<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>Kendi Halinde</title>
	<atom:link href="http://kendihalinde.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://kendihalinde.wordpress.com</link>
	<description>TRForum-Yeni Harman-SY-YK-G-IS ekseninde Dönen DÖNME dolaplar &#38; Soner YalçIn-Efendi 2 ve Palavralar</description>
	<lastBuildDate>Mon, 02 Feb 2009 17:24:36 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<cloud domain='kendihalinde.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://www.gravatar.com/blavatar/40502be9c59baa34c010f3711b29e8e2?s=96&#038;d=http://s.wordpress.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>Kendi Halinde</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com</link>
	</image>
			<item>
		<title>One Minute : Obama&#8217;ya Çelme Takmak&#8230;</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2009/02/02/one-minute-obamaya-celme-takmak/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2009/02/02/one-minute-obamaya-celme-takmak/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Feb 2009 17:24:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efendi 2]]></category>
		<category><![CDATA[Başbakan]]></category>
		<category><![CDATA[Davos]]></category>
		<category><![CDATA[Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[gazze]]></category>
		<category><![CDATA[ignatius]]></category>
		<category><![CDATA[Peres]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=366</guid>
		<description><![CDATA[
Başbakan’ın, herkesin ve tabii ki kendisinin de ezberini bozan Davos çıkışı aslında geliyorum diyen kasırganın Davos’ta patlamasından başka bir şey değildir. Başbakan bunun sinyallerini neredeyse Gazze katliamı başladıktan hemen sonra artan dozda vermeye başlamıştı. Fakat böyle bir tepki verebileceğini kendisine sorsanız evet der miydi  o da başka bir konu elbette.
Her ne kadar konu Davos olsa [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&blog=325222&post=366&subd=kendihalinde&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;"><img class="aligncenter size-medium wp-image-368" title="one-minute1" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2009/02/one-minute1.jpg?w=300&#038;h=201" alt="one-minute1" width="300" height="201" /></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Başbakan’ın, herkesin ve tabii ki kendisinin de ezberini bozan Davos çıkışı aslında geliyorum diyen kasırganın Davos’ta patlamasından başka bir şey değildir. Başbakan bunun sinyallerini neredeyse Gazze katliamı başladıktan hemen sonra artan dozda vermeye başlamıştı. Fakat böyle bir tepki verebileceğini kendisine sorsanız evet der miydi<span>  </span>o da başka bir konu elbette.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Her ne kadar konu Davos olsa bile buraya nasıl gelindi, bu işte bir komplo mu var dı, bunun tartışılması daha hayırlı olacaktır. Bazı iflah olmaz İsrailseverler tarafından dillendirilen teze göre bu bir tiyatro idi ve İsrail’in izni ile gerçekleşti. Yani İsrail Cumhurbaşkanı’nın en ağır sözlerle eleştirilmesi argo tabirle fincanın taşla oyulması dahi bir komplo idi ve zaten Musevi sever iktidar partisinin önünü daha da açmak için yapıldı deniyor. Kullandıkları argümanlara bakınca hani acaba mı dedirten tezlerle karşınıza çıkıyorlar.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Ama gerçekte kazın ayağı öyle mi?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Gelin birlikte dilimiz döndüğünce irdelemeye çalışalım. Davos’ta yapılacak Gazze toplantısına kim neden ihtiyaç duymuş olabilir. Gazze toplantısının katılımcıları seçilirken arabuluculuk görevine sözde daha çok yakışan Mısır’dan, Fransa’dan, İngiltere’den temsilciler değilde… Neden Türkiye Başbakanı, İsrail Cumhurbaşkanı, Arap ligi sekreteri ile BM sekreteri’nin katılımları sağlanmıştır.<span id="more-366"></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Ne amaçlanmıştır ve ne olmuştur. Davos Forum Başkanı’nın başkanlığında olması gereken oturum neden David Ignatius tarafından yönetilmiştir.</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpFirst" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">1-</span><span style="font:7pt &quot;">      </span></span></span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Washington Post yazarı Ignatius bundan kısa süre önce Ahmet Davudoğlu ile görüşerek kendi gazetesinde Davudoğlu’nun Domino Teorisi’ni açıklamış ardından da başka bir yazı ile taşların ters yönde düşmeye başladığını dile getirmiştir.</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">2-</span><span style="font:7pt &quot;">      </span></span></span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Ignatıus’un yazısı ilk bakışta Türk dış politikasını destekler gibi gözükse de aslında amaç yeni başkan Obama’ya mesaj vermektir. Onun dikkatini bu yöne çekmektir. Keza yine iyibilgi’de de bahsedilen Body Of Lies filminden mealen; “Artık bu politikalarımızı çöpe atmanın zamanı geldi. Eğer böyle gidersek tamamen Ortadoğu’da ki ABD ve Israil egemenliğini kaybetmek üzereyiz” mesajı yeni dünya düzeninde yeni bir sinsilik peşinde olduklarının da göstergesidir.</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">3-</span><span style="font:7pt &quot;">      </span></span></span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">İş bu sinsilik tam da Davos’ta balans ayarı vermek için kullanılmaya çalışılmıştır. Aslında istenen Türkiye’yi ve dolayısıyla İktidar partisini hem ortadoğuda hemde iç kamuoyu nezdinde küçük düşürerek bölgede kukla oyuncu yapmaya çalışma girişiminden başka bir şey değildir.</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">4-</span><span style="font:7pt &quot;">      </span></span></span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Yeni Başkan Obama ya da biz buna Mançuryalı başkan da diyebiliriz. Gerçekte seçilmiş midir yoksa seçilebilmesi için tüm imkanlar seferber mi edilmiştir. Obama’nın babasının Müslüman olması, kendisinin Afrika kökenli olması gibi cilalı imaj devri edebiyatları ile özelde Ortadoğuda yeni bir Hero yaratma girişimlerinin bir parçası olan Davos’un Gazze Paneli Başbakanın feraseti ya da duygusallığı ile çöpe atılmıştır.</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">5-</span><span style="font:7pt &quot;">      </span></span></span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Başbakan o çıkışı yapmasaydı içerde muktedirlik elden gidecekti, dışarıda arap-islam aleminde iki paralık olacaktı ve emin olun herkes Obama’dan başka bu işi kimse çözemez demeye başlayacaktı. Elbette Obama bu işe bir çözüm bulacaktı ama bu başta da söylediğimiz gibi ne şiş ne kebap yakan bir tarzda sinsilik dolu olacaktı. </span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">6-</span><span style="font:7pt &quot;">      </span></span></span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Davos çıkışı ABD’nin ve özelde Obama’nın Hero yapılmasına Türkiye tarafından<span>  </span>taş koyulması operasyonu olup, ayrıca Bay Obama’nın 1915 olaylarını aleyhimize gelişecek şekilde dillendirmesini de kendi dönemi içinde kesinlikle rafa kaldıracaktır.</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">7-</span><span style="font:7pt &quot;">      </span></span></span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">David Ignatius’un ısrarla Başbakan’a izin vermemesi, Şimon Peres’e assolist kıvamında son sözün ve en uzun sözün verilmesi bahsettiğimiz Obama planının ve Türkiye’nin ikincil bir faktör yapılmaya çalışılmasının medyatik tezgahıdır. Ki bu tezgah öyle güzel kurgulanmıştır ki canla başla bölge de arabuluculuk için kıvranan Türkiye’ye Bayan Clinton’un temsilcisi şöyle yalandan bir uğrayıp gidecekken… Davos Kasırgası’ndan sonra gelmekten vazgeçmiştir. Bu da gösteriyor ki ABD’nin bir B planı yoktur ve teknik sebepler arkasına sığınarak yeni bir planla karşımıza çıkacakları anlamını taşımaktadır.</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">8-</span><span style="font:7pt &quot;">      </span></span></span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">İsrail’in tüm bu olanları şimdilik kaydı ile sineye çekmesi, Gazze toplantısında bir ton laf yedikten sonra üzüntülerinin bildirilmesi dahi ne derece bir panik içinde olduklarının göstergesidir. Çünkü hiç istemedikleri halde Türkiye ile karşı karşıya gelme riski içine girmişlerdir.</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">9-</span><span style="font:7pt &quot;">      </span></span></span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Bu planın birde iç politika ayağı vardır. Bu ayakta ise Numan Kurtulmuş’un malum Medya Grubu tarafından poh-pohlanması, İsrail ile yapılan askeri anlaşmaların dillendirilmesi, İktidarın samimiyetsiz olduğunun söylenmesi ile yerel seçimlerde oy yönünden örselenmesi amaçlanmaktadır. Bu amaç bile Obama’ya ve İsrail’e hizmette sınır tanımayan bir anlayışın yaklaşımı olabilir ki Davos’ta<span>  </span>kurgulanmaya çalışılan tezgah beklenmedik çıkış ile şimdilik kaydıyla önlenmiştir.</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">10-</span><span style="font:7pt &quot;">   </span></span></span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Elbete hadise bununla sınırlı olmayıp işin birde İran boyutu var. Molla’da birdenbire oluşan Erdoğan sevgisinin düzeyi O’nu Nobel barış ödülüne aday gösterebilme çılgınlığının da İran’ın aslında Davos Çıkışı’ndan ne kadar rahatsız olduğunun bir teyidi gibidir. İran bu çıkışla aslında hem Türk iç siyasetine hem de AB-ABD kamuoylarına İsrail gazeteleri ağzı ile aslında Erdoğan’ı överken, dövmeye çalışmaktadır. Bu bağlamda Meşal ise İran’da Ahmedinejad ile buluşmaktadır. Meşal’in İran ziyareti farklı okumalara gebe olsa da bunun yorumunu burada yapmayalım.</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpLast" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 10pt 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">11-</span><span style="font:7pt &quot;">   </span></span></span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Davos’ta yapılan Gazze Panelinin Türkiye tarafından istenmesi oyun kurucunun Türkiye olduğunu gösterir. Ancak Ignatıus, Davos Forumu ve Peres oyun içine oyun yerleştirerek, Türk oyununu bozmaya çalışsa da… Erdoğan tarihe geçen “One Minute” repliği ile pişmiş aşa su katılmasına izin vermemiştir. Erdoğan’ın elinde ki kağıtlarda tuttuğu yazılar bile Obama’ya İsrail üzerinden çelme takma operasyonunun şahididir. Oyunu gören karşı taraf bunu kendi lehine çevirmeye çabalarken beklenmedik bir tepki ile şah-mat olmuşlardır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt 18pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Peki bundan sonra ne olur… </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt 18pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Kanımca Türk tarafından 2. Hamle için zaman ve zemin aranmaktadır. Aynı yaklaşımı İsrail tarafından da beklemek sanırım yanlış olmaz. Çünkü şu an içinde bulundukları durumdan pusuya yatma vaziteyi almış oldukları görünmektedir. İsrail gazetelerinde yapılan haber ve yorumlar ilk sinyaller olsa da yapacakları şantaj’dan öteye geçemeyecektir. 2. Hamle için en uygun an ise İsrail’de seçimlerden Netanyahu’nun birinci olarak çıkmasının akabinde hükümet kurma kaosu yaşayan İsrail ile boyutlarını kestiremediğim derecede ilişkilerin dondurulması ya da en azından İsrail Jetlerinin bir daha tatbikat için ülkeye sokulmaması gibi yaklaşımlar olabilir. Böyle bir yaklaşım meseleyi daha da büyütmüş olurken zaten parlamış olan Davos yıldızının üzerine bir de ay eklenmiş olacaktır. Hatta İsrail’de hükümet kurma sürecinin dahi sekteye uğraması muhtemeldir. <span> </span>Eğer bu yapılırsa/yapılabilirse emin olun Obama’nın ilk tercihi de mecburen Türkiye olacaktır. Ve 1915 kelimesini dahi ağzına alamayacaktır. Aşırı şahin Netanyahu ise kurulacak yeni hükümet içinde yeralarak kendinden beklenmeyecek derecede barış güvercini yapılacaktır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt 18pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Son söz, haklı olarak Laçiner bir suikastten endişe ediyor. Fakat kendisine tavsiyem Erdoğan’ın Şişhane konuşmasın da bahsi geçen Atatürk’e atfen “Size ölmeyi emrediyorum” sözünün derin anlamını kavraması. Evet bir suikast olabilir ama Başbakan sanırım buna zaten hazırlıklı ve meydan okumaktan da geri durmuyor. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt 18pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt 18pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Bi de şu var: Sakın 6-7 saatlik o uzun GKB toplantısının asıl konusu milli menfaatler doğrultusunda nasıl hareket ederiz olmasın. Bir araştırın isterseniz <img src='http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </span></p>
Posted in Efendi 2 Tagged: Başbakan, Davos, Erdoğan, gazze, ignatius, Peres <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/366/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/366/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/366/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/366/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/366/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/366/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/366/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/366/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/366/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/366/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&blog=325222&post=366&subd=kendihalinde&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2009/02/02/one-minute-obamaya-celme-takmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2009/02/one-minute1.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">one-minute1</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>İçimde ki İsrail Aşkı Bambaşka</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2009/01/01/icimde-ki-israil-aski-bambaska/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2009/01/01/icimde-ki-israil-aski-bambaska/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Jan 2009 21:46:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efendi 2]]></category>
		<category><![CDATA[asimetrik güç]]></category>
		<category><![CDATA[israil]]></category>
		<category><![CDATA[orantısız güç]]></category>
		<category><![CDATA[siyonist]]></category>
		<category><![CDATA[siyonizm]]></category>
		<category><![CDATA[yahudi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=362</guid>
		<description><![CDATA[
İşte medyanın sözlüğü
Artan Şiddet: Şiddet ile bağlantılı olarak medya aynı zamanda “şiddetin artması” yani “escalation of violence” kavramını da kullanmaktadır. Mesela “Lübnan’da İsrail saldırganlığı 300 kişinin canını aldı” demek yerine “artan şiddet olayları Lübnan’da 300 kişinin canına mal oldu” denilmektedir. Filistinlilere “doğrudan şiddet uygulayan” Siyonist güç, yaşanan bütün işgali ve hukuksuzluğu böylece oldukça masum bir [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&blog=325222&post=362&subd=kendihalinde&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><h3><strong><span style="color:#ff0000;"><img class="aligncenter size-full wp-image-363" title="hurriyet" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2009/01/hurriyet.jpg?w=320&#038;h=240" alt="hurriyet" width="320" height="240" /></span></strong></h3>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">İşte medyanın sözlüğü</span></strong><strong><span style="color:black;"></span></strong></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">Artan Şiddet:</span></strong><span style="color:black;"> Şiddet ile bağlantılı olarak medya aynı zamanda <strong>“şiddetin artması”</strong> yani <strong>“escalation of violence”</strong> kavramını da kullanmaktadır. Mesela <strong>“Lübnan’da İsrail <span style="text-decoration:underline;">saldırganlığı</span> 300 kişinin canını aldı”</strong> demek yerine <strong>“artan şiddet olayları Lübnan’da 300 kişinin canına mal oldu” </strong>denilmektedir. Filistinlilere <strong>“doğrudan şiddet uygulayan”</strong> Siyonist güç, yaşanan bütün işgali ve hukuksuzluğu böylece oldukça masum bir tarif içine oturtmaktadır.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">Asimetrik güç kullanımı:</span></strong><span style="color:black;"> <strong>“Orantısız güç kullanımı”</strong> yerine daha askeri bir dil kurgulanırken kullanılmaktadır.<strong> “Assymetric use of power”</strong>ın Türkçesi olan bu kavram da, Siyonist güç ile Filistinliler ya da Lübnan arasındaki güç dengesinde aslında bir simetrinin de olduğu ama İsrail gücünün daha fazla olduğunu intibasını yerleştirmek için kullanılır. Mesela bir hafta içerisinde Lübnan’da 300 kişiyi katletmek <strong>“asimetrik güç kullanma” </strong>gibi gayet masum bir etiketin altında dünya basınına servis edilir.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><strong><span style="color:red;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">İsrail Operasyonları:</span></span></strong><span style="color:black;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;"> Operasyon kavramı oldukça masum bir yöneticilik kavramıdır. Mali operasyonlar, şirket operasyonları, kalp operasyonu, kömür madenleri operasyonu, gemi kaptanı operasyonu… Liste uzun…</span><strong><br />
<span style="font-family:Calibri;font-size:small;">“İsrail operasyonları devam ediyor”</span></strong><span style="font-family:Calibri;font-size:small;"> şeklinde başlayan her cümle şunları ifade etmektedir:<br />
<strong>1- </strong>İsrail gayet meşru bir iş yapmaktadır<br />
<strong>2</strong>- Altı üstü bir operasyon yapmaktadır<br />
<strong>3</strong>- Operasyon yaptığı <strong>“şeyler”</strong> kendi nesnesidir, istediğini yapabilir </span><strong><br />
<span style="font-family:Calibri;font-size:small;">4-</span></strong><span style="font-family:Calibri;font-size:small;"> İsrail yapılan işte tek ve ana öznedir </span><strong><br />
<span style="font-family:Calibri;font-size:small;">5-</span></strong><span style="font-family:Calibri;font-size:small;"> Kontrol Siyonist güçtedir </span><strong><br />
<span style="font-family:Calibri;font-size:small;">6</span></strong><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;">- Operasyonu başlatma ve bitirme gücü kendisine aittir<br />
<strong>7-</strong> Bombalama, katliam, sürgün, tutuklama, işkence vs. gibi şeyler bir ameliyat operasyonunda hastanın acıları gibidir, kaçınılmazdır ve dolayısıyla meşrudur.</span></span></span>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="color:black;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span id="more-362"></span> </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">Orantısız güç kullanımı:</span></strong><span style="color:black;"> Bu kavram <strong>“disproportionate use of power”</strong>dan gelmektedir. Akılda tutmaya çalıştığı şey her iki tarafında <strong>“gücü”</strong> olduğudur. Bu güçlerin mahiyetini ve cesametini zihinden uzaklaştırmak için kullanılır. Öncelikle bir biriyle kıyas dahi edilemeyecek <strong>“iki güç”</strong> zihinlerde eşitlenir, ardından da <strong>“bu iki eşit güçten”</strong> birisinin daha fazla güç kullandığı söylenir. Böylece nükleer bir güçle, toplam askeri gücü İsrail’in birkaç bin nüfuslu bir kasabasındaki askeri güçle bile kıyaslanmayacak Filistinliler denk hale gelirler. Hiçbir savunma sistemi olmayan insanların üstüne bombalar yağdırmak, katliam, su depolarını bombalamak, köprüleri yıkmak, binlerce çocuğu öldürmek, Filistin’i açık bir hapishaneye dönüştürmek, akıl almaz işkenceler uygulamak, Filistinli liderlere suikast düzenlemek böylece<strong> “orantısız güç kullanma”</strong> parentezine alınarak vahşet bir anda nötrleştirilmiş olur.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="color:black;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"> </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">Şiddet</span></strong><strong><span style="color:blue;">: </span></strong><span style="color:black;">Bu kavram da Siyonist propagandanın gazetecilik ve uluslar arası ilişkiler literatürüne yerleştirdiği başka bir dezenformasyondur. “<strong>Violence</strong>“ın Türkçesi olan şiddet oldukça <strong>nötrleştirici</strong> ve geniş bir kavramdır. Birçok şiddet çeşidinden bahsedilebilir. Mesela medyanın kullandığı dil de şiddete örnektir, yumurta kırmak için uygulanan güç te bir şiddet çeşididir. Gazete ve TV haberlerinde <strong>“İsrail’de şiddet”</strong> ile başlayan cümlelerin hepsi, İsrail saldırganlığı ve katliamlarını genel şiddet kategorisi altına sokmaya yarıyor. <strong>“İsrail’in saldırganlığı arttı”</strong> cümlesiyle ifade edilmesi gereken durum böylece <strong>masum</strong> bir havaya bürünmektedir.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">Şiddet Sarmalı:</span></strong><span style="color:black;"> Batı medyasında<strong> “cycle of violence”</strong> şeklinde kullanılan şiddet sarmalı kavramı da yaşanan katliamların asıl sebebi olan işgali zihinlerde unutturup yerine “bitmeyen bir şiddet var” imajını yerleştirmektedir. Bu bakış açısına göre asıl sorun şiddetin sürekli devam etmesidir,<strong> “aslında şiddet devam etmezse sorunda kalmayacaktır”</strong> tespiti zihinlere yerleştirilmektedir.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">Toplu cezalandırma:</span></strong><strong><span style="color:blue;"> </span></strong></span></span><span style="color:black;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;">Bu kavram da, Batı medyasının <strong>“collective punishment”</strong> şeklinde kullandığı sözde eleştirel bir dilin ürünüdür. İsrail saldırganlığının<strong> “toplu cezalandırma” </strong>olduğunu söyleyen bu dil de aslında Siyonist propagandaya hizmet etmektedir. Öncelikle Siyonist işgal ile yaşananlar bir “cezalandırma” kurgusu içerisine sokmak yanlıştır. Kim kimi ne hakla cezalandırıyor? Toplu cezalandırmaya karşı durmak aslında içkin olarak<strong> “bireysel cezalandırma” </strong>hakkını Siyonist güce teslim etmeyi gerektirmektedir. Daha öz bir ifade ile hedefsiz saldırılar yerine <strong>nokta atışı katliamları meşrulaştırmaktadır. </strong><br />
Siyonist gücün yaptığı her saldırganlığı peki ala<strong> “Siyonist gücün saldırıları”</strong> şeklinde isimlendirmek mümkündür. Lakin medyaya hakim olan Siyonist dil, İsrail’in her saldırganlığı başka bir<strong> “kavramsal” </strong>çerçevenin içerisine oturtarak “işgal”in konuşulması engellemektedir.</span></span></span>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">Çatışma:</span></strong><span style="color:black;"> İsrail’in her hangi bir nokta saldırısı için kullanılır. Özellikle seçilmesinden kasıt <strong>“iki tarafın da”</strong> olduğu izlenimi vermektir. İsrail’in saldırılarından canlarını koruma çalışanların can çekişmesi bir taraf, tanklarla, uçaklarla saldırı düzenleyen İsrail ise ikinci taraftır.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">Düşük Yoğunluklu Çatışma:</span></strong><span style="color:black;"> İşgal kelimesini kullanmamak için icat edilmiştir. Filistin bölgesinden bahsederken<strong> “işgal altındaki topraklar”</strong> dememek için medya tarafından özenle kullanılır.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">Yüksek Yoğunluklu Çatışma:</span></strong><span style="color:black;"> İsrail saldırdığı zaman kullanılır. Mesela son Lübnan bombalaması için medya bu tanımlamayı kullanmaktadır.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">Çatışma Sonucunda Ölenler</span></strong><span style="color:black;">: İsrail saldırganlığı sonrası katledilen Filistinliler için kullanılmaktadır.Bombalanan köprünün başında ölenler, sahilde katledilen çocuklar bu kategoriye alınmaktadır.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">İki Ateş Arasında Kalan: </span></strong><span style="color:black;">Bu şekilde başlayan cümlelerin hepsi İsrail tarafından katledilen Filistinliler için kullanılmaktadır. Özellikle de çocuk ve kadın katliamları için bilinçli olarak bu ifade tercih edilir. Bu şekilde çocukları bir çatışmanın ortasına düştüğü ve ateşten kaçamadıkları için öldükleri havası verilerek katliam sorumluluğunun yarısı da Filistinlilerin üstüne atılmış olur.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">Terörizm:</span></strong><span style="color:black;"> Her hangi bir Filistin eylemi.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">Rehine:</span></strong><span style="color:black;"> İsrail askerleri Filistinliler tarafından kaçırılınca kullanılır.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">Tutuklanma: </span></strong><span style="color:black;">Filistin kabinesi basılıp İsrail askerlerince bakanlar rehine alınınca kullanılır.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">Saldırı:</span></strong><span style="color:black;"> Her hangi bir Filistin eylemi.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">Misilleme:</span></strong><span style="color:black;"> Her hangi bir Siyonist saldırganlığı. Nerdeyse bütün medya kuruluşları her hangi bir İsrail saldırganlığını ya açıktan misilleme olduğunu söylerler ya da “daha önce yapılan bombalı eylemin ardından Gazze’ye giren İsrail ordusu…” şeklinde başlamaktadır.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">Savunma Hakkı:</span></strong><span style="color:black;"> Her hangi bir İsrail saldırısı.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">Duvar/Tel/Çit:</span></strong><span style="color:black;"> İsrail’in güvenliği sağlamak için inşa ettiği tek taraflı bir hapishane duvarıdır. Batı medyasında 5-6 metrelik bu duvar için tel örgü, çit (fence) denildiği de olur. Filistin’i ırkçı bir uygulama ile açık bir hapishaneye dönüştüren bu duvardan sıradan bir çitmiş gibi bahsedilir.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">Yerleşimci: </span></strong><span style="color:black;">Siyonist işgal sonrası Filistin topraklarına cebren yerleşenler için söylenir. <strong>“Yerleşimciler”</strong> (settlers) adeta boş bir toprak parçasına gelmişler havasına büründürülmektedir. Yerleşimcilerin hepsi uzun namlulu silahlarla donatılmışlardır. Ayrıca her <strong>“yerleşim bölgesini”</strong> koruyan İsrail askeri gücü bulunmaktadır. Bu zararsız yerleşimciler bugüne kadar binlerce Filistinliyi katletmişlerdir.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">Komşu Yahudi Mahallesi/Bölgesi:</span></strong><span style="color:black;"> Filistinlilerin eylem yaptıkları mekanı veya bölgeyi tarif için kullanılır. “Komşu kelimesi” (Jewish neighbourhood) özellikle kullanılmaktadır. Böylece Filistinlilerle “komşu” olan sorunsuz ve zararsız bir bölgede Filistinlilerin eylem yaptıkları anlatılmaktadır. Komşu denilen bölge ya da mahalle elbette ki Yahudi işgalciler tarafından işgal edilip inşa edilmiş yerlerdir.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">Bölgedeki İki Demokrasi: </span></strong><span style="color:black;">Bu tanımlama Türkiye ve İsrail için bilinçli olarak kullanılmaktadır. Ne tarihi kodları ne siyasi kodları hiçbir şekilde birbirine benzemeyen iki ülkenin düzeyleri eşitlenmektedir. Meşru ve Gayri meşru iki devleti aynı terkip içinde kullanarak hem Türkiye’nin ayaklarını bağlarken İsrail’in de işgalci olduğu unutturulmaya çalışılmaktadır. İsrail-Türkiye benzetmelerinin hepsi İsrail’in işgalci, ırkçı ve Siyonist yüzünü gizlmeyi amaçlar.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><strong><span style="color:red;">Hamas/PKK: </span></strong><span style="color:black;">Varlık sebepleri bir birinden yüzde yüz farklı olan bu iki yapı da aynı Türkiye/İsrail eşleştirmesinde olduğu gibi İsrail’e meşruiyet, Filistin direnişine de gayri meşru bir maske takma çabasıdır.</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:140%;background:#f2e2c1;margin:0 0 10pt;"><span style="color:black;"><a href="http://www.haber10.com/haber/36816/"><span style="color:#5b211a;text-decoration:none;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">http://www.haber10.com/haber/36816/</span></span></a></span></p>
Posted in Efendi 2 Tagged: asimetrik güç, israil, orantısız güç, siyonist, siyonizm, yahudi <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/362/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/362/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/362/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/362/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/362/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/362/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/362/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/362/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/362/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/362/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&blog=325222&post=362&subd=kendihalinde&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2009/01/01/icimde-ki-israil-aski-bambaska/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>14</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2009/01/hurriyet.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">hurriyet</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Ertuğrul Özkök; Tetikçi Medya Maymunu mu?</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/23/ertugrul-ozkok-tetikci-medya-maymunu-mu/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/23/ertugrul-ozkok-tetikci-medya-maymunu-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 23 Dec 2008 21:46:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efendi 2]]></category>
		<category><![CDATA[Ertuğrul Özkök]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Maymun]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>
		<category><![CDATA[Yalçın Küçük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=355</guid>
		<description><![CDATA[Ertuğrul Özkök; Tetikçi Medya Maymunu musun sen:)
 
…Kahramanımız Ertuğrul Özkök, Doğan Monkey Center’ın (DMC) kendisine ayrılan odasında can sıkıntısından patlamış halde ayakta bir sağa bir sola yalpalayıp durdu.  Oflayıp puflarken cama vuran yağmur damlalarının bıraktığı izleri seyredip yavaş yavaş ağırlaşan göz kapaklarının kapanmaması için  uğraş verdi…
Masasına doğru ağır aksak ilerlerken “gece şarabı çok kaçırdım yine” sözleri [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&blog=325222&post=355&subd=kendihalinde&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="MsoNormal" style="margin:0 0 10pt;"><strong><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;">Ertuğrul Özkök; Tetikçi Medya Maymunu musun sen:)</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0 0 10pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;"><img class="aligncenter size-full wp-image-354" title="eo" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/eo.gif?w=308&#038;h=240" alt="eo" width="308" height="240" /> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">…Kahramanımız Ertuğrul Özkök, <strong>Doğan Monkey Center’ın</strong> (DMC) kendisine ayrılan odasında can sıkıntısından patlamış halde ayakta bir sağa bir sola yalpalayıp durdu. <span> </span>Oflayıp puflarken cama vuran yağmur damlalarının bıraktığı izleri seyredip yavaş yavaş ağırlaşan göz kapaklarının kapanmaması için <span> </span>uğraş verdi…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Masasına doğru ağır aksak ilerlerken <strong>“gece şarabı çok kaçırdım yine”</strong> sözleri döküldü mırıltıyla dudaklarından hınzırca bir gülümse kaplarken yüzünü… Daha dün yazmış olduğu <span> </span>“<strong><span style="font-family:&quot;">soyağacımın tepesindeki maymun”</span></strong><strong><span style="font-family:&quot;font-weight:normal;"> yazısına gelebilecek tepkiler gülümsemesini bir kat daha artırdı.</span></strong> On dakika kadar şekerleme yapıp yazı işleri toplantısına <span> </span>öyle katılırım düşüncesiyle koltuğuna oturdu. Kenarda duran gazeteleri elinin ayasıyla hafifçe iteledi. Tepki yazılarını okumayı sona saklamıştı. Gözlerini ufka doğru dikmesinden az sonra yorucu olan gecenin de etkisiyle kendinden geçti… Bir müddet sonra duyduğu sesle irkilerek gözlerini açtı. Birisinin ona seslendiğini fark etti…</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpFirst" style="text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><strong><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;">Er-tuğ-ruuuuuuuul</span></span></strong></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">!!!</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><strong><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;">Er-tuğ- ruuuuullllllllll</span></span></strong></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Nine? Fatma Nine sen misin?</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><strong><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;">Evet minik maymunum.</span></span></strong></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Ama nine nasıl olur? Sen yaşıyorsun!</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpLast" style="text-indent:-18pt;margin:0 0 10pt 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><strong><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;">Evet şempanzem niye şaştın?<span id="more-355"></span></span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Bu imkansızdı. Ertuğrul gözlerini ovuşturup karşısında duran kara çarşaflı kadına bir daha baktı. Evet evet…<span>  </span>Karşısında kapkara çarşafı ile Fatma ninesi duruyordu. Elinde koca bir şişe <strong>Petrus</strong>. Hemen arkasında ise adını hatırlayamadığı ninesinin kardeşi Sıdıka, <strong>“abercrombie”</strong> tshirt ile…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;"><img class="aligncenter size-full wp-image-356" title="eo1" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/eo1.gif?w=320&#038;h=216" alt="eo1" width="320" height="216" /></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Yok hayır, bu olamaz diye mırıldandı Ertuğrul. Rüya görüyor olmalıydı. Kendine bir çimdik attı… Fakat canı yanmıştı… Demek ki rüya değildi… Kanlı canlı şekilde Ninesi karşısında duruyordu… İyi de DMC’nin kapısından nasıl girmişti, yukarıya onun odasına kadar nasıl gelebilmişti ninesi, hem de kapkara çarşafı ile… Şaşkınlığı bir kat daha arttı… Oysa kesin talimat vardı: “Çarşaf Türban Out”… </span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpFirst" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><strong><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;">Ertuğrul senin için geldim. Securityleri aştımda geldim. Benim taklacı orangutanım.</span></span></strong></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">!!!</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpLast" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 10pt 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><strong><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;">Bak bu da adını hatırlayamadığın büyük Halan Sıdıka.</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Şaşkınlık, yerini endişeye bırakmaya başlamıştı Ertuğrulda… Mümkünatı yok bunun derken kendi kendine, gözleri ninesinin çarşafına takıldı. Patiskadan simsiyah bir çarşaf ve onun üstünde 6 değil <span> </span>5 tane ok işareti… Okların hemen ardında kirli sakalları ile Engin Cansız’a benzeyen bir adam resmi, beline kravat bağlar halde… Biraz daha dikkatlice bakınca adamı tanıdı. Fenerbahçe’nin bomba transferi Okçu Daniel Guiza değil mi idi. Ya kafayı yedim ya da yiyeceğim diyerek bağırmaya başladı… Hızla Fatma Ninenin üzerine ellerini havada sallayıp boşluğu kovalarcasına yürüdü… Amacı karşısında duran zihninde yarattığını düşündüğü bu hologramı imha etmekti… Fatma nine üzerine gelen Ertuğrulu görünce çarşafının altından 6. oku çıkardı ve seslendi…</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpFirst" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><strong><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;">Bak saplarım 6 ncı <span> </span>oku Terlikli ayaklarına.</span></span></strong></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><strong><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;">Ne terliği nine?</span></span></strong></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpLast" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 10pt 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><strong><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;">Sana kaç kere ayakkabılarını çıkartma evde ve işte, demedik mi Ertuş’um Şempanzem.</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Şaşkınlığı giderek büyüyor irkilmesi ürküntü haline geliyordu Ertuğrul’un. Terlikte nereden çıktı derken aklına Terlikli Zirve haberi geldi. Oh my god, shittt dedi. Nasıl bir rüyaydı bu. Rüya mıydı yoksa gerçek mi. Allaaaaaam bitsin bu karabasan demek istedi fakat boğazında kelimeler düğümlenip kaldı. Ağzını açıp kapatıp bir şeyler söylemeye çalışsa da nafile çabalıyor kendi sesini duyamıyordu. Bu esnada Fatma nine elinde ki ok ile Ertuğrul’un pantolon kemerine Malkoçoğlu kıvraklığıyla dokundu. Çözülen kemerden boşalan Pantolon bacaklarından yere doğru düşerken gayri ihtiyari elleri ile testislerini kapama ihtiyacı hissetti. Testislerin sıcaklığını aldığında Uğur Dündar geldi gözlerinin önüne. Acıyla ninesinin yüzüne baktı… </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Yaşadıkları gerçek olamazdı, olmamalıydı. Ahmet Hakan’a kaç defa bırak şu Pelin Batu’yu dediğini anımsadı. Ninesi gerçekten karşısında mı duruyordu, yoksa Ahmet Hakan, Pelin Batu’dan öğrendiği Ruh Çağırma tekniklerini üzerinde mi deniyordu. Eliyle ceketini kontrol etti. Cep telefonundan Nur Serter’i aramayı düşündü. Ne de olsa hem usta bir Ruhçu hem de ikna kabiliyeti yüksek bir dost idi Nur. Belki Nur Serter gelirse Ninesinin Ruhunu ikna edip geldiği yere yollayabilirdi. Hızla cebinden telefonunu çıkardı. Rehberden Nur’un numarasını bulmaya çalıştı. Ama ne Nur Serter’in ne de bir başkasının kaydı yoktu. Bütün rehber buhar olup uçmuştu sanki. Cep Telefonunun ekranına şaşkın şaşkın bakarken Cem Yılmaz’ı gördü minik ekranda. Cem, iki maymunun arasına yarı çıplak uzanmış, Etruğrul’a sırıtarak <strong>“evde ev, işte iş telefonu”</strong> kullanmalısın <strong>“Çikita”</strong> diyordu. Cem Yılmaz ve iki maymunun hemen ötesinde ise Charlton Heston kılığına girmiş Emin Çölaşan ile göbek büyütmüş Bekir Coşkun fis kos yapıyorlardı. Kulağını biraz daha cep telefonuna yaklaştırıp aralarında ne konuştuklarını duymaya çalıştı. Ancak Emin’in, “Maymunlar Cehenneminden Kovulduk Ey Halkım” isimli bir kitap yazacağını, Bekir’in ise göbeğini kaşıyarak “yaz abi arkandayım senin” dediğini duyabildi…Fakat o da ne&#8230; hemen arkalarında Yalçın Küçük vardı ve ellerini çırparak durduğu yerde hoplayıp zıplıyordu bir maymun gibi&#8230;</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpFirst" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><strong><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;">Ertuğrulllll canımmmm.</span></span></strong></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">!!!!!</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><strong><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;">Hayatım uyan haydi.</span></span></strong></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">!!!!</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpLast" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 10pt 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><strong><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;">Hadi ama bi tanem.</span></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Ertuğrul bön bön etrafına bakındı. Kendisine seslenen karısı Tansu idi. Evindeydi ve yatağında yatıyordu. Derin bir oh çekti… Hayatım korkunç bir rüya gördüm dedi Tansu… Ben de diye cevapladı Ertuğrul… Tansu, Ertuğrul’u beklemeden anlatmaya başladı&#8230;</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpFirst" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><strong><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;">Hayatım inanılacak gibi değil, şu senin eski elemanın Serdar.</span></span></strong></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Serdar?</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><strong><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;">Turgut yahu… Serdar Turgut</span></span></strong></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Ha…</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><strong><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;">İşte O… Hani hep dersin ya… Ben bir şey yazarım ardından o da aynı şeyleri yazmaya çalışır dediğin adam… Rüyamda sen maymunlu bir yazı yazmışsın. </span></span></strong></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 0 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Eeee?</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpLast" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 10pt 36pt;"><span><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">-</span><span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><strong><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;">O da bizi ziyarete gelmiş ve eğer “benimde soyağacımda bir maymun olsaydı penisim bu kadar kısa olmazdı Tansu” diyor. Ve bana senin penisini soruyordu kendisininkini göstererek…</span></span></strong></p>
<p><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;font-family:Calibri;">Ertuğrul hafifçe tebessüm etti. Kafasını yastıktan biraz kaldırıp duvarda ki saate bakacaktı ki tam burnunun dibinde beyazlar içinde sarışın bir kadın gördü. Şaşırmıştı. Hemşire kıyafetleri içinde tepesinde dikilen kadın, elinde büyükçe bir şırınga ile duran Canan Aritman idi. Hastane koridorlarından bildik hareketle parmağını dudaklarının üstüne götürerek Ertuğrul’a “şşşşşttttt” yapıyordu. Ertuğrul daha ne olup bittiğini anlayamadan şırınganın kaba etine battığını hissetti. Ne yapıyorsun sen be kadın cümleleri süzülürken dudaklarından… Canan, iki dudağının üzerinde ki parmağı ile tekrar “şşşşşttttt” diyerek … “Senin için hem kürt hem ibrani deniyor. Görmüyor musun kan aldık DNA testi için deyip” ortadan kayboluverdi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;font-family:Calibri;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;font-family:Calibri;">Ertuğrul olan biteni gördün mü dercesine Tansu’ya doğru döndüğünde onun olaylardan habersizmişçesine kendisine gülümseyerek telsiz telefonu uzattığını gördü… </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;font-family:Calibri;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:-18pt;text-align:justify;margin:0 0 0 36pt;"><span style="font-size:11pt;font-family:Calibri;"><span>-<span style="font:7pt &quot;">          </span></span></span><span style="font-size:11pt;font-family:Calibri;">Arayan Güneş Taner . Aman dikkatli ol dinlemesinler sizi…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;font-family:Calibri;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;font-family:Calibri;">Deyiverdi…</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpLast" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 10pt 36pt;"> </p>
<p></span></span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpLast" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 10pt 36pt;"> </p>
<p class="MsoListParagraphCxSpLast" style="text-align:justify;text-indent:-18pt;margin:0 0 10pt 36pt;"><span style="font-size:small;"></span></p>
Posted in Efendi 2, Ertuğrul Özkök, Güncel, Maymun, Ortaya Karışık, Yalçın Küçük  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/355/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/355/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/355/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/355/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/355/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/355/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/355/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/355/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/355/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/355/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&blog=325222&post=355&subd=kendihalinde&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/23/ertugrul-ozkok-tetikci-medya-maymunu-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/eo.gif" medium="image">
			<media:title type="html">eo</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/eo1.gif" medium="image">
			<media:title type="html">eo1</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Canan Aritman mı? Arıtman mı?</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/19/canan-aritman-mi-aritman-mi/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/19/canan-aritman-mi-aritman-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Dec 2008 10:57:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>
		<category><![CDATA[Sabetay]]></category>
		<category><![CDATA[Soner Yalçın]]></category>
		<category><![CDATA[Yalçın Küçük]]></category>
		<category><![CDATA[aritman]]></category>
		<category><![CDATA[canan aritman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/19/canan-aritman-mi-aritman-mi/</guid>
		<description><![CDATA[
Aşağıdaki yazı bir takım internet sitelerine bu hanım milletvekilimizin soyisminde sürekli olarak yapılan fahiş hatayı düzeltmeleri için yollanmıştır. Ancak dediğim dedik çaldığım düdük diyen “matbuat” ve “ netbuat” ısrarla İzmir Milletvekili Canan Aritman’in soyadını Arıtman olarak yazmaya devam etmektedir. Hulasa başka birinin etnik kökenini, emmisini dayısını, ninesini, ebesini Yalçın Küçük nasyonel faşistliği ile merak edebilen [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&blog=325222&post=350&subd=kendihalinde&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><em><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"><img class="aligncenter size-medium wp-image-352" title="canan-aritman" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/canan-aritman.jpg?w=300&#038;h=155" alt="canan-aritman" width="300" height="155" /></span></span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><em><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Aşağıdaki yazı bir takım internet sitelerine bu hanım milletvekilimizin soyisminde sürekli olarak yapılan fahiş hatayı düzeltmeleri için yollanmıştır. Ancak dediğim dedik çaldığım düdük diyen “matbuat” ve “ netbuat” ısrarla İzmir Milletvekili Canan <strong>Aritman</strong>’in soyadını <strong>Arıtman</strong> olarak yazmaya devam etmektedir. Hulasa başka birinin etnik kökenini, emmisini dayısını, ninesini, ebesini Yalçın Küçük nasyonel faşistliği ile merak edebilen birinin kendi soyisminin sürekli olarak Arıtman olarak anılmasından rahatsızlık duymaması da celbi nazardan kaçmamaktadır.Soy sop araştımaya merakıyla tanınan Soner Yalçın ve Yalçın Küçük Beyler ise hanım milletvekilimizin kocasının ne <span> </span>masonluğu ve bağlantıları ile ne de soyisminde yer alan <strong>–man </strong>takısını ilgi alanlarına almadıklarına göre diyebileceğimiz tek şey milletvekili ve eşinin beyaz Müslüman olmadıklarıdır. Buna rağmen şahsi kanaatimizi ifade etmemiz gerekirse biz <strong>Aritman</strong> ailesinin beyaz Türk olduğunu da düşünmeyip tam aksine <strong>”ozon suyuna yatırılmış”</strong> kara Türklerden olduğu hissine sahibiz… </span></span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Öncelikle basınımızın ve siz değerli internet haber sitesi sakinlerinin bu hanım milletvekilinin soyadı konusunda mutabakata varması gerekiyor. Hanımefendinin kendi internet sitesinde soyismi <strong>&#8220;Aritman&#8221;</strong> olarak yer almasına karşın bütün medya sözleşmiş gibi <strong>&#8220;Arıtman&#8221;</strong> yazmakta diretiyor. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Bu milletvekilin soyadı ARİTMAN&#8217;dır ARITMAN değil. Önce bu konuda bir anlaşalım. <span id="more-350"></span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Yok anlaşamadık diyorsanız 3836265056X kimlik numarasını bir kontrol ediniz. Kendisi izmir/karşıyaka/bostanlı nüfusunda 6 cilt no, 1462 sıra no, ve 2 aile sıra nosu ile yer almaktadır. Ana adı Zahide, Baba Adı Kemalettin olup zaten bilinmektedir.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">1 numara ise 1941 doğumlu Mehmet&#8217;ten olma Fethiye&#8217;den doğma, Mason olduğu söylenen eşi &#8220;Mustafa Yetkin Aritman&#8217;dır&#8221;. ARITMAN değil.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Oğulları 1979 doğumlu &#8220;Mehmet Aritman&#8221; Mimar&#8230; Kızları 1975 doğumlu &#8220;Melis ARITMAN Alp&#8221; (kayıtlarda Aritman değil) ise İstanbul&#8217;da özel bir hukuk bürosunda avukattır. İnternet taramalarında avukat hanımın önemli şirketlerin vekilliğini yaptığı da anlaşılmaktadır ve bir çocuğu vardır.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Aritman Ailesi nüfus kütüğünü İzmir&#8217;e aldırdığı için soylarında!!! kim var kim yok bulamadık. Mernis kayıtlarında tipik bir anne-baba ve 2 çocuktan oluşan çekirdek aile görünümü vardır ki bu da zaten nüfus kütüğünün bir yerden bir yere nakil olmuş olduğunun göstergesidir. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Kim nereden ne maksatla kütük taşımış konumuz olmadığı için bu da sizin işiniz olsun deyip geçerken; Aritman soyisimli İsrailde yaşayan musevi vatandaşlarımız ya da İsrail vatandaşları olduğunu da hemen Yalçın Küçük ve Soner Yalçın beylere hatırlatalım. Keza konuyu takip edenlerin bileceği üzere yakın zamanda Yalçın Küçük içimizdeki İbranileri kutluyorum diyerek imza kampanyasıyla 1915 olaylarından özürdileyenlere de göz kırpmıştı… Sanki ülkede sabetayist olduğunu kabul eden, açığa vuran birileri var da… Onlar ermeni tehcirini gerçekleştirmiş olacak… Ve dünyaya Yalçın Küçük açıklayacak : <span> </span>“Türkler masumdur bu işi yapanlar İbrani kökenlilerdir”.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Yani : Okkanın altına gidecek olan yine kimdir, kimler olacaktır dersiniz?</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:11pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong><span style="font-size:11pt;">Önemli Not: </span></strong><span style="font-size:11pt;">Milletvekilimizin kimlik numarasına değerli eşleri &#8220;M Yetkin Aritman&#8221; ın Resmi Gazete&#8217;de yayınlanan Key Hesapları Listesinde yer alan kimlik numarasından ulaşılmıştır. Ki bu konuyu İlhan Selçuk <span> </span>bahsinde işlemiştik.</span></span></p>
Posted in Güncel, Ortaya Karışık, Sabetay, Soner Yalçın, Yalçın Küçük Tagged: aritman, canan aritman <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/350/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/350/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/350/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/350/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/350/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/350/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/350/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/350/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/350/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/350/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&blog=325222&post=350&subd=kendihalinde&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/19/canan-aritman-mi-aritman-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/canan-aritman.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">canan-aritman</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Atatürk ve Sabetay Sevi Tekkesi</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/14/ataturk-ve-sabetay-sevi-tekkesi/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/14/ataturk-ve-sabetay-sevi-tekkesi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Dec 2008 20:45:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efendi 2]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[sabatay sevi]]></category>
		<category><![CDATA[sabataycı]]></category>
		<category><![CDATA[sabataycılar]]></category>
		<category><![CDATA[Sabatayist]]></category>
		<category><![CDATA[sabetay sevi]]></category>
		<category><![CDATA[sabetayist]]></category>
		<category><![CDATA[sabetayizm]]></category>
		<category><![CDATA[Soner Yalçın]]></category>
		<category><![CDATA[yahudi]]></category>
		<category><![CDATA[Yalçın Küçük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=347</guid>
		<description><![CDATA[
Sabataycılık denince akla ilk gelen iki şehir Selanik ve İzmir&#8217;dir.
İspanyol Yahudi&#8217;si, Avrupalı kaynaklara göre İzmir Yahudi kaynaklarına göre Edirne doğumlu Sabatay Sevi 1665 /1666&#8242;da İzmir&#8217;in Kemeraltı-Agora semtindeki Portekiz Sinagogu&#8217;nda ikinci kez Yahudi Mesih&#8217;i olduğunu ilan etti. Daha önce 1648&#8242;de 22 yaşındayken de Mesihliğini ilan etmiş fakat yeterli ilgiyi görmemişti. Çok kısa sürede Avrupa, Ortadoğu ve [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&blog=325222&post=347&subd=kendihalinde&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><div><span style="font-family:mceinline;"><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;"><img class="aligncenter size-medium wp-image-348" title="sabetay-sevicilik" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/sabetay-sevicilik.jpg?w=264&#038;h=300" alt="sabetay-sevicilik" width="264" height="300" /></span></span></div>
<div><span style="font-family:mceinline;"><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Sabataycılık denince akla ilk gelen iki şehir Selanik ve İzmir&#8217;dir.</span></span></div>
<p><span style="font-family:mceinline;"><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">İspanyol Yahudi&#8217;si, Avrupalı kaynaklara göre İzmir Yahudi kaynaklarına göre Edirne doğumlu Sabatay Sevi 1665 /1666&#8242;da İzmir&#8217;in Kemeraltı-Agora semtindeki Portekiz Sinagogu&#8217;nda ikinci kez Yahudi Mesih&#8217;i olduğunu ilan etti. Daha önce 1648&#8242;de 22 yaşındayken de Mesihliğini ilan etmiş fakat yeterli ilgiyi görmemişti. Çok kısa sürede Avrupa, Ortadoğu ve Rusya&#8217;da duyulan bu hadise sadece Osmanlı Türkiye&#8217;sindeki Yahudileri değil, Müslüman Türkleri ve Doğu Avrupa&#8217;daki Hıristiyan tebaayı da derinden etkiledi.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Gelişmeler üzerine tutuklanarak Edirne&#8217;de 11 Eylül 1666&#8242;da Divan&#8217;da sorgulandı. Sorgulamayı kafes arkasından Padişah Avcı Mehmet&#8217;in de takip ettiği Sabatay Sevi, Mesihliğini inkâr etti. Sorgulamada bulunan ve kendisi de bir Yahudi dönmesi olan Hekimbaşı Hayatizade Mustafa Fevzi Efendi&#8217;nin (Moses ben Raffael Abrabanel); &#8220;Müslüman ol kelleni kurtar&#8221; tavsiyesi ile Sevi görünürde Müslüman olup Mehmet Aziz Efendi adını almıştır.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Sabatay Sevi görünürde Müslüman Türk, hakikatte ise kendi Yahudi inançlarına bağlı kalarak ikili (dual) bir hayat sürdürmüştür. Müritlerinin de benzer ikili kimliği benimsemesiyle tarihte ve günümüzde &#8220;dönmelik&#8221; veya &#8220;Sabataycılık&#8221; denen bir tür çift kimlikli &#8220;açık Müslüman-gizli Yahudi&#8221; &#8220;tarikat&#8221; doğmuştur.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Nitekim Rabbi Abraham Danon tarafından Revue des Etudes Juives&#8217;de İbranice metni yayınlanan Sabatay Sevi&#8217;nin 18 maddeden oluşan inanç risalesi, Prof. Abraham Galante tarafından hem orijinal İspanyolca metin hem de Fransızca tercümesi yayımlandı. Sabatay Sevi&#8217;nin 18 emirden oluşan Ladino dilinde yazılmış risalesi ilk kez 1897&#8242;de Paris Şarkiyat Kongresi&#8217;ne sunulan bir tebliğde Journal&#8217;de Selanique&#8217;nin yayın yönetmeni Sadi Levi vasıtasıyla ortaya çıkar.</span></p>
<p></span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Niçin 18 emir?<span id="more-347"></span></span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Sabatay Sevi Yahudi tarihinde ortaya çıkan 17. Mesih&#8217;ti ve apokalips (kıyamet) Mesih&#8217;inin habercisiydi. 18. Mesih kıyamet gününde ortaya çıkacaktı. İnançlı Sabataycılar 18. mesih&#8217;i bekliyorlar.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">18 maddeden oluşan risalenin 16. Maddesi aynen şöyle: &#8220;Türklerin adetlerine, onların gözlerini örtmek maksadıyla, dikkat edilsin. Ramazan orucunu tutmak için sıkıntı gösterilmesin ve aynı şey kurban için de yapılsın. Gözün gördüğü her şey yerine getirilmelidir.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">1990&#8242;lardan itibaren sık sık gündeme getirilen Sabatay Sevi adı, 2006 yılının son günlerinde Sabatay Sevi adına kurulması düşünülen bir müze tartışmasıyla tekrar basında sık sık yer almaya başladı.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">İnternet sitelerinin dışında Yeni Şafak gazetesi muhabiri Şaban Arslan, araştırmacı yazar Ahmet Almaz&#8217;ın &#8220;Tevrat&#8217;ın Türk Evlatları&#8221; kitabı (Yakamoz Yayınları 0212-222 72 75) ile akademisyen Cengiz Şişman&#8217;ın &#8220;Sabatay Sevi ve Sabataycılar&#8221; adlı çalışmasında Sabatay Sevi müzesi kurulması çalışmasıyla ilgili bilgiler yer almakta. Ayrıca tarafımızın özel kaynaklardan elde ettiği bilgileri de dikkatle değerlendirdiğimizde, İzmir&#8217;de &#8220;müze&#8221; adı altında &#8220;Sabatay Sevi Tekkesi&#8221;nin kurulmak istendiği anlaşılıyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">İzmir Selçuk&#8217;taki Bülbül dağında 100 yıl kadar önce başlatılan &#8220;kutsal Meryem Ana Evi&#8221; çalışması nihayetinde 1967 yılının 26 Temmuz günü bizzat Papa 6. Paul&#8217;un Bülbül dağına gelerek burayı &#8220;kutsaması&#8221; ile Hıristiyanlar için &#8220;hac&#8221; merkezi haline getirildi.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Yöntem bildik ve bayağı. Yörüklerin &#8220;aşağı köyde bir yalan söyledim yukarı köyde kendim de inandım&#8221; cinsinden bir &#8220;kutsallaştırma&#8221; operasyonu.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Bütün ısrarlara rağmen Rahmetli Atatürk&#8217;ün Hıristiyanlara satılmasına izin vermediği Bülbül dağındaki metruk taş yığınını barındıran 29.200 metrekare arazi 1950&#8242;de Bayar-Menderes ikilisi döneminde maalesef Hıristiyan Vakıfları destekli Meryem Ana Derneği&#8217;ne satıldı. Sonra restorasyon adı altında görkemli bir Meryem Ana Evi inşa edildi. Sonra da Papalık tarafından kutsandı. Artık her Papa burayı ziyaret ediyor. Hıristiyanlar burada hacı oluyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">1774 yılında Almanya&#8217;da doğan kötürüm ve histerik rahibe olduğu bilinen Anne Catherine Emmerich&#8217;in &#8220;gördüğü vizyonlar&#8221; (rüyalar) önce kitaplaştırıldı, sonra Emmerich&#8217;in vizyonlarına Fransız Sorbonne Üniversitesi tarih Profesörü Charles Lenormand tarafından &#8220;bilimsel&#8221; kılıf geçirildi. Artık &#8220;tarihi gerçekler&#8221;e göre Meryem Ana&#8217;nın Evi İzmir Selçuk&#8217;taki Bülbül dağındaydı.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Dünyanın 43 farklı yerinde Papalık tarafından &#8220;kutsanmış&#8221; Meryem Ana Evi var, ancak Kudüs ve Bülbül dağındakilerin ayrı bir önemi bulunuyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Şimdi de benzer senaryo İzmir&#8217;de Sabatay Sevi Müzesi (tekkesi) için uygulamaya konuyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">İzmir Ticaret Odası (İZTO) Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Demirtaş ile TOBB-ETU Üniversitesi tarih bölümünde ve ABD&#8217;nin Boston şehrindeki Harvard Üniversitesi&#8217;nde öğretim üyesi olan Yrd. Doç. Dr. Cengiz Şişman &#8220;Sabatay Sevi Müzesi&#8221; çalışmasının önderliğini üstlenmiş görünüyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Boston ve çevresindeki Türk akademisyenlerin iddiasına göre Cengiz Şişman Fethullah Gülen cemaatine oldukça yakın.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Prof. Dr. Yalçın Küçük &#8220;Sabatay Sevi Müzesi fikrini kim önermişse Sabatayist&#8217;tir&#8221; diyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Tarihçi ve biyografi araştırmacısı Mahmut Çetin ise &#8220;görünenlerin arkasına iyi bakmak gerekir, bu uluslararası bir organizasyon işine benziyor. Daha önceki örneği de Meryem Ana Evi&#8221; şeklinde konuştu.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">İzmir&#8217;in Agora semtindeki Portekiz Sinagogu&#8217;nda 370 bin YTL&#8217;ye bir Sabatay Sevi Müzesi kurmak için İZTO&#8217;dan bir grup harekete geçiyor. Ancak İZTO Başkanı Demirtaş, tepkilerden çekinerek, projeyle ilgili teklifi son anda geri çekiyor. (Şaban Arslan-Yeni Şafak 28. 12. 2006)</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">İzmir Ticaret Odası&#8217;nın 65 bin üyesi var ve İZTO yönetimi &#8220;Sabatay Sevi Müzesi&#8221; gibi netameli bir teklifin de yer aldığı 425 sayfalık Yönetim Kurulu Çalışma Programı ve 2007 Bütçesi&#8217;ni sadece 179 meclis üyesine gönderiyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Çalışma Raporu&#8217;nun 378.sayfasındaki Sabatay Sevi Müzesi başlığı altında yer alan şu ifadeleri nasıl yorumlamamız gerekir? &#8220;Sabatay Sevi, Musevilik tarihinde önemli yer tutan bir kişiliktir ve İzmir&#8217;de yaşamıştır. Hatta Sabataycılık Museviliğin bir kolu olarak varlığını sürdürmüştür. İzmir&#8217;in tarihinde önemli bir yeri olan olay ve kişiler, kent belleğinin bir parçasıdır. Bu nedenle Sabatay Sevi&#8217;nin Musevi tarihindeki rolünü ortaya koyabilecek ve çeşitli eski eserlerin de yer alacağı bir müze kurulması, müzenin eski bir sinagog veya eski bir binada yapılması düşünülmektedir.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">İZTO Başkanı Ekrem Demirtaş&#8217;a göre böyle bir müze &#8220;müzeler şehri&#8221; yapmayı düşündükleri İzmir&#8217;e renk katacak. Demirtaş, &#8220;Amacımız tamamen turizme renk getirmek. Bu tür renkli kişilerin de dikkate alınması ferekiyor&#8221; dedi.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">İZTO Meclis Üyesi Necmi Çalışkan İZTO&#8217;nun daha önce de kilise ve sinagogların restorasyonu için karar aldığını belirtiyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Bu beylere sormak gerekmez mi? Siz kaç cami, kaç Türk eseri ve hele hele İzmir tarihinde önemli bir yeri olan Timur için ne kararlar aldınız, neler yaptınız?</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">&#8220;Etnografik değerlerimizi korumamız gerekir. Musevi vatandaşların oluşturduğu kültür İzmir için çok önemlidir&#8221; diye devam eden Bay Necmi Çalışkan ve Bay Ekrem Demirtaş saf olmadıklarına göre ya cahiller ya da kötü niyetli.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Nitekim İZTO Meclis Başkan Vekili Necip Nasır &#8220;300 yıldır gizli olan bir yapılanmanın ticaret odasının gündemine gelmesi yadırganacak bir şeydir. Farklı bir amaçla yapılmış olabilir&#8221; diye konuştu.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Yine İZTO meclis üyelerinden Salih Büyükuğur İZTO yönetiminin geçen yıl da sinangog ve kiliselerin onarımı için 3 milyon YTL para ayırdığını ve bu karara muhalefet şerhi koyduğunu belirterek şunları söylüyor:</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">&#8220;Bu talep Yunanistan Konsolosluğu&#8217;ndan gelmiş. Kapalı kapılar arkasında dolaplar dönüyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">İZTO Başkanı Demirtaş bunun kulisini yapmıştır, meclisten geçirir. Çünkü meclis üyelerinin yüzde 30&#8242;u kurduğu şirketlerin de ortağı.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Bir diğer İZTO meclis üyesi Vasfi Çakıroğlu da Sabatay Sevi Müzesi&#8217;ne karşı olduğunu belirterek şöyle diyor:</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">&#8220;2007 yılında üyelerden, toplanan aidatın 170 YTL&#8217;den 250&#8242;ye çıkarılacağını, toplanan paraların da toplumu dejenere edici, kamplara bölücü konular için harcanacak. Sevi&#8217;ye Yahudiler bile karşı çıkıyor. &#8220;Yahudi dönmesi&#8221; diyorlar.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Son zamanlardaki bazı açıklamalarını ve kitaplarındaki bazı metinleri hayretler içinde kalarak takip ettiğimiz Prof. Dr. İlber Ortaylı, Ahmet Almaz&#8217;ın kitabındaki bilgiye göre Sabatay Sevi Müzesi&#8217;ni destekliyor. Ortaylı&#8217;nın sözleri şöyle: &#8220;Böyle bir müze kurulmasını çok önemli buluyorum, çok iyi olur. Sabatay Sevi, dini bir kişilik olmasının yanı sıra tarihi bir kişiliktir, şehrin tarihine katkısı vardır, taraftarları olan biridir.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Türkiye Yahudi Cemaati Başkanı Silvio Ovadio: &#8220;Yahudi mekânlarında kesinlikle böyle bir müze kurulmayacaktır. Böyle bir müze, başka bir yerde kurulsa bile, Yahudiler için herhangi bir anlam ifade etmeyecektir. Sıradan bir müzedir&#8221; şeklinde konuşuyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Başkan Silvio Ovadio, İZTO ve İzmir Büyükşehir Belediyesi&#8217;nin, yıkık sinagogları restore etmek için kendilerine başvurduğunu da söylüyor. &#8220;Biz Yahudi dinindeniz. Bu din Sabatayistliği Yahudi kabul etmez. Ama tabi ki nefret boyutunda değil&#8221; diye sözlerini sürdürüyor Ovadio.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Prof. Yalçın Küçük&#8217;e göre, Sabatayistler &#8220;Ben Sabataist&#8217;im deme cesaretini gösteremedikleri için müze açma isteklerini başka gerekçelere dayandırıyorlar.&#8221; Küçük Hoca; &#8220;Sabatay Sevi ile ilgili müzeye konacak bir tek fotoğraftan başka bir şey yok&#8221; diyerek hadisenin bir başka boyutuna dikkat çekiyor: &#8220;Bu müze inanç turizmine katkıda bulunmaz. Çünkü Yahudiler Sabataycılardan nefret ederler. Sabataycıları Yahudilerin bir kolu olarak değil, sapkınlık olarak görürler. Bu müzeyi Yahudiler ziyaret etmez. Müslümanlar ve Hıristiyanlar da ziyaret etmeyeceğine göre burayı kim ziyaret edecek ki? Bu müzeyi küçük bir grup, kendi dini liderlerine saygıdan dolayı yapıyorlar.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Müfit Yüksel&#8217;e göre de İzmir Ticaret Odası&#8217;nda Sabataycılar var ve bunlar Sabatayistleri Yahudiliğe eklemlemeye çalışıyorlar. &#8220;Öyle sanıyorum ki İsrail&#8217;deki bazı çevreler müze işine sıcak bakacaklardır. İsrail&#8217;de bazı çevreler ne hikmetse Sabataycı kimliğin açığa çıkmasını ve ilgi uyandırmasını istiyorlar&#8221; diye sürdürüyor sözlerini Müfit Yüksel.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Gazeteci Mustafa Aydın ise Portekiz Sinagogu&#8217;nun Sabatay Sevi Müzesi&#8217;ne dönüştürülmesinin kavgaya sebep olabileceğini ileri sürerken Sevi&#8217;nin &#8220;doğduğu ev&#8221;in müze yapılabileceğini söylüyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Hemen bir bilgi notu ilave edelim. &#8220;İzmir&#8217;in Agora semtinde bulunan Portekiz ve Galata Sinagogları, TÜSİAD eski Başkanı Tuncay Özilhan ve İzmir&#8217;in ölen Belediye Balkanı Ahmet Piriştina tarafından 1999-2000 yıllarında restore ettirdi.&#8221; (Alişan Satılmış, Ortadoğu gazetesi 26 Aralık 2007)</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">TOBB-ETU Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi ve Harvard Üniversitesi&#8217;nden doktoralı Cengiz Şişman &#8220;Sabatay Sevi ve Sabataycılar-Mitler ve Gerçekler&#8221; adlı kitabında İzmir Belediyesi&#8217;nin de, Kültür Bakanlığı&#8217;nın da Sabatay Sevi Evi Müzesi projesinin içinde olduğunu yazıyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Ne derece doğru bilemiyorum. Ancak pek çok internet sitesinde Cengiz Şişman&#8217;ın Harvard Üniversitesi&#8217;nde Türkiye Yahudi Hahambaşılığı&#8217;nın bursu-finansal desteği ile doktora yaptığı iddiası yer alıyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Cengiz Şişman&#8217;a göre Sabatay Sevi Evi tartışması uluslar arası boyutta epey alevlendi.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Sabatay Sevi Evi konusunda Berry Kapanji (Kapani) nin araştırma yaptığını ve bu araştırmalardan faydalanarak Cengiz Şişman&#8217;ın İsrail&#8217;in ünlü gazetesi Haaretz&#8217;de bir makale yazdığını öğreniyoruz. Bu makaleye atıfta bulunan başka makaleler de ABD&#8217;de yayımlanan bazı dergilerde yer alıyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">&#8220;Berrry Kapanji&#8217;nin gayretleriyle bu konu gün yüzüne çıkarıldı ve olay uluslar arası bir tartışma zeminine çekildiğinde bir infial uyandırdı. Ben şimdiye kadar belki onlarca e-posta aldım bu evin kurtarılması konusunda.&#8221; (C. Şişman, a.g.e, s.127)</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Agora semtindeki evin Sabatay Sevi&#8217;nin doğduğu ev olup olmadığını tespit için Cengiz Şişman&#8217;ın da içinde bulunduğu bir grup karbon testi yaparak evin yaşını öğrenmeye çalışıyorlar.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Anladığınız gibi Sabatay Sevi Evi-Müzesi için Berry Kapanji, Cengiz Şişman İZTO yönetimi, İzmir&#8217;in CHP&#8217;li belediye yönetimi, AKP&#8217;li Kültür Bakanlığı, Harvard Üniversitesi, İsrail ve ABD&#8217;deki bazı merkezler, bazı İslami cemaatler ve şimdilik &#8220;yerli&#8221; ve yabancı perdenin arkasındakiler işbirliği yapıyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Tıpkı Meryem Ana Evi tezgâhı gibi.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Cengiz Şişman&#8217;ın yazdığına göre Prof. Marc Bregman 1970&#8242;li yıllara ait bir hatırasında, Agora&#8217;daki Çingeneler New York&#8217;tan gelen bir kadının evin üçüncü katına çıktığını ve ağlayarak dua ettiğini aktarıyor. Yani projenin zihni kökenleri eskiye dayanıyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">1992 yılında Michael Grosman adlı Yahudi&#8217;nin yaptığı &#8220;Sazanikos&#8221; adlı belgeselde, Sabatay Sevi&#8217;nin doğduğu eve ait olduğu iddia edilen görüntülere de yer veriliyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">&#8220;Daha sonra evi kurtarmak için birkaç çabada bulunulmuş. Bunlardan birisi de İsrailli Kabala uzmanı olan Abraham Elqayam&#8217;a ait. Ancak bu çabaların hiçbiri sonuç vermemiş. İşte son zamanlarda bir de benim de içinde olduğum ULUSLAR ARASI BİR GRUP olarak bir şeyler yapmaya çalışıyoruz.&#8221; (C. Şişman, a.g.e, s.130)</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">İşte Sabatay Sevi Müzesi-Evi projesinin tam merkezindeki isimlerden Cengiz şişman Rahmetli Atatürk&#8217;ün babasını Arnavut annesini de Makedonyalı yapıveriyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Cengiz Şişman gibi ben de ABD&#8217;de lisansüstü eğitim gördüm. Amerikalıların pek çok devlet politikalarını, hele hele Evanjelist-Kabalist Yahudi tezgâhı Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ni yerden yere vururum. Ama Amerika&#8217;da da çok sayıda namuslu siyasetçi hele hele üniversitelerde ilmi ahlakına saygı duyulacak binlerce akademisyen var. Bu insanlar tarihi gerçekler konusunda oldukça dürüsttürler. Yani Cengiz Şişman&#8217;ın yaptığı gibi çarpıtma yapmazlar.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Anlaşılıyor ki Mustafa Kemal Atatürk&#8217;e Sabatayist yaftası tutmayınca şimdi de Arnavutluğu tedavüle sürüyor. Türk devletinin kurucusu Gazi, Türk bilinmesinde ne bilinirse bilinsin.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Bir tarafta İslam ve Peygamberimiz Hz. Muhammed üzerine oynanıyor. Öte yandan Cumhuriyet Türkiye&#8217;sinin kurucusu Türk milletinin medarı iftiharı Atatürk üzerine. Ama Türk milleti ahlaki şuurda Muhammed Mustafa&#8217;nın, milli şuurda Mustafa Kemal&#8217;in rehberliğinde yoluna devam edecektir. Bu durum &#8220;travmacılar&#8221;a rağmen değişmeyecektir.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Atatürk Sabataycı mıydı?</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Bu mesnetsiz iddiaların kaynaklarını şöyle sıralayabiliriz:</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">1- Atatürk&#8217;ün uşağı Cemal Granda&#8217;nın hatıralarında naklettiği ve Atatürk&#8217;ün söylediğine dair kendisinden başka şahidin olmadığı!</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">&#8220;Benim için de bazı kimseler, Selanikli olduğumdan Yahudi olduğumu söylemek istiyorlar. Şunu unutmamak lazımdır ki Napolyon da Korsikalı bir İtalyan&#8217;dı. Ama Fransız olarak öldü ve tarihe Fransız olarak geçti. İnsanların içinde bulundukları cemiyete çalışmaları lazımdır&#8221; sözü.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Cemal Granda&#8217;nın Sabataycı olduğuna dair iddiaların olduğunu belirtelim ve geçelim.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">2- ABD&#8217;ye göç eden bir Ermeni asıllı Türk vatandaşının 1923 yılında Amerikan gümrüğünde sorgulanırken söylediği var sayılan &#8220;Atatürk&#8217;ün Sabatayist olduğu&#8221;na dair tevatür.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">3- Yahudi Ansiklopedisi Encylopedia Judaica&#8217;nın &#8220;Atatürk&#8221; maddesinde yer alan bu yöndeki ima.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">4- Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün Selanik&#8217;te Şemsi Efendi Mektebine gitmesi. Bu mektebin sahibi Şemsi Efendi Sabataycı&#8217;dır. Ancak bugün bile gizlenmek, deşifre olmamak için kılı kırk yaran Sabataycıların 1900&#8242;lerde sadece Sabataycıların çocuklarının gittiği bir okul açma cesareti! Kelleyi koltuğa almaktan öte bir şeydir. Bugün de Fevziye Mektepleri ve Işık Üniversitesi&#8217;nin öğrencilerinin büyük çoğunluğu Müslüman Türk ailelerinin çocuklarıdır.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Bir başka husus, Atatürk&#8217;ün gittiği Şemsi Efendi Mektebi, Atatürk&#8217;ün evinin sadece birkaç sokak ilerisindedir.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">5- 1942 yılında Itamar Ben-Zwi adlı İsrailli bir gazetecinin hatıraları yayınlanır. Zwi&#8217;nın ölümünden sonra yayımlanan hatıralarına göre, Atatürk 1911 yılında Trablusgarp&#8217;a giderken Filistin&#8217;e uğrar ve bir otel barında tesadüfen bu gazeteciyle sohbet sırasında kendisinin ilkokuldayken &#8220;Shema Yisrael Adonai Eloheinu ve Adonai Ehad&#8221; (Dinle ey İsrail Rabbimiz olan Tanrı tektir) duasını okuduklarını hatırladığını söyler. İsrailli gazeteci buradan hareketle Atatürk&#8217;ün Sabataycı olabileceğini iddia eder.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">İşte bu hatıralara dayanarak İsrail gazetelerinde defalarca yazı yazan Amerikalı Yahudi Hillel Halkin 1994 yılında Atatürk&#8217;ün Sabataycı olduğunu iddia etti. Halkin&#8217;in yazısına bazı Avrupalı gazete ve dergilerde atıfta bulunuldu.</span></p>
<p><span style="font-size:x-small;"><span style="font-family:Arial;">Hillel Halkin&#8217;in yazısını şu kaynaktan okuyabilirsiniz: <span style="text-decoration:underline;"><span style="color:#0000ff;">&lt;http://www.f16.parsimony.net/forum27628/messages/1517.htm&gt;</span></span></span></span><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;"> FORWARD, A Jewish Newspaper published in New York. January 28, 1994.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Halkin&#8217;in uzunca makalesinin elle tutulur yanı yok. Temel dayanak olarak kullandığı İsrailli gazeteci Itamar Ben-Zwi&#8217;nin hatıralarının ne zaman yazıldığı belli olmadığı gibi 1911 yılında Atatürk sıradan bir Türk subayıdır, tanınmamaktadır.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Sakarya Üniversitesi&#8217;nden tarih doktoru Emin Sezer Hoca&#8217;nın ifadesiyle &#8220;Atatürk&#8217;ün Türk oğlu Türk olduğuna dair yeterince ve sağlam belge mevcuttur.&#8221; İsteyen Türk Tarih Kurumu kaynaklarına başvurabilir. Hala bugün Atatürk&#8217;ün mensup olduğu Türkmen aşireti aileleri Karaman&#8217;da yaşamaktadır.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Maalesef Milli Gazete yazarı Mehmet Şevki Eygi, Sabatayist-İsrail vatandaşı Yahudi Ilgaz Zorlu&#8217;nun Zvi-geyik adlı yayınevinde basılan &#8220;İki Kimlikli, Gizli, Esrarlı ve Çok Güçlü Bir Cemaat Yahudi Türkler Yahut Sabataycılar&#8221; adlı kitabında Amerikan Yahudi&#8217;si Hillel Halkin&#8217;in mesnetsiz makalesine dayanarak şunları yazabilmiştir:</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">&#8220;Türkiye&#8217;yi bugünkü perişan hale çocukluğunda bir Karay Hoca&#8217;dan gizlice Yahudi diniyle ilgili dersler alan ve her gece &#8220;Şema Yisrael&#8221; duasını okumadan yatağa girip uyumayan bir kişi sokmuştur.&#8221; (M.Ş. Eygi, a.g.e, s.112)</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Eygi açıkça Atatürk&#8217;ü Sabatayist olmakla itham etmektedir. Anlaşılıyor ki Eygi&#8217;nin Suudi Arabistanlı yılları onun maddi kazanç yılları olsa da manevi-insaf yönünü törpülemiş.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Eygi&#8217;nin Halkin&#8217;in makalesine dayanarak zikrettiği &#8220;Karay Hoca&#8221; Karaim/Karay Yahudisidir. Atatürk&#8217;e Yahudi duasını öğrettiği iddia edilen Karay Yahudiliği ile Sabataycılık asla bir araya gelmesi mümkün olmayan farklı iki mezheptir.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Dr. Rıza Nur &#8220;Hayat ve Hatıralarım&#8221;da Atatürk&#8217;ü yer yer ağır şekilde tenkit eder. Ancak Atatürk&#8217;ün Sabataycı olduğuna dair en ufak bir imada dahi bulunmaz. Hiç şüpheniz olmasın ki Atatürk&#8217;te böyle bir kan bağı olsaydı Rıza Nur bunu en detaylı şekilde kullanırdı.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Türk Yahudilerinin tarihini yazan değerli araştırmacı Rıfat Bali ile 2007 yılı içinde yaptığımız bir sohbette, benim sorum üzerine &#8220;Atatürk&#8217;ün Sabataylıkla uzak yakın bir alakası yoktur&#8221; dedi ve ve bunu bir makale olarak Ortadoğu gazetesinde yayımladım. Sayın Bali Sarbon Üniversitesi mezunudur. Bazı konularda farklı düşünsek de kendi ifadesiyle bu toprağın evladıdır ve Türk milletinin manevi değerleri konusunda hassasiyetini sürekli dile getirir.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Bir başka husus, Türk tarihinde mason localarını 10 Ekim 1935 yılında bir gecede kapatan ilk ve tek Türk devlet adamı Atatürk&#8217;tür. Hatta bu sebepten dolayı Atatürk&#8217;ün Yahudiler ve Sabatayistler tarafından ağır ağır zehirlendiğine dair çok sayıda kaynakta bilgi mevcuttur. Kaldı ki hepimize ilkokuldan beri adeta maksatlı bir şekilde öğretildiği bugün iyice gün yüzüne çıkan; &#8220;Atatürk çok içki içtiği için buna bağlı sirozdan öldü&#8221; de gerçeği yansıtmamaktadır.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Atatürk&#8217;e biyopsi de otopsi de yapılmamıştır. Atatürk&#8217;ün İstiklal Savaşı yıllarında hiç içki içmediği, daha sonraki yıllarda da kendisinin asla aşırı alkol almadığı daha çok karşısındakilere içirdiği pek çok hatıratta yer almaktadır.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Atatürk&#8217;ün &#8220;salyrgan&#8221;(civalı ilaç) ile tedavi gerekçesiyle aslında ağır ağır zehirlenerek öldürüldüğü artık ortaya çıktı. Bugün mezarından alınacak bir tek saç telinin analizi her şeyin ortaya çıkmasına yeter de artar bile. Öte yandan Atatürk daha önce sıtma geçirmesine rağmen sadece 1937 yılında İstanbul Eczanesi&#8217;nden Atatürk için 43 kutu kinin ilacı alınmıştır. Bu ilaç karaciğer ve dalağı yıpratır. </span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Görüldüğü gibi Türk milli kimliğinin oluşmasında büyük katkısı olan bizi ümmetten ve tebadan millete geçiren Mustafa Kemal Atatürk Türk kimliğinin dışına çıkarılmak isteniyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Değerli tarihçi, akademisyen Dr. Emin Sezer&#8217;in ifade ettiği gibi; &#8220;Türk, Muhammed Mustafa&#8217;sız da Mustafa Kemal&#8217;siz de olmaz.&#8221; &#8220;Sabatayist&#8221; iddiaları ile Mustafa Kemal Türk kimliğinden çıkarılmak istenirken, &#8220;ılımlı İslam&#8221;, &#8220;dinlerarası diyalog&#8221; ve &#8220;Kelime-i Tevhid&#8217;in Muhammedün Resulullah kısmını söylemeye gerek yoktur&#8221; ile Hz. Peygamber İslam&#8217;ın alt basamaklarına itilerek &#8220;İsevi Müslümanlık&#8221; peydahlanmak, İslam, Kabala temelli Yahudi-Hıristiyan inancına monte edilerek Yeni Dünya Düzeni&#8217;nin &#8220;tek dünya dini&#8221;, senkretik dinin içi boşaltılmış bir parçası haline dönüştürülmek planlanıyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">İzmir Selçuk Bülbül dağındaki Meryem Ana Evi ile İzmir&#8217;deki Sabatay Sevi Müzesi-Evi aynı karanlık emellerin kilometre taşlarıdır. Her ne kadar proje tepkiler üzerine biraz &#8220;askıya&#8221; alınmış görünse de.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Ahmet Almaz&#8217;ın sözünü ettiğimiz kitabından bir alıntı yapalım. Bu bilginin esas kaynağı 28 Aralık 2006 tarihli Yeni Şafak gazetesi ve Şaban Aslan&#8217;dır.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">&#8220;Sabatay Sevi&#8217;nin 300 yıl önce görev yaptığı İzmir&#8217;in Agora semtindeki Portekiz Sinagogu&#8217;na Sabatay Sevi Müzesi yapma girişimi, Musevi cemaati tarafından da onaylanmamıştı. Sabatay Sevi&#8217;nin oturduğu mahalle, Havra Sokağı&#8217;nın yanında, tarihi Agora kentinde bulunuyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">İzmir Büyükşehir Belediyesi, Agora kentinin cazibesini artırmak için eskiden çoğu Yahudi yerleşimcilerden oluşan, şimdilerde işyeri olan eski binaları yıkarak yeşil alana dönüştürüyor. Agora kentinin yanında yıkımı durdurulan birkaç binadan biri, Sabatay Sevi&#8217;nin 300 yıl önce yaşadığı tarihi ev. Evin bulunduğu Namazgâh Mahallesi&#8217;nin 15 yıllık muhtarı Erol Ertürkmen &#8220;Tüm mahalleyi yıktılar bir o evi bıraktılar. Orayı neden yıkmadıklarını sordum. &#8216;Burası Sabatay Sevi&#8217;nin evi&#8217; dediler. Bu evde 10 yıl öncesine kadar bir aile oturuyordu. Sanıyorum etrafı temizlenip onarılacak&#8221; dedi.(A. Almaz, a.g.e, s.201)</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Size çok ilginç bir örnekten daha bahsetmek istiyorum.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Evanjelist Hıristiyanlar ve Ortodoks Yahudiler Kudüs&#8217;te bir an önce Süleyman Tapınağı&#8217;nın yeniden yapılmasını istiyorlar. Süleyman Tapınağı&#8217;nın üçüncü kez yapılabilmesi için Mescid-i Aksa ve Kubbetüs Sahra Camilerinin yıkılması gerekiyormuş. </span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Bu &#8220;kutsal idealin&#8221; en önemli isimlerinden biri 1970&#8242;lerden beri Frankist (Hıristiyan Yahudi veya Hıristiyan Sabatayist) âlim-papaz Bellarmino Bagatti ve en büyük destekçisi de İsrailli ünlü mimar Tuvia Sagiv. Bu hususta daha geniş bilgiyi Joel Levy&#8217;nin 2006&#8242;da yayımlanan &#8220;Lost Histories/Exploring the World&#8217;s most Famous Mysteries&#8221; adlı kitabında bulabilirsiniz.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Ruşen Çakır 27 Haziran 2008 tarihli Vatan gazetesindeki köşesinde Cengiz Şişman&#8217;ın kitabını konu alan uzunca bir yazı yayınladı.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Yazının bir bölümü Cengiz Şişman&#8217;la yapılmış mülakattan oluşuyor. Aşağıda okuyacağınız satırlar Çakır&#8217;ın yazısından derlenmiştir.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">&#8220;Hem Yahudilik hem de masonlukla irtibatlı olarak gösterilen Sabataycılar bir de işin içine gizlilik girince iyice hedef tahtasına yerleştirildiler… Yrd. Doç. Cengiz Şişman&#8217;ın &#8220;Sabatay Sevi ve Sabataycılar&#8221; kitabıyla karşılaştığımda önce tereddüt ettim. Fakat &#8220;Mitler ve Gerçekler&#8221; altbaşlığı ve yazarın ABD&#8217;de Harvard Üniversitesi&#8217;nde konuyla ilgili doktora yapmış olduğu bilgisi üzerine okumaya koyuldum… Sonuçta Şişman&#8217;ın kitabı &#8220;düşmanımızı tanıyalım&#8221; diye alanları hayal kırıklığına uğratıyor; Türkiye mozaiğinin bir parçası olan Sabataycılık hakkında serinkanlı, objektif bilgi sahibi olmak isteyenlerin de takdirini kazanıyor.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Ruşen Çakır&#8217;ın yazısında yer alan Cengiz Şişman&#8217;ın sözleri de özetle şöyle:</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">&#8220;Kolay olmayan bir işe kalkıştığım doğru. Yerleşik yanlışları değiştirmek zorlu ve zaman isteyen bir iş… Eleştirilerden daha fazla da takdir alıyorum… Ben bu konu ile yıllardır bilimsel anlamda ilgileniyorum. Çünkü hem Osmanlı tarihçisi hem de dinler tarihçisiyim. Ancak başlangıçtan itibaren bu konudaki yaklaşım tarzları, art niyetler ve cahilane yorumlar beni hep rahatsız ede gelmiştir. Konuya akademik bir disiplin ve hassasiyetle yaklaşıldığında benim vardığım sonuçlar çok şaşırtıcı değil.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Burada kısa bir açıklama yapalım. Cengiz Şişman söz konusu kitabında, dinler tarihi hususunda büyük otorite olan, ilim insanlığına herkesin hürmet ettiği, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdurrahman Küçük&#8217;ün &#8220;Dönmeler-Sabatayistler Tarihi&#8221; adlı kitabını (Andaç Yayınları, 0312-384 18 28-29; Faks: 0312-384 38 67) küçümsüyor, beğenmiyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Yine bu hususta Prof. Orhan Türkdoğan ile Mahmut Çetin&#8217;in çok değerli eserleri var ve her objektif düşünceli insanın takdirini kazanıyor.</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Şişman&#8217;dan devam edelim.</span></p>
<div><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">&#8220;Oyunun/güç ilişkilerinin dışında kalan ya da dışında kaldığını hisseden herkesin, kendi yetersizliklerini açıklamakta başvurduğu en kestirme savunma mekanizması bu. En yakın örneklerden biri &#8220;dünyanın efendileri&#8221;nin katıldığı yıllık Bilderberg toplantıları hakkındaki komplolardır mesela. İslamcıların bir zamanlar en çok spekülasyon yaptıkları konu idi. Ama son iki yıldır gündemden düştü. Niye? Çünkü İslamcılar güç ilişkilerinin merkezine yerleşmeye başladılar ve &#8220;komplo kurulan&#8221; değil &#8220;komplo kuran&#8221; bir mevkiye yükseldiler… Sabataycı kökenli insanlar Osmanlı&#8217;nın son dönemlerinde ve çağdaş Türkiye&#8217;nin kurulması aşamasında etkili olmuş insanlardır…</span></div>
<div> </div>
<div><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Bunların birçoğu 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren dini, ırki ya da kabilesel kimliklerinin bırakıp, diğer birçok Türk aydını gibi modernleşmeci, aydınlatmacı ve kısmen de masonik fikirlerin etkisi altında kalmışlardır… Şurası bir gerçektir ki, Sabataycılık ilk başında oldukça yoğun Yahudilik unsurları barındırmış ama zamanla bu azalmış ve yukarıda bahsettiğim gibi özellikle modernite ile tanıştıktan sonra bir kısmı agnostik ya da ateist olmuşlardır.&#8221;</span></div>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Sözün özü…</span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;">Türkiye teostratejik planlamaya dayalı siyasi, iktisadi, psikolojik, etnik tabanlı sosyal ve dini tehditler altında.</span></p>
<p>Kaynak: OrtadoğuGazetesi.net  Ramazan K. Kurt</p>
Posted in Efendi 2 Tagged: Atatürk, sabatay sevi, sabataycı, sabataycılar, Sabatayist, sabetay sevi, sabetayist, sabetayizm, Soner Yalçın, yahudi, Yalçın Küçük <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/347/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/347/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/347/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/347/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/347/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/347/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/347/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/347/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/347/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/347/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&blog=325222&post=347&subd=kendihalinde&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/14/ataturk-ve-sabetay-sevi-tekkesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/sabetay-sevicilik.jpg?w=264" medium="image">
			<media:title type="html">sabetay-sevicilik</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Sabatayizm</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/10/sabatayizm/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/10/sabatayizm/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Dec 2008 03:45:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efendi 2]]></category>
		<category><![CDATA[dönmelik]]></category>
		<category><![CDATA[Sabatay]]></category>
		<category><![CDATA[sabatay sevi]]></category>
		<category><![CDATA[sabataycılık]]></category>
		<category><![CDATA[sabatayizm]]></category>
		<category><![CDATA[Sabetay]]></category>
		<category><![CDATA[sabetay sevi]]></category>
		<category><![CDATA[sabetayist]]></category>
		<category><![CDATA[sabetaylar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=336</guid>
		<description><![CDATA[
Sabatayizm Osmanlı imparatorluğunun son 250–300 yıllık tarihinde etkin olmuş tarikatvari bir Yahudi yapılanmasının adıdır. Sabatayizm, Yahudilik ve Dönmelik kavramları ile birlikte anılır. Bunun en önemli sebebi akımın kaynağının Yahudilik olmasıdır. Osmanlı toplumunda İslamiyet’i seçen Yahudiler hep kuşkuyla karşılanmışlardır. İslamiyet’e samimi olarak geçmedikleri düşünülmüştür ki bunda da haklılık payı vardır. Ama hiçbir şey yapılmamıştır. Çünkü İslam [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&blog=325222&post=336&subd=kendihalinde&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&quot;"><span style="font-size:small;"><img class="aligncenter size-thumbnail wp-image-337" title="sabetayizm" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/sabetayizm.jpg?w=128&#038;h=95" alt="sabetayizm" width="128" height="95" /></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&quot;"><span style="font-size:small;">Sabatayizm Osmanlı imparatorluğunun son 250–300 yıllık tarihinde etkin olmuş tarikatvari bir Yahudi yapılanmasının adıdır. Sabatayizm, Yahudilik ve Dönmelik kavramları ile birlikte anılır. Bunun en önemli sebebi akımın kaynağının Yahudilik olmasıdır. Osmanlı toplumunda İslamiyet’i seçen Yahudiler hep kuşkuyla karşılanmışlardır. İslamiyet’e samimi olarak geçmedikleri düşünülmüştür ki bunda da haklılık payı vardır. Ama hiçbir şey yapılmamıştır. Çünkü İslam ben Müslüman’ım diyen herkesi Müslüman olarak kabul eder. İspanya’da engizisyon mahkemelerinin baskısından kaçan Yahudiler Osmanlı’ya (İzmir, Selanik </span></span><span style="font-family:&quot;"><span style="font-size:small;">Edirne merkezli olmak üzere ) sığınmışlardır. İşte Türklerin hayatında önemli bir etkiye sahip olan Sabatayizm bu ailelerden birisinin oğlu olan Sabatay Sevi tarafından kurulmuştur. Sabatay Sevi İspanya’dan gelen bir Yahudi ailenin çocuğu olarak İzmir’de dünyaya gelir. Okuma merakı onu dini kitaplara yoğunlaştırır. Ailesi tarafından haham olması için okula gönderilir. Dini bilgiler alan Sabatay dini kitaplarda yer alan 1648 yılında Mesih gelecek ve Yahudileri kutsal topraklarına götürecek inancına kapılarak Mesih olduğuna inanır ve Mesihliğini ilan eder. Yahudilerin büyük çoğunluğunu da Mesih olduğuna inandırır. Osmanlıyı 38 krallığa böldüğünü, kendisini de kralların kralı ilan ettiğini söyler. Başarılı olabilmek içinde Osmanlı topraklarında kargaşa çıkarmaya başlar. Olay ciddi bir duruma gelince IV Mehmet Sabatay’ı kendisinin kafes arkasından izlediği bir odada sorguya çektirir. Sabatay’dan Mesih olduğunu ispat etmesini, bunun içinde kendisini soyacaklarını, okçuların kendisine ok atacağını, kendisine bir şey olmazsa Mesihliğini kabul edeceğini ve hatta kendisine tabi olacağını da söyler. Bunun üzerine Sabatay böyle bir şey olmadığını, bunu Yahudilerin çıkardığını, kendisinin basit bir haham olduğunu söyler ve Mesihliğini<span id="more-336"></span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&quot;"><span style="font-size:small;">inkâr eder. Bunun üzerine padişah bağışlanması için Müslüman olması gerektiğini söyler o da can korkusu nedeniyle Müslüman olmayı kabul eder ve Mehmet Aziz Efendi ismini alır. Sabatayizmin bizim için önemli olduğu yer işte bu aşamadan sonra başlar. Çünkü o görünüşte </span></span><span style="font-family:&quot;"><span style="font-size:small;">Müslüman’dır ama kalben değildir. Korkudan kabul ettiği Müslümanlığı kılıf olarak kullanarak yine çalışmalarına gizliden gizliye devam eder. Bu olaydan sonra eskisi gibi taraftarı kalmamıştır ama kendisine inananlarda azımsanmayacak kadar vardır. Onlarda onun bu yöntemini benimseyerek Müslümanlığa geçerler. Böylece Osmanlı “Dönmelerle”</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&quot;"><span style="font-size:small;">tanışmış olur. Örs, Sabatay’ın Müslüman olması karşısında cemaatin şu iki yoldan birini seçmek zorunda kaldıklarını belirtiyor: “Yahudi kalmak ve şeriatın bütün hükümlerini harfiyen yerine getirmekle birlikte gizliden gizliye kendi inançlarını sürdürmek yâda</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&quot;"><span style="font-size:small;">üstatlarının olduğu gibi Müslüman olmak; görünüşte bu dinin inançlarını yerine getirmek, ama gizlice ötekini bırakmamak. Sabataycıların büyük çoğunluğu ikinci yolu tuttu.” Dönmelik XVII yüzyıldan itibaren Türkiye’nin muhtelif şehirlerinde bilhassa Selanik’te Müslüman adı ve kıyafetinde yaşayan “Gizli Müslüman-Musevi cemaati” fertlerine Osmanlı Türkleri tarafından Yahudilikten İslam’a döndüklerini belirtmek maksadıyla verilen bir isimdir. (Dönmeler Tarihi, A. KÜÇÜK sf215) Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü’nde şöyle belirtilmektedir: Osmanlı idaresindeki muhtelif şehirlerde hassaten Selanik’te Müslüman adı ve kıyafeti altında yaşayan bir cemaat tabakası hakkında kullanılan bir tabirdir. Muhtelif din sahiplerinden Müslüman olanlara mühtedi denildiği; dönme tabiri yalnız halk tarafından kullanıldığı halde bunlar hakkında mühtedi tabirinin hiçbir</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&quot;"><span style="font-size:small;">yerde ve hiçbir zaman istimal olunmaması ve yüksek tabaka tarafından bir dereceye kadar nezaket maksadıyla avdet denilmesi Musevilikten İslam’a döndüklerini belirtmek maksadından ileri gelmiştir.” Sabatayizmin temellerini atan Sabatay Müslüman</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&quot;"><span style="font-size:small;">olduktan sonra 18 maddelik bir prensip yayınlamıştır. Bu 18 maddelik prensiplerden 2 tanesi</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&quot;"><span style="font-size:small;">var ki bizi en çok ilgilendiren bu iki maddedir. 16. madde Türklerin adetlerine onların gözlerini örtmek maksadıyla dikkat edilsin.17. madde de Müslümanlarla nikâh akdedilmemesidir. Yüzyıllar boyunca bozulmadan varlıklarını devam ettiren dönmeler devamlılıklarını sağlamak maksadıyla ve dışardan gelecek etkilerden korunmak için dışarıdan</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&quot;"><span style="font-size:small;">kız alıp-vermemişlerdir. Ancak bu kural 1. Meşrutiyetten sonra delinmeye başlamıştır.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&quot;"><span style="font-size:small;">Selanik dönmelerinin lideri olan Yakup tahminen 1683 yılında arkadaşları ile yaptığı istişare toplantısı sonucunda dönmeliğin esaslarını tespit etmiş ve şu yöntemleri benimsemişlerdir: </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&quot;"><span style="font-size:small;">1-<span>         </span>Her kabile reisi öğle ve ikindi namazlarını çarşı ve pazaryerlerinde kalabalıkla kılacak. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&quot;"><span style="font-size:small;">2-<span>         </span>Hac mevsiminde hali vakti yerinde olan üç-beş kişi hacca gidecek. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&quot;"><span style="font-size:small;">3-<span>         </span>Mevlit merasimlerinde cami ve tekkeler Mehmet Aziz (Sabatay) Efendi cemaatiyle dolacak. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&quot;"><span style="font-size:small;">4-<span>         </span>Cenazelerde Selanik caddelerini titreten tekbirler getirilecek. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&quot;"><span style="font-size:small;">Böylece Müslüman cemaatinin mühtedi taifesi hakkındaki su-i zanları az zamanda çok menfaatle giderilecektir. (Son Saat Gazetesi) (Dönmeler Tarihi, A. KÜÇÜK sf. 351) Fritsch’in kaydettiği gibi “Yalancı fatihler gelip geçiyor. Biz itaat ederiz, ama ayakta kalırız.” Cümlesi gerçek amaçlarını göstermesi bakımından önemlidir. Onların bu bağlılığı samimi değil, göstermeliktir. Fırsatını buldukları anda satmaya hazırdırlar. “ Ele geçirmek için vardığın her ülkede daima bir yabancı gibi kal.”düsturları ne kadar sinsi olduklarını göstermesi bakımından önemlidir. Bu dönmelerin Osmanlı imparatorluğu ve yeni kurulan Türkiye cumhuriyeti üzerindeki etkisi hangi noktalarda olmuştur. Dönmeler azınlıkta olmalarına rağmen ülke siyasetinde önemli etkileri olmuştur. Dönmelerin sosyal ve siyasal alandaki etkilerini Tanzimat döneminden başlayarak araştırmak gerekir. Çünkü “dönmelerin” en etkin oldukları dönem Tanzimat dönemidir. “Avrupa’daki yeni gelişmeleri “modern fikirlerin” Türklere ulaşmasında kanal görevi görenlerin önemli roller üstlenenlerin menşei, meşrebi, inanç ve adetleri itibari ile şaibelidir. Genellikle bunlar; Yahudi, mason, devşirme ve dönmelerdir.” (İttihat ve Terakki İçinde Dönmeler, S. N. TANSU) “Her yönden şaibe altında bulunan bu kimseler tarafından önerilen modeller ihtiyatla karşılanmıştır. Ancak çalışmalar devam etmiş ve fikri plandaki gelişmeler 1908 ihtilali ile fiiliyata dönüşmüş; İttihat ve Terakki sayesinde Osmanlı üzerinde</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&quot;"><span style="font-size:small;">söz sahibi olmayı başarmışlardır.” Böylece koskoca bir imparatorluk bir avuç Dönmenin elinde oyuncak olmuş ve en nihayetinde de yıkılmıştır. Türkiye’de modernleşmenin temellerinin atıldığı Tanzimat yıllarında hâkim olan dönmeler modernleşmeyi yanış temeller üzerine oturttukları içindir ki bugün hala bir sürü problemle karşı karşıyayız. Biz yanlışları düzeltmeye çalışırken dönmelerde boş durmamakta kurdukları bu düzenin devam etmesi için mücadele etmeye devam etmektedirler. Tarih boyunca yaptıkları göz önünde bulundurulursa bu insanların ne kadar sinsi ve tehlikeli oldukları anlaşılacaktır. Şu da bir gerçektir ki Sabatayistler özellikle son yüzyıllık tarih sürecinde toplumun ve devletin önemli katmanlarında söz sahibi olmuşlardır. Ticareti ellerinde bulundurmalarının yanı sıra açtıkları</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&quot;"><span style="font-size:small;">okullarda kendilerini yetiştirmişlerdir. David Borchard “ Yabancı Gözüyle Türkiye’nin Hoşgörüsü” başlıklı yazısında kullandığı şu ifadeler dikkat çekidir: “ Fakat beklide Türklerle Yahudiler arasındaki sıcak ilişkileri açıklamada “Dönmeler” yardımcı olabilir. Türkiye’nin en yetenekli aydınlarının ve gazete sahiplerinin dönme kökenli olduğu bir sır değil. Abdi</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&quot;"><span style="font-size:small;">İpekçi de dâhil olmak üzere bu yüzyılın önde gelen gazetecilerinin hemen hepsi dönme idi.”.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&quot;"><span style="font-size:small;">Bugün sabatayistler varlıklarını hala devam ettirmekte midir? 300–350 yıllık bir geçmişe sahip bir sabatayizm yok olduğuna, dağıldığına inanmamakla birlikte Sabatayistler kendilerini saklama yöntemlerini geliştirdikleri kanısındayım. Aynı zamanda içinde bulunduğumuz siyasal ve sosyal şartlarda onların saklanmaları için uygun ortamlar oluşturmaktadır. Ve onları tanımamızda mümkün değildir. Ta ki kendileri açıklamazsa. Asimile oldukları yönünde bir düşünce var ki bunu savunanlar çoğunlukla dönmelerin kendileridir. Dönmelerin bu söylemlerine kuşkuyla bakılmalıdır. Ama şunu da iyi bilmeliyiz ki kendilerini iyi gizlemeyi başardıklarıdır. 300–350 yıllık bir tarikatvari yapılanmanın yok olduğuna inanmak safdillik olur kanaatindeyim. Varlıkların bir şekilde devam ettirdikleri düşüncesi kuvvetle muhtemeldir.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"> </p>
<div></div>
<p><span style="font-family:&quot;"></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span class="createdate">02 Aralık 2008 </span><span class="article-category">Hasan Başar </span></span></span></p>
<p> </p>
<p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;line-height:normal;margin:0;"><span style="font-family:&quot;"></span></p>
Posted in Efendi 2 Tagged: dönmelik, Sabatay, sabatay sevi, sabataycılık, sabatayizm, Sabetay, sabetay sevi, sabetayist, sabetaylar <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/336/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/336/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/336/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/336/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/336/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/336/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/336/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/336/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/336/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/336/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&blog=325222&post=336&subd=kendihalinde&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/10/sabatayizm/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/sabetayizm.jpg?w=128" medium="image">
			<media:title type="html">sabetayizm</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Sabataycılık / Dönmelik Meselesi Üzerine</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/10/sabataycilik-donmelik-meselesi-uzerine/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/10/sabataycilik-donmelik-meselesi-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Dec 2008 03:17:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Istanbul Sevi]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>
		<category><![CDATA[Sabatay]]></category>
		<category><![CDATA[Sabetay]]></category>
		<category><![CDATA[avdeti]]></category>
		<category><![CDATA[Dönme]]></category>
		<category><![CDATA[dönmelik]]></category>
		<category><![CDATA[sabataycılık]]></category>
		<category><![CDATA[sabetaycı]]></category>
		<category><![CDATA[sabetaycılık]]></category>
		<category><![CDATA[sabetayist]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=331</guid>
		<description><![CDATA[ 
GÜNÜMÜZDE SABATAYCILIK / DÖNMELİK MESELESİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
Prof.Dr.Abdurrahman Küçük
                 Konuşmama, Hazar Grubu’na,Dönmelik/Sabataycılık gibi hassas ve hassas olduğu kadar da-hem Türkiye hem de dünya için- önem taşıyan  bir konuyu gündemlerine almış olmalarından dolayı teşekkürlerimi sunarak başlamak istiyorum.  Çünkü bu konunun önemi bugüne kadar sadece “erbabı”nca bilinmiş,ancak günümüzde bazı yayın ve değerlendirmeler yüzünden Türk Milleti’ni önemli bir kesiminin ilgi [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&blog=325222&post=331&subd=kendihalinde&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"> <img class="aligncenter size-thumbnail wp-image-334" title="sabataycilik" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/sabataycilik.jpg?w=62&#038;h=96" alt="sabataycilik" width="62" height="96" /></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">GÜNÜMÜZDE SABATAYCILIK / DÖNMELİK MESELESİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Prof.Dr.Abdurrahman Küçük</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">         </span></span><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>    </span><span>    </span>Konuşmama, Hazar Grubu’na,Dönmelik/Sabataycılık gibi hassas ve hassas olduğu kadar da-hem Türkiye hem de dünya için- önem taşıyan<span>  </span>bir konuyu gündemlerine almış olmalarından dolayı teşekkürlerimi sunarak başlamak istiyorum.<span>  </span>Çünkü bu konunun önemi bugüne kadar sadece “erbabı”nca bilinmiş,ancak günümüzde bazı yayın ve değerlendirmeler yüzünden Türk Milleti’ni önemli bir kesiminin ilgi alanına taşınan bir konu olmuştur.Bundan dolayı “polemik konusu” yapılan Sabataycılık/Dönmelik Meselesi’ni bütün yönleriyle sizlere aktarmak,yanlış yönlendirmelere ve değerlendirmelere de değinmek hatta “son dönemde bu konunun gündeme getirilişi” hakkında nitelendirmelerde bulunmak ve takdiri sizlere bırakmak istiyorum. ( Şafak Hanım da zaten kısa sunuş konuşmasında konuya genel hatlariyle temas etti).Bu konudaki detaylı bilgiler,bildiğiniz gibi,6.baskısı<span>  </span>Alperen Yayınları arasında 2003 yılında yayınlanan Dönmeler/Sabatayistler Tarihi isimli çalışmamda,son dönemde yapılan çalışmaların değerlendirmeleri de Türkiye Dinler Tarihi Derneği yayınlarından olan<span>  </span>“Müslümanlar ve Diğer Din Mensupları” isimli kitaptaki makalemde yapılmıştır. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>              </span>Sabataycılık/Dönmelik,Osmanlı Devleti’nde de Türkiye Cumhuriyeti döneminde de değişik<span>  </span>vesilelerle gündeme gelmiş bir konudur.Günümüzde de Ilgaz Zorlu’nun ortaya çıkıp “Evet, Ben Selanikliyim”(Türkiye Sabetaycılığı) isimli kitabı yazmasının ardından Kemal Derviş’in ABD’den Türkiye’ye gelip bakan olmasıyla Dönmelik/Sabataycılık önemli gündem maddelerinden biri olmuştur.Bu konu<span>  </span>ile ilgili<span>  </span>makaleler ve kitaplar<span>  </span>yazılmış,Amerika’daki “Sabatayistler” üzerinde durulmuş, Türkiye bürokrasisinde ve Türk basın-yayınında “önemli konum”da bulunan isimlerin Sabatayistliğine dikkat çekilmiştir.Bundan dolayı hem siyaset sahnesinde hem medyada hem de ticaret sahasında etkileri konusunda değişik “senaryolar” üretilmiştir.Sabatayistlik ile Masonluk,Siyonizm,Yahudilik gibi meseleler arasında bağlantı kurulmuştur.Aslında bu konu, hassas olduğu kadar sınırları nazik olan bir konudur.Herkesin rastgele konuşacağı ve yazı yazacağı bir konu da değildir;bilgi ve birikim yanında “ince hassasiyet” gerektirmektedir.<span>   <span id="more-331"></span>           </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>               </span>Sabatayistlik/Dönmelik konusu, Türkiye’nin olduğu kadar dünyanın da en hassas ve önemli<span>  </span>meseleleri arasındadır. Bu alan, herkesin değil, uzmanlarının konuşması ve getirip götüreceğinin iyi hesap edilmesi gereken<span>  </span>“özel bir alan” olduğu da<span>  </span>unutulmamalıdır.<span>   </span>Türk Milletine mal olmuş bazı isimleri,çok yönlü değerlendirmeye tâbi tutmadan “Dönme/Sabatayist” diye sunmak, yaptıklarını dikkate almadan ve kâr-zarar hesabı yapmadan herkesi aynı kefeye koymak doğru olmadığı gibi, “Türk toplumuna mal olmuş isimler”e gölge düşürmek, milletin güvenini sarsacak, ümitsizliğe düşürecek ve herkesten şüphe eder bir hale getirecek yöntem de iyi bir yöntem değildir. Böyle konularda kaş yaparken göz çıkarılabilmektedir. Bundan dolayı,hassas noktalar gözetilerek, “millî hasasiyet ve üniter yapı” dikkate alınarak, göğsünü gererek “Ben Türküm, Ben Türk Milleti’ndenim” diyip bu söylemine uygun davranan<span>  </span>ve<span>  </span>“bizim olmuş insanları”<span>  </span>başka bir “kimlik” altına koymanın doğru olmadığını da açıkça ifade etmek istiyorum. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"> <span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>            </span>Sabataycılık,17.Yüzyılda ortaya çıkan “mesihî bir hareket”tir.Mesih, genel olarak “bozulan dünya”yı düzeltmek için gelecek birisidir.Bütün dinlerde ortak bir fenomen olan<span>  </span>“beklenen kurtarıcı” anlamında<span>  </span>mesih ve mehdi terimleri veya anlamdaşları bulunmaktadır. Her dinde benzeri olsa da mesihliğin Yahudilikte ayrı bir yeri ve önemi vardır. Bu durum tarih içinde öyle bir hal almış ki;Yahudi ile<span>  </span>“Mesih” bir ve aynı şey sayılır olmuştur.Bundan dolayı Babil Sürgünü’nden sonraki hemen her yüzyılda Yahudileri “Arz-ı Mevud”a(Vadedilmiş/Müjdelenmiş<span>  </span>Topraklar)götüreceği ve bozulan dünyayı düzelteceği iddiasiyle çok sayıda insan “Beklenen Mesih Benim” diye ortaya çıkmıştır.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">  </span></span><span style="font-family:Calibri;font-size:small;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;">Yahudiliğin olmazsa olmazı olarak yorumlanan Mesih anlayışı,dinî ve millî beklentini son noktası,hedefe varmanın başlangıcıdır.Çünkü Yahudiler ancak “Mesih Çağı”nda<span>  </span>sürgünden kurtulacak,Süleyman Mabedi’ni yeniden<span>  </span>yapacak,dağılmış olan Musevileri bir araya toplayacak,İsrail Devleti’ni/“Tanrının Devleti”ni kurabilecektir. Bundan dolayı 17.Yüzyıl’a kadar hemen her yüzyılda bir veya daha fazla kişi<span>  </span>mesihlik iddiasıyla ortaya çıkmıştır.Sabatay Sevi de 17.Yüzyılın “mesihi” ve<span>  </span>ortaya çıkanların en etkililerinden biridir.Onun etkisi ve taraftarları günümüze kadar varlığını sürdürmüştür. Sabatayın ortaya koyduğu sistem Türk tarihinde ve Türk Milleti arasında<span>  </span>“Dönmelik/Sabataycılık” olarak adlandırılmıştır. Sabatay Sevi, Osmanlı Devleti’nin yanında dünyanın içinde bulunduğu dinî,siyasî,sosyal,ekonomik,kültürel ve stratejik<span>  </span>bazı sebeplerden yararlanarak Mesihliğini açıklamıştır.<span>   </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>            </span>Mesihlik iddiasında bulunan Sabatay Sevi,Edirne’de,16 Eylül 1666 tarihinde, Divan’a<span>  </span>alınmıştır. Padişah IV.Mehmet’in<span>  </span>Kafes arkasından takip ettiği Divan; Edirne’de Saray-ı Hümayun’da,Sadrazam Kaymakamı Mustafa Paşa,Şeyhülislâm Minkarîzâde Yahya Efendi ve Padişah İmamı Vaiz Vanî Mehmet Efendi’den oluşmuştur. Divan’da<span>  </span>sorgulanması yapılan Sabatay Sevi’nin tercümanlığını IV.Mehmet<span>  </span>döneminde Müslüman olmuş “Yahudi Dönmesi” doktor Hayatizâde(Moche ben Raphael Abravanel) yapmıştır. Mesihliği ile ilgili sorulara tercüman aracılığıyle<span>  </span>cevap vermeyi tercih eden Sabatay’a tercümanı<span>  </span>Hayatizâde,<span>  </span>“Dünyayı karıştıran sen,eğer mucize gösterme ve kendini koruma gücün varsa onları göster,kendini ve milletini kurtar” şeklinde bir öneride bulunmuştur. Böylece Sabatay’ın hem kendisini<span>   </span>hem de toplumunu kurtarması ancak göstereceği mucizeye bağlı görülmüştür.Çünkü mahkemeyi görünmeden takip eden<span>  </span>Padişah<span>  </span>da,Sabatay Sevi’nin “gerçek mesih”olduğunun tanınmasının<span>  </span><span> </span>belirleyeceği mucize konusu karşısındaki<span>  </span>tavrına bağlı olduğunu tercüman<span>  </span>vasıtasıyla bildirmiştir. Belirlenen mucize konusunu da şöyle açıklamıştır: Mesih çırılçıplak soyulacak ve becerikli okçular vücudunu nişan alacak,eğer atılan oklar vücuduna işlemez ise Padişah da onun mesihliğini tanıyacaktır.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>                </span>Padişah’ın bu teklifi karşısında şaşkına dönen Sabatay Sevi,Mesihlik iddiasını inkâr ediyor,basit bir haham olduğunu<span>  </span>ve kendisine “Mesih” sıfatının Yahudilerce verildiğini açıklıyor.Kendisine yöneltilen sorulara verdiği cevaplarda Yahudileri suçlamakla yetiniyor.Padişah IV.Mehmed,bu cevaplardan tatmin olmuyor ve Hayatizâde vasıtasıyla Müslüman olmasını teklif ediyor.Hayatizâde de ona Müslüman olmadığı taktirde başına gelecekleri tasvir ediyor;hatta bazı rivayetlere göre Müslüman görüntüsü altında davasına ve Yahudilere daha iyi hizmet edeceğini telkin ediyor.Hekimbaşı Hayatızâde, bu teklifi ile hem Sabatay’ı ölümden kurtarıyor hem Sabatay’ın yolunu açıyor hem de Türk tarihinde “Dönmelik” denilen bir hareketin başlamasını sağlıyor.Başka bir kurtuluş yolunun kalmadığını anlayan Sabatay, 16 Eylül 1666 tarihinde , Şehadet<span>  </span>Kelimesi’ni söyleyerek<span>  </span>Müslüman olduğunu açıklıyor.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>             </span>Müslüman olduktan sonra Sabatay Sevi’ye<span>  </span>Mehmed ismi verilmiş,İçoğlanlar Hamamı’na gönderilmiş ve günlük 150 akçelik bir gelirle<span>   </span>“Kapıcıbaşılık” a<span>   </span>tayin edilmiştir. Sabatay’ın karısı Sara da kocasını takip edip Müslüman olmuş ve<span>  </span>Fatma<span>   </span>adını<span>   </span>almıştır.Sara ve beraberlerinde Müslüman olan taraftarlarına da bahşiş ihsan edilmiştir.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>               </span>Günümüzdeki gelişmeler ışığında Dönmelik/Sabataycılık konusunda farklı değerlendirmeler ve yaklaşımlar olmuştur.Bu konuda zaman zaman subjektif yaklaşımlara ve değerlendirmelere rastlamak da mümkündür.Konunun nazikliğinin, “sır” konumunda olmasının ve “tabu” olarak görülmesinin subjektif değerlendirmeler yapılmasına yol açtığını söylemek yerinde olacaktır.Çünkü Dönmelik/Sabataycılık,Yahudilik temel felsefesi üzerine oturtulmuş, İslâm’dan ve Türk kültüründen de etkilenerek oluşturulmuştur. Sabatay Sevi’nin “18 Prensibi”ni ve ortaya koyduğu “Amentü”yü kabul edip uygulayan ve açıkça buna bağlı olduğuna belirten kimselere<span>  </span>“Sabatayist veya Dönme”denilmektedir. Dönme; din değiştirme anlamında değil, Müslüman olmasına rağmen “Sabatay Sevi’nin Yolu”nda devam eden yani <span> </span>dıştan Müslüman içten<span>  </span>Sabatayistliğin(veya Yahudiliğin) ilkelerini kabul edip uygulayanlara verilen sıfattır. Sabatayistliği kabul etmeyip<span>  </span>Yahudiliğe geri dönen veya samimî olarak Müslüman olanları bu sıfatın dışında görmek gerekmektedir.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>              </span>Türk Milleti,bu konularda bir nitelenmede bulunurken “ince noktalar”a dikkat etmeyi de ihmal etmemiştir.Başka dinden<span>   </span>ayrılıp<span>  </span>İslam’ı din olarak benimseyen kimselere “Mühtedi” dediği halde Yahudilikten İslam’a geçenlere Mühtedi değil<span>  </span>“Avdeti/Dönme”demiştir.Böylece dünya literatürüne ve Dinler Tarihi’ne yeni bir kavram kazandırılmıştırBuna sebep;Müslüman olduktan sonra Sabatay Sevi’nin Mehmet ismi altında oluşturduğu prensipler ve İman Esasları<span>  </span>ile yaşayış tarzları olmuştur. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>        </span>a-<span>  </span>Sabatayistliğin Prensipleri:</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>             </span>Sabatay Sevi’nin Müslüman olduktan sonra oluşturduğu ve taraftarlaınca yerine getirilmesini istediği ilkeler 18 madde altında toplanmıştır: “Sabatay Sevi’nin ismiyle Efendimiz,Kralımız ve Mesihimiz Sabatay Sevi’nin 18 Emri Şunlardır” ifadesiyle başlayan Dönmelerin Prensipleri<span>   </span>Özet Olarak Şöyledir:</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>               </span>Tanrının birliğine ve O’ndan başka tanrı olmadığına dair iman korunsun(1).</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>               </span>Mesihin hakikî “ Mesih” olduğuna,ondan başka kurtarıcı bulunmadığına,Efendimiz/Kralımız Sabatay Sevi’nin Davut neslinden geldiğine iman edilsin(2).</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>              </span>Ne Tanrının<span>  </span>ne de “Mesih”in adına yalan yere yemin edilsin(3).</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>              </span>Tanrının da “Mesih”in de adı anıldığında saygı gösterilsin (4).</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>              </span>Mesihin sırrını anlatmak ve incelemek için toplantıdan toplantıya gidilsin(5).</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>              </span>Sabatayistler arasında katiller bulunmasın (6).</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>              </span>Kislev Ayının 16.Günü herkes bir evde toplanarak “Mesih” ve “Mesihin İmanının Sırrı” hakkında işittiklerini birbirine anlatsın (7).</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>             </span>Aralarında zina hüküm sürmesin. Bu kural, “Beria”nın(Şeriat) bir prensibi olmasına rağmen hilekârlar sebebiyle<span>  </span>ihtiyatlı olmak lazımdır (8).</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>             </span>Yalan şahitlikte bulunulmasın ve kendi yakınına karşı yalan söylenmesin (9).</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>             </span>Hiç kimse zorla İslâm’a<span>  </span>sokulmasın (10).</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>             </span>Aralarında kıskançlar ve kendine ait olmayan şeylere göz dikenler bulunmasın (11).</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>             </span>Kislev Ayının 16’sındaki Bayram,büyük sevinçle kutlansın (12).</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>             </span>Birbirine karşı merhametli davranılsın (13).</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>             </span>Her gün gizlice Mezmur okunsun (14).</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>             </span>Her ay,ayın doğuşu incelensin ve gözetlensin;ayın yüzünü güneşe çevirmesi ve ayla güneşin<span>  </span>yüzyüze bakması için dua edilsin (15).</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>            </span>Türklerin âdetlerine,onlar gözlerini boyamak için dikkat edilsin.Ramazan Orucunu yerine getirmek için sıkıntıya girilmesin ve aynı şey Kurban için de yapılsın.Gözün gördüğü herşey yerine getirilsin (16).</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>            </span>Müslümanlarla evlenilmesin (17).</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>            </span>Çocukları sünnet etmeye titizlik gösterilsin (18).</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>             </span>Bu 18 Emir’in<span>  </span>on tanesi,Yahudilerin On Emri ile Yahudi İman Esasları’ndan alınmıştır.Geri kalan<span>  </span>8 maddenin ikisi,Türklerle evlenmemeyi ve gözlerini boyamak için yapılması gerekenleri içermektedir.Altı madde de,Museviliğe/Yahudiliğe ait<span>  </span>gelenek ve görenek<span>  </span>kurallarıdır. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>          </span>b-<span>  </span>Sabatayistlerin İnanç Esasları /Amentüleri Şöyledir: </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>           </span>“ Tam ve kesin imanla,gerçek Tanrı’ya,İsrail’in Tanrısına inanırım.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>              </span>Tam ve kesin<span>  </span>imanla, Sabatay Sevi’nin gerçek Mesih olduğuna inanırım.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>              </span>Tam ve kesin imanla,Musa’nın aracılığı ile verilmiş Tevrat’ın gerçekler Tevratı olduğuna inanırım.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>              </span>Tam ve kesin imanla,<span>  </span>Sabatay Sevi’nin gerçek Mesih olduğuna ve dünyanın dört tarafına dağılmış olan İsrailoğullarını bir araya toplayacağına inanırım.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span> </span>Tam ve kesin imanla,ölülerin dirileceğine inanırım. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>             </span>Tam ve kesin imanla,Hakikatin Tanrısı’nın,İsrail’in Tanrısı’nın,Kutsal Yeri,bizim için,yukarıdan aşağıya bina edilmiş olarak göndereceğine inanırım. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>             </span>Tam ve kesin imanla,İsrail’in Tanrısının,bu dünyada cemalini göstereceğine inanırım.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>              </span>Hakikatin Tanrısı, İsrailin Tanrısı,Gerçek Mesihi,kurtarıcımız Sabatay Sevi’yi ,çok geçmeden ,günlerimizde<span>  </span>gönder bize! Amin!.” </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>            </span><span>  </span>Dönmelerin bu İman Esasları<span>  </span>ve<span>  </span>İnanç Kuralları dışında benimsedikleri,âdetleri ve bayramları da bulunmaktadır.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>         </span>c- Türkiye’de Dönmelik/Sabataycılık Konusundaki Gelişmeler:<span>     </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>             </span>Türk Milleti, Sabatay Sevi’nin<span>  </span>Prensiplerini ve<span>  </span>Dönmeliğin Amentüsü’nü kabul edip uygulayanları<span>  </span>Dönme/ Sabatayist<span>  </span>olarak nitelendirmiştir.Bu ilkelerde yeralan bazı maddeler ile uygulamalardaki bazı hususlar değişik yorumların ve değerlendirmelerin konusu olmuştur.<span>   </span>Bundan dolayı Türk ve diğer Müslümanlar arasında, Dönmeler ile ilgili aşırılığa varan<span>  </span>ve “ölçü”yü kaçıran isnatlara yönelenlere rastlanmaktadır. Dinsizlikten ahlakın bozulmasına,ekonomik konulardan bulaşıcı hastalıklara kadar hemen hemen herşeyin sebebi olarak Dönmeler gösterilmiştir. Onların İslâm ile ilgili hareketlerinin yapmacık olduğu ve Sabatay Sevi’nin<span>  </span>“18 Emri”nin 16.cısının<span>  </span>bir gereği olarak “Türklerin gözünü örtmek” gayesiyle yapıldığı kanaati yaygınlık kazanmıştır.Yahudiler yanında Yahudi isimlerini ve kimliklerini, Müslüman Türkler yanında Türk isim ve kimliklerini öne çıkarmaları,onların “ruh halleri” ile içinde bulundukları “iki kimlikli” durumlarını ortaya koymuştur. Dönmeler/Sabataycılar,ayrıca<span>  </span>Yahudiler gibi, “Bet-Din”ler oluşturmuştur.Her üç Dönme grubun kendilerine ait<span>  </span>“Bet-Din”leri ortaya çıkmış,bunlardan biri diğerinin yetki alanına müdahaleye girişmemiştir.Üç Dönme grubunu ilgilendiren bir konuda,üç grubun “ Bet-Din Hâkimleri” bir araya gelerek bütün Sabatayistleri/Dönmeleri ilgilendiren bağlayıcı kararlar alabilmektedir. Dönmeler de “hahamlar”ından çok korkmakta ve hahamların ellerinde silah olarak kullandıkları<span>  </span>“cemaatten çıkarma”(Herem) cezasından çekinmektedir Bu tutum ve davranışlar Türkleri çok rahatsız eden hususlar olmuştur. Hiç kimseyi ve hiçbir toplumu dininden,kökeninden ve dünya görüşünden dolayı kınamadığına,ayrımcılığa tabi tutmadığına göre böyle “aldatılma” yolunun benimsenmiş olması<span>  </span>Türk Milleti’nin hazmedemediği bir olay olarak değerlendirilmiştir.Günümüzde<span>  </span>de bu konunun “güncelliği”ni korumasının altında Türk Milleti’nin bu hassasiyeti görülmelidir. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>                      </span>Dönmeler/Sabatayistler<span>  </span>konusunun Türkiyede en fazla konuşulup tartışıldığı dönem, özellikle 1924 yılında Yunanistandaki Türkler ile Türkiyedeki Rumların karşılıklı yer değiştirmesi(mübadelesi)<span>  </span>dönemi olmuştur.Dönmeler ile ilgili bilgi ve belgenin gündeme geldiği,en çok yazı yazıldığı dönem de bu dönemdir. Dönmelerden<span>  </span>Mehmet Karakaşzâde Rüştü’nün 1 Ocak 1924 tarihinde TBMM’ne<span>  </span>verdiği dilekçe ile Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya gönderdiği mektup bu gelişmelerin sebebidir.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>                    </span>Karakaşzâde Rüştü,TBMM’ne verdiği dilekçede,yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin “Türklük ruhu” temeline dayanan “millet” esasını benimsediğini ve bunun yerinde olduğunu vurgu yapmaktadır.Mehmet Rüştü ,bu vurguyu yaptıktan sonra,Dönmeler ilgili olarak incelenmesi ve karar verilmesi gereken hususu şöyle belirtmektedir: “İki üç asır evvel İspanya’nın Engizisyonundan kaçıp Türklerin cenah- şefkat ve sahabetine iltica etmiş ve bilahare bir mesele-i siyasiye cürmiyle müttehim olan reislerinin telkinatiyle sahte olarak İslamiyet nam ve kisvesine bürünen Selanik Dönmeleridir.Üç kısımdan ibaret olan bu Dönmeler,aslen ve ırken Yahudi olmakla beraber ruhen ve vicdanen din-i İslam ile bir alakaları yoktur.Diğer Yahudiler gibi iki üç asırdan beri Türk ve İslamlarla katiyen karışmayarak kendi cemaatleriyle,ayin ve vicdan hususiyetleriyle cemaat halinde yaşayagelmişlerdir&#8230;”</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Karakaş Rüştü’nün Dönmelerin ne Türk ne Müslüman olduğu yönündeki iddiaları,hem Dönmeler hem<span>  </span>de Türkler arasında konuyu tartışmaya açmıştır.Dönmelerin bir kısmı bu açıklamaya karşı çıkarken bir kısmı da benzeri açıklamalarla ve “iki kimlik”e sahip olduklarına dair yaşadıklarıyla destek olmuşlardır.O günkü gazeteler de bu konuda<span>  </span>kamplaşmıştır.Ahmet Emin Yalman’ın başında olduğu Vatan Gazetesi, bir taraftan Karakaş Rüştü’ye karşı çıkmakta,diğer taraftan Dönmeler ile ilgili araştırmalar yayınlamaktadır.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>             </span>“Bir Tarih Müdekkiki” mahlası ile yazan(Ahmet Emin Yalman),Karakaş Rüştü’nün açıklamaları üzerine yaptığı bu değerlendirmeden sonra da Dönmeler ile ilgili şu yaklaşımda bulunmaktadır: “Selanikte ikibucuk asır evvel kurulan ve gizli<span>  </span>bir hayat geçiren üç kabilenin mevcudiyetini zaman, inhilâle uğratmış(dağıtmış,eritmiş),nihayet maziye gömmüştür.Bununla beraber ortada bir takım enkaz vardır ki sarih bir tasfiyeye muhtaçtır.Geride hâlâ bir ayrılık,gayrılık izi kalmasına sebep<span>  </span>bu tasfiyenin icra edilmemesinden ibarettir.Rüştü Karalaş Bey’in teşebbüsü ne saikle vuku bulmuş olursa olsun tasfiyenin vukuuna ve asırların örttüğü esrar perdesinin umûmî surette yırtılmasına ve tarihe karışmasına iyi bir vesile teşkil etmiştir”.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>           </span>Günümüzde de Dönmelik/Sabatayistlik gibi<span>  </span>“nazik” konularla ilgilenenlerin başta<span>  </span>Yahudilik ve İslâm olmak üzere diğer dinler hakkında da <span> </span>temel bilgiye sahip olması; Türk kültürü ve siyasî tarihi konusunda köklü bilgi<span>  </span>yanında tahlil gücüne haiz bulunması; ilmî, millî ve kültürel hassasiyet taşıması gereklidir. Çünkü “Dönme Kimliği” de, dünyada<span>  </span>“ilginç kimlik”lerden biridir.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>         </span>Zorlu,yazdığı makaleleri “Evet,Ben Selanikliyim-Türkiye Sabetaycılığı” başlığı altında kitaplaştırıp yayınlamıştır.Bu kitapta,özet olarak,Dönmeliğin/Sabataycılığın<span>  </span>“farklı bir inanç türü” olduğunu işlemiş,Dönmelerin bazı inanış ve davranışlarından sözetmiş,Dönmelere ait eğitim-öğretim kurumlarından bahsetmiş ve bazı dönmelerin isimlerini açıklamıştır. O,Dönmelerin “iki kimlik” taşımasını,inanmadığı bir dinin mensubi gibi görünmesini,Musevî Dini’ne inandığı halde Müslüman görünmesini “münafıklık” saymıştır.Bundan dolayı Zorlu, Dönmeleri,açık olmaya ve<span>  </span>“Türkleri aldatmak”tan vazgeçmeye çağırmaktadır.Bunun için onun, yaptığı yayınlarla bazı isimleri ifşa ederek, “Dönme” olduklarını söyletmeye zorlamak gibi bir amaç güttüğü de anlaşılmaktadır. Bunun için Zorlu, elindeki bazı belgeleri<span>  </span>ve bilgileri ,bu gibi hassas konulara “polemik konusu” olarak yaklaşanlara<span>  </span>vererek ve alanın uzmanı olmayan kimseler<span>  </span>kanalıyla yayınlatarak konunun<span>  </span>gündemde kalmasını sağlamış olmaktadır.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>                           </span>Dönmeler/Sabatayistler konusunda<span>  </span>Ilgaz Zorlu’nun başlattığı tartışmalar,Halil Bezmen’in Amerika’da bir gazetede yayınlanan açıklamalarıyla yeniden<span>  </span>“alevlenmiş” ve “zirve”ye ulaşmıştır.Zorlu’nun açıklamalarına<span>  </span>cevap niteliği taşıyan Altındal’ın “Bir Provokasyon mu Tezgahlanıyor?”başlıklı yazısı tartışmaya yeni bir boyut kazandırmış ve tartışma<span>  </span>alanını<span>  </span>genişlemiştir.Altındal,yazısında,bir taraftan Zorlu ile ilgili bigi vermekte ve Türkiye’nin birçok meselesine bir de “Yahudi,Dönme Meselesi” eklenmek istediğini belirtmekte,diğer yandan da Türkiye’de en fazla<span>  </span>4.400<span>  </span>Dönmenin tahmin edildiği bilgisini vermektedir.Dönmelerle ilgili tahminin 4000-5000 gibi yuvarlak bir rakam değil<span>  </span>4.400 gibi kesin bir sayı verilmesi ve yazıyı yayınlayan Yeni Yüzyıl Gazetesi’nin<span>  </span>yazının üst tarafına “Altındal’ın<span>  </span>bu yazısı,yeni tartışmalar başlatmaya aday” şeklinde bir ifade koyması, daha sonraki yıllarda “Tekelistan” ve “Efendi” gibi kitapların birden bire Türk Kamuoyunun gündemini tutması düşündürücü olduğu kadar çok yönlü ve ihtiyatlı yaklaşılması gereken bir husustur. Zaten<span>  </span>Zorlu da, Sabataycılık/Dönmelik konusunda yazdıklarının ve iddialarının tartışma ortamı yaratmasını,kültürel bir olgu olarak Türk bilim yaşamında hak ettiği yeri almasını istemektedir. Zorlu’nun ve Yeni Yüzyıl Gazetesi’nin istediği olmuş ve Dönmelik/Sabataycılık<span>  </span>tartışma ortamına çekilmiştir. Cündüoğlu,<span>  </span>“Bülbüllerin Sesine Gelen Mesih”;Aydın, “Türkiye Sabetaycılığı”;Erez, “Ben de Selaniksizim”; Bali, “Evet,Ben Selanikliyim” ve A.Küçük,“Tartışmaya Açılmak İstenen Yeni Bir Konu:Dönmeler” isimli makaleleri yazmışlardır.Bu makaleler,Dönmeler konusunda başlatılan tartışma ortamında yazılmıştır . Bu tartışma ortamında yazdığım makalede,mealen,niçin birden bire bu konunun gündeme taşındığını,neden uzman olmayan kimselerin bu konuya girdiğini,böyle hassas bir konuda yazı yazıp fikir beyan edeceklerin belli bir birikime ve “millî bir hassasiyete sahip” olması gerektiğini belirtmiştim.Ayrıca, “kaş yaparken göz çıkarmamak” ve yeni bir “etnik unsur oluşturmak” isteyenlere fırsat vermemek , “ben Türküm,ben Müslümanım” diyen ve “bizden olmuş” kimselerin beyanını esas almanın önemini vurgulamıştım. Günümüzdeki gelişmeler karşısında da aynı hassasiyetin gösterilmesi,iddialara ve değerlendirmelere dikkatle ve<span>  </span>ihtiyatla<span>  </span>yaklaşılması lazım geldiği kanaatimi muhafaza etmekteyim.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>            </span>Sonuç Olarak;</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>            </span>Günümüzdeki<span>  </span>gelişmeler ışığında Dönmelik /Sabataycılık konusuna<span>  </span>yaklaşımımı<span>  </span>ve yapılan çalışmaları<span>  </span>şöyle birkaç madde altında<span>  </span>değerlendirmek istiyorum:</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>           </span><span>  </span>Sabataycılık/Dönmelik bir din değildir;eklektik/senkretik “bir dinî hareket”tir. Bu dinî hareket,Yahudilik temel felsefesi üzerine oturtulmuş,İslâm’dan ve Türk kültüründen de etkilenerek oluşturulmuştur. Sabatay Sevi’nin “18 Prensibi”ni kabul edip uygulayan ve açıkça buna bağlı olduğuna belirten kimselere<span>  </span>“Sabatayist veya Dönme”denilmektedir. Sabatayistliği kabul etmeyip<span>  </span>Yahudiliğe geri dönen veya samimî olarak Müslüman olanları bu sıfatın dışında görmek gerekmektedir. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>              </span>Son zamanlarda, “yerden mantar biter gibi”, Türk Kamuoyuna,Sabatayistlik/Dönmelik konularında eserler sunulmakta;internet siteleri ve raporlar yoluyla bilgi verilmektedir..Bu faaliyetlere<span>  </span>bakıldığında fazla hassas davranılmadığı, polemiklerin öne çıkarıldığı görülmekte ve sürüm yanında “başka hedefler”<span>  </span>güdüldüğü kanaati oluşmaktadır.Türk Milletine mal olmuş bazı isimleri de çok yönlü değerlendirmeye tâbi tutmadan “Dönme/Sabatayist” diye sunmak, yaptıklarını dikkate almadan ve<span>   </span>kâr-zarar hesabı yapmadan herkesi aynı kefeye koymak doğru olmadığı gibi,Türk toplumuna mal olmuş isimlere gölge düşürmek, milletin güvenini sarsacak, ümitsizliğe düşürecek ve herkesten şüphe eder bir hale getirecek yöntemi de kasıtlı yaklaşım olarak değerlendirmek<span>  </span>gerekmektedir.<span>   </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>               </span><span>    </span>Sabatayist/Dönme olarak bilinenlere de;Türk Milletinin hassas olduğu dinî,millî,siyasî ve kültürel konularda hassas davranmalı, “gizli/kapalı cemaat” ve “iki kimlikli” imajını verecek tavır ve davranışlardan kaçınmaları altı çizilecek hususlardandır.Türk Milleti,tarih boyunca , dini,inancı ve kökeni ne olursa olsun herkesi hoşgörü ile karşılamış ,<span>  </span>açıklığı sevmiş,kimseye baskı yapmadığı gibi kınama yolunu da benimsememiş,sadece “ihtiyatla bakma”ya çalışmıştır.Dün de bugün de Türk Milletinin hazmedemediği hususlar arasında; “enayı yerine” konulması,aldatılması, “başka kimliklere bürünerek” bölücülük yapılması,Türk’ün sırtından geçinip ona ihanet edilmesi ve Türk’ün nimetlerinden yararlanıp “başka”sı için çalışılması gelmektedir.Türk Milleti,bu tavır ve davranışlarını gördüğü cemaat ve gruplara “iyi niyet” beslese bile ihtiyatla yaklaşmıştır. Bugün de,ülkemizin içinde bulunduğu siyasî ve kültürel anlayışından yararlanarak “başka kimlik” peşinde koşanlar, dönemin rehavetine kapılıp kendine “başka köken ve etnik kimlik” arayışı içine girerek<span>  </span>Türk Milleti’ne karşı “birliktelik” oluşturmaya kalkışanlar;Türkün<span>   </span>hassasiyetlerini gözden uzak tutmamalı, Türk’e “ihanet edenler”in ummadıklarını ve bedelini ağır ödediklerini/ödeyeceklerini unutmamalıdır. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Calibri;"><span>         </span><span>               </span>Sabatayizm konusundaki gelişmelere<span>   </span>ve<span>  </span>yaklaşımlara<span>  </span>bir başka<span>  </span>açıdan baktığımızda; “etkili ve yetkili” kabul<span>  </span>edilen bu grupları da “etnik azınlık anlayışı” kervanına katarak “etnik azınlıklar<span>  </span>birlikteliğini güçlendirmek”şeklinde bir hedef belirlenmiş gibi görülmektedir. Hangi niyetle olursa olsun böyle bir konu,ne iç çekişmelere,ne “etnik bölücülüğe”,ne siyasî çıkarlara,ne ekonomik menfaat teminine alet edilmeyecek kadar “nazik bir konu”dur. Bundan dolayı,hassas noktalar gözetilerek,millî hasasiyet ve üniter yapı dikkate alınarak, göğsünü gerek “Ben Türküm,Ben Türk Milletindenim” diyip bu söylemine uygun davranan<span>  </span>ve<span>  </span>“bizim olmuş insanları”<span>  </span>başka bir “kimlik” altına koymak doğru değildir.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-family:Calibri;font-size:small;">Kaynak: hazargrubu.org</span></p>
Posted in Güncel, Istanbul Sevi, Ortaya Karışık, Sabatay, Sabetay Tagged: avdeti, Dönme, dönmelik, Sabatay, sabataycılık, sabetaycı, sabetaycılık, sabetayist, Yahudilik <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/331/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/331/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/331/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/331/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/331/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/331/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/331/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/331/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/331/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/331/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&blog=325222&post=331&subd=kendihalinde&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/10/sabataycilik-donmelik-meselesi-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/sabataycilik.jpg?w=62" medium="image">
			<media:title type="html">sabataycilik</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Megalomania / Yalçın Küçük</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/06/megalomania-yalcin-kucuk/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/06/megalomania-yalcin-kucuk/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Dec 2008 03:48:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Istanbul Sevi]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>
		<category><![CDATA[Sabatay]]></category>
		<category><![CDATA[Sabetay]]></category>
		<category><![CDATA[Sevi]]></category>
		<category><![CDATA[Soner Yalçın]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudilik]]></category>
		<category><![CDATA[Yalçın Küçük]]></category>
		<category><![CDATA[Zvi]]></category>
		<category><![CDATA[Zwi]]></category>
		<category><![CDATA[cadı avı]]></category>
		<category><![CDATA[Dönme]]></category>
		<category><![CDATA[sabetaycı]]></category>
		<category><![CDATA[sabetaycılık]]></category>
		<category><![CDATA[sabetayist]]></category>
		<category><![CDATA[yesevizade]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=327</guid>
		<description><![CDATA[
Cenk Ağcabay tarafından yazılan &#8220;Megalomania&#8221; kitabından:
SABETAYCILIK YA DA &#8220;YENİ&#8221; CADI AVI
Yalçın Küçük, Paris&#8217;ten Türkiye&#8217;ye gürültülü ve yine sembolik bir eylemle &#8220;muhteşem&#8221; dönüşünü gerçekleştirirken, yepyeni alanlara açılmanın ipuçlarını da vermeye başlıyordu. Küçük, her zaman olduğu gibi, yine gündemin tam ortasına düşecek, herkesi hayret ve şok içinde bırakacak bilimsel keşifler yapmaya başlıyordu. Yeni bir bilim alanını insanlığa [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&blog=325222&post=327&subd=kendihalinde&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="MsoNormal"><img class="aligncenter size-medium wp-image-328" title="sabetayci" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/sabetayci.jpg?w=300&#038;h=298" alt="sabetayci" width="300" height="298" /></p>
<p class="MsoNormal">Cenk Ağcabay tarafından yazılan &#8220;Megalomania&#8221; kitabından:</p>
<p><strong>SABETAYCILIK YA DA &#8220;YENİ&#8221; CADI AVI</strong></p>
<p>Yalçın Küçük, Paris&#8217;ten Türkiye&#8217;ye gürültülü ve yine sembolik bir eylemle &#8220;muhteşem&#8221; dönüşünü gerçekleştirirken, yepyeni alanlara açılmanın ipuçlarını da vermeye başlıyordu. Küçük, her zaman olduğu gibi, yine gündemin tam ortasına düşecek, herkesi hayret ve şok içinde bırakacak bilimsel keşifler yapmaya başlıyordu. Yeni bir bilim alanını insanlığa açmak gibi yüce bir görevi yine tek başına yerine getirmek zorundaydı. Tembel ve kafasız Türkiye solunun ne yazık ki, bu tip büyük keşif ve görevlere soyunacak ne birikimi ne de niyeti vardı. İş, yine Küçük&#8217;ün omuzlarında kalmıştı. Küçük, &#8220;yeni&#8221; alanın açılışını da yine bir politik gelişmeye ve kendisinin bu politik gelişme karşısında geliştirdiği tutuma borçlu olduğunu da ısrarla belirtiyordu.</p>
<p>Küçük, Paris dönüşü, Cumhurbaşkanlığı seçimleri sürecinde İsmail Cem&#8217;in cumhurbaşkanı olma hamlesi karşısında dehşete kapılmış; Türkiye&#8217;nin karşı karşıya kaldığı büyük komployu anında teşhis etmiştir. Gizli Yahudi İsmail Cem büyük bir komplonun Türkiye ayağında önemli bir role sahiptir. Bunu bir tek Yalçın Küçük fark etmiştir. Ancak cezaevinde bulunmaktadır ve İsmail Cem&#8217;in cumuhurbaşkanı olmasını engelleyip, ülkeyi bu büyük tehlikeden kurtarabilmek için gerekli araçlara sahip değildir. Derin düşüncelere dalan Küçük, yeni bir büyük teoriyle İsmail Cem&#8217;i engelleyip, ülkeyi kurtarabileceğini anlar ve harekete geçer.</p>
<p><em>&#8220;Sayın Küçük, isimbilim nasıl çıktı ortaya? Bir tesadüf müydü bu pencereyi açan?</em></p>
<p class="MsoNormal"><em><span id="more-327"></span><br />
Şimdi, aslında ben bu işlere girmek istemiyor(d)um. Ama size bütün açıklığıyla söyleyeyim. Bir kez bilim, isimbilim&#8230; bunlar beni ilgilendiriyor, ama bu konuyla ilgilenmemin nedeni, doğru veya yanlış şu değerlendirmeyi yapmamdan kaynaklandı; &#8220;Süleyman Bey&#8217;den sonra Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nin Cumhurbaşkanı adayı İsmail Cem&#8217;dir. Onun Cumhurbaşkanı olması ülkemiz için hayırsız olacaktır. &#8220;Bu değerlendirmeyi yaptığım zaman ise, çok da çaresiz bir durumdaydım, cezaevindeydim. Bu durumu, ancak, İsmail Cem&#8217;in Sabataist olduğunu ortaya çıkararak önleyebilirdim. Ve bana göre, başka nedenleri de vardır. Ama sonuçta Cumhurbaşkanı olması önlenmiştir. Önlenmesi de iyi olmuştur. Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nin adayının bu olduğunu bugün biliyoruz, ama o sırada benim için bu durum sezgiseldi. Ama bir kez Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Madeline Albright, &#8220;İsmail, gelecek sefer Cumhurbaşkanı olursun. Seni Cumhurbaşkanı görmek istiyoruz&#8221; demiştir, çok samimi olarak. Ayrıca, göstermelik de olsa, Bülent Ecevit, Cem&#8217;i tatmin etmek için Cumhurbaşkanı adayları arasına soktu. Demek ki benim sezgisel olarak yapmış olduğum tespit zamanla da doğrulandı. Ve ben bunu önlemeye çalıştım, önlendi. Bundan sonra da zaten çok çeşitli nedenlerle bu isimbilim araştırmalarımı geliştirmeye çalıştım, çalıştıkça da bir ağ ortaya çıktı.&#8221;</em> (&#8220;Ülkemi Boğan İlişkiler Ağının İçindeki herşeye Karşıyım&#8221; &#8220;İsmail Cem&#8217;in Cumhurbaşkanlığı&#8217;nı Önledim&#8221;, Prof. Dr. Yalçın Küçük ile Bir Söyleşi Anadolu Gençlik Dergisi, Sayı 19 )</p>
<p>Küçük&#8217;ün &#8220;özgünlük arayışı&#8221; ve magazin gündemi olma sevdası son yıllarda inanılmaz boyutlar kazandı. Marksizm&#8217;i terk ederek her tür tutarlılık ve ciddiyet sınırlamasından kurtulan Küçük, tekelci basının pespaye magazin sayfalarındaki mülakatlarla &#8220;çok geniş kesimlerle&#8221; buluşma ve yeni açtığı bilim alanını kitleselleştirme olanağı buldu. Küçük&#8217;ün kitaplarını okuyup isim analizlerini ezberleyenler, gizli Yahudi bulma oyunları oynamaya başladılar. Yeni bulgulara göre, neredeyse dünyanın en büyük Yahudi nüfusunun yaşadığı topraklara döndürülen ülkemiz, Küçük tarafından &#8220;yeni bir bilimin çığ gibi yayıldığı&#8221; bir ülke olarak kutsanmaya başlamıştı. Yıllardır Küçük&#8217;ün deyimiyle &#8220;bir sürü&#8221; gibi davranan halk yığınları, sonunda kerameti bulmuş, bilimin ışığıyla aydınlanmış, Türkiye büyük bir bilimsel laboratuvara dönüşmüştü.</p>
<p>Ancak, acaba bu yeni bilim alanı ne kadar yeniydi? Bu sorunun yanıtı, Türkiye gericiliğinin esaslı temsilcisi Mehmet Şevki Eygi tarafından yapılan bir çağrıyla biraz olsun aydınlanabilir.</p>
<p>&#8220;<em>Halide Edip Adıvar&#8217;ın &#8220;Türkiye&#8217;de Şark, Garp ve Amerikan Tesirleri&#8221; adlı kitabı meşhurdur. Bir merd-i gayur da çıkıp, &#8220;Türkiye&#8217;de Yahudi, Mason, Sabataist Tesirleri&#8221;diye ilmi bir araştırma neşr etse ne büyük bir hizmet yapmış olur.&#8221; </em>(Mehmet Şevki Eygi, Yahudi Türkler Yahut Sa-betaycılar, sf. 12, Zvi-Geyik Yayınları 2000.)</p>
<p>Eygi&#8217;nin bu çağrısı 1993 tarihini taşıyor. Küçük, Eygi&#8217;nin bu çağrısına birkaç yıllık hazırlığın ardından yanıt veriyor ve İsmail Cem&#8217;in cumhurbaşkanlığına aday olması sürecinde yeni bilim alanının açıldığını ilan ediyor. Art arda yayımlanan kitaplarıyla, bu yeni bilim alanının en nadide ürünlerini kamuoyuna sunmaya başlıyor. Eygi, yaptığı çağrının ardından yazdığı bir başka yazıda, bu yeni bilim alanına temel oluşturacak fikirleri belirtiyor.</p>
<p><em>&#8220;Bugün Türkiye&#8217;de üç büyük baskı grubu, lobi saltanat sürmektedir. Bunlardan biri masonluktur. (Diğerleri: Musevi Siyonist lobisi ile ortodoks Yahudiliğin dışında gizli bir teşkilat olan Sabataistler-Selanik Dönmeleridir)</em>. (age. Sf. 15.)</p>
<p><em>&#8220;1908&#8242;den bu yana ülkemizde cereyan eden inkılapları, ihtilalleri, darbeleri, değişimleri anlayabilmek için Dönmeliği, Dönmeleri, onların tesirlerini bilmek gerekir. Bu konuda bilgi sahibi olmadan tarihimiz anlaşılamaz.&#8221; </em>(age. Sf. 69.)</p>
<p><em>&#8220;1908&#8242;den beri bu memlekette olup biten ihtilal ve değişikliklerde Sabetaistlerin büyük rolü, tuzu biberi olmuştur.&#8221;</em> (age. Sf. 88.)</p>
<p>Eygi, yeni bilim alanının dayanması gereken temelleri açıkladıktan sonra, İslamcı politik güçlere bu konularda araştırma yapacak bir bilimsel enstitünün kurulması çağrısını yapıyor. İslamcı politik güçlere, bu konuya olan ilgisizliklerinden ötürü serzenişlerde bulunan yazılar yazıyor. Bu arada, Eygi de tarihin karanlık noktaları ve bu karanlık olayların bugüne olan etkileri üzerine bilgi ve yorumlarını kamuoyuna açıklamaktan geri kalmamaktadır. Özellikle Türkiye tarihi ve yakın politik geçmiş hakkında yorumlar yaparak, yeni araştırma alanına &#8220;nur&#8221;lu ışıklar saçmaktadır. Veciz sözlerle, yakın tarihimize ilişkin &#8220;gizli&#8221; bilgileri ifşa etmektedir.</p>
<p><em>&#8220;Kimsenin bilmediği, üzerinde durmadığı bir konu daha var. Kazım Karabekir Paşa, Birinci Dünya Harbi sonunda Doğu Anadolu&#8217;da kimsesiz ve çaresiz kalan yetim çocukları toplamış, bunları himaye etmiş, bunlar için okullar kurmuş ve yetiştirmişti. Bu çocukların içinde, anne ve babalarını 1915 fırtınasında kaybetmiş gayr-i müslüm yetimler de bulunuyordu. Onlar, sözde Türk ve Müslüman olarak yetiştirildiler ama gerçekte, şimdi &#8220;Tehcirin intikamını alıyor dölleri.&#8221; </em>(age. Sf. 64.)</p>
<p><em>&#8220;Şu anda da birçok önemli makam ve mevkilerde Ermeni, Yahudi, Rum asıllı kişiler bulunduğuna dair rivayetler mevcuttur. Birinci Cihan Harbi esnasında yetim kalan birçok Ermeni çocuğu, Kazım Karabekir Paşa tarafından toplanmış, Türk ve İslam terbiyesi ile yetiştirilmeye çalışılmış, fakat bunların çoğu, her şey aslına rücu eder kaidesi mucibince, yetişip büyüdükten sonra 1915 Ermeni tehcirinin intikamını almışlardır. Hem de, Türk ve Müslüman kimliği altında.&#8221;</em> (age. sf. 23.)</p>
<p>Eygi&#8217;nin yazdıkları, onun politik kimliğini bütünleyen, 1960&#8242;lardan beri yazdıklarıyla tutarlılık taşıyan bir içeriğe sahiptir. Eygi, 1960&#8242;lı yıllarda yayımladığı &#8220;Bugün&#8221; gazetesiyle, sol ve ilerici düşüncelere savaş açan, Hitler&#8217;i dünya tarihinin en önemli politik önderi olarak selamlayan bir gerici-faşist çetecidir. 60&#8242;lı yıllarda gerici-faşist çetelerin örgütlenmesinde yaptığı yayınlarla rol oynayan, gerici-faşist çetelerin düzenlediği provokatif saldırıların çağrısını yapan bir sözde gazetecidir. Özde ise, Amerikan emperyalizminin çıkarlarını savunan, anti-komünizmi bir geçim kapısı olarak kullanan bir soğuk savaş dönemi faşistidir.</p>
<p>Eygi, İslam soslu bir ırkçı-faşizmi &#8220;Bugün&#8221; gazetesi aracılığıyla yay-gınlaştırırken, emperyalizme karşı mücadele eden devrimci sosyalistlere karşı &#8220;cihad&#8221; çağrıları yapan bir kişiliktir. Amerikan 6. Filosu&#8217;na karşı eylem yapan, NATO&#8217;ya Hayır kampanyaları düzenleyen devrimci gençliğe karşı, düzmece haber ve kışkırtıcı yayınlarla provoke ettiği kitleleri saldırtan bir emperyalizm ajanıdır. Küçük&#8217;ün zaman zaman son derece yanlış biçimde ele aldığı Türk-İslam sentezi politikalarının yaygınlaştırılması ve halk kitlelerine taşınması konularında işlev sahibi bir kişiliktir Eygi.</p>
<p>Eygi&#8217;nin yayımladığı ve başyazarlığını yaptığı Bugün gazetesinin 4 Mart 1969 Salı günkü nüshasının ilk sayfasında Hitler&#8217;e ait bir fotoğrafın altında, yeni başlayacak bir yazı dizisini haber veren şu ibareler vardır;<br />
<em>&#8220;Şair, ressam, müzisyen, politikacı, hatip, kumandan ve Komünizmin En Büyük Düşmanı: Hitler. Dünya ile boğuşan tek kişinin macerası.&#8221;</em> Bu ilanın altında ise, bir kutu içinde, Hitler&#8217;in bir sözü yer almaktadır.</p>
<p>Yine Bugün gazetesinin 19 Temmuz 1969 Cuma nüshasının manşeti, &#8220;Nedir bu Yahudilerden Çektiklerimiz&#8221;dir. Haber başlığı, &#8220;İhracatımızı Sabote Eden İsrailli Sınır Dışı Ediliyor&#8221;dur. Bu haberin altında ise, David adlı bir Yahudi&#8217;nin vergi rekortmeni olduğu haber verilmektedir.</p>
<p>Ancak Yalçın Küçük&#8217;te, Eygi&#8217;nin çağrısının ardından yeni bilim alanını açarken, ondan hiç te geri kalmayacağının işaretlerini vermeye başlıyor.</p>
<p><em>&#8220;&#8230; Son Osmanlı yönetici kadroları ve bütünüyle el/ti, seçkinleri, sabetayist hegemonya altındaydılar ve sabetayist hegemonyayı temsil ediyorlardı. Şöyle de söyleyebiliriz; sabetayizmi ihmal ederek ve görmeyerek, Tanzimat&#8217;tan bu yana Türkiye modernizasyonunu, edebiyat ve basın tarihini yazmak imkansızdır, belki de şimdiye kadar imkansız deneniyordu.&#8221;</em> (Tekeliyet Birinci Kitap, Yalçın Küçük, sf. 341, İthaki Yayınları 2003.)</p>
<p>Küçük de, Eygi gibi, Sabetayist öğeleri ele almadan Tanzimat&#8217;tan günümüze tarihi yazmanın imkansız olduğunu iddia ediyor; ancak bu imkansızlığı 10 ciltlik tezleriyle kendisinin &#8220;başarmış&#8221; olduğu iddiasını unutmamızı istiyor. Ama zaten, Tezler dizisini yazdığında da, o güne kadarki yazılanların tümünün kendisinin yeni tezleriyle geçersiz hale geldiğini iddia etmişti. Daha önceki tüm tezleri geçersiz hale getiren yeni tezlerin ilginç örneklerinden birisi, Küçük&#8217;ün açtığı yeni bilim alanının niteliğini aydınlatmak bakımından işlev görebilir.</p>
<p><em>&#8220;Bülent Ecevit, Bayar-Menderes Dönemi&#8217;nin ikinci yarısından itibaren, İsmet İnönü&#8217;nün özel sekreterliğini ve İngilizce çevirmenliğini yapıyordu; Demokrat Parti&#8217;den gelme, Hürriyet Partisi&#8217;nden geçme ve Paris&#8217;te tahsilde iken &#8220;ihtilalci komünist&#8221;, kuşkusuz sabetayist Turan Güneş ve ekibi, Ecevit&#8217;i hem takviye ediyor ve hem de Paşa&#8217;ya karsı hazırlıyordu. &#8220;Beyin takımı&#8221; adını verdikleri ve ön planda D. Baykal, B. Üstünel, A. Yücekök, H. Ülman&#8217;ın olduğu bu Güneş ekibi, önce İsmet Paşa&#8217;yi tasfiye ettiler ve sonra hükümete geldiklerinde, kamu yönetimindeki bütün boşlukları yine sabetayist kadrolarla doldurdular. Bütün bunlar, 12 Mart 1971 Darbesi&#8217;nden sonraya rastlıyordu; kuşkusuz Dar-be&#8217;nin lideri Orgeneral Tağmaç ve daha sonra yerine geçen ve Kıbrıs Savaşı&#8217;nda Genelkurmay Başkanı olan Orgeneral Semih Sancar da sabetayisttiler. 12 Mart Darbesi&#8217;nin ilk başbakanı, Güneş&#8217;in akrabası, Nihat Erim ve üçüncü başbakanı bankacı Naim Talu da sabetayist ailelerden geliyorlardı; ortadaki başbakanı Vanlı Ferit Melen&#8217;in bir Kürt-Yahudi kökeni olup olmadığı araştırmaya değer görünmektedir, Van Gölü, kripto-yahudiliğin santrallarından birisidir ve &#8220;Ferit&#8221; adı dikkat çekmektedir.&#8221;</em> (Tekeliyet Birinci Kitap, Yalçın Küçük, sf. 343, İthaki Yayınları 2003.)</p>
<p>CHP&#8217;nin evrimi, İnönü&#8217;nün gelişen solu etkisizleştirmek için, 60&#8242;lı yıllarda ürettiği &#8220;ortanın solu&#8221; politikaları, 70&#8242;lerin konjonktüründe, aynı işlevi daha güçlü bir biçimde yerine getirmek amacıyla CHP içinde yaşanan revizyon, bir Sabetayist kurguya indirgeniyor. Ne kadar yazık&#8230; Kıvılcımlı&#8217;nın, yaşanan politik gelişmeleri, ekonomik ve toplumsal ilişkilerin zorunlu bir sonucu olarak karakterize ettiği &#8220;Ortanın Solu ve Küçük Üretmenlerimiz&#8221; başlıklı incelemesi bu sürecin tüm yönlerini kavramamıza olanak sağlayan bir teorik ve politik yoğunluğa sahiptir. Bir ülkede, Marksist düşüncenin zaman içinde, Küçük eliyle böylesine geriletilmeye ve saptırılmaya çalışılması, gerçekten üzüntü veren bir olaydır.</p>
<p>Yalçın Küçük, bunları dile getirmekte ve ardından bir başka kitabında Kemal Tahir&#8217;in Devlet Ana adlı kitabı hakkında, <em>&#8220;sınıf analizinden yoksun, çevresinden soyutlanmış, sui generis, bir &#8220;Türklük&#8221; yazılıyordu; MHP için çok uygun ve İsrail için ise mükemmeldir.&#8221;</em> (Şebeke, ithaki için Önsöz, Yalçın Küçük, sf. 31, İthaki Yayınları, 2004.) yazabilmektedir. Kuşkusuz burada Kemal Tahir&#8217;in Devlet Ana&#8217;sını, ya da Tahir&#8217;in Osmanlılık üzerine düşüncelerini tartışmıyoruz. Sadece Küçük&#8217;ün içine düştüğü durumu göstermeye çalışıyoruz. Küçük, Eygi&#8217;nin çağrısına uyarak Tanzimat&#8217;tan günümüze toplumsal, ekonomik ve politik tüm değişmeleri Sabetayizm bağlamı içinde ele alırken, hızını alamıyor ve bu kez, analizini Sultan Süleyman dönemine kadar genişletmeye başlıyor. Sarayda etkili bir konuma gelen Yahudiler&#8217;den, kapitülasyonlara kadar birçok olayı aynı çerçevede analiz etmeye başlıyor. Ancak, burada da, Küçük&#8217;e öncülük yapan Eygi&#8217;dir.</p>
<p><em>&#8220;Tarihimizde Yahudilerin büyük ağırlığı vardır. Yasef Nassi bir ara Sadrazam Sokullu&#8217;ya rakip olacak kadar güç ve nüfuz kazanmıştı.&#8221; </em>(Mehmet Şevki Eygi, Yahudi Türkler Yahut Sabetaycılar, sf. 37, Zvi-Geyik Yayınları 2000.)</p>
<p>Eygi, Küçük&#8217;e yeni bilim alanında ilerlemesi gereken güzergahı göstermekte, Küçük de gerçekten &#8220;müthiş&#8221; performansıyla bu güzergahta hızla ilerlemektedir. Eygi, Abdülhamit&#8217;in tahttan indirilmesi olayını da bir Sabetayist komplosu olarak değerlendirmektedir.</p>
<p><em>&#8220;Sultan Abdülhamid&#8217;e karşı yapılan İkinci Meşrutiyet Hareketi bir Sabataist hareketidir.&#8221;</em> (age. Sf. 78.)</p>
<p>Ancak Eygi, kendini Osmanlı ve cumhuriyet tarihiyle sınırlarken, Küçük, Osmanlı&#8217;dan günümüze, oradan da sınır ötesine Kuzey Irak&#8217;a da gitmekte analizini zaman ve mekan ötesi bir boyuta taşımaktadır. Kuzey Irak&#8217;taki kripto-yahudi Kürtleri de saptamak ve bölge halklarının maruz kaldığı komployu açığa çıkarmak işini de üstleniyor, Küçük.</p>
<p>Tabii her yiğidin kendine has bir yoğurt yeyişi vardır. Eygi, Küçük&#8217;ü sadece esinlendirmektedir. Küçük, isimbilim aracılığıyla Sabetayist kökenlileri ve kripto-yahudileri saptarken, Eygi farklı bir yönteme sahiptir. Küçük, sol orijinli bir zat olduğu için daha zarif bir araç kullanmaktadır. Eygi, bir suikastle öldürülen Rabin&#8217;in ardından yazdığı bir yazıda kendi yöntemine ilişkin ipuçlarını verir.<br />
<em><br />
&#8220;Gazetelerde Rabin için samimi gözyaşları döken bazı Türk yazarlarının fotoğraflarına dikkatlice baktım da, burunlarında, saçlarında, çenelerinde, kaş ve gözlerinde, dudaklarında semitik sıfatlar gördüm.&#8221;</em> (Mehmet Şevki Eygi, Yahudi Türkler Yahut Sabetaycılar, sf. 37, Zvi-Geyik Yayınları, 2000.)</p>
<p>Eygi, bu düşünceleri dile getirirken hiçbir rahatsızlık duymaz. Bu tip ifadeler kullanmak onun için gayet normaldir. Ama, sol iddialı Küçük&#8217;ün, bu tip şahsiyetlerle aynı konuma düşmesi, gerçekten ironik bir durumdur. Gerici-faşist güçlerin dünyadaki kötülükleri, eşitsizlikleri, zorbalıkları açıklarken anti-semitik bir söyleme dayanmaları, dünyanın pek çok coğrafyasında ve tarihin çeşitli dönemlerinde karşımıza çıkan bir olgudur. Ülkemizde de bu eğilimler çeşitli dönemlerde daha da güçlenmiş, ancak, hemen her dönem varolmuşlardır.</p>
<p>Küçük&#8217;ün yenilerde dahil olduğu bu akım çok yeni değildir. Ama, Küçük&#8217;ün yazdıklarından bu teorisinin temellerine dair tutarlı bir bilgi bulabilmek de mümkün değildir. Yukarıda gösterdiğimiz gibi, Küçük, birçok yerde bu yola İsmail Cem&#8217;in cumhurbaşkanlığını engellemek için girdiğini ifade ediyor. Sabetayizm&#8217;i analiz ederken, 1967 Arap İsrail savaşının sonucunun, Sabetayizm&#8217;in ülkeyi tehdit eden bir akım haline gelmesinde önemli bir tarih olduğunu söylüyor. Ama bütün cumhuriyet tarihini, bu akımı analiz ederek öğrenebileceğimizi de iddia ediyor. Daha sonra analizini Sultan Süleyman dönemine kadar genişletiyor. Burada ise sözkonusu olanlar Sabetayistler değil, Yahudiler oluyor. Türkiye için &#8220;rezerv devlet&#8221; kavramını geliştiriyor, ancak kendi bulguları, İsrail&#8217;in kuruluşundan çok önce cumhuriyetin &#8220;rezerv devlet&#8221; olarak işlev gördüğünü kanıtlıyor. Bir yandan 1967 Arap İsrail savaşından sonra Sabetayistler&#8217;in ülke için bir tehdit haline geldiklerini yazıyor, diğer yandan da bütün cumhuriyet tarihinin, hatta, giderek bütün modernleşme tarihinin bu öğeler ele alınmadan anlaşılmayacağını ifade ediyor.</p>
<p>Yeteneksiz ve bilgisiz olanların kapitalist düzende zengin ve şöhret yapılmasını sabetayizme bağlıyor. Ancak, onun yazdıklarından bunun hangi dönemde ve nasıl başladığını anlamak da mümkün olmuyor. Bir taraftan &#8220;Sarper vakasını&#8221; yazıyor. İkinci Paylaşım Savaşı sonunda ABD&#8217;yle girilen bağımlılık ilişkilerinden söz ediyor, diğer yandan 1967 Arap İsrail savaşları sonrası Sabetayistler&#8217;in emperyalizme bağlanmasından. Küçük, hem tarihi zorluyor, hem politikayı. AKP&#8217;lilerin emperyalizme bağımlılıklarını kanıtlamak için onların etnik ya da dinsel kökenlerine bakmaya gerek var mı? Ama, Küçük, öyle bir noktaya geliyor ki, üstte gördüğümüz gibi, Kıvılcımlı&#8217;nın haklı eleştirilerini yönelttiği eski yoldaşları hakkında şunları yazmaktan kendini alamıyor.</p>
<p><em>&#8220;Peki Mehmet Ali Aybar ve Behice Boran, eğer sabetayist ailelerden geliyorlarsa, sabetayist olmadılar mı; cevabı başka yerde aramak gereklidir. Şöyle söyleyebiliriz, eğer Çetin Altan ve Fatma Hikmet İsmen, birincisi iki dönem Tip milletvekili ve ikincisi uzun yıllar ve tek Tip senatörü yapıldılarsa, yapıldılar, ve sabetayist iseler, işte burada sabetayist davranış kalıbıyla karşılaşıyoruz. Çünkü her ikisi de sosyal mücadelenin dışındaydılar. Altan, ellili yılarda bugünkü ölçüde toplumsal sorumsuz ve büyük sermayeye yaslanmış olmasa da, yinede de parlak bir eksantrikti ve hiç güven vermiyordu. Seçimlere yaklaşırken sol yazıyordu, fakat o dönemde dünyanın her yerinde bütün ağaçlar sola eğiliyor ve bütün kalemler sol döküyordu ama TİP üyesi olmuyordu, bir ayrıcalığını bulmak, güçtür. Öyleyse ve eğer sabetayistlerse bulunmalarını ve seçilmelerini, sabetayizm içi bilgilere ve dayanışmaya bağlamak zorundayız. Kırklı yıllarda, Ankara Valisi Nevzat Tandoğan&#8217;a atfedilen bir söz vardır, &#8220;eğer komünizm de gelecekse, biz getiririz&#8221;, bu sözü, bu bilgilerimizin ışığında, sabetayizme bağlamak daha yerindedir.&#8221; </em>(Tekeliyet 1, sf. 352-353)</p>
<p>Bu sözleriyle birlikte, artık nerede Eygi konuşuyor, nerede Küçük, iyice birbirine karışıyor. Sol iddialı biri için, bundan daha büyük bir utanç olabilir mi? Küçük&#8217;ün, açtığını iddia ettiği yeni bilim alanının kaynaklarını öğrenmeye devam ettiğimizde, yaşananın gerçek boyutlarını kavrama olanağı buluruz.</p>
<p><em>&#8220;ilk işaretlerini, daha önce, Haymana Zindanı&#8217;ndan vermeye başladım: yalnız, yanlı anlaşılmak istemem, bu yolu ben açmadım. Kapalı&#8217;dan yanacık ceza evi koşullarına geçtiğimde görebildim, benden önce çok değerli çalışmalar vardı; Yesevizade ile Mahmut Çetin&#8217;i öncelikle kaydetmek gerekmektedir. Buraya Harun Yahya&#8217;nın yayınlarını da eklememiz bilimsel dürüstlüğe uygun düşer; bununla birlikte, Harun Yahya&#8217;nın kitaplarında o kadar şaşırtıcı bilgi ve iddialar var ki, ne kadarının bilimsel olduğuna karar veremiyorum, kaynak olarak göstermemem buradan kaynaklanıyor.&#8221;</em> (ithaki İçin önsöz, sf. 23.)</p>
<p>Küçük, büyük bir hata yapıyor. Harun Yahya&#8217;nın kitapları da en az Küçük&#8217;ün ve Eygi&#8217;nin kitapları kadar &#8220;bilimseldir!&#8221; Sürekli haksızlık yaptığı için, bunu bir temel davranış kalıbı haline getirmiş. Bu kez de, Yahya&#8217;ya haksızlık yapıyor. Yine almış eline &#8220;bilim tartısı&#8221;nı, her zaman olduğu gibi kafasına göre tartıyor.</p>
<p>Ama kitabının ikinci önsözünde yazdıkları, artık söylenecek söz bırakmıyor.</p>
<p><em>&#8220;&#8230;beni marksizm ile bağlayarak bu alanda çalışmamı yadırgamak yaygındır. İkinci nokta ise şudur; Türkiye marksistlerinin bu alandan uzak durmaları, Marx&#8217;dan değil, Türkiye aydınına ve sol hareketine İbrani asıllıların egemen olmasından ileri geliyordu.&#8221; </em>(İkinci Önsöz, Yalçın Küçük, sf. 63.)</p>
<p>Küçük, yeni bilim alanındaki derinleşmesinin sonunda, yaklaşık yüzyıldır, gerici-faşist güçler tarafından sürekli yinelenen bir demagojiyi bulmuş. Bunun için, bu kadar uğraşmaya gerek var mıydı? Harun Yahya&#8217;yı biraz erken okusaydı, ya da Planlama&#8217;da çalışırken, cuma günleri, mesai arkadaşları olan Özal kardeşlerle namaza gitseydi, çok daha erken öğrenebilirdi bu gerçekleri. Ama biz, Küçük&#8217;ün, yeni bilim alanına, tüm bu isimlerden çok daha gayretli biçimde sarılmasının, çok daha fazla çalışmasının nedenini biliyoruz. &#8220;Treni kaçırma kompleksi.&#8221;</p>
<p><strong>Kürtler Kripto-Yahudi mi?</strong></p>
<p>Küçük&#8217;ün yeni bilim alanında açtığı &#8220;nurlu&#8221; ufuklara daha yakından bir göz atmak, hokkabazlığının boyutlarını kavramak açısından önem taşıyor. Yakın tarihimizin politik olgularını yeni bilim yöntemiyle analiz etmeye başlayan Küçük, Turgut Özal&#8217;ın 1. Körfez Savaşı sırasında gündeme taşıdığı kimi politikaları tartışıyor. Tabii olarak, yola Özal&#8217;ın ismini analiz ederek başlıyor.<br />
<em><br />
&#8220;Gerçekten de, bir Türk başbakanı veya cumhurbaşkanı için &#8220;Özal&#8221; adından daha saçma ne olabilir; neyin öz&#8217;ünü alması emredilmektedir ve ne için emrediliyor, cevap zor görünüyor. Peki nasıl analiz etmemiz gerekiyor; bölmek zorundayız ve noktaları atmakta hiçbir sakınca görmüyoruz. Geriye &#8220;oz-al&#8221; kalıyor; ibrani, &#8220;oz&#8221; güç ve &#8220;al&#8221; veyta &#8220;el&#8221; Tanrı demek oluyor, sıfat ismi izliyor; &#8220;Tanrı&#8217;nın Gücü&#8221; anlamı çıkıyor. Bana göre gerçekten öyledir; Turgut Özal ile birlikte çalıştım, çalıştığım kişiler içinde en yeteneksizi olduğunu hep yazıyorum. Demek ki, geldiği yere Tanrı Gücü&#8217;yle veya başka bir güçle gelmiştir; bu analizi, Halil Özal&#8217;ın, birinci Irak Savaşı&#8217;nda, Kuzey Irak&#8217;ı zaptetme tutku ve telaşına bir katkı sayabiliriz. Peki kim için; bu soru yerindedir. Demek ki, benim, Kuzey Irak&#8217;taki Kürt liderlerinin kripto-yahudi oldukları yollu hipotezim, Önemli olmaktadır.&#8221;</em> (Tekeliyet Birinci Kitap, Yalçın Küçük, sf. 328, İthaki Yayınları 2003.)</p>
<p>Yalçın Küçük&#8217;ün hipotezinin dayanak noktalarına bir bakalım. &#8220;Özal&#8221; adı, bir Türk başbakanı ve cumhurbaşkanının ismi olamaz. &#8220;Özal&#8221; isimbilim verilerine göre bir İbrani kaynaklı isim olabilir. Anlamı &#8220;Tanrının gücü&#8221; olmaktadır. Küçük, Özal&#8217;ı devlet hizmetinden tanımaktadır. Küçük&#8217;ün birlikte çalıştığı kişiler arasında en yeteneksizidir. Demek ki geldiği yere, bir güçle gelmiştir. Bu güç de Yahudiliğin gücüdür. Özal&#8217;ın Kuzey Irak&#8217;a sefer isteğinin altında da, Kuzey Irak&#8217;taki kripto-yahudi soydaşlarıyla bir araya gelme isteği yatmaktadır.</p>
<p>Özal&#8217;ın planlama teşkilatındaki görevinden sonra, dünya ve Türkiye finans-kapitalinin önemli kurumlarında görev yaptığını politik tarihle ilgilenen herkes bilir. Bu kurumlardan biri Dünya Bankası&#8217;dır. Emperyalizmin en önemli kurumlarından biridir. Özal&#8217;ın Türkiye&#8217;de Sabancı Holding&#8217;in en üst düzey yöneticisi olarak bu finans-kapital grubuna hizmet ettiğini ve MESS adını taşıyan işveren sendikasında kapitalistler adına emekçi sınıflara karşı militan bir mücadele yürüttüğü de işçi sınıfı devrimcileri tarafından iyi bilinir. Özal bu kurumlarda finans-kapitale hizmet ettikten sonra, yükselişe geçmiştir. Yani, onu geldiği yere getiren güç, uluslararası finans-kapitalin görünmeyen gücüdür. Özal finans-kapitale hizmette kusur etmeyeceğini pratik içinde kanıtladığı ölçüde basamakları hızla tırmanmıştır. 1. Körfez Savaşı&#8217;ndaki politik açılımları da emperyalizmin politikalarına uyumludur. Ancak ülke içindeki mevcut politik konjonktür ve güç dağılımı, Özal&#8217;ın bu hamlesinin gerçekleşmesini engellemiştir. Özal kardeşlerin politik misyonlarının ABD&#8217;nin yeşil kuşak projesi içinde anlam kazandığını; Ortadoğu&#8217;nın gerici rejimlerinin bu politikaların bir diğer ayağı olduğu da herkes tarafından bilinmektedir.</p>
<p>Turgut Özal&#8217;ın politik misyonunu kavrayabilmek için başvurulması gereken temel öge, onun isminin taşıdığı iddia edilen kodlar değil; 24 Ocak Kararlan ve 12 Eylül rejimidir. 24 Ocak Kararları&#8217;nın mimarı Turgut Özal&#8217;dır. 24 Ocak Kararları&#8217;nın uygulanabilmesi için gereksinim duyulan politik ve toplumsal ortamın yaratılabilmesi için gereken temel adım ise 12 Eylül faşizmidir. 24 Ocak Kararları ve 12 Eylül faşizminin kurumsallaşması arasında doğrudan bir bağ vardır. Ancak bu her iki gelişmenin de gerisinde yatan olgu; Türkiye kapitalizminin dünya emperyalist ekonomisiyle olan bütünleşme ilişkisinin yeniden dizayn edilmesidir. Yani bu gelişmeler, salt Türkiye&#8217;ye özgü değildir.</p>
<p>Emperyalist dünya ekonomisinin 70&#8242;lerin başında girdiği krizin aşılmasına dönük temel politikası, monetarizm olarak adlandırılan iktisadi uygulamalar demetidir. Bu politikaların temel araçları, bağımlı ülke ekonomilerinin emperyalist merkezlerle daha yüksek düzeyde bütünleşmesini sağlamaya dönüktür. Bu politikalar bağlamında gündeme gelen ilk adım ihracata dönük üretimin yaygınlaştırılmasıdır. Özellikle, belli sektörlere dönük teşvik ve muafiyetlerle sağlanan bu yöneliş, emperyalist merkezlere kaynak transferinin önemli bir aracı olmaktadır.</p>
<p>Bu politikaların uygulanması sonucu ortaya çıkan temel gerçeklik ise, Türkiye&#8217;de 1980-87 arasında işçi ücretlerinde reel bazda % 30-35 oranındaki gerilemedir. Ücretlerdeki bu gerileme, kuşkusuz 12 Eylül&#8217;ün yarattığı politik ve hukuksal rejimin bir sonucudur. İşçi önderleri ve ilerici sendikacıların yaşadığı uzun süreli tutukluluklar, ilerici-devrimcı sendikaların kapatılması, bu sonucun ortaya çıkmasının en belirleyici nedenidir. Bu yüzden TİSK (Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu) Başkanı Halit Narin, 12 Eylül&#8217;den sonra, &#8220;Bugüne kadar onlar gülüyordu, bundan sonra biz güleceğiz&#8221; demiştir. Önemli bir mali karar la konvertibiliteye geçilmiş, ve para sürekli değer kaybetmiştir. Bu mekanizma sanırız 12 Eylül faşizminin sınıfsal ve politik karakterini yeterince aydınlatır. Turgut Özal, bu sürecin her aşamasında aktif roller üstlenen bir finans-kapital hizmetkârıdır.</p>
<p>Bütün bu gerçeklikler net biçimde ortada dururken, Özal&#8217;ın ismin den hareketle analizler geliştirmek, ve <span style="color:red;">tüm bu yaşananları bir Yahudi komplosuna indirgemek</span>, olsa olsa Küçük türü kişiliklerin ya hedef şaşırtma misyonuyla hareket etmekte olduğunu gösterir, ya da Küçük&#8217;ün, &#8220;özgünlük arayışı ve magazin gündemi olma&#8221; çabasıyla açıklanabilir.</p>
<p>&#8212;&#8212;-<br />
Cenk Ağcabay, Megalomania, Sosyal İnsan yayınları, İstanbul, 2008, s. 163-173</p>
<p><span style="color:#00ff00;">Kaynak: sosyalistforum.org //zastalina</span></p>
<p><span style="color:#800080;">KendiHalinde Not: Yorumsuz Araklamadır. Resim varken yoruma gerek yok sanırım&#8230;</span></p>
Posted in Güncel, Istanbul Sevi, Ortaya Karışık, Sabatay, Sabetay, Sevi, Soner Yalçın, Yahudilik, Yalçın Küçük, Zvi, Zwi Tagged: cadı avı, Dönme, Sabetay, sabetaycı, sabetaycılık, sabetayist, Soner Yalçın, Yalçın Küçük, yesevizade <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/327/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/327/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/327/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/327/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/327/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/327/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/327/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/327/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/327/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/327/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&blog=325222&post=327&subd=kendihalinde&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/06/megalomania-yalcin-kucuk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/sabetayci.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">sabetayci</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Ay ve Yıldız&#8217;ın Muhteşem Kavuşması: &#8220;Ayyıldız Zamanı&#8221;</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/01/ay-ve-yildizin-muhtesem-kavusmasi-ayyildiz-zamani/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/01/ay-ve-yildizin-muhtesem-kavusmasi-ayyildiz-zamani/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Dec 2008 18:16:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efendi 2]]></category>
		<category><![CDATA[ay yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[Ayyıldız]]></category>
		<category><![CDATA[bayrak]]></category>
		<category><![CDATA[crescent moon]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Günden]]></category>
		<category><![CDATA[jupiter]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>
		<category><![CDATA[venus]]></category>
		<category><![CDATA[venus jupiter crescent moon in the turkey]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=306</guid>
		<description><![CDATA[

Ay ile Yıldız&#8217;ın Muhteşem Kavuşması / 1 Aralık 2008  Tsi-17:20/18:00 much more&#8230;

December 1, 2008
Venus, Jupiter, Crescent Moon Meet in The Republic of Turkey.
For more pictures:
http://galeri.sabah.com.tr/?galerisec=3306










Çekimler amatör kamera ile Anadolu&#8217;da herhangi bir yerden http://kendihalinde.wordpress.com tarafından yapılmıştır.
Posted in Efendi 2 Tagged: ay yıldız, Ayyıldız, bayrak, crescent moon, Güncel, Günden, jupiter, Ortaya Karışık, venus, venus jupiter crescent moon [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&blog=325222&post=306&subd=kendihalinde&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-004ssss.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-292" title="resim-004ssss" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-004ssss.jpg?w=470&#038;h=301" alt="resim-004ssss" width="470" height="301" /></a></p>
<p><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-004s.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-293" title="resim-004s" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-004s.jpg?w=229&#038;h=193" alt="resim-004s" width="229" height="193" /></a><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-028s.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-307" title="resim-028s" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-028s.jpg?w=235&#038;h=193" alt="resim-028s" width="235" height="193" /></a></p>
<p>Ay ile Yıldız&#8217;ın Muhteşem Kavuşması / 1 Aralık 2008  Tsi-17:20/18:00 much more&#8230;</p>
<p><span id="more-306"></span></p>
<p>December 1, 2008<br />
Venus, Jupiter, Crescent Moon Meet in The Republic of Turkey.<br />
For more pictures:<br />
<a title="http://galeri.sabah.com.tr/?galerisec=3306" href="http://galeri.sabah.com.tr/?galerisec=3306" target="_blank">http://galeri.sabah.com.tr/?galerisec=3306</a></p>
<p><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-007s.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-294" title="resim-007s" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-007s.jpg?w=300&#038;h=154" alt="resim-007s" width="300" height="154" /></a></p>
<p><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-008s.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-295" title="resim-008s" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-008s.jpg?w=300&#038;h=188" alt="resim-008s" width="300" height="188" /></a></p>
<p><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-025s.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-296" title="resim-025s" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-025s.jpg?w=300&#038;h=204" alt="resim-025s" width="300" height="204" /></a></p>
<p><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-009s.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-297" title="resim-009s" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-009s.jpg?w=300&#038;h=191" alt="resim-009s" width="300" height="191" /></a></p>
<p><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-013s.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-298" title="resim-013s" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-013s.jpg?w=300&#038;h=176" alt="resim-013s" width="300" height="176" /></a></p>
<p><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-014ss.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-299" title="resim-014ss" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-014ss.jpg?w=300&#038;h=172" alt="resim-014ss" width="300" height="172" /></a></p>
<p><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-016s.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-300" title="resim-016s" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-016s.jpg?w=300&#038;h=187" alt="resim-016s" width="300" height="187" /></a><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-017s.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-301" title="resim-017s" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-017s.jpg?w=300&#038;h=185" alt="resim-017s" width="300" height="185" /></a></p>
<p><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-018s.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-302" title="resim-018s" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-018s.jpg?w=300&#038;h=181" alt="resim-018s" width="300" height="181" /></a><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-019s.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-303" title="resim-019s" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-019s.jpg?w=300&#038;h=180" alt="resim-019s" width="300" height="180" /></a></p>
<p><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-024s.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-304" title="resim-024s" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-024s.jpg?w=300&#038;h=189" alt="resim-024s" width="300" height="189" /></a><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-026s.jpg"></a><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-028s1.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-310" title="resim-028s1" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-028s1.jpg?w=300&#038;h=227" alt="resim-028s1" width="300" height="227" /></a></p>
<p><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-031s.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-311" title="resim-031s" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-031s.jpg?w=300&#038;h=172" alt="resim-031s" width="300" height="172" /></a><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-036s.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-312" title="resim-036s" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-036s.jpg?w=300&#038;h=193" alt="resim-036s" width="300" height="193" /></a><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-054ss.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-313" title="resim-054ss" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-054ss.jpg?w=300&#038;h=211" alt="resim-054ss" width="300" height="211" /></a><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-048s.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-314" title="resim-048s" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-048s.jpg?w=300&#038;h=225" alt="resim-048s" width="300" height="225" /></a><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-048s1.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-315" title="resim-048s1" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-048s1.jpg?w=300&#038;h=225" alt="resim-048s1" width="300" height="225" /></a><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-042s.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-316" title="resim-042s" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-042s.jpg?w=300&#038;h=225" alt="resim-042s" width="300" height="225" /></a></p>
<p>Çekimler amatör kamera ile Anadolu&#8217;da herhangi bir yerden http://kendihalinde.wordpress.com tarafından yapılmıştır.</p>
Posted in Efendi 2 Tagged: ay yıldız, Ayyıldız, bayrak, crescent moon, Güncel, Günden, jupiter, Ortaya Karışık, venus, venus jupiter crescent moon in the turkey <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/306/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/306/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/306/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/306/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/306/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/306/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/306/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/306/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/306/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/306/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&blog=325222&post=306&subd=kendihalinde&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/01/ay-ve-yildizin-muhtesem-kavusmasi-ayyildiz-zamani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-004ssss.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">resim-004ssss</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-004s.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">resim-004s</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-028s.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">resim-028s</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-007s.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">resim-007s</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-008s.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">resim-008s</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-025s.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">resim-025s</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-009s.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">resim-009s</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-013s.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">resim-013s</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-014ss.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">resim-014ss</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-016s.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">resim-016s</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-017s.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">resim-017s</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-018s.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">resim-018s</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-019s.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">resim-019s</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-024s.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">resim-024s</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-028s1.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">resim-028s1</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-031s.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">resim-031s</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-036s.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">resim-036s</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-054ss.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">resim-054ss</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-048s.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">resim-048s</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-048s1.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">resim-048s1</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/12/resim-042s.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">resim-042s</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Uru Achim; Kasap Havası &#8211; Hava Nagila</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/11/26/uru-achim-kasap-havasi-hava-nagila/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/11/26/uru-achim-kasap-havasi-hava-nagila/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Nov 2008 12:58:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efendi 2]]></category>
		<category><![CDATA[ayten alpman]]></category>
		<category><![CDATA[gökben]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[hanukka]]></category>
		<category><![CDATA[Hava Nagila]]></category>
		<category><![CDATA[ibrani]]></category>
		<category><![CDATA[jewish music]]></category>
		<category><![CDATA[Kasap Havası]]></category>
		<category><![CDATA[memleketim]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>
		<category><![CDATA[Sabetay]]></category>
		<category><![CDATA[yahudi]]></category>
		<category><![CDATA[şiribim şiribom]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=289</guid>
		<description><![CDATA[
Kasap Havası – Havah Nagilah (Hava Nagila)
Ayten Alpman’ın milletçe dilimize pelesenk ettiği “Memleketim” isimli  parçanın, Yahudi Halk Ezgisi (Rebe Elimelekh) olduğunu herhalde bilmeyeniniz kalmamıştır. Benim öğrenmem ise ilk olarak Fabrika Dergisi’nde Orhan Gökdemir’in konu ile alakalı yazısını 2006 yılında okumamdan sonra  olmuştu. Ne yalan söyleyeyim, bu şarkının Milli Marş kıvamında her resmi bayramda ya da [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&blog=325222&post=289&subd=kendihalinde&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;"><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/11/hava-nagila11.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-288" title="hava-nagila11" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/11/hava-nagila11.jpg?w=300&#038;h=296" alt="hava-nagila11" width="300" height="296" /></a></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">Kasap Havası – Havah Nagilah (Hava Nagila)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">Ayten Alpman’ın milletçe dilimize pelesenk ettiği “Memleketim” isimli<span>  </span>parçanın, Yahudi Halk Ezgisi (Rebe Elimelekh) olduğunu herhalde bilmeyeniniz kalmamıştır. Benim öğrenmem ise ilk olarak Fabrika Dergisi’nde Orhan Gökdemir’in konu ile alakalı yazısını 2006 yılında okumamdan sonra<span>  </span>olmuştu. Ne yalan söyleyeyim, bu şarkının Milli Marş kıvamında her resmi bayramda ya da her milliyetçilik duygularımızın kabarmasının istendiği -Kıbrıs Barış Harekatı gibi- dönemlerde radyo ve televizyonlardan vıyaklatılmasının etkisiyle olsa gerek, Musevilerin kahramanlık öykülerini anlatan bir İbrani ezgisi üzerine İlham Gencer tarafından söz yazılıp Alpman tarafından da seslendirilerek damarlarımıza enjekte edilmesi<span>  </span>şokunu… Avrupa Yakası’ndan Selin’in tarzıyla “oha oldum yani” tadında yaşadığımı itiraf etmeliyim… Hatırlarsanız bu parça Tandoğan Mitinglerinin de açılış ve kapanış musikisi yapılıp, önce AB-ABD karşıtlığı gazı verilip, ardından bambaşka mecralara doğru yol aldırılmıştık… Hatta meraklısı Moiz Kohen-Tekin Alp ismini de bu bağlamda Prof.Dr. Google Comtr’dan öğrenebilir… Konumuz bu olmadığı için geçelim…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">Memleketim parçasının orijinal ismini öğrenip “Traditional_Jewish_Music” albümünü internetten yasal olmayan yollardan<span>  </span>“24 saat sonra silmemek” kaydıyla indirmem ise biraz gecikmelidir…<span>  </span>Haziran 2006’ya rastlar… Albümde yer alan parçaları dinlemem ise “uleyn bu şarkıda çok tanıdık, aha işte kulağım bunu da bir yerden anımsıyor” diye diye bi çırpıda oluverir. Hava Nagila’yı dinleyip, yok artık bu da mı Yahudi ezgisi dediğim o AN ise… Müzik öğretmenlerinin org başında aynı melodiyi “Kasap Havası” adı altında çalarak, öğrencileri 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramlarına hazırladığı lise anılarına gitmemle dumura uğradığım ANdır. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">Bu yazıyı yazmak, aradan geçen iki yıl zarfında Kasım 2008’e kadar kaldı ise bu da benim tembelliğim olsun. Televizyonda ya da radyoda “Memleketim” parçasınının ya da “Kasap Havası’nın” sıklıkla denk gelmesi bile beni bu tembellikten alıkoyamadı… Ta ki<span>  </span>e yettiniz gayrı diyene kadar.<span id="more-289"></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">Sene 2007, Garanti Bankası reklamları ve fonda çalan müzik Kasap Havası…<span>  </span>Ata Demirer henüz Avrupa Yakası’ndan ayrılmamış, Gülse Birsel’in dizisi rating rekorları kırarken fonda Kasap Havası’yla birlikte halay çeken ev ahalisi&#8230;<span>  </span>Sene 2008, Komedi Dükkanı TV8’den TRT1’e transfer olmuş, rating tavanda…<span>  </span>“Arkadaşım” diyen arkadaş, Tolga Çevik’i<span>  </span>Kasap Havası eşliğinde dans ettirmeye çalışıyor… Cem Yılmaz TurkTelekom reklamlarında Jembey olmuş…<span>  </span>Yeni evlenen çizgi karakter damat ve gelin Jembey’den TT tarifelerini öğreniyor, ortamda müsait düğün müğün falan… Fonda yine Kasap Havası… Daha şu an anımsayamadığım başka reklam cıngılları ve belki seyredemediğim başka programlarda ki Kasap Havaları… Biraz daha gerilere gidince Grup Vitaminden, “Hava Nagila” olmuş <span> </span>“Amman Mualla”…<span>  </span>Beşiktaş taraftarları muhtemelen ezgiyi Kasap Havası niyetine alıp maçlarda “saldır Beşiktaş saldır”<span>  </span>haline getirmişler…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">İsmi geçen zatı muhteremlerin sabetay avcısı sitelerde ve forumlarda “The Usual Suspects” olarak tanımlandıklarını da antiparantez belirtelim. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">Şimdi… hani müzik evrenseldir ya, hani kültürler arası etkileşimler şahanedir ya, hani ‘beleş dinamit olsun g.tümde patlasın’ da denir, dinamitin kaynağı sorgulanmaz bile ya… İşte bu noktada Prof.Dr. Google Comtr ne demiş biraz da ona bakalım…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">Radikal’den Ayşe Karabat: “</span><em><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">Bizim “Kasap Havası” diye bildiğimiz ‘Hava Nagila’ nameleriyle inledi İsrail sokakları. Devletlerinin 60. kuruluş yıldönümünü gerçek bir coşkuyla kutlayan Yahudiler, ‘hadi neşelenelim’ yani ‘hava nagila’ deyip sokaklarda dans etti.” </span></em><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;"><span> </span>Diyor 10 Mayıs 2008 tarihli gazete nüshasında…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">Aslında şaşıracak bir şey yok… Çünkü sokakları “hava nagila” diye inleten o topluluğun dedeleri…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><em><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">-2 Kasım 1917&#8242;de İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Arthur J. Balfour&#8217;un, Siyonist hareketin önderlerinden Lord Rotschild&#8217;e gönderdiği, Filistin&#8217;de Yahudilere bir &#8220;ulusal yurt&#8221; kurulması çabasının İngiliz hükümetince destekleneceğinin belirtildiği mektuptan sonra-</span></em><span style="font-size:8pt;line-height:115%;font-family:&quot;"><a href="http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Balfour_Bildirisi">http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Balfour_Bildirisi</a></span><em></em></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-family:Times New Roman;"><span style="font-size:small;">Ve tarihe Balfour Bildirisi olarak geçen bu mektubun akabinde yapılan zafer kutlamalarında da “hava nagila” sesleriyle sokakları inletmişlerdir&#8230; Haydi kesin konuşmayalım muhtemelen inletmişlerdir diyelim… Fakat işin ilginç tarafı hava nagila’yı kimin yazdığıdır. Ritmi Sagidura Hasidim tarafından düzenlenen parça, Letonyadan göç eden ve 1. Dünya Savaşı esnasında Osmanlı Ordusunda Bando Şefliği de yaptıktan sonra Kudüse geri dönen <span>Abraham Zevi Idelsohn tarafından güftelenmiştir (Kimine göre de öğrencisi Moshe Natanson). <span> </span></span></span><span style="font-size:8pt;"><a href="http://www.radiohazak.com/Havahist.html">http://www.radiohazak.com/Havahist.html</a></span></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Bir başka kaynakta ise şu ifadeler yer alıyor: </span></p>
<p style="text-align:justify;"><em><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Hava Nagila, &#8220;Bizi mutlu kıl.&#8221; anlamına gelen bir İbrani halk şarkısıdır. Genellikle kutlamalarda söylenir. Musevilik ile kalıplaşmış olan bu melodinin kökeni, ilk İbranilere kadar uzanmasına rağmen en genel kullanılan kısmı muhtemelen 1918 yılında, I.Dünya Savaşı&#8217; nda İngiltere&#8217; nin Filistin&#8217; deki zaferini kutlamak için bestelenmiştir. <strong></strong></span></span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">Kime karşı zafer? Elbette Osmanlıya karşı…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">Ama siz bundan kıllanmayın ve kıllanan adam triplerine girmeyin. Çünküm musiki evrenseldir efendim. Peki ne yapcekmişiz? Dinamiti yerleştirip… Hava nagila eşliğinde&#8230; Rumlarla bu sizin <strong>hasapiko</strong> değil bizim <strong>kasap havamız</strong> deyu İsviçreden gelen <strong>Lozan Masasının</strong> üzerinde mutlu mutlu kavga etcekmişuz. Düğünlerde olmazsa olmaz halay müziğimiz yapcekmişuz… Bol bol reklamlarda kullanıp içselleştirecekmişiz…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">Peki yapmış mıyız? Elbette… En alasından hem de. Gelin Tamer Korkmaz’a kulak verelim…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:normal;text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><em><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;">“İsmet Sezgin, </span></em><em><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;">Papandreu&#8217;nun zeybek oynamasını yorumlarken karşımıza çıkıyor! Milli Savunma Bakanı iken Rodos&#8217;ta kasap havası çalınınca dayanamamış, o da oynamış. Tüm bakanları da oynatmış&#8230;”</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">Dikkat… Oynamakla kalmamış, hem de deplasmanda <span> </span>hem de Rodos’ta tüm bakanları da oynatmış… Balfour’dan sonra devlet kuranlar da bu habere artık nereleri ile gülmüşlerdir kim bilir… Bu tarihsel ironilere Fabrika dergisinde Orhan Gökdemir, hatırladığım kadarıyla mealen: <em>“ Hadi Memleketim parçası ile herkesi kandırdınız, Yahudi ezgisini kakaladınız… Ama bir tane bile İstanbul’lu Musevi çıkıpta, yahu bu bizim parçamız, size <span> </span>ne oluyor demez mi hiç… “ </em>diyordu.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">İroniler konusunda internet deniz derya… </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">2004’de Metal Grubu Orphaned Land’den vokalist Kobi Farhi ile Mabool albümü ertesine gelen röportaj esnasında şu soru soruluyor: </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><strong><em><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">“</span></em></strong><em><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">Hava Nagila Türkiye’de çok popüler. Bundan bazı bölümleri ileriki kayıtlarda dinlemeyi umabilir miyiz, zira müziğiniz bizi <strong>‘neşelendiriyor ve mutlu ediyor</strong>”</span></em><em></em></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">Vokalist efendiye yağcılık mı desek, yoksa musikinin evrenselliği mi? Hava nagila ülkemde çok popülermiş… Evet öyle de… Hangi adla ama?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">Bir blog sayfasında okurken beni güldüren bir yazı da şöyle:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><em><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">“…Son olarak ta halay çekilirdi Kasap havası ve hava nagila eşliğinde. Bu oyun yavaştan başlar ve gittikçe hızlanır bilmeyenin ayakları birbirine dolanıp yere düşebilir veya çekiştirile, çekiştirile sağa sola savrulur. Sonunda nefesi kesilen pes edip guruptan ayrılır. <br />
Bu hislerle Lime Wire’ı açıp arama ekranına hava nagila yazıp arıyorum. Bir sürü hava nagila sıralanıyor ama Dario Moreno’nun okuduğu yok. Bir şey dikkatimi çekiyor. Bazı Hava Nagilaların yanında Jewish Folk Song yazıyor. Yani Yahudi halk müziği. Şaşırıyorum. Oysaki biz bu müziği <strong>Kazak veya Kafkas ezgisi</strong> olarak biliyorduk ve çok severek dinliyor, oynuyorduk. Birkaç tanesini bilgisayarıma indiriyorum.  Birkaç gün sonra TV de reklâmlardan birinde bu müziği duyuyorum. Serap’a bu melodiyi tanıyıp tanımadığını soruyorum bocalıyor. En çok nerede duymuşsundur bu müziği diyorum bocalama hali sürüyor. Sonra aniden anımsayıp kazak dans müziği diyor. O da benimle aynı yanılgı içinde. Doğrusunu söylüyorum. Demek bize yıllarca sadece Rus salatasını Amerikan salatası diye yutturmamışlar, Yahudi halk şarkısının müziğini de Kazak dans müziği diye yutturmuşlar. Ne kadar garip bir ülkeyiz.” </span></em><span style="font-size:8pt;line-height:115%;font-family:&quot;"><a href="http://orenisi.blogspot.com/2008/07/hava-nagila.html"><strong>http://orenisi.blogspot.com/2008/07/hava-nagila.html</strong></a></span><em></em>
</p>
<p class="ListParagraph" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">Yok canım estağfirullah… Kimsenin kimseye bişeycik yutturduğu yok ki… O bizim milletçe avanaklık sporunu benimsemiş/benimsetilmiş olmamızdan kaynaklanan bir TRAVMA demek geçmişti içimden okurken. Eh… Şimdi de yazmış bulundum artık. Affola…</span></p>
<p class="ListParagraph" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">Travmalar elbette bununla sınırlı değil… Bir zamanların Türk Filmlerinde bolca kullanılan <strong>Nermin Gökben</strong>’in söylediği Şiribim Şiribom şarkısını da yine farklı bir albümde dinledikten sonra şaşırmıştım… Nakarat kısmı dahi değiştirilmeden Chiribim Chiribom olmuş size Şiribim Şiribom… </span></p>
<p class="ListParagraph" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">2001 yılında Radikal gazetesinde <span> </span>bir albüm tanıtımına da konu olmuş bu parça:</span></p>
<p class="ListParagraph" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><em><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">“Ares etiketiyle Fidan Müzik&#8217;ten Çıkan &#8216;Geleneksel Yahudi Müziği: Hanukka&#8217; isimli albüm, işte bu temayı barındıran şarkılardan oluşuyor. &#8216;Hanukka&#8217;, içinde aslında hepimizin aşina olduğu şarkılarla bezeli bir çalışma. Örnek mi? Bir dönem dilimize pelesenk olmuş ‘Şiribim Şiribom&#8217;&#8230; <strong>Yahudi müziği tıpkı diğer müzikler gibi dinin içinden çıkarak karışıyor hayata</strong>. Yahudilerin <strong>Kitab-ı Mukaddes&#8217;te yer alan kimi ayrıntılara dayanarak beste yaptıklarını</strong> ve müziklerinin temelini attıklarını söylemeye gerek yok. <strong>İlahilerin bestelenmesiyle ortaya çıkan bu müzik sinagoglara oradan gündelik yaşantıya</strong> karışmış.”</span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">Ne güzel di mi? Yıllarca Yahudi ilahileriyle göbek atmanın dayanılmaz hafifliğini yaşamışız da farkında değiliz… Biz halay çekip eğlenirken, İstanbullu Musevi vatandaşlarımız da dinsel ritüellerinin tarafımızdan dejenere edilmesine ses etmemişler hiç… Alçak gönüllü oluyor canım şu Yahudiler. Bi de adamların onca günahını alıyor bu kendini bilmez basın… Di mi ama yani?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">Neyse… Lafı fazla uzatmadan Hava Nagilanın sözlerini <span> </span>Çağlayan Bingöl’den </span><span style="font-size:8pt;line-height:115%;font-family:&quot;"><span> </span></span><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">kes-yapıştır yapalım.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;color:red;line-height:115%;font-family:&quot;">***</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0 0 10pt;"><strong><span style="font-size:10pt;line-height:115%;font-family:&quot;">Hava nagila<br />
<span style="color:red;">Mutlu olalım</span><br />
Hava nagila<br />
<span style="color:red;">Mutlu olalım</span><br />
Hava nagila venismechah<br />
<span style="color:red;">Mutlu ve neşeli olalım</span><br />
Hava naranenah<br />
<span style="color:red;">Şarki söyleyelim</span><br />
Hava naranenah<br />
<span style="color:red;">Şarkı söyleyelim</span><br />
Hava naranenah venismechah<br />
<span style="color:red;">Şarkı söyleyip neşeli olalım.</span><br />
Uru, uru achim!!<br />
<span style="color:red;">Uyanın biraderlerim</span><br />
Uru achim b’lev sameach<br />
<span style="color:red;">Uyanın biraderlerim, mutlu bir yürekle</span><br />
Uru achim, uru achim!!<br />
B’lev sameach<br />
<span style="color:red;">Uyanın biraderlerim,<br />
Mutlu bir yürekle<br />
Uyanın!<br />
Mutlu bir yürekle uyanın biraderlerim… </span></span></strong>
</p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0 0 10pt;"><strong><span style="font-size:12pt;color:red;line-height:115%;font-family:&quot;">***</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:normal;text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;">Haa unutmadan eğer fırsat bulursanız “<strong>Hevenu Shalom Aleichem”</strong> parçasını dinleminizi de tavsiye ederim. Ben ilk dinlediğimde sanki Mızıkayı Humayun’dan marşlar dinler gibi hissetmiştim. Paranoya da yapmış olabilirim elbette…Youtube sitesi bu ve benzer parçalar ile kaynıyor… Youtube kapalı biz giremeyiz demeyin sakın… Başbakan bile giriyor… Ayrıca bu blogu merak edip okuyanın youtube gibi bir siteye girememesi söz konusu dahi olamaz dedikten sonra… </span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;">Son sözümüzü de<span>  </span>yazıp noktayı koyalım…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin:0 0 10pt;"><strong><span style="font-size:12pt;color:red;font-family:&quot;">UYANIN BİRADERLERİM…</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin:0 0 10pt;"><strong><span style="font-size:12pt;color:red;font-family:&quot;">URU ACHİM !!!</span></strong><strong></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0 0 10pt;"><strong><span style="font-size:12pt;line-height:115%;font-family:&quot;">&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;">Hava Nagila’yı Ladino dilinde dinlemek için:</span><span style="font-size:8pt;font-family:&quot;"></span><a href="http://www.dilandau.com/cgi/play.cgi?id=40cc8246c13d8da3e2e3460db9a83d4a6cf8264c&amp;lang=en" target="_blank"><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;">http://www.dilandau.com/cgi/play.cgi?id=40cc8246c13d8da3e2e3460db9a83d4a6cf8264c&amp;lang=en</span></a></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;">Enstrumental için :</span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin:0 0 10pt;"><a href="http://www.dilandau.com/cgi/play.cgi?id=a2fb0456d721cf10642b315bfde51af0c3fb2c38&amp;lang=en" target="_blank"><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;">http://www.dilandau.com/cgi/play.cgi?id=a2fb0456d721cf10642b315bfde51af0c3fb2c38&amp;lang=en</span></a></p>
Posted in Efendi 2 Tagged: ayten alpman, gökben, Güncel, hanukka, Hava Nagila, ibrani, jewish music, Kasap Havası, memleketim, Ortaya Karışık, Sabetay, yahudi, şiribim şiribom <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/289/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/289/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/289/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/289/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/289/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/289/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/289/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/289/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/289/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/289/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&blog=325222&post=289&subd=kendihalinde&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/11/26/uru-achim-kasap-havasi-hava-nagila/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/11/hava-nagila11.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">hava-nagila11</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kemalism : After the Ottomans</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/09/08/kemalism-after-the-ottomans/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/09/08/kemalism-after-the-ottomans/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Sep 2008 23:40:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efendi 2]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Kemalism]]></category>
		<category><![CDATA[Ottomans]]></category>
		<category><![CDATA[Perry Anderson]]></category>
		<category><![CDATA[Young Turks]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=285</guid>
		<description><![CDATA[ 
Uyarı:  Yüce Önder Atatürk hakkında pek hoş şeyler söylenmediğini hemen söyleyelim ve tamamen yorumsuz intihal yaptığımızı belirtelim. Benim vaktim boş diyenler tercüme yaparlarsa, tercümeleri de intihalleriz efendim. 
Kemalism : After the Ottomans
Perry Anderson   

‘The greatest single truth to declare itself in the wake of 1989,’ J.G.A. Pocock wrote two years afterwards,
 is [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&blog=325222&post=285&subd=kendihalinde&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p style="text-align:justify;"><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/09/afis1.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-284" title="afis1" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/09/afis1.jpg?w=300&#038;h=214" alt="" width="300" height="214" /> </a></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;"><span style="color:#ff0000;">Uyarı: </span> Yüce Önder Atatürk hakkında pek hoş şeyler söylenmediğini hemen söyleyelim ve tamamen yorumsuz intihal yaptığımızı belirtelim. Benim vaktim boş diyenler tercüme yaparlarsa, tercümeleri de intihalleriz efendim. </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:#000000;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;"><span style="color:#ff0000;">Kemalism : After the Ottomans</span><br />
Perry Anderson </span> </span> </span>
</p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">‘The greatest single truth to declare itself in the wake of 1989,’ J.G.A. Pocock wrote two years afterwards,</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;"> is that the frontiers of ‘Europe’ towards the east are everywhere open and indeterminate. ‘Europe’, it can now be seen, is not a continent – as in the ancient geographers’ dream – but a subcontinent: a peninsula of the Eurasian landmass, like India in being inhabited by a highly distinctive chain of interacting cultures, but unlike it in lacking a clearly marked geophysical frontier. Instead of Afghanistan and the Himalayas, there are vast level areas through which conventional ‘Europe’ shades into conventional ‘Asia’, and few would recognise the Ural mountains if they ever reached them.<span id="more-285"></span> </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">But, he went on, empires – of which in its fashion the European Union must be accounted one – had always needed to determine the space in which they exercised their power, fixing the borders of fear or attraction around them. </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">A decade and a half later, the matter has assumed a more tangible shape. After the absorption of all the former Comecon states, there remain the untidy odds and ends of the once independent Communisms of Yugoslavia and Albania – the seven small states of the ‘West Balkans’ – yet to be integrated in the EU. But no one doubts that, a pocket still to be mopped up behind borders that already extend to the Black Sea, they will enter it in due course. The great issue facing the Union lies further east, at the point where no vast steppe confounds the eye, but a long tradition has held that a narrow strip of water separates one world from another. No one has ever missed the Bosphorus. ‘Every schoolchild knows that Asia Minor does not form part of Europe,’ Sarkozy told voters en route to the Elysée, promising to keep it so: a pledge to be taken in the spirit of the conjugal reunion on offer in the same campaign. Turkey will not be dealt with in that way. Within the EU the official consensus that it should become a member-state in full standing has for some time now been overwhelming. Such agreement does not exclude arrière-pensées in this or that government – Germany, France and Austria have all at different points entertained them – but against any passage of these to action lies the formidable barrier of a unanimity of media opinion more complete, and more committed to Turkish entry, than that of the Council or Commission itself. There is also the simple fact that no country that has been accepted as a candidate for accession to the EU has ever, once negotiations were opened, been rejected by it.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">The expansion of the EU to the lands of the Warsaw Pact did not require much political defence or illustration. The countries concerned were all indisputably European, however the term was defined, and all had famously suffered under Communism. To bring them into the Union was not just to heal an ancient division of the continent, anchoring them in a common liberal-democratic capitalism, but to compensate the East for its misfortunes after 1945, relieving the West of a bad conscience at the difference in fates between them. They would also, of course, constitute a strategic glacis against any resurgence of Russia, and offer a nearby pool of cheap labour, although this received less public emphasis. The uncontentious logic here is not, on face of it, immediately transferable to Turkey. The country has long been a market economy, held parliamentary elections, constituted a pillar of Nato, and is now situated further from Russia than ever in the past. It would look as if only the last of the motives in Eastern Europe, the economic objective, applies – not unimportant, certainly, but incapable of explaining the priority Turkey’s entry into the EU has acquired in Brussels. </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Yet a kind of symmetry with the case for Eastern Europe can be discerned in the principal reasons advanced for Turkish membership in Western capitals. The fall of the Soviet Union may have removed the menace of Communism, but there is now – it is widely believed – a successor danger in Islamism. Rampant in the authoritarian societies of the Middle East, it threatens to stretch into immigrant communities within Western Europe itself. What better prophylactic against it than to embrace a staunch Muslim democracy within the EU, functioning as both beacon of a liberal order to a region in desperate need of a more enlightened political model and sentinel against every kind of terrorism and extremism? This line of thought originated in the US, with its wider range of global responsibilities than the EU, and continues to be uppermost in American pressure for Turkish entry into the Union. Much as Washington set the pace for Brussels during expansion into Eastern Europe, laying down Nato lights on the runway for subsequent descent by the EU, so it championed the cause of Turkey well before Council or Commission came round to it.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">But although the strategic argument, for a geopolitical bulwark against the wrong kinds of Islam, is now standard in European columns and editorials, it does not occupy quite the same position as in America. In part, this is because the prospect of sharing a border with Iraq and Iran is not altogether welcome to many within the EU, however vigilant the Turkish Army might prove. Americans, at a greater distance, find it easier to see the bigger picture. But such reservations are not the only reason why this theme, central though it remains, does not dominate discussion in the EU as completely as in the US. For another argument has more intimate weight. Current European ideology holds the Union to offer the highest moral and institutional order in the world, combining – with all due imperfections – economic prosperity, political liberty and social solidarity in a way no rival can match. But is there not some danger of cultural closure in the very success of this unique creation? Amid all its achievements, might not Europe risk falling – the very word a reproof – into Eurocentrism: too homogeneous and inward-looking an identity, when the advance guard of civilised life is necessarily ever more multicultural?</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Turkey’s incorporation into the EU, so the case goes, would lay such fears to rest. The greatest single burden, for present generations, of a narrowly traditional conception of Europe is its identification with Christianity, as a historic marker of the continent. The greatest challenge to this heritage long came from Islam. What then could be a more triumphant demonstration of a modern multiculturalism than the peaceful intertwining of the two faiths, at state level and within civil society, in a super-European system stretching, like the Roman Empire, to the Euphrates? That Turkey’s government is for the first time professedly Muslim should not be viewed as a handicap, but as a recommendation for entry, promising just that transvaluation into a multicultural form of life the Union needs for the next step in its constitutional progress. For its part, just as the new-found or restored democracies of the post-Communist East have benefited from the steadying hand of the Commission in their journey to normalcy, so Turkish democracy will be sheltered and strengthened within the Union. If enlargement to Eastern Europe repaired a moral debt to those who lived through Communism, inclusion of Turkey can redeem the moral damage done by a complacent – or arrogant – parochialism. In such dual atonement, Europe has the capacity to become a better place.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">In this self-critical mode, a historical contrast is often drawn. Christian Europe was for centuries disfigured by savage religious intolerance, by every kind of persecution, inquisition, expulsion, pogrom resorted to in the attempt to stamp out other communities of faith, Jewish or Muslim, not to speak of heretics within the faith itself. The Ottoman Empire, on the other hand, tolerated Christians and Jews, without repression or forcible conversion, allowing different communities to live peaceably together under Muslim rule, in a premodern multicultural harmony. Not only was this Islamic order more enlightened than its Christian counterparts, but far from being an external Other of Europe, for centuries it formed an integral part of the European system of powers itself. Turkey is in that sense no newcomer to Europe. Rather its entry into the Union would restore a continuity, of mixtures and contacts, from which we still have much to learn.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Such, roughly speaking, is the discourse of Turkish entry into the EU that can be heard in chancelleries and chat rooms, learned journals and leading articles, on platforms and talk shows across Europe. One of its great strengths is the absence to date of any non-xenophobic alternative to it. Its weakness lies in the series of images d’Epinal out of which much of it is woven, obscuring the actual stakes in Turkey’s suit to join the Union. Certainly, any consideration of these must begin with the Ottoman Empire. For the first, and most fundamental difference between the Turkish candidature and all those from Eastern Europe is that in this case the Union is dealing with the descendant of an imperial state, for long a far greater power than any kingdom of the West. A prerequisite of grasping that descent is a realistic understanding of the originating form of that empire.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">The Osmanli Sultanate, as it expanded into Europe between the 14th and 16th centuries, was indeed more tolerant – however anachronistic the term – than any Christian realm of the period. It is enough to compare the fate of the Muslims in Catholic Spain with that of the Orthodox in the Balkans under Ottoman rule. Christians and Jews were neither forced to convert nor expelled by the sultanate, but allowed to worship as they wished, in the House of Islam. This was not toleration in a modern sense, nor specifically Ottoman, but a traditional system of Islamic rule dating to the Umayyad Caliphate of the eighth century. Infidels were subject peoples, legally inferior to the ruling people. Semiotically and practically, they were separate communities. Taxed more heavily than believers, they could not bear arms, hold processions, wear certain clothes, have houses over a certain height. Muslims could take infidel wives; infidels could not marry Muslim women.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">The Ottoman state that inherited this system arose in 14th-century Anatolia as one Turkic chieftainry competing with others, expanding to the east and south at the expense of local Muslim rivals and to the west and north at the expense of the remains of Byzantine power. For two hundred years, as its armies conquered most of Eastern Europe, the Middle East and North Africa, the empire it built retained this bidirectionality. But there was never any doubt where its strategic centre of gravity, and primary momentum, lay. From the beginning, Osmanli rulers had drawn their legitimacy from holy war – gaza – on the frontiers of Christendom. The subjugated regions of Europe formed the richest, most populous and politically prized zones of the empire, and the theatre of the overwhelming majority of its military campaigns, as successive sultans set out for the House of War to enlarge the House of Islam. The Ottoman state was founded, as its most recent historian Caroline Finkel writes, on ‘the ideal of continuous warfare’. Recognising no peers, and respecting no pieties of peaceful coexistence, it was designed for the battlefield, without territorial fixture or definition.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">But it was also pragmatic. From the outset, ideological warfare against infidels was combined with instrumental use of them for pursuit of it. From the perspective of the absolutist monarchies that arose in Western Europe somewhat later, each claiming dynastic authority and enforcing religious conformity within its realm, the peculiarity of the empire of Mehmed II and his successors lay in its combination of aims and means. On the one hand, the Ottomans waged unlimited holy war against Christendom. On the other hand, by the 15th century the state relied on a levy – the devshirme – of formerly Christian youths, picked from subject populations in the Balkans themselves not obliged to become Muslims, to compose its military and administrative elite: the kapi kullari or ‘slaves of the sultan’.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">For upwards of two hundred years, the dynamism of this formidable engine of conquest, its range eventually stretching from Aden to Belgrade and the Crimea to the Rif, held Europe in awe. But by the end of the 17th century, after the last siege of Vienna, its momentum had run out. The ‘ruling institution’ of the empire ceased to be recruited from the offspring of unbelievers, reverting to native-born Muslims, and the balance of arms gradually turned against the Porte. After the late 18th century, when Russia inflicted successive crushing defeats on it north of the Black Sea, and revolutionary France took Egypt in a trice, the Ott0man state never won a major war again. In the 19th century its survival depended on the mutual jealousies of the predator powers of Europe more than any inner strength of its own. Time and again, it was rescued from further amputation or destruction only by the intervention of rival foreign capitals – London, Paris, Vienna, in one memorable crisis even St Petersburg – at the expense of each other.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">But though external pressures, ever more ominous as the technological gap between Ottoman and European empires widened, might in principle have continued to neutralise each other long enough to allow for an effective overhaul of state and society to meet the challenge from the West – the example of the Porte’s rebel satrap in Egypt, Mehmet Ali, showed what could be done – the rise of nationalism among the subject Christian peoples of the Balkans undermined any diplomatic equilibrium. Greek independence, reluctantly seconded by Britain and France from fear that Russia would otherwise become its exclusive patron, shocked the sultanate into its first serious efforts at internal reform. In the Tanzimat period (1839-76), modernisation became more systematic. The palace was sidelined by the bureaucracy. Administration was centralised; legal equality of all subjects and security of property were proclaimed; education and science promoted; ideas and mores imported from the West. Under successive pro-British viziers, the Ottoman order took its place within the European state system.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">But the reformers of the time, however secular-minded, could not transform the religious foundations of Ottoman rule. Three inequalities were codified by tradition: between believers and unbelievers, masters and slaves, men and women. Relations between the sexes altered little, though by the end of the century preference for boys had become less frequent among the elite, and slavery was – very gradually – phased out. Politically, the crucial relationship was the first. Ostensibly, discrimination against unbelievers was abolished by the reforms. But disavowed in principle, it persisted in practice, as non-Muslims continued to be subject to a poll tax, now disguised as payment for draft exclusion, from which Muslims were exempt. The army continued to be reserved for believers, and all significant civilian offices in the state remained a monopoly of the faithful. Such protection of the supremacy of Islam was, however, insufficient to appease popular hostility to reforms perceived as a surrender to European pressures and fashions, incompatible with piety or the proper position of believers in the empire. Quite apart from unseemly displays of Western ways of life in the cities, unpopular rural taxes were extended to Muslims, while Christian merchants, not to speak of foreign interests, flourished under the free trade regime conceded by the reformers to the Western powers.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Neither consistently modern nor robustly traditional, the Tanzimat regimes were also fiscal failures. Tax-farming, officially disavowed, lingered on; rather than increasing, public revenues declined; capitulations – extra-territorial privileges granted to foreigners – persisted. Foreign borrowing ballooned, before finally bursting into state bankruptcy in 1875. Two years later, Ottoman armies were once again thrashed by Russia, and in 1878 – after a brief constitutional episode had fizzled – the empire was forced to accept the independence of Serbia, Montenegro and Romania, and the autonomy of most of Bulgaria. For the next thirty years, power swung back from the bureaucracy to the palace, in the person of Sultan Abdulhamid II, who combined technological and administrative modernisation – railways, post offices, warships – with religious restoration and police repression. With the loss of most of the Balkans, the population of the empire had become more than 70 per cent Muslim. To cement loyalty to his regime, the sultan refurbished the long neglected title of caliph, broadcasting pan-Islamic appeals, and topping up the ranks of his administration with Arabs. But no amount of ideological bluster, or fabrication of tradition in the approved Victorian style, could alter the continued dependence of the empire on a public debt administration run by foreigners, and a European balance of power incapable of damping down the fires of nationalism in the Balkans.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">A broad swathe of Ottoman rule still extended to the Adriatic, in which various insurgent bands – most prominently, the Macedonian secret organisation IMRO – roamed the hills, and the cream of the army was stationed in garrison towns to hold what was left of Rumelia, the rich original core of the empire, its ‘Roman’ part. Here opposition to the sultan’s tyranny had become widespread by the turn of the century among the young of all ethnic groups, not least Turks themselves. In 1908 rumours of an impending Russo-British carve-up of the region triggered a military rising in Monastir and Salonika. The revolt spread rapidly, and within a couple of weeks had become irresistible. Abdulhamid was forced to call elections, in which the organisation behind the uprising, newly revealed to the world as the Committee of Union and Progress, won a resounding majority across the empire. The Young Turks had taken power.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">The Revolution of 1908 was a strange, amphibious affair. In many ways it was premonitory of the upheavals in Persia and China that followed three years later, but with features that set it apart from all subsequent such risings in the 20th century. On the one hand, it was a genuine constitutional movement, arousing popular enthusiasm right across the different nationalities of the empire, and electing an impressively interethnic parliament on a wide suffrage: an authentic expression of the still liberal zeitgeist of the period. On the other hand, it was a military coup mounted by a secret organisation of junior officers and conspirators, which can claim to be the first in a long line of such episodes in the Third World. The two were not disjoined, since the architects of the coup, a small group of plotters, gained empire-wide support virtually overnight in the name of constitutional rule – their party numbering hundreds of thousands within a year. Nor, formally speaking, were the objectives of each distinct: in the vocabulary of the time, the ‘liberty, equality, fraternity and justice’ proclaimed by the first were conceived as conditions of securing the integrity of the empire sought by the second, in a common citizenship shared by all its peoples.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">But that synthesis was not – could never be – stable. The prime mover in the revolution was the core group of officers in the CUP. Their overriding aim was the preservation of the empire, at whatever cost. Constitutional or other niceties were functional or futile to it, as the occasion might be – means, not ends in themselves. They weren’t liberals but nor were they in any sense anti-colonial, in the fashion of later military patriots in the Third World, often authoritarian enough, but resolute enemies of Western imperialism – the Free Officers in Egypt, the Lodges in Argentina, the Thirty Comrades in Burma. The threats to the Ottoman Empire came, as they had long done, from European powers or their regional allies, but the Young Turks did not reject the West culturally or politically: rather, they wanted to enter the ring of its Machtpolitik on equal terms, as one contestant among others. For that, a transformation of the Ottoman state was required, to give it a modern mass base of the kind that had become such a strength of its rivals.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">But here they faced an acute dilemma. What ideological appeal could hold the motley populations – divided by language, religion and ethnic origin – of the Ottoman Empire together? Some unifying patriotism was essential, but the typical contemporary ingredients for one were missing. The nearest equivalent to the Ottoman order was the Habsburg Empire, but even it was considerably more compact, overwhelmingly of one basic faith, and in possession of a still respected traditional ruler. The Young Turks, in charge of lands stretching from the Yemen to the Danube, and peoples long segregated and stratified in a hierarchy of incompatible confessions, had no such advantages. What could it mean to be a citizen of this state, other than simply the contingent subject of a dynasty that the Young Turks themselves treated with scant reverence, unceremoniously ousting Abdulhamid within a year of taking power? The new regime could not escape an underlying legitimacy deficit. An awareness of the fragility of its ideological position was visible from the start. For the Young Turks retained the discredited monarchy against which it had rebelled, installing a feeble brother of Abdulhamid as a figurehead successor in the sultanate, and even trooping out, in farcical piety, behind the bier of Abdulhamid when the old brute, a King Bomba of the Bosphorus, finally expired.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Such shreds of a faded continuity were naturally not enough to clothe the new collective emperor. The CUP needed the full dress of a modern nationalism. But how was this to be defined? A two-track solution was the answer. For public consumption, it proclaimed a ‘civic’ nationalism, open to any citizen of the state, no matter what their creed or descent: a doctrine with broad appeal, greeted with a tremendous initial outburst of hope and energy among even the hitherto most disaffected groups in the empire, including Armenians. In secret conclave, on the other hand, it prepared for a more confessional or ethnic nationalism, restricted to Muslims or Turks. This was a duality that in its way reflected the peculiar structure of the CUP itself. As a party, it had won a large parliamentary majority in the first free elections the empire had known, and with a brief intermission in 1912-13, directed the policies of the state. But its leadership shunned the front of the stage, taking neither cabinet posts nor top military commands, leaving these to an older generation of soldiers and bureaucrats. Behind a façade of constitutional propriety and deference to seniority, however, actual power was wielded by the party’s Central Committee, a group of 50 zealots controlling a political organisation modelled on the Macedonian and Armenian undergrounds. The term Young Turks was not a misnomer. When it took over, the key leaders of the CUP were in their thirties or late twenties. Numerically, army captains and majors predominated, but civilians also figured at the highest level. The trio who eventually occupied the limelight would be Enver and Cemal, from the officer corps, and Talat, a former functionary in the post office. Behind them, publicly less visible, but hidden drivers of the organisation, were two military doctors, Selânikli Nazim and Bahaettin Sakir. All five top leaders came from the ‘European’ sector of the Empire: the coxcomb Enver from a wealthy family in Istanbul, the mastiff Talat and the clinical Sakir from today’s Bulgaria, Nazim from Salonika, the slightly older Cemal from Mytilene.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">The CUP was soon put to the test of defending the empire it had been set up to defend. In 1911 Italy seized Libya, the last Ottoman province in North Africa, Enver vainly attempting to organise desert resistance. A year later, Serbia, Montenegro, Greece and Bulgaria combined to launch a joint attack on the Ottoman armies in the Balkans, which within a matter of weeks had all but swept them out of Europe. The CUP, which had been briefly dislodged from power in the summer of 1912, escaped the odium of this massive defeat, and when its enemies fell out with each other, was able to regain at least the province of Edirne. But the scale of the imperial catastrophe was traumatic. Rumelia had long been the most advanced region of the empire, the prime recruiting ground of Ottoman elites from the time of the devshirme to the Young Turks themselves, who kept their Central Committee in Salonika, not Istanbul, down to 1912. Its final loss, not even at the hands of a great power, reducing Ottoman domains in Europe to a mere foothold, and expelling some 400,000 Turks from their homes, was the greatest disaster and humiliation in the history of the empire.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">The effect on the CUP was twofold. The empire was now 85 per cent Muslim, lowering any incentive for political appeals to the remaining quotient of unbelievers, and increasing the attraction of playing the Islamic card to rally support for its regime. But though the leaders of the committee, determined to keep hold of the Arab provinces, made ample use of this, they had before them the bitter lesson taught by the Albanians, who had seized the opportunity offered by the Balkan Wars to gain their independence – a defection by fellow Muslims that suggested a common religion might not be enough to prevent a further disintegration of the state they had inherited. The result was to tilt the ideological axis of the CUP, especially its inner circle, in an increasingly ethnic – Turkish, as distinct from Muslim – direction. The shift involved no cost in outlook: virtually to a man, the Young Turks were positivists whose view of matters sacred was thoroughly instrumental.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Nor were they disposed to accept a diminished station for the empire. Expulsion from Rumelia did not inspire a defensive posture, but an active will to avenge defeats in the Balkans, and recoup imperial losses. ‘Our anger is strengthening: revenge, revenge, revenge; there is no other word,’ Enver wrote to his wife. In a speech he exclaimed:</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;"> How could a person forget the plains, the meadows, watered with the blood of our forefathers; abandon those places where Turkish raiders had hidden their steeds for a full four hundred years, with our mosques, our tombs, our dervish retreats, our bridges and our castles, to leave them to our slaves, to be driven out of Rumelia to Anatolia? This was beyond a person’s endurance. I am prepared gladly to sacrifice the remaining years of my life to take revenge on the Bulgarians, the Greeks and the Montenegrins.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">The lesson the CUP drew from 1912 was that Ottoman power could be upheld only by alliance with at least one of Europe’s Great Powers, who had stood aside as it was rolled up. The Young Turks had no particular preference as to which, trying in turn Britain, Austria-Hungary, Russia and France, only to be rebuffed by each, before finally succeeding with Germany on 2 August 1914, two days before the outbreak of the First World War. By now the CUP occupied the foreground: Enver was minister of war, Talat of the interior, Cemal of the navy. The treaty as such did not commit the empire to declare war on the Entente, and the Young Turks thought to profit from it without much risk. They banked on Germany routing France in short order, whereupon Ottoman armies could join up safely with the Central Powers to knock out Russia, and garner the fruits of victory – regaining a suitable belt of Thrace, the Aegean islands, Cyprus, Libya, all of Arabia, territory ceded to Russia in the Caucasus, and lands stretching to Azerbaijan and Turkestan beyond.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">But when France did not collapse in the west, while Germany pressed for rapid Ottoman entry into the war to weaken Russia in the east, much of the cabinet got cold feet. It was only after weeks of disagreement and indecision that Enver, the most bellicose member of the junta now in control, succeeded in bouncing the government into war in late October 1914, with an unprovoked naval bombardment of Russian coastal positions in the Black Sea. However, the Ottoman navy, even manned by German crews, was in no position to effect landings in the Ukraine. Where then was Young Turk mettle to be displayed? Symbolic forces were eventually sent north to buff out Austro-German lines in Galicia, and half-hearted expeditions dispatched, at the prompting of Berlin, against British lines in Egypt. But these were sideshows. The crack troops of the army, led by Enver in person, were flung across the Russian border in the Caucasus. There, waiting to be recovered, lay the three provinces of Batum, Ardahan and Kars, subtracted from the empire at the Conference of Berlin in 1878. In the snowbound depths of the winter of January 1915, few returned. The Ottoman attack was shattered more completely than any comparable offensive in the Great War – fewer than one out of seven survived the campaign. As they straggled back, frost-bitten and demoralised, their rearguard was left exposed.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">In Istanbul, the CUP reacted swiftly. This was no ordinary retreat into the kind of rear where another Battle of the Marne might be fought. The whole swathe of territory extending across both sides of the frontier was home to Armenians. What place could they have in the conflict that had now been unleashed? Historically the oldest inhabitants of the region, indeed of Anatolia at large, they were Christians whose Church – dating from the third century – could claim priority over that of Rome itself. But by the 19th century, unlike Serbs, Bulgars, Greeks or Albanians, they comprised no compact national majority anywhere in their lands of habitation. In 1914, about a quarter were subjects of the Russian, three-quarters of the Ottoman Empire. Under the tsars, they enjoyed no political rights, but as fellow Christians were not persecuted for their religion, and could rise within the imperial administration. Under the sultans, they had been excluded from the devshirme from the start, but could operate as merchants and acquire land, if not offices; and in the course of the 19th century they generated a significant intellectual stratum – the first Ottoman novels were written by Armenians.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Inevitably, like their Balkan counterparts, and inspired by them, this intelligentsia developed a nationalist movement. But it was set apart from them in two ways: it was dispersed across a wide and discontinuous expanse of territory, throughout which it was a minority, and it was divided between two rival empires, one of which posed as its protector, while the other figured as its persecutor. Most Armenians were peasants in the three easternmost Ottoman provinces, where they numbered perhaps a quarter of the population. But there were also significant concentrations in Cilicia, bordering on today’s Syria, and vigorous communities in Istanbul and other big cities. State suspicion of a minority with links across a contested border, latent popular hostility to unbelievers, and economic jealousy of alien commercial wealth made a combustible atmosphere around their presence in Anatolia. Abdulhamid’s personal animus had ensured they would suffer under his rule, which saw repeated pogroms against them. In 1894-96, anywhere between 80,000 and 200,000 died in massacres at the hands of special Kurdish regiments he created for ethnic repressions in the east. The ensuing international outcry, leading eventually to the theoretical appointment – it came to nothing – of foreign inspectors to ensure Armenian safety in the worst affected zones, confirmed belief in the disloyalty of the community.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">The CUP’s immediate fear, as it surveyed the rout of its armies in the Caucasus, was that the local Armenian population might rally to the enemy. On 25 February, it ordered that all Armenian conscripts in its forces be disarmed. The telegrams went out on the day Anglo-French forces began to bombard the Dardanelles, threatening Istanbul itself. Towards the end of March, amid great tension in the capital, the Central Committee – Talat was the prime mover – voted that the entire Armenian population in Anatolia be deported to the deserts of Syria, to secure the Ottoman rear. The operation was to be carried out by the Teskilât-i Mahsusa, the ‘Special Organisation’ created for secret tasks by the party in 1913, now some 30,000 strong under the command of Bahaettin Sakir.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Ethnic cleansing on a massive scale was no novelty in the region. Wholesale expulsion of communities from their homes, typically as refugees from conquering armies, was a fate hundreds of thousands of Turks and Circassians had suffered, as Russia consolidated its grip in the northern Caucasus in the 1860s, and Balkan nations won their independence from Ottoman rule in the next half century. Anatolia was full of such mujahir, with bitter memories of their treatment by Christians. Widespread slaughter was no stranger to the region either: the Armenian massacres of the 1890s had many precedents, on all sides, in the history of the Eastern Question, as elsewhere. Nor was forcible relocation on security grounds confined to one side in the First World War itself: in Russia, at least half a million Jews were rounded up and deported from Poland and the Pale by the tsarist regime.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">The enterprise on which the CUP embarked in the spring of 1915 was, however, new. For ostensible deportation, brutal enough in itself, was to be the cover for extermination – systematic, state-organised murder of an entire community. The killings began in March, still somewhat haphazardly, as Russian forces began to penetrate into Anatolia. On 20 April, in a climate of increasing fear, there was an Armenian uprising in the city of Van. Five days later, Anglo-French forces staged full-scale landings on the Dardanelles, and contingency plans were laid for transferring the government to the interior, should the capital fall to the Entente. In this emergency, the CUP wasted no time. By early June, centrally directed and co-ordinated destruction of the Armenian population was in full swing. As the leading comparative authority on modern ethnic cleansing, Michael Mann, writes, ‘the escalation from the first incidents to genocide occurred within three months, a much more rapid escalation than Hitler’s later attack on the Jews.’ Sakir – probably more than any other conspirator, the original designer of the CUP – toured the target zones, shadowy and deadly, supervising the slaughter. Without even pretexts of security, Armenians in Western Anatolia were wiped out hundreds of miles from the front.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">No reliable figures exist for the number of those who died, or the different ways – with or without bullet or knife; on the spot or marched to death – in which they perished. Mann, who thinks a reasonable guess is 1.2 to 1.4 million, reckons that ‘perhaps two-thirds of the Armenians died’ – ‘the most successful murderous cleansing achieved in the 20th century’, exceeding in its proportions the Shoah. A catastrophe of this order could not be hidden. Germans, present in Anatolia as Ottoman allies in many capacities – consular, military and pastoral among others – witnessed it and reported home, many in horror or anguish. Confronted by the American ambassador, Talat scarcely bothered even to deny it. For its part the Entente, unlike the Allies who kept silent at the Judeocide in the Second World War, denounced the extermination without delay, issuing a solemn declaration on 24 May 1915, promising to punish as criminals those who had organised it.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Victory in the Dardanelles saved the CUP regime. But this was the only real success, a defensive one, in its war effort. Elsewhere, in Arabia, in Palestine, in Iraq, on the Black Sea, the armies of a still basically agricultural society were beaten by its more industrialised adversaries, with great civilian suffering and huge military casualties, exceeded as a proportion of the population only by Serbia. With the collapse of Bulgaria, the Ottoman lifeline to the Central Powers, at the end of September 1918, the writing was on the wall for the CUP. Talat, passing back through Sofia from a trip to Berlin, saw the game was up, and within a fortnight had resigned as grand vizier. A new cabinet, under ostensibly less compromised leaders, was formed two weeks later, and on 31 October the Porte signed an armistice with the Entente, three days before Austria on 3 November and two weeks before Germany on 11 November. It looked as if dominoes were falling in a row, from weakest to strongest.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">The impression was misleading. In Vienna, the Habsburg monarchy disintegrated overnight. In Berlin, soldiers’ and workers’ councils sprang up as the last Hohenzollern fled into exile. In Sofia, Stamboliski’s Peasant Party, which had staged a rising even before the end of the war, came to power. In each case defeat was incontestable, the old order was utterly discredited by it, and revolutionary forces emerged amid its ruins. In Istanbul there was no such scenario. The Ottoman Empire had entered the war with a gratuitous decision unlike that of any other power, and its exit was unlike that of any other too. For the CUP leaders did not accept that they were beaten. Their handover of the cabinet was a reculer pour mieux sauter. In the fortnight between their resignation from the government and the signature of an armistice, they prepared for resistance against an impending occupation, and a second round in the struggle to assert Turkish might. Enver invoked the Balkan disasters of 1912-13, when redemption had been snatched with his recovery of Edirne, as inspiration for the future. Talat set up a paramilitary underground, Karakol, headed by close associates – they included Enver’s uncle – and equipped with arms caches and funds from the Special Organisation, which was itself hastily dissolved, and the Unionist Party renamed. Archives were removed and incriminating files methodically destroyed.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">When surrender was signed off the island of Lemnos on 31 October, but Allied forces had not yet entered the Straits, the CUP leaders made their final move. Dispositions were now complete, and there was no panic. During the night of 1-2 November, eight top leaders of the regime secretly boarded a German torpedo-boat, the former Schastlivyi captured from the Russians, which sped them to Sebastopol. Germany, still at war with the Entente, controlled the Ukraine. The party included Enver, Talat, Sakir, Nazim and Cemal. From the Crimea, Enver made in the direction of the Caucasus, while the rest of the party were taken by stages in disguise to Berlin, which they reached in January 1919. There they were granted protection under Ebert, the new Social Democratic president of the republic. Unionism was not Nazism, but if an analogy were wanted, it was as if in 1945 Hitler, Himmler, Kaltenbrunner, Goebbels and Goering, after laying careful preparations for Werewolf actions in Germany, had coolly escaped together to Finland, to continue the struggle.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Ten days later, the Allies entered Istanbul. At the war’s end, the Habsburg Empire had spontaneously disintegrated; the Hohenzollern gave way to a republic that had to yield up Alsace-Lorraine and suffer occupation of the Rhineland, but no real loss of German territorial integrity. The Ottoman Empire was another matter, its fate far more completely at the mercy of the victors. In late 1918, four powers – Britain, France, Italy and Greece – shared the spoils, the first two dividing its Arab provinces between them, the latter competing for gains in south-west Anatolia. It would be another two years before any formal agreement was reached between them on how the empire was finally to be dismembered. Meanwhile, they exercised joint supervision in Istanbul, initially quite loose, over an apparently accommodating cabinet under a new sultan, known for disliking the CUP.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">The postwar misery of a defeated society was much worse than in Germany or Austria, but its resources for resisting any potentially Carthaginian peace were greater. In the capital, Karakol was soon funnelling a flow of agents and arms into the interior, where plans had already been laid during the war to move the centre of power, and there was little foreign presence to monitor what was going on. And, crucially, the October Revolution, by removing Russia from the ranks of the Allies, not only ensured that Eastern Anatolia remained beyond the range of any occupation. It left the Ottoman Ninth Army, which Enver had sent to seize the Caucasus, intact under its Unionist commander, once the Treaty of Brest-Litovsk cleared the path for it to advance all the way to Baku.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">In the spring of 1919, another Unionist officer stepped on stage. Kemal, who also came from Rumelia, was an early member of the CUP, who had risen to prominence in the defence of the Dardanelles, before spending the bulk of the war in Syria. Uneasy relations with Enver had excluded him from the inner core of the party, absolving him from involvement with its Special Organisation. Returning from Damascus in pursuit of a ministry in the postwar cabinet, he was offered instead a military inspectorate in the east. The proposal probably came out of discussions with Karakol, with whom he made contact on getting back. Once arrived on the Black Sea coast, he moved inland and began immediately to co-ordinate political and military resistance – at first covert, soon overt – to Allied controls over Turkey. In what would in time become the War of Independence, he was assisted by four favourable factors.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">The first was simply the degree of preparation for resistance left behind by the CUP leaders, which included not only extensive arms dumps and intelligence agents underground, but also a countrywide network of Societies for the Rights of National Defence as a quasi political party above ground; plus – more by fortune than forethought – a fully equipped regular army, out of Allied reach. The second was the solidarity extended by Russia, where Lenin’s regime, facing multiple Entente interventions to overthrow it in the Civil War, supported Turkish resistance to the common enemy with arms and funds. The third lay in divisions of the Entente itself. Britain was the principal power in Istanbul. But it was unwilling to match its political weight with military force, preferring to rely on Greece as its regional proxy. But the Greek card – this was the fourth essential element in the situation – was a particularly weak one for the victors to play.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Greece was not only resented as an inferior rival by Italy, and suspected as a British pawn by France. In Turkish eyes a jackal scavenging behind great powers, who were worthy adversaries of the empire, it had made virtually no contribution to the defeat of Ottoman arms, and yet was awarded the largest occupied zones, where substantial numbers of Greeks had already been expelled by the Special Organisation before the war, and ethnic tensions ran high. On top of all this, Greece was a small, internally divided state, of scant significance as a military power. A better target for a campaign of national liberation would have been difficult to imagine. Four days before Kemal arrived on the Black Sea, Greek troops landed in Smyrna and took over the surrounding region, igniting anger across the country, and creating perfect conditions for an enterprise that still looked risky to many Turks.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Within a year, Kemal had set up a National Assembly in Ankara, in open defiance of the government in Istanbul, and assembled forces capable of checking Greek advances, which had occupied more and more of western Anatolia. Another Greek push was blocked, after initial gains, in the autumn of 1921, and a year later the aggressor, still stationed on the same lines, was routed. Within ten days, Kemal’s army entered Smyrna and burned it to the ground, driving the remaining Greek population into the sea in the most spectacular of the savageries committed on both sides. In Britain, the debacle of his protégé brought the rule of Lloyd George to an end. Philhellene to the last, when he threatened to take the country to war over Turkish successes in October 1922, he was ousted by a revolt in the Carlton Club.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">The following summer Curzon, abandoning earlier Entente schemes for a partition of Anatolia, accepted the basic modern borders of Turkey and the end of all extra-territorial rights for foreigners within it, signing with his French, Italian and Greek counterparts the Treaty of Lausanne that formally ended hostilities with the Ottoman state. Juridically, the main novelty of the treaty was the mutual ethnic cleansing proposed by the Norwegian philanthropist Fridtjof Nansen, who was awarded, the first in a long line of such recipients, the Nobel Peace Prize for his brainwave. The ‘population exchange’ between Turkey and Greece reflected the relative positions of victor and vanquished, driving 900,000 Greeks and 400,000 Turks from their homes in opposite directions.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Hailed as liberator of his country, Kemal was now master of the political scene. He had risen to power in large measure on the back of the parallel state Unionism had left behind when the Schastlivyi slipped its moorings, and for a time had more the status of primus inter pares among survivors of the CUP regime than of an uncontested chief. As late as the summer of 1921, Enver had hovered across the border on the Black Sea coast, waiting to re-enter the fray and take over leadership from Kemal, should he fail to stem the Greek advance. Military victory made Kemal immune to such a threat, which Talat in Berlin anyway thought ill-advised, instructing his followers to stick with the new leader. But the CUP also represented another kind of danger, as a potential albatross around the legitimacy of his rule. For under the Allied occupation, trials had been held of the key officials responsible for the Armenian genocide by the government in Istanbul, and all eight of the top leaders who had sailed to Sebastopol were condemned to death in absentia.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">The Weimar regime, fearing they might implicate Germany if extradited, had given them cover. In Berlin, they had developed their own ambitious schemes for the recovery of Turkish power, crisscrossing Europe and Asia – Talat to Holland, Sweden, Italy; Cemal to Switzerland, Georgia; Sakir and Enver to Russia; others to Persia and Afghanistan – with differing plans for a comeback. Had they remained at large, they would have been an acute embarrassment to Kemal’s regime, as reminders of what linked them, forcing it to take a public position it wished at all costs to avoid. By a stroke of irony, Kemal was spared this problem by the Central Committee of the Armenian Revolutionary Party, the Dashnaks. Deciding at a meeting in Erevan to execute justice on its own account, the party dispatched operatives to carry out the verdicts of Istanbul. In March 1921, Talat was felled by a revolver outside his residence in the Uhlandstrasse, just off the Kurfürstendamm, in the centre of Berlin; in April 1922, Sakir and Cemal Azmi were shot a few doors down the same street; in July, Cemal was assassinated in Tbilisi; in August, beyond the reach of Dashnak vengeance, Enver was tracked down – supposedly by an Armenian Chekist – and killed fighting the Bolsheviks in Tajikistan. No clean sweep could have been more timely for the new order in Ankara. With the CUP chiefs out of the way, Kemal could proceed to build a Turkey in his image, unencumbered by too notorious memories of the past.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Three months after Enver was buried, the Ottomans finally followed the Habsburgs, Romanovs and Hohenzollerns, when the sultanate that the CUP had so carefully preserved was abolished. A year later, after tightly controlled elections had been held, Kemal was proclaimed president of a Turkish Republic. The symbolic break with centuries of a dynastic aura to which Unionism had clung was sharp enough, but by then small surprise. No such predictable logic marked what ensued. In the spring of 1924, Kemal scrapped the caliphate, a religious institution still revered across the Muslim world (there was a wave of protest as far away as India), and was soon closing down shrines and suppressing dervishes, banning the fez, changing the calendar, substituting civil law for the sharia, and replacing Arabic with Latin script. The scale and speed of this assault on religious tradition and household custom, embracing faith, time, dress, family, language, remain unique in the Umma to this day. No one could have guessed at such radicalism in advance. Its visionary drive separated Kemal from his predecessors with éclat.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">But systematic though it was, the transformation that now gripped Turkey was a strange one: a cultural revolution without a social revolution, something historically very rare, indeed that might look a priori impossible. The structure of society, the rules of property, the pattern of class relations, remained unaltered. The CUP had repressed any strikes or labour organisation from the start. Kemal followed suit: Communists were killed or jailed, however good diplomatic relations were with Moscow. But if there was no anti-capitalist impulse in Kemalism, nor was there was any significant anti-feudal dimension to it. Ottoman rule, centred on an office-holding state, had never required or permitted a powerful landowning class in the countryside, least of all in Anatolia, where peasant holdings had traditionally prevailed – the only real exception being areas of the Kurdish south-east controlled by tribal chiefs. The scope for agrarian reform was thus anyway much more limited than in Russia, or even parts of the Balkans, and no attempt at it was made.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Yet the social landscape hit by the cultural revolution was at the same time the opposite of a stable traditional order, in one crucial respect. If no class struggles lay behind the dynamics of Kemalism, ethnic upheavals on a gigantic scale had reshaped Anatolian society. The influx of Turks and Circassians, refugees from Russian or Balkan wars, the extirpation of the Armenians, the expulsion of the Greeks, had produced a vast brassage of populations and properties in a still backward agricultural economy. It was in this shattered setting that a cultural revolution from above could be imposed without violent reaction from below. The extent of deracination, moral and material, at the conclusion of wars that had continued virtually without interruption for more than a decade – twice as long as in Europe – permitted a Kulturkampf that might otherwise have provoked an unmanageable explosion. But by the same token the revolution acquired no active popular impetus: Kemalism remained a vertical affair.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Though it broke, sharply and abruptly, with Ottoman culture in one fundamental respect by abolishing its script and so at a stroke cutting off new generations from all written connection with the past, in its distance from the masses Kemalism not only inherited an Ottoman tradition, but accentuated it. All premodern ruling groups spoke idioms differing in one way or another, if only in accent or vocabulary, from those they ruled. But the Ottoman elite, for long composed not even principally of Turks, was peculiarly detached from its subjects, as a corps of state servants bonded by command of a sophisticated language that was a mixture of Persian, Arabic and Turkish, with many foreign loan words, incomprehensible to the ruled. Administrative Ottoman was less elaborate than its literary forms, and Turkish remained in household use, but there was nevertheless a huge – linguistically fixed – gulf between high and low cultures in the empire.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Kemalism set out to do away with this, by creating a modern Turkish that would no longer be the despised patois of Ottoman times, but a language spoken alike by all citizens of the new republic. But while it sought to close the gap between rulers and ruled where it had been widest in the past, at the same it opened up a gap that had never existed to the same extent before, leaving the overall distance between them as great as ever. Language reform might unify; religious reform was bound to divide. The faith of the Ottoman elites had little in common with the forms of popular piety – variegated cults and folk beliefs looked down on by the educated. But at least there was a shared commitment to Islam. This tie was sundered by Kemal. Once the state started to target shrines and brotherhoods, preachers and prayer meetings, it was hitting at traditional objects of reverence and attachment, and the masses resisted it. At this level, the cultural revolution misfired. Rejected by the rural and small-town majority, Kemalist secularism was, however, adopted with aggressive zeal in the cities by modernised descendants of the Ottoman elite – bureaucrats, officers, professionals. In this urban stratum, secularism became over time, as it remains today, in its blinkered intensity, something like an ersatz religion in its own right. But the rigidity of this secularism is a peculiarly brittle one. Not just because it is intellectually thin, or divorced from popular feeling, but more profoundly because of a structural bad faith that has always been inseparable from it.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">There is no reason to suppose that Kemal himself was anything other than a robust atheist, of more or less French Third Republic stamp, throughout his life. In that sense, he is entitled to be remembered as a Turkish Emile Combes, scourge of monkish mystification and superstition. But in his rise to power, he could no more dispense with Islam than Talat or Enver had done. ‘God’s help and protection are with us in the sacred struggle which we have entered upon for our fatherland,’ he declared in 1920. The struggle for independence was a holy war, which he led as Gazi, the Warrior for the Faith of original Ottoman expansion, a title he held onto down to the mid-1930s. ‘God is one, and great is his glory!’ he announced without a blush, in a sermon to the faithful delivered in a mosque in 1923. When the constitution of the Turkish Republic was framed in the following year, Islam was declared the state religion. The spirit in which Kemal made use of Muslim piety in these years was that of Napoleon enthroning himself with the blessing of the pope. But as exercises in cynicism they moved in opposite directions: Napoleon rising to power as a revolutionary, and manipulating religion to stabilise it, Kemal manipulating religion to make a revolution and turning on it once his power was stabilised. After 1926 little more was heard of the deity.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Tactical and transient, the new regime’s use of Islam, when no longer required, was easily reversed. But at a deeper level, a much tighter knot tied it to the very religion it proceeded on the surface to mortify. For even when at apparent fever pitch, Turkish secularism has never been truly secular. This is in part because, as often noted, Kemalism did not so much separate religion from the state as subordinate it to the state, creating ‘directorates’ that took over the ownership of all mosques, appointment of imams, administration of pious foundations – in effect, turning the faith into a branch of the bureaucracy. A much more profound reason, however, is that religion was never detached from the nation, becoming instead an unspoken definition of it. It was this that allowed Kemalism to become more than just a cult of the elites, leaving a durable imprint on the masses themselves. Secularism failed to take at village level: nationalism sank deeper popular roots. It is possible – such is the argument of Carter Findley in his Turks in World History – that in doing so it drew on a long Turkish cultural tradition, born in Central Asia and predating conversion to Islam, that figured a sacralisation of the state, which has vested its modern signifier, devlet, with an aura of unusual potency. However that may be, the ambiguity of Kemalism was to construct an ideological code in two registers. One was secular and appealed to the elite. The other was crypto-religious and accessible to the masses. Common to both was the integrity of the nation, as supreme political value.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">As Christians, Greeks and Armenians were excluded from the outset. In the first elections to the National Assembly in 1919, only Muslims were entitled to vote, and when populations were ‘exchanged’ in 1923, even Greek communities in Cilicia whose language was Turkish, so thoroughly were they assimilated, were expelled on grounds that they were nevertheless infidels – their ethnicity defined not by culture, but by religion. Such excisions from the nation went virtually without saying. But there remained another large community within the country, most of whom spoke little Turkish, that could not be so dispatched, because it was Muslim. In ethnically cleansed Anatolia, Kurds made up perhaps a quarter of the population. They had played a central role in the Armenian genocide, supplying shock troops for the extermination, and fought alongside Turks in the War of Independence. What was to be their place in the new state?</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">While the struggle for independence was in the balance, Kemal promised them respect for their identity, and autonomy in the regions where they predominated. ‘There are Turks and Kurds,’ Kemal declared in 1920, ‘the nation is not one element. There are various bonded Muslim elements. All the Muslim elements which make this entity are citizens.’ But once victory was assured, Kurdish areas were stocked with Turkish officials, Kurdish place names were changed, and the Kurdish language banned from courts and schools. Then, with the abolition of the caliphate in 1924, Kemal did away with the common symbol of Islam to which he had himself appealed five years earlier, when he had vowed that ‘Turks and Kurds will continue to live together as brothers around the institution of the khilafa.’ The act detonated a major Kurdish revolt under a tribal religious leader, Sheikh Sait, in early 1925. A full half of the Turkish army, more than fifty thousand troops, was mobilised to crush the rebellion. On some reckonings, more of them died in its suppression than in the War of Independence.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">In the south-east, repression was followed by deportations, executions and systematic Turkification. In the country as a whole, it was the signal for the imposition of a dictatorship, with a Law for the Maintenance of Order that closed down opposition parties and press for the rest of the decade. In 1937, in the face of a still more drastic programme of Turkification, Alevi Kurds rose in the Dersim region, and were put down yet more ruthlessly, with more modern weapons of destruction – bombers, gas, heavy artillery. Officially, the Kurds had by now ceased to exist. After 1925 Kemal never again uttered the word ‘Kurd’ in public. The nation was composed of one homogeneous people, and it alone, the Turks – a fiction that was to last another three generations.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">But if Kurds were no different from Turks, whatever their language, customs or sense of themselves, what defined the indivisible identity of the two? Tacitly, it could only be what Kemalism could no longer admit, but with which it could never dispense – religion. There were still tiny Christian and Jewish communities in the country, preserved essentially in Istanbul and its environs, and in due course these would be subjected to treatment that made it clear how fundamental the division between believers and unbelievers continued to be in the Kemalist state. But though Islam delimited the nation, it now did so in a purely negative way: it was the covert identity that was left, after every positive determination had been subtracted, in the name of homogeneity. The result has been that Turkish secularism has always depended on what it repressed.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">The repression, of course, had to be compensated. Once religion could no longer function publicly as common denominator of the nation, the state required a substitute as ideological cement. Kemal attempted to resolve the problem by generating a legendary essence of race and culture shared by all in the Turkish Republic. The materials to hand for this construction posed their own difficulties. The first Turkish tribes had arrived in Anatolia in the 11th century, recent newcomers compared with Greeks or Armenians, who had preceded them by more than a millennium, not to speak of Kurds, often identified with the Medes of antiquity. As even a casual glance at phenotypes in Turkey today suggests, centuries of genetic mixing followed. A purely Turkish culture was an equally doubtful quantity. The Ottoman elite had produced literary and visual riches of which any society could be proud, but this was a cosmopolitan culture, which was not only distinct from, but contemptuous of anything too specifically Turkish – the very term ‘Turk’ signifying a rustic churl well into the 19th century. Reform of the script now rendered most of this heritage inaccessible anyway.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Undaunted by these limitations, Kemalism fashioned for instruction the most extravagant mythology of any interwar nationalism. By the mid-1930s, the state was propagating an ideology in which the Turks, of whom Hittites and Phoenicians in the Mediterranean were said to be a branch, had spread civilisation from Central Asia to the world, from China to Brazil; and as the drivers of universal history, spoke a language that was the origin of all other tongues, which were derived from the Sun-Language of the first Turks. Such ethnic megalomania reflected the extent of the underlying insecurity and artificiality of the official enterprise: the less there was to be confident of, the more fanfare had to be made out of it.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Observing Kemalist cultural policies in 1936-37, Erich Auerbach wrote from Istanbul to Walter Benjamin: ‘the process is going fantastically and spookily fast: already there is hardly anyone who knows Arabic or Persian, and even Turkish texts of the past century will quickly become incomprehensible.’ Combining ‘a renunciation of all existing Islamic cultural tradition, a fastening onto a fantasy “ur-Turkey”, technical modernisation in the European sense in order to strike the hated and envied Europe with its own weapons’, it offered ‘nationalism in the superlative with the simultaneous destruction of the historic national character’.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Seventy years later, a Turkish intellectual would reflect on the deeper logic of this process. In an essay of unsurpassed power, one of the great texts in the world’s literature on nationalism, the sociologist Çaglar Keyder has described the desperate retroactive peopling of Anatolia with ur-Turks in the shape of Hittites and Trojans as a compensation mechanism for the emptying by ethnic cleansing at the origins of the regime. The repression of that memory created a complicity of silence between rulers and ruled, but no popular bond of the kind that a genuine anti-imperialist struggle would have generated, the War of Independence remaining a small-scale affair, compared with the traumatic mass experience of the First World War. Abstract in its imagination of space, hypomanic in its projection of time, the official ideology assumed a peculiarly ‘preceptorial’ character, with all that the word implies. ‘The choice of the particular founding myth referring national heritage to an obviously invented history, the deterritorialisation of “motherland”, and the studious avoidance and repression of what constituted a shared recent experience, rendered Turkish nationalism exceptionally arid.’</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Such nationalism was a new formation, but the experience that it repressed tied it, intimately, to the nationalism out of which it had grown. The continuities between Kemalism and Unionism, plain enough in the treatment of the Kurds under the Republic, were starker still in other ways. For extermination of the Armenians did not cease in 1916. Determined to prevent the emergence of an Armenian state in the area awarded it – costlessly, on paper – by Woodrow Wilson in 1920, Kemal’s government in Ankara ordered an attack on the Armenian Republic that had been set up on the Russian side of the border in the Caucasus, where most of those who had escaped the killings of 1915-16 had fled. In a secret telegram the foreign minister, later Kemal’s first ambassador to the US, instructed Kazim Karabekir, the commander charged with the invasion, to ‘deceive the Armenians and fool the Europeans’, in carrying out the express order: ‘It is indispensable that Armenia be politically and physically annihilated.’ Soviet historians estimate 200,000 Armenians were slaughtered in the space of five months, before the Red Army intervened.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">This was still, in some fashion, happening in time of war. Once peace came, what was the attitude of the Turkish Republic to the original genocide? To interested foreigners, Kemal would deplore, usually off the record, the killings as the work of a tiny handful of scoundrels. To its domestic audience, the regime went out of its way to honour the perpetrators, dead or alive. Two of the most prominent killers hanged in 1920 for their atrocities by the tribunals in Istanbul were proclaimed ‘national martyrs’ by the Kemalist Assembly, and in 1926 the families of Talat, Enver, Sakir and Cemal were officially granted pensions, properties and lands seized from the Armenians, in recognition of services to the country. Such decisions were not mere sentimental gestures. Kemal’s regime was packed, from top to bottom, with participants in the murders of 1915-16. At one time or another his ministers of foreign affairs and of the interior; of finance, education and defence; and of public works, were all veterans of the genocide; while a minister of justice, suitably enough, had been defence lawyer at the Istanbul trials. It was as if Adenauer’s cabinets had been composed of well-known chiefs of the SS and the Sicherheitsdienst.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">What of Kemal himself? In Gallipoli till the end of 1915, he was posted to Diyarbekir in the south-east in the spring of 1916, after the region had been emptied of Armenians. He certainly knew of the genocide – someone in his position could hardly have been unaware of it – but played no part in it. How he would have acted had he been in the zone at the time is impossible to guess. After the event, it is clear that he regarded it as an accomplished fact that had become a condition of the new Turkey. In this he was like most of his countrymen, for the elimination of the Armenians in Anatolia, who were at least a tenth of the population, unlike that of the Jews in Germany, who were little more than 1 per cent, was of material benefit to large numbers of ordinary citizens, who acquired lands and wealth from those who had been wiped out, as from Greeks who had been expelled, another tenth of the population. Kemal himself was among the recipients of this vast largesse, receiving gratis villas abandoned by Greek owners in Bursa and Trabzon, and the mansion on the hill of Çankaya that became his official residence as head of state in Ankara. Originally the estate of an Armenian family, there the Presidential Palace of the Republic stands today, it too planted on booty from the genocide.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Yet between taking part in a crime, and gaining from one, there is a difference. Kemal was one of history’s most striking examples of ‘moral luck’, that philosophical oxymoron out of which Bernard Williams made a delphic grace. By accident of military appointments, his hands were clean of the worst that was committed in his time, making him a natural candidate for leadership of the national movement after the war. Personally, he was brave, intelligent and far-sighted. Successful as a military commander, he was formidable as the builder of a state. Bold or prudent as the occasion required, he showed an unswerving realism in the acquisition and exercise of power. Yet he was also moved by genuine ideals of a better life for his people, conceived as entry into a civilised modernity, modelled on the most advanced societies of the day. Whatever became of these in practice, he never turned on them.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Ends were one thing, means another. Kemal’s regime was a one-party dictatorship, centred on a personality cult of heroic proportions. Equestrian statues of Kemal were being erected as early as 1926, long before monuments to Stalin could be put up in Russia. The speech he gave in 1927 that became the official creed of the nation dwarfed any address by Khrushchev or Castro. Extolling his own achievements, it went on for 36 hours, delivered over six days, eventually composing a tome of 600 pages: a record in the annals of autocracy. Hardened in war, he held life cheap, and without hesitation meted out death to those who stood in his way. Kurds fell by the tens of thousands; though, once forcibly classified as Turks, they were not extirpated. Communists were murdered or jailed, the country’s greatest poet, Nazim Hikmet, spending most of his life in prison or exile. Kemal was capable of sparing old associates. But Unionists who resisted him were executed, trials were rigged, the press was muzzled. The regime was not invasive, by modern standards, but repression was routine.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">It is conventional, and reasonable, to compare Kemal’s rule with the other Mediterranean dictatorships of his day. In that wan light, its relative merits are plain. On the one hand, unlike Salazar, Franco or Metaxas, Kemal was not a traditional conservative, enforcing reactionary moral codes in league with the Church, an enemy of progress as the time understood it. He was a resolute moderniser, who had not come to power as a defender of landlords or bankers. For him, the state was everything, family and religion nothing, beyond discardable backstops. At the same time, unlike Mussolini, who was a modernist too – one from whom he took the penal code under which Turkey still suffers – he was not an expansionist, hoping to build another empire in the region. Recovery of so much more territory than had seemed likely in 1918 was sufficient achievement in itself, even if Turkish borders could still be improved: one of his last acts was to engineer the annexation of Alexandretta (now known as Iskenderun), with the collusion of a weak government in Paris. But the imperial bombast of a New Rome was precluded: he was a seasoned soldier, not an adventurer, and the fate of Enver was too deeply burned into him. Nor did Kemal stage mass rallies, bombard the nation with speeches on radio, go in for spectacular processions or parades. There was no attempt at popular mobilisation – in this Turkey was closer to Portugal or Greece than Italy. None was needed, because there was so little class conflict to contain or suppress.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">But just because his regime could dispense with a mass basis, Kemal was capable of reforms that Mussolini could never contemplate. In 1934 Turkish women were given equal voting rights, a change that did not come in Italy or France till 1945, in Greece the mid-1950s, in Portugal the mid-1970s. Yet here too the limits of his cultural revolution showed: 90 per cent of Turkish women were still illiterate when he died. The country had not been transformed into the modern society of which he had dreamed. It remained poor, agrarian, stifled rather than emancipated in the grip of the Father of the Turks, as he styled himself in the last period of his life.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">By the end Kemal probably knew, at some level, that he had failed. There can be no certainty about his final years, because so much about his life remains a closely guarded secret of state. Only surmises are possible. What is clear is that he had never liked the administrative routines of rule, and from the late 1920s delegated day-to-day affairs of government to a mediocre subordinate, Ismet later called Inönü, who looked after these as premier, freeing Kemal to devote himself to his plans, pleasures and fancies in the salons of Çankaya or the cabarets of the Ankara or Pera Palace Hotels. There he summoned colleagues and cronies for sessions of all-night gambling or rousting, increasingly detached from daylight realities. In these flickering conclaves, Kemal shared a predilection with Stalin and Mao: all three, at the end, nocturnal rulers, as if tyranny requires the secrecy of the dark, and reversal of the order of hours, to bind its instruments to it. Nor did similarities stop there. If Kemal’s style of detachment from government resembled Mao’s – in his case too, it was a distance that did not preclude tight attention to big political operations: the crushing of Dersim or the Anschluss in Alexandretta – the fantastic theories of language that occupied his mind had their counterpart in the linguistic pronouncements of Stalin’s decline. All three, as they withdrew from the day, ended by suspecting those who had to live by it.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">But in the taxonomy of dictators, Kemal stands apart in one unusual respect. When Politburo members assembled at Stalin’s villa, liquor was poured throughout the night; but the general secretary himself was careful to keep control of his consumption, the better to force his entourage to lose theirs, with the chance of revealing themselves in their cups. Kemal’s sessions were more genuine revelry. He had always been a heavy drinker, holding it well in debonair officer fashion. But in his final years, raki took its toll of him. Normally, absolute power is an intoxicant so much stronger than all others that alcohol, not infrequently shunned altogether, is at most only a tiny chaser. But in Kemal, perhaps because some scepticism in him – an underlying boredom with government – kept him from a full addiction to power, continual drinking became alcoholism.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Once pleasures of the will started to yield to pleasures of the flesh, women were the other obvious consolation. But they were no shield against his solitude; he was at ease only with men. In habits a soldier formed by a career in the barracks, he would have liked to move with grace in mixed society, that symbol of Western civility ever since Lettres Persanes, but was too crude for it. A marriage to the Western-educated daughter of a wealthy merchant lasted a couple of years. Thereafter, random connections and incidents followed, sometimes involving foreigners. A reputation for increasingly reckless behaviour developed. Adoptive daughters, guarded – a less up-to-date touch – by a black eunuch, multiplied. Towards the end, photographs of Kemal have something of the glazed look of a worn roué: a general incongruously reduced to a ravaged lounge lizard, terminal blankness nearby. Stricken with cirrhosis, he died in late 1938, at the age of 57.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">A ruler who took to drink in despair at the ultimate sterility of his rule: that, at any rate, is one conjecture to be heard among critical spirits in Turkey today. Another, not necessarily contradictory of it, would recall Hegel’s description of the autocrats of Rome:</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;"> In the person of the emperor isolated subjectivity has gained a perfectly unlimited realisation. Spirit has renounced its proper nature, inasmuch as limitation of being and of volition has been constituted an unlimited absolute existence . . . Individual subjectivity thus entirely emancipated from control, has no inward life, no prospective nor retrospective emotions, no repentance, nor hope, nor fear – not even thought; for all these involve fixed conditions and aims, while here every condition is purely contingent. The springs of action are no more than desire, lust, passion, fancy – in short, caprice absolutely unfettered. It finds so little limitation in the will of others, that the relation of will to will may be called that of absolute sovereignty to absolute slavery.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">The picture is highly coloured, and no modern ruler has ever quite fitted it, if only because ideology has typically become inseparable from tyranny, where on the whole legitimacy sufficed in classical times. But in its portrait of a kind of accidie of power, it hints at what might, on another reading, have been the inner dusk of Kemal’s dictatorship.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">His successor, whom he had wanted to discard at the end, was another figure altogether. Inönü had served under Kemal as a CUP officer in 1916, collaborated with Karakol in the War Ministry in 1919-20, and held a senior command in the independence struggle. He was dour, pious and conservative, in appearance and outlook not unlike a somewhat less plump Turkish version of Franco. With war in Europe on the horizon by 1938, his regime sought an understanding with Germany, but was rebuffed by Berlin, at that point angling for the favour of Arab states apprehensive of Turkish revanchism. To insure itself against Italian expansion, and the potential implications for Turkey of the Nazi-Soviet Pact, Ankara then signed a defence treaty with Britain and France in the Mediterranean, shortly after the outbreak of war. When Italy attacked France in 1940, however, Inönü’s government reneged on its obligations, and within a year had signed a non-aggression pact with Germany. Four days later, when Hitler invaded Russia, the Turkish leadership was ‘carried away with joy’.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Enver’s brother Nuri was dispatched posthaste to Berlin to discuss the prospect of arousing Turkic peoples in the USSR to rally to the Nazis, and a pair of Turkish generals, Emir Hüsnü Erkilet and Ali Fuad Erden, were soon touring the front lines of the Wehrmacht in Russia. After briefings from Von Rundstedt in the field, they were flown to Rastenberg to meet the Führer in person. ‘Hitler,’ General Erkilet reported, brimming with enthusiasm,</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;"> received us with an indescribable modesty and simplicity at his headquarters where he commands military operations and dispatches. It is a huge room. The long table in the middle and the walls were covered with maps that showed respective positions at the battle zones. Despite that, they did not hide or cover these maps, a clear sign of trust and respect towards us. I expressed my gratitude for the invitation. Then he half-turned towards the map. At the same time, he was looking into our eyes as if he was searching for something. His dark eyes and forelock were sweeter, livelier and more attractive than in photographs. His southern accent, his formal, perfect German, his distinctive, powerful voice, his sturdy look, are full of character.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Telling the Turks that they were the first foreigners, other than allies, to be ushered into the Wolfsschanze, and promising them the complete destruction of Russia, ‘the Führer also emphasised that “this war is a continuation of the old one, and those who suffered losses at the end of the last war, would receive compensation for them in this one.”’ Thanking him profusely for ‘these very important and valuable words’, Erkilet and Fuad hastened back to convey them to the ‘National Chief’, as Inönü liked to style himself.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Their mission was not taken lightly in Moscow. Within a week, Stalin issued a statement denouncing Erkilet’s exchange with Hitler, and soon afterwards embarked on a high-risk operation to try and cut off the prospect of joint compensation for 1918. Determined to stop the Turkish army linking arms with the Wehrmacht in the Caucasus, he sent the top NKVD operative Leonid Eitingon – responsible for the killing of Trotsky two years earlier – to Ankara to assassinate the German ambassador, Von Papen, in the hope of provoking Hitler into a punitive attack on Turkey. The attempt was bungled, and its origin quickly discovered. But Moscow had every reason for its misgivings. In August 1942, the Turkish premier Saraçoglu told Von Papen that as a Turk he ‘passionately desired the obliteration of Russia’. Indeed, it was his view that ‘the problem of Russia can only be solved by Germany on condition at least half the Russians living in Russia are annihilated.’ As late as the summer of 1943, another Turkish military mission was touring not only the Eastern Front but the west wall of Nazi defences in France, before flying once more to an audience in the Wolfsschanze. The war had revived Unionist ambitions: at one time or another, Turkey manoeuvred to regain Western Thrace, the Dodecanese, Syria, the region of Mosul, and protectoral rights over Albania.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Nor was alignment with the New Order confined to policy abroad. In June 1941, all non-Muslim males of draft age – Jewish, Greek or residual Armenian – were packed off to labour camps in the interior. In November 1942, as the battle for Stalingrad raged, a ‘wealth tax’ was inflicted on Jews and Christians, who had to pay up to ten times the rate for Muslims, amid a barrage of anti-semitic and anti-infidel attacks in the press – Turkish officials themselves becoming liable to investigation for Jewish origins. Those who could not or would not meet the demands of local boards were deported to punishment camps in the mountains. The effect was to destroy the larger part of non-Muslim businesses in Istanbul.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">The operation, unabashedly targeting ethno-religious minorities, was in the lineal tradition of Turkish integral nationalism, passed down from Unionism to Kemalism. ‘Only the Turkish nation is entitled to claim ethnic and national rights in this country. No other element has any such right,’ Inönü had declared a decade earlier. His minister of justice dotted the i’s and crossed the t’s: ‘The Turk must be the only lord, the only master of this country. Those who are not of pure Turkish stock can have only one right in this country, the right to be servants and slaves.’ New in the campaign of 1942-43 was only the extent of its anti-semitism, and the fact that the Inönü regime – hard pressed economically by the costs of a greatly increased military budget – levied any part of its exactions on Muslims at all. Jewish converts to Islam were not included among the faithful for these purposes. Such was the climate in which Hitler returned the compliment by sending Talat’s remains back to Turkey, in a ceremonial train bedecked with swastikas, to be buried with full honours in Istanbul, by the Martyrs’ Monument on Liberty Hill, where patriots can proceed to this day.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">However, once the tide started to turn in Russia, and Germany looked as if it might be defeated, Ankara readjusted its stance. While continuing to supply the Third Reich with the chromite on which the Nazi war machine depended, Turkey now also entertained overtures from Britain and America. But, resisting Anglo-American pressures to come down on the Allied side, Inönü made it clear that his lodestar remained anti-Communism. The USSR was the main enemy, and Turkey expressly opposed any British or American strategy that risked altering Germany&#8217;s position as a bastion against it, hoping London and Washington would make a separate peace with Berlin, for future joint action against Moscow. Dismayed at the prospect of unconditional surrender, Inönü issued a token declaration of war on Germany only after the Allies made it a condition of his getting a seat at the United Nations, a week before the deadline they had set for doing so expired, in late February 1945. No Turkish shot was fired in the fight against Fascism.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Peace left the regime in a precarious position. Internally, it was now thoroughly detested by the majority of the population, which had suffered from a steep fall in living standards as prices soared, taxes increased and forced labour was extorted in the service of its military build-up. Inflation had affected all classes, sparing not even bureaucrats, and the wealth tax had made even the well-off jumpy. Externally, the regime had been compromised by its affair with Nazism – which post-war Soviet diplomacy was quick to point out – and its refusal to contribute to Allied victory even after it had become certain.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">Aware of his unpopularity, in early 1945 Inönü attempted to redress it with a belated redistribution of land, only to provoke a revolt in the ranks of the ruling party, without gaining credibility in the countryside. Something more was needed. Six months later, he announced that there would be free elections. Turkey, for twenty years a dictatorship, would now become a democracy. Inönü’s move was designed to kill two birds with one stone. Abroad, it would restore his regime to legitimacy, as a respectable partner of the West, taking its place in the comity of free nations led by the United States, and entitled to the benefits of that status. At home, it could neutralise discontent by offering an outlet for opposition without jeopardising the stability of his rule. He had no intention of permitting a true contest.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">In 1946, a flagrantly crooked election returned the ruling Republican People&#8217;s Party with a huge majority over a Democratic Party led by the defectors who had broken with it over the agrarian bill. The fraud was so scandalous that, domestically, rather than repairing the reputation of the regime, it damaged it yet further. Internationally, however, it did the trick. Turkey was duly proclaimed a pillar of the West, the Truman Doctrine picking it out for economic and military assistance to withstand the Soviet threat, and Marshall Aid began to pour in. Economic recovery was rapid, Turkey posting high rates of growth over the next four years.</span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;">These laurels, however, did not appease the Turkish masses. Inönü, after first appointing the leading pro-Fascist politician in his party – responsible for the worst repression under Kemal – as premier, then attempted to steal the more liberal clothes of the Democrats, with concessions to the market and to religion. It was of no avail. When elections were held in 1950, it was impossible to rig them as before, and by now – so Inönü imagined – unnecessary: the combination of his own prestige and relief from wartime rigours would carry the day for the RPP anyway. He was stunned when voters rejected his regime by a wide margin, putting the Democrats into power with a parliamentary majority, honestly gained, as large as the dishonest one he had engineered for himself four years earlier. The dictatorship Kemal had installed was over</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;"><a href="http://www.lrb.co.uk/">http://www.lrb.co.uk/</a> </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span class="darklink"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;"><a title="contents of LRB Vol. 30 No. 17" href="http://anonymouse.org/cgi-bin/anon-www.cgi/http://www.lrb.co.uk/v30/n17/contents.html">Vol. 30 No. 17 · 11 September 2008</a> </span> </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:12pt;font-family:'Times New Roman';color:#000000;"> </span></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/kendihalinde.wordpress.com/285/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/kendihalinde.wordpress.com/285/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/285/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/285/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/285/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/285/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/285/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/285/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/285/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/285/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/285/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/285/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&blog=325222&post=285&subd=kendihalinde&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/09/08/kemalism-after-the-ottomans/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/09/afis1.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">afis1</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Sabetaycıların Türkiye Projesi</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/08/20/sabetaycilarin-turkiye-projesi/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/08/20/sabetaycilarin-turkiye-projesi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Aug 2008 15:19:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efendi 2]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>
		<category><![CDATA[Sabatay]]></category>
		<category><![CDATA[Sabetay]]></category>
		<category><![CDATA[Soner Yalçın]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudilik]]></category>
		<category><![CDATA[Yalçın Küçük]]></category>
		<category><![CDATA[ilhan selçuk]]></category>
		<category><![CDATA[oray eğin]]></category>
		<category><![CDATA[sabetaist]]></category>
		<category><![CDATA[sabetaycı]]></category>
		<category><![CDATA[sabetaycılar]]></category>
		<category><![CDATA[sabetayist]]></category>
		<category><![CDATA[sabetayizm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=269</guid>
		<description><![CDATA[
Yeni Sabetayizm projesi tutarsa, Sabetaycılar isimleri hiç anılmadan rahatlıkla her türlü işi yapacak. Sabetaycı olarak ortada dolaşanlarla hiçbir alakaları olmayacak. Toplumla aralarına tam bir tampon kitle yerleştirmiş olacaklar.
Sabetaycılar, haklarında oluşan tüm olumsuzlukları üstlenmeye hevesli kitleler bulma arayışına geçti. Eğer kadro ve sayısal yeterlik açısından inandırıcı olabilecek, kendilerine biçilen rolü de şahane bir ihsan kabul ederek [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&blog=325222&post=269&subd=kendihalinde&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p style="text-align:justify;"><span style="color:black;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;"><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/sabetay-mask.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-270" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/sabetay-mask.jpg?w=300&#038;h=219" alt="" width="300" height="219" /></a></span></span></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:black;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Yeni Sabetayizm projesi tutarsa, Sabetaycılar isimleri hiç anılmadan rahatlıkla her türlü işi yapacak. Sabetaycı olarak ortada dolaşanlarla hiçbir alakaları olmayacak. Toplumla aralarına tam bir tampon kitle yerleştirmiş olacaklar.</span></span></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:black;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Sabetaycılar, haklarında oluşan tüm olumsuzlukları üstlenmeye hevesli kitleler bulma arayışına geçti. Eğer kadro ve sayısal yeterlik açısından inandırıcı olabilecek, kendilerine biçilen rolü de şahane bir ihsan kabul ederek pazarlığa takla atarak koşacak böyle kitle bulurlarsa derine dalış gerçekleşecek.</span></span></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:black;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Pazarlığa razı olan kitle, Sabetaycı geçmişin deşifre olmuş hadiselerini üstlenme karşılığında isim hakkını almış olacak. Tabelayı duvarına asacak. Kendisine sağlanan avantajların karşılığı olarak da Sabetaycıların yapacağı bundan sonraki faaliyetlerde taşeron olarak çalışıp, muhtemel olumsuzlukları üstlenerek ‘Efendi’lerine tam kamufle imkânı sağlayacak&#8230;</span></span></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:black;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Eğer bu proje tutarsa, Sabetaycılar isimleri hiç anılmadan rahatlıkla her türlü işi yapacak. Sabetaycı olarak ortada dolaşanlarla hiçbir alakaları olmayacak. Toplumla aralarına tam bir tampon kitle yerleştirmiş olacaklar.</span></span></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:black;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">“Bu da neren çıktı şimdi?” diyenler, son günlerde İlhan Selçuk’un telefon konuşmalarında geçen ‘Akıllı çocuk’ Oray Eğin’in yazılarına bakabilir. Selçuk, telefonda Eğin ile ilgili çok özel bilgiler de veriyor ama orası bizi ilgilendirmiyor.<span id="more-269"></span></span></span></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:black;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Oray, bundan bir süre önce Soner Yalçın’ın ‘Efendi’ kitabına dikkatleri çekmiş, orada Sabetaycıların dindar insanlara muhteşem bir jest yaparak el uzattığını ama dindarların bunu anlamadığını yazmıştı.</span></span></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:black;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Soner’in kitabının neresinde jest vardı diye düşünüp dururdum bunca zamandır. İlhan Selçuk’un zeki çocuğu Oray ‘Yeni Sabetayizm: Fethullahçılık’ yazısını yazınca jestten ne kastettiğini de anlamış olduk. Soner, kitabında cemaat ve tarikatların önde gelen ve sevilen şahsiyetlerinin cümlesini Sabetaycı göstererek tam bir karıştırma yapmıştı.</span></span></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:black;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">İşte o zaman tarikat ve cemaat mensupları ya da temayüz ettiği halde her hangi bir cemaat yahut tarikata mensup olmayan kişiler kendilerine ‘lutfedilen’ Sabetaycılık payesini adeta bir şeref madalyası gibi kabul etmeliymiş!.. Ama anlamamışlar. Onların anlayışsızlığını gören zeki çocuk Oray, -hangi saikler etkili olduysa- ‘İstemeseniz de bu külah başınıza geçirilecek.’ edalarıyla başlamış üfürmeye: ‘Yeni Sabetayizm: Fethullahçılık’</span></span></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:black;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Selçuk’un zeki çocuğu, zekânın bütün inceliklerini sergileyerek başlamış işine (!): Önce Yalçın Küçük ağabeyine methiyeler dizmiş. Onun 1967 Arap-İsrail savaşı sonrası Sabetaycılığı tezine balıklama atlamış. Sonra Sabetaycıların güzelliğinden hoşluğundan dem vurmuş. Sonra bir icatta bulunmuş. ‘Kötü olan Sabetaycılık değil, Sabetaycı lobicilik’ demiş ve başlamış yakınmaya. İşte bu lobicilik sayesinde kabiliyetlerin önü tıkanıyormuş. Hiçbir yeteneği olmayan kişiler büyük işler alıyor, gazetelere yayın yönetmeni oluyormuş. Dindar kişilerden ismi bilinmeyenler on yıl içinde büyük sermayelere sahip oluyormuş&#8230;</span></span></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:black;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Bunca işi yapanların hepsi yeteneksiz!&#8230;</span></span></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:black;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Yetenek nerede bulunur derseniz Soner, Yalçın Küçük ve Oray gibilerinin asil kanında denilecektir. Peki bunlar ‘yetenekli kanı’ nereden almışlar? Atalarından mı yoksa ismi bilinmeyen kan merkezlerinden mi?</span></span></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="color:black;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Hamdi Yılmazer &#8211; Aksiyon</span></span></span></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/kendihalinde.wordpress.com/269/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/kendihalinde.wordpress.com/269/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/269/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/269/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/269/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/269/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/269/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/269/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/269/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/269/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/269/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/269/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&blog=325222&post=269&subd=kendihalinde&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/08/20/sabetaycilarin-turkiye-projesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/sabetay-mask.jpg?w=300" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Soner Yalçın Hikayemiz ile İlhan Selçuk&#8217;un Soykütüğü Ve MERNIS&#8217;in Kritik Formülasyon Açığı</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/08/09/soner-yalcin-hikayemiz-ile-ilhan-selcukun-soykutugu-ve-mernisin-kritik-formulasyon-acigi/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/08/09/soner-yalcin-hikayemiz-ile-ilhan-selcukun-soykutugu-ve-mernisin-kritik-formulasyon-acigi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 Aug 2008 00:07:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Efendi 2]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>
		<category><![CDATA[Sabatay]]></category>
		<category><![CDATA[Sabetay]]></category>
		<category><![CDATA[Soner Yalçın]]></category>
		<category><![CDATA[ilhan selçuk]]></category>
		<category><![CDATA[Mernis]]></category>
		<category><![CDATA[sabetayist]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=260</guid>
		<description><![CDATA[
Kimlik Bilgileriniz Güvende Mi Acaba ?
 
Ara sıra kontrol ettiğim, acaba bugün yine yeni ne yumurtlamışlar diye baktığım odatv.com’a göz attığımda, sehven Kanadalı Hahambaşı ile ilgili yaptıkları haber ilgimi çekti… Şöyle yalandan bir okuyum dedim. Netekim okudum da…Hay okumaz olaydım düştü mü içime bir kurt…Bak şu köftehorlara dedim fessuuupanallaaaah çeke çeke. Dolamışlar dillerine Hahambaşı’nı yer misin [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&blog=325222&post=260&subd=kendihalinde&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/matrixcode.gif"><img class="aligncenter size-medium wp-image-261" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/matrixcode.gif?w=300&#038;h=227" alt="" width="300" height="227" /></a></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Kimlik Bilgileriniz Güvende Mi Acaba ?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Ara sıra kontrol ettiğim, acaba bugün yine yeni ne yumurtlamışlar diye baktığım odatv.com’a göz attığımda, sehven Kanadalı Hahambaşı ile ilgili yaptıkları haber ilgimi çekti… Şöyle yalandan bir okuyum dedim. Netekim okudum da…Hay okumaz olaydım düştü mü içime bir kurt…Bak şu köftehorlara dedim fessuuupanallaaaah çeke çeke. Dolamışlar dillerine Hahambaşı’nı yer misin yemez misin dercesine giydiriyorlar. Yok efendim elemanın TC Kimlik No’su şuymuşta, Key ödemelerinden alacağına bakmışlarda, felanca miktar devletten alacağı varmışta, bir koşu fırlayıp havrasından Koşer Koşer (koşa koşa’nın koşercesi), kippa’sını havalimanlarında düşürmeden geliveripte paracıklarına kavuşacayazsın talimatnameli… Felanda feşmekan babında bir dolu lagalugayı okurkene…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Ulan dedim tamam iddianame de sanıkların tanıkların kimlik bilgileri faş edildi…E malum Resmi Gazete marifeti ile de yaklaşık 10 milyon insanın sigorta numaraları ile kimlik numaraları internet ortamına pidiyef pidiyef (çarşaf çarşaf’ın internetcesi) serildi…Görünürde soy sop araştırmacı gastacısı kılıklı Sonerim Yalçın’ım Şili tatilini müteakip, kurtlar vadisiyle birlikte pik yapan reytinglerini paranın rengiyle karıştırıp… Sonrasında “odalarda ışıksızım yalnızım” ve “çiçekten böcekten al haberi” dizilerinin diplerde sürünmesiyle nal toplayıp, kendilerini maddi zarara uğratıp, üçün tekini ellerinde görünce… Cüney-team Embedded Forcegil’den<span>  </span>ile de yolları ayırdı ya…Yeniden araştırmacı araklayıcılık özelliklerini devreye sokup “zulaya dağ mı dayanır” ilkesinden yola çıkaraktan splash’a splash’a, flash fırıldaklıklar<span>  </span>üretme peşinde…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Okuyucu! Okuyucu!.. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Biz böyle dediysek de siz yanlış anlamayın hemen canım…Kendinize gelin yahu…Yakışır bu tip şeyler Konseptim Danışmanıma…<span id="more-260"></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Çünküm bu işin kitabını, kitaplarını yazmış olur kendileri…Hatırlayamadığım bir vakitte de Bilderburger Fehmi Amca’ya “ne işim olur benim Mernis’le” babından cevap döşenmelerini anımsayıverdim…Efendim işin özü sevgili sonerim tonerim “S. Zaim” hakkında bir yazı yazmış, rahmetlinin bolca günahına girmişti… Bunun akabinde, iki bilderburger alana yanında cola ve patates Fehmi amcam ise<span>  </span>mealen, “Uleyn dallama, Mernisten bunları bulup bulup yazıyon sonrada gastacıyım diye şişiniyon”yazıvermişti. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Ama Soner bu… </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Altta kalır mı hiç…Zehir zemberek kalemine sarılmış: “Bak tosuncuk, Mernis seninkilerin elinde… Ben yazdığım herbişeyciği okudumda yazdım…Ahanda, işte okuduğum kitapların listesi” deyivermişti… Gerçi demişti demesine, ama şahsım adına onun bu demeleri benim çay demlemelerime neden olup biber gazı yan etkisi ile gözlerimde yaş, katula katula güldürmüştü… Ulen hırbo biz senin 1000 sayfa sabetay meselesinde kitap yazdım da dediğin kitapların kaynaklarını da bizzat biliriz diyecek biri de olmadığından Fehmi tonton… Zannımca konu sükute ermişti….</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Gel zaman git zaman bu mevzuular unutulmaya yüz tutarken zihnimde… Kanadalı zat-ı muhteremin kimlik numarası, Key alacağı, Sonerimin Mernis babalanmaları ile aklımda dönüp duran tilkiler üç beş sekiz oynayıp birbirlerini piştilemeye başlamışlardı bile…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Key alacakları… listeler… pdf dosyalar… iddianameden nağmeli kimlik bilgileri… soy sop araştırma çalışmaları… Ergenekonun sabetay planlarının gazetelerde haber görünümünde ortaya çıkması falan derken…. Işık yandı… </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Yok yok… Bu ışık ile sabetayistlerin ışığı arasında bir bağ yok… Bu benim beyin kıvrımlarımı aydınlatan acil aydınlatma lambasının ışığı…. Karanlıkta kalma, bir ışıkta sen yak-söndür bidakka türünden<span>  </span>bişiycikte değil… Zaman zaman yanar… Çoğunlukla çalışmaz ama bazen işe yaradığı da olur…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Işık yanmıştı artık, merakta cabası elbette…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Koştum internetin başına harala gürele. Google kazan ben kepçe, aradım taradım key listelerinin pidiefli pidiefli olanlarını… Buldum rapidshare denen paylaşım alanında ücra bir köşede adı “S” ile başlayanların listesini… İnsanın başına gelenler ya meraktan ya da taraktan (okuyucu efendi ol niyeti bozma… tarak yazdık.. bildiğin saç tarağı) gelir derler denir ya… Atın ölümü arpadan olsun misali download ediverdim “S” ile başlayan sıcak, sıcacık misler gibi kokan pideyefleri…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Öyle ya… Bu Soner’de Key kesintileri yapıldığı yıllarda çalışıyor olmalıydı… E o zaman onunda bir alacağı olmalıydı…. E o zaman onun da adı bu listelerde geçmeliydi heyecanı içinde sekiz on tane Soner Yalçın rastgeldi indirdiğim pdf dosyasında…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Amaç belli idi…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><em><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Soy sopa sözde kafayı takmış olan ama kendisiyle nadiren röportaj yapılabilen<span>  </span>ve röportajlarda da <span style="color:#ff0000;">zırnık kendinden bahsetmeyen</span>…Onun hakkında benim gibi sıradan kendihalinde vatandaşların kısıtlı bilgiye sahip olduğu… Sadece internet forumlarında göze çarpan: “Çorumlu olması, bir dönem Çorumda da gazetecilik yapması, gençlik yıllarında aynı şehirde amatör bir futbol takımında oynaması ve tabii oğlunun isminin Aren olması” türünden doğruluğu tartışılır bilgiler haricinde bir done olmaması sebebiyle…</span></span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">“S” ile başlayan listelerden sonerim tonerim hakkında bilgi sahibi olabilmekti…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Bu gazla ne kadar sonerim tonerim varsa bu listelerde bir çırpıda kontrol edildi elbette…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Bir tanesi hariç hepsi karavana çıktı… Sadece bir tanesi ışıl ışıl parlıyordu… Çünkü listedeki SY’nin doğum tarihi 1966 idi…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Bu tarih pek çok yerde bizim Soner’in doğum yılı olarak belirtiliyordu… Bir kaynakta ise 1965’ti…Ve bingo demek için henüz erkendi…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Işıl ışıl parlayan numaranın yanında duran sigorta numarasıyla işe başlamak lazımdı…O sigorta numarasından kişinin çalıştığı yerlerinde belli olması sebebiyle seseka’nın sitede ilgili yere Key’de yazan numara girildi…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Ama o da ne…Numaranızla ilgili bir eşleşme yoktur türünden bir uyarı çıkmaz mı…Bi deneme, bi deneme daha&#8230; Hep aynı…Ula bak sen dedim…Daha iki gün önce Tuncay Güney’in devletten para alma geyiği çıktığında da ortalıkta dolaşan söylenti: “İstihbarat adına çalışanların bilgileri görünmez, onlara kurye ile alacakları ulaştırılır” değil miydi…Doğu Perinçek’in Aydınlık Dergisi de eski kankaları hakkında o kitapları istihbarat yazdırdı diye iddia etmemiş miydi hani… Gerçi sonrasında bakanlık açıklama yapıp Tuncay Güney’in yetim aylığı aldığını söylese de şüphe düşmüştü bir kere…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1966 doğumlu, isim tutuyor, tc kimlik no’su da var… Ama sigorta numarası olmasına rağmen sigorta kaydı yok… İlginç bir durumdu…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Baltayı taşa vurmuştuk… Merniste tanıdığımız falanda olmadığından açıp soracak kimimiz kimsemizde yoktu… Çorum nüfus idaresini mi aramalıydı yoksa…Arasak ne diyecektik ki…Şirinlik yapıp genç kız taklidi yaparak “ama ama lutfennn memur bey, Soner Yalçın’a hayranım aşığım, onun için ölüyom bitiyom, bukle bukle saçlarının arasında dolaşıp, kirli pis sakalının arasından Kene sökmek hayallerimi süslüyor…Lutfennn bana biraz bilgi” desem devletin memuru yer miydi bu durumu…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">“N’ayır Nalan sesin çok iç gıcıklayıcı fakat veremem” derse, “hassittir len” de denmezdi ki onca şaklabanlıktan sonra kırılan gururumuzla birlikte…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Başka bir yol olmalıydı…Sherlock Holmes gibi düşünmeliydi… Deveye neden boynun eğri dendiğinde devenin cevabı yol göstermeliydi…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Kıçımı kıpırdatmadan, sadece kimlik numarası belli olan bu kişinin gerçek SY olup olmadığını öğrenebilmenin bir metodu olmalıydı… Bu Mernis’in bir algoritması olmalıydı ve ben onu bulmalıydım…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Bundan birkaç sene öncesinde takıldığım forumların yada mail grupların birinde benzer bir yazı görmüştüm… İlk önce o yazıyı aradım ama nafile çabalıyordum… Bulamamıştım… Saksıyı çalıştırmak gerekiyordu…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Amaca giden en kısa yol en kestirme olanıydı… Elimde belki SY’nin nüfus bilgileri yoktu ama kendimin ki kabak gibi duruyordu…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Gayretlerim sonuç vermişti… Evet matematiksel bir algoritma vardı… İşin sırrı bunun nasıl kullanılacağını çözüp, rakamları formülüze ederek kendi TC numaramdan yukarıya aşağıya doğru gidildiğinde aile kütüğünü çıkartabilmekti… Sonuçta başarmıştım (Okuyucu!! heyecanlı de mi… sabret sana da anlatıcam).</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Ama başarmak için epeyce google ile haşır neşir olmam gerekmişti… </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="color:#ff0000;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">İşin sırrı da Atatürk’te idi…</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Gaziantep nüfusuna kayıtlı Yüce Önder Atatürk’ün çok özel bir kimlik numarası vardı… Mernis projesi hayata geçirilirken O’nun için bir numara hazırlanmıştı… O bir numaraydı ve bir numara olarakta kayıtlara geçmeliydi… Nitekim öyle de yapılmıştı…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Atatürk’ün kimlik numarası <strong><span style="color:#ff0000;">10000000146 olan </span></strong>11 rakamlı bu sayıydı… İyi de bu nasıl bir numaraydı ki… Sonunda 146 yazıyordu… Gerçek birkaç adım sonra proje hayata geçirilirken anlatılanlardan anlaşılmıştı… Atatürk’ün numarası gerçekte <strong><span style="color:#ff0000;">100 000 001 </span></strong>idi. Yazıyla yazmak gerekirse yüzmilyonbirinci ilk kayıt O’na aitti… Sonda ki <strong>46</strong> rakamı ise emniyet amaçlı atanan bir numaraydı… (Nasıl bir emniyetse artık).</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">İşin özü proje hazırlanırken kayıtları girilen ölü yada diri vatandaşların sayısı yaklaşık 125 milyon kişiydi ve sistem yüzmilyonbir’den başlayıp dokuzyüzdoksandokuzmilyondokuzyüzdoksandokuzbindokuzyüzdoksandokuz kişi ile sınırlıydı.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Peki ya sondaki 2 rakam… Nasıl bir emniyetti ve nasıl kullanılıyordu… Hemen elimdeki Key listelerinden son 2 rakamları kontrol ettim… Numaralar hep çift idi… Hiç tek rakam yoktu… 00’dan başlayarak ikişer ikişer atlamalı 02-04-06-….-96-98’e kadar olan numaralar kullanılmıştı…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Böylece de işin en zor kısmını halletmiş oluyorduk… Son iki hane çift rakamlardan oluşuyordu… Peki ya gerisi nasıldı…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Burada bir es verip soluklanalım ve yine Key listesinde ışıl ışıl parlayan SY’ye dönelim…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Kendimize göre oluşturduğumuz algoritma ile listede ismi geçen SY’nin soy kütüğü çıkarılmıştı… Yaklaşık olarak 25 kişi kayıtlı idi… Fakat entersan bir şey vardı ve bunu o anda fark etmiştim…<span>  </span>Bulduğum Sistem Mernisten öncesi için geçerli idi… Nüfus kütüklerinde soy babadan devam ettiği için evlenip yuvadan uçan kız çocuklar kayıtta gözükmüyordu… Aileye gelen gelinler ise haliyle listede idi… Fakat algoritmam mernisten sonra girilen kayıtlar için işlemiyordu… Ailede yeni doğan çocuklar bambaşka numaralar alıyorlardı ve bir düzen yoktu yada aileye yeni gelen gelinler kendi kimlik numaralarını almış olduklarından en azından halka açık olduğu haliyle internet ortamında görünmüyorlardı… Bu bir handikaptı… Çünkü 99-2000-2001 yıllarından sonrası için algoritmam çuvallamıştı… Bana lazım olan bilgide bu yıllardan sonrası için geçerliydi… </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Aren isimli bir çocuk bulmam gerekiyordu ama bulamamıştım… Evet internette “Aren Soner Yalçın” isminde bir çocuğun kinder çikolatadan promosyon kazandığını görmüştüm ve acaba bu bizim Soner’in oğlu mu diye düşünmüştüm fakat aynı isme çalışmalarımda rastlayamamıştım…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Eh… Sonuçta bir hayal kırıklığı olmadı değil… Olmuştu fakat bambaşka düşünceler içine de girmiştim… Soner Yalçın’ın çokta ilgi çekecek bir soyağacı olmadığını düşünmeye başlamıştım ki… Aklıma başka bir isim üzerinde bu yeni oyuncağı denemek geldi…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Yaşar Kemal’in Yunus Nadi’ye tavsiyesiyle Cumhuriyet gazetesine alınan, Amerika seyahati sonrası Güzel Amerikalı adıyla yazdığı kitapta Amerikalılara övgüler düzdüğü söylenen, 9 Mart’ın aktörleri arasında yer alan, Ziverbey’de “işkence görüyorum” mesajlarını mektuplarına şifreleyerek yazan, Chronicle dergisinde ölen eşi Handan Hanımın ailesinin Yahudi olduğu yazılan, Bektaşi fıkralarını günlük yazılarında bolca kullanan, kendisi hakkında Girit göçmeni sabetayisttir denilen, hatta babasının kendisinin ve aileden birkaç kişinin daha kimlik numaralarının internette faş edildiği, Tehlikenin farkında olabilmemiz için ve buna karşı bizleri teyakkuza geçirmeye çalışan, Eski bir cumhurbaşkanımız ile pek yakın dost olan, bir başsavcımız için davayı açmazsa görür gününü diyebilen, sabaha karşı evinden alınıp sonrasında basında ve medyada onun için küçük kıyametlerin kopartıldığı, bir çok yazarın güne ilk olarak onun gazete yazıları ile başladığı ve pusulalarını ona göre ayarladığı ve tabi ki Hasan Cemal’in ve pek çok tanınmış gazetecinin, İlhan Abisi… </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">İlhan Selçuk’un soykütüğü ilgimi çekmişti bir anda…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Oyuncağıyla yeni tanışan çocuk kıvamında bulduğum algoritma ile zorlu bir deneyimden sonra İlhan Abi’nin Merniste kayıtlı aile dökümünü sırasıyla deneme yanılma metoduyla teker teker bulmuştum…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Sanırım bu anlatılanlara inanmanız için isim isim yazmak gerekiyor. O zaman başlayalım ve başkaları gibi kimlik numarası yazmadan bu işi tercih edelim ve listeyi sunalım… Selçuk ailesinin 1 numarası 1859 doğumlu Musa Kazım… Merniste ki halka açık kayıtta sadece adı var… İlginç olan bir durumda İlhan Selçuk’un rahmetli eşi Handan hanımdan 7 yaş küçük görünmesi kayıtlarda (Demek ki aşkın yaşı o devirlerde de olmuyormuş).</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1859 Musa Kazım ( Muhtemelen Dede )</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1892 Mehmet Kasım Selçuk ( İlhan abi’nin babası)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1893 Ahmet Azmi Selçuk</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1873 Habibe Selçuk</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1914 Mehmet Celalettin Selçuk</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1915 Fatma Zehra ( Soyisim yok)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1923 İsmet Selçuk</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1895 Emine Selçuk</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1900 Hikmet Selçuk ( İlhan abi’nin annesi )</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1920 Orhan Selçuk</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1922 Turhan Selçuk ( İlhan abi’nin kardeşi )</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1914 Celal Selçuk</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1919 Mustafa Kemal Selçuk</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1922 Ali İsmet Selçuk</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1928 Huriye Süzan Selçuk</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1930 Musa Kazim Selçuk</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1925 İlhan Selçuk ( İlhan Abi’nin kendisi )</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1904 Ummahan Selçuk</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1927 Meryem Selçuk</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1949 Azmi Selçuk</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1952 Melehat Selçuk</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1958 Emir Selçuk</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1958 Servet Selçuk</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1918 Handan Selçuk ( İlhan Abi’nin Eşi )</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1942 Işık Yenersu ( Handan hanım’ın kızkardeşinin çocuğu)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1958 Hikmet Aslı Selçuk ( Turhan Abi’nin Füruzan Yerdelen ile olan evliliğinden kızı)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1961 Hülya İmat</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1963 Sevnur Selçuk</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1992 Ezgi Selçuk</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">1950 Ruhan Selçuk </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Kayıtlar burada son buluyor… Elbete listede eksik kısımlar var… Bunlar zannımca aileden uçup giden kız çocukları olsa gerek ki bunlardan biri de İlhan Selçuk’un Kızkardeşi Ülfet Nuran Ertel…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Aslında listenin devamında başka bir aileye geçiyor ve onlardan devam ediyor…Aynı listenin başında başka bir aileden sonra Selçuk ailesinin gelmesi gibi…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Yukarda bir es verip soluklanalım demiştik ve size algoritmanın yada başka bir deyişle kendihalinde.wordpress.com’un formülasyonu’nu vereceğimizi söylemiştik… O zaman şimdi sözümüzü tutalım ve anlatmaya başlayalım… Ama anlatmadan önce çok önemli bir noktaya da değinmeden geçmeyelim…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Çünkü bu milletçe hepimizi yakından ilgilendiren bir Mernis açığıdır… Kim ister kimlik bilgilerinin ortaya dökülmesini ve istenmeyen kişilerin elinde dolaşmasını… Hele hele benim gibi biraz meraklı bir vatandaşın bile bulabildiği bu formülü acaba benden daha önceleri kimler fark etti…Ve kimler hangi amaçları doğrultusunda kullandı… Yani kimsenin kimseye sen Mernisten bilgi alıyorsun demesine de , kimsenin hayır ben mernisten bilgi almam komikliğine girmesine de gerek yok…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">İşte mal meydanda…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Ortada bir açık var, belki zahmetli bir yol ama sonuç itibari ile çözüm bulunması gereken bir açık… 10 milyon vatandaşımızın Key Ödemeleri ile açıklanan kimlik numaraları ile hatta o numaralar açıklanmadan dahi rahatça bulunabilecek bir sistem açığı…Ve halka açık, ve internette, ve dünyaya açık…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="color:#ff0000;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Belki de “Mozambik İstihbarat Örgütü” çoktandır aşağıda anlatacağım yöntemle 125 milyon vatandaşımızın kayıtlarını elinde tutuyor… Ya da BND yada MI5 yada Mossad yada FSB ya da CIA yada Sanal Korsanlar, hackerler, lamerler, kredi kartı hırsızları vesaire vesaire….</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="color:#ff0000;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="color:#ff0000;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Olamaz mı?</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="color:#ff0000;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Düşünülmesi ve tedbir alınması gereken bir konu bu…</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Belki bana kızanlarda olucak aranızdan yöntemi yazdığım için… Ama devekuşu misali kafayı kuma gömmeninde bir mantığı yoktur… Bilinsin ki tedbir alınsın… Hepimiz adına ve ivedilikle…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Buyurun formülasyona… Basittir ama biraz sabır gerektiriyor… Eğer bir sistem programcısı yada yazılım uzmanı değilseniz… Ben değilim… Bu yüzden anam babam metodlarla buldum bulacaklarımı… Deneme yanılma ile…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Ne demiştik en başında… Kimlik numaralarımız 11 hane demiştik… Son 2 hane emniyet amaçlı demiştik… Sistem çift rakamlardan son iki haneyi oluşturuyor demiştik…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Geçelim ve numaramızı yazalım… Bu numara rastgele bir numara olup özellikle son 2 hanede tek sayı kullanılmıştır…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">52549678811 ( örnek numara )</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">525496788-<span style="color:#ff0000;">11 <span> </span>( kırmızı ile yazılı hanenin özelliğini anlatmıştık)</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="color:#ff0000;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">525 <span style="color:#0000ff;">556</span> <span style="color:#008000;">786</span> -xx</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">525 <span style="color:#0000ff;">526</span> <span style="color:#008000;">787-</span> xx</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">525 <span style="color:#0000ff;">496</span> <span style="color:#008000;">788</span> -11 ( örnek numara )</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">525 <span style="color:#0000ff;">466</span> <span style="color:#008000;">789</span> -xx</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">525 <span style="color:#0000ff;">436</span> <span style="color:#008000;">790</span> -xx</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">525 <span style="color:#0000ff;">416</span> <span style="color:#008000;">791</span> -xx</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Örnek Numaramızı baz alıyoruz ve o numaradan aşağıya ve yukarıya doğru matematiksel artışlar ve azalışlara dikkat ediyoruz…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Yeşil ile yazdığımız rakamlar 788+1 ve 788-1 olarak kayıtta ileri ve geri gidiyor…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Mavi ile yazılı rakamlar ise dikkat edildiği üzere yeşil rakamların tam tersi bir orantı ile hareket ediyor…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Yani örnek numaramızı baz alırsak 788+1= 789 olurken</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">496-30= 466 oluyor</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Tam tersi durumda yine örnek numaramızı baz alırsak 788-1 olurken</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">496+30= 526 oluyor </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Yeşiller bir artarken maviler 30 eksiliyor…azalırkende 30 artıyor…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Ha son bir şey daha….</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="color:#0000ff;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="color:#ff0000;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Son iki hane emniyet numarası demiştik… İşin püf noktasıda bu zaten…</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="color:#ff0000;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Deneme yanılma metodunu burada kullanıyoruz ve </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="color:#ff0000;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">00’dan başlayıp 02-04-06-08-…-96-98’e kadar deniyoruz…</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="color:#ff0000;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="color:#ff0000;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Yani örnek numarayı ele alırsak… Bu sizin numaranız olsun</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="color:#ff0000;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">525 <span style="color:#0000ff;">496</span> <span style="color:#008000;">788</span> -11<span>  </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Azaltma ve eksiltememizi yapıyoruz <span> </span>ve son iki hanede 00’dan başlayıp 98’e kadar deniyoruz…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;"><span> </span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="color:#ff0000;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Artık alırsınız elinize kendi kimlik numaranızı, geçersiniz bilgisayarın karşısına ve can sıkıntınızı giderirsiniz…</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="color:#ff0000;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="color:#ff0000;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">İyi eğlenceler….</span></span></span></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/kendihalinde.wordpress.com/260/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/kendihalinde.wordpress.com/260/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/260/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/260/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/260/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/260/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/260/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/260/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/260/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/260/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/260/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/260/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&blog=325222&post=260&subd=kendihalinde&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/08/09/soner-yalcin-hikayemiz-ile-ilhan-selcukun-soykutugu-ve-mernisin-kritik-formulasyon-acigi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/matrixcode.gif?w=300" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>2010 İstanbul Logosu: Üç Kapı mı, Üçleme mi, Menorah&#8217;ın Kolları mı?</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/08/03/2010-istanbul-logosu-uc-kapi-mi-ucleme-mi-menorahin-kollari-mi/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/08/03/2010-istanbul-logosu-uc-kapi-mi-ucleme-mi-menorahin-kollari-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 03 Aug 2008 22:49:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>
		<category><![CDATA[2010 istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa kültür başkenti]]></category>
		<category><![CDATA[üçleme]]></category>
		<category><![CDATA[oktan keleş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=235</guid>
		<description><![CDATA[
2000 yılında sivil toplum kuruluşlarının öncülüğünde başlayan daha sonra devlet kurumlarının da iştirak edip benimsediği ve 2005 yılında kesinleşerek, 2010 yılında 3 avrupa şehri ile birlikte İstanbul’un “2010 Avrupa Kültür Başkenti” olacağından haberimiz vardı. Fakat ülkemizin yoğun ve karmaşık gündeminden dolayı Fener ve Balat semtlerinde Avrupa Birliği katkıları ile tamamlanan rehabilitasyon çalışmalarının ilgimizi çekmediği gibi [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&blog=325222&post=235&subd=kendihalinde&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/istanbul2010aaa.jpg"></a><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/istanbul2010.jpg"><img class="aligncenter size-thumbnail wp-image-236" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/istanbul2010.jpg?w=119&#038;h=96" alt="" width="119" height="96" /></a></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">2000 yılında sivil toplum kuruluşlarının öncülüğünde başlayan daha sonra devlet kurumlarının da iştirak edip benimsediği ve 2005 yılında kesinleşerek, 2010 yılında 3 avrupa şehri ile birlikte İstanbul’un “2010 Avrupa Kültür Başkenti” olacağından haberimiz vardı. Fakat ülkemizin yoğun ve karmaşık gündeminden dolayı Fener ve Balat semtlerinde Avrupa Birliği katkıları ile tamamlanan rehabilitasyon çalışmalarının ilgimizi çekmediği gibi bu haberde ilgimizi hiç çekememişti. Ta ki<span>  </span>ilk önce <a href="http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=79251" target="_blank">iyibilgi sitesinde gördüğümüz</a> <span> </span>2010 yılında “Avrupa Kültür Başkenti” olacak İstanbul’un logosu hakkında netpano sitesinden alıntılanan Oktan Keleş’in <a href="http://www.netpano.com/haber/2647/%C5%9Eeytanilerin//%C4%B0stanbul/B%C3%BCy%C3%BCleri" target="_blank">şeytaniler bu kapıları mesih’e mi açacak </a>yazısıyla birlikte yapılan spekülasyonları okuyana kadar. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Oktan Keleş netpano’da yayınlanan yazısında Dikilitaşlardan girip Konstantin Tak’ından çıkmış ve bu bağlamda 2010 İstanbul logosunun ne anlattığı, ne anlama geldiği ve neyi sembolize ettiği yönünde değişik çıkarımlarda bulunmuş. Oktan Bey çıkarımlarda bulunur, iyibilgi bunu haber yaparsa, bize de atılan taşın ardından koşmak vazifesi düşer mantığından hareketle komploya inanmadan ama komplosuzda kalmadan kendi yorumlarımızı da yazalım istedik. Ancak unutulmaması gereken bir ayrıntı vardır. Logo üzerinde yapılan değerlendirmelerde logo’nun kim yada hangi kurum tarafından yapıldığı belirtilmemektedir. Belki tam olarak bilinmemektedir ki zaten organizasyonun resmi internet sitesinde de (</span><a href="http://www.istanbul2010.org/"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">www.istanbul2010.org</span></a><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">) logo’nun ne anlam içerdiği ne zaman kim tarafından yapıldığı hakkında herhangi bir açıklama mevcut değildir. Bu yüzden spekülasyonlara açık olması da yadırganmamalıdır. Haberi yapan iyibilgi, habere kaynaklık eden Oktan Bey bu organizasyonun başkanı Nuri Çolakoğlu’na ulaşabilmelilerdi eleştirisini de söylemeden geçmek olmaz.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Geçelim ve taşın peşinden koşmaya yada taşı peşimizden koşturmaya başlayalım…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span id="more-235"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/ist2010gif.gif"><img class="aligncenter size-thumbnail wp-image-237" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/ist2010gif.gif?w=124&#038;h=96" alt="" width="124" height="96" /></a></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">2010 İstanbul Logo’sunda birbiri içinden geçen kapıya benzer yarım daireler olduğu görülmekte. Oktan Keleş bunların birer kapı olduğunu, 1. Konstantin&#8217;in kazandığı bir zafer anısına 312 yılında Roma&#8217;da dikilmiş olan Konstantin Takı’yla benzeştiğini zaten Konstantinopolis isminin de Konstantin’den geldiğini ifade etmektedir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"> <span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> <a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/zafer.jpg"><img class="aligncenter size-thumbnail wp-image-238" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/zafer.jpg?w=121&#038;h=96" alt="" width="121" height="96" /></a></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Gerçekten logo ile Konstantin Takı birbirine benzese bile burada gözden kaçan bir husus vardır ki bana göre Tak meselesinden daha önemlidir. Logo’ya dikkatlice bakıldığı zaman kapı olduğu varsayılan çizimlerin sayısıdır. Bunlar 3 adettir. 3 adet birbiri içinden geçen yada perspektifi bir bakışla ardı ardına sıralanan 3 adet yarım dairemsi. Buna ister kapı isterse geometrik bir isim bulmanız bu şekillerin 3 adet olduğu gerçeğini değiştirmez. Ki zaten 3 adet olması hasebiyle Konstantin Tak’ı benzetmesi yerinde olsada logoda yapılan<strong> üçleme</strong> ve bunun dini anlamları gözden kaçırılmış gibidir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Peki Üçleme Nedir?</span></p>
<p style="text-align:justify;"><em><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Üç ilahi varlığı tanımlayan bir ifadedir. Farklı din ve mitolojilerde farklı kökenlere, özelliklere ve anlayışlara sahip farklı üçlemeler bulunmaktadır ve bu üçlemelerin çoğunun kendi bütünlüklerinde özel bir isimleri vardır. </span></span></em></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Bazı üçlemeler de şunlardır: </span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong><em>Hristiyanlıkta ki Teslis</em></strong><em>: Baba-Oğul-Kutsal Ruh (in nomine patris, filii et spiritus sancti)</em></span></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong><em>Babil </em></strong><em>:Birinci üçlük: Anu (Gök tanrısı), Enlil (Yer, hava ve fırtına tanrısı), Ea (Irmaklar tanrısı).İkinci üçlük: Sin (Ay tanrısı), Şamaş (Güneş tanrısı), İştar (Bereket tanrıçası &#8211; Tammuz&#8217;un eşi-sevgilisi) Şeytan üçlüğü: Labartu &#8211; Labazu &#8211; Ahatsu. </em></span></span></p>
<p style="text-align:justify;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong><em>Eski Mısır </em></strong><em>: İsis–Osiris–Horus</em></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong><em>Alevilikte ki</em></strong>: <em>Allah-Muhammed-Ali</em></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><em><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Görüldüğü üzere benzer üçlemeler değişik isimlerde tarih boyunca karşımıza çıkmıştır. Konumuz 2010 logosu olunca da yapılan üçlemenin Teslis’e mi yoksa<span>  </span>Eski Mısır’a ve bununla ilintili olarak Masonik ritüellere ve sembollerine gönderme olup olamayacağı tartışılacak hale gelmektedir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/oikumen1.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-239" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/oikumen1.jpg?w=95&#038;h=96" alt="" width="95" height="96" /></a><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/standrews-kilisesi.jpg"><img class="alignright size-thumbnail wp-image-240" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/standrews-kilisesi.jpg?w=128&#038;h=84" alt="" width="128" height="84" /></a></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Bu bağlamda Fener Rum Ortodoks Patrikhanesine <a href="www.megarevma.net/patrikhane.htm" target="_blank">girişin üçlü bir kapıdan </a>olması ve ana kapının hala kapalı olduğu ve bunun kin kapısı olarak adlandırıldığı unutulmamalıdır. Yine pek çok kilisenin 3 kapısının Konstantin Tak’ına benzer şekilde yan yana olması ve hatta Latince bazı deyişlerde geçtiği üzere : “<em>omne bonum trium</em>”, “<em>omne trium est perfectum</em>” üçlü olan her şey güzeldir ve üçlü halde gelen her şey mükemmeldir demek tesadüfi olmasa gerekmektedir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/4lastsu3.jpg"><img class="aligncenter size-thumbnail wp-image-242" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/4lastsu3.jpg?w=128&#038;h=88" alt="" width="128" height="88" /></a></p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<div></div>
<p><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;">Gerek Konstantin takı’nda, gerekse kimi kiliselerde karşımıza çıkan 3 kapı yada üçlemeli kapılar ünlü ressam Leonardo Da Vinci’nin İsa ve havarilerini konu alan Son Akşam Yemeği tablosunda da karşımıza çıkmaktadır. Resimde İsa ve havariler birlikte yemek yeyip <em>sangreal- kutsal kaseden</em> şarap içmektedirler. Yemek yedikleri masanın üstünde ise 3 kapıyı andıran figürler durmaktadır. İşin içine hem 3 kapı hemde kutsal kase girince haliyle <a href="http://www.astroset.com/bireysel_gelisim/ezoterizm/tapinak.htm" target="_blank">tapınak şövalyelerini </a>hatırlamamak ve Da Vinci’nin de bir <em>Prieure de Sion</em><em><span style="font-size:10pt;font-family:Verdana;"> (</span>tapınakçı)</em> olduğu iddialarını görmemezlikten gelmek olmaz sanırım.</p>
<p> <a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/ats15868_masonicstructure1.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-248" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/ats15868_masonicstructure1.jpg?w=207&#038;h=300" alt="" width="207" height="300" /></a></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;">Elbette tapınak şövalyelerinden, kutsal kaseden bahsedince kökleri çok derinlere dayandığı iddia edilen bu gizli örgütlenmenin bir ucundan da masonik yapılanma ile adının birlikte anıldığını söylememize gerek yoktur.</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;">  <a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/2010logo33.jpg"><img class="aligncenter size-thumbnail wp-image-249" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/2010logo33.jpg?w=51&#038;h=96" alt="" width="51" height="96" /></a></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"> Masonik İskoç Riti sembolik üç dereceden sonra üç ayrı bölümlü bir eğitim sistemiyle çalışır ve son 3 derecesi idari derecelerdir ve Konsistuar adını alır. Bunlardan 33. derece ise en yüksek makamı ifade eder, bu mevkiye gelenlere <em>Hakim- Büyük Genel Müfettiş </em><span> </span>yada<em> Üstad</em><span>  </span>ismiyle hitap edilir. Tekrardan 2010 İstanbul Logo’muzu gözümüzün önüne getirmeye çalışırsak daha önce 3 kapı mı yoksa üçleme mi diye sorgulamaya çalıştığımız geometrik çizimlerden 33’e ulaşmamız mümkün müdür?</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;">  Oktan Keleş, yazısında şunları ifade etmektedir :</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"> <em>“Şimon Peres Millet Meclisi’nde  yaptığı konuşmada ‘İstanbul bizim için yüce bir kapıdır’ demişti. Meclis tutanaklarına geçti bu sözleri” </em></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><em> <a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/menorah.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-250" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/menorah.jpg?w=79&#038;h=96" alt="" width="79" height="96" /></a></em></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/istanbul2010aaa1.jpg"><img class="alignright size-thumbnail wp-image-252" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/istanbul2010aaa1.jpg?w=76&#038;h=96" alt="" width="76" height="96" /></a></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"> İstanbul’un bir Yahudi için yüce bir kapı olması ne ifade etmektedir. Peres Engizisyondan kaçan Yahudilere kucak açan Osmanlı’yı yada kendi ülkesinin kurucu lideri olan David Ben Gurion’un yüksek öğrenimini İstanbul Hukuk fakültesinde yapmış ve lise diplomasını da bu şehirde almış olmasından dolayı sevmektedir gibi duygusal yaklaşımları bir kenara bırakacak olursak sanırım Oktan Bey’le aynı endişeleri taşımamız gerekir. Bu sevginin 2010 logomuza bir yansıması olmuş mudur yada bağ kurabilir miyiz diye düşündüğümüzde ise karşımıza Yedi Kollu Şamdan adıyla bildiğimiz Menorah çıkar. Haliyle ilk başta logo ve yedi kollu şamdan arasında nasıl bir bağ olabilir sorusu akıllara gelecektir. Bunun cevabı da Menorah’ta ki 3 yarım daire yada ardışık 3 kapıda gizli olabilir mi?</p>
<p> </p>
<p style="text-align:justify;"><em><span style="color:red;">Unique</span></em>: kelime anlamı ile benzersiz, eşi benzeri olmayan anlamlarına gelmektedir. Latince karşılığı ise <em>sui generis </em>olarak ifade edilmektedir. Peres’in İstanbul’u yüce bir kapı olarak betimlemesinde ve yine Oktan Keleş’in ifadelerini:</p>
<p style="text-align:justify;">(<em>Dikkat edin şu tabire: <span style="color:red;">‘Costantinopol&#8217;dan kutsal topraklara buradan adım atılacak.’</span> Burada bir KAPI&#8217;dan bahsedilmiyor mu? Aynı Şimon Perez&#8217;in dediği gibi bir KAPI. Bu kapı nereye geçmenin işareti? Acaba Şeytanî, Haçlı ve Vatikan İstanbul üzerinde birleşti mi? Konstantin Takı, 1. Konstantin&#8217;in kazandığı bir zafer anısına 312 yılında Roma&#8217;da dikilmiş bir anıt. Enteresan değil mi Konstantin&#8217;in yeniden karşımıza çıkması? ‘Müslüman-Türk İstanbul&#8221; geri alınmak mı isteniyor? Unutmayalım İstanbul&#8217;un Roma dönemi kurucusu aynı Konstantin ve Konstantinapol ismi O&#8217;ndan geliyor.”)</em></p>
<p style="text-align:justify;">dikkate alacak olursak ve Avrupa Birliği’nin katkıları ile Fener ve Balat Semtlerinin rehabilitasyonunu hatırlarsak ve 2010 logomuzu ters çevirip baktığımız zaman karşımıza İngilizce olarak Unique kelimesinin çıktığını düşündüğümüzde bu komplovari yaklaşımın gerçeklik payı var mıdır dememiz mümkün olabilir mi?</p>
<p style="text-align:justify;"> <a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/unique.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-256" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/unique.jpg?w=300&#038;h=240" alt="" width="300" height="240" /></a></p>
<p style="text-align:justify;"> </p>
<p style="text-align:justify;">Elbette bu yaklaşımların bir kalemde üstü çizilip, 3 kapı gibi görünen şey aslında 3 camii kubbesidir denilebilir. Yada olimpiyat halkalarının 3’lüsü olup 3 kıtayı birleştiren İstanbul’un kesişme noktası olması üzerine vurgudur denilebilir. Yada bahsi geçen 3 kapı aslında 3 dini sembolize eder de denilebilir. Yada biraz daha abartıp o 3 yarım daire 3 hilal’in ta kendisidir dense bile siz yine de komplosuz kalmayın…</p>
<p><font face="Times New Roman" size="3"></p>
<div><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></div>
<p> </p>
<p> </p>
<div><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></div>
<div><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></div>
<p><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p></span> </p>
<p></font></span></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/kendihalinde.wordpress.com/235/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/kendihalinde.wordpress.com/235/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/235/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/235/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/235/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/235/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/235/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/235/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/235/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/235/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/235/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/235/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&blog=325222&post=235&subd=kendihalinde&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/08/03/2010-istanbul-logosu-uc-kapi-mi-ucleme-mi-menorahin-kollari-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/istanbul2010.jpg?w=119" medium="image" />

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/ist2010gif.gif?w=124" medium="image" />

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/zafer.jpg?w=121" medium="image" />

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/oikumen1.jpg?w=95" medium="image" />

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/standrews-kilisesi.jpg?w=128" medium="image" />

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/4lastsu3.jpg?w=128" medium="image" />

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/ats15868_masonicstructure1.jpg?w=207" medium="image" />

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/2010logo33.jpg?w=51" medium="image" />

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/menorah.jpg?w=79" medium="image" />

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/istanbul2010aaa1.jpg?w=76" medium="image" />

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/08/unique.jpg?w=300" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Ergenekon</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/07/19/ergenekon/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/07/19/ergenekon/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Jul 2008 20:18:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=221</guid>
		<description><![CDATA[
O hoca ile bu isim arasında bir bağlantı olabilir mi? TG&#8217;nin iddiasına göre 78-79 da istanbulda görev yapan paşanın hocasının soyismi ergenekon..her ne kadar bağlantı kurmak için müneccim olmak gerekse de, yukarda ki resimde yer alan kitap yazarlarından birinin adı ise &#8220;Behiç Ergenekon&#8221;&#8230;kitabın GKB yayınlarından çıkması, yayım tarihinin 1976 olması ve haliyle ismi geçen şahsın [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&blog=325222&post=221&subd=kendihalinde&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p style="text-align:center;"><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/tuguna.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-219" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/tuguna.jpg?w=300&#038;h=224" alt="" width="300" height="224" /></a><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/tugun2a.jpg"><img class="size-medium wp-image-220   aligncenter" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/tugun2a.jpg?w=300&#038;h=144" alt="" width="300" height="144" /></a></p>
<p style="text-align:justify;"><em>O hoca ile bu isim arasında bir bağlantı olabilir mi? TG&#8217;nin iddiasına göre 78-79 da istanbulda görev yapan paşanın hocasının soyismi ergenekon..her ne kadar bağlantı kurmak için müneccim olmak gerekse de, yukarda ki resimde yer alan kitap yazarlarından birinin adı ise &#8220;Behiç Ergenekon&#8221;&#8230;kitabın GKB yayınlarından çıkması, yayım tarihinin 1976 olması ve haliyle ismi geçen şahsın askeri bir kimlik taşıma olasılığının fazlalığı&#8230;O kişi bu kişi midir acaba dedirtiyor&#8230;Bunun araştırmasını yapmak ta işi bilenlerin problemi olsun.</em></p>
<p style="text-align:justify;"><em><span style="color:#800000;">Problemi olsun deyip yazımızı sonlandırmıştık ki&#8230;</span></em></p>
<p style="text-align:justify;"><em><span id="more-221"></span></em></p>
<p><a href="http://www.haber7.com/haber/20080719/Ergenekon-Hainler-adimi-kirlettiler.php"><span style="color:#ff0000;">Hainler adımı kirletti haberine internette rastladık&#8230;</span></a></p>
<p>Haberde adı geçen şahıs N. Ergenekon&#8230;Emekli Albay&#8230;</p>
<p style="text-align:justify;">Peki iddia neydi&#8230; İstanbulda 78-79 da görev yapan bir paşanın hocası&#8217;nın soyadı&#8230;</p>
<p style="text-align:justify;"> Yani N.Ergenekon&#8217;un, VK&#8217;nın bir dönem komutanlığını yapması, ajanda da bu isme rastlanması, ergenekon isminin bu emekli albay&#8217;ın soyisminden geldiğinin yeterli kanıtı değildir &#8230; Ortada ne bir paşa var, ne de birebir ilintili bir hoca yada komutan var&#8230;ki olsa bile VK&#8217; mı bu ismi verdi 78/79 yıllarında&#8230;</p>
<p style="text-align:justify;">VK paşa mıydı o yıllarda&#8230; Gibi soru zincirleri uzatılabilir&#8230;</p>
<p style="text-align:justify;">Bu yüzden&#8230;</p>
<p style="text-align:justify;">Yukarıda linkini verdiğim haberde  bahsi geçen  Ergenekon, TG&#8217;nin bahsettiği Ergenekon değil&#8230; Emekli Albayımız boş yere panik yapmış&#8230;</p>
<p style="text-align:justify;">Yani&#8230; Araştırmaya devam beyler&#8230;</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/kendihalinde.wordpress.com/221/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/kendihalinde.wordpress.com/221/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/221/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/221/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/221/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/221/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/221/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/221/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/221/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/221/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/221/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/221/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&blog=325222&post=221&subd=kendihalinde&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/07/19/ergenekon/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>37</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/tuguna.jpg?w=300" medium="image" />

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/tugun2a.jpg?w=300" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Yalçın Küçük&#8217;le Bir Aşk Masalı</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/07/17/yalcin-kucukle-bir-ask-masali/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/07/17/yalcin-kucukle-bir-ask-masali/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Jul 2008 19:34:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>
		<category><![CDATA[Yalçın Küçük]]></category>
		<category><![CDATA[Sabatay]]></category>
		<category><![CDATA[sabataycı]]></category>
		<category><![CDATA[Sabetay]]></category>
		<category><![CDATA[sabetayist]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=190</guid>
		<description><![CDATA[Yalçın Küçük Hocam, ne yaptın sen böyle yahu&#8230;Kendini de bitirdin destekçilerini de&#8230;Bak, el çırpma sırası kimlere geldi şincik&#8230; Ne demişler&#8230;Men dakka dukka&#8230; Vıttırıvızzık Hocamızın Marifetleri-1..  Marifetler-2&#8230;


Not: Aşağıdaki alıntı yazıyı Temmuz 2008 tarihinden itibaren geriye doğru sardırarak, hafızanızda ki Sabetay meselesi, pkk, ergenekon vb gibi mevzularla harmanlayarak  okumanız salık verilir. Nerede nasıl bağlantı kurulacağı, nasıl yorum yapılacağı da [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&blog=325222&post=190&subd=kendihalinde&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p style="text-align:center;">Yalçın Küçük Hocam, ne yaptın sen böyle yahu&#8230;Kendini de bitirdin destekçilerini de&#8230;Bak, el çırpma sırası kimlere geldi şincik&#8230; Ne demişler&#8230;Men dakka dukka&#8230; <a href="http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=176393"><span style="color:#ff0000;"><span style="color:#000000;">Vıttırıvızzık Hocamızın</span> Marifetleri-1..</span></a>  <a href="http://www.samanyoluhaber.com/haber-109415.html"><span style="color:#99cc00;">Marifetler-2&#8230;</span></a></p>
<p style="text-align:center;"><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/yalcin-kucuk.jpg"><img class="size-medium wp-image-193           aligncenter" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/yalcin-kucuk.jpg?w=212&#038;h=300" alt="yalçın küçük" width="212" height="300" /></a></p>
<p style="text-align:center;"><!--Resimlerin devamı--></p>
<div class="mceTemp mceIEcenter" style="text-align:justify;"><em>Not: Aşağıdaki alıntı yazıyı Temmuz 2008 tarihinden itibaren geriye doğru sardırarak, hafızanızda ki <span style="color:#008000;">Sabetay meselesi, pkk, ergenekon </span>vb gibi mevzularla harmanlayarak  okumanız salık verilir. Nerede nasıl bağlantı kurulacağı, nasıl yorum yapılacağı da okuyuca kalmıştır. Amaç perspektif genişletmek olunca, elçiye de zeval olmaz. Yalçın Küçük&#8217;ün dediği gibi: Öğrenmek şaşırmaktır. Buna bir ek yapmak gerekir. Çünkü, &#8220;<span style="color:#993300;">Şaşırmamak tabusuz öğrenmektir&#8221;</span></em></div>
<div class="mceTemp mceIEcenter"><span id="more-190"></span></div>
<div id="attachment_196" class="wp-caption aligncenter" style="width: 310px"><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/yalcin-kucuk-21.jpg"><img class="size-medium wp-image-196" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/yalcin-kucuk-21.jpg?w=300&#038;h=215" alt="" width="300" height="215" /></a><p class="wp-caption-text">null</p></div>
<p style="text-align:center;"><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/page_1.jpg"><img class="size-medium wp-image-199        aligncenter" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/page_1.jpg?w=300&#038;h=229" alt="" width="300" height="229" /></a></p>
<div><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/page_11.jpg"></a></div>
<div><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/page_11.jpg"></a></div>
<div><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/page_11.jpg"></a></div>
<p style="text-align:center;"><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/page_11.jpg"></a><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/page_13.jpg"><img class="size-medium wp-image-207          aligncenter" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/page_13.jpg?w=212&#038;h=300" alt="" width="212" height="300" /></a></p>
<p style="text-align:center;"><img class="size-medium wp-image-201      aligncenter" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/page_11.jpg?w=300&#038;h=211" alt="" width="300" height="211" /></p>
<div class="mceTemp mceIEcenter">
<dl class="wp-caption aligncenter">
<dt class="wp-caption-dt"></dt>
</dl>
<p style="text-align:center;"><img class="size-medium wp-image-205  aligncenter" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/page_12.jpg?w=207&#038;h=300" alt="" width="207" height="300" /></p>
</div>
<p style="text-align:justify;"><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/page_11.jpg"></a> </p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;text-align:justify;"><em></em></p>
<p style="text-align:center;"><span style="color:#ff0000;">YALÇIN KÜÇÜK</span></p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;text-align:justify;">Bir gönülda<span style="font-family:Times New Roman;">ş Yal</span>ç<span style="font-family:Times New Roman;">ın Kü</span>çük’ün, son kitab<span style="font-family:Times New Roman;">ı ‘Şebeke’ ile ilgili Anadolu Gen</span>çlik Dergisi’nin <span style="font-family:Times New Roman;">Şubat 2002 sayısında yayınlanan röportajını göndermiş, Allah razı olsun </span>çok makbule geçti ve üzerine bir yaz<span style="font-family:Times New Roman;">ı yazmak farz oldu.</span></p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;" align="justify">Söze çok sert-keskin bir hat<span style="font-family:Times New Roman;">ırlatmayla başlayalım. PKK’nin ideolojik-siy</span>âsî yay<span style="font-family:Times New Roman;">ın organı Serxwebun’un 182. Sayısında (Şubat 1997) PKK genel başkanı Abdullah Őcalan’la yaptığı diyalogtan (Apo’nun monologu da denebilir) bir par</span>çay<span style="font-family:Times New Roman;">ı aşağıda veriyorum:</span></p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;" align="justify">(Apo burada Küçük’ün surat<span style="font-family:Times New Roman;">ına karşı şunları söylüyor)</span></p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;" align="justify">&#8220;<strong>Bana göre, hepinizin ya<span style="font-family:Times New Roman;">şamına sinmiştir Kemalizm. Herkes biraz Kemalisttir. Yapay yaşam, ufuksuz yaşam, vicdansız yaşam, kirli yaşam, hain yaşam, insan özelliklerine, toplumsal temellerine ih</span>ânet eden ya<span style="font-family:Times New Roman;">şam diyorum ben buna. Bunları insanın yüreğinden, zihninden sökmek inanılmaz bir devrimdir. Aksi h</span>âlde sizler rejimin bir objektif, kirli ve hain ki<span style="font-family:Times New Roman;">şilerisiniz. Duygusu, ufku, vicdanı olmayan beş para etmezin tekisiniz. Bir de iş yapamaz durumdasınız, işlevsizsiniz</span>, üretimsizsiniz. Ne bir siyasal üretiminiz, ne bir ideolojik üretiminiz, ne bir edebî üretiminiz var. <span style="font-family:Times New Roman;">İşte rejim sizleri bu duruma getirmiş</span></strong>&#8220;.</p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;" align="justify">Evet… Denebilir ki, Apo burada genelleme yap<span style="font-family:Times New Roman;">ıyor, YK’ü hedeflemiyor. Doğru ama eksik bir yorum olacağını biliyor</span>um. Bu ve giderek a<span style="font-family:n;">ğ</span><span style="font-family:Times New Roman;">ırla</span><span style="font-family:n;">ş</span>an ba<span style="font-family:n;">ş</span>ka ele<span style="font-family:n;">ş</span>tiriler sonucu YK, ‘uzun bir dinlenme s<span style="font-family:n;">ü</span>recine’ girdi/sokuldu, Apo’dan yedi<span style="font-family:n;">ğ</span>i f<span style="font-family:Times New Roman;">ır</span>ça darbelerinin izlerini silmeye çal<span style="font-family:Times New Roman;">ı</span><span style="font-family:n;">ş</span>t<span style="font-family:Times New Roman;">ı, olmadı, ba</span><span style="font-family:n;">ş</span>aramad<span style="font-family:Times New Roman;">ı. Gururu incinmi</span><span style="font-family:n;">ş</span>, m<span style="font-family:n;">üş</span>ahhas gerçeklerle y<span style="font-family:n;">üzyüze gelmiş, savaş</span><span style="font-family:Times New Roman;">ı ve onun sava</span><span style="font-family:n;">ş</span>anlara kazand<span style="font-family:Times New Roman;">ırdı</span><span style="font-family:n;">ğ</span><span style="font-family:Times New Roman;">ı </span><span style="font-family:n;">ö</span>zg<span style="font-family:n;">ü</span>veni, ç<span style="font-family:n;">özümleme gücünü ve hakl</span><span style="font-family:Times New Roman;">ı </span><span style="font-family:n;">ü</span>stbak<span style="font-family:Times New Roman;">ı</span><span style="font-family:n;">ş</span><span style="font-family:Times New Roman;">ını farketmi</span><span style="font-family:n;">ş</span>, kalem<span style="font-family:n;">ş</span>orlu<span style="font-family:n;">ğ</span>un, ‘ben <span style="font-family:n;">ş</span>unu çok iyi bilirim, teorisini de yazar<span style="font-family:Times New Roman;">ım’ geyi</span><span style="font-family:n;">ğ</span>inin ‘delikanl<span style="font-family:Times New Roman;">ılık sahrası’nda s</span><span style="font-family:n;">ö</span>kmedi<span style="font-family:n;">ğ</span>ini h<span style="font-family:n;">üzünle tesbit etmiş, sümsüğü düşmüş, Adana köylülerinin</span> deyi<span style="font-family:n;">ş</span>iyle ‘h<span style="font-family:Times New Roman;">ırpidi</span><span style="font-family:n;">ğ</span>i kopmu<span style="font-family:n;">ş</span>’tu. YK, bu psikolojiden bir t<span style="font-family:n;">ürlü kurtulamad</span><span style="font-family:Times New Roman;">ı ve bunu kendine yediremedi. Nih</span>âyet baz<span style="font-family:n;">ı</span> ‘amcalar<span style="font-family:Times New Roman;">ına’ haber u</span>çurdu ve k<span style="font-family:n;">ü</span>ç<span style="font-family:n;">ük bir ceza mukabili Türkiye’ye dönmek istediğini bildirdi, teklif uygun görüldü ve döndü üstelik de 29 Ekim’de. Gitmeden evvel Atina’ya uğray</span><span style="font-family:Times New Roman;">ıp Pandiou </span><span style="font-family:n;">Ü</span>niversitesi’nde mahalle kar<span style="font-family:Times New Roman;">ıları gibi a</span><span style="font-family:n;">ğ</span>laya s<span style="font-family:Times New Roman;">ızlaya bir konu</span><span style="font-family:n;">ş</span>ma yapt<span style="font-family:Times New Roman;">ı, Kıbrıs gazisi oldu</span><span style="font-family:n;">ğ</span>unu, sava<span style="font-family:n;">ş</span><span style="font-family:Times New Roman;">ın </span>çok k<span style="font-family:n;">ötü</span> bir<span style="font-family:n;">ş</span>ey oldu<span style="font-family:n;">ğ</span>unu, kanl<span style="font-family:Times New Roman;">ı asker</span>î elbisesini hâlâ saklad<span style="font-family:Times New Roman;">ı</span><span style="font-family:n;">ğ</span><span style="font-family:Times New Roman;">ını vs. anlatarak hem Yunan </span>çevrelere ho<span style="font-family:n;">ş</span> g<span style="font-family:n;">öründü, hem bilin</span>çalt<span style="font-family:Times New Roman;">ında PKK’ye ve Apo’ya kar</span><span style="font-family:n;">ş</span><span style="font-family:Times New Roman;">ıtlı</span><span style="font-family:n;">ğ</span><span style="font-family:Times New Roman;">ını-</span><span style="font-family:n;">ö</span>fkesini (ayn<span style="font-family:Times New Roman;">ı Fatih Altaylı ve Do</span><span style="font-family:n;">ğ</span>u Perinçek gibi o da Apo’ya ak<span style="font-family:Times New Roman;">ıl vermeye kalkmı</span><span style="font-family:n;">ş</span>t<span style="font-family:Times New Roman;">ı) yansıtarak eksikliklerini doyurdu hem de T</span><span style="font-family:n;">ü</span>rkiye’de yay<span style="font-family:Times New Roman;">ınlanmayan ‘Kimata Kimata’ (Dalga dalga) isimli eserini Yunanistan’da yayınlatarak dar da olsa bir s</span><span style="font-family:n;">ü</span>kse yapt<span style="font-family:Times New Roman;">ı.</span></p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;" align="justify">R<span style="font-family:n;">ö</span>portaj<span style="font-family:Times New Roman;">ı de</span><span style="font-family:n;">ğ</span>erlendirmeye geçmeden <span style="font-family:n;">ş</span>unu belirtmekte yarar var: YK, b<span style="font-family:n;">ütün eksikliklerine ve hatalar</span><span style="font-family:Times New Roman;">ına ra</span><span style="font-family:n;">ğ</span>men, Marksist cunta fantezicili<span style="font-family:n;">ğ</span>ine, ‘pa<span style="font-family:n;">ş</span>am eyyamc<span style="font-family:Times New Roman;">ılı</span><span style="font-family:n;">ğ</span><span style="font-family:Times New Roman;">ına’, kibar-nazik-İstanbul efendisi rollerine, prati</span>ksizli<span style="font-family:n;">ğ</span>ine, dinî (Hristiyanî veya <span style="font-family:n;">İ</span>slâmî) arkaplan<span style="font-family:Times New Roman;">ının sıfırlı</span><span style="font-family:n;">ğ</span><span style="font-family:Times New Roman;">ına ra</span><span style="font-family:n;">ğ</span>men T<span style="font-family:n;">ü</span>rkiye ayd<span style="font-family:Times New Roman;">ınlarının en iyilerinden biridir. Ara</span><span style="font-family:n;">ş</span>t<span style="font-family:Times New Roman;">ırmacı ki</span><span style="font-family:n;">ş</span>ili<span style="font-family:n;">ğ</span>i de kabul edilmelidir. R<span style="font-family:n;">ö</span>portajdaki tavr<span style="font-family:Times New Roman;">ını ise pek samim</span>î bulmad<span style="font-family:Times New Roman;">ı</span><span style="font-family:n;">ğ</span><span style="font-family:Times New Roman;">ımı belirtmek istiyorum, bu konuda bazı arg</span><span style="font-family:n;">ü</span>manlar<span style="font-family:Times New Roman;">ı a</span><span style="font-family:n;">ş</span>a<span style="font-family:n;">ğ</span><span style="font-family:Times New Roman;">ıda sunmaya </span>çal<span style="font-family:Times New Roman;">ı</span><span style="font-family:n;">ş</span>aca<span style="font-family:n;">ğ</span><span style="font-family:Times New Roman;">ım.</span></p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;" align="justify">YK, <strong>’21 ya<span style="font-family:n;">ş</span><span style="font-family:Times New Roman;">ında bir </span>çocuk, Fatih Sultan Mehmet</strong>’ adl<span style="font-family:Times New Roman;">ı eserinin </span><span style="font-family:n;">önsözüne ‘<strong>Őğrenmek şaş</strong></span><strong><span style="font-family:Times New Roman;">ırmaktır</span></strong>’ c<span style="font-family:n;">ü</span>mlesiyle ba<span style="font-family:n;">ş</span>l<span style="font-family:Times New Roman;">ıyor. Haklıdır, muhtemelen T</span><span style="font-family:n;">ü</span>rkiye Cumhuriyeti devletinin harc<span style="font-family:Times New Roman;">ında yahudili</span><span style="font-family:n;">ğ</span>in-shabbatayl<span style="font-family:Times New Roman;">ı</span><span style="font-family:n;">ğ</span><span style="font-family:Times New Roman;">ın </span>çimentosunu da yeni yeni (son 4-5 y<span style="font-family:Times New Roman;">ıldır) farkediyor. Ama insan </span><span style="font-family:n;">ş</span>una <span style="font-family:n;">şaş</span><span style="font-family:Times New Roman;">ırıyor: Hadi diyelim ki, TC’nin harcını ıskaladı fakat Bol</span><span style="font-family:n;">ş</span>evik devrimi’nin, Avrupa modernizminin, Frans<span style="font-family:Times New Roman;">ız devriminin har</span>çlar<span style="font-family:Times New Roman;">ını da mı ıskaladı? Hi</span>ç mi Rothschildlar diye bir antiteden haberi olmad<span style="font-family:Times New Roman;">ı ya da </span>oldu da merak etmedi? Abd<span style="font-family:n;">ü</span>lhamid Han’<span style="font-family:Times New Roman;">ın akılalmaz m</span><span style="font-family:n;">ü</span>câdelesini hiç mi ara<span style="font-family:n;">ş</span>t<span style="font-family:Times New Roman;">ırmadı? Ve en </span><span style="font-family:n;">ö</span>nemlisi ‘Tatl<span style="font-family:Times New Roman;">ısu </span><span style="font-family:n;">İ</span>slâmc<span style="font-family:Times New Roman;">ısı!’ diye ele</span><span style="font-family:n;">ş</span>tirdi<span style="font-family:n;">ğ</span>i <span style="font-family:n;">Ü</span>stad Necip Faz<span style="font-family:Times New Roman;">ıl (RA)yı hi</span>ç mi okumad<span style="font-family:Times New Roman;">ı? Olamaz yukarıda mezk</span><span style="font-family:n;">û</span>r <span style="font-family:n;">ş</span>ah<span style="font-family:Times New Roman;">ıs ve s</span><span style="font-family:n;">ü</span>reçlerin en az<span style="font-family:Times New Roman;">ından bir kısmından haberdar ol</span>du<span style="font-family:n;">ğ</span>unu ben biliyorum. Peki o hâlde neden ‘toy’ imaj<span style="font-family:Times New Roman;">ı veriyor? Bu sorunun cevabını en iyisi yazının sonunda verelim.</span></p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;" align="justify">R<span style="font-family:n;">ö</span>portajda YK <span style="font-family:n;">şö</span>yle diyor: &#8220;<strong>Bu son çal<span style="font-family:Times New Roman;">ı</span><span style="font-family:n;">ş</span>mamda, 16. Yy’a indim. Neden 16. Yy’a indim, ç<span style="font-family:n;">ünkü Orhan Pamuk’un ‘Benim ad</span><span style="font-family:Times New Roman;">ım Kırmızı’ isimli kitabı, 16. Yy Osmanlı d</span><span style="font-family:n;">ü</span>zenini al<span style="font-family:Times New Roman;">ıyor</span></strong>’.</p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;" align="justify">YK, 16. Yy’a kendi iste<span style="font-family:n;">ğ</span>iyle ya da g<span style="font-family:n;">ördüğü bir rüy</span>â <span style="font-family:n;">ü</span>zerine inmiyor. ‘Ayd<span style="font-family:Times New Roman;">ınlık Zindan’da ve mesel</span>â Do<span style="font-family:n;">ğ</span>u Perinçek’le birlikte iniyor. Birileri ‘rol icâb<span style="font-family:Times New Roman;">ı’ ona Orhan Pamuk’a inmesini s</span><span style="font-family:n;">ö</span>yleyip ‘gerekti<span style="font-family:n;">ğ</span>i kadar’ bilgi s<span style="font-family:Times New Roman;">ızdırıyorlar yoksa YK, Sertab Erener’i, Orhan Pamuk’u vs. bir kenara bırakın, Lenin’in, Stalin’in, Zinoviev’in yahudili</span><span style="font-family:n;">ğ</span>ini bile bilmez, bilse de ‘sosyalist ahlâk’ gere<span style="font-family:n;">ğ</span>i bu konulara hiç dokunmaz. Bu ini<span style="font-family:n;">ş</span>, YK’<span style="font-family:n;">ü</span>n ilk ini<span style="font-family:n;">ş</span>i de<span style="font-family:n;">ğ</span>il <span style="font-family:n;">şü</span>bhesiz, Br<span style="font-family:n;">ü</span>ksel-Paris-<span style="font-family:n;">Ş</span>am hatt<span style="font-family:Times New Roman;">ı</span>nda K<span style="font-family:n;">ü</span>rtler’e-PKK’ye/Apo’ya ini<span style="font-family:n;">ş</span>i, 15. Yy’a Fatih’e ini<span style="font-family:n;">ş</span>i de ‘sipari<span style="font-family:n;">ş</span>’ inmelerdir. Sufl<span style="font-family:n;">ö</span>rler onu dubl<span style="font-family:n;">ö</span>r olarak kullan<span style="font-family:Times New Roman;">ıyorlar. Peki niye Orhan Pamuk? Orhan Pamuk, a</span>ç<span style="font-family:Times New Roman;">ık a</span>ç<span style="font-family:Times New Roman;">ık konu</span><span style="font-family:n;">ş</span>uyor-yaz<span style="font-family:Times New Roman;">ıyor, kimseden korktu</span><span style="font-family:n;">ğ</span>u yok, kimseye verecek hesab<span style="font-family:Times New Roman;">ı da yok. K</span><span style="font-family:n;">ü</span>rtleri yaz<span style="font-family:Times New Roman;">ıyor, Yunanistan’a-Patra’ya gelip PKK’lilerle konu</span><span style="font-family:n;">ş</span>uyor, onlara Milliyet’te K<span style="font-family:n;">ü</span>rtler’le ilgili yaz<span style="font-family:Times New Roman;">ı yazaca</span><span style="font-family:n;">ğ</span><span style="font-family:Times New Roman;">ı s</span><span style="font-family:n;">özünü verip bu sözünde duruyor, ‘İsl</span>âmc<span style="font-family:Times New Roman;">ılar’ı, derin devleti, kemalizmi yazıyor. Devlet Pamuk’a bir</span><span style="font-family:n;">ş</span>ey diyemiyor. Neden? Ç<span style="font-family:n;">ünkü Pamuk’un arkas</span><span style="font-family:Times New Roman;">ında </span>Judaist ideoloji, ABD’deki musevî lobisi var, <span style="font-family:n;">İ</span>srail var, T<span style="font-family:n;">ü</span>rkiyeli yahudiler var. Daha ne olsun. Pamuk, kitaplar<span style="font-family:Times New Roman;">ını basmadan </span><span style="font-family:n;">ö</span>nce 20-30 ki<span style="font-family:n;">ş</span>ilik bir çevreye okutup fikirlerini ald<span style="font-family:Times New Roman;">ı</span><span style="font-family:n;">ğ</span><span style="font-family:Times New Roman;">ını s</span><span style="font-family:n;">öylüyor. Kim onlar? Biraz önce sayd</span><span style="font-family:Times New Roman;">ıklarımız. H</span>âl b<span style="font-family:n;">ö</span>yle olunca TC bu ‘z<span style="font-family:Times New Roman;">ırhlı’ya bu ‘armadillo’ya el ve dil uzatamıyor ba</span><span style="font-family:n;">ş</span>kas<span style="font-family:Times New Roman;">ı olsa </span><span style="font-family:n;">ş</span>imdiye beynini darmada<span style="font-family:n;">ğ</span><span style="font-family:Times New Roman;">ın ederdi. Bu nedenle, M.Kemal’in yerini ‘İsmet Pa</span><span style="font-family:n;">ş</span>a’ fig<span style="font-family:n;">ü</span>r<span style="font-family:n;">ünün kullan</span><span style="font-family:Times New Roman;">ılması lazım zira </span><span style="font-family:n;">İ</span>n<span style="font-family:n;">önü figürü ‘İsl</span>âmc<span style="font-family:Times New Roman;">ılar’a pek </span>â<span style="font-family:n;">ş</span>ina de<span style="font-family:n;">ğ</span>il, ç<span style="font-family:Times New Roman;">ıtak, problemli, biraz bunak sa</span><span style="font-family:n;">ğı</span>r <span style="font-family:n;">İ</span>smet’ten ba<span style="font-family:n;">ş</span>ka bir imge belirmiyor ‘<span style="font-family:n;">İsl</span>âmc<span style="font-family:Times New Roman;">ılar’ın zihninde, M. Kemal fig</span><span style="font-family:n;">ürü ise biraz y</span><span style="font-family:Times New Roman;">ıpranmı</span><span style="font-family:n;">ş</span>. O nedenle ‘sa<span style="font-family:n;">ğı</span>r <span style="font-family:n;">İ</span>smet’ ikonas<span style="font-family:Times New Roman;">ı ideal. Halbuki bilseler Dr. Rıza Nur’un </span><span style="font-family:n;">İ</span>smet’le ilgili suçlamalar<span style="font-family:Times New Roman;">ını… Yenir yutulur gibi de</span><span style="font-family:n;">ğ</span>il. Di<span style="font-family:n;">ğ</span>er yandan sosyalist abi ve sosyalizmin sayg<span style="font-family:Times New Roman;">ın ismi imajıyla da kemalist-sol’a ve ‘bihaber sol’a uzanıyor, bazı K</span><span style="font-family:n;">ü</span>rt çevrelerinde de sevilip say<span style="font-family:Times New Roman;">ıldı</span><span style="font-family:n;">ğ</span><span style="font-family:Times New Roman;">ına g</span><span style="font-family:n;">ö</span>re YK ideal adam.</p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;" align="justify">Burada as<span style="font-family:Times New Roman;">ıl mevzua kısa bir ‘es’ vererek YK’ün ‘Fatih Sultan Mehmet’ kitabına dönelim ve röportajında dile getir(e)mediği bazı değerlendirmelerine bir göz atalım. Kitabının 132. Sayfasının 3. Paragrafında YK şöyle diyor:</span></p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;" align="justify">&#8220;<strong>Gericilik yuvas<span style="font-family:Times New Roman;">ı orduyu tek se</span>çici hâline getiren süreç, <span style="font-family:Times New Roman;">İ</span>kinci Mehmed ile ba<span style="font-family:Times New Roman;">şlıyor. İkinci Mehmed, kendisine iktidar kapısını a</span>çan partiyi ortadan kald<span style="font-family:Times New Roman;">ırma sürecini de başlatıyor. Şöyle de söylenebilir; İkinci Mehmed’e kadar iki partili bir rejim var. Kendisi ileriye a</span>ç<span style="font-family:Times New Roman;">ık Mehmed, bu iki partiden birisini, ilericiler tarafını, sürekli olarak baltalıyor</span></strong>&#8221; YK, buraya bir y<span style="font-family:Times New Roman;">ıldız (*) koyuyor ve o yıldızı aynı sayfanın dipnotunda a</span>ç<span style="font-family:Times New Roman;">ıyor.</span></p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;" align="justify">(*) <strong>Mustafa Kemal Pa<span style="font-family:Times New Roman;">şa’nın başında bulunduğu Kemalist Parti de, elindeki tüm imkânları, iş</span>çi s<span style="font-family:Times New Roman;">ınıfı tarafını, ideolojik ve örgütsel alanlarda, kırmak i</span>çin kullan<span style="font-family:Times New Roman;">ıyor. Böylece meydanı, tümüyle, Kemalizm’in karikatürünü Kema</span>lizm olarak uygulayacak olan sermâye partisine aç<span style="font-family:Times New Roman;">ıyor ve tarih i</span>çinde, kaç<span style="font-family:Times New Roman;">ınılmaz bir bi</span>çimde, sermâye partisi ile özde<span style="font-family:Times New Roman;">şleşiyor. Kemalizm, kendi karikatürüyle birleşiyor ve özdeşleşiyor</span></strong>.</p>
<div></div>
<p><span style="font-family:Times New Roman;"></p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;" align="justify">Şimdi tekrar röportaja bakalım:</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p></span></p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;" align="justify">&#8220;<strong>CHP dedim, ‘Çandarl<span style="font-family:Times New Roman;">ı Halil Partisi…’ Bu işbirlik</span>çiydi, Bizans ve digerleriyle… Bir de ‘Ak<span style="font-family:Times New Roman;">ıncı Parti’; expantionist [Yayılmacı, Y.N] parti vardı, o da Fatih’in temsil ettiği parti</span></strong>&#8220;.</p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;" align="justify"><span style="font-family:Times New Roman;">İyi de Çandarlı sürekli Fatih’in veziri onu çok sonraları tasfiye ediyor, kitaba göre Fatih tek partililiğe geçiyor, ‘ikinci parti’yi tasfiye ediyor, kendisi ilerici ama ilericiler tarafını sürekli baltalıyor. Yani Fatih, kitabın yazarı YK’e göre Ordu Partisi’nden yana (olmalı) ve bütün gücünü ondan alıyor. Eğer ‘AP’ burada ‘ilericileri’ temsil ediyorsa ve yine YK’e göre Fatih ‘AP’li ise, kitabtaki ‘ilericiler tarafını baltalıyor’ iddiasının boşa düşmesi lâzım.</span></p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;" align="justify">YK, ÇHP’yi KKP (Kap<span style="font-family:Times New Roman;">ıkulu yani Ordu Partisi) olarak da okuyor. Belki de modern dönemin Kemalist Kurumsal Parti (KKP) olarak da okumak istiyordur. Dipnotunda da buna iş</span>âret ediyor. AP de herhâlde Adalet Partisi de<span style="font-family:Times New Roman;">ğildir.</span></p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;" align="justify"><span style="font-family:Times New Roman;">İnsanların kafalarının karıştığını düşünüyorum. Yarı örtülü-yarı açık Kemalizm eleştirisi, İsmet figürünün öne çıkarılması, ‘İslâmcılar’ denen muğlak bir çevreye dâvetiyye çıkarılması ve ‘İsmet ruhu’na sahib çıkmalarının istenmesi, ‘Şebeke’nin ‘Kar’ın hemen akabinde nevzuhur etmesi, birkaç gün evvel mail’ime düşen bir haberde (bilgide) TSK içinde büyük bir huzursuzluğun olduğunun belirtilmesi, Tuncer Kılınç’ın açıklamaları vs. gibi ardışık gelişmeler insanı ister istemez, Kumandan’ın 1 Muharrem itibârıyla bir deprem beklemesinin sebeb-i hikmetini düşünmeye sevkediyor. Şübhesiz gaybı Allah bilir, bizimki biraz da ‘remil’ gibi…</span></p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;" align="justify"><em>YK’nin bu ç<span style="font-family:Times New Roman;">ıkışını biraz onun ge</span>çmi<span style="font-family:Times New Roman;">şinde aramak l</span>âz<span style="font-family:Times New Roman;">ım. YK, 1962 ve 63 darbe girişimlerinin perde arkasındaki teorisyenlerinden biridir, ona göre zinde gü</span>çler ‘demokratik’ bir darbe yapacaklar, YK de ülkenin en müstesnâ ‘ayd<span style="font-family:Times New Roman;">ın’ı olarak bu devletin başına ge</span>çecektir. Meselâ Vaclav Havel gibi, ideal toplumun ideal lideri. <span style="font-family:Times New Roman;">Şu</span>nu kabul etmek gerekir ki, TSK’nin içinde ve özellikle küçük-orta kademe zabitan aras<span style="font-family:Times New Roman;">ında YK’e karşı belli bir sempati vardır. YK, bu sempatiyi ‘zafer’e tahvil etmenin yollarını sürekli aramıştır. YK’nin Apo’nun yanına ‘sempatik-entelektüel ajan’ olarak gitmesinin ardında da bu ‘gölge-destek’ vardır. Bu destek resmen TSK üst düzeyinin desteği değil, zımnen ‘eksen gü</span>ç’ konumundaki baz<span style="font-family:Times New Roman;">ı zabitanın ‘gölge-destek’idir. Bu zabitanın TSK i</span>çindeki kesin etkinli<span style="font-family:Times New Roman;">ği bilinmiyor, onu gücünü ve ne yapabileceğini ileride </span>herhâlde görebiliriz. [Bir not olarak <span style="font-family:Times New Roman;">şunu düşelim; TSK’nın ‘Crassius kanadı’ diye adlandırabileceğimiz ‘ABD’ye yakın ama gururuna da düşkün-sahte mağrurlar diye de okuyabilirsiniz-kliği de Prof. Dr. Mahir Kaynak’a oynuyorlar. O nedenledir ki, YK’ün PKK’yle birlikte olduğu dönemlerde, Mahir Kaynak da her cuma Med-Tv’de yayınlanan ve Apo’nun en az 1 saat konuştuğu ‘Panel’ isimli programın en se</span>çkin konu<span style="font-family:Times New Roman;">ğuydu. Mahir Kaynak, Apo’ya ‘Sayın başkanım’, ‘Efendim’ şeklinde hitab eder ve PKK’yi destekler m</span>âhiyette konu<span style="font-family:Times New Roman;">şmalar yapardı. Mahir Kaynak hakkında herhangi bir adl</span>î takibat yap<span style="font-family:Times New Roman;">ıldığından haberim olmadı. YK’nin kü</span>çük cezas<span style="font-family:Times New Roman;">ının sebebi ise, arkasındaki ekibin iktidarda olmamasındandır].</span></em></p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;" align="justify">Mevcut konjonktür de ilginç; Türkiye Sosyalist hareketi muhtemelen teori yazmakla me<span style="font-family:Times New Roman;">şgul olmalı ki, sesi sed</span>âs<span style="font-family:Times New Roman;">ı pek </span>ç<span style="font-family:Times New Roman;">ıkmıyor, Kürt ulusal hareketi ise tavrını tamamen AB’ye endekslemiş durumda, bu arada ‘Apocu Sosyalizm’ isimli traji-komik bir şiarla tabanındaki ‘sosyalist’ unsurları da memnun etmeye </span>çal<span style="font-family:Times New Roman;">ışıyor, yerse! Ama YK’ü ve sivil-asker arkaplanını rahatsız eden bir şey daha var ki, o da TC devletinin hesapta stratejik ortagı olan İsrail’in, Kürtler’i ‘Yahudi soyundan geliyorlar’ bi</span>çiminde tan<span style="font-family:Times New Roman;">ımlamaları. Bu kartı PKK’nin ne kadar kullanabileceği belli değil zira PKK’deki eski ‘Apo’dan mülhem’ homojenite artık yok. Bu nedenle siyonist-katliamcı İsrail’in ‘sempatik mesajı’na ‘Apocu sosyalist’ PKK’nin ‘he’ diyebilmesi pek de kolay görünmüyor. Eğer Apo dışarıda olsaydı, bu mesajı ustalıkla ‘taktik’ bir ilişkiye tahvil edebilirdi, bundan şübhem yok ancak şu </span>ânda net bir <span style="font-family:Times New Roman;">şey söylemek </span>çok zor. Tam da bu dönemde ortaya ç<span style="font-family:Times New Roman;">ıkan ‘Kar’, YK ve ekibini telaşlandırdı. Tam da, Perin</span>çek-Manisal<span style="font-family:Times New Roman;">ı-TSK’nın ikinci kurtuluş</span>çu-Kuvvac<span style="font-family:Times New Roman;">ı ‘staff’ ile YK-orta kademe İsmet Paşacı zabitan-CHP partileri ‘taktik’ bir ittifaka gitmekte ve devletin ve TSK’nın bek</span>âs<span style="font-family:Times New Roman;">ı asgar</span>î mü<span style="font-family:Times New Roman;">ştereğinde buluşmuşken ‘Kar’ın ortaya </span>ç<span style="font-family:Times New Roman;">ıkması [Buna alternatif klik ya da parti adını da verebiliriz; HADEP/Neo-PKK-Kendi soyuna! (Kürde) sahib </span>ç<span style="font-family:Times New Roman;">ıkan Yahudilik-liberal-globalist/AB’ci ‘ikinci c</span>umhuriyetçi’ parti/klik] ortal<span style="font-family:Times New Roman;">ığı karıştırdı. Tam da bu noktada, ‘İslamcılar’ mühim bir potansiyel olarak farkedildiler. ‘Kar’, ‘yapıcı eleştirel!’ bir tavırla ‘İslamcılar’ı gıdıklıyor ve biraz da etkilemeyi başarıyor bu ‘tehlike’ye hemen bir ‘tampon’ oluşması gerekiyordu ve ilk YK bu işe soyundu. SP, AB’yi eleştirdi, AKP ‘yahudi’ tarafında saf tuttu.</span></p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;" align="justify">YK, &#8220;<strong>Yahudiler Osmanist’tir</strong>&#8221; diyor. Peki, Abdülhamid Han’<span style="font-family:Times New Roman;">ı kim tasfiye etmeye </span>çal<span style="font-family:Times New Roman;">ıştı? M. Kemal’i kim yetiştirdi? Nuri Conker kimdi? TC’nin ilk kurumlarının </span>sermâyesi nereden geldi? Ahi Loncalar<span style="font-family:Times New Roman;">ı’nı (Lodges) kim ihdas etti ve geliştirdi? Osmanlı’ya (Hil</span>âfet’e ve <span style="font-family:Times New Roman;">İsl</span>âm’a) kim ba<span style="font-family:Times New Roman;">şkaldırdı [Shabbatay Zevi]? İttihat-Terakki’yi kim örgütledi? Bu soruları uzatmak mümkün. Ne bi</span>çim Osmanist bu yahudiler? &#8220;<strong>Oray<span style="font-family:Times New Roman;">ı kendi memleketleri sayıyorlar</span></strong>&#8221; diyor YK, kendin itiraf ediyorsun i<span style="font-family:Times New Roman;">şte, adam bütün İsl</span>âm topraklar<span style="font-family:Times New Roman;">ını kendi toprağı saydığı i</span>çin Filistin’de, Kürdistan’da, Anadolu’da ‘gölge iktidar’.</p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;" align="justify">&#8220;<strong>Üstün Dinçmen daha sonra Devlet Bahçeli’nin d<span style="font-family:Times New Roman;">ışişleri danışmanı oluyor, hangi özellikleri var</span></strong>?&#8221; diye serzeni<span style="font-family:Times New Roman;">şli bir dille soruyor YK. Adam işte MHP’yi denetliyor, başkaları da var, Filiz Din</span>çmen’in, Bülent Tanla’n<span style="font-family:Times New Roman;">ın, Altan Őymen’in ve daha bir</span>ço<span style="font-family:Times New Roman;">ğunun CHP’de ne özellikleri varsa onun da aynı özellikleri var. YK samim</span>î de<span style="font-family:Times New Roman;">ğil zira Rahşan Ecevit’ten hi</span>ç bahsetmiyor, neden acaba? Rah<span style="font-family:Times New Roman;">şan’ın atalarının Rumen yahudisi oldugunu bilen biliyor, YK de biliyor olmalı. Yoksa, amcaları ona DSP’yi karıştırma mı diyorlar? Ama Can Paker karşı klikten olduğu i</span>çin onu aç<span style="font-family:Times New Roman;">ık ediyor, Canan Barlas’ı da. Kenan kızı Halide Edib’į yere göğe sığdıramıyordunuz? Mill</span>î kahraman, ayd<span style="font-family:Times New Roman;">ın Türk kadını, türban yiyici filan diye u</span>çuruyordunuz, hayrola? Ee tabiî o art<span style="font-family:Times New Roman;">ık merhum, onu herkes unuttu, Halide’nin yahudiliği yeni yeni anlamlandırılıyor. YK </span>çok tilki, k<span style="font-family:Times New Roman;">ıl</span>ç<span style="font-family:Times New Roman;">ıklı balıkları sevmiyor, hep löp et olsun istiyor. Ama Nesim Rozansky’den (Nazım) hi</span>ç bahsetmiyor. Abdi <span style="font-family:Times New Roman;">İpek</span>çi’den bahsediyor, ama bir zamanlar onun g.tünün dibinden ayr<span style="font-family:Times New Roman;">ılmıyordu, sonra da ‘demokrasi şehidi’ diyordu. Ne yani, o zamanlar Aİ’nin yahudi olduğunu bilmiyor muydu? Hadi canım!</span></p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;" align="justify">Trafik kurban<span style="font-family:Times New Roman;">ı Selin Uras’ı, intihar eden kız Lara’yı yazıyorsun ama, Faruk Süren’i, Alp Yalman’ı, Erman Kunter’i, Candan Er</span>çetin’i, Haldun Dormen’<span style="font-family:Times New Roman;">ı, Nedim Saban’ı, Yıldız Kenter’i yazmıyorsun, neden? Ben söyleyeyim; </span>çünkü, onlar<span style="font-family:Times New Roman;">ın senin hâ</span>mîlerinle ba<span style="font-family:Times New Roman;">ğı var, sana yazdırmazlar, hep eskileri, sistemle sürtüştüğü farzedilenleri, önemsizleri ya da deşifre olanları yazıyorsun, İsmail Cem İpek</span>çi’nin (Samuel Jimm) yahudi oldu<span style="font-family:Times New Roman;">ğunu en cahil adam da biliyor, Halil Bezmen de, Canan Barlas da, Güngör-Ruhat Mengü de, Sami Kohen de deşifre, Selim Sarper, Ahmet Emin Yalman, Aİ, Halide Edib, Osman Olcay vs. eski. Yaz o zaman, İlter Türkmen’i de, o da eski dışişleri bakanı ve yahudi, bilmiyor musun? Bal gibi biliyorsun, ama senin klikten olduğu i</span>çin yazm<span style="font-family:Times New Roman;">ıyorsun. Belki de kitabında vardır, daha okumadım ama hi</span>ç zannetmiyorum. Prof. Dr. Eser Karaka<span style="font-family:Times New Roman;">ş, Selanik eski belediye başkanlarından ve büyük Shabbetay ailelerinden biri olan Karakaş</span>îler’e mensub olan Hamdet Karaka<span style="font-family:Times New Roman;">ş</span>î’nin soyundand<span style="font-family:Times New Roman;">ır ve karşı (globalist-liberal) kliktendir, o nedenle YK, bunu zikrediyor.</span></p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;" align="justify">&#8220;<strong>FP kapat<span style="font-family:Times New Roman;">ılmayı hak etmedi… Biz ise Afganistan’a asker gönderilmesine, İsrail’in yaptıklarına karşıyız, din özgürlüğüne taraftarız, Türkiye’de semitizm var</span></strong>&#8220;</p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;text-align:justify;">Vay, vay, vay… Bak sen <span style="font-family:Times New Roman;">şu konuşana, Türkiye’de semitizm varmış da bizim haberimiz yok! Resm</span>î ideoloji <span style="font-family:Times New Roman;">şekl</span>î bir modifikasyonla imaj tazeliyor ve Neo-Kemalizm’den ba<span style="font-family:Times New Roman;">şka hi</span>çbir<span style="font-family:Times New Roman;">şey olmayan İsmet</span>çilik ve bu temelde sahte yahudi kar<span style="font-family:Times New Roman;">şıtlığı retoriğiyle kendini yeniden üretiyor ve Müslümanlar’a zarf atıyo</span>r, kara günümde bana sahib ç<span style="font-family:Times New Roman;">ık diyor, enerjiye ihtiyacım var diyor, zehirli şarabıma ekmeğini batır diyor. Biz de diyoruz ki, o şaraba ekmeğini bandıran ‘Müselman!!!’ haindir, Yehuda Escariot’un t</span>â kendisidir. Tezgâha gelmektedir. YK’ye tutturulan bu çana<span style="font-family:Times New Roman;">ğın i</span>çine ne yap<span style="font-family:Times New Roman;">ılması gerektiğini herkes biliyordur herh</span>âlde</p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;text-align:justify;">Hakkı Açıkalın</p>
<p style="margin-left:9px;margin-right:9px;text-align:justify;">//////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////</p>
<div style="text-align:justify;"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span style="font-size:x-small;font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;"><em><span style="color:#808080;">Not: Aşağıda okuyacağınız yazı  </span></em><a href="http://www.turktime.com"><em><span style="color:#808080;">www.turktime.com</span></em></a><em><span style="color:#808080;"> sitesinden aktarmadır.</span></em></span></span></span></span></div>
<div style="text-align:justify;"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"></span></span></div>
<div style="text-align:justify;"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span style="font-size:x-small;color:#000000;font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;">Ulusalcı ve yasadışı Ergenekon örgütünün gönüllü savunucusu Yalçın Küçük, şimdi de kitaplarında Atatürk&#8217;e ettiği ağır hakaretlerle gündemde&#8230; </span></span></span></span></div>
<div style="text-align:justify;"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span style="font-size:x-small;color:#000000;font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;"> </span></span></span></span></div>
<div style="text-align:justify;"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span style="font-size:x-small;color:#000000;font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;"><span style="color:#ff0000;">İşte &#8220;Emperyalist Türkiye&#8221; adlı kitabından notlar:</span></p>
<p><strong>Eğer bir kimse Mustafa Kemal&#8217;i &#8220;sevecen&#8221; gösterirse bir başkasının filmini yapmış olur. Mustafa Kemal, çok vesveseli, hep kıstırılmışlık kompleksi içinde yaşayan, sevgisiz bir insandır. Annesini sevmez;&#8230;</strong></p>
<p><strong>Annesinin cenazesine gitmiyor. </strong></p>
<p><strong>Sevgisiz ve acımasızdır. Maliye Nazır&#8217;ı Mehmet Cavit&#8217;i astırdığı akşam bir balo düzenlemeye dikkat ediyor.</strong></p>
<p>Bugün kendisini en değme Atatürkçü olarak lanse etmeye çalışan Yalçın Küçük kitabında Atatürk&#8217;ü 15. asırda Rusya&#8217;da halkına 20 yıl boyunca kan kusturan ve hatta oğlunu bile öldürtecek kadar cani olan Korkunç İvan lakaplı Rus Çarı&#8217;na benzetme gafletinde bulunuyor.</span></span></span></span></div>
<p style="text-align:justify;"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span style="font-size:x-small;color:#000000;font-family:Tahoma;"><strong><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;">ATATÜRK&#8217;E İVAN BENZETMESİ</span></strong></span></span></span></p>
<div style="text-align:justify;"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span style="font-size:x-small;color:#000000;font-family:Tahoma;"><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:x-small;"><strong>Sevgiyi bilmeyen, acımayı bilmeyen, kimseye güvenmeyen, herkesi kendine karşı komplo hazırlayıcısı olarak gören, bir aydınlanmamacı despot olan Mustafa Kemal&#8217;i hiç bir romancı ya da yönetmenin sevimli yapabileceğine ihtimal vermiyorum. En gerçekçi film, müthiş İvan&#8217;ın başarısız bir kopyası olabilir.</strong></p>
<p>Şimdilerin ulusalcısı ve illegal Ergenekon yapılanmasının gönüllü avukatı Yalçın Küçük Atatürk&#8217;e hakarette sınır tanımıyor. Küçük kitabında, Atatürk&#8217;ün İngiliz yanlısı olduğunu iddia ediyor.</span></span></span></span></span></div>
<div style="text-align:justify;"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span style="font-size:x-small;color:#000000;font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;"> </span></span></span></span></div>
<div style="text-align:justify;"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span style="font-size:x-small;color:#000000;font-family:Tahoma;"><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:x-small;"><strong>ATATÜRK&#8217;E İNGİLİZLERİN ADAMI İMASI</strong></p>
<p><strong>&#8220;Kemal, çok küçük istisnadan birisidir ve ordu içinde İngiliz politikasını temsil ediyor. </strong></p>
<p><strong>&#8220;Londra bu dönemde, bu bölgede, en büyük tehlike olarak birbiriyle iç içe saydığı Bolşeviklikle ittihatçılığı görüyor. Kemal Paşa bunlara karşı misyonla ve gayet açık olarak </strong></span></span><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><strong><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;">Büyük Britanya işgal kuvvetlerinden vize alarak gidiyor.</p>
<p>Örnek olsun, İngilizler&#8217;in kendilerine karşı direnen Altıncı Ordu Kumandanı Ali İhsan Sabis&#8217;i görevden alarak yerine Mustafa Kemal&#8217;i atamak istedikleri belgelerle kesindir. Pek çok seçkin insanın mandacı oldukları kesindir. &#8220;</p>
<p>ATATÜRK&#8217;E MANDACILIK SUÇLAMASI</span></strong></span></span></span></span></span></div>
<div style="text-align:justify;"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span style="font-size:x-small;color:#000000;font-family:Tahoma;"><strong><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;"> </span></strong></span></span></span></span></span></div>
<div style="text-align:justify;"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span style="font-size:x-small;color:#000000;font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;">Atatürk&#8217;e önce İngiliz yanlısı diyen Yalçın Küçük sonra da Amerikan mandasını istemekle suçluyor.</span></span></span></span></span></span></div>
<div style="text-align:justify;"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span style="font-size:x-small;color:#000000;font-family:Tahoma;"><strong><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;">&#8220;Resmi tarihin yazdıklarının aksine Sivas kongresinin oybirliği ile; Mustafa Kemal&#8217;in de oyuyla, amerikan mandasını isteme kararı aldığı da kesindir. Demek oluyor, bir başka ülkenin politikasını kurtarıcı saymak o dönemde pek yaygın görünüyor.</p>
<p>Sivas Kongresi, oy birliği ile, Mustafa Kemal dahil, İsmet İnönü hariç, çünkü İsmet Paşa işi sağlam görünceye kadar taraflara gelmedi, Amerikan mandası&#8217;nı talep etme kararı aldı. Sivas Kongresi mandacıdır. Peki mandacılık nedir? Fransızca vekalet demektir; Sivas&#8217;ta Mustafa Kemal dahil kurtuluşun vekaletini Amerika&#8217;ya verme kararı alıyorlar. kutlu olsun! &#8220;</span></strong></span></span></span></span></span></div>
<p style="text-align:justify;"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span style="font-size:x-small;color:#000000;font-family:Tahoma;"><strong><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;">&#8220;ACIMASIZ MUSTAFA KEMAL&#8221;</span></strong></span></span></span></span></span></p>
<div style="text-align:justify;"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span style="font-size:x-small;color:#000000;font-family:Tahoma;"><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:x-small;">Teröristbaşının can ciğer arkadaşı, sözde ulusalcı ve illegal Ergenekon örgütünün manevi avukatı Yalçın Küçük kitleleri kandırmaya çalışa dursun arşivler bütün gerçekleri en net bir biçimde ortaya koyuyor.</p>
<p><strong>Mustafa Kemal, Çankaya arşivlerini kapatmıştır. Çankaya arşivleri açıldığı zaman, kişilik olarak, bambaşka ve benim özellikle &#8220;Türkiye üzerine tezler&#8221; dizisinin beşinci kitabındakine benzer bir Mustafa Kemal&#8217;in ortaya çıkacağına inanıyorum: kendine güveni olmayan, kıstırılmışlık kompleksi içinde, kuvvetlinin önünde başını eğen, hep bir koalisyondan diğerine kayan, gücünden emin olduğu zaman eski ortaklarına son derece acımasız bir Mustafa Kemal çıkacaktır. Bundan kuşku duymuyorum. </strong></span></span></span></span></span></span></span></div>
<div style="text-align:justify;"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span style="font-size:x-small;color:#000000;font-family:Tahoma;"><strong><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;"> </span></strong></span></span></span></span></span></div>
<div style="text-align:justify;"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span style="font-size:x-small;color:#000000;font-family:Tahoma;"><strong><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;">ATATÜRK&#8217;E  HAKARET, APO&#8217;YA &#8220;KARDEŞİM&#8221; </span></strong></span></span></span></span></span></div>
<div style="text-align:justify;"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span style="font-size:x-small;color:#000000;font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;"> </span></span></span></span></span></span></div>
<div style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span style="font-size:x-small;color:#000000;font-family:Tahoma;"><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;"> </span></span></span></span></span></span><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span class="habermetin"><span class="manset_detay"><span style="font-size:x-small;color:#000000;font-family:Tahoma;"><span style="font-family:Verdana;"><span style="font-size:x-small;">Yalçın Küçük iki kitabında da Atatürk&#8217;e ağız dolusu hakaretler ederken teröristbaşı Abdullah Öcalan&#8217;ı yere göğe sığdıramıyor. Hatta Atatürk&#8217;e hakaret ederken teröristbaşını kendi görüşlerine referans gösteriyor.</p>
<p><strong>&#8220;Biz&#8221;, &#8220;Kemalist Cumhuriyet bitmiştir&#8221; diyoruz. Bu Bizans çocuklarına, bu düşünce dünyasının kabızlarına, bu fikir işportacılarına bir son hatırlatmam var: Apo kardeşimin, (Abdullah Öcalan&#8217;ın) &#8220;Türkiye devrimi üzerine&#8221; çalışmasının içinde yer alan bir bölüm, &#8220;Cumhuriyetten ikinci cumhuriyete&#8221; başlığını taşıyor. Mart 1992 tarihlidir ve yeter mi? </strong></span></span></span></span></span></span></span></p>
</div>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/kendihalinde.wordpress.com/190/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/kendihalinde.wordpress.com/190/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/190/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/190/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/190/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/190/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/190/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/190/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/190/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/190/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/190/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/190/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&blog=325222&post=190&subd=kendihalinde&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/07/17/yalcin-kucukle-bir-ask-masali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/yalcin-kucuk.jpg?w=212" medium="image">
			<media:title type="html">yalçın küçük</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/yalcin-kucuk-21.jpg?w=300" medium="image" />

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/page_1.jpg?w=300" medium="image" />

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/page_13.jpg?w=212" medium="image" />

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/page_11.jpg?w=300" medium="image" />

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/page_12.jpg?w=207" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Agarta, Agharti, Agharta ve Bir Evlilik Davetiyesi</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/07/14/agarta-agharti-agharta-ve-bir-evlilik-davetiyesi/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/07/14/agarta-agharti-agharta-ve-bir-evlilik-davetiyesi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Jul 2008 23:16:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>
		<category><![CDATA[agarta]]></category>
		<category><![CDATA[agartha]]></category>
		<category><![CDATA[agarti]]></category>
		<category><![CDATA[agharta]]></category>
		<category><![CDATA[agharti]]></category>
		<category><![CDATA[gamalı haç]]></category>
		<category><![CDATA[güler kömürcü]]></category>
		<category><![CDATA[shambala]]></category>
		<category><![CDATA[swastika]]></category>
		<category><![CDATA[şambala]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=134</guid>
		<description><![CDATA[
Medya Agarta üzerinden en zayıf halkayı yakalamanın sevincini yaşarken, bir evlilik davetiyesi üzerine yazılanlar ise Agarta&#8217;ya öykünmenin şifrelerini taşıyor gibi&#8230;
Nasıl mı? Davetiye de yazdığı şekliyle şöyle:
&#8220;Ezel zamanlarının birlikteliğine ant içilen Ruhların zamanından ruhlar dünyasının sonsuzluğuna kadar&#8230;Kozmos, Evren, Kainat ve Tanrı&#8217;nın izniyle&#8230;&#8221;
Bir de buna &#8220;Swastika Dövmeli Gelin&#8221; eklenince&#8230;Okültizmle karışık ne şaheser yorumlar çıkar kim bilir&#8230;. 
İşin içine [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&blog=325222&post=134&subd=kendihalinde&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><a href="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/14072008082211.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-133" src="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/14072008082211.jpg?w=222&#038;h=300" alt="" width="222" height="300" /></a></p>
<p>Medya Agarta üzerinden en zayıf halkayı yakalamanın sevincini yaşarken, bir evlilik davetiyesi üzerine yazılanlar ise Agarta&#8217;ya öykünmenin şifrelerini taşıyor gibi&#8230;</p>
<p>Nasıl mı? Davetiye de yazdığı şekliyle şöyle:</p>
<p><strong>&#8220;<span style="color:#ff0000;">Ezel zamanlarının birlikteliğine ant içilen Ruhların zamanından ruhlar dünyasının sonsuzluğuna kadar&#8230;Kozmos, Evren, Kainat ve Tanrı&#8217;nın izniyle</span>&#8230;&#8221;</strong></p>
<p><strong>Bir de buna &#8220;<span style="color:#ff0000;">Swastika Dövmeli Gelin</span>&#8221; eklenince&#8230;Okültizmle karışık ne şaheser yorumlar çıkar kim bilir&#8230;. </strong></p>
<p><strong>İşin içine &#8220;Shambala&#8221; falanda girince önce aşağıdaki link ziyaret edilip bilgi alınır, sonra istenildiği kadar agarta, magarta konuşmaya devam edilir&#8230;</strong></p>
<p><a href="http://www.haber7.com/haber/20080718/Agarta-iddianameyi-nasil-sulandirdi.php">Agarta yada Agharta yada Agartha İddaanameyi Nasıl Sulandırdı Yazısı</a></p>
<p><a href="http://www.berzinarchives.com/web/en/archives/advanced/kalachakra/shambhala/mistaken_foreign_myths_shambhala.html">http://www.berzinarchives.com/web/en/archives/advanced/kalachakra/shambhala/mistaken_foreign_myths_shambhala.html</a></p>
<p><a href="http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=77221">http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=77221</a></p>
<p>Bitti mi? Elbette bitmedi&#8230;www.iyibilgi.com arşivinden de birkaç okuyucu yorumu aktaralım:</p>
<p><span id="more-134"></span></p>
<p><span style="color:#ff0000;">AGARTA<br />
</span>Bir haç açılımı da benden: Evrenin anahtarı sembolü ve nazizmin gamalı haç sembolü</p>
<p>Bu gamalı haç İnsanlığın kullanmış olduğu en eski sembollerden biridir. Kayıp kıta MU kültürünün simgesidir. Mu da yaşayanlar insanlar zamanla dejenere olunca çıkar kavgaları başladı, bu iyi (agarta) ve kötünün (şambala) savaşına dönüştü, şambala yandaşlarının uygulamış olduğu korkunç kara büyülerle doğanın dengesi bozuldu ve kıta battı, oradan kurtulabilenler MU kültürünü değişik coğrafyalara taşıdılar. Eski mısır ve tibette Mu kültürünün bilgileri titizlikle saklandı. Peki nedir bu sembolun gizemi? Bu sembol evrenin anahtarıdır kısa adıyla, yani varoluşun dört ana kuvvetidir; ruh enerjisi,zaman enerjisi, fizik enerjisi ve hayat enerjisidir. Antik bilgilerde ateş,su, toprak ve hava adıyla geçer. Bu sembolun her bir parçasının bir anlamı vardır;</p>
<p>1- Şeklin ortasındaki daire mükemmeliyetin sembolüdür, eski mısırda tanrı ra’yı yani güneşi sembolize eder. Dinsel metinlerde dairenin içi yaradanı dışı ise yaradılmış olanı ve her ikisinin birliğini sembolize eder.<br />
2- Dairenin ortasındaki şekil dört kuvvetin dairenin merkezinden ilk çıkışlarını gösterir. Birlikten çokluğa geçisin ilk adımıdır. Fizik evreninin ve varoluşun başlangıcıdır.<br />
3- Birden çıkan dört kuvveti veya dört enerjiyi ifade eder.<br />
4- Her bir kuvvetin ortasına konulan üçgenimsi çıkıntı kuvvetlerin aktif olarak çalışmakta olduklarını ve olacaklarını yani faaliyet sembolüdür.<br />
5- Her kuvvetin içinde bulunan basamaklı şekiller merkezinden aldıkları gücün bağlantısını sembolleştirmektedir.</p>
<p>Şeklin tamamı ise varolan tüm evrenin sembolü konumundadır. Kuvvetlerin soldan sağa dönüşü göstermesi aynı zamanda evrenin gezegenlerin ve galaksilerin hareket halinde olduklarının bir işaretidir.<br />
Kısaca bu sembol bizzat varoluşun ve varoluşu meydana getiren dört büyük kuvvetin sembolü olarak MU kültüründe şifrelendirilmiştir.<br />
Gamalı haç ve hristiyanların haç işaretinin kaynağı buradan gelir.</p>
<p>Bütün bu gelişmeler Nazilerin bazı sırları ele geçirdiklerini ama karanlık güç olarak kullandıklarını gösterir. Bu bilgiler sayesinde kara büyü uygulamalarıyla halk kitlelerini ideolojilerinin peşinden sürüklemeyi başarmışlardır.</p>
<p>Aslında her şey thule efsanesiyle başlıyordu, thule efsanesinin kökenide kayıp bir uygarlığa dayanıyordu. Bu da nazizmin temelini oluşturuyordu. Bu efsane etrafında birleşen bir gurup thule adında gizli bir tarikat kurdular. Nazi partisinin yedi kurucusundan biri olan dietrich eckardt thule tarikatının temel felsefesini şöyle açıklıyordu. ‘thulenin tüm sırları eski bir uygarlığa dayanıyor:</p>
<p>İnsanoğlu ile dış zekalar arasında bulunan bazı aracı varlıklar, bu sırlara erenlere büyük bir güç kaynağı oluşturmaktadır. Bu güç kaynağı almanyayı dünyaya egemen kılacaktır, yine bu güç kaynağı geleceğin üstün insanının ortaya çıkmasını sağlayacaktır’’</p>
<p>Bu tarikatın üyeleri arasında rudolf hess, karl haushoffer,alfred rosenberg ve Adolf hitler gibi önemli isimler bulunmaktaydı. Bu insanlar olağanüstü sezgi ve yeteneklere sahiptiler.<br />
İkinci dünya savaşının sonunda nazi karargahına girildiğinde 12 tibetli rahip cesediyle karşılaşıldı. Bunun açıklması, Nazilerin gizli öğretilerin olduğu tibetle ilişki içinde olduğu sonraları anlaşıldı.</p>
<p>Mu kıtasının yok oluşuna neden olan kara güçler (şambala) Nazilerin hizmetine geçmişti. Naziler inanıyordu ki bu güç sayesinde dünya ellerine geçebilirdi. Kısmen başardılar ama sonunda kendileriyle birlikte milyonlarca insanıda yok ettiler.<br />
<span style="color:#00ffff;">UygurKanSu / 16 Kasım 2007 18:50</span></p>
<p><span style="color:#ff0000;">SHAMBALA</span></p>
<p>Kabalacı’ların <span style="color:#ff0000;">Metatronu</span> Gamalı Sultan<br />
UygurKanSu&#8217;nun verdiği bilgilere yeni açılımlar :</p>
<p>İnanılmaz ama NASA’nın uzay mekiklerinin birinin yolculuğundaki görev listesinde “Şamballa” da yer alıyordu. Araç, böyle bir yerin olup olmadığını uzaydan gözlemleyip araştıracaktı. Sonucu henüz bilmiyoruz ama anlaşılan “Şamballa”nın yerini merak eden ve cidden inanan birileri var gibi.</p>
<p>Bazı iddialara göre Agarti’yi kara büyünün şeytani gücü yönetmektedir. Metatron(1)un Gölgesi, karanlık bir güç olarak bilinir ve Sar Ha-Olam veya şeytan (Veya eski Mısır’ın yer altı tanrısı Set) olarak tanımlanır.</p>
<p>Nazi okült doktrinine göre, Aryan Süpermenlerin yaşadığı yer bu “Boş Dünya” idi. Hitler dünyanın içinin boş olduğunu biliyordu. Bu nedenle Tibet ve Gobi çölündeki bazı güçlerle temasa geçerek, Ortaasya’yı ele geçirmeyi düşünmüştü.</p>
<p>(1) Metatron: İbrani Kabala’sında göksel (semavi) araçlar Sekinah ve Metatron’dur. Metatron terimi gönderilmiş (haberci) ve aracı gibi anlamları içerir.</p>
<p><span style="color:#00ffff;">Demir Su / 16 Kasım 2007 19:11<br />
</span></p>
<p>Daha detaylı bilgi için tıklayınız: <a href="http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=77221">Ergenekon Agarta mı, Agartalılar Türk mü </a></p>
<p>*********</p>
<p>&#8220;Shambhala&#8221; (Şambala), &#8220;Dünyanın Kalbi&#8221;, &#8220;Yüce Ülke&#8221;, &#8220;Bilgeler Ülkesi&#8221; gibi çeşitli adlarla belirtilen Agarta teozofik ve ezoterik kaynaklara göre, önceki devrenin sonlarına doğru Mu ve Atlantis&#8217;ten göç eden bilim-rahipleri tarafından kurulmuş bir organizasyondur.</p>
<p>Önceleri beşeriyetle açık temas halinde olan bu organizasyon, bu devrenin koşullarından ötürü gizlenme gereği görmüş ve ikâmet yeri olarak birbirlerine tünellerle bağlanan, dağlar içindeki yeraltı kentlerini tercih etmiştir.</p>
<p>Agarta, dünya insanlığının tekamülünde sorumluluk sahibidir. İlahi Hiyerarşi&#8217;ye hizmet eder. Dünyanın Efendisi ve &#8220;Kutup&#8221; olarak ifade edilen ve &#8220;Brahatma&#8221; veya &#8220;Brahitma&#8221; adıyla belirtilen Agarta&#8217;nın lideri, Dünya&#8217;yı sevk ve idare eden İlahi Hiyerarşi&#8217;nin fizik alemdeki temsilcisidir.</p>
<p>1912&#8242;de Müslüman olduktan sonra Abdül Vahid Yahya adını alan; ezoterik, okült ve mistik konularda çok sayıda yapıtı bulunan Fransız asıllı Mısırlı düşünür ve yazar Rene Guenon&#8217;a göre tradisyonlarda &#8220;Kutsal Dağ&#8221;, &#8220;Dünyanın Merkezi&#8221; olarak ifade edilen yer, O&#8217;nun mekânıdır. Kimilerine göre, dünyanın tüm geçmişi, yitik kıtalara indirilmiş dinler ve kozmik öğretiler, Agarta arşivlerinde kayıtlıdır ve birçok peygamber (Musa, İsa), dinlerini kurmadan önce, bu arşivleri incelemişlerdir ki, bazıları burada &#8216;inisiyasyon&#8217;dan da geçmiştir.<br />
Agarta&#8217;nın yeryüzüne açılan 7 (kimi kaynaklara göre 4) ana çıkış noktası bulunmakla birlikte, mağaralarda inzivaya çekilen bilgelerin ve mağaralarda etkinliklerini sürdüren bazı inisiyatik toplulukların Agartalılar ile ilişki içinde oldukları ileri sürülür.</p>
<p>Rene Guenon&#8217;a göre bu durum, en çok, Türklerin yaşadığı Orta Asya&#8217;da görülmektedir. Kimi yazarlara göre, Göktürk, Uygur ve Hun masallarındaki, &#8220;ataların kutsal mağaraları&#8221; ve bir mağaradan geçilerek ulaşılan &#8220;gizli ülke&#8221; inanışında Agarta&#8217;nın sembolizmi bulunmaktadır. Tibet tradisyonlarına göre, Agartalılar şimdiki devrenin sonunda dışarı çıkacak ve Agarta&#8217;nın lideri yeryüzündeki menfiliği yenecektir.</p>
<p><a href="http://www.okultizm.com/genel/agarta.html"><span style="font-size:x-small;color:#0000ff;font-family:Arial;">http://www.okultizm.com/genel/agarta.html</span></a><span style="font-size:x-small;font-family:Arial;"> </span></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/kendihalinde.wordpress.com/134/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/kendihalinde.wordpress.com/134/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/134/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/134/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/134/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/134/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/134/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/134/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/134/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/134/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/134/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/134/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&blog=325222&post=134&subd=kendihalinde&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/07/14/agarta-agharti-agharta-ve-bir-evlilik-davetiyesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kendihalinde.files.wordpress.com/2008/07/14072008082211.jpg?w=222" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Derin Ablalar “Güler Kömürcü” ve “Fatma Sibel Yüksek”  Evlenekon amaçlı mı Evlendi?</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/07/14/derin-ablalar-%e2%80%9cguler-komurcu%e2%80%9d-ve-%e2%80%9cfatma-sibel-yuksek%e2%80%9d-evlenekon-amacli-mi-evlendi/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/07/14/derin-ablalar-%e2%80%9cguler-komurcu%e2%80%9d-ve-%e2%80%9cfatma-sibel-yuksek%e2%80%9d-evlenekon-amacli-mi-evlendi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Jul 2008 17:27:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[fatma sibel yüksek]]></category>
		<category><![CDATA[güler kömürcü]]></category>
		<category><![CDATA[tanık]]></category>
		<category><![CDATA[tanıklık]]></category>
		<category><![CDATA[tanıklıktan çekinme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=131</guid>
		<description><![CDATA[Derin Ablalar “Güler Kömürcü” ve “Fatma Sibel Yüksek”  Evlenekon amaçlı mı Evlendi?
 
 
 ERGENEKON&#8217;DAN kaçalım, EVLENEKON&#8217;DA buluşalım&#8230;
 
Boyumuzu aşan konulara fazla girmeden sorumuzu cahil cesaretine bulayıp deli dumrul kıvamında soralım…
 
Efendim uzun uzun bu derin ablalarımızı anlatmamıza gerek yoktur sanırım. İki hanımefendi de kendi çaplarında ünlü olup toplumun belli kesimleri tarafından yakınen bilinip tanınmaktadırlar. Size bir sır vereyim onları [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&blog=325222&post=131&subd=kendihalinde&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Derin Ablalar “Güler Kömürcü” ve “Fatma Sibel Yüksek” <span> </span><strong>Evlenekon</strong> amaçlı mı Evlendi?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> <img class="alignnone" src="http://image.haber7.com/haber/haber7/photos/16862.jpg" alt="" width="200" height="176" /><img class="alignnone" src="http://www.medyafaresi.com/haber_resim/20080614131925.jpg" alt="" width="198" height="178" /></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> <strong>ERGENEKON&#8217;DAN kaçalım, EVLENEKON&#8217;DA buluşalım&#8230;</strong></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Boyumuzu aşan konulara fazla girmeden sorumuzu cahil cesaretine bulayıp deli dumrul kıvamında soralım…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Efendim uzun uzun bu derin ablalarımızı anlatmamıza gerek yoktur sanırım. İki hanımefendi de kendi çaplarında ünlü olup toplumun belli kesimleri tarafından yakınen bilinip tanınmaktadırlar. Size bir sır vereyim onları en tanımayan ( onlarla muhabbetimiz google ile olan ilişkimiz kadardır…Yani google ne kadar tanıyorsa derin ablalarımızı, bende o kadar tanırım daha Türkçesi ) klasmanında olduğum içindir ki deli cesareti ile bu soruyu sorma densizliğini yapma hakkını kendimde görmekteyim…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Yoksa bana ne… Ne diye evlendilerse evlendiler…Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine demek adettendir… Ama yapılan bu cezaevi evliliklerinin zamanlaması a-acayipsin tadında olunca şeytanın aklına TCK, CMUK falan geliveriyor…<span id="more-131"></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Şeytan işte…Çim sahada durduğu gibi durmuyor akılda…İnsanın aklını çeliveriyor…Hep yeşil sahalarda çelme takılacaktır diye kanun da olmadığına göre…Kanun’a çelme takma girişimleri de çimlerden nikah masalarına kadar uzanıveriyor mu sorusu çakıyor kanun’dan nizam’dan anlamayan bendenizin 3 gramlık beyincağazında…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Kanundan nizamdan anlamadığımızdan da… Şu fakirinin sitesine uğrayacak bir <strong>Uncle Sabih’in</strong> değerli yorumlarına ihtiyaç duymaktayızdır efendim…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Kısa kes Meges olsun deyip çekincelerimizi dilimiz döndüğünce anlatmaya çalışalım bu evlilikler bağlamında… Hatta anlatmak için vakitte kaybetmeden direkt olarak konuya dalalım…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;"><strong><em>Tanıklıktan çekinme Halleri</em></strong><em>: CMUK. Madde 47, 48, 50, 51</em></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><em><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Tanıklıktan çekinme hakkını sonradan kullanan tanığın ifadesi : CMUK. Madde 245 Tanıklıktan çekinmeye hakkı olanın çekinmemesi: CMUK. Madde 53</span></span></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Ve benzeri gibi.. İç gıcıklayıcı kanun hükümlerimiz varmış efendim…Ayrıntıya giremiyorum çünkü hiç anlamam bu kanun dillerinden….</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Bi de… Hala geçerli mi değil mi bilemediğim şu cümlelere rastladım internette: </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">“</span><em><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Tanıklık etme, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu&#8217;nun 245 ve devamı maddelerinde birtakım kurallara bağlanmış.<br />
<strong>Yakın akrabalık nedeniyle tanığın tanıklıktan çekinme halleri</strong> de 245. maddenin 1-2 ve 3. fıkraları ile müteakip 246. madde 1 ve 2. fıkralarında düzenlenmiştir. Bu nedenle mahkemeler bir hususta tanık dinleyecekleri zaman, dinlenecek tanığın davanın her iki tarafı ile de bu kapsamda bir yakınlığı olup olmadığını sorar, <strong>eğer olumlu cevap alırsa o takdirde tanığa tanıklıktan çekinme hakkı olduğunu hatırlatı</strong>r, eğer tanık bu hakkını kullanmak istemiyorsa ifadesini alır, eğer tanıklık yapmak istiyorsa bu kişiler 247/4. madde uyarınca yeminsiz dinlenir. Tanıklıktan çekinme hakkını kullanmak istemeyen bir tanığı Mahkeme dinlemek zorundadır. Hayır, sen engellisin deyip dinlememezlik edemez. Mahkemelerin yargılamayı usul hükümlerine uygun olarak yürütme zorunluluğu bulunması nedeniyle bu yola gidiliyor. Yani yasal bir zorunluluk hali. Yasada bu konunun niçin ve hangi nedenle böyle düzenlendiği de kolayca tahmin edilebilir sanırım. Aslolan ve yasanın amaçladığı tanığın doğru söylediğidir. Ancak doğruyu dile getirdiği takdirde bundan herhangi bir yakını zarar görebilir. Bu ise tanık ile zarar gören yakını arasındaki ilişkiyi bozabilir. Bu nedenle tanık ille de tanıklık yapmak zorunda ise belki de yalan söylemeye eğilim gösterecektir. İşte bu kabil durumları engellemek için pratik bir çözüm olarak yalan söylemek istemeyen tanığa yasa bir imkan tanımış ve isterse tanıklıktan çekine-bilme olanağı getirmiş. Tanık ile davanın tarafları arasındaki yakınlık konusuyla ilgili söylenebilecek şeyler özetle böyle. tanık ile davanın tarafları arasındaki iş ilişkileri de kısmen de olsa Mahkemelerin dikkate alması gereken bir husus olarak yasada yer almıştır. Nitekim HUMK&#8217;nun 245/4., 246/3. 247/5-6. maddeleri bu yolda birtakım hükümler getirmiş. Tabii tüm bu tanıklıktan çekinme halleri aynı yasanın 248. maddesi ile konu yönünden sınırlandırılmış olup örneğin iki taraf arasında hukuki bir tasarrufta şahit sıfatıyla hazır edilmiş kimse bu tasarrufun esası ve içeriği hakkındaki suallere cevap vermek zorunda olduğu gibi aile içerisinde doğum, ölüm, evlenme vakaları, aile ilişkilerinden kaynaklanan mali uyuşmazlıklar hakkında da yakın akrabalık-hısımlık nedeniyle çekinme hakkı kullanılamaz.”</span></em>
</p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Mış Mış Mış yani&#8230;İşte böyle efendim…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Hasılı Kelam, izdivaç sahiplerine kutsal aile hayatının gereklerini yerine getirmede başarılar dilerken…Kendimi de bu a-acayip durumla baş başa bırakıp değerli hukuk bilgilerini esirgemeyecek Uncle Sabih’leri tez elden yorum yapmaya davet ederim…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Pardon… Soruyu sormadık sanırım… Soralım o zaman…</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Yürürlükte ki mevcut kanun, yönetmelik ve benzeri mevzuat ile <strong>Evlenekon</strong> isimli soruşturmanın ışığında ortaya çıkan izdivaçlar <strong><em>“ Ben senin kıymetini dışardayken bilemedim, yokluğunda varlığımın anlamsızlaştığını anlayıp, yüzüğümü kaptım da geldim sevgilim”</em> </strong>sosuna bulanmış 3 sayılık fast-break denemesi midir ? Yoksa arkadan dolanıp 2 puan alma çabalamacaları mıdır? </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">Yoksa kötü kedi şerafettin miyim?</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;">O zaman yazıklar olsun bana…Ne zaman mutlu biz izdivaç görsem vücud kimyam bozuluyor yahu…</span></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/kendihalinde.wordpress.com/131/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/kendihalinde.wordpress.com/131/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kendihalinde.wordpress.com/131/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kendihalinde.wordpress.com/131/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kendihalinde.wordpress.com/131/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kendihalinde.wordpress.com/131/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kendihalinde.wordpress.com/131/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kendihalinde.wordpress.com/131/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kendihalinde.wordpress.com/131/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kendihalinde.wordpress.com/131/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kendihalinde.wordpress.com/131/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kendihalinde.wordpress.com/131/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&blog=325222&post=131&subd=kendihalinde&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/07/14/derin-ablalar-%e2%80%9cguler-komurcu%e2%80%9d-ve-%e2%80%9cfatma-sibel-yuksek%e2%80%9d-evlenekon-amacli-mi-evlendi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="" medium="image">
			<media:title type="html">kendihalinde</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://image.haber7.com/haber/haber7/photos/16862.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.medyafaresi.com/haber_resim/20080614131925.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Vıttırıvızzık Yalçın Küçük</title>
		<link>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/07/13/vittirivizzik-yalcin-kucuk/</link>
		<comments>http://kendihalinde.wordpress.com/2008/07/13/vittirivizzik-yalcin-kucuk/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Jul 2008 00:25:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kendihalinde</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaya Karışık]]></category>
		<category><![CDATA[Sabatay]]></category>
		<category><![CDATA[Sabetay]]></category>
		<category><![CDATA[Soner Yalçın]]></category>
		<category><![CDATA[Yalçın Küçük]]></category>
		<category><![CDATA[aziz nesin]]></category>
		<category><![CDATA[çift kimliklilik]]></category>
		<category><![CDATA[baas]]></category>
		<category><![CDATA[bonapartist]]></category>
		<category><![CDATA[cunta]]></category>
		<category><![CDATA[doğan avcıoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[ecevit]]></category>
		<category><![CDATA[iki kimliklilik]]></category>
		<category><![CDATA[ilhan selçuk]]></category>
		<category><![CDATA[nasyonal sosyalist]]></category>
		<category><![CDATA[sabetaycı]]></category>
		<category><![CDATA[sabetayist]]></category>
		<category><![CDATA[sabetaylar]]></category>
		<category><![CDATA[sebatay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kendihalinde.wordpress.com/?p=130</guid>
		<description><![CDATA[
Küçük bir şovmen!

1980 öncesi “Sosyalist” geçiniyordu&#8230;
Verdiği “gaz”dan etkilenip “dolmuş”a gelen binlerce genç ya çatışmada “öldü” ya da “hapislerde çürüdü!”
Sonra, yurt dışına kaçtı!.. PKK’lılar kendisine kucak açtı ve o da “bir numaralı Apo sempatizanı” kesilip, “Kürtçülük” yapmaya başladı!..
Türkiye’ye döndükten sonra, “Sabetayist sulandırıcılığı” yapmaya başladı!.. Neredeyse, Türkiye’de yaşayan hemen herkes “Yahudi dönmesi”ydi!..
Son günlerde ise; “Sosyalistlik&#8230; Apo sempatizanlığı [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kendihalinde.wordpress.com&blog=325222&post=130&subd=kendihalinde&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><span class="mnb"><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;"><img class="alignnone" src="http://s.aktifhaber.com/images/news/70275.jpg" alt="" width="396" height="146" /></span></span></p>
<p><span class="mnb"><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;"><strong>Küçük bir şovmen!</strong></span></span></p>
<div><span class="mnb"><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;"><br />
1980 öncesi “Sosyalist” geçiniyordu&#8230;<br />
Verdiği “gaz”dan etkilenip “dolmuş”a gelen binlerce genç ya çatışmada “öldü” ya da “hapislerde çürüdü!”<br />
Sonra, yurt dışına kaçtı!.. PKK’lılar kendisine kucak açtı ve o da “bir numaralı Apo sempatizanı” kesilip, “Kürtçülük” yapmaya başladı!..<br />
Türkiye’ye döndükten sonra, “Sabetayist sulandırıcılığı” yapmaya başladı!.. Neredeyse, Türkiye’de yaşayan hemen herkes “Yahudi dönmesi”ydi!..<br />
Son günlerde ise; “Sosyalistlik&#8230; Apo sempatizanlığı ve Sabetayist sulandırıcılığı”nın yanına bir özellik daha ekledi:<br />
“Ulusalcılık” ve “Ergenekon sözcülüğü!”<br />
Prof. Dr. Yalçın Küçük’ten söz ediyorum&#8230;<br />
Ne yalan söyleyeyim; daha önceleri, söylediklerini “ciddi ciddi” dinlerdim&#8230; Ama önceki gün ögrendim ki; Prof. Küçük, televizyon programlarına “fikrî tartışma” için değil, “şov yapması” için çağrılıyormuş!..<br />
Sık sık “el çırpması”nı ve “masaya yumruk vurması”nı, duyduğu heyecandan zannediyordum&#8230;<br />
Meğer; “reyting” yapması için “televizyoncular öyle istiyor”muş da, onun için çırpıyormuş ellerini!..<br />
Bunu, önceki akşam kendisi söyledi&#8230; Şimdi, kararsızım&#8230; Onu; “medya maymunu” olarak mı seyretmeliyim, “şovmen” olarak mı?!?..</span></span></div>
<p><span class="mnb"><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;"></p>
<div><span class="mnb"><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;">Hasan Karakaya . <a href="http://www.habervaktim.com">www.habervaktim.com</a></span></span></div>
<p><span class="mnb"><span style="font-size:x-small;font-family:Verdana;"> </p>
<p></span></span></span> </p>
<p></span></p>
<p>******</p>
<div><strong></strong></div>
<p><strong><span style="color:#ff0000;"></p>
<div class="title">Yalçın Küçük Üstüne Bir Analiz</div>
<p> </p>
<p></span></strong></p>
<p>Geçtiğimiz günlerde Şimdiki Zaman TV, yıllar önce Erhan Yıldız&#8217;ın HBB&#8217;deki programında Yalçın Küçük ile Alev Alatlı arasındaki tartışmanın görüntülerini tekrar yayınladı (<strong>Tartışmanın Videosu aşağıdadır</strong>). Bu tartışmada Yalçın Küçük&#8217;ün fikir ve ruh dünyasını tüm çıplaklığı ile ortaya koymamıza yarayacak önemli ipuçlarını yakalama imkanı elde ettik. Öyle ki, Yalçın Küçük ve benzerlerinin hem ülkemiz gerçeklerini ne şekilde ele aldıklarını hem de insanı ürküten bir tehdit içerdiğini de gözlerimizle görmüş olduk.</p>
<p><span id="more-130"></span></p>
<p>Tartışmanın hemen başlarında Yalçın Küçük<strong> “aydın nedir”</strong> sorusuna, <strong>aydının serüven peşinde koşan, ütopyası olan adam olduğu şeklinde cevap veriyor. “Bence aydın yorumlayan değil, sentezi olan, ütopyası olan, geleceği yakalamaya çalışan insandır” </strong>şeklinde Marx&#8217;ın ünlü 11. tezi referanslı bir tablo çiziyor. O&#8217;na göre hakikatle, hakikat arayışıyla, insan mutluluğu, esenliği ve huzuruyla hiçbir ilgisi yoktur aydının.<strong> Aydın kavga eder, serüven peşinde koşar, cunta faaliyeti örgütler, bilgiyi bir silah gibi çeker, gerçekleri eğip bükerek kendi “davasına” hizmet için kullanır durur. </strong></p>
<p>Ama bu da yetmez Yalçın Küçük&#8217;e. Kendisine <strong>“devrimci”</strong> olduğunu vehmettiği, aslında düpedüz metafizik bir misyon biçer. Bu misyon, kendince tanımladığı aydın mitosu etrafında halelenir. Hemen belirtelim, <strong>Yalçın Küçük her ne kadar devrimci olduğundan, devrimden falan bahsetse de aslen Bonapartist&#8217;tir.</strong> Yaçın Küçük, Marx&#8217;ın Komünist Manifestosu&#8217;ndan ziyade “Louis Bonaparte&#8217;ın 18 Brumaire&#8217;i”nden etkilenmiştir adeta. <strong>Özetle tanımlarsak, Bonapartizm, siyasal iktidarın silahlı kuvvet kullanılarak ele geçirilmesidir. </strong>Aslında öteden beri ülkenin yaşadığı senaryo Bonapartistler tarafından sahneye konulmaktadır. <strong>Yani demem o ki, Yalçın Küçük ve benzerleri öyle sosyalist bir devrim peşinde falan değillerdir. Bu eğilim sahiplerinin Atatürk&#8217;le, Atatürkçülükle de uzaktan yakından ilgileri olmamıştır. Hatta Atatürk&#8217;e yüzü Batı&#8217;ya dönük olduğu, demokratik devrimler yaptığı, “muasır medeniyet seviyesi”ni hedeflediği için karşıdırlar. Atatürk Cumhuriyeti&#8217;nden hoşlanmazlar. </strong>Tercihleri otarşik, kapalı, küçülmeci, oligarşik bir rejimden yanadır ve bu anlamda <strong>Stalin ile İnönü </strong>arasında gidip gelirler. Zihinlerinin derinlerinde ise bunlara rahmet okutturacak adamlar vardır. Doğru tekellerinde olduğu için, “öteki”lerin her fikri, her eylemi karşı devrimdir, yanlıştır, ihanettir, geridir vs.</p>
<p><strong>Şimdi söz konusu tartışmayı izleyerek devam edelim.</strong></p>
<p>Yalçın Küçük “aydın” kavramını iki kavramla açıklama yoluna gidiyo