217;ın Doğan Yayıncılık&#8217;tan çıkan &#8220;Efendi: Beyaz Türklerin Büyük Sırrı&#8221; başlıklı kitabı &#8216;Sabetayizm&#8217; tartışmalarını yeniden canlandırdı. Son yılların en spekülatif konularının başında yer alan Sabetaycılık, artık gerçek bağlamı dışında ele alınmaya ve tartışılmaya başlandı. Bu konuda yapılan tartışmalar, ortaya atılan iddialar tehlikeli sularda [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=120&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">&#8216;Dönmeler&#8217; yahut &#8216;Sabetaycılık&#8217; tartışmalarına bir katkı denemesi &#8211; I </span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"><img style="width:195px;height:219px;" src="http://www.8sutun.com/files/abdullah_muradoglu111.gif" alt="ddd" width="195" height="219" align="middle" /></span></strong></p>
<p><strong></strong><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span></strong><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Abdullah Muradoğlu</span></strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"><br />
<a href="mailto:amuratoglu@yahoo.com">amuratoglu@yahoo.com</a> </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Soner Yalçın&#8217;ın Doğan Yayıncılık&#8217;tan çıkan &#8220;Efendi: Beyaz Türklerin Büyük Sırrı&#8221; başlıklı kitabı &#8216;Sabetayizm&#8217; tartışmalarını yeniden canlandırdı. Son yılların en spekülatif konularının başında yer alan Sabetaycılık, artık gerçek bağlamı dışında ele alınmaya ve tartışılmaya başlandı. Bu konuda yapılan tartışmalar, ortaya atılan iddialar tehlikeli sularda seyretmeye başladı. Her konuyu olduğu gibi bu konunun da cılkını çıkarmayı başardık. Toplumsal tarihimizin parçası olan ve ancak bu bağlamda tartışılması, araştırılması gereken konu, ne yazık ki siyasal, ideolojik, dini tartışmalara eklemlendi. </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"><span id="more-120"></span>&#8216;Sabetaycılık&#8217;, Türkiye&#8217;de sisteme yönelik teorik çözümlemelerin anahtarı gibi algılanmaya başladı. Genelde ilahiyatçıların, din sosyolojisinin, din psikolojisinin ve bir ölçüde tarihçilerin cevaplandırması gereken konu bambaşka mecralara sürüklendi. Sağcısı solcusu, dinlisi dinsizi, laiki antilaiki, herkes bundan bir pay çıkarmaya başladı. İş sonunda geldi, bir soy adı paranoyasına dayandı. Bir kere başlı başına &#8220;Sabetaist&#8221; kelimesinde sakatlık bulunmaktadır. Sabetaist, tıpkı Marksist, Kapitalist, Faşist kelimeleriyle benzeştirilebilir. Birisine Sabetaist dediğimiz zaman Sabetaycılık adı altında belirli inanç, ideoloji ve yaşam tarzına kesin hatlarla bağlı birisini tarif ediyoruz demektir. İşin aslına bakılacak olursa Sabetaycılık-Sabetaizm kavramı Yahudi tarihçi ve araştırmacılar tarafından icat edilmiş bir kavramdır, daha çok da Sabetay Sevi yahut Aziz Mehmet Efendi taraftarlarını küçümsemek, suçlamak amacıyla kullanılmıştır. Zaten Sabetay Sevi&#8217;yi şikayet edenler Yahudi Hahamlar değil midir? Yahudiler Sabetay Sevi ve bağlılarının-görünürde olduğu kabul edilse bile-İslam dinine girmelerini hiç bir zaman affetmediler. Yahudilik içinde sapkın bir kol olarak görülen Sabetay Sevi bağlıları, Yahudiler tarafından aşağılanan, horlanan bir topluluk olmuşlardır. Bu bakış açısına sahip olan Osmanlı Yahudilerinin yer yer &#8216;Dönmeler&#8217; aleyhinde Osmanlı devletine ihbarlarda bulundukları açık bir gerçektir. Sabetay Sevi&#8217;nin aslında Yahudi olduğu, eski inancına devam ettiği, hatta gizlice bu tarikatı yayma çabası içinde olduğuna dair bir ihbar nedeniyle Arnavutluk&#8217;a sürgün edildiği söylenebilir. &#8220;Dönmeler&#8221; aleyhindeki propaganda tarihin pek çok kesitinde yapılagelmiştir. Bugünkü tartışmaların temelinde bu propagandaların etkisi vardır. Örneğin Josepf Nehama adlı Yahudi tarihçi 7 ciltlik &#8220;Selanik Musevileri Tarihi&#8221; adlı Fransızca eserinde  &#8220;Sabetaycılık Azabı&#8221; başlıklı bölümde bu kavram kullanılır. Kitapta Avdetiler&#8217;den Yahudilikten dönen sapkın bir cemaat olarak sözedilir. (Bak: Orhan Koloğlu, Marrano&#8217;dan Sabetay&#8217;a Avdeti&#8217;den Dönme&#8217;ye 350 Yıllık Serüven. Tarih ve Toplum, Temmuz 2002). Nehama&#8217;nın kitabında Sabetay Sevi ve taraftarlarının İslam&#8217;ı kabul edişi şiddetle eleştirilerek, tasasız bir şekilde binlerce yıllık dinlerini inkar ettikleri, düşmanlarının intikam planlarına karşı korunmak için efendileri Osmanlıların inancını benimsedikleri belirtilir. Nehama, dönemin Yahudi Hahambaşılığı tarafından yayımlanan bir serkülerden alıntılar yapar. Alıntılarda bu topluluk hakkında zinalar, ahlaksızlık, sahtekarlık, yolsuzluk gibi akla hayale gelmez iddiaları sıralar. Sadece bu bile Yahudilerin, Avdetilerin -görünürde yahut gerçekten- Müslümanlığı kabul edişlerine nasıl aşağılık bir olay olarak baktıklarını gösterir.  Ünlü Yahudi tarihçi Scholem Gershom da Türkiye Avdetilerinden &#8220;Gizli Yahudi Cemaati&#8221; olarak söz eder. Scholem&#8217;in bu çerçevedeki bir makalesi, 1988&#8242;de Ankara İlahiyat Fakültesi dergisinde, kendisi de &#8216;Dönmelik&#8217; üzerine doktora tezi çalışan Prof. Hasan Küçük&#8217;ün imzasıyla çevirilerek yayınlanır. Aslında Nehama&#8217;nın ağır hakaretler içeren kitabındaki yaklaşımla Scholem&#8217;in &#8220;Gizli Yahudi Cemaati&#8221; yaklaşımı arasındaki farklılık dikkat çekicidir. Birinci yaklaşım Avdetileri aşağılayıp dışlarken, ikinci yaklaşım yaşadıkları varsayılan bir gizlilikten kurtarılıp himaye altına alınmaları gerektiğini ima eder. Bu da son tartışmaların mahiyetine küçük bir ışık tutabilir.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Her fikrin avdetisi var</span></strong></p>
<p><strong></strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Yahudi araştırmacılar-kendi tabirleriyle- &#8220;Sabetaycılık-Sabetaist&#8221; kavramını sıklıkla vurgulamışlardır. Dolayısıyla günümüze kadar sarkan &#8220;Sabetaizm-Sabetaycı&#8221; ithamları Yahudi araştırmacılarının bakış açılarını yansıtıyor. Oysa Osmanlı tarih yazıcıları dönmelere &#8220;Avdeti&#8221; demektedirler. Örneğin, ünlü Osmanlı biyografi yazarı Hüseyin Vassaf, Sefinetün Evliya(Evliyalar Gemisi) adlı önemli eserinde Mevlevi dedelerinden(Halil Bezmen&#8217;in anneannesinin dayısı) Esad Dede&#8217;yi övgüyle anlatırken &#8220;Avdeti&#8221; ibaresini kullanır. Halk arasında ise daha çok &#8216;Dönme&#8217; ibaresi kullanılagelmiştir. Dönme kelimesi daha sonra ansiklopedilere, sözlüklere girerek Yahudilikten ayrılmış bir topluluğu tanımlayan bir kavram niteliği kazandı. Avdeti bir Bektaşi Dedesi müslüman bir Osmanlı biyografisti tarafından evliyalar listesine alınmıştır, bunda hiçbir beis de görülmemiştir. Bu listelere sol dahil, daha başka fikri ve siyasi akımların listelerini de ekleyebiliriz. Örneğin Şefik Hüsnü Deymer, Zeki Baştımar, Reşat Fuat Baraner gibi Selanik kökenli isimlerin önderlik ettiği Türkiye Komünist Partisi&#8217;ni buna ekleyebiliriz. Buradan çıkan sonuç şudur, toplumun pek çok kesiminden olduğu gibi Avdeti ailelerden de ülkedeki siyasi, fikri, dini akımlara katılanlar olmuş, Avdeti bir Komünistle, Avdeti bir Kemalist, Avdeti bir din adamı, Avdeti bir liberal farklı saflarda farklı cephelerde karşı karşıya gelmişlerdir. Öte yandan Avdeti&#8217;ler arasında pek çok ailenin de Sabatay Sevi&#8217;nin din değiştirmesine rağmen eski inançlarını sürdürdükleri biliniyor. Bunu Avdeti kökenlilerin yaptıkları açıklamalardan öğreniyoruz. Örneğin &#8220;Tarih Vakfı Yurt Yayınları&#8221; tarafından yayımlanan &#8220;İstanbul&#8217;da Hatırlamak ve Unutmak: Birey, Bellek ve Aidiyet &#8221; isimli kitapta Leyla Neyzi&#8217;nin Fatma Arığ&#8217;la yaptığı mülakatta da bu belirtiliyor. Neyzi, &#8220;Sabetaycıların Türkiye&#8217;deki diğer azınlıklardan farkı, görünüşte çoğunluktan farksız olmakla birlikte, cemaat içinde farklı bir kimliği sürdürmeleri. Yani kimlikleri gizlilik üzerine kurulu. Onları diğer azınlıklardan ayıran başka bir özellik de, toplumda ekonomik ve politik güç sahibi olmaları&#8221; der. Görüldüğü gibi &#8216;Sabetaist&#8217;, &#8216;Sabetaycı&#8217; kavramı herkes için bir anahtar kavramdır. Neyzi, yazısında Sabetaycıları görünüşte müslüman olan Sabatay Sevi taraftararı olarak da niteler ayrıca. Öte yandan Fatma Arığ da ailesinde Sabetaycı ritüellerin bütün canlılığıyla yaşadığını nakleder. Arığ, büyükbabası ve büyükannesinin ve ondan önceki neslinin de bu kimliğin bütün kural ve vecibelerini yerine getirdiklerini belirterek,&#8221;Şimdi ben bunu nasıl yok varsayabilirim&#8221; demektedir. Arığ ilginç bir tespitte daha bulunarak Sabetaycıların Atatürk&#8217;ün arkasına sığındıklarını, &#8220;laiklik kavramı kendilerini de rahatlatan bir kavram olduğu için, topluma karşı kendilerini &#8216;Selanikli dönme&#8217; değil &#8216;Atatürkçü Laik&#8217; diye tanımlayarak bu külfetten kurtulmaya çalışmışlardır&#8221; sözleriyle anlatıyor. Arığ bu cümleleri, anneannesine neden namaz kılmadığını sorduğunda &#8220;Biz Atatürkçüyüz&#8221; cevabını aldığını belirttikten sonra sıralıyor. Arığ, bu topluluk içinde ağır bir kimlik bunalımı yaşandığını da sözlerine ekler. Kendisinin Sabetaist olmadığını söyleyen Arığ, geçmişi, kökleri reddetmek değil, bundan yeni sentezler üretmek gerektiğini de vurgular. Ünlü Türk komünistleri Zekeriya Sertel, eşi Sabiha Sertel ve kızı Yıldız Sertel de anılarında &#8216;Dönme Cemaati&#8217;nden söz ederler, onların kapalı devre yaşamlarından bahsederler, hatta İstanbul&#8217;daki Selaniklilerin kendi okullarını bile diğer okullardan ayırdıklarını anlatırlar. Siyasi bir cinayete kurban giden Abdi İpekçi de Selaniklerin dışardan kız almalara karşı çıkmalarını şiddetle kınıyordu. Hatta ilk nişanlısı olan Esin Dölen&#8217;in üç Selanikli zümreden birine mensup olduğu için Abdi İpekçi&#8217;nin ailesinin bu evliliğe karşı çıktıklarını Tufan Türenç ve Erhan Akyıldız&#8217;ın yazdığı Gazeteci kitabından öğreniyoruz. Tarih Vakfı Yurt Yayınları&#8217;ndan çıkan &#8220;Doğu Akdenizde Liman Kentleri&#8221; isimli kitabın Selanik bölümünde Basil C. Gounaris, Selanik&#8217;te geleneksel olarak, en zengin müslümanların ticaretle uğraşan tek müslüman kesim olan Dönmeler olduğunu yazar. Joseph Nehama&#8217;nın Historie des İsraelites des Selanique adlı eserinden bol bol yararlanan Gounaris, Dönmelerin refah içinde yaşamalarını ise büyük ölçüde hükümete bağlı vergi mültezimleri olmalarına dayandırır. Dönmelerin üç ayrı soya ayrıldıklarını belirten Gounaris şöyle devam eder:  &#8220;İki tanesi üçüncü soyla evlenmez, üçüncü de kızlarını Osmanlılara vermezdi. Dönmeler ne müslümanlar ne de yahudiler arasında sevilirdi. Müslümanlar dönmelerin yalnızca ismen müslüman olduklarını, gizliden gizliye Yahudi dininin kurallarına uymaya devam ettiklerini ve müslüman olarak konumlarından mali çıkar sağladıklarını düşünürlerdi. Yahudiler içinse, bu dönmeler ticarette en tehlikeli rakipti. Hem yahudiler hem de müslümanlarca hakir görülen dönmeler, cemaatlerinin devamını iç evlilikler ve iyi eğitimle sağlamaya çalışıyorlardı. Daha sonraki yıllarda, muhtemelen siyasal ilişkilerde daha güvenli bir konum elde edebilmek için Jöntürk hareketine mali destek verdikleri ve son derece popüler bir gazete olan Asr&#8217; ı kontrol ettikleri görülüyor.&#8221;</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Gounaris, Selanik&#8217;in Hıristiyan ve Yahudi tüccarlarının Dönmelerle birlikte Selanik Ticaret Odası&#8217;nı denetlediklerini, çıkarlarını korumak için yabancı konsoloslukların desteğiyle yerel yetkililere, hatta Bab-ı Ali&#8217;ye bile baskı uygulayabildiklerini belirtir. Yanı sıra 1909 ve 1910&#8242;da Girit Sorunu üzerine Yunanistan&#8217;a karşı başlatılan Osmanlı boykotunun  taşıyıcı unsurlarının Yahudi ve Dönme tüccarları olduunu belirterek, &#8220;Boykotun uzması üzerine Yahudi mavnacılar zor duruma düşünce Dönme ve Yahudi tüccarlar İtihat ve Terakki Cemiyeti ile yaptıkları toplantıda boykotun sona ermesini istemişlerdi&#8221; der. </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Balkanların en canlı kentlerinden olan ve çok uluslu çok dinli yapısıyla bilinen Selanik, İttihat ve Terakki&#8217;nin de en önemli merkezlerinden birisidir. Bu nedenle aydın, yarı-aydın Avdeti kökenli tüccarlar, avukatlar, gazeteciler, öğretmenler, subaylar da devleti yeniden biçimlendirmeyi amaçlayan bu yeni akım içerisinde yer almışlardır. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Fitili tutuşturanlar hep cemaatten </span></strong></p>
<p><strong></strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">İkinci bir husus ise &#8220;Dönmelik&#8221;, &#8220;Sabetaycılık-Sabetaizm&#8221; tartışmaları her ne hikmetse-çoğu kez-yine bu topluluğun içinde yer alan kişilerce başlatılmıştır. Bu olguya değinmek gerekiyor. Sabetaycılık tartışmaları 1919&#8242;da imzasız olarak yayımlanan &#8220;Dönmeler&#8221; isimli imzasız bir broşürde yer alan aleyhtar iddialar nedeniyle başladı. Risalenin adı, &#8220;Dönmeler, Honiyas, Kavayros, Sazan&#8221;dır, İstanbul&#8217;da Şems Matbaası tarafından basılan 16 sayfalık risalede Dönmeler müslüman toplum arasında fesat yayan bir topluluk olarak nitelendiririlir, pek çok kötü olayın sebebi olarak gösterilir. Buna cevap, &#8216;Dönme&#8217; olduğu kuvvetle muhtemel, Binbaşılıktan emekli Sadık Bey tarafından, Ermenilere ait Karabet Matbaası&#8217;nda basılan &#8220;Dönmelerin Hakikati&#8221; adlı risaleyle gelir. Burada bir ayrıntıya yer vermek gereği vardır. 1919&#8242;da &#8220;Dönmelerin Hakikati&#8221; isimli risalenin yazarı Binbaşı Sadık Bey&#8217;in meşhur Miralay Sadık Bey olduğu &#8216;Efendi&#8217;de yer aldı. Yanlıştır. Sadık Bey, 1911&#8242;de miralay olarak ordudan emekli olduğu günden beri Miralay Sadık ismiyle tanınmaktadır. 150&#8242;liklerden Osmanlı Hürriyet ve İtilaf Fırkası kurucularından eski İttihatçı(Manastır İT Cemiyeti Başkanlığı yaptı) Miralay Sadık Bey&#8217;in &#8220;Dönmelerin Hakikati&#8221; isimli bir risalesi bulunmamaktadır. Sadık Bey&#8217;in İttihat ve Terakki içinde muhafazakar bir klik oluşturmaya çalıştığı doğrudur. Miralay Sadık Bey&#8217;in, Sabetay Sevi üzerine latin alfabesiyle yazılmış ilk kitabın yazarı, Atatürk ve İsmet Paşa döneminde CHP&#8217;den mebus seçilen Alaettin Gövsa&#8217;nın amcası olduğu doğrudur. Osmanlı Hürriyet ve İtilaf Fırkası&#8217;nın önce ikinci başkanı(1911), sonra (1919) da reisi İttihatçı Miralay Sadık Bey, İttihat ve Terakki&#8217;de Siyonist etkisine olumsuz vurgu yapan muhafazakar bir siyasi kişiliktir. Soner Yalçın&#8217;ın kitabında &#8220;Dönmelerin Hakikati&#8221; isimli risalenin ise 1919&#8242;da Binbaşı Sadık Bey tarafından yazıldığı doğrudur. Ancak bu Sadık Bey, Miralay Sadık Bey değildir. 1919&#8242;da &#8220;Dönmelerin Hakikati&#8221; isimli risaleyi yazan Binbaşı Sadık, Avdeti-Müslüman bir subaydır. Sözü edilen risaleyi, dönmeler aleyhinde yazılan isimsiz bir risaleye karşı kaleme almıştır. Savaştan dönen yorgun ve yaralı bir subay olduğu belirtilen Binbaşı Sadık Bey risalesinde dönme olarak anılan insanları savunmuştur. Sabatay Sevi&#8217;nin Sultan 4. Mehmet tarafından &#8220;Aziz&#8221; olarak ünvanlandırıldığını ve inanmış bir mümin olduğunu vurgulamış, öteki risalade yer alan ithamları soru haline getirerek makul sayılabilecek ölçülerde bir bir cevaplamıştır. Dolayısıyla risalenin dönmelerin lehinde mi aleyhinde mi olduğu konusunda bir şüphe yok. Miralay Sadık Bey&#8217;in yeğeni İbrahim Alaettin Gövsa&#8217;nın kaleme aldığı Sabatay Sevi üzerine yazdığı kitap ise yakın zamanda sadeleştirilerek Anka Yayınları tarafından yayınlandı. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Sabetaycı kavramını kim icat etti? </span></strong></p>
<p><strong></strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">1970&#8242;lere kadar Türk literatüründe &#8216;Sabetaycı&#8217; kavramı kullanılmamıştır. Sadece bir kitapta kullanılmış, bu ibare de Yahudi araştırmacıların kitaplarından alıntılanmıştır.  1919&#8242;daki kitaplı, risaleli tartışmanın ardından ikinci önemli tartışma 1924&#8242;de, hem de mübadelenin en canlı döneminde Karakaşzade Rüştü isimli bir Avdeti&#8217;nin TBMM&#8217;ne ve Atatürk&#8217;e yazdığı bir mektupla başlar. Bu mektup da Avdetiler aleyhinde, belki de Avdetilerin bir koluyla ilgili aleyhtar iddialardır. Öte yandan bu itirafların, ithamların gerçekte hangi nedenlerden ötürü yapıldığı esrarengiz kalmıştır. Bu iddialar zamanın basın organlarında yer alarak tartışmalara neden olmuştur. Ahmet Emin Yalman&#8217;ın çıkardığı Vatan gazetesinde bu iddialara cevap verilmiş, ayrıca Sabetay Sevi ve Avdetiler hakkında makaleler yayımlanmıştır. Kendisi de Avdeti bir aileye mensup olan Ahmet Emin Yalman&#8217;ın sahibi olduğu Vatan gazetesinin 11 Ocak 1924 tarihli nüshasında imzasız olarak yayınlanan &#8220;Tarihin Esrarengiz Bir Sahifesi&#8221; başlıklı yazıda Selanikli bazı esrarengiz zümrelerin kendilerini Türk ve müslüman toplumdan ayırdıkları, bu yüzden hafif bir infialle karşılaştıkları belirtilir, başka ülkelerde bu tür durumlarda daha şiddetli infiallerin olacağı vurgulanır. Aynı yazıda, Selanik&#8217;teki Kapancılar, Karakaşlar ve Yakubi olarak bildiğimiz üç Avdeti zümreden ikisinin teşkilat olarak çözüldükleri, diğer kalan zümrede ise enkaz halinde hurufat ve hususiyetler olduğu ifade edilerek, bu meselenin kati surette tasfiye edilmesi tavsiye edilir. Yazıda devamla söz konusu tasfiyenin, &#8220;Bu hükümetle değil, içtimai tazyik ve efkarı umumiyeden gelir&#8221; denilerek,  bu tür durumlarda mertçe ortaya çıkıp gerçek kimliklerini açıklamaları ve ayrı kalmak istediklerimi belirtmeye davet ediliyor, bunun da bir takibata  uğramayacağı vurgulanarak, &#8220;Türk camiası hakiki mahiyeti anlar ve ona göre hareket eder&#8221; deniliyor. Selanik&#8217;te aydın Dönmeler tarafından yayınlanan Gonca-i Edep mecmuası kendi mensup oldukları ailelerin sürdürdükleri adetleri köhnemiş oldukları için terkedilmesini ve Türk toplumuna karışılmasını savunuyordu daha 1900&#8242;lerde. </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Basın kavgasında argüman oldu</span></strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Dönme tartışmaları gün gelmiş, basında bir güç kavgasının, bir siyasal çatışmanın parçası olabilmiştir. Mesala, Cumhuriyet&#8217;in sahibi Yunus Nadi ile Tan gazetesinin sahibi Ahmet Emin Yalman arasında çıkan çatışmada &#8220;dönme&#8221; ithamı en uç yorumlarla yapılabilmiştir. 22 Ekim 1937 tarihli Cumhuriyet&#8217;te Yunus Nadi, Yalman&#8217;ı hedef alarak, &#8220;Haydi, ben derebeyi ailesinden olayım. Ya sen kimsin? Tekirdağ&#8217;da kazığa kakılmaktan kurtulmak için selameti yalancıktan dinini değiştirmekte bulan Yahudi fesatçısı Sabatay Sevi&#8217;nin torunu değil mi?&#8221;  diyebilmiştir. Yunus Nadi, suçlamalarını 23 Ekim tarihli sayıda da sürdürmüş, &#8220;Tan gazetesi etrafında toplanmış olan Ahmet Emin&#8217;ler, Sabiha&#8217;lar Türk değildirler. Onların Türk isimleri altında başka ırklar, başka zihniyetler, başka hüviyetler saklıdır. Bunlar adına &#8220;Dönme&#8221; denilen ve Türklükle alakaları olmak ihtimali bulunmayan bir kavim ve kabilenin okudukları nisbette ifritleşmiş ferdleridir&#8221; diyebilmiştir. Dolayısıyla &#8220;Sabetaycılık&#8221; tartışmaları tek başına İslamcıların sebebiyet verdiği bir tartışma değildir. Ünlü Türkçü Nihal Atsız da pek çok yazısında Dönmeliğe atıflarda bulunur. Mesala Orhun dergisinin 12 Mart 1934 tarihli nüshasında Yunus Nadi&#8217;den aşağı olmamak üzere, &#8220;Yahudi iki türlüdür. Biri asıl Yahudidir, bu dilinden tanınır. Biri de Yahudi dönmesidir. Bu dilinden tanınmaz. Bunu tanımak için yüzünün mütereddit Yahudi hatlarına dikkatle bakmak lazımdır. Yahudiyle Yahudi Dönmesi&#8217;nin hiçbir farkı yoktur, Biri &#8216;biz Yahudiler&#8217; derse öteki de &#8216;siz Türkler&#8217; der&#8221; diyerek noktalar sözlerini. </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Üçüncü önemli tartışma da 1952&#8242;de yine Nazif Özge isimli bir Avdeti&#8217;nin İslamcı &#8220;Büyükdoğu&#8221; gazetesinde &#8220;Ben dönmeyim&#8221; başlıklı ifşaatlarıyla alevlendi. Tartışma Sebilürreşat dergisinde de dönmeler üzerine yazılan tefrika makalelerle devam eder. Bir süre soğumaya bırakılmış olan ve neredeyse unutulmuş bulunan Dördüncü önemli tartışma ise 1990&#8242;ların başında yine Avdeti&#8217;lerden olduğunu öne süren ve Musevi dinine kabul edilmek için hem Türkiye Hahambaşılığı hem de İsrail nezdinde büyük bir mücadeleye girişen Ilgaz Zorlu&#8217;nun 1990&#8242;ların başında başta &#8220;Tarih ve Toplum&#8221;, &#8220;Toplumsal Tarih&#8221; olmak üzere çeşitli dergilerde yazdığı yazılarla yeniden gündeme gelir. Açıkça söylemek gerekirse son yıllardaki Sabetaizm tartışmaları Ilgaz Zorlu&#8217;nun sözkonusu dergilerde kaleme aldığı makalelerle başlamış, bu tartışmalara sağdan soldan pek çok kişi katılmıştır. Zorlu da ilk makalelerinde &#8216;Dönme&#8217; ve &#8216;Dönmelik&#8217; tabirlerini kullanmış, bilahare İsrail&#8217;de Sabetay Sevi üzerine 1 yıl kadar araştırma yapmış, sonraki makalelerinde ise daha çok &#8216;Sabetaycılık&#8217; ve &#8216;Sabetaizm&#8217; kelimelerini kullanmaya başlamıştır. Uzun ve yorucu bir hukuk savaşından sonra Musevi dinine kabul edilen Zorlu&#8217;nun görüşleri, iddiaları, kavramları İslamcı olarak nitelendirilen yazarlar tarafından da kullanılmaya başlamış, buna daha sonra radikal sol kimlikli ünlü isimlerden Yalçın Küçük de büyük bir keyifle dahil olmuştur. Dolayısıyla müslüman çevrelerde &#8220;Avdeti&#8221;, &#8220;Dönme&#8221; olarak telakki edilen Sabetaycılık büyük ölçüde &#8216;gizli şebeke&#8217;, &#8216;örgütlü ideolojik ve ekonomik güç sahibi bir topluluk&#8217; olarak anılmaya anlaşılmaya başlandı. Ben burada Avdeti olarak tanımlanan dönme ailelerinin Cumhuriyet, Batılılılaşma, Laiklik vesaire gibi tartışmalar içindeki yerlerini es geçmek istiyorum. Çünkü bu bambaşka bir yazı konusu. Öte yandan &#8216;Sabetaistlerin Türkiye&#8217;ye aydınlığı getirdikleri&#8217; gibi tezleri çok iddialı buluyor, altının da boş olduğunu düşünüyorum. Türkiye&#8217;nin modernleşme, çağdaşlaşma, Batılılaşma seyri, Osmanlı imparatorluğunun görkemli gücünü yitirmesiyle ilgili bir süreçtir, başka dinamiklerle bağlantılıdır. Bunun aktörleri Osmanlı&#8217;nın her kökenden olmak üzere aydın-bürokrat sınıfıdır. Ki bu Batılılaşmacı, Modernleşmeci, Yenileşmeci aktörlerin içinde tekke mensuplarının sayısı azımsanacak ölçülerde değildir. </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">&#8216;Sızma&#8217;  değil  &#8216;Katılma&#8217;</span></strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Sabetaycılık ya da Osmanlı son döneminde ortaya çıkan Dönmelik, aslında İttihat ve Terakki ile başlayan çok karmaşık bir dönemde yer yer tartışıldı, ama hiçbir  zaman başlı başına bir anti-kampanya haline getirilmedi. &#8220;Dönme&#8221; kavramının İttihat ve Terakki”nin çok taraflı koalisyon yapısı içindeki hizipleşmelerde, iktidar kavgalarında sıradan bir argüman olarak kullanıldığını görmekteyiz. Bu nedenle asıl tartışmalar Osmanlı döneminde değil, tam aksine Cumhuriyetin ilk yıllarında başladı, sonraki yıllarda da devam etti. Dolayısıyla Sabatay Sevi”nin ihtida ettiği, din değiştirdiği 1600”lü yıllardan 1900”lü yılların birinci çeyreğine kadar Dönmelik diye ciddi bir tartışma Osmanlı döneminde sözkonusu olmamıştır. Varolduğu söylenen tartışmalar, çatışmalar ise yine dönme olarak nitelendirilen topluluğun, ailelerin kendi arasında cerayan etmiştir, zaten bu da bir söylentiler dizgesinden ibarettir. İhtida meselesi Osmanlı imparatorluğu döneminde hep olagelen bir şeydir. Pek çok Yahudi müslüman olduğu gibi Polonyalısı, Rum&#8217;u, Macar&#8217;ı, Sırp&#8217;ı da hatta tek tük de olsa Fransız muhtedilerin varlığını biliyoruz, bu kişiler arasında paşa, sadrazam ve vezir olanların sayısı hiç az değil. Öte yandan muhtedilerin müslümanlığı da tartışma konusu edilmemiştir. (Bugün bile Türkiye&#8217;de en çok okunan Kur&#8217;an meallerinden birisi, Yahudi kökenli müslüman bir alim olan Muhammed Esed&#8217;in mealidir). Mevlevi dedelerinden Esad Dede, Müslüman-Türk camiasında itibarlı yerleri olan Mehmet Akif ve Tahir&#8217;ül Mevlevi başta olmak üzere pek çok isme hocalık etmiştir. Bu nedenle Esad Dede Avdeti olmasına rağmen hayırla yad edilen bir alimdir. Elbette bu gibi şahsiyetlerin konumunu, Soner Yalçın&#8217;ın Tempo dergisine verdiği söyleşide olduğu gibi, &#8220;Sabetaycılar İslama da sızdı&#8221; üst başlığıyla verilmesi doğru değildir. Bu sakat bir bakışaçısıdır. &#8220;Sızma&#8221; kelimesi Türkiye Komünist Partisi literatüründe de partiye sızan polis ajanları veya ajan provokatörler için kullanılan, kötü niyetliliği ifade eden bir kavramdır. Bu kavramı insanların inançlarını ve niyetlerini sorgulamaya yönelik olarak kullanmak aşırılıktır. Gerçekten de Avdetilerden müslüman camiada hayırla yadedilenlerin sayısı çok fazladır, bunu bir &#8216;sızma&#8217; olarak değil bir &#8216;katılma&#8217; olarak anlamak gerekir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi Osmanlı dini çevrelerinde ilimde derinleşen kişiler, kökenlerine bakılmaksızın baştacı edilmişlerdir. Osmanlı döneminde Avdeti kökenli pek çok insan, Avdeti kökenli olmayan binlerce insan gibi, kendilerine en yakın buldukları tasavvufi yapılara mensup olmuşlardır. Bu bağlamda Bektaşilik, Mevlevilik, bazı Kadiri, Rufai, Rıfai, Celveti gibi diğer tarikatlere kıyasla daha serbest, daha geniş, daha hoşgörülü olduğu düşünülen tarikatler, Avdeti müslümanların ilgi gösterdiği tasavvuf grupları içerisinde yer almışlardır. Bunun bir sızma olduğunu iddia etmek için yorumdan çok güçlü kanıtlara ihtiyaç var. Diğer taraftan Avdetiler içinde, kültürel ve etnik kodlara sahip olmak dışında eski inançlarını şu ya da bu şekilde yaşayanlar varsa bile, bu tartışılması yahut itham edilmesi gereken bir şey değil, hoşgörüyle karşılanması gereken bir şeydir.  Elbette Sabatay Sevi hareketi kitlesel muhtedi olayı olması bakımından farklılık gösterir. Bu muhtediler içinde gerçekten müslümanlığı kabul edenler olduğu gibi görünürde inançlarını gizliden gizliye de olsa sürdürenler çıkacaktır. Bunun tartışmasını dönme din adamları yahut teologlar yapmalılar. </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Sonuçta bu bir inanç meselesidir ve oldukça spekülatif bir konu niteliği taşıyor.</span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Herkes kendi kavgasında kullanıyor</span></strong></p>
<p><strong></strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Ilgaz Zorlu&#8217;nun açtığı Sabetayizm tartışmalarında pek çok gazeteci de yer aldı. Aydınlık gazetesi Cengiz Çandar&#8217;a dönme olarak hitap ederken, Hürriyetten Hadi Uluengin de Coşkun Kırca ile yaptığı bir kalem kavgasında Kırca&#8217;ya dönme hitabında bulundu. Liste bununla sınırlı değildir, Agos&#8217;tan Hırant Dink de 20 Ekim 2000 tarihli Agos&#8217;ta bir yazısında 1915&#8242;deki tehcir olaylarından söz ederken tehcirin arkasında Yahudi parmağı olabileceğine dair değinilerde bulunur. İttihat ve Terakki&#8217;nin kurmayları arasında Nazım Bey gibi Sabatay Sevi kökenli bir çok Yahudinin olduğu, 1915&#8242;deki tehcir kararında bu kişilerin önemli roller oynadığına ilişkin iddiları gündeme getirir. Musevi araştırmacı Rıfat Bali, Dönme ithamının çeşitli gerekçelerle çeşitli siyasi çevreler ve kişiler tarafından gündeme getirildiğini şu sözlerle dile getirir: &#8220;Siyasi tavırlarından ve düşüncelerinden dolayı kişilere yöneltilen eleştirilerde onların dini veya ırki kimliklerine vurgu yapılması, tarihi olayların ırki unsurları önplana çıkaran iddilarla açıklanması ırkçılığın ve ayrımcılığın en belirgin ve bilinen özelliklerinden biridir. Dini veya ırki kimliği bir silah veya tarihte yaşanan olayları açıklamak için bir araç olarak kullananların, kemalist ideolojinin önde gelen gazeteleri olan Cumhuriyet&#8217;in sahibi ve başyazarı Yunus Nadi ile Ulus yazarı Nurettin Artam&#8217;dan Kürt milliyetçilerine, Kürt milliyetçilerinden modernizmin ve kozmopolitizmin şampiyonluğunu elden bırakmayan Hürriyet köşe yazarı Hadi Uluengin&#8217;e, islamcılara bir hukuk profesörüne, bir insan hakları savunucusu ve nihayet bir gayrimislim gazeteciye kadar çok geniş bir yelpazeye yayılması oldukça dikkat çekicidir.&#8221;(Rıfat N. Bali, Musa&#8217;nın Evlatları Cumhuriyetin Yurttaşları, İletişim Yayınları) </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Rıfat Bali bir başka söyleşide bazı Dönme ailelerinin muhafazakar müslüman camianın tepkisini haklı olarak çeken davranışlarından söz eder. Onların aşırı laik uygulamaların müsebbibi olarak görüldüklerini ekler.</span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">İşin içinde başka hesaplar mı var?</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span></strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Yahudi araştırmacıların literatürümüze armağan(!) ettiği Sabetayizm ve bu bağlamda yapılan tartışmalar, acaba, arkaplanında İsrail&#8217;in Musevi nüfusu artırmaya yönelik bir gizli niyetinin ürünü müdür? Artık bir yerde Türkiye toplumuna karışmış-istisnaları olabilir-, erimiş, Yahudi asıllı bir topluluğu çeşitli şekillerde deşifre ederek, onları hedef tahtası haline getirilmesini sağlayarak yeni bir politik tutunum mu edinilmeye çalışılmaktadır? Yoksa bu tartışmaların arkasında daha başka siyasal amaçlar, siyasal-ekonomik çatışmalar, hesaplaşmalar mı bulunmaktadır? Basında, ekonomide, siyasette, acaba bazıları bazılarını, bu tartışmalar üzerinden yıpratmak, tasfiye etmek niyetinde midirler? Acaba, spekülatif tartışmaları yürütenler bir takım çevrelerin değirmenine su mu taşımaktadırlar? Bir diğer husus ise, Müslümanlığı kabul ettikleri için Yahudiler tarafından affedilmeyen Avdetiler cezalandırılmak, rahatsız edilmek, canlarından bezdirilmek mi isteniyorlar. Yahudi fıkhında Musevilikten çıkanlarla ilgili hangi hükümler verilmektedir? Elbette bu sorunun muhatapları ilahiyatçılardır. 1919, 1924, 1952 yıllarında ve sonraki dönemlerde gündeme gelen Sabetaycılık tartışmalarının, acaba, ilk ikisinin Filistin&#8217;e Yahudi muhaceratının çok yoğun yaşandığı dönemlere, 1952 yılının da İsrail devletinin ilk yıllarına denk düşmesinin bir payı olabilir mi? Acaba Avdeti olarak nitelendirilen topluluklara bu ülkeye bağlılıklarının bedeli mi ödettirilmek isteniyor?  Yaşadıları ülkeye bağlılıklarının İsrail devletine bağlılığın üstünde olan Musevilerin cezalandırıldığı iddialarını dikkate alacak olursak, acaba, Musevi dinini terkeden topluluklar da mı aynı iddialara muhataptırlar? Doğrusu bu konuyla ilgilenenlerin bu soruları, bu kuşkuları gözardı etmemeleri gerekir. Neden, şu veya bu nedenle kendi kapalı yaşam tarzlarını sürdürmeyi yeğleyen bir topluluk, sanki mecburlarmış gibi, hem de kendi içlerinden çıkan bazı kişiler eliyle, kendilerini açıklamaya, deklere etmeye çağırılıyor? Türkiye&#8217;de her etnik topluluk bir ölçüde kendi kültürel kodlarını taşır, bazı ritüellerini yaşatır, bundan daha doğal ne olabilir. Önemli olan bu kültürel kodlar nedeniyle başka toplulukların yaşam tarzlarına, inançlarına bir dayatmaya gitmemek, ellerindeki ekonomik- politik güçleri tahakküm aracı haline getirmemektir. Bu noktada solcusu, milliyetçisi, dindarı, faili meçhul Sabetayizm tartışmalarına araştırmadan, irdelemeden, düşünmeden balıklama dalmamaları, birilerinin açtığı kanallardan gözü kapalı yürüyerek toplumda yeni bir düşmanlık ve çatışma dalgasının yayılmasına, amacı belli olmayan bir şekilde katkıda bulunmamaları gerek diye düşünüyorum. Belki de bunu amaçlayanlar, Leyla İpekçi&#8217;nin ifadesiyle yeni bir günah keçisi icat ederek kendi işlerini, kendi iç hesaplaşmalarını, topluma yeni bir düşmanlık ekleyerek yapıyor olabilirler. İşi, &#8220;Bu işi İslamcılara, şunlara bunlara bırakmamak lazım&#8221; gibi ciddiyetsiz, yakışıksız, altı boş tekerlemelere sığınarak, İslamcıların bile haya ettiği ölçüde tartışmaları sürdürmek safdillik değilse, bir art niyet ifadesidir.</span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">&#8216;Sabetaycı&#8217;lığa sınıfsal analizle bakabilir miyiz? </span></strong></p>
<p><strong></strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Avdeti aileler özellikle Osmanlı son döneminden başlamak üzere nüfus ve güç sahibi olmaya, iktidara yakın durmaya, hatta etkilemeye başlamışlardır. Osmanlı yönetici sınıfına dahil binlerce aileye, Cumhuriyet döneminde, ticaret, sinema, sanayii, basın ve başka alanlarda ilerleyerek zenginleşen Avdeti aileleri de katılmıştır. Osmanlı ve Cumhuriyet döneminin en ünlü paşa ailelerinden birine mensup bir kişi, kendi dahil olduğu aileyi anlatırken, &#8220;Osmanlı devletinden kalma bir mutlu azınlığın biyografisi&#8221; ibaresini kullanır. Avdeti kökenli zengin aileler de sınıfsal ve kültürel olarak &#8220;Mutlu azınlığa&#8221; katılmışlar, sözkonusu mutlu azınlığın doğası gereği bütün niteliklerini taşımışlardır. Önceleri pek de devlet görevlerine sıcak bakmamış bulunan Avdeti aileler, İkinci Meşrutiyet döneminden itibaren günümüze kadar burada da yer almışlar, devletin siyasi rejiminin savunucuları olarak yer yer müslüman toplumu rencide eden uygulamaları savunmuşlardır. Ama bu, Avdeti kökenli olmayan radikal laik kişilikten çok da farklı değildir. Yeri gelmişken belirtmek gerek, nasıl ki Osmanlı döneminden kalma yönetici sınıfa dahil aileler, kendi aralarında dayanışma, kayırmacılık, içine girmişseler, elbette zenginleşerek bu azınlığa katılmış Avdeti aileler de kendi aralarında aynı tutumu sergilemişlerdir. Bu her güçlü ailenin yapageldiği bir şeydir. Her güçlü aile diğer güçlü ailelerle -en azından evlilik yoluyla-bağ kurmanın yanı sıra iktidar güçleriyle de ilişki kurma yoluna gider. Osmanlı yönetici sınıfından ayakta kalan zümreler Cumhuriyetle birlikte yeni sürece de kolayca ayak uydurmuş, cumhuriyetin elitleriyle, bürokrasisiyle güçlü bağlar kurabilmişlerdir. Sermaye ve iktidar arasındaki ilişkileri analiz edecek değiliz. Sadece değiniyoruz. Öte yandan yeni cumhuriyet elitleriyle en kolay ilişkiyi de Batılı yaşam tarzına açık olan yapıları gereği elbette dönme aileleri kurabilmiştir. Türk burjuvazisinin devlet eliyle serpildiğini, devletin güçlü kanatları ve zengin imkanlarıyla oluştuğunu, hala da bazı sermaye çevrelerinin devletten beslenmeye devam etmeye çabaladıklarını da biliyoruz. Sanırım Türkiye&#8217;deki en önemli sorun, devlet sınıfları ve zümreleriyle, geniş halk yığınları arasındaki çelişkide temelleniyor. Demokrasi, bir ölçüde devlet olanaklarının halka eşit dağıtılmasını kolaylaştırıyor. Osmanlı&#8217;da reaya adı verilen halk zümreleri çok partili sistemle birlikte iktidara, devlete ve onun bürokrasisine katılıyor, çelişki ve çatışma buradan doğuyor. İşte bu noktada ellerindeki gücü reaya ile paylaşmak istemeyen güçler, demokrasiyi yer yer kesintiye uğratarak bu süreçten daha güçlü çıkmaya çabalıyorlar. Mücadele edilmesi gereken budur.</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Biyografi çalışmalarının handikapları </span></strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Ben Sabataycı araştırmacısı değilim. Siyasi biyografilerle uğraşan bir gazeteciyim. Bu konuda dört kitap yazdım, ilk kitabım Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer&#8217;i konu alan Köşkteki Hakim, ikincisi Kemal Derviş ve 300 yıllık ailesini anlatan Reformun Dervişleri, üçüncüsü işadamı Üzeyir Garih&#8217;i anlatan Öldüren Sır: Sıradışı Bir Musevinin Sıra Dışı Öyküsü&#8221;, son olarak da İsmail Cem&#8217;i ve ailesini anlatan İsmail Cem: Selanikten İstanbula Bir Ailenin Biyografisi&#8221; dir. İpekçilerle ilgili kitabım 2002 Ekim’inde yayınlandı. Bu bağlamda yapılan ilk çalışma sayılabilir. Kitaplarıma konu olan portreler, bir gazetecinin ilgi alanı içerisine doğal olarak giren siyasi kişiliklerdir. Yine doğal olarak İsmail Cem&#8217;i incelerken mensup olduğu aileye ilişkin bilgiler de yer almış, bu bağlamda son yıllarda çokça tartışıldığı için &#8220;Sabetaizm&#8221; konusuna da gerektiği kadar olmak üzere kısaca değinilip geçiştirilmiştir. Bu konuda da zorlama yorumlardan çok, İlber Ortaylı gibi bilim adamları ve Avdeti kökenli bir aileye mensup bir aydın olan Halit Refiğ&#8217;in anlatımlarına yer verdim. Elbette bir siyasi kişiliğin oluşumunda aile bağları, çevresel faktörler, eğitim, son derece önemlidir. Bu doneler konu aldığımız siyasi kişiliğe ayna tutmamıza, onu anlamımıza, kritik etmemize yardımcı olurlar. Bir iki bilgi hatası dışında kitabım belgelere dayalıdır, yorumlara değil. Bu nedenle bazı internet sitelerinde  yer alan sayfalardaki Sabetaycılık araştırmaları çerçevesinde, benim çalışmalarıma bağlamından koparılarak değinilmiş olması, kitapta yer alan kimi bilgilerin spekülatif amaçlı olarak kullanılmasından başka bir şey değildir. Bunun dışında Sabetaycılık tartışması herhangi bir gazeteciyi, bir aydını, bir yurttaşı ne kadar ilgilendiriyorsa beni o kadar ilgilendiriyor. Eğer bir çok araştırmacının iddia ettiği ölçülerde bir &#8220;gizli şebeke&#8221; sözkonusu ise, bu şebeke ülkedeki siyasal sorunlara demokratik mekanizmalar dışında müdahil oluyorlarsa bunun ortaya çıkarılması yargıya düşen bir ödevdir, gazeteciler savcı ve yargıç değillerdir. Sabetaycılık&#8217;ı araştırmak, teologların, kültür ve sosyal tarihçilerinin, din sosyologlarının işidir. Son olarak söylemek gerekirse, Sabetaizm-Sabataycılık tartışmalarını anti-semitik bir akım haline dönüştürmeden, kendi bağlamı içinde, kimseleri rahatsız yahut rencide etmeden sürdürmek gerekiyor. Her cemaat, milliyet, topluluk, aile içinden değerli insanlar da çıkar kötü niyetliler de. Bir kişi yüzünden bir aileyi, bir topluluğu rencide etmek hakkaniyet ilkesine sığmaz.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span></strong><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">&#8216;Dönmeler&#8217; yahut &#8216;Sabetaycılık&#8217; tartışmalarına bir katkı denemesi &#8211; II </span></strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Abdullah Muradoğlu</span></strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"><br />
<a href="mailto:amuratoglu@yahoo.com">amuratoglu@yahoo.com</a> </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Efendi&#8217;de ilk göze çarpan yanlışlar </span></strong></p>
<p><strong></strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Osmanlı ve Cumhuriyet dönemindeki Sabetayizm tartışmalarını özetledikten sonra Soner Yalçın&#8217;ın Efendi kitabını ilk elden rastgeldiğimiz bazı bilgi yanlışlıklarına değinmek istiyorum. Soner Yalçın, 1904-1905 yılları arasında Kudüs mutasarrıfı Ahmet Reşid Rey&#8217;in, Siyonist bir şirketten vilayetin vergi açığını kapatmak için borç aldığı için görevden alındığı söyleniyor. Oysa Ahmed Reşid Rey, bu görevinin akabinde, bir ay kadar sonra valiliğe terfi ediyor. Öte yandan Ahmet Reşit Rey, İttihat ve Terakki”de siyonist etkiye savaş açan Miralay Sadık”ın da yer aldığı Hürriyet ve İtilaf Fırkasının kurucuları arasındadır. Soner Yalçın, Reşit Rey&#8217;in neden Rey soyadı aldığını da irdeliyor. Rey, İspanyolca kral demekmiş, ama başka birşey daha var, Rey, Arapça&#8217;da da içtihat anlamında kullanılıyor. Bu yüzden Hanefi mezhebi &#8216;rey ekolü&#8217; olarak adlandırılır. Bundan ne çıkar.</span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Soner Yalçın, &#8220;Adnan Menderes”in babası aslen Mora&#8217;lıydı. Köklerinin Kerkük Süleymaniyeden geldiği söyleniyor&#8221; dedikten sonra &#8220;İsmail Efendi&#8217;nin Kürt olduğu hemen akla gelebilir&#8221;, diyor, ama Kürt olması önemli değil Soner Yalçın için, çünkü takip eden satırlarda XX yüzyıla kadar Mezepotamya&#8217;da Süleymaniye ve Kerkük başta olmak üzere çok sayıda Kürdistanlı Yahudi olduğuna dair bazı kaynaklara atıfta bulunuyor. Yalçın, Barzaniler&#8217;in Yahudiliği yahut Yahudi Kürtler başlıklı spekülatif iddiaları da bir şekilde Kürt Bedirhaniler&#8217;e ekleyerek aynı kervana katılıyor. Bunu da Menderes&#8217;in Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu&#8217;nun Bedirhani&#8217;lerle hısımlığı konusunu irdelerken yapıyor. Yalçın Küçük&#8217;ün Bedirhanilerin Yahudiliği konusundaki iddiasına atıfta bulunuyor, &#8220;Bedirhanileri Kürt bilirdik&#8221; dedikten sonra da Kuzey Irak&#8217;ta bir zamanlar Yahudilerin bulunduğunu söylemekten kendini alamıyor. Bir zamanlar bir yerlerde Yahudilerin yaşaması, bu yerlerden Türkiye&#8217;ye gelen insanları Yahudi itham etmek için yeterli neden olsa gerek.  Soner Yalçın, Efendi kitabında pek çok isim için de yapıyor. </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Mesela Efendi&#8217;de yer alan şu satırlara bakalım, &#8220;İbrahim Ethem&#8217;in annesi Fitnat hanımın babası Katipzade Mehmet Efendi”nin soy ağacının 1724”e kadar uzandığı , daha ötesinin bilinmediği belirtiliyor. Soy ağacının en başında  el Hac Mehmet Efendi var, İzmire mütesellim, vergi toplama memuru olarak geldiği sanılıyor, ama nereden geldiği bilinmiyor…&#8221; </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Soner Yalçın, İbrahim Ethem&#8217;in kayınpederi Tireli Hacı Ali Paşa&#8217;nın Kırım&#8217;dan Kafkasya&#8217;dan geldiğine ilişkin söylentilere yer verirken bir aşırı yoruma daha girişiyor,  Kırım&#8217;da ve Kafkasya&#8217;da bir zamanlar Yahudilerin yaşadığından söz ediyor . Sonra da &#8220;Hacı Ali Paşa Kafkas Yahudisi olabilir mi? Bu konuda elimizde  yeteri kedar bilgi ve belge yok&#8221; diyor. ? Bununla yetinmiyor Yalçın, Tire&#8217;de de bir dönem Yahudilerin yaşadığını ekliyor. Yahudi bağlantısı kurulsa rahata erilecek sanki. Böyle bir hava hissediyor okur. Yalçın, Kırımlı Ali”nin dağdan inerek dul bir çiftlik sahibi kadınla evlenmesini iyice sorguluyor, &#8220;Dul kadın Türk ve müslüman mıydı yoksa Rum ya da Yahudi miydi? Dul kadının kimliği hep büyük bir sır olarak kaldı&#8221; diyor. Oysa değerli araştırmacı Dr. Sabri Yetkin, Toplumsal Tarih&#8217;te yayınlanan &#8220;Yetim Adnan Menderes Bey!in Arazi Sorunu&#8221; başlıklı bir makalesinde Tireli Hacı Ali Paşa&#8217;nın yaşam öyküsünden söz ederken, &#8220;Hacı Ali Paşa anlatıya göre, silahlı olarak dağlarda dolaşıp, zamanla bazı toprakları ele geçirip, ağa, bey, sonra da padişahın bir fermanıyla sivil paşa olmuştur. Böylesi bir anlatı, Anadolu&#8217;da aniden sivrilen bütün toprak ağalarının hikayelerinden birisidir. Bu tür ağalar, hemen daima geçmişleri pek bilinmeyen kaynaklardan gelirler. Hiç yoktan gelirler. ilk önce şanslarını şu veya bu yolda denerler, hatta biraz dağlarda dolaşırlar. Bunların asıl kabiliyetleri de ondan sonra meydana çıkar. Dağlar, taşlar, ovalar hep onun olur. Yeni bey için her yol meşrudur. Ama bu yayılma sırasında birçok düşmanlar da edinilir. Nihayet bu düşmanlar birgün bir yerde beyin yaşamına son verirler. Ama beyin ardından gelenler, bu toprağı ellerinde tutarlar ve kendileriyle çevre arasında, sürekli çekişmeli bir yaşam, yıllar hatta nesiller boyu sürer.&#8221; der. </span></p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Bağlamlar biribirine karışıyor </span></strong></p>
<p><strong></strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Adnan Menderes&#8217;in dedesi Haci Ali Paşa Tire ve yöresinde büyük nüfuz sahibi bir eşraftı. Yöredeki eşkiya çeteleri nedeniyle asayiş sağlamakta güçlük çeken Osmanlı Hükümeti&#8217;nin bu konuda Haci Ali Paşa&#8217;nın nüfuzundan yararlandıkları ve pek çok konuda ondan yardım istediği biliniyor. Öte yandan yöredeki eşkiyaların dağdan düze indirilmesinde de Ali Paşa&#8217;nın aracılığını istedikleri kayıtlarda geçmektedir. Çakırcalı Ahmet Efe&#8217;nin düze indirilmesi Ali Paşa sayesindedir. Uluslararası ticaretin yoğun olduğu Ege bölgesinde eşkiyalık sıradan bir dağa çıkma ve sıradan bir asayiş olayı değildir. Bir iktidar ve rant kavgasının karmaşık yapısı içindedir. Yerel eşraf, tüccarlar, yabancı devlet temsilcilikleri, hatta valiler işin içindedirler. Hacı Ali Paşa&#8217;ya sivil paşa ünvanı verilmesi Doğudaki asayiş olaylarını kontrol altına almak amacıyla Kürt ağalarına nasıl Osmanlı tarafından paşa ünvanı verilmişse Haci Ali Paşa&#8217;ya da aynı gerekçelerle bu ünvan verilmiştir. Bunun bir sürece bağlı olması da gerekmemektedir. İkinci Abdulhamit tahta çıktıktan sonra Hacı Ali Paşa saray ile ilişkisini geliştirmek için Rus harbi sırasında hem bazı önemli eşkiya çetelerini düze indirmiş hem de başta Tire ve Ödemiş olmak üzere yörede gönüllü birlikler oluşturmuş, dağdaki çeteleri de düze indirerek dahil etmiştir. Bu gönüllü birlikler Ruslara karşı savaşmışlardır. Soner Yalçın,  Hacı Ali Paşa&#8217;nın kaç yıl içinde Paşa va Hacı ünvanını aldığını merak ediyor  Cevabı çok basit, Sivil paşalık unvanını Sultan dilediğine, istediği zaman veriyor. Padişahın iki dudağının arasındaki bir iş. Kim engelleyebilir, kim sorgulayabilir. Mesala damatlar otomatikman sivil paşa ünvanı aldıkları gibi, Sarayın aristokrasisine uygun görevlere de tayin ediliyorlar. Hacı&#8217;lık ünvanı almak için ise sadece Hacca gitmek yetiyor. Yedi kez Hacca gidenler El Hac ünvanı alıyorlar. Bu noktada Hacı Ali Paşa&#8217;nın serveti ve gücünün kaynaklarını bu yazının dışında bırakmak gerekiyor. Konu, Osmanlı&#8217;da toprak mülkiyeti içinde yer alır. Yalnız şu söylenebilir, tasarrufu Sultan&#8217;a ait olan araziler keyfi olarak bir kişiye verilebiliyor, geri de alınabiliyor. </span></p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Menderes&#8217;in &#8216;tuhaf&#8217; ilişkisi mi yazarların tuhaf yaklaşımı mı? </span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span></strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Soner Yalçın&#8217;ın Menderes&#8217;in babası İbrahim Ethem”in sertliğiyle bilinen Hacı Ali Paşa&#8217;nın kızı Tevfika&#8217;yı kaçırmasını da pek akla uygun bulmuyor, &#8220;Aşkları ve kaçışları akla uygun değil&#8221; diyor  ve ekliyor, &#8220;Bir sır var.&#8221; Anadolu&#8217;nun pek çok yerinde sıklıkla rastlanabilen basit bir kız kaçırma vakasının bu tarz bir yorum içinde sunulması eşine az rastlanır bir yorum. Soner Yalçın, Adnan Menderes&#8217;in neden Alipaşazade Adnan ismini taşıdığını da sorguluyor. Aslında cevap basit, babasını ve annesini küçük yaşta kaybediyor ve doğal olarak dedesinin, paşa dedesinin adıyla anılıyor, bu kadar abartmaya gerek yok. </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Soner Yalçın,  Atatürk&#8217;ün Tevfik Rüştü Aras”a neden önce Uygur sonra Aras soyadını verdiğini sorarken şöyle der, &#8220;Nedeni ailesinin Kafkas göçmeni olması mıydı yoksa bir sır mı var?&#8221;. Okura verilen mesaj açık. Soner Yalçın devamla  Kafkasya&#8217;da yahudi toplulukları bulunduğunu yazar. Oysa Atatürk&#8217;ün, ulusçuluk yaklaşımı nedeniyle arkadaşlarına, eşine dostuna böyle soyadları verdiği bilinir. </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Yalçın, &#8220;Adnan , neden arkadaşı Ethem Menderes&#8217;in soyadını aldı?&#8221; dedikten sonra Berrin Menderes&#8217;in bu soyadı meselesinden ötürü Ethem Menderes&#8217;i sevmediğini kaydediyor. Ve devam ediyor, “Peki   kişi en sevdiği arkadaşının soyadını aradan iki yıl geçince mi sever? Adnan Menderes ile Ethem Menderes arasındaki ilişkiyi bugüne kadar kimse anlayamamıştır&#8221; diyor. İki yıl sonra 5 yıl sonra, ne çıkar bundan. Ayrıca, Menderes&#8217;in yakın arkadaşı, yoldaşı Ethem Menderes&#8217;in ismi de İbrahim Ethem Menderes&#8217;tir. Bay Yalçın&#8217;ın anlayamadığı ilişki, kendisiyle söyleşi yapan gazeteciler tarafından da sıklıkla gündeme getirildi, Hürriyet&#8217;ten Ayşe Arman(Hürriyet Pazar, 2 Mayıs 2004), &#8220;Adnan Menderes eşcinsel miydi&#8221; sorusunu söyleşinin başlığına taşırken, CNN&#8217;den Cüneyt Özdemir de hem Haftalık dergisinde hem Radikal Kitap&#8217;ta Ethem Menderes ve Adnan Menderes arasındaki, -böyle pek çok örnek bulunmasına rağmen- derin dostluk ilişkisini &#8220;tuhaf bir ilişki&#8221; , Bir &#8216;garip&#8217; ilişki cümleleriyle tırnak içine alma gereği hissetmiş. Ayşe Arman &#8220;Adnan Menderes&#8217;in eşcinsel olduğu kanıtlanabilecek durumda mı?&#8221; derken, Soner Yalçın, &#8220;Ben öyle birşey yazmadım. Eşcinseldir demedim&#8221; demektedir. Ama nedense pek çok gazeteci Yalçın&#8217;ın ben öyle birşey kastetmedim demesine rağmen, ki bu gazeteciler Yalçın&#8217;ın çok çok yakın arkadaşları olmasına ve kitabın yazım sürecinde bulunduklarını açıklamalarına karşın bu ilişkiyi tırnak içine alma gereği hissettiler. Elbette sağduyulu olduklarını yaptıkları programlardan bildiğimiz meslektaşlarımızın yazdıklarından sonra Efendi kitabını didik didik ederek Menderes&#8217;in cinsel yaşamına dair cümleler arayanların haddi hesabı yok. Öte yandan Yalçın, Kurtuluş harbi sırasında 20-22 yaşlarında genç bir delikanlı olan kolej son sınıf öğrencisi Adnan Menderes&#8217;in İstiklal Madalyası almasını da irdeliyor, Menderes&#8217;in önemli hiçbir Kuvvacı teşkilatta yer almadığını, kurucularından olduğu belirtilen Ayyıldız adıyla bir millici çetenin varlığı hakkında da ciddi bir bilgi olmadığını ifade ediyor. Menderes&#8217;in İstiklal Savaşı&#8217;na katılarak madalya almasını naklettikten sonra da, Ankara Hükümeti&#8217;nin savaşa katılmayanların İstiklal Mahkemeleri&#8217;nde yargılanacaklarına dair bir kararı nakletme gereği duyuyor.  Bu karar olmasaydı Adnan Menderes savaşa katılmayacaktı demek istiyor Soner Yalçın. Ve çok zorluyor gazeteciliğinin sınırlarını. Menderes, Kolej son sınıf öğrencisi iken 4 Aralık 1916&#8242;da askere alındı, 15 Aralık 1917&#8242;de Zabit Vekili (Asteğmen) rütbesine yükseltildi, 30 Ekimde terhis oldu. İstiklal Savaşı&#8217;nda 6 Ekim 1920&#8242;de yeniden askere alınarak Aydın Askerlik Şubesinde görevlendirildi. 1 Eylül 1921&#8242;de Şube İnzibat Subaylığına atandı. 1 Mart 1922&#8242;de Menderes Bölgesi Komutan Yaveri oldu. Zaferden sonra 1 Eylül 1922&#8242;de Teğmenliğe yükseltildi. 1&#8242;inci Kolordu II. Şube, İstihbarat Şubesi ve İzmir Sansüründe hizmette bulundu. </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">1 Ağustos 1923&#8242;te terhis edildi. Milli Savunma Bakanlığı&#8217;nın web sayfasında yer alan bilgilerden de anlaşıldığı gibi, Menderes, fonksiyonu ne olursa olsun, 17 yaşında iken askere alınmış, 1918&#8242;de terhis edilmiş. İkinci kez 1920&#8242;de askere alınarak 1923&#8242;de terhis edilmiş. Menderes savaşa katılmak istemeseydi, zengin ailelere mensup pek çok akranı gibi savaş yıllarını yurt dışında bir okulda  geçirebilirdi.</span></p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Soyağaçlarının kökü nereye kadar gider? </span></strong></p>
<p><strong></strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Soner Yalçın, &#8220;Evliyazadelerin kızı Naciye Yemişçizade İzzet Efendi ile evlendi. Bu evlilikten Berin Menderes dünyaya geldi&#8221; diyerek, Yemişçizade&#8217;lerin Sabatayist olup olmadıklarını irdeliyor, ama elde delil yok. Evliyazedelerin kendisi hakkında zaten delil yok. Yorum var. Selanik kökenli ailelerle evlilik yoluyla kurulan bağlar nedeniyle Evliyazadelerin, Katipzadelerin, dolayısıyla Adnan Menderes&#8217;in Sabetayist olduğunu söylemek zorlama yorumdur. Yalçın, &#8220;Uşakizadeler de Sabetayist miydi? Bu da bir sır&#8221; diyor. Ne Evliyazadelerin ne Katipzadelerin ne Uşakızadelerin Yahudi asıllı olduklarına ilişkin hiçbir ciddi kanıt yoktur. Ama bu ailelerden Selanik kökenli ailelerle evlilik yapanlar vardır. Soner Yalçın bu aileleri &#8216;Sabetaycılar&#8217;a bağlamak isterken yine aşırı ve keyfi yorumlara başvuruyor. Mesala Uşakizadelerden söz ederken, Uşak&#8217;ta bir zamanlar bir Yahudi topluluğun yaşadığından bahsediyor. Bunu defalarca yapıyor. Konumları gereği yahudiler pek çok ülkede, şehirde, kasabada yaşamışlardır. Evliyazadelerin Katipzadelerin 300-400 yıllık bir aile silsilesine sahip oldukları, ondan ötesinin sır olduğunu ima ediyor. Burada, 1600&#8242;lü yılların sonlarında İzmir&#8217;de Yahudilerin varlığından, yanı sıra Sabatay Sevi taraftarlarının din değiştirdiklerinden söz etmeyi unutmuyor. İma çok açık. Oysa bu çok doğal, bugün pek çok ünlü ailenin bile Cumhuriyet öncesi tarihi yoktur, her biri köylü/çiftçi çocuğudur. Ama aynı ailelerin yüzyıl ya da 200 yıl sonraki kuşakları büyük büyük dedeleri hakkında epey bilgi sahibi olacaklardır. Bugün milyonlarca insan, kendi kökleriyle ilgili olarak bir yüzyıl bile geriye gidememektedir. Eğer Yalçın&#8217;ın kullandığı kıstası kabul edecek olursak, hepimizin geçmişi bir &#8216;sır&#8217; örtüsü altındadır.  Oysa dini literatürde bütün insanlar, eninde sonunda &#8220;Ademin çocukları&#8221;dır. </span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Soner Yalçın, İzmir İktisat Kongresi&#8217;ni anlatırken Atatürk&#8217;ün katılanlara, &#8220;Efendiler&#8221; tabiri kullanmasını başka şekilde yorumluyor. &#8220;Efendi, Dönmelere verilen bir ünvandır&#8221; görüşünden yola çıkıyor. Atatürk sözde İzmir&#8217;deki dönme işadamlarına hitap ediyor Oysa bu doğru değil. Osmanlıda Efendi kelimesi daha çok belli statü sahiplerine verilen bir isimdir, zenginlik ve kentliliği ifade eder. Öte yandan Atatürk&#8217;ün ölümüne kadar, Ankara&#8217;da, Konya&#8217;da, Meclis&#8217;te, şurda burda çeşitli kesimlerden insanlara yaptığı konuşmaların neredeyse tamamında &#8220;Efendiler&#8221;, &#8220;Arkadaşlar&#8221; ibaresi sıklıkla kullanılmaktadır. Dolayısıyla &#8220;Efendiler&#8221;den başka anlam çıkmaz. Osmanlı sistemi içinde kul tabir edilen insanlara Cumhuriyetin insan tipini ifade eden, hak ve hukuklar bakımından eşit statü veren &#8220;Efendi&#8221; kullanılmıştır, hepsi bu. </span></p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Mareşal Çakmak neden Musevilere yardım etti </span></strong><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Soner Yalçın kitabında, benim &#8220;Türkeş&#8217;in Gizli Dünyası&#8221; isimli yazı dizimi özetleyerek bazı yargılarda bulunuyor ve dizimi yanlış bir bağlama yerleştiriyor. Yalçın, Mareşal Fevzi Çakmak ve Arusi Şeyhi Ömer Fevzi Mardin&#8217;in ikinci dünya savaşı yıllarında ve Varlık Vergisi döneminde neden Türk Musevilerine yardım eli uzattıklarını sorguluyor, &#8220;Neden Museviler&#8221; diyor. Oysa Mareşal Çakmak kadar pek çok insan Musevileri Ehli Zimmet olarak görür, hak ve hukuklarının garanti ve güvence içinde olmasını destekler. Osmanlı&#8217;dan yana bu böyle gelmiştir. Aynı anlayış farklı biçimler alsa da Cumhuriyet döneminde de devam eder. Ömer Fevzi Mardin de bazı kitaplarında Museviliği ve Musevileri hem ilahi din olması hem de ehli zimmet bağlamı içinde irdeler. Çakmak ve Mardin&#8217;in neden Musevilere yardım ettikleri çok açıktır, gerçekten de varlık vergisinin en ağır bedelini Museviler ödemişlerdir. Doğal olarak ilahi bir dinin mensupları olan Museviler bir başka ilahi din olan İslamın dindarlarına sığınırlar. Dönemin şartlarında sığınılabilecek başka bir sine bulunmamaktadır. Osmanlı Devleti, İspanya&#8217;da engizisyon mahkemeleri tarafından inim inim inletilen Yahudileri hangi nedenlerle ülkesine getirtmişse, Mareşal Çakmak ve Ömer Fevzi Mardin de aynı nedenlerle hareket etmişlerdir. Ayhan Aktar&#8217;ın İletişim Yayınları&#8217;ndan çıkan &#8220;Varlık Vergisi ve Türkleştirme Politikaları&#8221; isimli çalışmasında görüldüğü gibi, o dönemde satılan gayrimenkullerin yüzde 39&#8242;u Musevilere, Yüzde 29&#8242;u Ermeni&#8217;lere, yüzde 12&#8242;si Rum&#8217;lara, yüzde 5&#8242;i yabancılara, yüzde 0.3&#8242;ü diğer azınlıklara(Bulgar ve Rus gibi), yüzde 0.8&#8242;i ise  müslümanlara aittir. Varlık Vergisi döneminde İstanbul Deftardarı olan Faik Ökte&#8217;nin &#8220;Varlık Vergisi Faciası&#8221; adlı kitabında verilen dökümlerde ise varlık vergisi mükelleflerinin yüzde 7&#8242;si müslüman, yüzde 83&#8242;si gayrimüslim ve yüzde 10&#8242;u &#8216;diğer&#8217; olarak yer almıştır. Öte yandan bir diğer husus da, Varlık Vergisinde mükellef Dönmeler (D) cetveli olarak kategorize edilmişlerse de uğradıkları mağduriyet gayrimüslimlere kıyasla hiç mesabesindedir. Aşkale sürgünlerinin listesi incelediğinde Dönmelerin sayısının hiç denecek kadar az olduğu, belki hiç olmadığı görülecektir. Öte yandan İş Bankası gibi büyük bir devlet bankası bazı Dönme işadamlarına krediler açarak bu mağduriyeti ucuz atlatmaları sağlanmıştır. Bu nedenle hem Osmanlı hem dindar kişilikleriyle bilinen Çakmak ve Mardin&#8217;in Varlık Vergisi yüzünden birinci sırada mağdur olan Musevilere yardım elini uzatmaları Türk-Müslüman örf ve adetinin gereği olarak anlamak daha doğru bir yorum gibi geliyor bana. &#8220;Reformun Dervişleri: Halil Hamit Paşa&#8217;dan Kemal Derviş&#8217;e 300 yıllık Bir Ailenin Biyografisi&#8221; isimli kitabımda, Derviş ailesinin neredeyse bütün bağlantılarını vermiş olmamıza rağmen, hala Derviş&#8217;in Sabataistliği iddia ediliyor. Hiçbir ilgisi bulunmamasına rağmen Kemal Derviş ile Sabiha Sertel, Neşet Deriş, Celalettin Deriş(Derviş olarak geçiyor bazı kayıtlarda) arasında akrabalık tesis ediliyor. Ama bu akrabalık bağını gösteren bağlantı verilemiyor. Kemal Derviş&#8217;in  içinde yer aldığı politik bağlama karşı olmak başka şey, Sabataist olduğunu ısrarla savunmak ayrı birşey. Buna rağmen Derviş&#8217;in Sabataist olduğu yazılıp duruyor. Bu mantıkla bakılırsa Derviş soyadı taşıyanlar Sabetaisttir. Bu ne derece bilimsel yaklaşımdır? Bir insanın politik/ekonomik görüşlerinin kötü olduğunu söylemek için Sabetaist olduğunu öne sürmek gerekmez. Bu başka bir bağlamda tartışılmalı. Bir zamanlar sisteme karşı hareketleri nitelemek için &#8220;kökü dışarda&#8221; tabiri kullanılırdı. Şimdilerde bunun yerini &#8220;Sabetayizm&#8221; almış görünüyor.</span><span style="font-size:10pt;color:#000000;font-family:Arial;">Böylece, konu sol hareket mi kökünü bağlayın Sabetayizme, İslamcılık yahut herhangi bir tarikat mi eklemleyin Sabetayizme, sağcılık mı Sabetayizme bulaştırın olsun bitsin mi denilecek? Bu mantıkla her harekete, yapıya Sabetayizm yaftası vurulabilir. Bu tehlikeli mantığın insanı götüreceği yer örtülü bir &#8216;Mc Carthyizm&#8217;den başka bir yer olamaz</span></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/kendihalinde.wordpress.com/120/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/kendihalinde.wordpress.com/120/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/120/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/120/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/120/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/120/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/kendihalinde.wordpress.com/120/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/kendihalinde.wordpress.com/120/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/kendihalinde.wordpress.com/120/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/kendihalinde.wordpress.com/120/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/120/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/120/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/120/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/120/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/120/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/120/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=120&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/12/05/donmeler-yahut-sabetaycilik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.8sutun.com/files/abdullah_muradoglu111.gif" medium="image">
			<media:title type="html">ddd</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Sabetaycılar ve Yalçın Küçük Hoca!</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/12/05/sabetaycilar-ve-yalcin-kucuk-hoca/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2006/12/05/sabetaycilar-ve-yalcin-kucuk-hoca/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Dec 2006 05:54:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Sabatay]]></category>
		<category><![CDATA[Sabetay]]></category>
		<category><![CDATA[Yalçın Küçük]]></category>
		<category><![CDATA[avdeti]]></category>
		<category><![CDATA[Dönme]]></category>
		<category><![CDATA[dönmeler]]></category>
		<category><![CDATA[ibraniler]]></category>
		<category><![CDATA[ihtida]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet ördekçi]]></category>
		<category><![CDATA[sabataizm]]></category>
		<category><![CDATA[sabataycı]]></category>
		<category><![CDATA[sabatayizm]]></category>
		<category><![CDATA[sabetay sevi]]></category>
		<category><![CDATA[sabetaycı]]></category>
		<category><![CDATA[sabetaycılık]]></category>
		<category><![CDATA[sabetayist]]></category>
		<category><![CDATA[sabetayizm]]></category>
		<category><![CDATA[siyon]]></category>
		<category><![CDATA[siyonizm]]></category>
		<category><![CDATA[Soner Yalçın]]></category>
		<category><![CDATA[yahudi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/2006/12/05/sabetaycilar-ve-yalcin-kucuk-hoca/</guid>
		<description><![CDATA[Sabetaycılar ve Küçük Hoca Yazar Mehmet Ördekçi / www.derki.com  &#8216;dan aktarmadır. Hayatımdan geçmiş en tipik megalomanın soyadının \&#8221;Küçük\&#8221; olması, ironisiz de yeterince tuhaf olan hayat hikayemin sayısız ironilerinden biri&#8230;Küçük Hoca’nın önce adı, yazıları ve kitaplarıyla, sonra kendisi, mavi Vosvos’u ve kırmızı atkısıyla 12 Eylül karanlığının henüz tam dağılmadığı yıllarda tanıştım. Yasal dergi ve kitapların bile “örgütsel [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&amp;blog=325222&amp;post=118&amp;subd=kendihalinde&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-size:18pt;font-family:Arial;">Sabetaycılar ve Küçük Hoca</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size:18pt;font-family:Arial;"><img style="width:168px;height:207px;" src="http://www.habervitrini.com/haber_resim/yalcin_kucuk5.jpg" alt="ddd" width="168" height="207" align="middle" /><img style="width:200px;height:207px;" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/a/a7/Sabetay.jpg" alt="aaa" width="200" height="207" align="middle" /></span></strong></p>
<p><strong></strong><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Yazar Mehmet Ördekçi / </span></strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"><a href="http://www.derki.com/">www.derki.com</a>  &#8216;dan aktarmadır.</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Hayatımdan geçmiş en tipik megalomanın soyadının \&#8221;Küçük\&#8221; olması, ironisiz de yeterince tuhaf olan hayat hikayemin sayısız ironilerinden biri&#8230;</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Küçük Hoca’nın önce adı, yazıları ve kitaplarıyla, sonra kendisi, mavi Vosvos’u ve kırmızı atkısıyla 12 Eylül karanlığının henüz tam dağılmadığı yıllarda tanıştım. Yasal dergi ve kitapların bile “örgütsel doküman” sayılabildiği Olağanüstü Hal Bölgesi’nden Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni kazanarak Ankara’ya gelmiş, geldiği yerde gizli saklı okuduklarıyla kendini artık komünist olarak gören bir çocuktum. Ankara’da, ciğer dolabının kapağını açık bulmuş aç kedi heyecanıyla, ne bulsam okuyordum.<span id="more-118"></span></span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Benim radikal kimliğimi borçlu olduğum askeri yönetim, Küçük Hoca’yı doçentlik yaptığı üniversiteden atmış ve darbeden önce yayınlanan ‘Yeni Bir Cumhuriyet İçin’ kitabı nedeniyle bir-iki yıl da hapsetmişti. Ama ben Ankara’ya geldiğimde Hoca çoktan tahliye olmuş, panellere katılıyor, yazılar yazıyor, kitaplarını yayınlıyordu. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">1984 yılında dönemin cumhurbaşkanı Kenan Evren’e (daha doğrusu huzura kabul edilmedikleri için dış kapıdaki görevlilere) verilen ve anayasa değişsin dedikleri için yıllarca yargılanmalarına yol açan 1300 imzalı “Aydınlar Dilekçesi”nin Aziz Nesin, Murat Belge gibi isimlerle birlikte başını çekmişti. Devletin başındaki Paşa, yanılmıyorsam Manisa’daydı, alkışlar arasında halka hitap ederken, Aydınlar Dilekçesi imzacılarını kastederek “Vahdettin de aydındı netekim. Ama memleketi düşmanlara teslim etti. Ne yapayım böyle aydını!” demekle olaya son noktayı koyduğunu düşündürmüş, ama Aziz Nesin mahkemedeki savunmasında “Vahdettin’in aydın olduğu kesin değildir, ama devlet başkanı olduğu kesindir” diyerek kendisinin neden Aziz Nesin olduğunu herkese göstermişti.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Özal’lı yıllardı. Askeri dönemde zorunlu olarak ‘Ezop dili’ kullanıp simgesel anlatımlarla yetinen birkaç dergi artık açıkça sosyalizmden söz etmeye başlıyor, dahası sol yeraltı örgütleri birer birer kendi yasal dergileriyle ‘görünür’ oluyorlardı. Ama o günlerde, benim gibi örgüt bağlantısı olmayan ve entellektüel eğilimleri daha ağır basan sosyalistlerin cazibe merkezi Küçük Hoca’ydı. Hoca hem çok ‘dolu’, hem cesurdu.</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Yine o dönemde, üniversitelerde solcu öğrenciler kıpırdanıyor, dernekleşme cenkleri yaşanıyordu. Kuruluş başvuruları komik eksiklikler icat edilerek reddediliyor, kurulabilen dernekler sık sık basılıyor, Nazlı Ilıcak’ın Tercüman’ı ve ileride Seda’yla Gülben’in “Enver Abi”leri olacak dinci Enver Ören’in Türkiye’si gibi gazeteler öğrenci derneği faaliyeti yürütenlerin arkasında Moskova bağlantısı keşfediyordu. Öğrenci derneklerini tamamen anlamsızlaştıracak bir yasa girişimi büyük tepki toplayarak 12 Eylül sonrasının ilk kitlesel öğrenci eylemini de ateşledi Ankara’da. Sanıyorum bu eylemden sonraydı, bazı öğrenciler açlık grevi başlattı. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Bu öğrencileri eylemlerini sürdürmek üzere Karakusunlar’daki evine davet eden Küçük Hoca, hep rüyasını gördüğü liderlik hedefine giden yolda “kitle” ile ilk kucaklaşmayı yaşamış oldu. Evinde yapılan eyleme zamanın cılız ama etkili sol basınının ilgisi ve eylemcileri ziyaret eden bazı solcu sanatçılar üzerinden konunun büyük gazetelere de taşması, Hoca’nın ününü arttırdı. Cesaretinin ödülüydü bu.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Küçük Hoca’nın çıkmış bütün kitaplarını okumuştum. Kendilerine intisabım, dizinin dibine oturuşum, irşad halkasına girişim, müridana katılışım ise bu anlattığım dönemden sonradır. Ama hem şeyhimin narsist, benmerkezci ve megaloman tutumları, hem de dönemin yukarıda çizdiğim kasvetli tablosunun bende yasadışı örgütlenme ve yeraltı mücadelesinden başka şansımız olmadığı düşüncesi uyandırması sonucu, bir süre sonra Küçük Hoca’yı kendisine olan ümitsiz aşkı ve Açık Devrimci Parti projesiyle baş başa bırakıp kendi yoluma gittim.</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Sonrası toz duman. Bana ne oldu anlamadım. Öncesini hayal meyal hatırlıyorum, kendime geldiğimde iki yıldır cezaevindeydim ve yatmam gereken daha sekiz yıl vardı. Eşime (bir zamanlar evliydim) içeride ayıldıktan sonra “birileri gazozuma etkisi beş-altı yıl süren bir hap atmış olabilir mi?” diye yazmıştım. Anneme göre çok “kafalı” olduğum için nazara gelmiştim, babamsa “iç düşmanımız” olan karanlık mihrakların çaktırmadan beynimi yıkadığına inanıyordu. Ama elbette doğru cevap, hiçbiri! Hayatımdaki olumlu edimlerin övüncü gibi olumsuzların sorumluluğu da sadece bana ait. Bu yazının sonraki bölümlerinde eleştireceğim “iyi olan ne varsa biz başardık, kötü olan ne varsa başkalarının yüzünden” şeklindeki bakış açısı, birinci tekil şahıs çekimiyle de bana çok yabancı. Belki, sonraki hapislik yıllarımda sadece kendim için doldurduğum ve “İç Defteri” dediğim, pek çok sayfasında gözlerimden damlayan yaşlarla dağılmış mürekkep lekeleri bulunan lacivert kapaklı harita metod defterine yazdığım son cümle, bu paragraf için de iyi bir son cümle: Mükemmel olsaydım, dünyada olmazdım&#8230;</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Her zaman şükredecek şeyler vardır. Şükür ki kimsenin kılına dokunmamış, zarar vermemiştim. Evet bağırıp çağırmış, ama can yakmamıştım. On yıllık cezamın sekiz yılını artık hiç inanmadığım, hatta saçma ve komik bulduğum bir dava uğruna yattım. Ama kendimi saçma ve komik bulmadığım için, şunları yakalatayım da beni bırakın diyecek kadar (itirafçılık) hiç alçalmadım, namusumla cezamın son saatine kadar yattım çıktım. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Nobel’ini haberleştirirken, Orhan Pamuk için “hapiste yatmamış tek önemli Türk yazarı” dedi ya bazı yabancı gazeteler, belki ben de büyüyünce önemli Türk yazarı olacağım, bunun için yatmam gerekiyordu diye avunuyorum son günlerde. (Dikkat, espridir.)</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Kimine göre o beton ve demirden mezarda içsel aydınlanma yaşamış, eski yoldaşlara göre ise “içeride kafayı yemiş” olarak yeni hayatım için gün sayarken, eski mürşidim Küçük Hoca’nın serencamını da uzaktan izledim. Onun içine düştüğü durumu Allah düşmanıma bile yaşatmasın diyor, ama insanız, çiğ süt emmişiz, zaman zaman kendimi onun hallerine sevinirken yakalıyordum. “Demek ki tek değişen ben değilim,” diyordum. “Tamam, uğrunda gençliğimi harcadığım marksizme ‘yabancılaşmaya’ karar verdim: Artık inşaat ameleleri eliyle yaratılacak yeni bir dünya rüyası görmüyorum. En korkuncu, materyalizm ve ateizme ‘inanmayı’ da çoktan bıraktım. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Ama en azından, hala kendisini memleketin en büyük marksisti saymaya devam eden şeyhim gibi, hastalıklı bir ilgi görme ihtiyacı ile ırkçılığın değirmenine su taşıyan bir soy-sop dedektifi de olmadım&#8230;”</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Ben içeriden çıkalı üç yıl oldu bu arada. Geçen zaman içerisinde Küçük Hoca da değirmene su taşıma aşamasını tamamlayıp değirmenin başına geçti.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Aslında ırkçı ya da dinci yurdum gericiliği için hiç de yeni bir konu olmayan (onlar ‘dönmelik’ ya da ‘avdetilik’ derlerdi), ama Küçük Hoca’nın son yıllarda üzerinde çok yoğunlaşarak uçuk iddialarıyla cılkını çıkardığı, isimbilimden yararlanarak gizli Yahudileri deşifre ediyorum diye ağız dolusu saçmaladığı Sabetaycılık konusunun geçmişi 17. yüzyıla dayanıyor. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Osmanlı’da yaşayan çok sayıda Yahudi var ya hani, işte onlardan, İzmirli bir Yahudi din adamı olan Sabetay Sevi, 1600 küsür yılında kendisinin beklenen Mesih olduğuna inandığı gibi, çok sayıda Yahudiyi de inandırıyor. Olay Osmanlı ülkesinde Osmanlı’yı da hedefleyen bir siyasal-dinsel harekete dönüşünce, saray müdahale ediyor. Sabetay Sevi o zaman Edirne’de olan saraya getirilip yargılanıyor. Nedamet getirip af diliyor ve İslam’a geçiyor. Tekrar bağlılarının arasına dönünce, görünürde Müslüman olacaklarını, ama kendi içlerinde musevi inançlarını sürdüreceklerinin söylüyor. Görünüş, “Sabetay Sevi sarayda Müslüman olup Mehmet Aziz adını aldı, şimdi de adamları topluca Müslüman oluyor” şeklinde. Tabii binlerce insanın bildiği bir şey sır olarak kalamaz. Eninde sonunda “kokusu çıkıyor”, ama Sabetaycılar bugüne kadar geliyor. Asıl yoğun oldukları Osmanlı şehri, Selanik. Sonra, İzmir. Cumhuriyet kurulduğunda Selanik artık Osmanlı toprağı değil. 1924’te Yunanistan’la aramızda mübadele yapılıyor, buradaki Rumlar oraya, oradaki Müslümanlar buraya&#8230; Oradan gelen Müslümanlar arasında çok sayıda Sabetaycı da var. O günden bugüne bu Sabetaycı aileler ne kadar değişmiş ya da aynı kalmıştır, benim tahmin ettiğim gibi bir nevi folklorik aidiyet olarak mı sürmektedir, asimilasyon oran ve dereceleri nedir, aralarında sonradan gerçekten Müslümanlığı seçenler olmamış mıdır?.. Genellikle böyle sorular sorulmadan, tamamen olumsuz önyargılarla damgalanan ve “incelenmeye” başlanan Sabetaycılar konusundan tabii komplo teorileri ve saçma sapan kuruntulardan başka bir şey çıkmıyor. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"><br />
<strong>KASIK MINTIKASINDA BİR SÜPER MARKSİST</strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </p>
<p></span></span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"><br />
22 Eylül tarihli Akşam gazetesinde okuduğum bir haber, doğum günümü zehir etti. Hoş, doğum günü kutluyor değildim, ama yeni yaşıma girdiğimin farkındaydım ve o haber olmasa en azından daha olumlu duygularla ‘idrak edecek’tim yeni yaşımı.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Akşam, magazin sayfasında, bir gün önce piyasaya çıkan Tempo dergisinin kapak konusunu haber yapmıştı. “Araştırmacı Küçük Hoca, aralık ayında \&#8217;Sabetayizm ve Grup Seks\&#8217; adlı kitabını piyasaya çıkaracak.“&#8230; “Sabetayizmle, grup seks hep iç içe oldu.” &#8230; “Hülya Avşar, Sabetayların propagandasını yapıyor, aile kurumunu altüst ediyor.” &#8230; “Aslında Hülya Avşar\&#8217;ın İbrani ve Sabetayist olabileceğini hiç aklıma getirmezdim. Bir gün, \&#8217;Kaya usturuplu zina yapıyor\&#8217; diye konuştu. Bu, tipik Sabetay emridir.” &#8230; gibi sözler, gözlerimden beynime çakıldı sanki.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Dışarıdan bir bakışla, bu sözlerin beynime çakılması için hiçbir neden yok. Bu aşağılık iftiraların yöneltildiği Sabetaycılardan değilim. Herhangi bir başka azınlıktan da değilim ki, “sıra bize gelir” kaygısı yaşayayım. Ama yukarıda belki biraz da sizi sıkarak uzunca anlattığım gençlik günlerimde devletle başımı derde sokarken de tinerci falan değil, devletin kaymakam adayıydım. Bugünkü aklım olsa üslubum daha farklı olurdu, ama yine herşeye sessiz kalmazdım. Sonra devletin beni attığı yerde, ben örgütten ayrılıyorum, artık marksist değilim derken de örgüt yöneticisiydim ve örgütlerin rızası olmadan cezaevi müdürlerinin istifa bile edemediği (ayrıntı verebilirim) yıllardı ve 1995 sonlarında, Bursa Cezaevinde davetle gittiğim PKK koğuşunda, şimdi ‘78’liler Birliği Vakfı çalışması yürüten Celalettin Can’ın da şahitliğinde, PKK Merkez Komite üyesi Muzaffer Ayata’nın “ülkelerinin (Kürdistan’mış) bir aydını olarak beni koğuşlarında sürekli misafir etme” teklifini geri çevirdikten birkaç gün sonra kalmaya başladığım yer, altı adımlık bir hücreydi. Sadece etliye sütlüye, haklıya haksıza karışmamak, üç maymunu oynamak karşılığında, o koğuşta “misafir” statüsü ile sefa sürmekle kalmayıp cezaevi sonrası Avrupa’da PKK medyasında istihdam edilebilecekken, kullandığım tuvaletin de içinde bulunduğu o hücrede yaşamayı tercih ettim. Kayıtlara göre sadece “lise mezunu, işsiz, boşanmış, sabıkalı” olduğum için pek kimse farkına varmasa da, galiba Muzaffer’in dediği gibi “aydın”lık var bende biraz! Ne zaman sadece kendimi düşünsem, böcek olmuşum da kabuğum beni boğuyormuş duygusu kaplıyor içimi. İnsanların sırf atalarından devraldıkları inançlar yüzünden parmakla gösterilmesinin, kovalanmasının, listeler halinde teşhir edilmesinin vardığı nokta artık “bunlar var ya bunlar, grup seks yaparlar, eş değişimi yaparlar” olmuşsa, ben bunu kendime dert ederim. Sabetaycı değilim, ama böcek de değilim. Bir azınlık kesimin namusuna dil uzatma noktasına gelmiş bir saldırı varsa, orada kimsenin değil, asıl çoğunluk aydınlarının namus günü gelmiştir tarih önünde. Hele ki söz konusu olan, çıkıp “biz öyle değiliz” diyemeyen bir azınlıksa&#8230;</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Şu anda bu konuda yapabileceğim tek şey, okuduğunuz bu yazıyı yazmak. Bunu sinirle, sakinleşebilmek için yazıyorum. Sakin kafayla yine yazarım. Lütfen bu yazıyı “Notlar” diye kabul edin. Buradan buraya niye atlamış demeyin. Bağlantıları da yapmaya kalkarsam, yazı değil kitap çıkar. Atlaya zıplaya da olsa şu birkaç günde kafama üşüşenleri yazmak, deşarj olmak zorundayım. Yoksa patlayacağım. Yıllar önce, “kırk yaşını doldurana kadar yazmayacağım,” diye bir karar almıştım. On bir yıldan beri mektup ve günlük dışında bir şey yazmadım. Yayınlatmak üzere yazmaya yeniden başlamam için daha bir yılım vardı. Ama Küçük Hoca’nın Tempo’ya söylediklerine tepkisiz kalmam çok zordu.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Önce bir Tempo aldım. Küçük Hoca’nın kapaktaki resminde tepesi açılıp beyin kıvrımları toplu seks yapan çıplak kadın ve erkek figürleri şeklinde çizilmiş. Başlık da güzel: “Grup seks büyük yalçın küçük”&#8230; Üst başlık da “Kafasını Sabetayistlere takan profesör, yatak odasından bildiriyor: </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Sabetayistler ve Grup Seks.” Tempo’nun alaycı yaklaşımı hoşuma gitti. Hatta kendimi olayın komik olduğuna inandırma gayreti içinde ben de “Onlar bize ‘soğan kafa’ diyorsa (öyle derlermiş ya) biz de onlara ‘sarımsak kafa’ falan der, ödeşirdik be güzelim, n’aptın sen!” deyip zoraki gülerek Küçük Hoca’yla kendimce dalga geçtim. Ama bu kapağın, içteki söyleşinin (ki, başlığı Hoca’nın ağzından “Grup seks Sabetayizmin emridir”), bu söyleşiye dayanılarak gazetelerde ve internet sitelerinde yapılan onca yayının Türkiye ortalamasınca algılanışında aslında komik olan bir şey yoktu. Ben ve pek çok insan, bu arada anlaşılan Tempo’cular da, onun yazdıklarını, söylediklerini ciddiye almıyorduk. Söyleşiyi yapan Tutkun Akbaş, sorularıyla Hoca’ya saçmaladığını hissettiriyordu. Ama acaba iş orada bitiyor muydu? Zaten kafasındaki ilkel sorulara böyle ilkel cevaplar aramakta olan milyonlarca insana da komik mi gelecekti acaba bu zırvalar?</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">İlk kez duymuyordum, Sabetaycılara yapılan bu yakıştırmayı. “Sonra da&#8230; anlarsınız ya&#8230; aganigi naganigi” düzeyinde, daha efendice saçmalandığını duymuşluğum, okumuşluğum vardır. Ama bu kadar kesin ifadelerle, doğrudan ve terbiyesizce, sanki daha bu sabah o işin gerçekleştirildiği bir ortamda gözlemlerde bulunmuş gibi anlatılanı da Küçük Hoca’dan duymak varmış kaderde. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Bakırköy Rıfat Ilgaz Halk Kütüphanesi’nde, İbrahim Alaettin Gövsa’nın Sabatay Sevi’sinin 50-60 yıl önceki orijinal baskısını bulup okumuştum. O da Sabetaycıların “öyle” olduklarına bizi inandırmak istemiş, ilgili bölümlerde. Ama o hiç değilse –mış, -muş diye atmış iftirayı. “Ben de şimdi oradan geliyorum, 14 kişi sayabildim,” der gibi değil! Ayrıca, popüler bir haftalık derginin kapağından ve bu kapağı haber yapan günlük gazetelerden de değil.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Hülya Avşar “Kaya usturuplu zina yapıyor” demiş, Küçük Hoca bundan Hülya Avşar’ın Sabetaycı olduğu sonucunu çıkarmış. Çünkü Sabetay Sevi’nin “Zina yapın ama usturuplu yapın” şeklinde bir emri varmış. “Ben Hülya Avşar’ın İbrani ve Sabetayist olabileceğini hiç aklıma getirmezdim” de diyor. Yani sadece kadının ağzından çıkan o cümleyle şıp diye koymuş teşhisi. Bütün diller gibi Türkçe’de de sıfat tamlamaları sınırlı sayı ve kombinasyonda olduğuna göre (zinanın önüne koyabileceğiniz kaç tane sıfat vardır?) insanların yaşarken ettiği lafları toplayıp incelerseniz, herkesi herşeyci ilan edebilirsiniz Küçük Hoca’nın yöntemiyle. Nüfus sayımlarında, aslında Star Wars filmleri için uydurulmuş bir din olan Jedi dinini din hanesine yazdıran İngilizlerin sayısı 390 bini bulmuş. Uydurma da olsa kendine göre kuralları, aşamaları, düsturları olan bu “rol icabı din”in hiçbir metnini okumadım. Star Wars’ların da tekini bile izlemedim, ama Küçük Hoca’nın her an ortaya çıkarabileceği gibi, benim gerçekte –öyle sıradan bir Jedi da değil- bir “Jedi Şövalyesi” olup bunu gizlediğimi ‘gösteren’, Jedi metinlerinde fosforlu kalemle işaretlenip gözüme sokulabilecek ne laflar etmişimdir kimbilir&#8230; </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Papa Efendi Hazretleri’nin San Pietro Meydanı’ndaki o pazar ayini konuşmalarının kayıtları bir araya getirilip bir incelense, çok tekrarladığı kimbilir hangi sözlerin kuyruğu satanizmin kurucusu Anton Szandor LaVey’in “Satanic Bible”ında yakalanıp Vatikan’a suçüstü yapılabilecektir! Ama ben temel faşist metinlerde iz sürmeye gerek duymaksızın, Küçük Hoca’nın fena “sardırdığı” emeklilik hobisinden, heyecanından ve başkalarının kökenlerinden söz ederken “ortaya çıkardım”, “incelerim”, “yazacağım” gibi sözler kullanmasından hareket ederek, hani kendisi henüz faşist değilse bile, yaptığının faşizm olduğunu iddia ediyorum. </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Faşistlerin kuyruğu mu var? Onlara faşist, düşünme şekillerine ve kuracakları rejime faşizm denmesi, insanların soyları soplarıyla ilgilenip sırf bu nedenle insanları aşağılamaları, suçlamaları, dışlamaları, daha ileri noktada da yok etmeye çalışmalarından dolayı değil mi? </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Altı-yedi yıldan beri her geçen gün daha fazla boş kafalı insanı kendisine çeken bu “Sabetaycı safarisi”ne faşizm diyebilmek için, listeleme işleminin tamamlanıp Sabetaycıların “temizlenmeye” başlanmasını mı bekleyeceğiz? Solculuk iddiaları olmadığı için rahatlıkla faşist diye nitelediğimiz insanların hepsi katil mi?</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">İnsan kendisine bakarken objektif olamayabilir. “Köprüden önce son çıkış” tabelasını da fark edemeyebilir. Ama hiç değilse yirmi yıl önceki okurları ile bugünküleri kalite terazisinde tartıp ibrede kendi düşünsel evrimini görmeyi denemezse, Küçük Hoca tarihte marksizmden faşizme kaymış ilk ya da son insan olmayacak.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Yaygın kanının aksine, faşist olmak için anti-semitizm (Yahudi düşmanlığı) aslında zorunlu değil. Sadece, tarihteki en bilinen örneği bu temel üzerinde geliştirildiği için anti-semitizm faşizmin bir çeşit alameti gibi olmuş. Bu böyleyken, Küçük Hoca gibi faşist zihniyetten en uzak görünen birinin faşizmin tam da bu en bilinen kapısını zorlamasını, günlük hayatta böyle durumlar için kullandığım klasik esprimle yorumlayayaım: Her şeyi önümüze sermiş, Allah daha bir de mektup mu yazsın!</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Küçük Hoca’nın “usturuplu zina yapın” diye anladığı emir şöyle: “Sekizincisi budur ki aralarında zina hüküm sürmesin. ‘Beria’ vesilesinde dahi hilekarlardan dolayı ihtiyatlı bulunmak lazımdır.” (İ. A. Gövsa, Sabatay Sevi, s. 60) [Beria: yaratma, yaratılış]</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Evet evet, vallahi başka bir şey yok. İşte, zinayı yasaklayan bu maddeden “tutan tuttuğunu becersin” sonucu çıkarıyorlar. Meğer, bir sonraki cümlede “zina yapın” diyebilmek için, “zina yapmayın” diye girmiş lafa Sabetay! Ben bu kadarını anladım. Gerisi hayal gücü istiyor, yok bende ondan&#8230;</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Sabetaycı avı yapılan sitelerde “İşte Sabetay’ın 18 emrinden birkaçı” diye sıralanan emirler arasında neden bu emre hiç rastlamadığımızın da açıklaması bu işte. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Avcılarımız bunu bize gizli anlamlarıyla beraber zaten ballandıra ballandıra anlatacakları için, kafalarımızı karıştırmak istemezler.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">\&#8217;Usturuplu zina\&#8217;dan Hülya Avşar\&#8217;ın Sabetaycılığı çıkmaz bence, ama Küçük Hoca’nın \&#8217;usturuplu faşizm\&#8217;i çıkabilir pekala. Usturuplu, yani “derli toplu, ustalıklı, uygun”. Usturuplu, çünkü “ya sev ya terk et” demiyor, bu çalıntı sloganın aslı gibi “love or leave” de demiyor. Sadece, insanların gizlemeyi tercih ettikleri köklerini “ortaya çıkarıyor, inceliyor, yazıyor&#8230;”! </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Peki niye?.. Küçük Hoca, derdinin bilim olduğunu iddia ederken niye Sabetaycılığı tarih, sosyoloji, sosyal psikoloji, antropoloji, hatta ilahiyat pencerelerinden incelemiyor da, Sabetaycıları “ortaya çıkarıyor?”</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Üsluba bakar mısınız: “Rantiye olmayan hiç kimseyi incelemiyorum. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Haldun Dormen\&#8217;i incelemedim. Sonunda eski karısı Betül Mardin çok kızdırdı, o zaman yazdım.”</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">İrtibatım olsa eski eşimi arardım hemen, “aman Hoca’yı kızdırma, benim aslında Jedi Şövalyesi olduğumu sermesin ortaya!” demek için&#8230;</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">“Ortaya çıkarma” yönteminin güvenilirliği de ayrı konu. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Burada Küçük Hoca’nın çürük ‘yöntem’ini çürütmekle uğraşacak değilim. Kitaplarına iştahla saldıranlar arasında ‘yöntem’iyle ilgilenen var mı, ondan da kuşkuluyum. Kitap tirajlarına bakarken, bana hiç de bir bilim açlığıyla karşı karşıyaymışız gibi gelmiyor. Dine değil kine, bilime değil iman kırıntılarına, bilgiye değil iliklerine kadar sinmiş önyargılarını güçlendirebilecekleri söylentilere ihtiyaç duyan milyonların önüne şimdi de aslında çiğnene çiğnene sakız olup unutulmuş kadim bir iftirayı sürerek, ilgi çekmek istiyor.</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Sabetaycılar inançları gereği grup seks ve eş değiş tokuşu yaparlarmış. Ama bunca yüzyıllar boyunca bu pislik hiç bir yerden patlak verip polise, adliyeye, basına yansımamış. Bir tek grup seks buluşmasında kavga çıkmamış 17. yüzyıldan beri, onca insan onca hararet içinde hiçbir sürtüşme yaşamadan topluca düzüşmüş. Milyonlarca eş değiştirme olayından bir teki, misal “adam beni kovup eşimi eve kapattı, gittiğimde beni de dövdü” diye şikayet konusu olmamış 350 yıldır. Bir tek komşuları yanlışlıkla kapıyı açıp onları o halde görmemiş. Hatta koca bir dinsel topluluk tarafından yüzyıllardır uygulandığına göre pekala muhtemel olduğu halde, yaşanan onca depremden birinde bir enkaz altından çıplak grup halinde Sabetaycı cesetleri çıkmamış. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Kaynak hep “başkaları”nın –mış’lı –muş’lu anlatımları. Gördüm diye anlatan yok, yaptım diye anlatan hiç yok. Toplam sayıları herhalde milyonları bulacak onca Sabetaycı kuşağı, doğmuşlar, büyümüşler, bizi kandırmak için göstermelik evlenip birbirlerinin karılarıyla, kocalarıyla düşüp kalkmışlar&#8230; Kimin eli kimin cebinde, kim kimin gerçek babasıdır bilinemediğine, hep de cemaat içi evlilik yapıldığına göre büyük ihtimalle kardeş olduklarını bilmeden birbiriyle evlenenler de çok olmuştur o zaman (Aha! Bir iftira da benden!) Ve bütün bunlar bizim burnumuzun dibinde yaşanmış. Peki, ev ya da dükkan komşularımız, iş ya da okul arkadaşlarımız arasında geleneksel olarak grup seks yaşanan 350 yılın birikimi olarak elimizde ne kanıt var? &#8230;mış, &#8230;.muş, &#8230;miş, &#8230;müş&#8230; Hepsi bu kadar!</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Daha somut bir “kanıt” örneği vereyim de, insan önyargısıyla mutlu ise onları hiçbir gücün ayıramayacağı konusunda siz de bana inanın. Sinem Karaağaç imzalı olup internette pek çok yerde bulabileceğiniz bir “araştırma”nın “Sabataycılıkta cinsi sapıklıklar” ara başlığı altında şunları okursunuz:</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">“Sabataycıların sıkça gündeme getirilen bir bayramı var: Kuzu Bayramı.</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Mesih Sevi’nin doğum günü olduğuna inanılan, Mart’ın 21. gününü 22’ye bağlayan gecesi mum söndü olarak nitelenen kutlama, bir yönüyle toplu seks olarak değerlendirilmektedir. Bu Kuzu Bayramı’nin artık kutlanmadığına dair iddialar varsa da Alaettin Gövsa kendi şahid olduğu bir örneği Sabatay Sevi isimli kitabının 97. sayfasında anlatmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">”</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Yanlış mı anlıyorum, siz karar verin</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">:</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">1) Bir Kuzu Bayramı var.</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">2) “Bir yönüyle” toplu seks “olarak değerlendiriliyor.</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">”</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">3) Artık bu bayramı kutlamıyoruz diyorlar.</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">4) Ama İ. A. Gövsa görmüş, kutluyorlar.</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> Şu kitabın şu sayfasında anlatıyor.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Burada öyle bir mantık kurulmuş ki, Gövsa bunları bir 21-22 Mart gecesi topluca çiftleşirken görmüş zannediyor okuyan. Bu satırları internetten milyonlarca kişi girip okuyabiliyor ve Alaettin görmüş, valla bak, alt alta üst üstelermiş diye beynine kaydediyor. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Oysa çok az sayıda insan benim yaptığım gibi, o kitabın o sayfasına bakıyor ve şunları okuyor: “Bu kuzu etini muayyen bir zamandan evvel yememek adeti bu kitabın muharriri tarafından da bizzat tecrübe ve müşahede edilmiştir. Makrıköyünde (Makriköy, yani bugünkü Bakırköy) Sabatayistlere ait olan leyli mektepte müdür iken ilkbaharda aşçıya kuzu eti pişirmesi hususundaki emrini bir türlü dinletememiş, aşçının itaatsizliğine ait şikayeti mektebin himaye heyetine kabul ettirememiş ve kendilerince muayyen zamanı gelmeden önce mektepte kuzu eti verdirmeğe muvaffak olamamıştı.” (Sinem Karaağaç’ın dediği yazar, dediği kitap, dediği sayfa, dediği şahitlik.)</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Tebrikler Sinem Hanım! Benim bu yazımın yayınlandığı dakikada, siz de onbinlerce, belki yüzbinlerce komşusuna iftira atmış bir insan olarak tarihe geçeceksiniz, “bir yönüyle” yani&#8230;</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Yine aynı ‘araştırmada,’ benim okuyunca “orada kanıtlar var uzakta, gitmesek de görmesek de o kanıtlar bizim kanıtlarımızdır” diye mırıldanıp güldüğüm bölümler var. Uzatmayayım şimdi, diyor ki, aslında Sabetayistlerin kendilerine ait yazılı kanıtlar da varmış, ama İsrail’deki arşivlerdeymiş, araştırmacılara açık değilmiş, kimse görmemiş, ama illa ki Sabetaycıların ahlaksızlığı orada açıkça görülüyormuş falan filan&#8230; İnternetten kendiniz okuyun, her yerde var bu ‘araştırma.’</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Ama ben bir de şunu söyleyeyim: </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Önyargılarıyla mutlu internet alimleri, kaynağına bakmadan ve bilimsel ölçütlere vurmadan, işlerine gelen her kanıta sarılmaya hazırlar. Hele ‘kanıt’ bir Yahudinin kaleminden çıkmışsa, ya da İsrail’deki arşivlerden çıkması umut ediliyorsa, ona laboratuvar bulgusu muamelesi yapıyorlar. O arşivlerin Sabetaycıların aleyhine olduğu için açılmadığından niye bu kadar eminler, anlamadım. Belki de lehlerine olduğu için açılmıyordur. Zira benim anladığım kadarıyla Yahudiler, cenazeleri camiden kalkan bu Sabetaycıları hiç sevmiyorlar. Bu da doğal. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Radikal solda da, en katı düşmanlıklar birbirinden çıkan örgütler arasında yaşanır. İnançlı bir Yahudinin Sabetaycılar hakkında yazdıklarını okurken, Cübbeli Ahmet Hoca’nın Aleviler hakkında bir konuşmasını dinliyormuşçasına temkinli olmak gerekir&#8230; gibime geliyor. </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Tarihçi Frederick William Hasluck, Osmanlı\&#8217;da sünnilerin Alevilere, Arapların Zerdüştlere, Türklerin Sabetaycılara aynı iftirayı attıklarını, 12. yüzyılda yaşamış Endülüslü bir Yahudi olan Tudelalı Benjamin\&#8217;in de seyahatnamesinde aynı ithamı Dürzilere yönelttiğini yazıyor. Komünistlere yönelik olarak 1950\&#8217;li yıllarda yanılmıyorsam TBMM kürsüsünden bile dile getirilmiş bir karalama vardı: Memlekete komünizm gelirse, evinize girdiğinizde askıda bir erkek şapkası varsa geri çıkacak, adamın karınızla işi bitene kadar dışarıda oyalanacaksınız, diye. İddia sahiplerinin kendi eşleriyle ilgili bir fantazilerinden doğmuş olması da muhtemel bu senaryo, kadınları özne olarak değil de sadece \&#8221;o işe\&#8221; yarayan bir ev eşyası gibi görmesi bir yana, bir gruba okkalı bir iftira atılmak istendiğinde insanların hayal gücünün kasık mıntıkasından fazla uzaklaşamadığının da tipik bir göstergesiydi.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">İçinden taşan kendi hastalıklı nefretini yaymak için, bir kişiye iki kişiye değil, çoğunu tanımadığı, yediden yetmişe, dünden bugüne, ölmüşler dahil kuşaklar boyu koca bir topluma bile bile kara çalmak&#8230; Bunu yapabilmek için gerekli olan ahlak yoksulluğu, ancak ahlak yoksunluğu temalı bir kara çalma ile perdelenebilir. Belki de budur, kasıklar üzerinde dönüp durmanın esbab-ı mucibesi.</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">On yıl kadar önce, bir taşra üniversitesinde, bizimkilerin kazandığı bir milli maçın ardından coşan erkek öğrenciler, milliyetçi sloganlar böğürerek ve kendiliğinden, içgüdüsel olarak kız yurduna yönelmiş, kapısına dayanmışlardı. Bir üniversiteden söz ettiğimin altını çizerek, milliyetçiliğin de kasıklarda yaşandığı bir ülkede Sabetaycılar hakkındaki ırkçı zırvaların yenik, hırçın ve kararmış bir ruh tarafından mumsöndü-eş değiştirme-grup seks boyutuna taşınmasının beni neden bu kadar öfkelendirdiğini anlamanızı rica edeceğim. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Aynı zamanda, çıkacak kitabın neden satış patlaması yapacağını ve daha neler olabileceğini de&#8230;</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Aynı kararmış ruh, sekiz yıl önce bugünlerde, aslında bağımsız Kürdistan’a dönüş yapacağını düşünerek gidip dört buçuk yıl kaldığı Fransa’dan dönme hazırlıkları yapıyordu. Dört buçuk yıl önce, 1994’te, yeniden döndüğü üniversitede profesör ünvanını elde ettiği, emeklilik hakkı kazandığı ve Türkiye devriminden de iyice umudunu kestiği günlerde, yükselmekte olan PKK’yı gözüne kestirmiş, “Ben Çiller’in başbakan, Demirel’in cumhurbaşkanı, Manukyan’ın vergi rekortmeni olduğu bir ülkede yaşayamam.” diye basın toplantısı yapıp Fransa’ya yerleşmişti. Nedense, emekliliği dolmadan ve profesörlük almadan önce bu saydıklarını görmezden gelmiş, bu ülkede yaşamıştı. Kendisi -yaklaşan herkesi geri kaçırdığı için- gövdesiz bir baş, PKK ise başı yetersiz olan bir gövdeydi. Ne güzel rastlantıydı! PKK’da kitle vardı, başlarına kendisi gibi süper bir beyin lazımdı. Gidip kütüphaneler dolusu bilgi saklayan kafasıyla önce PKK Avrupa teşkilatını avucunun içine alırsa, sıra 1989’da Bekaa’da görüştüğü Apo’nun koltuğuna da gelirdi zamanla&#8230; Ama Kürt devrimine liderlik etme hayaliyle geldiği Paris’te, ola ola PKK televizyonunda tartışmacı olabildi kendileri. Türkiye’deyken de PKK’nın gazetesinde yazıyordu zaten. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">O Avrupa’ya bunun için mi gelmişti. Hüsran&#8230; O kanalda yaptığı konuşmalardan dolayı epey cezası olduğunu, hapse gireceğini bile bile, Paris’e giderken avucuna alabileceğini sandığı, belki kendisinin okuduğu kitap sayısı kadar köşe yazısı bile okumamış ama siyasi oyunbazlık erbabı, dalavere uzmanı köylülerin avuçlarından kendini Türkiye’ye zor attı!</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Dağlarda Türk ve Kürt gençleri birbirini öldürecek, şehirlerde bombalar patlayacak, ülkede ceset dağları Ağrı\&#8217;yla yarışacak, Küçük Hoca Paris’te oturup bu boğazlaşmanın bir tarafını yönetecek, strateji ve taktik belirleyecekti. Ama bu aşağılık makamın heveslisi de bol olduğundan, onu oraya oturtmadılar!</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">29 Ekim 1998 günü Türkiye’ye ve cezaevine giriş yaptı. Demirel hala cumhurbaşkanı, Manukyan hala vergi rekortmeniydi. Ha, evet Çiller başbakan değildi. Ama kader bu, cilvesiz durur mu? Hoca oradan yanında yol azığı olarak “Mesut bana haber gönderdi, ben de Apo’yu aradım, Tansu’nun suikastinden kurtuldu” sansasyonu ile geldiği için, aylarca Tansu Çiller’in yayınladığı Öncü gazetesinin manşetlerinden inmedi, yine Çiller’in BTV’sinin haber bültenlerinden çıkmadı.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">&#8230;İşte ondan sonra da, Sabetaycılar madenini keşfetti. Halen orada. “Ortaya çıkarıyor, araştırıyor,” kafasını bozanları “yazıyor”!</span></p>
<p><strong><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;"> </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">“İYİ BİZ” İÇİN KÖTÜ “ÖTEKİ” ŞART! (MI?)</span></strong></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Benim için “Sabetaycının iyisi olmaz” ne kadar saçma bir düşünce ise, “Sabetaycının kötüsü olmaz” da aynı derecede saçma bir düşünce. Her milletin, dinin vs. mensuplarında olduğu gibi, Sabetaycının da iyisi de olur kötüsü de. Ama siz “Sabetaycının iyisi olmaz” saçmalığını kabul ettirme azminde iseniz, mesela TV’lerdeki hepsi birbirinden “hızlı” magazin kızlarından (uygun kelime bu değil ama&#8230;) sadece Sabetaycı olanları görürsünüz. Onları ardarda ardarda öyle seri ve öyle sık anlatırsınız ki, okuyucu ya da dinleyicinin kafasında istediğiniz o izlenimi bırakırsınız. İnsan, en nihayet, aldanabilen bir varlıktır! </span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Olguları alt alta sıralayarak, Türkiye’nin demokrasiyle yönetildiğini de ispatlayabilirsiniz, faşizmle yönetildiğini de&#8230; Türklerin melek olduğunu da ispatlayabilirsiniz, şeytan olduğunu da&#8230; İspatlamak istediğiniz her şey için dünyada alt alta sıralayabileceğiniz yeterince olgu, olay ve örnek bulabilirsiniz. Hayat böyle bir şeydir çünkü.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Dünyada yeterli sayıda “iyi Sabetaycı” da vardır, yine yeterli sayıda “kötü Sabetaycı” da&#8230; Siz illa bunlardan sadece birini görmek istiyorsanız, sadece iyileri ya da sadece kötüleri görebilirsiniz. \&#8221;Kötü\&#8221; Sabetaycıların adlarını ve sizin seçtiğiniz icraatlarını alt alta sıralayarak, okuyan veya dinleyen kişide bu kötülüklerin onların Sabetaycı olmalarından kaynaklandığı düşüncesi oluşturabilirsiniz rahatlıkla. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">İnternette Sabetaycı cadı avı yapılan siteleri biraz incelerseniz, yapılanın bu olduğunu görürsünüz. Türkler, Amerikalılar, Araplar, Kürtler, Çinliler, Müslümanlar, Ermeniler, Aleviler gibi ağzımdan rastgele çıkacak her topluluk için geçerlidir dediklerim.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Aklın kendiliğinden çalışma şekli diyorum ben, şöyle bir mekanizma var: Kendisinden uzak tutmak istediği ne kadar kötülük, ahlaksızlık ve çirkinlik varsa ‘öteki’ne atfeder. Kendi ulusundan, dininden, mezhebinden, hatta ailesinden biri kötü, ahlaksız ya da çirkinse bu o birinin kişisel kötülüğü, ahlaksızlığı ya da çirkinliğidir. Ama ‘öteki’lerden bir tekinin kötülüğü, ahlaksızlığı ya da çirkinliği, onun ‘onlardan’ olması yüzündendir. ‘Onlar’ın arasında iyi, ahlaklı ya da güzel birine rastlanırsa, bu da o birinin kişisel iyiliği, ahlakı ya da güzelliğidir. Yoksa yani aslında ‘onlar’ kötü, ahlaksız ve çirkindir&#8230; ‘Hedef’ kesimden bir tek kişinin olumsuzluklarını bile genelleştirirken, kendi kabilesinden karşılaştığı sayısız olumsuzlukları hep tekil örnekler olarak ele alır, genelleştirmez. Bu böyle bir mekanizmadır. </span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Aklı kendi başına bırakmamak lazımdır! Felsefe bunun için vardır.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Ben naçizane, \&#8217;soru’nun kendisine karşıyım. Bırakın külliyen iyi ya da külliyen kötü milletleri, külliyen iyi ya da külliyen kötü bir bireyin olacağına bile inanmam. En kötü insanda bile iyilik vardır. Her çeşit insanı aylar, yıllar boyu yedi gün yirmi dört saat aynı odada bir arada yaşayarak tanıma fırsatı buldum. Tavsiye etmiyorum, yaşarken hiç hoş değildi. Ama en azından bu yazdığımı öğrenmiş oldum. Kimse sadece Türk, sadece Müslüman, sadece Yahudi, sadece Rus olmadığı gibi, sadece katil, sadece hırsız, sadece fahişe değildir. Biz kavrayabilmek için basitleştirmek zorunda kalmışızdır.</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Komplo teorilerine “aptallar için entellektüel eğlence” diyorum. Hapishane kütüphanesinde bolca çeşidi bulunan ve \&#8221;Türkiye’yi parçalamak için 100 plan\&#8221;, \&#8221;Rusların sıcak denizlere inme hayalleri\&#8221;, \&#8221;masonlar dünyayı nasıl idare ediyor\&#8221;, \&#8221;kızılların işçilerimizi ve gençlerimizi aldatma usulleri\&#8221;, \&#8221;Türk’e Türk’ten başka yoktur dost millet\&#8221;, \&#8221;Yahudilerin dünyayı ele geçirme planı\&#8221; gibi isimler taşıyan zırvaların hepsini okuyup bir tür bağışıklık kazandığımdan mıdır, yoksa basitçe, bende komploları sezecek basiret doğuştan eksik olduğundan mıdır bilmem; Sabetaycılarla ilgili önüme ne çıktıysa hatmettim, ama kafamda sadece şöyle bir tablo oluştu: Sabetaycıların fikir ve eylemlerinde en az etkili olan unsur, Sabetaycı kimlikleri!</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Her çeşit insan, her çeşit fikir var Sabetaycılarda. Aynı “normal” insanlar gibi yani. Hayret!</span></p>
<p><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Benim 12 Eylül döneminde idam edilmiş yoldaşım var. Onun kalemini kıran hakim var. Polis var, asker var. Dolandırıcı var, ama dolandırıcılık masası şefi de var! Bunca çeşitlilikte hala ortak bir kötülük bulunabiliyorsa, ben de başka bir kötülük görmeye başlıyorum o zaman. Kafatasçılık dediğimiz şey: Sabetaycılar kötüdür, çünkü onlar Sabetaycıdır!</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Filistinlilerle omuz omuza İsrail’e karşı savaşan sabetaist devrimci gençler oldu geçmişte. Şimdi benim onları İsrail’in Türkiye’deki ajanları kabul etmem isteniyor. Bu nasıl bir imandır yahu! Nasıl bir nefret ihtiyacıdır ki, gözleri kör eder&#8230;</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Bu öyle bir dermansız illet ki, Kürtleri cahil, kaba saba görüp fazla ayak takımı diye onlardan nefret eden aynı zihniyet, Sabetaycıları da okumuş görüp, fazla seçkinler diye nefret duyuyor! Çünkü mesele nefret edilen nesnede değil, nefret eden öznede. İnsan yeter ki nefret etmek istesin, yoktan malzeme/gerekçe yaratır kendine. Çevremde alnı secde görmeden yetmiş yaşına gelmiş, cenaze törenleri ve belki bir de bayramlar dışında camiye de uğramamış, ama Alevilerden neden nefret ettiklerini sorduğumda namaz kılmıyorlar, camiye gitmiyorlar diye cevap veren o kadar çok zavallı var ki. Dine değil kine ihtiyaçları olduğu için, namaz deyince de kendilerinin itikatları gereği yapmaları farz olan bu ibadeti niçin yapmadıklarını sorgulamaktan çok, itikatları gereği namazı farz görmeyen \&#8221;öteki\&#8221;nin niye farz görmediğiyle ilgileniyorlar. Sizde farz işte, kılsana!</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Tıpkı, Sabetaycılarda gördüğü her olumsuzluğun Müslüman Türkler ve toplumdaki diğer kesimler için de geçerli olduğunu görmeyen usturuplu faşizm gibi&#8230;</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">Tek tek saydınız mı kardeşim, memleket kötülerinin çoğu gerçekten Sabetaycı mı? Oranları alayım, kaçta kaç?! Ya da Sabetaycıları sıraya dizip tek tek kontrol ettiniz ve içlerindeki kötü oranı iyilerden fazla mı çıktı? Kaçta kaç?!</span><span style="font-size:10pt;font-family:Arial;">(Hem iyi ne, kötü ne, ben kimim, burası neresi? Hani biz solcuyduk&#8230; niye başaşağı&#8230; duruyoruz ya&#8230; korkuyorum! Anne!)</span></
