Efendi 2 ve Gül Baba Türbesi Üzerinden Bölücülük

Efendi 2 ve Yalanlari/…

EFENDI 2- ( Gül Baba Türbesi üzerinden Bölücülük yapmak)

INTER-TURK FORUMU

Yazar Telekom at 30. Haziran 2006 20:14:42:


Bir kitap yazari arastirmaci-gazeteci olursa ondan daha fazlada birsey beklememek gerekiyor. Yazar okuyucuya tarihi yanlis aktarmakla da kalmayip, verdigi bilgiler isiginda konuyu speküle ederek bölücülükte yapiyor.
Sayfa 133’den:

“Peki Gülbaba kimdi?
Basinda sürekli bir gül tasidigi icin gülbaba olarak taniniyordu; asil adi seyid cafer’di. Evliya celebiye göre merzifonluydu. Fatih sultan mehmed ve kanuni sultan süleyman devirlerinde bircok savasa katildi.Macaristanda Budin kusatmasi sirasinda (1541) sehit düstü ve oraya defnedildi.”
Yazar benim yaptigim gibi internetin basina gecseydi, http://www.google.com ‘a tiklasaydi ve gül baba yazarak bir search ediverseydi bu bilgileri bu kadar rahatlikla yazarmiydi. Elbette yazmazdi. Aslinda yazar bunu biraz yapmis ama  eksik yapmis.
Kültür bakanliginin sitesinden:
http://www.discoverturkey.com/yeni/osmanli/mimari/gulbaba.html

Evliya Çelebi, Gül Baba’yı Fatih döneminden Kanuni dönemine 1541 yılına kadar, 120 yılı aşkın bir süre yaşatarak, büyük bir hata yapmış ve Fatih döneminde yaşamış Gül Mehmet Dede’yle karıştırmıştır. Isparta’nın Uluborlu ilçesine bağlı İlegüp köyündeki Veli Baba dergâhına ait kayıtlar içinde 1935 yılında bulunan bir şecere Gül Baba’nın gerçek kimliğini aydınlatmıştır. Bu şecereye göre , “Gül Dede” olarak da anılan ” Gül Baba”nın asıl adı Cafer’dir. Babası, Kutb’ül Arifîn Veli’üddin İbn Yalınkılıç olup İlegüp köyündendir. Gül Baba, Kanunî Sultan Süleyman’ın daveti üzerine Budin seferine katılmıştır. Osmanlı döneminde ordu sefere çıktığında askerin moralini güçlendirmek için dervişler, saz şairleri de sefere katılıyor, mola zamanlarında dualar okunuyor, destanlar söyleniyordu. Dervişler, saz şairleri gerektiğinde silâhlanıp savaşa da katılıyorlardı. Gül Baba, savaşlara katılan dervişlerden biriydi. Yeniçeriler Hacı Bektaş Velî’yi pîrleri kabul ettiklerinden Bektaşî dervişleri çok seviyorlardı. Gül Baba, Budin (Buda)’in fethi sırasında 1 Eylül 1541 günü şehit düşmüş, 2 Eylül 1541 günü cenaze namazı Fethiye Camisi’ne çevrilen Mátyás (Meryem Ana) Kilisesi’nde kılınmıştır ve bugün Gültepe-Rózsadomp adı verilen tepede toprağa verilmiştir. Şehâdet tarihini 2 Eylül 1541 olarak gösteren kaynaklar da bulunmaktadır.
Isparta ili belgelerine göre Gül Baba’nın kardeşi Seyyid Hüseyin’in lâkabı da Sümbül Dede’dir. Misâlî mahlâsıyla Hurûfî tarzı şiirler yazan Gül Baba’nın şiir ve düzyazılarını içeren Miftah’ül Gayb ve Güldeste adlı yazma eserler bulunmaktadır.

Baska bir kaynakta ise su ifadeler yer almaktadir:
http://www.macaristan.org/

Gülbaba adında birden fazla kişinin olduğu ve bunların birbirine karıştırıldığı da yine kaynaklardan anlaşılmaktadır. Fatih Sultan Mehmet devrinde yaşayan aynı isimli şahısla Kanuni devrinde yaşayan kişi birbirine karıştırılmış ve birinin menkabeleri ötekine maledilmiştir. Bu iki şahısla Budin’de şehit olan Gülbaba karıştırılmamalıdır. Öte yandan yine II. Beyazıt devrinde İstanbul’da yaşamış diğer bir Gülbaba olduğunu ve Galatasaraydaki Enderun Mektebi’nin bu kişinin tavsiyesi ile kurulduğunu da kaydetmek gerekir.
Baska bir kaynak ise söyle demektedir:
http://www.gscemiyet.org.tr

Galata Sarayı’nın başlangıcı hakkındada “Gül Baba Efsanesi” vardır; Tarihlerin 2. Beyazit zamanında belirttiği, yukarıda türbesinin olduğu yeri belirtilenden başka, bir de Macaristan’da, Budapeşte’de Gül Baba Türbesi vardır. Kanuni Sultan Süleyman’ın, muhteşem bir merasimle cenaze töreninde hazır bulunduğu Gül Baba’nın Kanuni’nin büyükbabası 2. Bayezit zamanındaki Galata Saray’ının kurulmasına amil olan Gül Baba ile aynı kişi olup olmadığı belli değildir. Yalnız Budapeşte’de muhteşem cenaze merasimi yapılan Gül Baba’nın fevkalade yaşlı ve Kanuni Sultan Süleyman’a ata yadigarı bir ulu kişi olduğu kesindir.
Buraya kadar anlastiysak devam edelim;

Sayfa 133’den:

“1867’de gülbaba türbesini ziyaret eden bektasi oldugu bilinen sultan abdulazizin girisimleriyle türbe yasa ile korunacak tarihi anit statüsüne kavustu”
Al sana iyi arastirilmadan uydurulmus bir bilgi daha. Yazar zannimca kitabida cay icip gevrek yerken yazdigi icin bu minik hatalarda elbette onun icin ehemmiyet tasimamaktadir.Peki bu bilginin dogrusu ne onuda hemen kaynagi ile birlikte aktaralim ve yorum sizin olsun.
Kaynak:
http://www.alewiten.com
Gabor AGOSTON: Gül baba türbesi törek füzetek/türk defterleri/yil:5,sayi 3:4-6 Macar-Türk dostluk dernegi yayini

“Türbenin onarımları 1867 yılında Sultan Abdülaziz’in girişimi ile bitirilmiş.
1914’te Macar Diyanet ve Milli Eğitim Bakanlığı Gül Baba Türbesi’ni “tarihi ve kültürel ehemmiyeti gerekçesiyle” yasayla “korunacak tarihi anıt” olarak ilan etti.”

Gecelim….

Kitapta yazarin vermedigi ama sabetaycilik konusunda arastirma yapan birine benim hic yakistiramadigim verilmemis bir bilgiyide eklemek istiyorum ki bu bence oldukca önemlidir.
Hani bu bilgiyide ben bulmus falan degilim sagolsun google.
Ulen yoksa bende bir kitap yazsam mi acaba. Google’dan kesip yapistirip üc bes satirda asparagasimdan uydurdum mu bide Müslümanlara toptan saldirdim mi al sana cok satan kitaplar listesinde bir kitap:))))
Maksat toplum mühendisligi olsun.

Gecelim… ve bilgiyi copy paste yapip sizlere sunalim:
“1934’te Cenevre’de Milletler Cemiyeti’ndeki dünya Müslümanlarının temsilcisi Suriye prensi emir Arslan Habib, Budapeşte’yi ziyaret edince Gül Baba Türbesi’nin çevresinde inşa edilecek bir Orta Avrupa İslam Merkezi oluşturulmasının planı da ortaya atıldı. 2. Dünya Savaşı nedeniyle bu plan gerçekleşemedi.”

Emir Arslan Habib kimdi? Gül Babaya ilgisi nereden geliyordu. Neden Orta avrupada bir islam merkezi olusturmak istiyordu? Dikkatinizi cekerim adam dünya müslümanlarinin temsilcisi!!!

“Telefondaki kisi Emir Arslan Habib ile ilgili bilgiler vermek icin görüsmek istiyordu”cümlesiyle baslayan bir kitapta ben yazarim dermisim simdi:))))) (bkz efendi 2- ilk satir)
Burayida gectik…
Sayfa 133’den devam ediyoruz:“1931’de Gül Baba İslam Cemiyeti, bir sene sonra ise Gül Baba Derneği kuruldu.”“Yenilenen Gülbaba türbesi 1997 de macaristani ziyaret eden cumhurbaskani S.Demirel tarafindan törenle acildi, 12 agustos 2001’de gülbaba türbesinin bulundugu törökkopany köyünün merkezine metin yurdanur’un yaptigi gülbabanin büyük bir heykeli kondu. 

Simdi tüm bunlari niye yazdik?

Cünkü insan sormadan edemiyor ; nedir gülbaba ve türbesine bu kadar ilginin sebebi?
Osmanli tarihinde binlerce gülbaba gibi isim ve türbe var, ama gülbaba gibi korunani yok.
Üstelik arastirmaci gülay öz gülbabanin alevi dedesi oldugunu yazmaktadir.arastirmaci nejat birdogana göre ise bektasi idi.
Yani gülbaba alevi-bektasi idi.
OSMANLI VE TURKIYE CUMHURIYETI NE ZAMANDAN BERI ALEVI BEKTASI TURBELERINE BU KADAR BUYUK OZEN GOSTERDIKI”
TELEKOM DERKI:

Simdi ben konusuyum birazda.

Yazar Samiha Ayverdi’nin köklerinin gülbaba ahvadina dayandigini ekrem ayverdinin vefat ilanindan yakalayip iz sürüyor.gülbabanin alevi-bektasi oldugunu ayni zamanda hurufi oldugunu vs dile getirip Samiha Ayverdinin sabetayist düsmanliginin altinda bir örtüleme olup olmadigini karakaszade ilede baglantilandirarak arastirmaya calisiyor.

Olabilir elbette, arastirmasinda bence bir mahsur yok.

Ama benim dikkatimi ceken nokta yazarin caktirmadan bölücülük dahi yaptigidir.
Yazarimiz cin gibidir maasallah. Bir tasla bir kac kus vuracaktir. Hem sünni müslümanlara ve Islam Peygamberine satir aralarinda vuracak Hemde alevileri ülkelerine ve osmanliya karsi doldurusa getirecektir..
Hemen yukarda büyük harflerle yazdigim yazara ait cümleler alevi-bektasi kardeslerimizi Osmanliya ve Türkiye Cumhuriyetine karsi cephelendirmek degilde nedir.

Dinime küfreden müslüman olsa.

Gelin biraz geriye dönelim ve yazarin kasitli olarak görmezden geldigi T.C. düsmanligi ve bölücülük yapmaya calistigi T.C. nin bu türbeye ilgisinin nedenlerinden birine ilk elden kaynagindan isik tutalim.

Sene 1994 S. DEMIREL Macaristanda ….
Asagidaki satirlari bir okuyun bakalim ne nasil olmus T.C. ne kadar ilgiliymis yada Türbe operasyonunun arkasinda kimler varmis bir görelim. Yada T.C. 1994 yilina kadar nerelerdeymis.

“Yıl 1994: Zigetvar’da Kanuni Sultan Süleyman Anıtı açılmış, Budapeşte’de Gül Baba türbesi geziliyor.
Kendi içinde bir başka “örnekolay” olan bu anıtın öyküsünü “Ben Müsteşarken” adlı kitapta kısaca, ama vurucu taraflarını öne çıkararak eğlenceli bir biçimde anlatmıştım.
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, açılıştan ve anıtın dikilmesinde gösterilen büyük başarıdan fevkalade keyifli.
Osmanlı dehasının, devşirmelerden oluşan yeniçeri ordusunu islamlaştırmakta işlevsel kıldığı bektaşiliğin “babalarından” Gül Baba’nın türbesini bu keyifle gezmeye başlıyor ve binanın neredeyse çökecek olan yıpranmış halini görünce bütün keyfi kaçıyor.
Oysa Gül baba türbesinin restorasyonu da planlanmış. Mimarı bulmuşuz, hatta projeyi bile çizdirmişiz, fakat para yok.
Bütün bu işlerin arkasındaki motor güç olan, Güzel Sanatlar Genel Müdürü Mehmet Özel, Macar mimar Tamas Pinter’i de Türbe ziyaretine çağırmış. Pinter, restorasyon eskizleri elinde, gözleri bende, bekliyor.
Cumhurbaşkanı’nın yanına yaklaşıyorum, “Bir dakika size birşey gösterebilir miyiz?” diyorum.
Benim, bütün gezi sırasında, olayı düzenleyen kişi olarak geride sessiz bir biçimde durduğumu bilen Demirel hemen, “Buyrun” diyor.
Derhal Pinter’i çağırıyorum ve restorasyon projesi, eskizler gösterilerek, bir-iki dakika içinde Cumhurbaşkanı’na anlatılıyor.
Demirel bana dönüyor, “Bu projenin mali portesi nedir?” diye soruyor.
“Bir milyon doları aşmaz” diyorum.
Cumhurbaşkanı, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti için bir milyon dolar nedir ki, hemen başlayın” diyor.
İşte 3 Eylül 1997 günü Budapeşte’de, Macar dostlarımızın da katkı ve yardımlarıyla onarılarak pırıl pırıl olmuş, çevresi hem aslına uygun, hem de güncel estetiği yansıtan bir biçimde düzenlenmiş Gül Baba türbesinin açılışı, böyle başlayan bir öykünün mutlu sonu.
Cumhurbaşkanı geziye, açılışta güzel bir konuşma yapan Kültür Bakanı İstemihan Talay ile birlikte, eski bakanlardan Fikri Sağlar’ı da davet etmiş. Böylece hem “devletin devamlılığı”, hem de “vefa” duygusu vurgulanmış”

Isteyen http://www.kongar.org adresine gidip yazinin tamamini orjinalinden okuyabilir.

Cünkü yazinin sahibi Emre KONGAR’dir.

Demekki neymis efendim Bölücülük yapmiyacakmissin.
Kaynagi arastiracakmissin.
Sen bunlari yapmazsan yapan birileri nasil olsa cikacaktir. 

Reklamlar
Published in: on Temmuz 27, 2006 at 9:22 am  Comments (1)  
Tags: ,

The URI to TrackBack this entry is: https://kendihalinde.wordpress.com/2006/07/27/efendi-2-ve-boluculuk/trackback/

RSS feed for comments on this post.

One CommentYorum bırakın

  1. Guzel bir kaynak paylastiginiz icin tesekkurler.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: