Efendi 2 ve Palavralar

‘Efendi’ olmak… /Taha Kıvanç
Diyelim çocuğunuza ‘Hüdayi’ ismini koydunuz, ya da ne bileyim kızınız için Sare, Beria, hatta Rabia isimlerinden birini uygun gördünüz, ‘büyük sırrı’nızı fâş ettiniz demektir:’İsim-bilim’ çok önemli bir şifre-kırıcı. Diyelim çocuğunuza ‘Hüdayi’ ismini koydunuz, ya da ne bileyim kızınız için Sare, Beria, hatta Rabia isimlerinden birini uygun gördünüz, ‘büyük sırrı’nızı fâş ettiniz demektir: Tamam, siz ‘Beyaz Müslüman’sınız…

‘Beyaz Müslüman’ dedimse, beyazlığınız da, Müslümanlığınız da kuşkuludur haa…

Aziz Mahmud Hüdayî’ye ‘Hüdayi’ mahlâsını hilâfetnâmesini aldığı şeyhi vermiş… ‘Efendi-2’, “Niye bu mahlâsı vermişti acaba?” diye soruyor 1540’larda doğmuş büyük mutasavvıfın ismi için… Cevap da gecikmiyor: “Tevrat’ın Aramca çevirisi Targum’da ‘Hüdayi’ ‘Yahudi’ demekti.” Sonra da hep yaptığı kurnazlığa sapıveriyor: “Ama onunla bir ilgisi yoktu herhalde; ‘Hüda’ Osmanlıcada ‘doğru yolu gösterme; Tanrı; Kutsal kitap’ anlamlarında kullanılıyordu; sanıyoruz bu daha akla yakın…” (s. 366).

İsmi Beria olanların bu kadar da bir çıkış kapısı yok: Sabetay Sevi’nin 18 maddelik emirlerinde bu isim çok sık geçermiş… Sovyetler Birliği’nde ünlü polis şefinin ismiymiş… Bir gazetede iki Musevi vatandaşımızın çocuklarına Beria ismini koymak istedikleri haberi çıkmış… Kabala’ya göre dünyanın dört halinden biriymiş bu…

‘Efendi-2’ soruyor: Bir İslâmî cemaat lideri kızına bu ismi neden koysun? (s. 107).

Recaizade Mahmud Ekrem’in annesinin adı Rabia’ymış… 1899’da ölen Rabia Adviye adlı Sabetayist bir hanım ‘Bedevi Dergâhı’ yaptırmış… Hımmm!!! ‘Efendi-2’nin gözünden kaçar mı böyle bir ayrıntı; “İsim benzerliği mi, bilemiyorum” diyor çok bilmişcesine… (s. 372).

Hani, son zamanlarda herkesin dilinde dolaşan ‘Üstad’ hitabı var ya, ‘Efendi-2’ ona da itiraz ediyor. Okuyalım: “Türkiye’de İslâmcılar arasında da ‘üstat’ hitabı-sıfatı son dönemlerde sıkça kullanılır oldu. Örneğin, Nurcular, Said-i Nursi’ye niye ‘üstat’ diye hitap ediyorlar? (Bkz. Aksiyon dergisi, 6 Şubat 2006.) Masonların hitabı olan ‘üstat’ Türkiye’deki İslâm terminolojisine ne zaman, nasıl, kim tarafından sokulmuştu?” (s. 263)

Siz bu takılmadaki soruyu beğenmişsinizdir muhakkak, ben ise kaynak kullanımına bittim. ‘Efendi-2’ daha önce (s. 98) Risale-i Nurlar ile Yahudilik arasındaki ‘ilişkiye’ dikkatimi çekmişti çünkü… ‘İlişki’ tuhafınıza mı gitti? Eh, okuyun o zaman: “Nur Cemaatinin ‘motiflerinin’ bütünüyle Yahudi Kabalası’na benzediğini söylemek büyük hata olur; ama bir etkilenmenin olmadığını söylemek yanlıştır.” Yahudilikte gelenekçi okullardaki öğretmenlere ‘soferim’ deniliyormuş; eh Nurcular da Risaleleri aslından okuyup çoğaltanlara ne diyor, ‘yazıcı’ değil mi? Bingo!

Vaktim olsa, kitapta ilk kez karşılaştığım bütün bilgilerin doğruluğunu teker teker soruştururdum; çünkü her duyduğunu gerçekmiş gibi aktarma huyu var ‘Efendi-2’nin… Şu satırları (s. 289) okuyalım: “Samih Rifat, Türk Dil Kurumu’nun ilk başkanıydı. Mehmet Akif Ersoy’la birlikte Divanü Lügat-it Türk’ü çevirdi.”

Akif’in nice özgün kitabını ve çevirisini bilirsiniz, ama bunu duymuş muydunuz? Duymadınız, çünkü böyle bir çevirisi yok. Dahası, Samih Rifat’ın da değil çeviri; Besim Atalay’ın. Kilisli Rifat yayının denetimini yapmış. Söylemeye bile gerek yok: Kilisli Rifat ile Samih Rifat ayrı

ayrı kişiler…

‘Efendi’ her şeyi biliyor, ama temel konulardan bîhaber. Sözgelimi, Elmalılı Hamdi Yazır’ın Atatürk’ün emriyle kaleme aldığı tefsiri de değerini de biliyor, ama ondan sonra da tefsirler yazıldığını bilmiyor. Herhalde “Böylesi bir daha yazılamadı” gibi bir övgü okumuş bir yerde, onun etkisiyle şunu (s. 381) yazıyor: “Bir gerçeğin altını çizmek gerekiyor; Hamdi Yazır’ın kaleme aldığı tefsirin üzerinden 70 yıl geçti ve ne acıdır ki, bu tefsirden bir tane daha yazılamadı! Hâlâ Yazır’ın tefsiri kaynak olarak kullanılmaktadır.”

Üzerlerinden bin yıl bile geçse kaynak olarak kullanılacak temel eserlerdir tefsirler…

Neyse. Elde böyle bir kitap var işte. Bir yönüyle olağanüstü eğlenceli bir kitap, bir yönüyle telefon rehberi gibi; MERNİS verilerinden çapraz sorgulama yaparak herkesin gülcemalini ortaya döküyor… “İlgim yok” itirazında bulunanlara da, “Kendisi değilim diyor, ama…” notuyla yine de yer veriyor…

En şaşırtıcı olan ise şu: Yeni Harman dergisi, son (Temmuz 2006) sayısında, ‘Efendi’ kitaplarının başkalarının emeğinin üzerine oturduğunu iddia ediyor; internette yazışan bazı meraklı gençler ile Mahmut Çetin, Abdullah Muradoğlu gibi araştırmacıların emeğinin… Efendi’nin “Böyle karmaşık bir dünyayı kim yazmak ister; zaten böyle bir deli çıkmamış da!” meydan okumasına rağmen, dergi, hangi bilginin nereden aktarıldığını ayrıntılı biçimde veriyor…

‘Efendi’nin esas ‘sırrı’ bu olmasın?

Reklamlar

The URI to TrackBack this entry is: https://kendihalinde.wordpress.com/2006/07/27/efendi-2-ve-palavralar/trackback/

RSS feed for comments on this post.

One CommentYorum bırakın

  1. soner yalcın cem ersever olayından sonra isviçrede oldürülmüştür.sahte soner yalcın ve yalçın küçük sebatayizmi meşrulaştırmaya calışan insanlardır aynı masonluk gibi artık doğal bişey miş gibi insanların kafasına sokmaya calışıyorlar ve insanlar masonluğu sen masonmusun mason gibisin gibi kelimelerle artık normal düşünceler gibi aralarında bir birlerine konuşuyolar ve sebatayizimide bu gibi insanlar yüzünden bunların dezenfermasyonları sayesindeinsanların kafasın da meşru hale getiriyolar . yalcın küçük ün hürriyet gazetesine verdiği demecte- ben milli olmayan hiç bir sabateyizti ifşa etmedim . sozünü unutmayın


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: