Kırmızı Atkılı Darbeci Kurt

Kırmızı Atkılı Darbeci Kurt

http://yenisafak.com.tr/yazarlar/TamerKorkmaz/kirmizi-atkili-darbeci-kurt/37895

Batı Perinçek komutasındaki Aydınlık, dün birinci sayfasından ’27 Mayıs 1960 Devrimi’ni selamlıyoruz!’ diyordu:

Bir ABD-NATO yapımı olan 27 Mayıs Darbesi’nin elli üçüncü yıldönümünde atılmış bir başlıktı, bu…

*

Yalçın Küçük de, mahpustan…

‘Yıllardır, 27 Mayıs’ı yapanlardanım diyorum. Şartlar el verdiği, olgunlaştığı takdirde 27 Mayıs her zaman yapılır’ diye sesleniyordu!

(Aydınlık-Kitap’taki röportajdan, 24 Mayıs 2013)

*

27 Mayıs 1960’ı ‘Kemalizm’in en yüksek noktası’ olarak tarif ediyordu, Yalçın Küçük ve devamını şöyle getiriyordu: ’27 Mayıs bayramdır. 1908 Meşrutiyet Devrimi gibi bir bayramdı. Ben bu iki devrim arasında hep benzerlik kurarım!’

1908 mi? Yalçın Küçük için aslında Cumhuriyet’in kurulduğu tarihtir!

İttihat Terakki ile gelen İkinci Meşrutiyet’in ilan edildiği tarihten, ‘7 Ocak 2009 günü Ergenekon’dan gözaltına alınırken gönderdiği pusulayla’ bu şekilde söz ediyordu…

*

Peki, Yalçın Küçük 11 Ekim 2011’de Aydınlık’ta ne yazmıştı? Bir kere daha oynatalım:

‘Sabetaylarımız olmasaydı…

Biz bu Cumhuriyet’i kuramazdık!’

İşte bu cümlesi, yıllardır Sabetaycıları yazan ‘Kırmızı Atkılı Kurt’un ‘aslında ne yapmış olduğu’ hususunu da açık ediyor…

Ki, bir nevi ‘zurnanın zırt dediği’ pozisyondur!

*

‘Birtakım ahmaklar ve cahiller, 27 Mayıs’ı darbe olarak görüyorlar’ diyen Yalçın Küçük…

Aydınlık-Kitap’ta çıkan röportajda o dönemdeki bazı isimleri özlemle sıralıyor:

’27 Mayıs gençlik hareketidir. Onun sonucudur.

Forum Dergisi çevresinden genç öğretim üyelerinin…

Muammer Aksoy Hocam’ın, Turhan Feyzioğlu Hocam’ın çok büyük katkıları vardır…

Aydın Yalçın var, Coşkun Kırca var, Münci Kapani var…’

* (daha&helliip;)

Reklamlar
Published in: on Mayıs 28, 2013 at 11:55 pm  Comments (1)  

Masonlar, Çerkesler, Ergenekon 4-5-6 (Erol Karayel-kafkasevi)

(daha&helliip;)

Published in: on Ağustos 7, 2011 at 1:25 am  Comments (1)  

Masonlar, Çerkesler, Ergenekon 1-2-3 (Erol Karayel-kafkasevi.com)

(daha&helliip;)
Published in: on Ağustos 7, 2011 at 1:08 am  Yorum Yapın  

27.02.11 “Ya Herru Ya Merru” Dönemi Başladı

Erbakan vefat etti. Türkiye zincir kırdı. Bundan böyle genelde dünyada, özelde Osmanlı hinterlandında “Ya Herru Ya Merru” dönemi başlamıştır. Aşağıya alıntıladığım üç farklı yazının özeti de ana fikri de budur. 27 Şubat 2011 tarihi  “Ya Herru Ya Merru” için miladtır.

———————————————————————————————————————-

Erbakan: Sistem içi muhalif

Akif Emre

http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=01.03.2011&y=AkifEmre

Daha önce de bir kaç kez vurguladım; Erbakan’ın en önemli işlevi, 70’li yıllardan itibaren muhafazakar, İslami hassasiyeti olan kitleleri sağ siyasetin içinde erimekten kurtarmasıdır. Erbakan faktörü olmasaydı bu kitlenin Demirel siyasetinin içinde himayeye muhtaç temsili azınlık işlevinden öte bir anlamı olmayacaktı. Bugün siyasal İslam denilen siyasal aktörden bahsediliyorsa bu durum Erbakan faktörü olmadan açıklanamaz. Erbakan İslamcılığının içeriğini, ideolojik temellerini tartışmak ayrı bir yazı konusu. Genel çerçevesi ve ütopyaları bakımından Türkiye’de yeni bir ufuk geliştirdiğini kimse inkar edemez. Ve bu ütopya soğuk savaş koşullarında bile İslam dünyasında hatırı sayılır bir yankı buldu.

Diğer tarafta biraz öfke, biraz isyan havasında gençleri büyük bir nezaketle dinleyişinin göstergesel karşılığı ise; sağ siyasetten bağımsızlaşan İslamcılığın radikalize edilmesini engelleyerek, bir bakıma onları sistem içi mücadele sınırları içinde tutmasıdır. 28 Şubat sürecinde, “bu tarihin akışı içinde bir noktadır” sözü bu çerçevede anlamlıdır.

Gelinen noktada İslami düşüncenin politik alanda ne kadar temsil edildiği sorusu da ayrıca önemsenmelidir; İslamcı siyasetin tekrar muhafazakarlaşmaya evrilmesinde bu çizginin rolü konusu meselenin odak noktasıdır ve bu konu Erbakan tartışmasından çok bir çizgi sorunu olarak yeniden ele alınmayı beklemektedir.

Erbakan’ın siyaset tarzı bir yana, yola çıkarken ortaya koyduğu sloganların içi doldurulmasa da bugün gelinen noktada yolun başına dönüldüğü de söylenebilir. Eski kuşak sağcılık yerine sağcılaşmanın neoliberal versiyonunun teslim aldığı bir ortamda Erbakan çizgisi yeniden tahlil edilmeyi bekliyor.

————————————————————————————————————————————————————————–

SÜRPRİZ YOK, PİRİ REİS’İN HARİTASININ ROTASINA DEVAM.

Oktan Keleş

http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=538

Bizi okuyanlar daha iyi hatırlayacaklardır; bundan yaklaşık beş yıl evvel, çıkmış olduğum televizyon programında ve daha sonraki röportajlarda Condelazze Rice’ı 1. zenci olarak nitelendirmiş ve 22 rakamı üzerinde durmuştum. 22 ülkenin rejimleri değişecek denilmiş, bunu da ilan etmişler ve ayrıntılarını uzun uzun anlatmıştım.

2.zenci Kofi Annan’da gerekli alt yapıları hazırlamış, icraatlarını başarı ile tamamlayarak, bronz çocuk Obama dönemi ile final yapılmıştı.

Irak’ın işgali ile başlayan ve sonrasında da devam eden faaliyetlerin aşama aşama devam ettiğini görüyoruz. Yani aslında yeni bir şey yok!

Mısır’daki ayaklanmada gözden kaçan/kaçırılan bir husus var: Olaylar başlamadan bir hafta evvel Mısır Genelkurmay Başkanı General Sami Anan ABD’de idi. Sizce bu bir anlam taşımıyor mu?

Bölgede Cia ve Mossad cirit atmaktadır. Bu tertibe halk devrimi diyenler bir yerde haklılar, çünkü bu tür operasyonlar halk ile birlikte/halkın gücü ile yapılır. Ama gerçekten de buna “halk devrimi” denebilir mi? Yeni oluşacak yönetim veya rejimler kimin değirmenine su taşıyacak? Asıl soru bu.

Olayların zamanlamasına baktığımızda, “WikiLeaks Belgelerinin” yayınlanmasından hemen sonra olması oldukça dikkat çekici.

ABD’nin eski başkanı Bush(t) gidince, Obama ile başlayan yeni dönemde, Büyük Ortadoğu Projesi’nin rafa kalktığını söyleyenler fena halde yanıldılar. Bu yanılgı içerisinde olanlar, projelerin “devamiyet” esasından haberi olmayanlardır. Plan yapılır ve uygulanır, kim gelirse gelsin.

BOP’un en önemli kıstaslarından iki tanesi neydi? Birincisi İsrail’in güvenliğinin sağlanması, ikincisi ise petroldü. Burada üçüncü ayağı da ben söyleyeyim; Asya’ya adım atma.

Bu olaylar patlak verdiğinde bazı entelektüellerin ılımlı İslam masalları anlattıklarını görüyoruz. Yapılan sosyolojik analizlerde, sömürgecilerin kullandıkları dil açıkça belli oluyor. Ayaklanma olan ülkelerin hepsi Arap ülkesi de olsa, ayaklanma nedenleri farklı imiş: Kimi yoksulluktan, kimi totaliter rejimden vs. nedenlerinden dolayı ayaklanıyormuş. Ama bu entelektüellerin unuttukları bir şey var: Ayaklanmalar, isyanlar BİR AMACA HİZMET EDİYOR!

Daha evvelki yazılarımda da sık sık gündeme getirdim; şer güçler, bir kuşa bir taş atmazlar, bir taşla çok kuş vururlar.

Bu coğrafyada yeni bir orta sınıf oluşturma gayretleri var.  Amaç, yeni pazarlar oluşturmaktır. Yani kapitalizmin devamı için, yeni pazarlar, alanlar açılmaktadır. Bu bölgedeki insanların harcama limitlerinin yükseltilmesi amaçlanmaktadır.

Afrikada’ki korsanlık faaliyetlerinin sonucunda birçok ülke, bu korsanları bahane ederek, savaş gemilerini bu bölgede konuşlandırmışlardı. Bu durum da örtülü bir savaştı. (ABD-Rusya. Anlayanlara)

Arap ülkeleri dışındaki kısmi ayaklanmalarda kimseyi şaşırtmamalıdır. Arap ülkelerini örnek gösterip,  başka coğrafyalarda da hareketlenmeler beklenmektedir.

Bu arada her şey, ABD ve şer güçlerin istediği gibi gitmiyor. ABD, otoritesini paylaşmak zorunda kalıyor. ABD’ye güvenip; ülkesini, dinini, değerlerini vs. satanların paniğe kapılıp, yeni ülke arayışına girdiklerini görüyoruz.

İki televizyon kanalında gündeme getirdiğim Piri Reis’in haritasındaki sırları bilerek yazmadım. Bu programların tekrarlarını izlemenizi tavsiye ederim.

GEMİ ve 9 rakamı ile ilgili yaptığım analizler hatırlanacaktır. O programda Mısır’ı, Kahiye’yi ve 9 şehid verdiğimiz Mavi Marmara Gemisini ve GEMİ ile ilişkilendirilecek olayları açıkça anlatmıştım. Libya’dan gemi tahliyesi de bir milat gibi. Piri Reis’in rotasını takibe devam… (Anlayanlar anladı.) Allah’ın da bir muradı var.

Tunus’ta, Mısır’da, Libya’da yaşanan olaylarla ilgili birçok telefon, mail aldım analiz yapmam hususunda. Oysa ben, analizimi çok önceden yapmıştım o iki tv kanalında. İzleyemeyenler aşağıdaki linkten o programları izleyebilirler. Sürpriz yok! http://www.mpl.com.tr/program-arsivi.html (Bab-ı Sır programı 11.Bölüm) ve  http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=342

Bilenler biliyorlar ve her geçen gün de bilenlerin sayısı çok şükür çoğalmaktadır.

Bir analiz yapılırken, sadece  akademik ve bilimsel veriler kullanılmaz. Metafizik bilgiler, gizli bilgiler ve diğer argümanları da kullanılır. Bu planları yapan şer güçler, tüm argümanları kullanarak plan yaparlar. Planları açığa çıkmasın diye de, sadece akademik analizleri ve analizcileri meydana çıkarırlar. Diğer argümanlar açığa çıkmasın diye onları gizlerler ve böylece asıl planları da meydana çıkmaz. (Kendileri öyle sanıyor.)

Türkiye’de ve dünyada sözüm ona bazı analizciler, olaylar olduktan sonra analiz yapıyorlar. Bunu rahmetli ninemde yapardı. Öngörü sahipleri nerde?

Dikkat edilecek hususlar:

1– Avrupa ve ABD’nin en önemli sorunlarının başında GÖÇ gelmektedir.

Her yıl Meksika’dan 15 bin kişi ABD’ye göç etmektedir. Cia, (mafyayı kullanarak) bu göç eden insanlardan bazılarını öldürüp, tecavüz etmektedir. Nedeni ise, korksunlar, ABD’ye göç etmesinler! İnsan hakları raporlarını incelediğimizde bu konunun ayrıntılarını daha iyi görürsünüz.

Avrupalılar, ülkelerine kaçak mülteci girmesin diye, tekneleri bilerek batırmaktadırlar. Avrupa, Orta Doğu’dan ülkelerine göç olmasın diye, o ülkelerde yeni bir orta sınıf oluşturulmasına destek vermektedir. Bir taşla, birçok kuş vurma hadisesi… Meselenin bir yönü de GÖÇÜ DURDURMADIR.

2Bu ülkelerde yeni bir orta sınıf oluşturulurken, model olarak TÜRKİYE gösteriliyor. Türkiye’deki demokrasi ve   ılımlı (!) İslam örnek gösteriliyor. Uyanık olmak lazım. Yarın planlar ilerledi mi, Türk halkına da, Orta Doğu halklarının ayaklanmalarını MODEL olarak gösterirler.

3– Irak’a ne kadar demokrasi geldiyse, bu ayaklanma olan ülkelere de o kadar demokrasi gelecektir. Demokrasi kılıfı adı altında, yöneticiler ve halk, yine onların amacına hizmet edeceklerdir.

4Orta Doğu’da orta sınıf oluşturulurken (kapitalizmin solu) model olarak alınır. Anlayan anladı. Bunu yaparken de, Türkiye’de de iktidarda, kendilerine uygun iktidar değişikliği hevesi olacaktır. Orta sınıf iktidar, demokratik sosyal haklar sloganlarına dikkat!

5-Irak’ta, Barzani ve peşmergeler, sonun başlangıcındadırlar.

6– Nato müdahale der mi? Eder. Ne zaman? Yüz binlerce Müslüman kanı döküldükten sonra, kurtarıcı pozunda petrol bölgelerine müdahale eder. Ama binlerce, yüz binlerce Müslüman ölmedikten sonra kılını bile kıpırdatmaz. Kıpırdatmasına da gerek yoktur.  Nasıl olsa, kendilerine uygun yeni yönetim kurulur.

7- ARİFLERE:

ANKARA feribotu, Çanakkale GELİBOLU rotasından yola çıktı. Tıpkı Piri Reis’in Gelibolu’da tahrir eylediği harita rotası gibi. (TAHRİR MEYDANI.)

Müştak Baba’nın ANKARA şiirini, “çokbilmişler” bir kere daha okusunlar. KARA SANCAKLILAR ANKARA YİNE SAHNEDE.

8Libya’dan bir arkadaşım telefonla aradı. Oradaki durumu anlattı. Eğer Türk vatandaşlarının ölümleri artarsa ve gemilerimizin başına bir şey gelirse SORUMLUSU İSRAİLDİR. Anlayan anladı.

9– İçte ve dışta gündem saptırmalarına dikkat edilmelidir.

10Batı için iş çıkılmaz bir noktaya gelirse, büyük bir TERÖR EYLEMİ MÜSLÜMANLARA fatura edebilirler.

11– Libya’dan tahliye edilen  Türkler, vatana kavuşunca,  EN BÜYÜK TÜRKİYE sloganı attılar. Allah’ın izniyle en büyük Türkiye. Büyük Türkiye gerçeğine sahip çıkalım. Çok şükür Allah’ın da bir planı var.

Büyük Türkiye adım adım geliyor, buram buram kokuyor.

Türk Devlet’i her şeyin farkında. Nereden mi biliyorum? Ee ben biliyorsam, onlarda biliyordur.

Saygılarımla.

————————————————————————————————————————————————————————–

MÜŞTAK BABA ve KEHANETLERİ

Habertürk TV’de canlı olarak yayınlanan, Pelin ÇİFT VE Serdar TURGUT’UN sunduğu ÖTEKİ GÜNDEM programına Kayıp Kitap 397, İsrail’in Planları, Zeitgeist Kuantum Kur’an kitapları ve yeni kitabı ‘İstanbul Yeniden Başkent Olacak’ ile tanınan Araştırmacı- Yazar  Serhat Ahmet Tan konuk oldu. Müştak Baba’nın ölümünden sonra, 1846’da basılan ‘Divan’ındaki bazı şiirlerinde kehanetler halen konuşuluyor. Ankara’nın 1923’te İstanbul’un yerini alıp başkent olacağını, o senelerde AK Parti’den bahsetmesi hatta kendi ölüm tarihini bile bilmesi Müştak Baba’yı gizemli kılmaya yetiyor.

Tan, programda Müştak Baba’nın gizeminden ve şiirlerindeki şifrelerden bahsederek bu tarz şiirlerin çözülmesinin imkansız olduğunu çünkü o şiiri şifreleyen kişinin nasıl şifrelendiğini sadece kendisinin bildiğini söyledi. Şiiri şifreleyen kişi zaman kilidi ile şifrelediği için ölümü sonrası zamanla şifrelerin kırıldığını ve bilgilerin günyüzüne o zaman çıktığını belirtti.

Müştâk Baba’nın bu bilgileri bulunması için kilitlediğini söyleyen araştırmacı yazar, “Müştâk Baba, şifrelerin zamanı gelince anlaşılmasını, geçilecek dar bir vadi varsa bu vadide kendisinin ışık olması, biraz yardımcı olması olayların hafif atlatılmasını istiyor. Çünkü biz 2012 senesinden sonra o tür şeylerle karşılacağız ki… Sanki dünyanın sahibi biziz… Otoban var son hızda arabamızı sürmeye başlayacağız. 2021-2022 senelerinde şimdi anlattıklarımı o sene anlatsaydım kimse beni dinlemezdi.” dedi.

İŞTE O ŞİİR

Müştâk Baba, Ankara’da Hacı Bayram Velî’nin türbesini ziyaret ettiği sırada gelen ilhamla, ileride Ankara’nın başkent olacağını keşfeder. Müştâk Baba bu keşfini, tasavvuf şiirinde istihraç, yani bir şeyin içinden başka bir şey çıkararak, geleceğe ait bir  olayı üstü kapalı olarak bildirme yöntemi ile aruzun az kullanılan bir vezni ile şiire döker. Divan-i Müştâk Baba adıyla 1847’de yayınlanan divanının 29. sayfasında yer alan 73 numaralı, Ankara’nın başkent olacağını sembolik dille açıklayan beş beyitlik şiiri
şöyledir.

mef û l ü / fâ i lâ tün / mef û lü / fâ i lâ tün

1 Me’vâ-yı nâzeninde kim elf olursa efser
Lâ-büdd olur o me’vâ İslambol ile hem-ser

2 Nun vel kalem başından alınsa nun-i Yunus
Aldıkta harf-i diger olur bu remz azhar

3 Miftah-ı Sûre-i Kaf serhaddi kaf ta kaf
Munzam olunmak ister ra-yı Resûl Peygamber

4 Hay huy ile ahir maksud oldu zahir
Beyt-i veliyy-ül-ekrem el-hâc iyd-i ekber

5 Ey pâdişah-ı fahham sultan Hacî Bayram
Ruhan ister ikrâm Müştâk abd-i çâker

MÜŞTAK BABA, AK PARTİ’DEN BAHSEDİYOR

Araştırmacı Tan, Müştak Baba’nın şiirlerinde yöneticilere “Ya Ak” cümlesi ile seslendiğini ve “Ya AK” derken de AK Parti’yi kastettiğini ifade edip AK Parti’nin 2028’a kadar otobanda araba kullanacağını ve çok dikkatli olması gerektiğini daha sonrada çukurlu, virajlı derin bir vadi göründüğünü söyledi.

MÜŞTAK BABA KİMDİR?

Müştâk Baba, 1759-1832 arasında yaşamış bir sûfî şairdir. Adı Muhammed Mustafa’ dır. Bitlis’ lidir. Soyu Abdülkadir Geylanî vasıtasıyla Hz.Ali’ye dayandırılır. Amcası Şems-i Bitlisî tarafından eğitilmiş, Hasan Şirvanî tarafından aydınlatılmış; Bağdat’ta Nâkibül-eşraf Hasan Efendi ve İstanbul’da Mesnevihan Hoca Neşet Efendi’den yararlanmıştır. Müştâk mahlasını Neşet Efendi takmıştır. Avrupa’dan Hindistan’a çok yer gezmiştir. Uzun yıllar İstanbul’da Eyüp Selâmi Efendi dergâhında kalmış ve II.Mahmud’un  has nedimi olmuştur. Eğitime ve bilime çok değer verir. Arapça ve Farsça bilir. Döneminin seçkin kültürlü insanları arasındadır. Vahdet-i vücud anlayışıyla Hakk’ı insanda arar. Mevlânâ hayranıdır. Edebî yönü ve hitabeti güçlüdür. Aruzla yazdığı şiirlerinde sembolik dil kullanmayı sever. Musikî eğitimini Şirvani’den almıştır. İcralara udu ve sesiyle katılacak kadar musikiye aşinadır. Bu niteliği dolayısıyla, postnişin olduğu Kadirîye içinde, musikî ve semaya özel önem veren Müştâkiye şubesi kendi ekolü olarak kurulmuştur. Müştâk Baba, 1832 yılında Bitlis’i ziyarete giderken, konakladığı Muş’ta düşmanları tarafından 75 yaşındayken öldürülür. Şiirlerini kapsayan divanı, ölümünden sonra, 1847 yılında basılmıştır. Yayınlanmamış başka eserleri de vardır.

Published in: on Mart 2, 2011 at 1:03 am  Comments (1)  
Tags: , , , ,

Donörlerin Efendisi Soner Yalçın

Aslında kendisi de bir Donör olan, Donörlerin Efendisi Soner’imden bir özür borcum var. Vakti zamanında kendisinden yola çıkıp İlhan abinin soykütüğüne bir bakış fırlattığımı, bunu yaparken de Soner’i çokta ciddiye almanın anlamsız olacağını düşünmüştüm… Ancak olaylar öyle bir hale geldi ki İlhan abi tutuklandığında kopartılan gürültü ile şimdi çıkarılan gürültünün kıyaslanması dahi mümkün değil. Bu yüzden diyorum ki toprağı bol olsun İlhan abim de kimmiş; Sonerim Donörüm varken… Anlaşılan İlhan abim, toprağa kavuşmazdan evvel, Donörlerin efendisine Güzel Amerikalı kitabını miras bırakmış olmalı ki okyanus ötesinin temsilcisi Türkçe bilen zat, bir anda donör hamisi kesildi… Eh artık bu kadarı olur… Eğer sizde kaleminizi, ruhunuzu, elinizi, dilinizi  ve dahi benliğinizi bağışlarsanız, Donörlük etiği gereği sırtınız sıvazlanır… Ancak bu sıvazlayış, sanmayın ki bildiğiniz manada oluyor… Türkçe bilen zat, sağ gösterip sol vurarak Donörler üzerinden Esas Efendiye ince mesajlar yolluyor… Bir bakıma timsah gözyaşları da desek yeri var.

*****   ******    *****

soner yalçınSONER YALÇIN’I ELEŞTİRMENİN DAYANILMAZ AĞIRLIĞI!

DR. FİKRİ TAKİP

Soner Yalçın’ın gözaltına alınması çok sayıda gazeteciyi ayağa kaldırdı. Henüz ortada net bir bilgi yokken, azımsanmayacak sayıdaki köşe yazarının, meslek örgütünün olayı ‘Özgür Basına baskı’ şeklinde ele alması ve bunu bir psikolojik harekata dönüştürmesi ne kadar inandırıcı?
Birkaç gün önce Radikal’in manşetinde Star Gazetesi yazarı Mehmet Metiner’e yönelik bir suikast girişimi vardı. Habere göre, Metiner’e yönelik suikast girişimi son anda polis tarafından ortaya çıkarılmıştı.

Nedense Radikal ve internet siteleri dışında olaya pek ilgi gösteren olmadı…

Yine önceki gün Zaman Gazetesi’nin bütün muhabirleri Ergenekon haberlerinden dolayı adliyelerdeydi.

Haklarında Ergenekon haberleriyle ilgili açılan davaları takip etmek için…

Oysa Basın Özgürlüğünü işlerine geldiği zaman hatırlayanların hiçbirini bu gibi konular ilgilendirmiyor.

Gazetecilik örgütleri ise işi gücü bırakıp, Odatv’nun ofisinde basın toplantıları yapıyor…

Onlar için basın özgürlüğü Soner Yalçın, Ergenekon’dan tutuklu bulunan Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan’dan ibaret…

Akif Beki, Radikal’deki yazısında Mehmet Metiner’e suikast girişimine sessiz kalanların Soner Yalçın olayında ortalığı ayağa kaldırmalarını şöyle değerlendirmiş.
Bir tarafta canına kastedilen yandaş bir kalem, diğer tarafta yasal suç takibine uğrayan muhalif bir gazeteci. Muhalif için kıyametler koparılıyor da yandaş için kılını kıpırdatmıyor kimse. Basın özgürlüğü, adalet, vicdan ve benzeri tüm yüksek değerler muhalifin emrine verilsin, yandaşın payına da kurşunlar düşsün, öyle mi?  (Radikal-17 Şubat 2011)

Bu noktada Akif Beki’nin yazdıkları anlamlı…

“Bir tarafta canına kastedilen yandaş bir kalem, diğer tarafta yasal suç takibine uğrayan muhalif bir gazeteci. Muhalif için kıyametler koparılıyor da yandaş için kılını kıpırdatmıyor kimse. Basın özgürlüğü, adalet, vicdan ve benzeri tüm yüksek değerler muhalifin emrine verilsin, yandaşın payına da kurşunlar düşsün, öyle mi?” (Radikal-17 Şubat 2011)

PSİKOLOJİK BASKI

Açıkça psikolojik baskı yapılıyor…

Soner Yalçın’ın gazetecilik anlayışını eleştirenler sindirilmeye çalışılıyor. Soner Yalçın’a layık görülen eleştiri hakkı, onu eleştirenlere gösterilmiyor..

Örnek mi?
(daha&helliip;)

Published in: on Şubat 17, 2011 at 7:30 pm  Comments (1)  

Tekzib Polemiği-Ahmet-Mehmet-Ortatv-SüperEgo-Kara Murat, Malkoçoğlu, Durak Bey-

Aktarma Yapılan İnternet Adresi

-Ahmet-Mehmet-Ortatv-SüperEgo-Kara Murat, Malkoçoğlu, Durak Bey-

Yazan: Münir Oyunbozan

Orta’lık Magazine

Magazine yapalım biraz dostlar.

Basında polemikler meşhurdur; bu polemikler gazete sayfasında kalır, iki tarafdan biri pes edene veya anlatmaktan bıkana kadar devam ederdi, meşhurlarını bazılarının kitablaştırılmış olması ile okumuş olabilirsiniz.

Şimdi durum değişti ama arkadaşlar.

Hem internetin çıkmış olması ve –Ulaştırma Bakanının kulakları çınlasın- bu “zımbırtının”in tam bir “gerilla savaşı” tarzında “vur-kaç” taktiği ile kullanılıyor olması (“hukukun siyasallaştırılması” gibi “internetin siyasallaştırılması” mı desek ve bunda haklı olur muyuz, bilemem) hem de artık eski gazetecilerin kalmaması sebebiyle polemikler gazete sütunlarında kalmıyor, mahkeme koridorlarına kadar taşınıyor. Bu böyle biline.

“Çantacılıkdan” geldiğine dair “güneş” gibi rivayetler olan Mehmet Barlas ve tüm ailesi (oğlu-hanımı-kızı-gelini vb.), “herşeyin çakması” olduğı gibi “çakma Nişantaşlı” olduğunu da söyleyen ve iki sevimli ihtiyar “Anadolulu” ebeveyne sahib Ahmet Hakan Çoşkun arasında bir polemik başladı, hatta bu polemik gazete sayflarında kalmadı internete taşındı, “feys” de ve “tivitır”da da tek kelimelik “geçirmeler” ile sür-gitleşti.

Tam bu esnada da işe, “çakma nişantaşlı”nın “kankisi” olduğu rivayet edilen “odatv” işe katıldı.

Arkadaşlar, bu “odatv”nin niye “oda” ismini aldığını bileniniz var mı bilemiyorum, ama kesin birşey söylemek gerekirse itiraf ediyorum, ben de bilmiyorum, “tv”lik kısmının zaten ilk günlerde “mediaplayer” ile hazırlanan basit bir “video”nun üzerine yazı veya ses bindirmek veyahut sadece röportajlarla sınırlı kaldığını, “ne biçim tv burası?” diye soran çok olunca herhalde, eskiden haber metinlerinin tepesinde vidyo görüntüsü üzerine “bu haberin vidyosu hazırlanmamıştır” diye not düşerlerdi şimdi “o-da” kaldırıldı, ama ismi hâlâ “oda tivi”…

Fakat dostlar bir fikir jimnastiği yapalım, Soner Yalçın’ın meşhur olduğu çalışmalar hangisi? Elbette “Efendi” serisi… Ve “Uğur İpekçi” ismiyle yazdığı aynı yazılar. Ne anlatıyordu orada, doğru yanlış olduğuna karışmadan, cevab verelim, bugün ismi Müslüman-bizden görünen pekçok kişinin aslında bizden olmadığını-Sabati olduğunu… kitablarında, yazılarında “devşirme” üzerinde duruyordu, bunların şimdi “şurda” durmalarına rağmen aslında “köklerin”nin bilmemne olduğunu felan. Daha once beraber olup sonradan ayrıldığı Perinçek ne diyordu bunun için, “MİT tarafından devşirilmiştir.” (Elbette tam bu değil, uygun olsun diye sözünü çevirdik, ama bu anlamdaydı dediği Perinçek’in)

Peki “devşirme” denilince akla gelen ne?

Yeniçeri!

Yeniçeri denilince de “ORTA-ODA”lar…

Hafızam yanıltmıyorsa, 127 orta-oda’dan oluşan bir askeri birlikdi Yeniçeriler Osmanlı kara kuvvetleri içinde…

Acaba diyorum, “tez olsun” diye söylüyorum, Soner Yalçın’ın websitesine o ismi vermesinde böyle bir “anlam” olabilir mi?

Hayır yani, “YENİÇERİ BOZMALARINI” websitesinden cansiperane ve hertürlü doğruluktan uzak bir şekilde yalan-yanlış savunuyor da onun için böyle bir anlam olabilir, diye düşünmemek mümkün değil elbette.

Konumuza gelirsek.
Polemik Başlıyor!

Polemik, Ahmet ile Mehmet B. arasında; “yeniçeri bozmalarını savunanlar” sonradan müdahil oldular, hani “bize bişey çıkar mı acaba” dürtüsü ile…

Ahmet, Barlasların sitesinde bir yazarın akla hayale gelmedik yazılar yazdığını, Başbakan hakkında çok fena sözler sarfettiğini, “ey liberal Barlaslar, bu ne biçim iş, bu ne?!” demeye getiren bir yazı yazmıştı bir hafta-on gün once… Polemiği yani Ahmet başlatmıştı.

Polemik gazete sütunlarından “tivitıra” taşınmıştı, elbette Mehmet B. ilk başlarda cevab vermemişti, ama “ailece aktif” olarak kullandıkları “tivitır”da “tivit’ledikleri” ile Ahmet’in hakimiyet sahasına (veya tuzağına) girmişler ve karşılıklı olarak “Başbakan hakkında ileri-geri atıp tutan Mehmetin yazarı” vurgusuyla başlayan polemik, “istihzalarla” ilerlemeye başlamıştı. (daha&helliip;)

Published in: on Ekim 20, 2010 at 11:58 pm  Comments (3)  

Soner Gizli Düşmanı Buldu :)

chp

chp

Zamanlama hatası olamayacak kadar kendini ele veren bir yazı kaleme almış, efendi Soner. Sormak lazım kendisine, daha kongreye 2 hafta var, ve ne oldu da birden bire “Yıllar içinde partiye sinsice girip, partinin dinamizmini öldüren “muhafazakârlık virüsünü” ve “liberal-yeni sağ” etkileri bünyesinden koparıp atmalıdır” demek ihtiyacı hissetmiştir. Sakın bu virüs, kasette ki yakışıklı EROS olmasın. Haliyle gizli düşman da yakışıklı oluyor öyle mi ?

CHP içindeki gizli düşman

Hiç düşündünüz mü: Kamuoyunun büyük bir bölümü, 8 yıldır iktidarda olan partiyi muhalefette sanıyor!

CHP’yi ise yıllardır iktidardaymış gibi, tüm sorunların müsebbibi olarak görüyor. Niye? İşte CHP’nin temel sorunu bu. Kamuoyundaki kafa karışıklığının sebebi, CHP’nin 9 Mayıs 1935’teki kongre kararlarında gizli… (daha&helliip;)

Published in: on Mayıs 9, 2010 at 12:53 am  Yorum Yapın  

Reosta Operasyon Projesi

The Shabtai Zvi Star of David Symbols

In the explanation of the exhibition Nechama Lvendel – Nadav Bloch “Dönmeh – Following Shabtai Zvi” at the “Tova Osman” gallery in Tel Aviv it was written that the municipal gallery of Ulcin (Monte Negro State, formerly part of Yugoslavia on the border with Albania) has a a niche on the third floor surmounted by two Star of David symbols carved in stone. According to locals this place was a gathering place of Shabtai Tzvi and his followers. Shabtai Zvi was exiled to Ulcin and had been buried there. His grave is located indoors and is considered a holy place.

http://my.area.co.il/view.php?siteid=33281&jet=fotos

RAV SABETAY ZWİ

SABETAYCILIK VE TÜRKİYE SABETAYLARI (Dönmelik)

Kaynak: Ergenekon İddianamesi

Reosta Operasyonu, bilimsel literatürlerde “Sabetaycılık” adıyla anılan gizli/etnik/dini/ideolojik cemaat iskeletinin röntgeni gözler önüne serilmektedir. Bu çalışma alışılagelmiş araştırma/analiz veya biyografik istihbarat raporu özelliklerinin  dar çerçevesi içinde kalmayıp, günün gelişen koşullarına paralel olarak, “gizli/etnik/dini/ideolojik cemaat”in kontrol altına alınması, Cumhuriyet Devrimleri ve Ulusal Çıkarlar doğrultusunda yarar sağlanabilmesinin mümkün kılınmasını amaçlayan, operasyonel projelendirme çalışmasıdır.

Kemalist Cumhuriyet Devrimi’nin fundamentalizm, etnik ayrılıkçılık, Alevi-Sünni gelişmeleri,  Türkiye-Yunanistan ve Türkiye-İsrail ilişkileri ve globalleşme/yeni dünya düzeni oluşumları çerçevesinde; “Reosta Operasyonu” ile gizli/etnik/ideolojik Sabetay Cemaati’nden yararlanılması pratikte olumlu açılımlar sağlayacağı görüşüne varılmıştır.

Görüşümüzün nedenlerine daha sonraki bölümlerde yer verilmektedir.

Reosta Operasyonu Projesinin hazırlanmasında açık/gizli kaynaklardan yararlanıldığı gibi, Sabetay cemaati üyeleri ile de temasa geçilmiş ve doğrudan kendilerinden de bilgi alınmıştır.

Türkiyeli etnik unsurlar içinde, gizliliklerini 300 yıldır korumayı başaran yalnızca Sabetaycılar olmuştur. Her gün aramızda bizlerden hiçbir değişik özellikleri yokmuşçasına yaşayan, dini inançları, dilleri ve gelenekleri bakımından görünürde hiçbir farklılık göstermeyen bir grup insanın gerçekte gizli/etnik/dinsel/ideolojik bir cemaatin üyeleri oldukları, yalnızca içsel mekanlarında kendilerine özgü mistik bir yapı üç asırdır büyük bir titizlikle korunmuş ve yaşatılmıştır. Tüm bunların yanısıra, Cumhuriyet Devrimi içinde yer alışları ve Türkiye’nin özellikle ticaret ve kültürel alanlarında en önemli noktalarda bulunuşları ile toplumsal, ideolojik, siyasal, ekonomik, kültürel ve iletişim yapılanmalarındaki önemli etkinlikleri ile üstlendikleri rollerin çok ciddi etkilere yol açtığı gözlenmiştir.

Sabetayların sayısını 60.000 olarak iddia eden çevreler olmuş ise de gerçekte Türkiye’de yaşayanların sayısının 4.500-5000 dolayında olduğu tespit edilmiştir. Türkiye’de İzmir, İstanbul, Bergama, Uşak, Dikili, Soma gibi kentlerde yoğunlaşmışlardır. Bunun dışında Selanik, Lugano, Kahire, Gazze ve Kudüs’te yaşamlarını sürdüren Sabetaycıların olduğu ve toplam sayılarının 23.000 dolayında olduğu biliniyor.

ABD-Türkiye, Yunanistan-Türkiye, İsrail-Türkiye, Avrupa Birliği-Türkiye plâtformlarında tek tek ele alınması gereken bu gizli/etnik/dinsel/ideolojik cemaatin Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikalarında en etkin “unsur” olarak ele alınarak değerlendirilme zorunluluğunu ortaya çıkartır.

Ve yine bu gizli/etnik/dinsel/ideolojik cemaatin Türkiye Cumhuriyeti’nin “eğitim” yapılanması ile eğitim politikalarındaki üstlendikleri roller ile etkileri tekrar tekrar otopsi masasına yatırılarak mercek altına alınıp sağlıklı analizlerinin yapılması zorunluluğunu kendiliğinden gözler önüne serilmektedir. (daha&helliip;)

Published in: on Ocak 3, 2010 at 3:41 am  Comments (3)  

One Minute : Obama’ya Çelme Takmak…

one-minute1

Başbakan’ın, herkesin ve tabii ki kendisinin de ezberini bozan Davos çıkışı aslında geliyorum diyen kasırganın Davos’ta patlamasından başka bir şey değildir. Başbakan bunun sinyallerini neredeyse Gazze katliamı başladıktan hemen sonra artan dozda vermeye başlamıştı. Fakat böyle bir tepki verebileceğini kendisine sorsanız evet der miydi  o da başka bir konu elbette.

Her ne kadar konu Davos olsa bile buraya nasıl gelindi, bu işte bir komplo mu var dı, bunun tartışılması daha hayırlı olacaktır. Bazı iflah olmaz İsrailseverler tarafından dillendirilen teze göre bu bir tiyatro idi ve İsrail’in izni ile gerçekleşti. Yani İsrail Cumhurbaşkanı’nın en ağır sözlerle eleştirilmesi argo tabirle fincanın taşla oyulması dahi bir komplo idi ve zaten Musevi sever iktidar partisinin önünü daha da açmak için yapıldı deniyor. Kullandıkları argümanlara bakınca hani acaba mı dedirten tezlerle karşınıza çıkıyorlar.

Ama gerçekte kazın ayağı öyle mi?

Gelin birlikte dilimiz döndüğünce irdelemeye çalışalım. Davos’ta yapılacak Gazze toplantısına kim neden ihtiyaç duymuş olabilir. Gazze toplantısının katılımcıları seçilirken arabuluculuk görevine sözde daha çok yakışan Mısır’dan, Fransa’dan, İngiltere’den temsilciler değilde… Neden Türkiye Başbakanı, İsrail Cumhurbaşkanı, Arap ligi sekreteri ile BM sekreteri’nin katılımları sağlanmıştır. (daha&helliip;)

Published in: on Şubat 2, 2009 at 5:24 pm  Comments (4)  
Tags: , , , , ,

İçimde ki İsrail Aşkı Bambaşka

hurriyet

İşte medyanın sözlüğü

Artan Şiddet: Şiddet ile bağlantılı olarak medya aynı zamanda “şiddetin artması” yani “escalation of violence” kavramını da kullanmaktadır. Mesela “Lübnan’da İsrail saldırganlığı 300 kişinin canını aldı” demek yerine “artan şiddet olayları Lübnan’da 300 kişinin canına mal oldu” denilmektedir. Filistinlilere “doğrudan şiddet uygulayan” Siyonist güç, yaşanan bütün işgali ve hukuksuzluğu böylece oldukça masum bir tarif içine oturtmaktadır.

Asimetrik güç kullanımı: “Orantısız güç kullanımı” yerine daha askeri bir dil kurgulanırken kullanılmaktadır. “Assymetric use of power”ın Türkçesi olan bu kavram da, Siyonist güç ile Filistinliler ya da Lübnan arasındaki güç dengesinde aslında bir simetrinin de olduğu ama İsrail gücünün daha fazla olduğunu intibasını yerleştirmek için kullanılır. Mesela bir hafta içerisinde Lübnan’da 300 kişiyi katletmek “asimetrik güç kullanma” gibi gayet masum bir etiketin altında dünya basınına servis edilir.

İsrail Operasyonları: Operasyon kavramı oldukça masum bir yöneticilik kavramıdır. Mali operasyonlar, şirket operasyonları, kalp operasyonu, kömür madenleri operasyonu, gemi kaptanı operasyonu… Liste uzun…
“İsrail operasyonları devam ediyor”
şeklinde başlayan her cümle şunları ifade etmektedir:
1- İsrail gayet meşru bir iş yapmaktadır
2– Altı üstü bir operasyon yapmaktadır
3– Operasyon yaptığı “şeyler” kendi nesnesidir, istediğini yapabilir

4-
İsrail yapılan işte tek ve ana öznedir
5-
Kontrol Siyonist güçtedir
6
– Operasyonu başlatma ve bitirme gücü kendisine aittir
7- Bombalama, katliam, sürgün, tutuklama, işkence vs. gibi şeyler bir ameliyat operasyonunda hastanın acıları gibidir, kaçınılmazdır ve dolayısıyla meşrudur.

(daha&helliip;)

Published in: on Ocak 1, 2009 at 9:46 pm  Comments (16)  
Tags: , , , , ,

Ertuğrul Özkök; Tetikçi Medya Maymunu mu?

Ertuğrul Özkök; Tetikçi Medya Maymunu musun sen:)

eo 

…Kahramanımız Ertuğrul Özkök, Doğan Monkey Center’ın (DMC) kendisine ayrılan odasında can sıkıntısından patlamış halde ayakta bir sağa bir sola yalpalayıp durdu.  Oflayıp puflarken cama vuran yağmur damlalarının bıraktığı izleri seyredip yavaş yavaş ağırlaşan göz kapaklarının kapanmaması için  uğraş verdi…

Masasına doğru ağır aksak ilerlerken “gece şarabı çok kaçırdım yine” sözleri döküldü mırıltıyla dudaklarından hınzırca bir gülümse kaplarken yüzünü… Daha dün yazmış olduğu  soyağacımın tepesindeki maymun” yazısına gelebilecek tepkiler gülümsemesini bir kat daha artırdı. On dakika kadar şekerleme yapıp yazı işleri toplantısına  öyle katılırım düşüncesiyle koltuğuna oturdu. Kenarda duran gazeteleri elinin ayasıyla hafifçe iteledi. Tepki yazılarını okumayı sona saklamıştı. Gözlerini ufka doğru dikmesinden az sonra yorucu olan gecenin de etkisiyle kendinden geçti… Bir müddet sonra duyduğu sesle irkilerek gözlerini açtı. Birisinin ona seslendiğini fark etti…

          Er-tuğ-ruuuuuuuul

          !!!

          Er-tuğ- ruuuuullllllllll

          Nine? Fatma Nine sen misin?

          Evet minik maymunum.

          Ama nine nasıl olur? Sen yaşıyorsun!

          Evet şempanzem niye şaştın? (daha&helliip;)

Published in: on Aralık 23, 2008 at 9:46 pm  Comments (7)  

Canan Aritman mı? Arıtman mı?

canan-aritman

Aşağıdaki yazı bir takım internet sitelerine bu hanım milletvekilimizin soyisminde sürekli olarak yapılan fahiş hatayı düzeltmeleri için yollanmıştır. Ancak dediğim dedik çaldığım düdük diyen “matbuat” ve “ netbuat” ısrarla İzmir Milletvekili Canan Aritman’in soyadını Arıtman olarak yazmaya devam etmektedir. Hulasa başka birinin etnik kökenini, emmisini dayısını, ninesini, ebesini Yalçın Küçük nasyonel faşistliği ile merak edebilen birinin kendi soyisminin sürekli olarak Arıtman olarak anılmasından rahatsızlık duymaması da celbi nazardan kaçmamaktadır.Soy sop araştımaya merakıyla tanınan Soner Yalçın ve Yalçın Küçük Beyler ise hanım milletvekilimizin kocasının ne  masonluğu ve bağlantıları ile ne de soyisminde yer alan –man takısını ilgi alanlarına almadıklarına göre diyebileceğimiz tek şey milletvekili ve eşinin beyaz Müslüman olmadıklarıdır. Buna rağmen şahsi kanaatimizi ifade etmemiz gerekirse biz Aritman ailesinin beyaz Türk olduğunu da düşünmeyip tam aksine ”ozon suyuna yatırılmış” kara Türklerden olduğu hissine sahibiz…

 

Öncelikle basınımızın ve siz değerli internet haber sitesi sakinlerinin bu hanım milletvekilinin soyadı konusunda mutabakata varması gerekiyor. Hanımefendinin kendi internet sitesinde soyismi “Aritman” olarak yer almasına karşın bütün medya sözleşmiş gibi “Arıtman” yazmakta diretiyor.

 

Bu milletvekilin soyadı ARİTMAN’dır ARITMAN değil. Önce bu konuda bir anlaşalım. (daha&helliip;)

Published in: on Aralık 19, 2008 at 10:57 am  Comments (5)  
Tags: ,

Atatürk ve Sabetay Sevi Tekkesi

sabetay-sevicilik
Sabataycılık denince akla ilk gelen iki şehir Selanik ve İzmir’dir.

İspanyol Yahudi’si, Avrupalı kaynaklara göre İzmir Yahudi kaynaklarına göre Edirne doğumlu Sabatay Sevi 1665 /1666’da İzmir’in Kemeraltı-Agora semtindeki Portekiz Sinagogu’nda ikinci kez Yahudi Mesih’i olduğunu ilan etti. Daha önce 1648’de 22 yaşındayken de Mesihliğini ilan etmiş fakat yeterli ilgiyi görmemişti. Çok kısa sürede Avrupa, Ortadoğu ve Rusya’da duyulan bu hadise sadece Osmanlı Türkiye’sindeki Yahudileri değil, Müslüman Türkleri ve Doğu Avrupa’daki Hıristiyan tebaayı da derinden etkiledi.

Gelişmeler üzerine tutuklanarak Edirne’de 11 Eylül 1666’da Divan’da sorgulandı. Sorgulamayı kafes arkasından Padişah Avcı Mehmet’in de takip ettiği Sabatay Sevi, Mesihliğini inkâr etti. Sorgulamada bulunan ve kendisi de bir Yahudi dönmesi olan Hekimbaşı Hayatizade Mustafa Fevzi Efendi’nin (Moses ben Raffael Abrabanel); “Müslüman ol kelleni kurtar” tavsiyesi ile Sevi görünürde Müslüman olup Mehmet Aziz Efendi adını almıştır.

Sabatay Sevi görünürde Müslüman Türk, hakikatte ise kendi Yahudi inançlarına bağlı kalarak ikili (dual) bir hayat sürdürmüştür. Müritlerinin de benzer ikili kimliği benimsemesiyle tarihte ve günümüzde “dönmelik” veya “Sabataycılık” denen bir tür çift kimlikli “açık Müslüman-gizli Yahudi” “tarikat” doğmuştur.

Nitekim Rabbi Abraham Danon tarafından Revue des Etudes Juives’de İbranice metni yayınlanan Sabatay Sevi’nin 18 maddeden oluşan inanç risalesi, Prof. Abraham Galante tarafından hem orijinal İspanyolca metin hem de Fransızca tercümesi yayımlandı. Sabatay Sevi’nin 18 emirden oluşan Ladino dilinde yazılmış risalesi ilk kez 1897’de Paris Şarkiyat Kongresi’ne sunulan bir tebliğde Journal’de Selanique’nin yayın yönetmeni Sadi Levi vasıtasıyla ortaya çıkar.

Niçin 18 emir? (daha&helliip;)

Sabatayizm

sabetayizm

Sabatayizm Osmanlı imparatorluğunun son 250–300 yıllık tarihinde etkin olmuş tarikatvari bir Yahudi yapılanmasının adıdır. Sabatayizm, Yahudilik ve Dönmelik kavramları ile birlikte anılır. Bunun en önemli sebebi akımın kaynağının Yahudilik olmasıdır. Osmanlı toplumunda İslamiyet’i seçen Yahudiler hep kuşkuyla karşılanmışlardır. İslamiyet’e samimi olarak geçmedikleri düşünülmüştür ki bunda da haklılık payı vardır. Ama hiçbir şey yapılmamıştır. Çünkü İslam ben Müslüman’ım diyen herkesi Müslüman olarak kabul eder. İspanya’da engizisyon mahkemelerinin baskısından kaçan Yahudiler Osmanlı’ya (İzmir, Selanik Edirne merkezli olmak üzere ) sığınmışlardır. İşte Türklerin hayatında önemli bir etkiye sahip olan Sabatayizm bu ailelerden birisinin oğlu olan Sabatay Sevi tarafından kurulmuştur. Sabatay Sevi İspanya’dan gelen bir Yahudi ailenin çocuğu olarak İzmir’de dünyaya gelir. Okuma merakı onu dini kitaplara yoğunlaştırır. Ailesi tarafından haham olması için okula gönderilir. Dini bilgiler alan Sabatay dini kitaplarda yer alan 1648 yılında Mesih gelecek ve Yahudileri kutsal topraklarına götürecek inancına kapılarak Mesih olduğuna inanır ve Mesihliğini ilan eder. Yahudilerin büyük çoğunluğunu da Mesih olduğuna inandırır. Osmanlıyı 38 krallığa böldüğünü, kendisini de kralların kralı ilan ettiğini söyler. Başarılı olabilmek içinde Osmanlı topraklarında kargaşa çıkarmaya başlar. Olay ciddi bir duruma gelince IV Mehmet Sabatay’ı kendisinin kafes arkasından izlediği bir odada sorguya çektirir. Sabatay’dan Mesih olduğunu ispat etmesini, bunun içinde kendisini soyacaklarını, okçuların kendisine ok atacağını, kendisine bir şey olmazsa Mesihliğini kabul edeceğini ve hatta kendisine tabi olacağını da söyler. Bunun üzerine Sabatay böyle bir şey olmadığını, bunu Yahudilerin çıkardığını, kendisinin basit bir haham olduğunu söyler ve Mesihliğini (daha&helliip;)

Published in: on Aralık 10, 2008 at 3:45 am  Yorum Yapın  
Tags: , , , , , , , ,

Sabataycılık / Dönmelik Meselesi Üzerine

 sabataycilik

GÜNÜMÜZDE SABATAYCILIK / DÖNMELİK MESELESİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

Prof.Dr.Abdurrahman Küçük

                 Konuşmama, Hazar Grubu’na,Dönmelik/Sabataycılık gibi hassas ve hassas olduğu kadar da-hem Türkiye hem de dünya için- önem taşıyan  bir konuyu gündemlerine almış olmalarından dolayı teşekkürlerimi sunarak başlamak istiyorum.  Çünkü bu konunun önemi bugüne kadar sadece “erbabı”nca bilinmiş,ancak günümüzde bazı yayın ve değerlendirmeler yüzünden Türk Milleti’ni önemli bir kesiminin ilgi alanına taşınan bir konu olmuştur.Bundan dolayı “polemik konusu” yapılan Sabataycılık/Dönmelik Meselesi’ni bütün yönleriyle sizlere aktarmak,yanlış yönlendirmelere ve değerlendirmelere de değinmek hatta “son dönemde bu konunun gündeme getirilişi” hakkında nitelendirmelerde bulunmak ve takdiri sizlere bırakmak istiyorum. ( Şafak Hanım da zaten kısa sunuş konuşmasında konuya genel hatlariyle temas etti).Bu konudaki detaylı bilgiler,bildiğiniz gibi,6.baskısı  Alperen Yayınları arasında 2003 yılında yayınlanan Dönmeler/Sabatayistler Tarihi isimli çalışmamda,son dönemde yapılan çalışmaların değerlendirmeleri de Türkiye Dinler Tarihi Derneği yayınlarından olan  “Müslümanlar ve Diğer Din Mensupları” isimli kitaptaki makalemde yapılmıştır.

              Sabataycılık/Dönmelik,Osmanlı Devleti’nde de Türkiye Cumhuriyeti döneminde de değişik  vesilelerle gündeme gelmiş bir konudur.Günümüzde de Ilgaz Zorlu’nun ortaya çıkıp “Evet, Ben Selanikliyim”(Türkiye Sabetaycılığı) isimli kitabı yazmasının ardından Kemal Derviş’in ABD’den Türkiye’ye gelip bakan olmasıyla Dönmelik/Sabataycılık önemli gündem maddelerinden biri olmuştur.Bu konu  ile ilgili  makaleler ve kitaplar  yazılmış,Amerika’daki “Sabatayistler” üzerinde durulmuş, Türkiye bürokrasisinde ve Türk basın-yayınında “önemli konum”da bulunan isimlerin Sabatayistliğine dikkat çekilmiştir.Bundan dolayı hem siyaset sahnesinde hem medyada hem de ticaret sahasında etkileri konusunda değişik “senaryolar” üretilmiştir.Sabatayistlik ile Masonluk,Siyonizm,Yahudilik gibi meseleler arasında bağlantı kurulmuştur.Aslında bu konu, hassas olduğu kadar sınırları nazik olan bir konudur.Herkesin rastgele konuşacağı ve yazı yazacağı bir konu da değildir;bilgi ve birikim yanında “ince hassasiyet” gerektirmektedir.    (daha&helliip;)

Megalomania / Yalçın Küçük

sabetayci

Cenk Ağcabay tarafından yazılan “Megalomania” kitabından:

SABETAYCILIK YA DA “YENİ” CADI AVI

Yalçın Küçük, Paris’ten Türkiye’ye gürültülü ve yine sembolik bir eylemle “muhteşem” dönüşünü gerçekleştirirken, yepyeni alanlara açılmanın ipuçlarını da vermeye başlıyordu. Küçük, her zaman olduğu gibi, yine gündemin tam ortasına düşecek, herkesi hayret ve şok içinde bırakacak bilimsel keşifler yapmaya başlıyordu. Yeni bir bilim alanını insanlığa açmak gibi yüce bir görevi yine tek başına yerine getirmek zorundaydı. Tembel ve kafasız Türkiye solunun ne yazık ki, bu tip büyük keşif ve görevlere soyunacak ne birikimi ne de niyeti vardı. İş, yine Küçük’ün omuzlarında kalmıştı. Küçük, “yeni” alanın açılışını da yine bir politik gelişmeye ve kendisinin bu politik gelişme karşısında geliştirdiği tutuma borçlu olduğunu da ısrarla belirtiyordu.

Küçük, Paris dönüşü, Cumhurbaşkanlığı seçimleri sürecinde İsmail Cem’in cumhurbaşkanı olma hamlesi karşısında dehşete kapılmış; Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı büyük komployu anında teşhis etmiştir. Gizli Yahudi İsmail Cem büyük bir komplonun Türkiye ayağında önemli bir role sahiptir. Bunu bir tek Yalçın Küçük fark etmiştir. Ancak cezaevinde bulunmaktadır ve İsmail Cem’in cumuhurbaşkanı olmasını engelleyip, ülkeyi bu büyük tehlikeden kurtarabilmek için gerekli araçlara sahip değildir. Derin düşüncelere dalan Küçük, yeni bir büyük teoriyle İsmail Cem’i engelleyip, ülkeyi kurtarabileceğini anlar ve harekete geçer.

“Sayın Küçük, isimbilim nasıl çıktı ortaya? Bir tesadüf müydü bu pencereyi açan?

(daha&helliip;)

Ay ve Yıldız’ın Muhteşem Kavuşması: “Ayyıldız Zamanı”

resim-004ssss

resim-004sresim-028s

Ay ile Yıldız’ın Muhteşem Kavuşması / 1 Aralık 2008  Tsi-17:20/18:00 much more…

(daha&helliip;)

Uru Achim; Kasap Havası – Hava Nagila

hava-nagila11

Kasap Havası – Havah Nagilah (Hava Nagila)

Ayten Alpman’ın milletçe dilimize pelesenk ettiği “Memleketim” isimli  parçanın, Yahudi Halk Ezgisi (Rebe Elimelekh) olduğunu herhalde bilmeyeniniz kalmamıştır. Benim öğrenmem ise ilk olarak Fabrika Dergisi’nde Orhan Gökdemir’in konu ile alakalı yazısını 2006 yılında okumamdan sonra  olmuştu. Ne yalan söyleyeyim, bu şarkının Milli Marş kıvamında her resmi bayramda ya da her milliyetçilik duygularımızın kabarmasının istendiği -Kıbrıs Barış Harekatı gibi- dönemlerde radyo ve televizyonlardan vıyaklatılmasının etkisiyle olsa gerek, Musevilerin kahramanlık öykülerini anlatan bir İbrani ezgisi üzerine İlham Gencer tarafından söz yazılıp Alpman tarafından da seslendirilerek damarlarımıza enjekte edilmesi  şokunu… Avrupa Yakası’ndan Selin’in tarzıyla “oha oldum yani” tadında yaşadığımı itiraf etmeliyim… Hatırlarsanız bu parça Tandoğan Mitinglerinin de açılış ve kapanış musikisi yapılıp, önce AB-ABD karşıtlığı gazı verilip, ardından bambaşka mecralara doğru yol aldırılmıştık… Hatta meraklısı Moiz Kohen-Tekin Alp ismini de bu bağlamda Prof.Dr. Google Comtr’dan öğrenebilir… Konumuz bu olmadığı için geçelim…

Memleketim parçasının orijinal ismini öğrenip “Traditional_Jewish_Music” albümünü internetten yasal olmayan yollardan  “24 saat sonra silmemek” kaydıyla indirmem ise biraz gecikmelidir…  Haziran 2006’ya rastlar… Albümde yer alan parçaları dinlemem ise “uleyn bu şarkıda çok tanıdık, aha işte kulağım bunu da bir yerden anımsıyor” diye diye bi çırpıda oluverir. Hava Nagila’yı dinleyip, yok artık bu da mı Yahudi ezgisi dediğim o AN ise… Müzik öğretmenlerinin org başında aynı melodiyi “Kasap Havası” adı altında çalarak, öğrencileri 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramlarına hazırladığı lise anılarına gitmemle dumura uğradığım ANdır.

Bu yazıyı yazmak, aradan geçen iki yıl zarfında Kasım 2008’e kadar kaldı ise bu da benim tembelliğim olsun. Televizyonda ya da radyoda “Memleketim” parçasınının ya da “Kasap Havası’nın” sıklıkla denk gelmesi bile beni bu tembellikten alıkoyamadı… Ta ki  e yettiniz gayrı diyene kadar. (daha&helliip;)

Kemalism : After the Ottomans

Uyarı: Yüce Önder Atatürk hakkında pek hoş şeyler söylenmediğini hemen söyleyelim ve tamamen yorumsuz intihal yaptığımızı belirtelim. Benim vaktim boş diyenler tercüme yaparlarsa, tercümeleri de intihalleriz efendim.

Kemalism : After the Ottomans
Perry Anderson

‘The greatest single truth to declare itself in the wake of 1989,’ J.G.A. Pocock wrote two years afterwards,

is that the frontiers of ‘Europe’ towards the east are everywhere open and indeterminate. ‘Europe’, it can now be seen, is not a continent – as in the ancient geographers’ dream – but a subcontinent: a peninsula of the Eurasian landmass, like India in being inhabited by a highly distinctive chain of interacting cultures, but unlike it in lacking a clearly marked geophysical frontier. Instead of Afghanistan and the Himalayas, there are vast level areas through which conventional ‘Europe’ shades into conventional ‘Asia’, and few would recognise the Ural mountains if they ever reached them. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 8, 2008 at 11:40 pm  Comments (2)  
Tags: , , , ,

Sabetaycıların Türkiye Projesi

Yeni Sabetayizm projesi tutarsa, Sabetaycılar isimleri hiç anılmadan rahatlıkla her türlü işi yapacak. Sabetaycı olarak ortada dolaşanlarla hiçbir alakaları olmayacak. Toplumla aralarına tam bir tampon kitle yerleştirmiş olacaklar.

Sabetaycılar, haklarında oluşan tüm olumsuzlukları üstlenmeye hevesli kitleler bulma arayışına geçti. Eğer kadro ve sayısal yeterlik açısından inandırıcı olabilecek, kendilerine biçilen rolü de şahane bir ihsan kabul ederek pazarlığa takla atarak koşacak böyle kitle bulurlarsa derine dalış gerçekleşecek.

Pazarlığa razı olan kitle, Sabetaycı geçmişin deşifre olmuş hadiselerini üstlenme karşılığında isim hakkını almış olacak. Tabelayı duvarına asacak. Kendisine sağlanan avantajların karşılığı olarak da Sabetaycıların yapacağı bundan sonraki faaliyetlerde taşeron olarak çalışıp, muhtemel olumsuzlukları üstlenerek ‘Efendi’lerine tam kamufle imkânı sağlayacak…

Eğer bu proje tutarsa, Sabetaycılar isimleri hiç anılmadan rahatlıkla her türlü işi yapacak. Sabetaycı olarak ortada dolaşanlarla hiçbir alakaları olmayacak. Toplumla aralarına tam bir tampon kitle yerleştirmiş olacaklar.

“Bu da neren çıktı şimdi?” diyenler, son günlerde İlhan Selçuk’un telefon konuşmalarında geçen ‘Akıllı çocuk’ Oray Eğin’in yazılarına bakabilir. Selçuk, telefonda Eğin ile ilgili çok özel bilgiler de veriyor ama orası bizi ilgilendirmiyor. (daha&helliip;)

Soner Yalçın Hikayemiz ile İlhan Selçuk’un Soykütüğü Ve MERNIS’in Kritik Formülasyon Açığı

Kimlik Bilgileriniz Güvende Mi Acaba ?

 

Ara sıra kontrol ettiğim, acaba bugün yine yeni ne yumurtlamışlar diye baktığım odatv.com’a göz attığımda, sehven Kanadalı Hahambaşı ile ilgili yaptıkları haber ilgimi çekti… Şöyle yalandan bir okuyum dedim. Netekim okudum da…Hay okumaz olaydım düştü mü içime bir kurt…Bak şu köftehorlara dedim fessuuupanallaaaah çeke çeke. Dolamışlar dillerine Hahambaşı’nı yer misin yemez misin dercesine giydiriyorlar. Yok efendim elemanın TC Kimlik No’su şuymuşta, Key ödemelerinden alacağına bakmışlarda, felanca miktar devletten alacağı varmışta, bir koşu fırlayıp havrasından Koşer Koşer (koşa koşa’nın koşercesi), kippa’sını havalimanlarında düşürmeden geliveripte paracıklarına kavuşacayazsın talimatnameli… Felanda feşmekan babında bir dolu lagalugayı okurkene…

 

Ulan dedim tamam iddianame de sanıkların tanıkların kimlik bilgileri faş edildi…E malum Resmi Gazete marifeti ile de yaklaşık 10 milyon insanın sigorta numaraları ile kimlik numaraları internet ortamına pidiyef pidiyef (çarşaf çarşaf’ın internetcesi) serildi…Görünürde soy sop araştırmacı gastacısı kılıklı Sonerim Yalçın’ım Şili tatilini müteakip, kurtlar vadisiyle birlikte pik yapan reytinglerini paranın rengiyle karıştırıp… Sonrasında “odalarda ışıksızım yalnızım” ve “çiçekten böcekten al haberi” dizilerinin diplerde sürünmesiyle nal toplayıp, kendilerini maddi zarara uğratıp, üçün tekini ellerinde görünce… Cüney-team Embedded Forcegil’den  ile de yolları ayırdı ya…Yeniden araştırmacı araklayıcılık özelliklerini devreye sokup “zulaya dağ mı dayanır” ilkesinden yola çıkaraktan splash’a splash’a, flash fırıldaklıklar  üretme peşinde…

 

Okuyucu! Okuyucu!..

 

Biz böyle dediysek de siz yanlış anlamayın hemen canım…Kendinize gelin yahu…Yakışır bu tip şeyler Konseptim Danışmanıma… (daha&helliip;)

2010 İstanbul Logosu: Üç Kapı mı, Üçleme mi, Menorah’ın Kolları mı?

2000 yılında sivil toplum kuruluşlarının öncülüğünde başlayan daha sonra devlet kurumlarının da iştirak edip benimsediği ve 2005 yılında kesinleşerek, 2010 yılında 3 avrupa şehri ile birlikte İstanbul’un “2010 Avrupa Kültür Başkenti” olacağından haberimiz vardı. Fakat ülkemizin yoğun ve karmaşık gündeminden dolayı Fener ve Balat semtlerinde Avrupa Birliği katkıları ile tamamlanan rehabilitasyon çalışmalarının ilgimizi çekmediği gibi bu haberde ilgimizi hiç çekememişti. Ta ki  ilk önce iyibilgi sitesinde gördüğümüz  2010 yılında “Avrupa Kültür Başkenti” olacak İstanbul’un logosu hakkında netpano sitesinden alıntılanan Oktan Keleş’in şeytaniler bu kapıları mesih’e mi açacak yazısıyla birlikte yapılan spekülasyonları okuyana kadar.

 

Oktan Keleş netpano’da yayınlanan yazısında Dikilitaşlardan girip Konstantin Tak’ından çıkmış ve bu bağlamda 2010 İstanbul logosunun ne anlattığı, ne anlama geldiği ve neyi sembolize ettiği yönünde değişik çıkarımlarda bulunmuş. Oktan Bey çıkarımlarda bulunur, iyibilgi bunu haber yaparsa, bize de atılan taşın ardından koşmak vazifesi düşer mantığından hareketle komploya inanmadan ama komplosuzda kalmadan kendi yorumlarımızı da yazalım istedik. Ancak unutulmaması gereken bir ayrıntı vardır. Logo üzerinde yapılan değerlendirmelerde logo’nun kim yada hangi kurum tarafından yapıldığı belirtilmemektedir. Belki tam olarak bilinmemektedir ki zaten organizasyonun resmi internet sitesinde de (www.istanbul2010.org) logo’nun ne anlam içerdiği ne zaman kim tarafından yapıldığı hakkında herhangi bir açıklama mevcut değildir. Bu yüzden spekülasyonlara açık olması da yadırganmamalıdır. Haberi yapan iyibilgi, habere kaynaklık eden Oktan Bey bu organizasyonun başkanı Nuri Çolakoğlu’na ulaşabilmelilerdi eleştirisini de söylemeden geçmek olmaz.

 

Geçelim ve taşın peşinden koşmaya yada taşı peşimizden koşturmaya başlayalım…

(daha&helliip;)

Ergenekon

O hoca ile bu isim arasında bir bağlantı olabilir mi? TG’nin iddiasına göre 78-79 da istanbulda görev yapan paşanın hocasının soyismi ergenekon..her ne kadar bağlantı kurmak için müneccim olmak gerekse de, yukarda ki resimde yer alan kitap yazarlarından birinin adı ise “Behiç Ergenekon”…kitabın GKB yayınlarından çıkması, yayım tarihinin 1976 olması ve haliyle ismi geçen şahsın askeri bir kimlik taşıma olasılığının fazlalığı…O kişi bu kişi midir acaba dedirtiyor…Bunun araştırmasını yapmak ta işi bilenlerin problemi olsun.

Problemi olsun deyip yazımızı sonlandırmıştık ki…

(daha&helliip;)

Published in: on Temmuz 19, 2008 at 8:18 pm  Comments (37)  
Tags: ,

Yalçın Küçük’le Bir Aşk Masalı

Yalçın Küçük Hocam, ne yaptın sen böyle yahu…Kendini de bitirdin destekçilerini de…Bak, el çırpma sırası kimlere geldi şincik… Ne demişler…Men dakka dukka… Vıttırıvızzık Hocamızın Marifetleri-1..  Marifetler-2…

yalçın küçük

Not: Aşağıdaki alıntı yazıyı Temmuz 2008 tarihinden itibaren geriye doğru sardırarak, hafızanızda ki Sabetay meselesi, pkk, ergenekon vb gibi mevzularla harmanlayarak  okumanız salık verilir. Nerede nasıl bağlantı kurulacağı, nasıl yorum yapılacağı da okuyuca kalmıştır. Amaç perspektif genişletmek olunca, elçiye de zeval olmaz. Yalçın Küçük’ün dediği gibi: Öğrenmek şaşırmaktır. Buna bir ek yapmak gerekir. Çünkü, “Şaşırmamak tabusuz öğrenmektir”

Agarta, Agharti, Agharta ve Bir Evlilik Davetiyesi

Medya Agarta üzerinden en zayıf halkayı yakalamanın sevincini yaşarken, bir evlilik davetiyesi üzerine yazılanlar ise Agarta’ya öykünmenin şifrelerini taşıyor gibi…

Nasıl mı? Davetiye de yazdığı şekliyle şöyle:

Ezel zamanlarının birlikteliğine ant içilen Ruhların zamanından ruhlar dünyasının sonsuzluğuna kadar…Kozmos, Evren, Kainat ve Tanrı’nın izniyle…”

Bir de buna “Swastika Dövmeli Gelin” eklenince…Okültizmle karışık ne şaheser yorumlar çıkar kim bilir….

İşin içine “Shambala” falanda girince önce aşağıdaki link ziyaret edilip bilgi alınır, sonra istenildiği kadar agarta, magarta konuşmaya devam edilir…

Agarta yada Agharta yada Agartha İddaanameyi Nasıl Sulandırdı Yazısı

http://www.berzinarchives.com/web/en/archives/advanced/kalachakra/shambhala/mistaken_foreign_myths_shambhala.html

http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=77221

Bitti mi? Elbette bitmedi…www.iyibilgi.com arşivinden de birkaç okuyucu yorumu aktaralım:

(daha&helliip;)

Derin Ablalar “Güler Kömürcü” ve “Fatma Sibel Yüksek” Evlenekon amaçlı mı Evlendi?

Derin Ablalar “Güler Kömürcü” ve “Fatma Sibel Yüksek”  Evlenekon amaçlı mı Evlendi?

 

 

 ERGENEKON’DAN kaçalım, EVLENEKON’DA buluşalım…

 

Boyumuzu aşan konulara fazla girmeden sorumuzu cahil cesaretine bulayıp deli dumrul kıvamında soralım…

 

Efendim uzun uzun bu derin ablalarımızı anlatmamıza gerek yoktur sanırım. İki hanımefendi de kendi çaplarında ünlü olup toplumun belli kesimleri tarafından yakınen bilinip tanınmaktadırlar. Size bir sır vereyim onları en tanımayan ( onlarla muhabbetimiz google ile olan ilişkimiz kadardır…Yani google ne kadar tanıyorsa derin ablalarımızı, bende o kadar tanırım daha Türkçesi ) klasmanında olduğum içindir ki deli cesareti ile bu soruyu sorma densizliğini yapma hakkını kendimde görmekteyim…

 

Yoksa bana ne… Ne diye evlendilerse evlendiler…Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine demek adettendir… Ama yapılan bu cezaevi evliliklerinin zamanlaması a-acayipsin tadında olunca şeytanın aklına TCK, CMUK falan geliveriyor… (daha&helliip;)

Vıttırıvızzık Yalçın Küçük

Küçük bir şovmen!


1980 öncesi “Sosyalist” geçiniyordu…
Verdiği “gaz”dan etkilenip “dolmuş”a gelen binlerce genç ya çatışmada “öldü” ya da “hapislerde çürüdü!”
Sonra, yurt dışına kaçtı!.. PKK’lılar kendisine kucak açtı ve o da “bir numaralı Apo sempatizanı” kesilip, “Kürtçülük” yapmaya başladı!..
Türkiye’ye döndükten sonra, “Sabetayist sulandırıcılığı” yapmaya başladı!.. Neredeyse, Türkiye’de yaşayan hemen herkes “Yahudi dönmesi”ydi!..
Son günlerde ise; “Sosyalistlik… Apo sempatizanlığı ve Sabetayist sulandırıcılığı”nın yanına bir özellik daha ekledi:
“Ulusalcılık” ve “Ergenekon sözcülüğü!”
Prof. Dr. Yalçın Küçük’ten söz ediyorum…
Ne yalan söyleyeyim; daha önceleri, söylediklerini “ciddi ciddi” dinlerdim… Ama önceki gün ögrendim ki; Prof. Küçük, televizyon programlarına “fikrî tartışma” için değil, “şov yapması” için çağrılıyormuş!..
Sık sık “el çırpması”nı ve “masaya yumruk vurması”nı, duyduğu heyecandan zannediyordum…
Meğer; “reyting” yapması için “televizyoncular öyle istiyor”muş da, onun için çırpıyormuş ellerini!..
Bunu, önceki akşam kendisi söyledi… Şimdi, kararsızım… Onu; “medya maymunu” olarak mı seyretmeliyim, “şovmen” olarak mı?!?..

Hasan Karakaya . www.habervaktim.com

 

 

******

Yalçın Küçük Üstüne Bir Analiz

 

Geçtiğimiz günlerde Şimdiki Zaman TV, yıllar önce Erhan Yıldız’ın HBB’deki programında Yalçın Küçük ile Alev Alatlı arasındaki tartışmanın görüntülerini tekrar yayınladı (Tartışmanın Videosu aşağıdadır). Bu tartışmada Yalçın Küçük’ün fikir ve ruh dünyasını tüm çıplaklığı ile ortaya koymamıza yarayacak önemli ipuçlarını yakalama imkanı elde ettik. Öyle ki, Yalçın Küçük ve benzerlerinin hem ülkemiz gerçeklerini ne şekilde ele aldıklarını hem de insanı ürküten bir tehdit içerdiğini de gözlerimizle görmüş olduk.

(daha&helliip;)

Haysiyet Davası

osmanlı

-İngilizin çizdiği sınırlara bekçilik yapanlar ve yükledikleri misyonu sürdürenler bizim için iç düşmandır. Bu ülkenin ve milletin haysiyeti, zorbalıkla elimizden alınan her şeyimizi tekrar almak ve 1877, 1911,1912 ve I.Dünya savaşı şehitlerimizin intikamını almak üzerine kuruludur. Haysiyetimiz hala iade edilmemiştir ve davamız işte bu haysiyetin davasıdır.-Şimdi, milletimize nişan alanlar, İngilizin tarlasına bekçilik yapanlar, İngiliz güdümlü Frankofon mason değerleri bize Cumhuriyet diye yutturmaya kalkanlar, amerikan emperyalizmine ve Yahudilere, hiç ingiltereden ve İngiliz icadı siyonizmden bahsetmeden sözde düşmanlık yapıyormuş gibi görünüp yeniden İngiliz tohumları serpmeye çalışanlar, İngiliz-Rus eksenine karşı milletin haysiyetini savunan son kahramanlarımız olan Enver’e, Akif’e, Kuşçubaşı Eşref’e ve onların temsil ettiklerine, onların yetiştirdiklerine düşmanlık yapanlar, milletimizin uğruna kan döktüğü kılık kıyafetlerimize, değerlerimize, imanımıza meydan okuyanlar bilin ki, ister Atatürkçü, ister Müslüman, ister Kürt, ister Alevi, ister dönme kılıklı olun, isterseniz trilyonlarınız olsun, isterseniz silahlarınız, makamlarınız olsun, SİZİ, HEPİNİZİ TANIYORUZ.

(daha&helliip;)

İhanet ve Beyaz Türkler

İhanet ve Beyaz Türkler
gh

Geçenlerde dostlarımızla iftar yemeğine gittik. Orada yeni tanıştığımız bir dost, bir tarikat şeyhinin vekillerinden bahsederken, “bizim oralıdırlar, dedelerinden de çok Hak dostu, âlim insanlar vardır, ama güvenmem.” dedi. Merak ettik sebebini. “Dedeleri Rum’da onun için.” diye cevapladı. Bunu söyleyen dostumuzda bir karış sakallı bir adamdı…

Gördük ki bir tehdit var. Bu Dönme/Sabatay/Mason vs. kavramları yerine tam oturtulmadığından herkes kafaya göre itham edildiğinden dolayı kafalar iyice karışmış. Meseleyi açmakta fayda var. Resul (S.A.V.) “Fitne uykudadır, uyandırana Allah lanet etsin.” buyuruyor. Evet, bu artık bir fitne halini almış bulunuyor. Yine ayet-i kerimede fitne; katl (adam öldürme)’den daha büyük bir cürüm” olarak kabul edilmiştir. (el-Bakara, 2/191 ). (daha&helliip;)

Oray Eğin Sabetayist Bir Aileden mi?

oo

Bugün sabah Sky-Turk Tv kanalinda, cok muhterem Yalçın Küçük beyleri dinlerken kendisinin ilk defa bana bu kadar sevimli geldigini hissettim.

Neden derseniz…

Efendim hepinizin malumatinda olan bir site vardi…

Su son gunlerde aktif olmayan, adi orienternet.de olan hani…

Orada bir isim Lutfi Özkök(daha&helliip;)

Sebataylar ve Mum Söndü

Bektaşi Urbasındaki Sebataylar ve Mum Söndü 07.12.2006

fff

Yazar: Yusuf Gezgin www.aktifhaber.com

  Her alanı kontrol etme hırsındaki Sebatayların pek çoğu (güya) ihtida ederken en rahat hareket alanı sunan Bektaşi toplulukları içinde gizlenmeyi tercih etmişler, bir tasavvuf, sevgi, insanlık yolu olan Bektaşiliği de deforme etmişlerdir. “Ali-siz Alevilik” gibi yaklaşımlarda bunların rolü olduğunu düşünüyorum. Provokatif olaylarla sürekli beslenen Alevi-Sünni gerilimi de Sebatayların kullandığı malzemelerdendir. (daha&helliip;)

Yalçın Küçük Sabetaycıların Kuklası mı ?

“Prof.Dr.Yalçın Küçük Deşifre ettiğini iddia ettiği İbrani asıllı Sabataycıların kuklası olabilir”

sdsad

Madem ortaya Sabataycılık hakkında bir iddia atıyoruz o halde ,işe;”Sabataycılık nedir?” sorusunu yanıtlamakla başlamalıyız. (daha&helliip;)

Atatürk İsrail’e nasıl bakıyordu?/ Filistin’i Kim Sattı?

Atatürk İsrail’e nasıl bakıyordu?

ata

Şimdi her konuda Atatürk adına konuştuğunu ve hareket ettiğini söyleyen her kesim Atatürk”ün 27 Temmuz 1937 tarihinde Hakimiyeti Milliye gazetesine verdiği demeci ibretle okumalıdırlar”. (daha&helliip;)

Published in: on Aralık 5, 2006 at 6:35 am  Comments (40)  

‘Dönmeler’ yahut ‘Sabetaycılık’

‘Dönmeler’ yahut ‘Sabetaycılık’ tartışmalarına bir katkı denemesi – I 

ddd

 Abdullah Muradoğlu
amuratoglu@yahoo.com 
 

Soner Yalçın’ın Doğan Yayıncılık’tan çıkan “Efendi: Beyaz Türklerin Büyük Sırrı” başlıklı kitabı ‘Sabetayizm’ tartışmalarını yeniden canlandırdı. Son yılların en spekülatif konularının başında yer alan Sabetaycılık, artık gerçek bağlamı dışında ele alınmaya ve tartışılmaya başlandı. Bu konuda yapılan tartışmalar, ortaya atılan iddialar tehlikeli sularda seyretmeye başladı. Her konuyu olduğu gibi bu konunun da cılkını çıkarmayı başardık. Toplumsal tarihimizin parçası olan ve ancak bu bağlamda tartışılması, araştırılması gereken konu, ne yazık ki siyasal, ideolojik, dini tartışmalara eklemlendi. (daha&helliip;)

Sabetaycılar ve Yalçın Küçük Hoca!

Sabetaycılar ve Küçük Hoca

dddaaa

Yazar Mehmet Ördekçi / www.derki.com  ‘dan aktarmadır.

Hayatımdan geçmiş en tipik megalomanın soyadının \”Küçük\” olması, ironisiz de yeterince tuhaf olan hayat hikayemin sayısız ironilerinden biri…Küçük Hoca’nın önce adı, yazıları ve kitaplarıyla, sonra kendisi, mavi Vosvos’u ve kırmızı atkısıyla 12 Eylül karanlığının henüz tam dağılmadığı yıllarda tanıştım. Yasal dergi ve kitapların bile “örgütsel doküman” sayılabildiği Olağanüstü Hal Bölgesi’nden Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni kazanarak Ankara’ya gelmiş, geldiği yerde gizli saklı okuduklarıyla kendini artık komünist olarak gören bir çocuktum. Ankara’da, ciğer dolabının kapağını açık bulmuş aç kedi heyecanıyla, ne bulsam okuyordum. (daha&helliip;)

Dolmabahçe’nin Siyon Yıldızı

    

 

(daha&helliip;)

Published in: on Aralık 2, 2006 at 6:27 pm  Comments (14)  
Tags: ,

“Sabetay Araştırmaları” Üzerine

 “SABETAYİZM ARAŞTIRMALARI” ÜZERİNE

Okuyucu bilmeli ki: Bugün “Sabetayizm”, “Sabetay desifresi”, “Kripto Yahudi”, “Kripto İbraniler” vesaire isimleri altında yapılan çalışmaların, özellikle son yıllarda basılmış olanları ile matbuatdan daha tesirli ve “fısıltı gazetesi”nin somutlaşan hali gibi olan İnternetdeki yayınlar, söylenegeldiği gibi bilimsel çalışma değil POLİTİK TEZGAHTIR!

kkİsim vermek gerekirse, Yalçın Küçük (ki, ben ona katıldığım tartışma grubları ve forumlarda “Küçükeynlerden Yalçın” diyordum ve bundan sonra da böyle geçecek) ile Soner Yalçın(Küçükeynlerden Soner) ve Halid Özkul ile internet “alemi”nin onlarca takma isim kullanan ismi lüzumsuz üç-beş kisisinin yaptıkları bu meyanda değerlendirilmelidir. (daha&helliip;)

Yalçın Küçük’ün İsimbilimi Üzerine

Yalçın Küçük isimbilim konusunda hakli oldugu kadar haksizdir da. Neden derseniz; Soyadi kanunundan sonra insanlarin nasil soyisim aldigi, halka gazeteler yardimiyle sayfa sayfa soyisim listeleri sunuldugu bir gercektir.Bu listeleri kimler hazirlamistir neye göre hazirlamislardir bu konular cok önemlidir. Fazla bilgim olmadigi icin bu konuya “dikkat” diyorum. İnsanlar soyisim alirken, kentlerin köylerin amirleri ve bilumum kademesi ile hatta nufus memurlarinin bile ailelere soyisim verdigi gercegi unutulmamalidir.
uyduruk kaydirik soyisimler verilen böyle tanidiklarim vardir.
Bir diger önemli noktada yanilmiyorsam oylesinelaf TR-forumda gunumuzde alinan isimleri siralamisti. Hatta bu yakin zamanlarda da su isimden su kadar var bu isimden bu kadar var diye isim listeleri yayinlanmisti. O listeler icinde dikkat ceken noktalardan biride yakin dönem icinde son 20-30 yilda verilen isimlerin gittikce farklilasmasiydi.Bu önemli bir konudur. (daha&helliip;)

Şu Sabatay Olayı

 

Yazar LERMİOĞLU at 27. Kasim 2006 20:30:16:

Şu Sabatay olayı zihinleri karıştırıyor.
Şanlı tarihimiz ve bu tarihin kahraman komutanları ile ilgili önüne gelen aklına eseni söylüyor.
Yalçın Küçüğe ve afdostlarına bakarsanız meşhur olan bütün sanatcılarımız, yazarlarımız, adalet mekanizmasının üst kademesi, dış işleri bakanlığı, Emniyetin ve hatta ordunun üst kademesi hep sabatay.
Paranoyaya dönüşmüş iş artık.
Peki ama Sabatay kime denmeli?

(daha&helliip;)

Sabetaycılar; Yeni Günahkarlar, Yeni Hedef mi?

dds

Sabetaycılar; yeni günahkarlar, yeni hedefmi?
Tamamiyle irkci kılıflarla gelişen emperyalist hakim siniflar,globalizme geciş süreci içinde, ?tembel?, ?modernleşmeğe karşı? ?çağ dışı?, ?yönetme yeteneği?,?liderlik karizması? olmayan, “diğer” dünya milletleri ni , (bu ülkeler içindeki en entellektüel kitlelerin bile bilinç altında) yaratarak, kendi ırki üstünlüklerini evrensel bir gerçek olarak yaratma peşindeler ve büyük ölçüde bunda başarılı oldular.

Emperyalistlerle ezilen dünya halkları arasındaki mücadele sadece sosyal, politik ve askeri alanda değil, psikolojik alandada başlangıcından bu yana devam etmektedir.

Yıllardır süregelen ?Masonluk? tartısmaları ve günümüz Türkiyesinde güncelliğini taşıyan ?Sabetaycılar? tartışmaları bu ?psikolojik savaşın? bir parçasıdır, yada üretim araçlarının yanında ?düşünce üretim araçlarına? da sahip olan bu Globalist hakim sınıflar tarafından psikolojik savaşın bir parçası haline getirilmistir. (daha&helliip;)

Oray Eğin Efendi-2’yi Neresiyle Okudu

dddd

Efendim bir yazar bir kitabi neresinden okur onun cevabini bulmaya calismak kadar zor birsey yoktur sanirim. Malumunuz oldugu üzre Oray ile Soner Kankagiller Efendi-2 henüz daha piyasaya cikmadan bir araya gelmis ve Soner Kankagil, Oray Kankagil’e kitabinin ilk kopyesini göstermisti. Oray Kankagil sayesinde de bizler bu kitabin ne kadar sahane, ne kadar muhtesem, ne kadar ezberleri bozan bir abide kitap oldugunu ogrenmistik. Tarihin ne garip tecellisidir ki daha kitabin mürekkepleri kurumadan bu yalakalar imparatorlugunun polemikleriyle ünlü üyesi 21 kasim 2006 tarihli Aksam gazetesinin nüshasinda kendi kendini ele vererek aslinda ne kadar provakatif ve ne kadar beeep bir *alanci oldugunu da beyan etti. Belki hala kendi bile farkinda degildir sap yerken saman cikardiginin. Ama ne yazik ki kendisi farkinda olmasa bile arasira, bazen tesadüflerin de yardimiyle bu ve benzer kankagillerin yalan söylemlerinin ne kadar apacik bir sekilde sirittiginin farkinda olan birileri vardir. Simdi bu zat-i sahanenin 21 kasim tarihli yazisindan bölümleri okuyalim: (daha&helliip;)

TR Forum ( Sabatay Forumu ) Webmasteri Sayin Faruk Bey ile Yalçın Küçük, Soner Yalçın, Istanbul Sevi, TR Forum ve Sabetay Mevzuu Üzerine Yaptığımız Mail Yollu Yazışmalar – 1

 

Ben, Faruk Bey’e bu onurlu davranışından ve yaptığımız görüşmeleri internet ortamına taşımama izin vermesinden ötürü teşekkür ederim. Kendisi hakkinda zaman zaman oldukça olumsuz düşüncelere kapılsamda son dönemde göstermiş oldugu yapıcı tutumlar onun bu işlere gerçekten Allah rızası için girdiğinin bir göstergesi niteliğindedir.Hatasız kul olmaz. O’nun izin vermesi sayesinde bende Inter-Turk Forumda vermiş oldugum sözü yerine getirmiş oluyorum. Kendisinin bir an evvel sağlığına kavuşması en büyük temennimdir. Tekrardan geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Nisan 2006 tarihinde TR Forumda başlayan “kayıkçı kavgamız” Faruk Bey ile son bulmuştur. Diğerleri ile olan kavga devam edecektir.Meseleye vakıf olmayanlar için aşağıda tr-forumda sorduğum soruları noktasına virgülüne dokunmadan tekrar yazıyorum. gerçi o günden bu yana köprünün altından çok sular akıp çok farklı gelişmeler oldu, hatta yeni yeni sorular da gündeme geldi ama hepsini buraya taşımanın anlamsız olduğunu düşünerek bu kadarla yetinmeyi uygun görüyorum. Önemli olan ve asıl üzerinden düşünülmesi gereken hadise Sabetay meselesinin Ülkemizi hangi mecralara çekme girişimin bir parçası olduğudur. Zaman içinde bende oluşan esas kanaat bunun bir siyonist osmanli projesi oluşturmak yada Ülkemizi bölmek arasinda halkimizin bazi tercihler yapmaya zorlanması yönündeki izlenimlerimdir. (daha&helliip;)

Soner Yalçın’ın Tatar (Nogay) Düşmanlığı mı var?

Aşağıda bir arkadaşımın yolladığı ilginç ama bana göre önemli bir maili ekliyorum .Mail aylardır tvde reklamları yapılmış SAĞIR ODA dizisi ile ilgili…Dizinin tekrarı yayınlanınca özellikle vakit ayırıp seyrettim. Bir tatar ailesinin şerefsizce işlere konu edilmesi çok canımı sıktı. Adı nogayhan olan birinin insanların yatak odalarına gizli kamera koyan bir tip olarak kamuoyuna yansıtılması, dizinin daha başında müslümanların ve tatar ailesinin vatan haini pislikler olarak gösterilmesi bu diziyi mailler vasıtasıyla protesto etmek için yeterlidir diyorum. Konuyu takdirlerinize sunarım..Bana gelen mail şu: (daha&helliip;)

Yahudilerin Hainlikleri

Ortadoğu’da yanan ateşi söndürmek için en fazla çaba harcayan ülkelerin başında gelen Türkiye, savaştan kaçanların da ilk sığındıkları liman olarak tüm dünyanın takdirini topluyor.
Tarih boyunca, zulme uğrayanların sığınacakları ilk kapı olarak gördükleri Türkler, bugüne kadar yüzbinlerce mazluma kucak açtı.
Din, dil ve ırk ayrımı yapmadan, gördükleri zulümden kaçan binlerce kişiyi bağrına basarak insana verilen değeri en iyi şekilde  sergileyen Türkler, örnek tutum ve tavrıyla tarihteki en büyük insanlık derslerini veren millet oldu İspanya’da zulme uğrayan Müslüman ve Yahudiler, Osmanlı Devleti’negönderdikleri bir elçi ile içler acısı durumlarını anlatır ve yardım isterler.
Katliamdan kaçış

Osmanlı Devleti, 1505 yılında İspanyol sahillerini vurmak için Kemal Reis kumandasında bir filo gönderir, zulme uğrayan bir kısım Müslüman ve Yahudi Türkiye’ye getirilerek ve katliamdan kurtarılır. İspanya’daki insanlık dramı ve yapılan zulümler iyice artınca Kaptan-ı Derya ve Cezayir Beylerbeyi Kılıç Ali Paşa’ya gönderilen bir fermanla İspanya’da zulme uğrayanlara yardım edilmesi emredilir. (daha&helliip;)

Published in: on Ekim 17, 2006 at 9:49 pm  Comments (12)  
Tags: , , , ,

Soner Efendi Üç Korner Bir Penaltı Etmez – 3

Türker ADONAY
16.10.2006

Üç bölümlük yazı dizimizin bu son yazısında; araştırmacı-gazeteci-yazar, eski Aydınlıkçı, bir zamanların “kudretli uyuşturucu baronu”nun hâtıra tutucusu Soner Yalçın’ın, iyi bildiği “alengirli” işlerle uğraşmak yerine milletin din büyüğü olarak bildiği kişilere saldırmayı tercih etmesinin yanlış olduğunu, bu tür bir teşebbüsün onun “boyunu çok aştığını”, çünkü bunu yapabilmek asgarî düzeyde bir din bilgisinin gerektiğini kısa ama çarpıcı örneklerle göstermeye çalışacağız.


Koyu Cehâlet Örnekleri 1)

Kitabının 107. sayfasında “Süleymancılık olarak bilinen dinî cemaatin kurucusu Silistreli Süleyman Hilmi Tunahan, neden kızına, Türkçe’de bulunmayan İbranîce ‘Yaratılış’ anlamına gelen ‘Beria’ ismini koymuştu?’ diye soran ve bu cümleyle ilgili dipnotta ünlü KGB kasabı Lavrentiy Beria’dan Sabetay Sevi’nin 18 maddelik emirlerinde bu kelimenin sıkça geçmesine kadar bir sürü ilgisiz detayı sıralayan Soner Yalçın, bu kelimenin Arapça karşılığının ne olabileceğini araştırma zahmetine katlansaydı ve Süleyman Hilmi Tunahan’ın Arapça’ya çok iyi vâkıf olduğunu dikkate alsaydı, ne bu kadar kelime israfına girer ne de cehâletini açığa vurmuş olurdu. “Beria” kelimesi Arapça’da “olgunluk ve güzelliğiyle akranlarından üstün olan, bu hasletleriyle dikkat çeken” anlamlarına gelmektedir. Muhtemelen Süleyman Hilmi Tunahan da kelimenin İbranîce karşılığından dolayı değil, Arapça karşılığından dolayı kızına bu ismi koymuştur. Hay Allah sana akıl fikir versin Soner Efendi e mi! (daha&helliip;)

Külünçler ve Kulunçlar – Yalçın Güccük,Gürkan Haco Postproduction İftiharla Sunar

Bir Gürkan Haco-Yalçın Güccük Mülakatına daha hoş geldiniz sayın kapalı devre izleyicilerimiz. Yeni Sarman dergisinden ayrılırken yediğimiz potin izleri hala tazeliğini ve sıcaklığını korurken biz kendimizi Sıkay televizyonuna zor atmış bulunmaktayız. Özellikle bu deli-vizyon kanalını seçmemizde  çok değerli arkadaşımız bülbülderesiyle mezkur Gökyüzü yoldaşımızın da katkıları büyüktür. Nede olsa sıkay dimek gökyüzü dimektir aziz saçma severlerimiz. Bu haftaki konuğumuz her hafta olduğu gibi kızıl kaşkollu  pirimiz yala yala bitiremediğimiz yaladıkça lezzetine vardığımız üstadımız Yalçın Güccük hocamızdır. 

  

  • -Hocam bir mülakat verdiniz ortalık yine karıştı.
  • -Heh heh heh, ben yaptım dimi
  • -Evet hocam siz yaptınız, yardım almadan sadece kendi beka ve bilginizle başardınız
  • -Heh heh heh , hep yaparım zaten Haco, yoksa kuşkunmu vardı
  • -Aman hocam o nası söz, yalarız bilirsiniz.. hemde iyi yalarız
  • -Hadi Haco sadede gel canım
  • -Hocam Timpo isimli dergide grupseks üzerine çok ilginç açıklamalarınız vardı, bizden bile sakladınız ya aşk olsun hocam
  • -Heh heh heh, senden benden gayrı 2 kişi daha bulursan aşkolur Hacocum. Eril dişil farketmez maksat grup olsun. Bak Haco ben ne dedim grupseks Sabetay Sevinin emridir dedim. Bu işin öncüsüde Hülya Yavşar’dır dedim. (daha&helliip;)

Soner Yalçın’ın Kankası ‘Oray Eğin ve Üçüncü Kuşak Beyaz Türkler’

‘Oray Eğin ve Üçüncü Kuşak Beyaz Türkler

 

Türkiye’de ‘Beyaz’ dendiğinde kimlerin kast edildiği üç aşağı beş yukarı herkesin malumu iken, ‘Siyah’ vasfının (ya da vasıfsızlığının) bahis mevzuuna bağlı olarak değişim göstermesi, örneğin Kürt sorunu söz konusu olduğunda Kürtlerin, başörtüsü sorunu söz konusu olduğunda İslami kesimin akla gelmesi, hakim (ya da resmi) olan otoriteryen yapının niteliği hakkında epey fikir verici mahiyette. Ancak resmi ideolojinin kendi doğruları ekseninde çizdiği sınırların dışında yer alanları yok sayan iki boyutlu tasavvurunun uzun yıllardır Türk siyasi geleneğine damgasını vurmuş olması nedeniyle, özgürlükler (ve dolayısıyla mağduriyetler) konusunda ciddi bir yanılsama yaşanıyor. (daha&helliip;)

Orhan Pamuk-Hiçbir Müslüman Yazar Nobel Alamadı

Atılgan Bayar: Hayır efendim, hiçbir Müslüman yazar Nobel ödülü almadı henüz.Necib Mahfuz da Orhan Pamuk da Müslüman Değil!

Atılgan Bayar/Haberturk

  jhk

Belleğin zalimliği, unutkanlıkla dağılıp giden şeyleri hatırlamakta gösterir kendini. Necib Mahfuz
Orhan Pamuk’a Nobel Edebiyat Ödülü’nün verilmesinden sonra, kimi televizyonlarda ve gazetelerde Pamuk’un ‘ödülü alan ikinci Müslüman yazar’ olduğu okudunuz.
Ya cehaletten kaynaklanıyor, ya da ‘wishful thinking’, yani olmasının arzulandığı gibi düşünme alışkanlığından.

Ama her nedense…

İki kere yanlış veya yalan!

Örneğin Yeni Şafak gazetesi haberi şöyle verdi: (daha&helliip;)

Published in: on Ekim 14, 2006 at 11:28 pm  Comments (3)  

Orhan Pamuk Kendisi Bir Türk-Sabetay Edebiyatçıdır

Kendisi Bir Türk-Sabetay Edebiyatçıdır

ddd

Orhan Pamuk’tan bir edebiyatçı çıkaranın Yahudi soykırımından Ermeni soykırımı çıkarmasına şaşmamak lazım.

ŞARK KURNAZI PAMUK ve  KURNAZLIĞIN FRENKÇESİ
Behiç Gürcihan  

Tarih;bir çok açıdan, “Batı”‘nın “Doğu”‘yu çalıp, kendine maletme tarihidir. “Doğu”‘nun tutsaklığı bu tarihi intihalin (aşırtma) bir uzantısı olarak sırıtır yüzümüze. Descartes’tan 705 yıl önce cebir üzerine kitap yazan; “sıfır”ı matematiğe kazandırarak ondalık sistemi işlevsel kılan ve hesap metodunu konu eden ilk bilgin olan Harezmi; İ.S. 780-850 yılları arasında yaşamıştır. Kendisi bir Türk-İslam Matematikçisidir.

El-Harezmi; Latince’de “Alkhorizmi”‘ye, buradan “Algorisime” ‘ye ve son olarak Fransız’ca Algorithme ‘a dönüşmüş ve bildiğiniz Algorithma’yı “Batı” kendine maletmiştir.

“Doğu”dan Batı’ya intihal olur da “Batı”‘dan Doğu’ya intihal olmaz mı… (daha&helliip;)

Published in: on Ekim 14, 2006 at 11:25 pm  Comments (2)  

Rabin -Sabetay Sevi Bağlantısı?

Rabin – Shabbatai Tzvi Connection?

“Shabatai Zvi had married his third, and last wife,, Yocheved, in order to establish an alliance with an important Izmir family- the Filosofs. When Zvi died, Yocheved announced that her brother, Yakov Filsof, had inherited his soul.” (p.168 of “The Jewish Messiahs” By Harris Lenowitz)

Is the Filosof family connected to the political leadership of the Sabbatean State of Israel?

Perhaps it is just coincidence but the daughter of the late Prime Minister Yitzchak Rabin married a Filosof. See Dalia Rabin-Pelossof (Filosof) (http://www.knesset.gov.il/mk/eng/mk_eng.asp?mk_individual_id_t=231

Do Sabbateans rule the U.S.?

Can they assassinate a President and get away with it?

According to Leah Rabin’s autobiography, her husband Yitzchak was in Dallas on November 22, 1963.

Was there Sabbatean influences behind the JFK assassination? (daha&helliip;)

Published in: on Ekim 2, 2006 at 8:14 pm  Yorum Yapın  

Yalçın Küçük ve Magazinleş-tirilen Sebataycılar

Yalçın Küçük ve Magazinleş-tirilen Sebataycılar
21.09.2006

Sebataycılar bu ülkenin son 150-200 yılının en önemli aktörleridirler. Batının ülke içinde taşeronluğunu yaparak Osmanlı devletini yıkanlarda, ırkçılık virüsünü bulaştırarak Arap, Türk ve Kürt’ü birbirine düşman eden de bunlardır. Osmanlı devletini en zayıf döneminde türlü maceralara sürükleyen İttihat ve terakki cemiyetinin beyin takımı da bunlardandır. Sebataycıları bilmeden son 2 asırlık tarihimizi çözemezsiniz.

Dünyanın her yerinde başımızı ağrıtan “Ermeni Sorunu”nu başımıza açanlar da bunlardır. Sebataycıların kontrolündeki İttihat ve Terakki elindeki gücü Ermeni- Yahudi rekabetinden dolayı Ermenilerin tehciri istikametinde kullanmıştır. Sebataycıiar Ermeni tehciri ile hem ezeli rakiplerini atletmişler, hem de Türklere kara bir leke çalmışlardır. Yahudi-Ermeni rekabetinin faturası Türklerin başına yıkılmıştır. “Batılı emperyal güçlerin içerideki taşeronu” Sebataycılar tarihimizle, kültürümüzle bağlarımızı kopardıkları gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin başına bir sürü yapay kriz sarmışlardır. (daha&helliip;)

Yahudi Kültür Emperyalizmi

 hhh

Şunu kabul etmek gerekiyor: Ülkemizde henüz İslam, laiklik, cumhuriyet,teokrasi, devlet ve şeriat gibi kavramlar halk kitleleri tarafından tam anlaşılabilmiş değil. Hatta aydınlarımızın bile tam anladıklarını söylemek mümkün görünmüyor. Mesela, kendilerini ‘laik’ olarak nitelendiren aydınlar, daha çok Avrupa’yı ve Hıristiyanlığı bildikleri için, Avrupa ve Hıristiyanlık tarihine bakarak yaptıkları genellemelerle ülkemizdeki kavram kargaşasını daha bir içinden çıkılmaz hale getirmektedirler. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 26, 2006 at 8:07 pm  Comments (1)  
Tags: , , , , ,

İstepan Hilmi Gürdikyan Efendi ve Düşündürdükleri

Makale Yazarı: Faruk (İktibas) Tarih, gün ve saat : 24. Eylûl 2006 04:39:32:

Evvelce bilmünâsebe adının geçtiğini zannettiğim bu zât ile İbnülemin Mahmud Kemal Bey merhumun konağında tanışmıştım. Meşhur şâir Hüseyin Sîret Bey’in, Tâhir’ül-Mevlevî Bey’in ve diğer kalem erbâbının yakından tanıdıkları bu zât kuvvetli bir Osmanlı şâiri, mutasavvıfı ve mütefekkiri idi. Hazret-i Mevlâna’yı ve Muhyiddin-i Arabî’yi iyice tedkîk etmiş ve mutasavvıfâne Türkçe ve Farsça şiirler yazmıştır.

İbnülemin’i ziyaret ettiğim bir gün kendisi orada idi. Cebinden bir kâğıd çıkarıp Mahmud Kemal Bey’e verdi. Evvelce va’dettiği Farsça bir şiiri olduğunu söyledi. Merhum İbnülemin’in ne kendi okudu, ne bana okuttu. Kitaplarının arasına koydu; çok merak ettim.

İstepan Hilmi Efendi’nin vefâtından dört beş sene sonra idi; Sen Jozef Kolejinde bulunduğum sıralarda oradaki arkadaşlardan Fransızca hocası Şirinyan Bey’e Gurdikyan Efendi’den bahsetmiştim. Amcasının tanıdığını söyleyince metrûkâtından defterlerini istettim. Getirdiler ve oradan şu parçaları istinsah ettim: (daha&helliip;)

“İbranice” dua eden bir Yahudi’yi “besmele” çekerek öldüren “sakallı” bir katil

Sağır Oda’daki domuz bağları!

ddd

Haftalar öncesinden kamuoyuna lanse edilen bir diziydi Sağır Oda. Doğan Grubu’nun hemen hemen bütün yayın organları, Kanal D’de yayınlanacak yapım için seferber olmuştu adeta.

Etkili bir pazarlama stratejisi uygulanarak, örneğin Kurtlar Vadisi’nin yerini alacağından bahsedilerek, başrol oyuncusunun Polat Alemdar’dan farklı olacağından dem vurularak, insanların ilgisi bu yeni dizi filme çekilmek istendi. Başarılı da oldular. Geçen hafta yayınlanan ilk bölümü reyting sıralamasında birinci oldu çünkü. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 25, 2006 at 8:50 pm  Comments (2)  
Tags:

“Amerika İbrani’dir!..”

 
“Amerika İbrani’dir!..”
kjlkj
Yeni çıkan PaRDeS kitabı ile adından sık sık söz ettiren Nedret Ersanel’e Amerika’yı soruyoruz. Amerikan dış politikasını etkileyen şirketlerden, istihbarat örgütlenmesine konuşma uzayıp gidiyor. Sonra söz dönüp dolaşıp Amerikan politikasında Musevi etkisine geliyor. Ersanel: “Karıştırmayacaksınız. Amerika İbrani’dir!” iyibilgi özel (daha&helliip;)
Published in: on Eylül 25, 2006 at 8:40 pm  Comments (9)  

Yalçın Küçük Efendi Sabetayist Komplonun Taşeronu mu?

 hhhhYalçık Küçük Sabetayistliği abartarak bir komplonunun taşeronluğunu mu yapıyor?Yalçın Küçük, nevi şahsına münhasır denilen adamlardan… Yakın zamanda Apo’nun danışmanlığından ulusalcılığa uzanan hayat seyri bu iddianın altını çizmek için yeterli… Küçük’ün, Türkiye Cumhuriyeti ve Türk sevgisinin birden bire neden depreştiğini anlamakta zorlanan ve dahası bunun arkasında bir bit yeniği olduğunu düşünenler için yaptığı kimi açıklamalar bir çok done içeriyor. Özellikle Soner Yalçın’ın Efendi isimli kitabından sonra bir hayli gündeme gelen ve Yalçın Küçük’ün isim bilim üzerinden yola çıkarak yaptığı açıklamalarla desteklediği Sabetaycılık konusu, Yalçın Küçük’ün söylediklerinin geniş bir yelpazede ses getirmesine vesile oldu. Küçük’ün her taşın altında aradığı Sabetaycılara gerçekten bu kadar güçlü cevap bulması gerek bur soru ama daha da önemlisi, bu faaliyetlerle neyin murat edildiği idi. Küçük’ün geçmişine ve şimdi söylediklerine bakarak iki teşhiste bulunmak mümkün; birincisi Yalçın Küçük gündeme gelmeyi ve popüler olmayı seviyor. İkincisi ise Türk milletinin üzerinde yürütülen psikolojik harbin bir ayağını oluşturuyor. Birkaç temel doğrunun içine bir sürü yanlış katarak aktarmak psikolojik harbin en önemli silahı. (daha&helliip;)

Yalçın Küçük Neyin Peşinde

Kendisi Küçük, işlevi büyük!fff
Yalçın Küçük yine yapacağını yaptı. Tempo dergisinde öyle bir iddia ortaya attı ki yenilir yutulur cinsten değil. Konunun hassasiyetinin farkında olan iyibilgi, uzman kişilerle Küçük’ün amacını konuştu. Küçük için kim ne dedi? İşte ayrıntılar… iyibilgi özel
 “Grup seks Sabetayizm’in emridir”. Yalçın Küçük’ün bu tartışmalı iddiası gerektiği şekliyle eleştirilmedi. Kimse kalkıp Yalçın Küçük’ün ne yapmaya çalıştığını sormadı, “Küçük’tür yapar” dendi ve geçti. Fakat iyibilgi bu işin peşini bırakmak niyetinde değil. Küçük’ün sözlerinin ciddi bir suçlama olduğundan yola çıkan iyibilgi, iddiaların doğruluğunu sorgulamaktan çok, Yalçın Küçük’ün neden böyle iddialarla ortaya çıktığını, kendisini “tanıyanlara” sordu. (daha&helliip;)

Komplo Kuramları ve İç Düşmanlar

Komplo kuramları ve iç düşmanlar

Toplumumuzda “tüm dünyanın Türkler aleyhine komplolar hazırladığı,” “ülkemizde mevcut zengin petrol yataklarının ortaya çıkarılmasına yabancı güçlerin izin vermediği,” “Batı’nın Türkiye’yi Sèvres sınırlarına döndürme fikrinden asla vazgeçmeyeceği,” “topraklarımızı satın almakta olan yabancıların bizi memleketsiz bırakacakları” benzeri tezlerden “ülke siyaset ve iktisadının Müslüman olmuş gibi gözüküp el altından âyinlerini sürdüren dinî bir azınlığın elinde bulunduğu” ya da “toplumumuzda siyaseti perde arkasından idare eden gücün Masonlar olduğunu” savunan teorilere varan komplo kuramlarına gösterilen ilgi şaşırtıcı bir seviyededir.

Pek tabiî bu alâkayı Daniel Pipes benzeri Ortadoğu uzmanlarının “Batı’da ortadan kalkmış olan komplo kuramlarının Ortadoğu siyasî kültürünün ayrılmaz bir parçası olduğu” gibi bizatihî kendileri komplo kuramı olan, ırkçı tezleriyle açıklayabilmek mümkün değildir. Toplumsal paranoyaları tetikleyebilen bu kuramların ve onlara gösterilen ilgideki hızlı artışın bir değerlendirmeyi hakettiği şüphesizdir. Bu yazıda böyle bir değerlendirme yapılmaya çalışılacaktır. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 21, 2006 at 8:07 am  Yorum Yapın  

Efendi 2:” Soner Efendi, 3 Korner 1 Penaltı Etmez!-2 “

Türker ADONAY
18.09.2006

Soner Yalçın’ın “Efendi-2” kitabının ele alındığı yazı dizimizin bu kısmında, spesifik ve somut örneklerle kitabın nasıl çelişkiler, tutarsızlıklar, karalamalar, şaşırtmacalar ve çarpıtmalarla dolu olduğunu göstermeye çalışacağız.
Çelişki ve Tutarsızlıklara Örnekler
1) Kitabın 20. sayfasında  “Kabalacı Moşe Şem Tov de Leon ile ‘Vahdet-i Vücud’un piri Şeyh Muhyiddin Arabî’nin çağdaş olması rastlantı mı?” sorusunu soran yazar, ilgili sayfadan başlayarak genelde vahdet-i vücud düşüncesinin ve özelde Arabî’nin Yahudi mistisizminden etkilendiğini iddia etmekte, bu iddiasını ispat için hepsi birbirinden temelsiz argümanları peşpeşe sıralamaktadır. Yazarın temelsiz argümanlarının tümünün eleştirisini yapmak yerine, Yahudi mistisizminin büyük üstadı olarak sunulan Moşe Şem Tov de Leon’un Muhyiddin Arabî ile çağdaşlığını inceleyelim ve iddiaların daha en başından nasıl “çürük bir zemin”e oturtulduğunu okurlarımıza gösterelim.
Yazara göre Moşe Şem Tov de Leon 1230-1305 yılları arasında yaşamıştır. Buna mukabil, Muhyiddin Arabî’nin doğum tarihi 1165, vefat tarihi 1239’dur. Bu durumda Moşe Şem Tov de Leon doğduğunda Muhyiddin Arabî 65 yaşındadır. Daha fenâsı, Muhyiddin Arabî vefat ettiğinde Moşe Şem Tov de Leon ancak 9 yaşındadır. Eğer ortada bir etkilenme var ise, “birazcık mantık sahibi” bir kişi, Muhyiddin Arabî’nin “etkilenen” değil “etkileyen” pozisyonda olduğunu düşünür. Ama Soner Yalçın bu gerçeği ıskalamakta, çağdaş olmayı aynı yüzyıl içinde yaşam tarihleri kesişmek olarak yansıtmakta, âdeta 3-5 yaşındaki bir çocuğun Muhyiddin Arabî’nin son eserlerini kaleme aldığı sırada onu derinden etkilediğini ileri sürmektedir. Eğer Moşe isimli o zamanlar ufacık olan Yahudi çocuk İslâm bilgeliğinin zirve isimlerinden birini gerçekten Soner Yalçın’ın ileri sürdüğü gibi “derinden” etkilediyse, İslâm’la başının hoş olmadığı belli Soner Yalçın’ı bilmeyiz ama, bizim İslâm’ı bırakıp Yahudiliği seçmeyi düşünmemiz için ortada çok önemli bir “kerâmet” var demektir. Okurlarımızın “hadi leeeen!” dediğini duyar gibiyiz, ama lütfen bu hitabı bize değil bu zırvaları bilimmiş gibi sunan Soner Yalçın’a yapınız. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 19, 2006 at 7:15 am  Comments (7)  

Bilim ve Şarlatanlık

Yakın çevremdeki bazı arkadaşların “yüksek sesli başarılı tezahüratları” sonucunda; Soner Yalçın’ın yeni kitabını satın aldım: “Soner Yalçın; Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı : Efendi-2; Doğan Yayıncılık, Haziran 2006”. Uygun bir zamanda okuyacağım. Ama yeni aldığım her kitapta olduğu gibi, sayfaları şöyle bir karıştırdım. 1-2 sayfa, birkaç paragraf okudum. Önyargılı olmayayayım ama kitabın tahmin ettiğimden de farklı olmadığı kanaati uyandı bende. Kitabı okuduğumda; hâlâ canlı bir konu olmaya devam ederse, düşünce ve izlenimlerimi yazarım.

Bugün; bu kitabı karıştırırken, bana hatırlattığı bir konudan söz etmek istiyorum. Bilimin metodolojisinden… (Metodoloji, karşılığı olarak “yöntem bilimi” ifadesi de kullanılıyor. Metodoloji, felsefe ve bilim alanlarında yöntem / yaklaşım konuları ile ilgilenir; yeni yöntemler yaratmak için ilkeler geliştirir.) (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 18, 2006 at 9:58 am  Yorum Yapın  

Türkiye’nin 11 Eylülünü Yahudiler yaptı

‘İsrail ve Siyonizm Kıskacında Türkiye’ kitabından dolayı Asil Sami Aci adlı Yahudi bir vatandaşın şikayeti üzerine hakkında 312. maddeden dava da açılan Prof. Dr. Cemal Anadol ile Siyonizm’i ve diğer pek çok konuyu konuştuk. Prof. Dr. Anadol, Ariel Şaron’a ‘alçak’ derken, Siyonizm’in kanlı yüzünü ve hedeflerini anlatıyor.

Türkiye’nin yeraltı zenginliklerinin çıkarılmasının kimler tarafından engellendiğini, Yahudiliğin din kitaplarında ‘Yahova sahtekârdır’ dendiğini, Türkiye’nin 11 Eylül’ü olarak nitelendirilebilecek bir olayı Nuri Paşa Hadisesi’nin (Sütlüce Katliamı) detaylarını, İsrail’in Türkiye’den kaçırılan paralarla kurulduğunu, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi’nin kim tarafından Mason Locası olarak nitelendirildiğini, İsrail Parlamentosu’ndaki Nil’den Fırat’a kadar uzanan haritayı, ekonominin kötü olmasından dolayı pazarlardan meyve sebze artıkları toplayan müdürleri, şefleri anlatan Cemal Anadol, iktidarlara özel toplantılarda neleri yapacaklarının, neleri yapmayacaklarının söylendiğini belirtti. Anadol, Dinlerarası Diyalog hakkında ise oldukça farlık bir yaklaşım sergiliyor. (İ.A) (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 17, 2006 at 7:48 pm  Comments (3)  

Efendi 2: “Soner Yalçın’ın Yamukluğu, O. Ekşi’nin Burukluğu”

SONER YALÇIN’IN YAMUKLUĞU, OKTAY EKŞİ’NİN BURUKLUĞU!

Soner Yalçın, Beyaz Türkleri (Efendi-1) den sonra, Beyaz Müslümanları (Efendi-2) da yazmış.. Böylece Türk geçinen, hatta Türkçülük yürüten Yahudi dönmelerini deşifre ettiği gibi, şimdi de Müslüman ve müttaki bilinen hatta şeyhlik ve ermişlik satan Yahudileri, soy kütükleriyle birlikte tanıtmış

1949 yıllarında Avengeliklerin İsviçre şatosunda iki ay boyunca “İslamiyet ve Ehli Kitap yakınlığı” konusunda dersler anlatan, yani ılımlı İslamın temellerini atan Yahudi dönmeleri ve Arusi Şeyhi Ömer Fevzi Mardin’lerden; Avengelik Rahip Dr. Bruchman’ın manevi talebesi olan 1951’de “Avrupa ve Dünya Federasyonu fikrini Yayınlama Cemiyetini” kuran. (Sh:46) Yahudi Ahmet Emin Yalman ailesine… Yahudi Üzeyir Garihlerin ve Mareşal Fevzi Çakmak ailesinin şeyhi olan Küçük Hüseyin Efendiden (Sh:62) Rıfai Şeyhi bilinen Kenan Rıfai adlı Sabataist deist (Peygamber tanımayıp, sadece Allah’a inandığını söyleyen)lere.. Ve Baş müridi Kazım Karabekir’e ve kızı Timsal hanımefendilere (Sh:129)

MSP’de palazlan, ANAP ve AKP’de bakan, bürokrat ve patron olan Dönme nakşilerden, İhsan Doğramacı gibi Hıristiyan Maroni sanılan Yahudi Profesörlere, Selanik Dönmesi iken Peygamber varisi geçinen Devlet Planlamadan emekli, “Allah’ın Üniversitesi Rektörü ve Dinlerin Birliği Projesi mühendisi, Nur TV sahibi İskender Erol Evrenesoğlu’ndan, Mesut Yılmaz’ın Dönme olan annesine ve Eşi (Berna Müren) ve babaannesine.. (Sh:122-150) (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 16, 2006 at 3:35 pm  Comments (10)  

O Bir Zavallı

jjj

 

Bilinmeyen Vatikan

 

 

 

Minik Devlet=Büyük Güç [ Bölüm -1- ]

 

 

İnanılması güç sırları, gizli geçitleri, şifreleri ve yeraltı yollarıyla Vatikan, tam anlamıyla Dünya’nın en “esrarengiz” devletidir

 

Bilinmeyen Vatikan ve Papaları anlatan bu yazı dizisine, “Vatikan Nedir?” sorusuyla başlamak kanımca yerinde ve yararlı olacaktır. Türkiye’de Vatikan’ın adı bilinmekte ve/fakat gerçekte “ne” olduğu geniş Müslüman kitle tarafından hiç bilinmemektedir. En iyimser deyişle Vatikan, Papalarıyla birlikte anılan, Papa’nın yaşadığı yer diye bilinen minik bir devlet olarak tanınmaktadır. Kuşkusuz bu kısa açıklamada doğruluk payı vardır ama çok, hem de çok eksik bir tanımlamadır bu. Eksik bilgilenme ise, herkes kabul eder ki, hiç bilgi sahibi olmamaktan daha sakıncalı ve tehlikelidir. İşte Türkiye’de Vatikan’la ilgili bu eksik bilgilendirmeyi biraz olsun giderebilmek amacıyla “Vatikan Nedir?” sorusuyla girmekte yarar görüyorum. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 15, 2006 at 10:34 pm  Comments (5)  

Beyaz Değil, YOZ Türkler ! (Efendi 2’nin Amacı)

Açıkça söylemek gerekirse, Fehmi Koru’nun “İslâm’la yeniden tanışırken…” başlıklı yazısını okuduğumda bir anlam verememiştim. Boş bir yazı gibi gelmişti bana ve yazarın neden böyle bir konuyu kaleme alma ihtiyacı duyduğu sorusuna cevap bulamamıştım.

 ssgggFakat daha sonra, Oray Eğin’in ondan bir gün önce yayınlanmış olan “İslamcılar Beyaz Türkler’i anlayamıyor” başlıklı yazısına göz atınca, Koru’nun değerlendirmelerinin ardındaki saiki anladığımı düşündüm.

Oray Eğin yazısında şöyle diyordu: “Beyaz Türkiye’nin şimdiden bazı adımları var. Son zamanlarda birtakım üniversitelerden çıkan İslam araştırmaları, tekrar tekrar referans aldığım Ufuk Güldemir’in ‘Büfeci İslamı’ kavramı, ‘Efendi 2’ bu yönde samimi çabalar.” Fehmi Koru ise yazısına şöyle başlıyor: “Gazetelerde çıkan yazıların konu yoğunluğuna bakıldığında kendini hemen ele veren gerçek şu: Türk aydınları İslâm’la yeniden tanışıyorlar… Vesileler değişik olsa da günün hemen her tartışması aynı kapıya çıkıyor. Gazetecilik ilk yakaladığına isim koyma mesleğidir aynı zamanda; bu sebeple kimi ‘Beyaz Türk – Kara Türk’ tasnifini çıkarıyor yaşanan tartışmadan, kimi uzaktan gördüğünün üzerine ‘Büfeci İslâmı’ yaftasını asıveriyor. / İyi niyetli çabalar bunlar…”

Görüldüğü gibi, aynı şeyden bahsediyorlar. Oray Eğin’in “samimiyet”i, Fehmi Koru’da “iyi niyet” halini alıyor, kelimeler farklılaşsa da anlam aynı. Bununla birlikte, ne Güldemir’in “Büfeci İslam” kavramı, ne Soner Yalçın’ın “Efendi 2″si, ne de “Beyaz Türk-Kara Türk” tasnifi iyi niyetli ya da samimi çabalar olarak görülebilir. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 15, 2006 at 7:48 am  Yorum Yapın  

Türkiye Üzerinde Oynanan Büyük Oyunlar

Türk ekonomisi ve siyaseti ile her zaman yakından ilgilenen Yahudilerin, neden Türkiye’yi Ortadoğu ateşinin içine çekmek istediklerini anlamak için bu yazıyı iyi okumanızı öneririz.

sss

 1880 yılında İstanbul’a gelen ve burada öğretmelik yapan Bertrand Bareilles’in 1917 yılında kaleme aldığı “İstanbul’un Frenk ve Levanten Mahalleleri” adlı kitabında Türkiye’de yaşayan Yahudilere geniş yer ayırıyor. Bareilles kitabında, Yahudilerin Filistinle birlikte hedefleri arasında Türkiye’nin de bulunduğuna işaret ediyor. (daha&helliip;)
Published in: on Eylül 14, 2006 at 10:02 pm  Comments (3)  

Hiç Namazla Yoga Bir Olabilir mi?

Hiç namazla yoga bir olabilir mi?
Hakiki olan her şeyi küreselleştirerek kendilerine mal etmek isteyen sanal baronların son numarası yoga ile namazı aynı kefeye koymak oldu. Bunu da haftalık bir dergi aracılığıyla, sözde İbn Arabi’nin yazdığı kitaba atıfta bulunarak yaptılar. iyibilgi kurmaca haberin foyasını meydana çıkardı.
jjj
 “İslam Tasavvufu ile yoga arasındaki ilişki yüzyıllar öncesine dayanıyor. Hindistan’da yaygın olan Şattariye ve Çiştiyye gibi tarikatlarda, manevi eğitim süresince İslami geleneklerle birlikte bazı yoga teknikleri de kullanılıyordu. Hatta zikirlerinde mantra yapıyorlar” “Prof. Dr. Carl Ernst uzun yıllar üzerinde çalıştığı sufizm-yoga ilişkisine dair en güçlü yazılı kanıtın ‘Amrtakunda Çevirileri’ diğer adıyla “Pool of Nectar” olduğunu söylüyor. İbn’ül Arabi’ye atfedilen, 1210 yılında Belgal’de Arapça’ya çevrilen “Pool of Nectar” yoga uygulamalarına dair bilgiler içeriyor.” (daha&helliip;)
Published in: on Eylül 14, 2006 at 9:50 pm  Yorum Yapın  

Zihinsel Soykırım!

KendiHalinde: “SonerYalçınKüçük ile bağlantısı da okuyucuya kalmış…”

İçinde yaşadığımız akvaryumun suyu olan yaşam tarzını kirleten kaynakları temizlemeden sağlıklı bir hayat yaşamak mümkün değildir.

hhh

Bu kaynaklar; ülkeyi çöplüğe çeviren çevre savaşı, toplumun yaşam tarzını yozlaştırıp çürüten medya savaşı, beyinleri işgal ederek küresel yaşam tarzını dayatan zihinsel savaş, vücudumuzu şişiren boyalı sıvı ve içkileri dayatan su savaşı, Türk toplumunu hasta ederek kırmayı amaçlayan sağlık savaşı, bilimsel yozlaşmaya yol açan bilim savaşıdır.

Bunlardan belki de en önemlisi, zihinsel savaşın yol açtığı zihinsel kirlenmedir.

Zihinsel savaşın amacı insan zihnini ele geçirmektir. İnsan ve toplumun yaşam tarzını kurgulamanın en kestirme yolu budur. Bu yöntemin en etkili olduğu zaman ise bebeklik dönemidir. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 14, 2006 at 9:42 pm  Yorum Yapın  

Mümtaz Soysal, Böyle Şeyleri Nasıl Yazabilir !!!

Yazar akt at 14. Eylül 2006 00:16:57:

Aşağıdaki bilgiler Metin Aydoğan’ın “Bitmeyen Oyun” adlı kitabından alınmıştır. Kitap “Kum Saati Yayınları”ndan çıkmıştır.

(…)Türkiye, 27 Aralık 1949 tarihinde ABD ile; “Türkiye ve ABD Hükümetleri Arasında Eğitim Komisyonu Kurulması Hakkındaki Anlaşma” adıyla bir ikili anlaşma daha imzaladı. İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanı olduğu bir dönemde imzalanan anlaşmanın en önemli özelliği, Türkiye’de kazanılacak Amerikan yanlısı kadroların eğitilme biçimlerinin saptanması ve bu uğurda yapılacak harcamaların karşılama yöntemlerinin belirlenmesiydi. Anlaşma; Türkiye’den ABD’ne gönderilecek Türk öğrenci, öğretim üyesi ve kamu görevlileri ile ABD’nden Türkiye’ye gönderilecek Amerikalı ‘uzman’, ‘araştırmacı’ ve ‘eğitimci’nin statülerini belirtiyordu. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 13, 2006 at 10:26 pm  Yorum Yapın  

Ferid Kam’ın Bastonundan Soner Yalçın’a Cevap

Makale Yazarı: Faruk Tarih, gün ve saat : 13. Eylûl 2006 22:48:01:

dsdsd 

Paranın Efendisi Soner kitabının 214. sayfasının dipnotunda, copy-paste usulüyle elde ettiği bazı bilgileri kendi yorumuyla okuyucuya aktarmış. Bazı doğru bilgilerin arasına sıkıştırdığı kendi yanlı ve yanlış yorumlarla, asıl maksadının gizli bilgileri açığa çıkarmak değil, esas bilinmeyenleri perdelemek olduğu intibaı bende kesin kanaat derecesine ulaştı. Bu meseleye uyanan ilginin devamı ve kurcalanması hâlinde, bundan ciddi olarak rahatsız olacak güçlerin yönlendirmesiyle bu kitaplar yayınlanıyor gibime geliyor. Esas bilinmesi gerekenler, siyaset, bürokrasi, sermaye, medya ve tedrisat sahâsında ipleri elinde tutanlar olmasına rağmen, SYK şürekası ibreyi ters istikamete döndürmeyi şimdilik başardılar. Ortaya belki de kasten gayr-ı sahih isimler atıyorlar ki, hem bu iş sağa yıkılsın, hem de sonradan yazılacaklara ilgi ve güven sarsılsın. Şunu kat’iyetle söylemeliyim ki, vatana, millete ve dine samimi olarak hizmet etmiş olanların damarlarında varsa birkaç damla İbrânî kanı, bu asla değer hükümlerimizde kıstas değildir. Belki bir bilgi notu olarak bir köşeye kaydetmekte beis yoktur, yeter ki değerlendirmeler sadece onun üzerine inşa edilmesin. Bunları ifade ettikten sonra Soner Yalçın’ın satırlarına gelelim: (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 13, 2006 at 9:19 pm  Comments (1)  

11 Eylül Provası 1962’de Yapılmış

ABD’nin, Küba’ya yapacağı askeri saldırıyı haklı çıkarmak ve buna dünya çapında kamuoyu desteği almak için 44 yıl önce bir provokasyon planı hazırladığı ortaya çıktı;

htytr
11 Eylül olayları ve sonrasındaki gelişmeler, 1962 tarihli ve “Northwoods” kod adlı bu gizli planla birebir örtüşüyor. Bir kaç gün sonra 11 Eylül olaylarının yıldönümü.. ABD, kendi kontrolündeki Guantanamo Üssü içinde ve civarında, gerçekten düşman Küba kuvvetleri tarafından yapıldığı görüntüsü verilmiş, iyi koordine edilmiş aşağıdaki olaylar serisini planlıyor. İşte provakasyon planından başlıklar:

– “(Amerika’nın kontrolündeki) Guantanamo Üssü dışından üs içerisine top atışı, bazı tesislerin hasar görmesi, liman girişi yakınında gemilerin batırılması, sahte kurbanlar için cenaze törenleri düzenlenmesi, Hava üssündeki uçakların yakılması, Üs içinde (dost) Kübalı sabotajcıların ele geçirilmesi… (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 12, 2006 at 10:49 pm  Comments (1)  

Soner Yalçın Efendi’nin Yalancı Nöro-Transmettirliği

Soner Yalcın Efendi’nin Yalancı Nöro-Transmettirliği

(Sinyal iletimi sağlayan maddeler)

İnsan vucudunda sinir kas kavşağında nöro-transmettirler(ACH,Noradrenalin gibi) veziküllerden(kesecikler) salgılanır Bu maddeler parasempatik ve sempatik sistemin tabii maddeleridir.

hhhhg

Eğer vucuda nöro-transmettirlere benzeyen maddeler verilirse sinir uclarında veziküllerde birikir ve tabii maddelerin yerini alırlar.Mesela sinire bir uyarı gelince noradrenalin yerine vucuda daha önce verilmiş sentetik madde veziküllerden salgılanır.Fakat fonksiyon görmez.Böylece noradrenalinin fonksiyonunu engellemiş olur.Noradrenalin salınmaz.Sistem bloke edilmiş olur yani sabote edilir.

Bu taklit mekanizması toplumun psikolojik, sosyolojik, tarihi ve kültürel yapısında uygulanmaktadır.Soner Yalçın Efendi de aynı işlevi Hem Efendi hemde Efendi-2 kitabı ile görmüştür. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 12, 2006 at 6:53 pm  Comments (3)  

Yalçın Küçük ile Aramızda Çok Paralellik Vardır

SABETAYCILIK KONUSUNDA YALÇIN KÜÇÜK İLE ARAMIZDA ÇOK PARALELLİK VARDIR

KendiHalinde sorar: “Nasıl yani? Ya da Hala mı? Eminmisin? Efendi-2 yi okudun mu? Okuduysan niçin tek kelam dahi etmedin? Son dönemde olan bitenler hakkında ne düşünüyorsun? Birileri Islama sinsice saldırırken,Sen bu işin öncülerinden olarak meselenin gideceği boyutları tahmin mi edemiyorsun,tahmin etmek mi istemiyorsun?Kimlere destek çıktığının farkında mısın? vesaire vesaire…”

mse 

Sabetaycılık konusundaki yazılarınızdan dolayı sizi ‘İslami kesimin Yalçın Küçük’üne benzetiyorlar… Sabetaycılık konusunda Yalçın Küçük ile aramızda çok paralellik vardır. Hatta bu konuda Yalçın Küçük bizi fersah fersah geçmiş vaziyettedir. Bunun dışında inanç, dünya görüşüyle itibariyle hiçbir paralellik yok aramızda.Yazılarınızda Yalçın Küçük’ü Sabetaycıların maskesini düşürüyor diyerek övüyorsunuz. Küçük, son olarak Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ü Sabetayist ilan etti. Sizce Yalçın Küçük bu konuda abartılı hareket etmiyor mu? (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 12, 2006 at 6:19 pm  Comments (1)  

Kusura Bakmayın Ben de Kendimi yazdım

KUSURUMA BAKMAYIN BEN DE KENDİMİ YAZDIM

Güzel yazı yazanları hep kıskandım. Ne güzel bir şiir, ne güzel bir hikaye, ne de güzel bir felsefe yazısı yazamadım.Yazanları da kıskandım. Hem de çok kıskandım.

Yazma özürlü olsam da, oldum olası okumayı çok severim. Ancak; yoksul bir ailede büyüdüğüm için üniversiteyi bitirinceye kadar ders kitapları dışında hiçbir kitabım olmadı. Kitap alamadım. Ortaokula giderken ilçe kütüphanesine üye oldum. O zaman başladım okumaya. Lise birinci sınıfta iken edebiyat dersimize üniversite mezunu bir öğretmen geldi. İlk dersinde sözlü sınav yaptı. Sınavda bir tek soru sordu. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 11, 2006 at 11:52 am  Comments (7)  

Sandıklı Yahudi Kaplıcası

Sandıklı Yahudi Kaplıcası

Makale Yazarı: Faruk Tarih, gün ve saat : 10. Eylûl 2006 02:33:25:

jjj

Attığım bu başlığı görünce hayret ettiğinizi tahmin ediyorum. Öyle ya, Sandıklı’da birkaç kaplıca olduğunu duymuşsşnuzdur da, bu isimde olanına rastlamamışsınızdır. Bu da nereden çıktı demeyin, Soner Yalçın’ın kitabında öğrendiğim bir bilgi ışığında, bir şifa kaynağımızın adının diğer mânâsını yazdım. Bakınız SY kitabı Efendi-2’nin 366. sayfasında derin araştırmalarının neticesinde neyi bulmuş: (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 10, 2006 at 2:52 am  Comments (4)  

Kenan Rıfai ve Efendi-2 üzerine

 Gönderen : Nihat bey

asde

 

Kenan Rıfai Hazretlerinin Sabataist olduğunu zanneden kardeşime bu konuyu açıklamak istiyorum .:

1- Allah cc Hazretleri bir Kudsi Hadis-i Şerifte “ benim veli kuluma zulmeden ve iftira atana Ben Harp ilan ederim” buyuruyor. Sayın Kardeşim lütfen bunu bir düşünsün

2- Tasavvuf bir okuldur. İslam’ı iyi yaşama ve anlama okuludur. Değişik Meşrep ve Yollarda bu güzel okulun dershaneleridir. Sınıflardır. Soruyu soran kardeşim lütfen bunu da düşünsün

3- kişi bildiğinin dostu bilmediğinin düşmanıdır sayın kardeşimiz bu güzel ilkeyi de bir düşünsün

4- Kenan Rıfai Hazretleri hiçbir eserinde hiçbir hareketinde Ben Mevlana Cellaleddin- Rumi Hazretlerinden büyüğüm dememiştir. Bağlıları da dememiştir. Sayın Site yöneticileri de dememiştir. Hizmeti geçenler kısmında Kenan Rıfai Hazretlerinin hayat hikayesini bende okudum siz nasıl böyle bir açmaza düştünüz hayret ettim.

5- Kenan Rıfai Hazretlerine ilk iftirayı Refik Halid Karay “ Kadınlar Tekkesi kitabı ile atmıştır. Eser zaten romandır yazılanlarda hayal ürünüdür ve ilmi bir eser değildir. Maalesef Soner Yalçında Efendi 2 kitabında bu yolu seçmiştir. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 10, 2006 at 2:19 am  Comments (16)  

Soner Efendi: Üç Korner Bir Penaltı Etmez!-1

Türker ADONAY

23.08.2006
Önce Genel Ama Mühim Bir Takdim: Giriş

Lübnan’da Hizbullah’ın sâdece İsrail’e değil, aynı zamanda korkaklığı politikalarının merkezine yerleştiren çağdışı bazı Arap diktatörlüklerine ve ülkemizin aydın olma iddiasındaki ucuz entellerine verdiği acı ders, belki bu aralar üzerinde durulması gereken en önemli konu. Ancak herkesin bu konuya odaklandığı bir zaman diliminde, biz, ülkemizde yürütülmekte olan “psikolojik harb”in bir başka cephesine dikkat çekeceğiz. Zirâ, öyle görünüyor ki, birkaç yıldır süregiden ve Sebataycılık meselesinin suyunu çıkaran birkaç araştırmacının manipülatif yayınları, hâlihazırda AKP iktidarında da bazı “önemli müsteşarlık koltukları”nı kapmayı başarmış temsilcileriyle Türk toplumsal hayatında etkili olan bir kesimin “mânevî yasallaşma” hamlelerine destek sağlıyor. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 9, 2006 at 11:51 pm  Comments (8)  

Soner’in Efendisi / Efendice Bir Yazı

Soner’in Efendisi 

 

Hamdi Yılmazer -Aksiyon

Efendi, Sabetaycılar’dan kimleri açıklıyor? Ya da Sabetaycı olmayan ailelere giden ‘gelin’lerden hareketle kaç sülale Sabetaycı olarak kayda geçiriliyor? 1940 tarihi dışarıya kız verme düşüncesinin başlangıcı mı, yoksa umumileştiği tarih mi? Şimdi gel de işin içinde çık! “Beyaz Türkler” kız verilen sülaler, “sır” da bu şekilde iyice gizlenen Sabetaycılar olmasın? Gelin giden sülaler çoğaldıkça onlar iyice sırra kadem basıp, sırrın da sırrı oluyorlar!.. Kim bilir belki o kadar da değildir!

İnsan beyni muhteşem bir organ. Meşgul olduğumuz konudan menfez bulup çok ilginç irtibatlar kurabiliyor. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 9, 2006 at 10:02 pm  Yorum Yapın  

Ruh Kökünün Milliyeti

kendihalinde: “Son paragraf Soner Yalçın ve Yalçın Küçük düşünülerek okunursa daha bir anlamlı olur”

                                                               **** 

Ruh Kökünün Milliyeti
Mustafa Kınıkoğlu

Bu sayının konusunu ilk öğrendiğim zaman, “Türk ruh kökü” kavramı üzerine biraz düşündüm.. Acaba bu terim neyi ifade ediyor ve anlattığı mânâyı tam olarak taşıyor mu?..

Genel plânda konu Türk ruh kökü iken, ayrıntıda konumuz “Türk ruh kökü toplum mühendislerinin plânlarını bozacak güçtedir” cümlesiydi. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 9, 2006 at 9:07 pm  Yorum Yapın  

Kâbe’nin Sırları

Kâbe’nin sırları

mecca

Prof. Dr. OSMAN ÇAKMAK

Kâbe tarih boyunca garip tecellilere mazhar olmuş bir mekan. Onun kutsallığı ve merkez rolü, ta Hz. Âdem ve öncesine kadar uzanır. Hz. İbrahim tarafından imar edilmiş, Hz. Muhammed’in (a.s.m.) doğum yeri, bütün hak dinlerin kıblesi olması yanında, birçok peygamberle alakası ile şimdiye kadar ona denk, Allah evi denebilecek bir bina görülmemiştir yeryüzünde.

İnsanların günün yirmi dört saatinde devamlı bağlantı halinde olduğu ve ziyaret ettiği Kâbe’ye denk başka bir yer var mıdır yeryüzünde?

Manevi hayatımızın merkezinde duran kalp gibi Kâbe de yeryüzünün kalbi olarak mı yaratıldı? İbadetlerde yöneldiğimiz Kâbe’nin manevi esrarından ne kadarına vakıfız? (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 9, 2006 at 8:41 pm  Comments (14)  
Tags: , ,

Efendi 2, Soner Yalçın’ın “Bir Bühtan Belgesidir”

“Bir Bühtan Belgesi” Efendi – 2’deki iddialar akıl dışı, iz’an dışı, edeb dışı bir çabanın ürünü


Soner Yalçın‘ın “Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı – Efendi 2” isimli kitabı, ihtiva ettiği ima ve isnadlarla bir çok tartışmayı gündeme getirdi. İsnad ve imaların en asılsızını ve çirkinini ise merhum Musa Topbaş Efendi‘ye, Topbaş ailesine ve Hüdayi Vakfı’na yöneltti. Bütün hayatı nezih bir Müslüman olarak geçen merhum Musa Topbaş Efendi hakkında yapılan isnad ve imalara cevap vermek zorunda kalmak çok üzücü olsa da kitapta yer alan ima ve isnadlarla kamuoyunun zihninin bulandırılmasına da göz yumulamaz. Onun için aşağıdaki değerlendirmelerin yapılması zarureti doğmuştur:

1. Kitabın hiçbir yerinde açık bir itham – ilgilendirme olmamakla birlikte, İbn Arabi, İsmail Hakkı Bursevi, Kabala, Sabatay Sevi, Tasavvuf, Aziz Mahmut Hüdayi, Hüdayi Dergahı, Hüdayi Vakfı, ailenin geliş seyri… gibi akıl almaz bağlantılarla “Sabetayist” algısının ortaya çıkarılmak istendiği anlaşılmaktadır. Hatta “Sabetayist Ilgaz Zorlu, Aziz Mahmut Hüdayi Dergah’na maddi yardımda bulunduklarını söylüyordu. Ama sanırım, Musa Topbaş’ı kastetmiyordu!..” gibi cümlelerle bile malesef bu “kötü niyet” sergilenmektedir. Yazarın bu kötü niyetin farkında olmadığını düşünmek zor. Merhum Musa Efendi’nin çocukluk döneminde Fransızca öğretmeninin Yahudi asıllı olması da, yazarın imaları için önemli bir destek malzemesi gibi sunulmaktadır.

Bu yaklaşımın sadece Musa Efendi için değil, herhangi bir insan için de çok sağlıksız, yanlış, zihin karartıcı olduğunu belirtmek isteriz. Musa Efendi için ise, gerçekten onun ruhunu inciten bir nitelik taşıdığı muhakkaktır. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 9, 2006 at 6:00 pm  Yorum Yapın  

Vesile’t-ün Necat – Mevlid-i Şerif / Resmî Dilimiz İbrânîce Mi?/Çağdaş Selefiliğin Kutlu Doğum İtirazlarını Çürüten Bir Eser

Makale Yazarı: Faruk Tarih, gün ve saat : 08. Eylûl 2006 18:48:56:

Demiştik ya, Soner Yalçın son kitabı Efendi-2’de sorular sorup orada bırakıyor diye, buna başka bir misâl daha vermek istiyorum. Zannımca bu suallerin cevaplarını bilmediğinden değil, sonunda kendi vereceği hükmü okuyucunun idrâkine bırakmak isteyişinden olsa gerek. Gelecek tepkileri de hesap ediyor olmalı ki, bâriz olarak konuşmak yerine sorarak imâ etmeyi tercih ediyor.

Kitabın 199. sayfasında okuyuculara tevcih ettiği sual şu:
“Asr-ı saadet’te (Hz. Muhammed döneminde) olmayan, ama zamanla “icma”ın bir öğesi olarak kabul edilen, bugün İslam dünyasında büyük değer taşıyan mevlit, camilere ne zaman girmişti?
Merak etmiyor musunuz?..” Devamında yorum da yapıyor:
“‘Allah’ın ipine sımsıkı sarılalın, tefrikaya düşmeyin’ sözünü kim unutturdu?”

Bununla Mevlid okumanın bid’at olduğunu demeye getirip orada bırakacakken, bu soruyla neyi kastettiğinin ipucunu veriyor: (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 9, 2006 at 3:04 pm  Comments (6)  

Celcelutiye ve Efendi 2

CELCELUTİYE VE “EFENDİ-2” YALANLARI

dfg

Beni her zaman desteklemiş, bilgi-belge nakli yapmış,
tenkidlerde bulunmuş bir dostumdan gelen bir maili
buraya aktarıyorum; S. Yalçın’ın neyi nerelerden
çaldığını ve hakikatleri nasıl yamulttuğunu gösterir
ifadeler ile, bu kitabın ne kadar “beşparaetmez”
olduğunu bir kere daha göreceksiniz.

AVCI (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 6, 2006 at 7:18 am  Yorum Yapın  
Tags: , ,

Latin Alfabesi ile basılan ilk Kur’an ve Bir Tekzip Yazısı

tab

Soner Yalçın’ın Efendi-2 kitabının 385. sayfasında şu satırlara tesadüf ediyorsunuz:

“Lütfen söyler misiniz, Kuranı Kerim’in Latin alfabesiyle Türkçe yazılması ne zaman olmuştur?
Sorduğum ilahiyatçı arkadaşlar bu sorunun yanıtını hemen veremediler. Bu soru yöneltildiği zaman, hepsinin aklına 1928’deki Kuranı Kerim’in meali ve tefsiri geliyor; ama benim sorum netti: Kuranı Kerim ne zaman Latin alfabesiyle Türkçe yazıldı?
Kimse tarih veremedi!”

Bu sualin muhatabı olmamama rağmen müsaadenizle cevabı ben vereyim: (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 6, 2006 at 7:00 am  Comments (17)  
Tags: , ,

Soner Yalçın’ın Üstad Anlayışı / Ve Beria

Makale Yazarı: Faruk Tarih, gün ve saat : 04. Eylûl 2006 03:41:22:

Soner Yalçın’ın Efendi-2 kitabında pek çok soru var. Emin olamadığı yerlerde, yahut kafalarda istihfam bırakmak için sualler yöneltmiş, cevabını okuyucuya bırakmış. Halbuki bunlar araştırması hiç de zor olmayan şeyler. Kitapta dipnot da sıkça kullanılmış.

Kitabının 348. sayfasında İsmail Fenni Ertuğrul’u anlatırken, -özellikleri babında- sonunda şöyle bir cümle geçiyor:

“Şeyhine “Üstadım” diye hitap ediyordu.” (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 4, 2006 at 12:02 pm  Comments (8)  

Memleketim Parçası-2

Havasına suyuna… Bir başkadır benim memleketim

Veysel Batmaz /Haber3.com

 “”Havasına suyuna… Bir başkadır benim memleketim… Laylay laylay la la laylay” şeklindeki sözlerinden tanıdığınız ve Türkiye’nin tanıtımında kullanılan şarkıyı bilirsiniz. Türkiye’yi hep kökeni meçhul o parçayla tanıtırız. Şimdi o milli tanıtım parçamızın kökenini söyleyeyim, “Kuzey Kıbrıs kimindir; Türkiye’nin mi, yoksa Yunanistan’ın mıdır; yoksa yoksa, İsrail’in midir”, kararı siz verin: Mayıs’ın ilk mübarek Cuma günü, namaz saatinden bir saat önce, Haber-Türk isimli kanalda mutat olduğu üzere yukarıdaki hava çalıyor, Kıbrıs şehitleri edebiyatı yapılıyordu. Açtım, “Yahudi İlahileri” adlı kasetin kapağına baktım, o şarkının İsrail ilahisi olduğunu gözlerimle gördüm, kulağımla tanıklık ettim. Ve neredeyse ikinci milli marş haline getirdiğimiz, Haber-Türk’ün, kanlı Noel günü dolayısıyla sunduğu Kıbrıs Şehitleri programında da, sanki Rabbimizin emriymiş gibi dinlettikleri o malum şarkının esasen, “Rabi Elmelek” başlığını taşıyan bir İsrail ilahisi olduğunu fark ettim. (Bkz. Traditional Jewish Music; Geleneksel Yahudi Müziği, Fidan Müzik, İMÇ 6. Blok, No: 6614)” (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 2, 2006 at 8:54 pm  Comments (2)  
Tags: ,

Bilderberg Konferansları /Christians United For Israel

Bilderberg KonferanslarıÇev.: Kamil Cengiz

http://www.ratgeber-lexikon.de, 2001

Aşağıda Bilderberg Konferansları ile ilgili bir tarihçe aktarılmaktadır. Bilderberg Konferanslarını (BBK) daha iyi anlayabilmek için önce “Council on Foreign Relations” (CFR) namıyla maruf dış ilişkiler için oluşturulmuş Amerikan Konseyi’ne bakmakta fayda var, zira Bilderberg Konferansları’nın bütün Amerikan katılımcıları bu yabancıları kabul etmeyen kurula üyeler.
“Council on Foreign Relations” hem sağcı hem de solcu tenkitçileri tarafından kuşku ile karşılanmaktadır. Sağcı tenkitçiler CFRyi komünizmin aracı olarak görürlerken, sol liberal kanattan onun nüfuzu aynı derecede değerlendiriliyor, fakat bunlar başka tehlike noktaları görmektedirler. Onlar “Council on Foreign Relations”ı Amerikan dış politikası ile toplumsal üst tabaka arasındaki merkezi kesişme noktası olarak görüyorlar. Amerikan siyaset bilimcisi William Domhoff 1975’de Alman haber magazini Der Spiegel’e: “Council büyük konsernler ile hükümet arasındaki asıl bağlantı organıdır.” diye ifade ediyor ve “bu kuruluşun Amerikan dünya politikasının temel motifleri ve temel çizgilerinin anlaşılması açısından önemini ne kadar çok vurgularsak o kadar iyi” tespitini yapmaktaydı, her ne kadar “bu ülkenin çoğu vatandaşı kendilerini bütün zamanların en iyi bilgilendirilmiş topluluğu olarak görmelerine rağmen, böyle özel bir heyetten hiç haberleri bulunmasa bile.” (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 2, 2006 at 6:33 pm  Yorum Yapın  

BOP Sıkıntıya mı Düştü? / Ve ilgili Yalçın Küçük haberleri,

Bizi rahat bırakın!

Cevdet Batu , kaynak: iyibilgi.com


Soner Yalçın‘ın Efendi 2 kitabı… Yaşar Büyükanıt Paşa hakkındaki asılsız iddialar… Atatürk’e iftiralar ve Yalçın Küçük’ün “itirafları”… Neden şimdi? Hepsi rastlantı mı?

Soner Yalçın‘ın Efendi 2 kitabı… Hakkında birçok eleştiri çıktı. Kitabın başka yerlerden toplama olduğu, zorlama bağlantılar kurmaya çalıştığı söylendi. Kitap yine de istediğini elde etti. Kitabın ana konusunu oluşturan “Beyaz Müslümanların büyük sırrı” “deşifre” edildi. Birçok “önde gelen Müslüman” Sabateistti.Soner Yalçın‘ın iddiaları yeni değil aslında. Türkiye’de ne kadar çok Yahudi ve Sabateist olduğunu vurgulayan diğer bir isim de Yalçın Küçük… Elbette aralarında bir fark var. Soner Yalçın, daha çok evlilikler ve ortaklıklar yoluyla kurulmuş bağlardan yola çıkarak sonuca ulaşıyor. Bu yöntem herkesin aklını çalabilecek cinsten. Biraz da uğraş gerektiriyor.

Küçük işin kolayında

Fakat Küçük’ün işi daha kolay. İsim ve soy isimlerden yola çıkıyor ve hemen sonuca gidiyor. Belki de hakkında konuştuğu kişinin ailesinin nereden gelip nereye gittiğini hesaba katmadan. Bir ara Küçük öylesine ileri gitti ki ben orada çöktüm artık: Gülben Ergen de Sabateistmiş… (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 2, 2006 at 4:55 pm  Comments (2)  

Dikkat, Sabetaycılar içimizde/’Efendi’ ve ‘Kurtlar Vadisi’, ‘dezinformasyon’ amaçlı mı ?

Dikkat, Sabetaycılar içimizde! 20/08/2006RIFAT N. BALI
“UFO’lar dünyayı ziyaret etti mi?”, “Kennedy’yi kim öldürdü?”, “Amerikalı astronotlar gerçekten aya ayak bastı mı?” türünden komplo teorileri Amerika ve Avrupa’da aşırı sağ çevreler tarafından sürekli canlı tutulan, yazarlarına ve yayınevlerine kayda değer maddi gelir sağlayan bir sektör haline gelmiş durumda. Aynı durum Türkiye için de geçerli. Aslında Türkiye gibi demokrasinin, şeffaflığın ve hesap verilebilirliğin tam anlamıyla yerleşmediği, faili meçhul cinayetler ile darbelerin olağan olduğu, tarihle yüzleşmenin mevcut olmadığı, hukuk mekanizmasının son derece hantal olduğu, “kültür”den “köşe yazarlarını okuma”nın kastedildiği, araştırmacılığın yüzeysel olduğu toplumlar komplo teorileri için mümbit topraklardır. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 2, 2006 at 4:48 pm  Comments (1)  

Gül Baba Soner Yalçın’ı Rahatsız Etti

gül baba

Avrupada Osmanlı nişanesi: Gül Baba  ABDULLAH MURADOĞLU 27/8/2008 yenisafak.com.tr
Hani serhat türkülerimizde “Aldı Nemçe bizim nazlı Budin’i” diye geçer. Nazlı Budin, Macaristan’ın başkenti Budapeşte’dir. İnsana şaka gibi geliyor, Macaristan 150 sene kadar Osmanlı idaresinde kaldı. Budin 1541’de Kanuni Sultan Süleyman tarafından fethedildi ve 145 sene Osmanlı valileri bu şehirden Macaristan’ı yönetti. Budin 1686’da düştü. Budin Beylerbeyi Abdurrahman Abdi Paşa şehit oldu. 1699 Karlofça Antlaşması’yla Macaristan Avusturya (Nemçeli) hakimiyetine girdi. Macaristan Birinci Cihan Harbi’nın sonuna kadar Avusturya-Macaristan İmparatorluğu içerisinde kaldı. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Sovyet Rus uydusu olan Macaristan şimdi bağımsız bir devlet. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 1, 2006 at 6:49 am  Comments (5)  

Soner Yalçın’ın Asılsız Iddialarına Cevaplar

 Asılsız iddialara kaynağından cevaplar
22.08.2006

efendi2
Birinci Bölüm
Yazar Soner Yalçın’ın “Efendi2” isimli kitabı, büyük bir gürültü ve sansasyonla piyasaya sürüldü. Kitap hakkındaki ilk duyuruyu, Hürriyet gazetesi sürmanşetten verdi. Üstelik, geniş kamuoyunu elektriklendirecek bir haberin sunumuyla birlikte… İki gün peşpeşe devam eden gazete haberine göre, yazar Soner Yalçın’ın kitabında Said Nursî’nin Urfa’dan uçakla alınan naaşının denize (Akdeniz) atıldığı iddia ediliyor. Hürriyet, ertesi günkü (22 Haziran 2006) haberinde ise, naaşın Urfa’dan nakli ve Isparta’da defni ile ilgili resmî “zabıt varakası”nı yayınladı. Böylelikle, Soner Yalçın’ın iddiası aynı gazete tarafından da suya düşürülmüş oldu. (daha&helliip;)

Published in: on Ağustos 30, 2006 at 10:09 pm  Comments (4)  

Efendi 2 Yanlışlarla Dolu

“Efendi 2 Yanlışlarla Dolu”

Prof. Dr. H. Kamil YILMAZ Hüdayi ile ilgili iddiaları cevaplandırdı…Altınoluk: Saygıdeğer hocam! Son günlerde basına da yansıyan Soner Yalçın’ın Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı kitabını okudunuz mu? Bu kitap, sizin hem başkanı olduğunuz vakıfla, hem de akademik çalışmanızla yakından alakalı.

– Evet okudum. Haberim olduğunda aldırdım inceledim. Özellikle Altıncı bölüm, sizin de işaret ettiğiniz gibi, başkanı bulunduğum Aziz Mahmud Hüdâyî Vakfı üzerinde ilmi çalışmalar yaptığım Hüdayi Dergahı ile ilgili değerlendirmeler ihtiva ediyor. Ayrıca bizzat Aziz Mahmud Hüdâyî’den bahseden bölümler de var. Ancak bizim çalışmamıza atıflar yok. Bilgi olarak istifade edilmiş gibi görünüyor. Ama her nedense gerek dipnotlarda gerekse bibliyografyada atıfta bulunulmamış. Sadece bizim çalışmamıza değil, bizden önce ve sonra yapılmış Ziver Tezeren’in, Fevziye Abdullah Tansel’in ve Kemaleddin Şenocak’ın çalışmalarına da atıfta bulunulmamış. (daha&helliip;)

Published in: on Ağustos 30, 2006 at 9:32 pm  Comments (2)  

Sabataycılık Kavgası

ÜNLÜ YAZARLAR ARASINDA “SABETAYCILIK” KAVGASI!…

Türkiye’nin gündeminden hiç çıkmayan “Sabetaycılık” meselesi, bu kez iki yazarı karşı karşıya getirdi.
07 Mayıs 2004 Cuma 16:25

Sabah yazarı Ahmet Hakan 30 Nisan tarihli Sabah Gazetesindeki, “TEZ VE ANTİTEZLERLE SABETAYCILIK OLAYI!” başlıklı yazısında konuyu İslami kesimin alışılageldik bakışının dışında bir tarzla işledi.  Hakan’ın yazısına Mehmet Şevket Eygi’den Milli Gazetenin bugünkü sayısında “SABETAYCISEVERLERİN TEDİRGİNLİĞİ” başlıklı yazıyla oldukça ilginç bir cevap geldi… 

İŞTE, HER İKİ YAZARIN YAZILARI:

(daha&helliip;)

Published in: on Ağustos 27, 2006 at 11:36 pm  Comments (3)  

Avrupa Telefon Dinleme Skandalında 2 Garip Ölüm

Avrupa Telefon Dinleme Skandalında İki Garip Ölüm

 

Yazar:Levent Uysal /

 Avrupalı müfettişler, telekomünikasyon firmalarındaki yaygın casus yazılımları ortaya çıkaran iki güvenlik uzmanının esrarengiz ölümünün izini sürüyorlar. Türkiye’de de önemli telekom firmalarının özelleştirilmeleri ile son dönemde epeyce tartışma konusu haline gelen telefon dinlemeleri konusunda dünya’da neler oluyor bir bakalım Telefon dinleme olayları tüm dünyada skandallara yol açıyor. Ancak son dönemlerde bu olayların daha da yoğunlaştığı görülüyor. Türkiye’de zaman zaman gündeme gelmesiyle ilgi çeken bu konuyu, Avrupa basınında çıkan şekliyle dikkatlerinize sunuyoruz; (daha&helliip;)

Published in: on Ağustos 26, 2006 at 9:22 pm  Comments (3)  

Internette IP Gizlemek

İnternette Kimlik Gizleme , IP Gizlemek , IP Gizleme ;

Makale Hakkında

  1. Neden ?
    1. Kimliğimiz Ne Olabilir ki ?
    2. Temel İnternet Kimlik Kriterleri
    3. Kim niye istesin ?
    4. Ama nasıl bulabilir ki ?
  2. Uygulamalarda IP Gizlemesi
    1. IP Gizleme
    2. IE için Proxy kullanımı
    3. Gerçek IP Numaranız
    4. SOCKS Kurulumu ve Kullanımı
    5. SOCKS Sunucusu üzerinden FTP Kullanımı
  3. E-mail Güvenliği
    1. Sniffing Nedir ?
    2. Traceroute Nedir ve Nasıl ?
  4. Görüşleriniz & İletişim (daha&helliip;)
Published in: on Ağustos 26, 2006 at 7:26 pm  Comments (1)  

Tevrat’ın Tahrifi Hakkindaki Görüşler

 

MÜSLÜMANLARIN TEVRAT’IN TAHRİFİ HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ

            Tevrat’ın önemli bir özelliği, onun, kendinden sonraki iki büyük, evrensel nitelikli din olan Hıristiyanlık ve İslâm’ın kutsal kitapları İncil ve Kur’an’da zikrinin geçmesidir. Tevrat’tan sonra nâzil olan İncil ve Kur’an, zaman zaman onu tasdik etmiş, ona atıflarda bulunmuştur. İncillerde Hz. İsa, Tevrat’ı tamamen ortadan kaldırmak için değil, onu ıslah etmek ve tamamlamak için gönderildiğini söylemiştir[1]. Aynı şekilde, Kur’an’da da Tevrat’ın aslı tasdik edilmiş[2], onun nur ve hidayete sevk eden bir kitap olduğu (daha&helliip;)

Published in: on Ağustos 26, 2006 at 6:39 pm  Comments (9)  

Yahudilikte Kutsal Toprakların Dinsel Önemi

YAHUDİLİKTE KUTSAL TOPRAKLARIN DİNSEL ÖNEMİ

 Prof. Dr. Baki Adam

Yahudilikte kutsal toprak, dinî açıdan, çok önemlidir. Tevrat’a baktığımızda, Hz. Musa’ya gelen vahiylerin bir kısmı kutsal topraklarla ilişkilendirilmiştir. Örneğin “Sana vaat ettiğim kutsal topraklara girdiğin zaman başına bir kral seçeceksin veya o kral şu şu özelliklere sahip olacak, kralın seçimi şu şekilde olacak, atanması şu şekilde olacak” şeklinde detaylı emirler vardır. Kısacası, Tevrat’taki pek çok emir ve yasak ileriye dönüktür. Zira Hz. Musa, kutsal topraklara hiç gidememiştir. Öyleyse Tevrat’ta bulunan bu tür hükümlerin uygulama safhasına geçebilmesi, İsrailoğullarının kutsal topraklara girmeleriyle mümkün olacaktır. (daha&helliip;)

Published in: on Ağustos 26, 2006 at 6:34 pm  Comments (4)  

YAHUDİLİK

YAHUDİLİK 

    • Yahudilik, MÖ. XIII. yüzyılda Hz. Musa’ya gelen vahiyle başlayıp gelişen bir dindir. Kur’an-ı Kerim’de bu dinin mensubu olan Yahudilerden çokça bahsedilmektedir. Tarih boyunca bir çok baskıya maruz kalan Yahudiler, bugün başta İsrail olmak üzere Amerika’da ve dünyanın diğer bölgelerinde yaşamaktadırlar. İsrail’de 5 milyon, Amerika’da 6 milyon olmak üzere toplam nüfusları 25 milyon civarındadır. Bugün Türkiye’de yaşayan Yahudilerin sayısı yaklaşık 26.000 kadardır. Bunların 22.000’i İstanbul’da ve 2500’ü İzmir’de, diğerleri Ankara, Bursa, Edirne, Çanakkale, Kırklareli, Adana ve Hatay’da yaşamaktadır. (daha&helliip;)
Published in: on Ağustos 26, 2006 at 6:19 pm  Comments (14)  

TESBİH KAVRAMI ETRAFINDA BAZI TESBİTLER

TESBİH KAVRAMI ETRAFINDA BAZI TESBİTLER

 Gıyasettin Aytaş Yaygın Eğitim Enstitüsü Öğretmeni

 Tesbih, Arapça “Sübha” kökünden gelmekte olup, “Sübhânâllah diyerek Hak teâlâ hazretlerini teziye ve takdis etme, Namazdan sonra veya vird çekmek veya sayıyı saymak için hazırlanmış taneler dizisi”(1) olarak tarif edilmektedir. Bir başka açıklamada ise, “Sübhânâllah kelimesini söyleyerek Allah’a saygı gösterme ve ululama” (2) şeklindedir. Tesbihin hem Müslümanlar, (daha&helliip;)

Published in: on Ağustos 16, 2006 at 12:02 pm  Comments (1)  

11 eylül kararlari istanbul’da alındı

 İstanbul Yerebatan sarayında alınan kararlar ile 11 Eylül yapıldı. Bu iddia çok konuşulacak. Mana alemi nedir. Hz Hızır olaylara müdahale eder mi ?Önümüzdeki dönemde insanlığı neler bekliyor. Rica-ül Gayp alemi nedir. Bu soruları araştırmacı yazar Oktan Keleş’e sorduk.İkinci kitap’ta yine bir takım sırlı olayları açıklayacağını söyleyen Oktan Keleş artık bilgilenme zamanına girdiğimizi belirtiyor.

Şubat ayında  El Selam 98 adlı Mısır yolcu gemisinin 1500 kişiye mezar olması herkese Titanik olayını hatırlattı. Bu olayı bir önceden yazdığı kitabında bahseden   Oktan Keleş yazdığı kitap’ta birçok kehanetlerde de bulunuyor. (daha&helliip;)

Published in: on Ağustos 9, 2006 at 6:48 am  Comments (6)  

1.Dünya savasinin müsebbibleri de yahudi idi?

Birinci Dunya Savasi’nin Musebbibleri de mi Yahudi
idi?

I. Dünya Savaþý’ný ateþleyen kývýlcým olarak bilinen,
Avusturya-Macaristan Arþidükü’ne düzenlenen suikasti
ve “tetikçi” Gavrilo Princip’i biraz daha detaylý
incelemek gerekmektedir.1914 yýlýnda Avusturya
Arþidükü Franz Ferdinand ve karýsý Sofia, Bosna’nýn
Sýrbistan’a katýlmasýný savunan radikal Sýrp (daha&helliip;)

Published in: on Ağustos 9, 2006 at 6:32 am  Comments (4)  

Orhan Pamuk

Orhan Pamuk ( Serdar Kuru )

INTER-TURK FORUMU

Yazar Telekom at 14. Haziran 2006 08:36:13:

Sevgili dostlar edebiyata olan ilgimden dolayı aslına bakarsanız yazı insanlarının ufak tefek hatalarını maruz görür ve onları çok gündeme getirmemeye çalışırım. Çünkü yazar dünyayla sıkıntısı olan insandır ve temel olarak yaptığı sıkıntısını yazıya dökmektir. Bunu en iyi kendimden bildiğim için yazı insanlarının bazı çıkışlarını çok önemsemem. Orhan Pamuğun son yaptığı açıklamalarla beni “yazara dokunma” prensibimi bozmak zorunda bıraktırdığı için üzgünüm. Nedense edebiyatçılarımız siyaset yapmadan duramıyorlar ve bu siyasetlerde ne hikmetse hep vatanımız aleyhine oluyor. (daha&helliip;)

Published in: on Temmuz 29, 2006 at 3:49 pm  Comments (7)  

Yeni Osmanlıcı Yalçın Küçük

Yeni-Osmanlıcı Efendi Bir “Bilimadamı” Yalcin Kucuk

INTER-TURK FORUMU

Yazar Anonymus at 08. Haziran 2006 09:25:31:

Yeni-Osmanlıcı
Efendi Bir “Bilimadamı”

Son aylarda yazılı ve görüntülü basında (“medya”) “sabetayistler”e ilişkin haberler, köşe yazıları ve kitaplar birbiri ardına yayınlanmaya başladı. “Onomastique” araştırmalarla dehşetengiz buluşlar yapıldı ve bu “Onomastique” buluşlarla ekonomik, politik, toplumsal, kültürel, askeri vb. akla gelebilecek her alandaki “komplolar” açığa vuruldu. Sabetay Sevi müritlerinin “komploları”nın Türkiye tarihini nasıl etkilediği 500-600 sayfalık kitaplarla sergilendi. Özellikle “onomastique” sayesinde kimlerin gizli (kripto) yahudi olduğu tek tek gösterildi. (daha&helliip;)

Published in: on Temmuz 29, 2006 at 3:34 pm  Comments (1)  

Yalçın Küçük, IS’ini bilir

YK,IS’ini Bilir…

INTER-TURK FORUMU

Yazar Huseyin at 08. Haziran 2006 01:54:04:

1)YK,muthis arsivcidir.Bence onu Y.Kucuk yapan da budur.Simdi artik ovunerek soyledigi bir “mezartasi (daha&helliip;)

Faruk’a Sorular

Yazar Telekom at 06. Haziran 2006 11:16:01:

KIM YAZMIS: FARUK

NIYE YAZMIS: 999-444-666 üzerine

ÖZETLE NE YAZMIS:

Insan yazacak birsey bulamayinca, galiba fantazi üretiyor. Ama bu vaziyet benim için mer’i. Forumdan sifre almis diger arkadaslar bildiklerini daha fazla saklamasinlar. (daha&helliip;)

Published in: on Temmuz 29, 2006 at 3:26 pm  Yorum Yapın  

Memleketim Parçası

Ayten ALPMAN ve Memleketim parcasinin orjinalini ( rabbi elimelekh) dinlemek isterseniz asagida yazan linklerden download yapmaniz gerekiyor.

Asagidaki yazi araklamayi yaptigim yerde yazanlar, Bahsettigim parcanin adi
“Hava Naguila”, su aralar garanti bankasinin son reklaminda fon olarak kullaniliyor, daha öncede sener sen’in hologramli tüp reklaminda.yillarcada ben bu parcayi özbeöz türk zannederdim o da benim cahilligim:) (daha&helliip;)

Published in: on Temmuz 29, 2006 at 3:21 pm  Comments (2)  

Türkiye ve Yahudiler

Turkiye ve Yahudiler

INTER-TURK FORUMU

Yazar Huseyin(A) at 03. Haziran 2006 05:57:09:

Bugün İslam ülkeleri içinde İsrail işgal devletiyle en sıkı münasebetleri olan ülke Türkiye`dir. Öyle ki Türkiye İsrail`le ortak askeri tatbikat yapacak kadar ilişkilerini sıkılaştırmıştır. Türkiye`nin 54 adet F-4 Phantom 2000 savaş uçağı İsrail işgal devletindeki şirketler tarafından modernize edilmektedir. İlginçtir ki bu 54 adet savaş uçağının modernize edilmesini de içeren ve savaş sanayisiyle ilgili muhtelif ihalelerin İsrail şirketlerine verilmesine imkan sağlayan “Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşması” hükümetin Refah Partisi`nde olduğu bir dönemde imzalanmıştır. Bunun sebebi Refah Partisi`nin hükümete gelmekle aslında iktidara gelememesiydi. Çünkü devletteki karar
mekanizması hükümeti aşıyor, yerine göre halkın oylarıyla seçilmiş siyasi partilerin kurduğu hükümetler bile önlerine geleni kabul etmenin ötesinde bir şey yapamıyorlar. (daha&helliip;)

Published in: on Temmuz 29, 2006 at 3:10 pm  Comments (60)  

Fortis ve pkk

Belçika-Hollanda ortaklığı Fortis tarafından satın alınan Dışbank,

dünden itibaren müşterilerini Fortis Bank adıyla kabul etmeye başladı.

Fortis Bank Yönetim Kurulu Başkanı Karel De Boeck, 2010 yılına kadar

şube sayısının 183’ten 300’e çıkarılacağını açıkladı.” Bu haber dün,

Türkiye’nin mümtaz basın ve yayın organlarının hemen hemen tümünde yer (daha&helliip;)

Published in: on Temmuz 29, 2006 at 2:59 pm  Yorum Yapın  

Çeşitlemeler

I.SEVI,FARUK VE BEZMEN USTUNE CESITLEMELER

INTER-TURK FORUMU

Yazar Telekom at 02. Mayıs 2006 10:11:27:

BUYUK HARFLER TELEKOM TARAFINDAN YAZILMISTIR:)

Makale Yazarı: Faruk Tarih, gün ve saat : 01. Mayıs 2006 19:59:07:
Şu Yazıya Cevaben: Başörtülüler Arabistan’a gitsin makale yazarı: Faruk (Aktarma) Tarih, gün ve saat : 01. Mayıs 2006 19:02:55:
İşte bu adam senelerce bu memleketin idaresini elinde tuttu, bu millet ona ve onun gibilere tahammül etti. Aslı nesli nedir, artık o kadar da önemi yok diyemeyiz. (daha&helliip;)

Published in: on Temmuz 28, 2006 at 8:11 pm  Yorum Yapın  

TC İnternet Kullanma Klavuzu

Hasan UYSAL
hasanuysa@gmail.com

TC İnternet Kullanma Klavuzu
ANKARA- Aahhh, ahhh; Nasıl üzülüyorum Aydın Doğan beyefendiye, Turgay Ciner efendiye, Karamehmetlere ve benzerlerine… Onca uğraş, didin, yap; güzelim tekelin gitsin elinden! Aynen şöyle seslendiklerini iyi biliyorum; (daha&helliip;)

Published in: on Temmuz 28, 2006 at 8:02 pm  Comments (1)  

Artık hepimiz her an izleniyoruz

Yazar Telekom at 01. Mayıs 2006 10:29:26:

TELEKOM: 6 YILDIR GIZLIYIZ DIYENLERE VE BUNA INANANLARA ITHAF OLUNUR
Artık hepimiz her an izleniyoruz
‘Enformasyon Toplumundan Gözetim Toplumuna’ ve ‘İşte Büyük Birader’ kitaplarını yazan Çanakkale 18 Mart Üniversitesi öğretim üyesi Yard. Doç. Uğur Dolgun’la söyleşi:

ABD, İsrail, İngiltere dünyadaki tüm haberleşmeleri denetliyor
NEDEN? Uğur Dolgun (daha&helliip;)

Published in: on Temmuz 28, 2006 at 8:01 pm  Yorum Yapın  

Efendi 2 üzerine diyaloglar

EFENDI 2 ÜZERİNE BIR BASKA SITEDEN AKTARMA

Kaynak:

http://gelenek.wordpress.com/2006/07/24/gunun-yazisi-tkivanc-yeni-safak/

 

  1. fatih demir on July 25th, 2006

    Solculari KGB, Sagcilari CIA, Dincileri Iran yada terorist sayma hastaliginin ayni meyvelerinden biri bu. Cok da inanani var bu adamin. Malum kurtlar vadisine danismanlik yapiyordu… Wallahi yazik…

  2. Muzmin Anonim on July 25th, 2006

    Galiba, kitabin bazi bolumleri cope atilmatan kurtulacak gibi.

    Koru’nun bu ‘eglenceli’ kitapta bahsi bir hayli gecen Esad Cosan hakkinda da bizleri de guldurecek tek kelime etmemis olmasini ciddi bir eksiklik sayiyorum. (daha&helliip;)

Published in: on Temmuz 28, 2006 at 12:51 pm  Yorum Yapın  

Kısa Kısa Sorular

Akl-i Selim Her Müslümana Her Vatansevere Kisa Kisa Sorular

TR-FORUM

Makale Yazarı: Telekom Tarih, gün ve saat : 16. Nisan 2006 14:51:43:

1- Bu forum ve buna bagli site hangi amacla kurulmustur.Maksadi nedir, neyi hedeflemektedir?

2- Forumda sürekli bir bilgisayar problemi oldugundan dem vurulan sayin Faruk bey’in parsimony icin ödedigi domain ücreti nedir?Kendisini bu konuya ilgi duyduran sebebler nelerdir. (daha&helliip;)

Published in: on Temmuz 28, 2006 at 11:43 am  Yorum Yapın  

Gecmisten Yazılar

Sayin FARUK Bey’e /Pilavdan DÖNEN’in Kasigi Kirilsin :)))

TR-FORUM

Makale Yazarı: Malayanist Telekom Tarih, gün ve saat : 14. Nisan 2006 11:14:17:

Sayin Faruk bey Abem, yasca benden buyuk oldugunuzu dusundugum icin bu tabirleri kullanacagimi simdiden beyan ederim efendim:)) Bu tabirlerim arasira degisebilir olsa bile bunu birazda karsilikli iliksimiz belirleyecektir:)

Efendim sizinle malumu aliniz oldugu üzere bavullarinizi toplarken gorusmustuk, dogrusu bu kadar erken geleceginizi beklemiyorduk!!! ( üc ünlem/sasirdigim icindir ) (daha&helliip;)

Published in: on Temmuz 28, 2006 at 11:35 am  Yorum Yapın  

W.Vekili’nin sildigi yazı

NEDEN SILMIS BIR SORUN BAKALIM, ISTANBUL SEVI GIBI VERECEK CEVABI YOKMU ONUNDA
sayin doda ve dedem efendi ile yaptigimiz malayani konusmalari bir tarafa birakacak olursak ki oralarda bile cümle aralarinda müstehzilikleri görebilirsiniz.
nasil bir malayanilik yapmisim gelin bir bakalim

hahambasi hazretlerimiz yakubun yastigini yaglayip sefirahla tifereti niye cagirmistir kendisi eskiden sabetay ama 2004 yilinda müslümanliga avdet etmemismidir ki yakup’un bu hikayesine dem vurarak kabbalistik bir söylemle sefirahla tifereti cagirmistir. (daha&helliip;)

Published in: on Temmuz 28, 2006 at 11:26 am  Comments (3)  

Ani Mispar Arba

 1 numara Sabatay Sevi

2 numara Osman Baba

3 numara Frank Jacob

4 numara Istanbul Sevi

Not: Yazıyı okurken İstanbul Sevi müsteari ile yazan bu kişinin bir şarlatan, bir yalancı, bir düzenbaz olduğunu da akıldan çıkarmayın. O’nunla ilgili diğer bilgiler için “Istanbul Sevi” sekmesini ve diger bir blog’u ziyaret edin. https://kendihalinde.wordpress.com/2006/11/25/tr-forum-sabatay-forumu-webmasteri-sayin-faruk-bey-ile-yalcin-kucuk-soner-yalcin-istanbul-sevi-tr-forum-ve-sabetay-mevzuu-uzerine-yaptigimiz-mail-yollu-yazismalar-1/

Istanbul Sevi’nin Tempo Mulakatı: 

———————————
Sizin Sabetaycı kökeniniz var mı?
Evet, anne tarafından Sabetaycı kökenliyim.
İnternetteki sabetay.kimdir.com adlı sitenizde bir hahambaşılıktan söz ediyorsunuz. Böyle bir şey gerçek mi? (daha&helliip;)

Published in: on Temmuz 28, 2006 at 11:19 am  Comments (3)  
Tags: , , ,

IS nereye koşuyor?

Gecmisimizi bilmek sabetaycılığın önemini gerçekten anlamak diyen birine nasıl güüvenilir?  

  

ARSIVLERDEN ( IS nereye kosuyor )

TR-FORUM

Makale Yazarı: Telekom Tarih, gün ve saat : 09. Nisan 2006 23:54:39:

ya Istanbul Sevi?

——————————————————————————–

[ Serbest kursu ]
——————————————————————————–

Makale yazari: Mustafa Tarih, gün ve saat : 12. Agustos 2003 19:06:09:

Su yaziya cevaben: Zeynep’te mi Gökyüzü? makale yazari: Mustafa Tarih, gün ve saat : 12. Agustos 2003 18:59:26:

Istanbul Sevi pekala Gökyüzü olabilir. Söyle yazmis:

1- Ben Amerikanci ve Israilci olmak zorunda degilim.
2- Ben sol görüslü birisiyim.
3- Ben bir Sabetayciyim.
4- Ben Yahudiyim ama Siyonist degilim.
5- Ben Tanriya inanan ve O’ndan korkan biriyim.
6- Davranislarimda günahtan sakinan biriyim. (daha&helliip;)

Kelebekler Yalçın Küçük-Istanbul Sevi bağlantısı olabilir mi?

ALLAH ALLAH yawwww….Az sonra okuyacaklarinizda tesadüf olsa gerek…

KONUMUZ: ACI BAKLA

Acıbakla : ( Lupine / Lupin / Lupine) 10-100 cm yüksekliğinde, sık tüylü, bir senelik bitkiler. Yapraklar el seklinde parçalı, uzun saplı, 5-9 yaprakçıklıdır. Çiçekleri dik salkım durumunda, BEYAZ veya MAVIMSI renkli,***sanki yahudi bayragi renkleri*** çiçek taç yaprağı KELEBEK seklindedir. YAHUDI baklası diye de tanınır. **** kurtulamiyacaz shu kelebekten be***

Türkiye’de yetiştiği yerler: Akdeniz bölgesi, Bursa, Antalya ve Konya çevreleridir.

Memleketimizde üç türü bulunmaktadır.
Beyaz Yahudi baklası: Beyaz çiçeklidir. 120 cm kadar yükseklikte, bir yıllık bir bitkidir.
Sari çiçekli Yahudi baklası: Vatani, Orta ve Güney Avrupa’dır.
Mavi çiçekli Yahudi baklası: Vatani, Akdeniz çevresi memleketleridir.

Kullanıldığı yerler: Tohumlarının idrar söktürücü, kan temizleyici ve kurt düşürücü tesiri vardır. Bazı türlerinin kavrulmuş tohumları “sebze kahvesi” ismiyle kahve yerine kullanılmaktadır. Fakat alkaloit taşıyan türlerinin bu şekilde kullanılması tehlikelidir.
———————————————————————————–

Forumdaslara ithaf olunur: NEDEN KELEBEK PARANOYA YAPMAYA DEVAM EDELIM MI ACEP?
Kelebekler, Kuşlar ve Komünistler Üzerine
By Orhan Gökdemir

İyi çocuklardı, öyle hatırlıyorum. Yalçın
Küçük’ün eteklerinde yetişmiş olmakla birlikte,
civarda pek görünmüyorlardı. Solculuk yapmak için
erken, Marksist olmak için tehlikeli zamanlardı.
Çıkardıkları bir dergi vardı; Yalçın Bey “Kelebek”
diyordu. Ne merak ettim, ne de ilgilendim. Benim
eksikliğimdir.
Bu “Kelebek” ile, bizi, Toplumsal Kurtuluş ekibini
uzun hücre hapsinden sonra Ankara Merkez
Kapalı’ya tıktıklarında bir kez daha karşılaştım.
Yalçın Küçük’ü ve bu arada “bizi” eleştiriyorlardı.
Ayrıntılarını çok iyi hatırlamıyorum ama Yalçın
Bey’i ayırıp içerideki bizlere “küsurat” dediklerini
not etmişim. Bu zor zamanlarda yanımızda olması
gereken bu çocukların hangi nedenle ve ne tür bir
hırsla arkamızdan küfür ettiklerini anlayamamıştım;
hala anlamıyorum.

(daha&helliip;)

Published in: on Temmuz 28, 2006 at 9:38 am  Comments (1)  
Tags: ,

Istanbul Sevi

Bu logo ile Yanık Koza dizi logosu birbirine neredeyse bire bir benzemekte olup asıl amacı sabetay meselesi üzerine yogunlasan tr-forum isimli yerde aylar sonra gündeme tarafimdan getirlmesi kayda deger ve ilginctir.

Makale Yazarı: Telekom Tarih, gün ve saat : 06. Nisan 2006 21:02:36:

 BU LOGO NE AYAK? NEDIR NE DEGILDIR NE ANLAMA GELIR NEDEN SECILDI NE ISI VAR ORADA LOGONUN YARATICISI KIMDIR DIZIYLE BIR ALAKASI VARMIDIR YOKMUDUR BU “IS” NE AYAKTIR HAHAMBASI SITESI YAHUDI BAYRAGINDAN GECILMEZ ELE VERIR TALKINI KENDI YUTAR SALKIMI OLAYI MI DONMEKTEDIR. FORUMDA ANLATTIGI BABAMI ACITTILAR BENDE ONLARI ACITICAM INTIKAM INTIKAM BENZERI SOYLEMLERI MUSLUMANLARIN KALBINE YONELIK DUYGU SOMURUSUMUDUR. MASKELER ASAGI HAYDI. SADECE LAIK KEMALIST MASKELER DEGIL TAKIYYECI MUSLUMANIMSI SABETAYIST MASKELERDE ASAGI

(daha&helliip;)

Published in: on Temmuz 28, 2006 at 9:01 am  Comments (2)  
Tags:

Efendi 2 ve Pornografi

Ahmet KEKEÇ

Soy sopla kafayı bozmak!

İzleriz değil mi? Kendisine “Afrodit” denilmesinden hoşlanan sinema oyuncumuz canlı yayında sevgilisinden tokat yiyince, en azından bir süre çakılır kalırız ekranın başında.

Pornografi böyle bir şeydir işte…

Pornografiden ille de cima görüntülerini anlamayalım; cima eyleleminin teşhir edilmesi de elbette bu sözcükle tanımlanabilir ama, pornografi (asıl) görülmemesi gereken, yahut görülmesi anomali yaratacak tüm durumlar, olgular, nesneler, görüntüler için kullanabileceğimiz bir sözcük.

(daha&helliip;)

Published in: on Temmuz 28, 2006 at 7:52 am  Comments (1)  

Efendi 2 Dönme Meselesi

Yine “Dönme” meselesi

Dönmeler konusu eskiden beri muhafazakâr kesimin ilgi ve merakla yaklaştığı bir “bilgi alanı” ola geldi. Devletin yönetim kadrolarında –özellikle güvenlik ve istihbarat sahalarında– yer alanların da bu konuda bir hassasiyet içinde oldukları malum.
Ama yakın zaman öncesinde “patlayan” Sabetayizm konusu farklı bir ilgiyi hak eder görünüyor.
İlginç bir biçimde tam da 28 Şubat süreci dediğimiz dönemde ve hiç de beklenmeyecek isimler tarafından –yeniden ve eskisinden bir hayli farklı şekilde– ortaya atılan bu konunun hangi amaçlara hizmet için kullanılmaya çalışıldığı bazılarımızca kavranamamış görünüyor.
“Bütün kötüler Dönme olamaz, bütün Dönmeler kötü olamaz” diye bir yazı yazmıştım vaktiyle. Aldığım yegâne tepki Yalçın Küçük’ün “İbrani Kiras’a” gönderdiği selam oldu. İslamcı kesim, yüz senedir ensesinde boza pişirenlerin Yahudi dönmeleri olduğu fikrine nedense sıcak bakıyor. Ülkenin kaymağını yediklerini düşündüğü kaymak tabakasının farklı bir kökenden gelen ve gizli bir teşkilat biçiminde faaliyet gösteren karanlık zevattan müteşekkil olması daha makul, daha katlanabilir, daha tercihe şayan geliyor bizimkilere.
Ama İslamcı/milliyetçi kesimlerde uzunca zamandır bir tür züğürt tesellisi gibi varlığını sürdüren Sabetayist edebiyatının, şimdilerde bu taraklarda bezi olacağına ihtimal veremeyeceğimiz birtakım kişiler tarafından yeniden ısıtılıp servise konulmuş olmasında bir bit yeniği aramak durumundayız.
Açıkçası, Sabetayizm konusunun –en azından bugünkü haliyle– Türkiye’nin gündemine getirilmesi iyi niyet mahsulü bir girişim olamaz.
Peki, ne olabilir? (daha&helliip;)

%d blogcu bunu beğendi: