Türkiye ve Yahudiler

Turkiye ve Yahudiler

INTER-TURK FORUMU

Yazar Huseyin(A) at 03. Haziran 2006 05:57:09:

Bugün İslam ülkeleri içinde İsrail işgal devletiyle en sıkı münasebetleri olan ülke Türkiye`dir. Öyle ki Türkiye İsrail`le ortak askeri tatbikat yapacak kadar ilişkilerini sıkılaştırmıştır. Türkiye`nin 54 adet F-4 Phantom 2000 savaş uçağı İsrail işgal devletindeki şirketler tarafından modernize edilmektedir. İlginçtir ki bu 54 adet savaş uçağının modernize edilmesini de içeren ve savaş sanayisiyle ilgili muhtelif ihalelerin İsrail şirketlerine verilmesine imkan sağlayan “Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşması” hükümetin Refah Partisi`nde olduğu bir dönemde imzalanmıştır. Bunun sebebi Refah Partisi`nin hükümete gelmekle aslında iktidara gelememesiydi. Çünkü devletteki karar
mekanizması hükümeti aşıyor, yerine göre halkın oylarıyla seçilmiş siyasi partilerin kurduğu hükümetler bile önlerine geleni kabul etmenin ötesinde bir şey yapamıyorlar.
Türkiye-İsrail ilişkilerinin bu kadar gelişmesinin arkasındaki en önemli unsur Türkiye`deki yahudi lobiciliğidir. Bu itibarla Türkiye`deki yahudi lobiciliğinin geçmişinin ve bugününün gözden geçirilmesinde yarar görüyoruz. İşte bu dizi yazımızda bu konuyla ilgili birtakım özet bilgiler vermeye çalışacağız.
Türkiye`deki yahudi lobiciliğinin üç kanadı bulunmaktadır. Bunların birincisi bizzat yahudilerin oluşturduğu kanattır. İkinci kanat yahudi kökenden gelen ama Müslüman olduklarını söyleyen gerçekte ise yahudi kimliklerini koruyan ve yahudilerle irtibatlarını sürdüren kesimin oluşturduğu kanattır. Bu kanattan olanlara Dönmeler veya Sabetaycılar denmektedir. Üçüncü kanadı ise köken itibariyle yahudi olmayan ama birtakım çıkar hesaplarından veya benimsemiş oldukları anlayıştan dolayı yahudi kökenlilerle irtibat içine giren ve onların planlarına hizmet eden kimselerin oluşturduğu kanattır. Bu kanadı oluşturanların başında gelenler ise masonlardır. Fakat mason olmayanlardan da pek çok kimse kişisel çıkarlarından veya makam davalarından dolayı onlarla içli dışlı olmuş, onlara hizmet etmiştir.
Yukarıda söylediğimiz kanatlardan yahudi kimliklerini koruyanlar ve bu kimliklerini açığa vuranlar yani “yahudi olarak kalanlar” genellikle ekonomik alana ağırlık vererek kendilerini zenginleştirmiş ve paralarıyla başkalarını etki alanlarına çekmiş, onların kendilerine hizmet etmelerini sağlamayı başarmışlardır. Ama bu kesim çoğunlukla yönetimde fiilen görev almayı tercih etmemiştir. Bu kesimin yönetimde fiilen görev almak istememesi: “Türkiye`de yahudi kesim yönetime girmemiş, bunun yerine ekonomik alana ağırlık vererek lobi faaliyetlerini daha çok paranın sultasına dayanarak yürütmüşlerdir” şeklinde bir yanlış hüküm verilmesine sebep olmuştur. Oysa işin gerçeğinde yahudiler Türkiye Cumhuriyeti`nin kurulduğu günden buyana etkin bir şekilde yönetimde rol almış, oldukça üst makamlara kadar yükselmiş ve çoğu zaman da devlet politikasını belirleyici roller oynamışlardır. Ama bunu “yahudi” kimliklerini gizleyerek yapmışlardır. Yani bu işi yapanlar yukarıda sözünü ettiğimiz kanatların ikincisinden olanlardır.

Biz bu yazı dizimizde yukarıda sözünü ettiğimiz üç kanadın bu ilk ikisinden yani yahudi kökenli olanların oluşturduğu kanatlardan söz edeceğiz. Çünkü üçüncü kanat oldukça geniş bir ekseni oluşturmaktadır. Onlar ve faaliyetleri hakkında yeterli bilgi verebilmemiz için yazı dizimizi bir hayli uzatmamız gerekir. Bugün Türkiye`deki mevcut hükümette Dışişleri bakanlığı görevini yürüten İsmail Cem İpekçi yahudi kökenli bir aileden gelmektedir. Bu aile Sabetaycı kesime mensuptur. Yani yahudi kimliklerini gizleyen ama bununla birlikte o kesimle ilişkilerini sürdüren kesime. Başbakan Bülent Ecevit`in eşi Rahşan Ecevit`in de Sabetaycı aileden olduğu bizzat bu kesime mensup yazar Ilgaz Zorlu tarafından dile getirilmiştir. Rahşan Ecevit`in eşi Bülent Ecevit üzerinde büyük bir etkisinin olduğunu, onun bütün kararlarını etkileyebildiğini bugün Türkiye`de bilmeyen kalmamıştır. Bu ikisi sadece örnek. Onlar gibi daha birçok kişi yönetimi doğrudan ya da dolaylı bir şekilde etkilemektedir. Bu durum işaret ettiğimiz lobi faaliyetlerinin ne kadar etkin durumda olduğunu gözler önüne sermektedir.
Yahudilerin İspanya`dan Kovuluşu: Osmanlı Ağacının Gövdesine Kurt Sokulması
İspanya kraliçesi İsabella `nın hıristiyan kilise ile işbirliği yaparak 31 Mart 1492 tarihinde ülkedeki bütün yahudilerin, 2 Ağustos 1492 tarihine kadar ülkeyi terk etmeleri üzere ferman çıkarması 300 bin kadar İspanya yahudisini iyice zor durumda bırakmıştı. İspanya yahudileri bu ferman üzerine çeşitli Avrupa ülkelerinden sığınma hakkı istediler ama Osmanlı İmparatorluğu`nun dışında onlara sürekli kalmaları üzere kapıları açan olmadı. Osmanlı İmparatoru Sultan II. Bayezid `in kendilerine sığınma hakkı tanıması üzerine 150 bin kadar İspanya yahudisi Akdeniz yolu üzerinden doğrudan Osmanlı topraklarına geldi. Diğerleri de Rusya üzerinden Osmanlı topraklarına geldiler. Kendilerine “sefarad yahudileri” denilen İspanya yahudilerinin büyük çoğunluğu Selanik ve İstanbul`a yerleştirildi. Mal varlıklarının çoğunu İspanya`da bırakan, yanlarına almış oldukları malları da İtalya`da uğradıkları limanlarda soyulan sefarad yahudileri Osmanlı topraklarına eli boş gelmelerine rağmen, Osmanlı devletinin kendilerine sağlamış olduğu imkanlarla kısa zamanda durumlarını düzelttiler. Bunların bazıları ticari alanda ilerlerken bazıları da devlet kademelerinde önemli mevkilere geldiler.
Osmanlı`nın Avrupa karşısındaki yenilgisinin alt yapısının oluşturulması işleminin 1492 yahudi göçüyle başladığını söylemenin yanlış olmayacağını sanıyoruz. Çünkü kuvvetli bir ihtimalle Avrupa 1492 sürgününde, yahudileri özellikle Osmanlı ağacının gövdesine bir kurt gibi sokmayı hedeflemişti. Bilindiği üzere Müslümanların büyük bir medeniyet merkezi haline getirdikleri Endülüs`ü İspanyollar işgal edince Müslümanları toplu katliama tabi tutmuşlardı. Ama yahudileri her hangi bir katliama tabi tutmadan sürgün etmeyi tercih ettiler. Zira yahudilerin fitne çıkarma, devletleri içinden yıkma konusundaki maharetleri onların tarihlerinden biliniyordu. O zaman Osmanlı`nın sürekli genişlemesinden ve güçlü bir dünya devleti haline gelmesinden rahatsız olan Avrupa, hiçbir savaşta bu devletin karşısında tutunamamıştı. Osmanlı, 1453`te İstanbul`u fethederek hıristiyanlığın köklü bir devleti olarak görülen Bizans İmparatorluğu`nu ortadan kaldırmıştı. Avrupa`nın ortalarına kadar uzanmıştı. Dıştan savaşlarla yıkılması ve yıpratılması mümkün olmayan bu devletin içten yıpratılabilmesi için içine kurt sokulmasına ihtiyaç
vardı. Bu işi en iyi yapabilecek güruhun ise bu konuda binlerce yıllık tecrübeye sahip oldukları bilinen yahudiler olduğu düşünülmüş olmalı. Bu yüzden İspanya krallığı Endülüs`ü ele geçirdikten sonra Müslümanları
topluca katletmesine rağmen yahudileri katletmeyerek Osmanlı topraklarına sürgün etmeyi tercih etti.
Yahudiler, 1492`de İspanya`dan çıkarılınca Avrupa ülkelerinin hiçbiri onları kabul etmedi. Olayı inceleyenler bunu genellikle Avrupa ülkelerinin onları istememesine veya bu ülkelerin yönetimlerinin insafsızlığına bağlamaktadırlar. Oysa bunun bu ülkeler arasındaki gizli bir ittifak sebebiyle yapılmış olması da muhtemeldir. Kudüs`ü ve Filistin topraklarını işgal için aralarında haçlı ittifakı oluşturan Avrupa ülkelerinin göçe zorlanan yahudileri kabul etmeme konusunda aralarında ittifak sağlamaları zor değildi. Yahudiler Avrupa devletlerinin hepsi tarafından reddedilince varacakları yer Osmanlı topraklarıydı. Osmanlı devletinin onları reddedip geri çevireceği veya İran`a ya da Yemen`e doğru ilerlemelerini isteyeceği ihtimalinin olmadığı tahmin ediliyordu. Çünkü Osmanlı`nın o zaman kendi topraklarında yaşayan ama henüz çok küçük bir azınlık olan ve devlete de herhangi bir zararları olmayan yahudilere gayet iyi davrandığı biliniyordu. Osmanlı biraz da bunu haçlı zihniyetine karşı bir politika olarak yapıyordu.

Yahudiler, İspanya`dan kovulduktan sonra muhtelif Avrupa ülkelerine uğradılar. Ama bu göç esnasında yahudilerin üstlerindeki elbiselerine varıncaya kadar bütün her şeyleri alındığı halde bir tek kişinin canına dokunulmadı. Üstelik sürgün edilen yahudilerden bir tek kişinin herhangi bir Avrupa ülkesine yerleşmesine de fırsat verilmedi. Bizce bunun iki sebebi vardı: Avrupa, sürgün edilen yahudilerin her şeylerini soyark onları miskin ve ilgiye muhtaç bir halde Osmanlı topraklarına sokmak istiyordu. Çünkü bu halde gitmeleri Osmanlı devletinin onlara ilgi göstermesi ve kendilerine bazı imkanlar vererek durumlarını düzeltmeleri için onlara yardımcı olması zorunluluğunu doğuracaktı. Yahudiler ise kendilerine sağlanan imkanları ileriye dönük hesapları için değerlendireceklerdi. Çünkü onların bir yere kazık çaktıktan sonra oraya çiftlik kurma konusundaki maharetleri biliniyordu. İkinci olarak bir tek yahudinin canına dokunulmamış, bunun yanı sıra bir tek yahudinin uğradığı Avrupa ülkelerinden birine yerleşmesine de fırsat verilmemişti. Çünkü Osmanlı ağacının gövdesine ne kadar çok kurt sokulursa o kadar iyi sonuç elde edileceği umuluyordu.
Bu göçte dikkatimizi çeken bir husus da yahudilerin göçte iki farklı yolu kullanmalarına rağmen sonuçta hepsinin Osmanlı topraklarında toplanmasıdır. Yukarıda da belirtildiği üzere bunlardan bazıları deniz yoluyla İtalya üzerinden direk gelirken, diğerleri Rusya üzerinden geldiler. Ama hepsi uğradıkları ülkelerden kovularak Osmanlı topraklarına toplanmaya zorlandılar. Osmanlı Devleti`nin çöküş ve yıkılma süreci incelendiği zaman bu tespitlerimizin realiteden hiç de uzak olmadığı görülecektir. Çünkü Osmanlı Devleti, dış güçlerle yaptığı savaşlar yüzünden değil içerden yıpratılarak yıkılmıştır. Bu görüşlerimizi doğrulayan önemli bir husus da Avrupa`nın kendi topraklarından kovduğu, kovarken üstlerindeki elbiselerine varıncaya kadar her şeylerini aldığı yahudilerle onların Osmanlı devletine girmelerinden sonra sıkı bir irtibat içine geçmesidir. Osmanlı`nın çöküş ve yıkılma döneminde yaşanan olaylar incelenirse içeride özellikle yahudilerin ve dönmelerin kışkırttığı olaylar yaşanırken başta İngiltere olmak üzere muhtelif Avrupa ülkelerinin bu olaylarda yahudilerle sıkı bir irtibat içinde oldukları görülür.
Osmanlı Döneminde Yahudi Lobiciliği ve Osmanlı Devleti`nin İçten Yıpratılmasında Yahudilerin Rolü
İspanya`dan göç eden Yahudiler, Osmanlı Devleti bünyesinde lobi faaliyetlerini fazla vakit kaybetmeden başlatmışlardır. Onların ilk lobi faaliyetlerinde öne çıkan isimlerden biri 1520`de Portekiz`de dünyaya gelen 1553`te de İstanbul`a göç eden Yasef (Joseph) Nassi`dir. Bu kişi İstanbul`a gelir gelmez devlet yetkililerine yanaşma çabalarını başlattı. Bu çabalarında Şehzade Selim`in (Sarı Selim olarak da bilinen II. Selim`in) karısı ve III.Murad`ın annesi olan yahudi asıllı Nurbanu Sultan`dan yararlandı. Onun sayesinde o zamanki padişah Kanuni Sultan Süleyman`la da tanışmayı başaran Nassi yahudi azınlıkla devlet yönetimi arasında bir köprü oluşturdu. Nassi zaman içinde Kanuni Sultan Süleyman`la arasındaki bağı o kadar kuvvetlendirdi ki Kanuni onu özel müşavir tayin etti. Böylece ona şehzadelerle doğrudan ilgilenen “müteferrika” unvanı verildi. Yasef`in kardeşi Samuel Nassi de Kanuni`den özel aylık alan elemanlar arasına seçildi. (1) Böylece yahudiler saltanat sarayıyla irtibat kurmuş oldular. İşte bu irtibatlarını bazı seçkin yahudileri önemli konumlara getirmek için değerlendirdiler. Yasef Nassi`nin Osmanlı Sarayı`yla bu kadar sıkı bir münasebet içine girmesinden sonra yürüttüğü bazı faaliyetler dikkatimizi çekiyor:

Nassi, Avrupa devletleriyle Osmanlı Sarayı arasında bir köprü görevi görmeye başladı. Bu kişi özellikle İspanya kralı II. Philip ile Osmanlı Sarayı arasında arabuluculuk görevi görmesiyle ün kazanmıştı. (2) Bu, yahudilerin Osmanlı devletinin içerden yıpratılması için gönderilmiş olması kanaatini destekleyen bir durumdur. Yahudileri İspanya topraklarından sürgün eden İspanya krallığının Osmanlı topraklarına yerleşen yahudileri Osmanlı Sarayı`yla irtibat için değerlendirmeleri bu açıdan son derece düşündürücüdür. Nassi, sadece İspanya krallığıyla irtibat kurmakla yetinmiyor diğer Avrupa ülkeleriyle Osmanlı Sarayı arasında köprü görevi görmeye de çalışıyordu. Hatta Venedik yönetimiyle Osmanlı Sarayı arasında aracılık etmesinden dolayı Venedik yönetiminden rüşvet aldığı tarihi kayıtlara geçmiştir.
Bu dönemde Osmanlı Devleti güçlü olduğundan yahudilerin Osmanlı Sarayı`yla Avrupa ülkeleri arasında irtibat kurmaları Osmanlı Devleti`ne bir zarar vermiyor belki yarar sağlıyordu. Ama zaman içinde Osmanlı Devleti`nin içine iyice sızınca artık devleti içten çürütmeye, yıkıma doğru sürüklemeye başladılar. Bunda da Osmanlı yönetiminin onların geçmişlerini iyi tahlil edememesinin ve onları Avrupa karşısında kullanmanın Osmanlı devletine sağlayacağı yararlara öncelik vermelerinin büyük rolü olmuştur.
Osmanlı Devleti`nde İlk Yahudi Lobisi Nassiler Sözünü ettiğimiz Yasef Nassi, Osmanlı Sarayı`yla bu kadar yakın irtibata geçince devlet yönetimi üzerinde etkinliği olan bir yahudi lobisi oluşturdu. İşte bu lobi yani Nassiler, Osmanlı Devleti`nde kurulmuş ilk yahudi lobisidir. Yasef (Yusuf) Nassi aynı zamanda dünyanın değişik yörelerine dağılmış durumdaki yahudileri Filistin topraklarına toplama fikrini taşıyordu. Bu yüzden o, siyonizmin Teodor Hertzl`den önceki asıl fikir babası olarak bilinmektedir. Bu idealini gerçekleştirmek için de Kanuni Sultan
Süleyman`la iyi ilişkilerinden yararlanarak kendisine Filistin`in Taberiye gölü çevresinde bir miktar arazi verilmesini sağladı. Bu toprak parçasını alınca bölgede büyük bir yahudi yerleşim merkezi kurma çabaları içine girdi ve yahudileri oraya göç etmeye çağırdı. O orada kuracağı yahudi yerleşim merkezine Sultan tarafından muhtariyet verileceğini umuyordu. Ancak idealini gerçekleştiremedi. (3)
Osmanlı Devleti`nin Çöküşe Geçmesi ve Bunda Yahudi Lobicilerin Rolü
Osmanlı devletinin kendilerine sağlamış olduğu imkanlardan yararlanarak kısa zamanda büyük bir güce sahip olan yahudiler Osmanlı İmparatorluğu`nun yıkılmasında önemli rol oynamışlardır. Osmanlı İmparatorluğu`nun yıkılmasında büyük fonksiyon icra etmiş olan İttihad ve Terakki Cemiyeti `ni kuranlar ve Jöntürkler (Genç Osmanlılar) hareketini başlatanlar arasında çok sayıda yahudi vardı. Şimdi yahudilerin, Osmanlı Devleti`nin yıpratılmasında ve yıkılmasında ne gibi roller oynadığının daha iyi anlaşılması için bazı ayrıntılı bilgiler vermek istiyoruz.
Osmanlı Devleti`nde çöküş döneminin belirgin bir şekilde başlaması 2 Kasım 1839 tarihinde ilan edilen Tanzimat Fermanı`yla olmuştur. Bu ferman Sultan Abdülmecid döneminde ilan edilmiştir. Bu fermanın ilanı ise Hariciye Nazırı (Dışişleri bakanı) Mustafa Reşit Paşa`nın çabalarıyla gerçekleşmiştir. Mustafa Reşit Paşa`yı böyle bir ferman yayınlamaya iten en önemli unsur ise Batılılaşma ve ümmet kimliğinden millet (kavim) kimliğine geçme fikridir. Batılılaşma ve ümmet kimliğinden millet (kavim) kimliğine geçme fikrinin alt yapısını hazırlayanlar ise Osmanlı topraklarına yerleşen yahudilerdir. Mustafa Reşit Paşa, Tanzimat Fermanı`nı hazırlarken İngiltere`yle sıkı temas içindeydi. İngiltere, böyle bir fermanın yayınlanmasından memnun olduğundan yine kendisiyle temas halindeki Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa`nın Osmanlı yönetimiyle uzlaşmasını sağlamıştır. (4) Bu ferman, yahudilerin o zamana kadar giremedikleri önemli bazı okullara girmelerini sağladı. Örneğin Tıbbiye Mektebi`ne (Tıp Fakültesi`ne) o zamana kadar giremeyen yahudiler bu fermanın yayınlanmasından sonra girmeye başladılar. Hatta yahudi hahambaşının müracaatı ile Sultan Abdülmecid yahudilere özel olarak: “Yahudiler, dinleri üzere Tıphane`de yiyecekler, içecekler ve diledikleri gibi ayin ve ibadet yapacaklar” diye ferman yayınladı. (5) İlginçtir ki bu okula yahudilerin girmesinden sonra burası Osmanlı Devleti`nin altını oyan İttihad ve Terakki Cemiyeti, Jöntürkler gibi hareketlerin beşiği olmuştur.
Osmanlı Devleti`nin içten yıpratılmasında en büyük rol oynayan teşkilatların başında Jöntürkler (Genç Osmanlılar) Hareketi gelmektedir. Bu hareket, yahudilerin Tıbbiye`ye (Tıp Fakültesi`ne) girme hakkı elde etmelerinden sonra 1865`te Tıbbiye`de doğdu. Tıbbiye`de Jöntürklerin ortaya çıkışını ve güçlenmesini kendisi de bir Jöntürk olan eski İstanbul belediye reisi Cemal Topuzlu şöyle anlatıyor: “Son sınıf talebeleri koğuşlarda yatmazlar, dörder, beşer yataklı odalarda bulunurlardı… Geceleri arkadaşlar bir araya gelince padişah aleyhinde ihtilale davet eden birtakım yazılar yazar, şapirgrafla (bir baskı aleti) basar, bunları gizlice sınıftaki diğer arkadaşlara hatta harice bile dağıtırdık… Jöntürklük Hareketi orada (yani Tıbbiye`de) doğmuştu.” (6) Yine Cemal Topuzlu, Jöntürkler Hareketi`nin İstanbul`daki merkezinin Beyoğlu`nda olduğunu belirttikten sonra: “Bu merkeze devam edenler arasında benden başka Türk ve Müslüman yoktu” diyor. (7) Bu bilgi söz konusu hareketi tümüyle yahudi, ermeni gibi gayri müslimlerin ve yine yahudi kökenli olan Dönmeler`in kurduğu hakkındaki diğer tarihi bilgileri doğrulamaktadır.
Bu hareketi başlatanların arasında çok sayıda yahudi bulunmaktaydı. Bunların ünlülerinden birisi Nissim Russo adlı yahudidir. Yine aşağıda sözünü edeceğimiz Emanuel Karaso da bu harekete öncülük eden yahudilerden biridir.
Jöntürkler Hareketi`ni Avrupa`daki mason locaları da kucakladı ve desteklediler. Bu hareketin ileri gelenlerinden Kazım Nami şöyle diyor: “Hiçbir sahada birleşememiş, daima çekişmiş, didişmiş olan bizdeki muhtelif ırk, milliyet ve dinler, masonluk çatısı altında tam anlaşma halinde idiler.” (8)

Osmanlı Devleti`nin altını oyan akımlardan biri de İttihat ve Terakki Cemiyeti`dir. Bu cemiyeti de aslında Jöntürkler Hareketi doğurmuştur. Bu cemiyetin de temeli 1889 tarihinde Tıbbiye`de (Tıp Fakültesi`nde) atılmıştır. Ancak bu cemiyetlerin ortaya çıkışında önemli rol oynayanlar yahudiliklerini açığa vuran kesimden değil kendilerine “Dönmeler” denen ve yahudiliklerini gizleyen kesimden idiler. Bu cemiyetin Selanik temsilciliğini yapan Talat Paşa bir masondu ve Selanik`teki mason locasına üyeydi. (9)
Gerek Jöntürk Hareketi`nin ve gerekse İttihat ve Terakki Cemiyeti`nin ortaya çıkmasında ve yayılmasında önemli rol oynayanlardan biri yahudi Emanuel Karaso`dur. Emanuel Karaso aynı zamanda Makedonya Rizorta Locası adlı mason locasının üstad-ı azamıydı. (10) Bu locanın merkezi, o zaman nüfusunun yarıya yakın bir kısmı (180 bin kişiden 80 bin kişi) yahudi olan Selanik`teydi ve İtalya`daki mason localarına bağlıydı. Karaso, İttihat ve Terakki Cemiyeti`nin gizli işlerinde paravan ve kurye görevi görüyordu. Yani gizli işlere perde oluyor, onların üstünü örtmekte kendi kişisel ilişkilerinden yararlanıyor, bunun yanı sıra Osmanlı Devleti içinde yaşanan gelişmeleri Avrupa ülkelerine ve Avrupa`daki mason localarına bildiriyordu. Emanuel Karaso, sonraki dönemlerde 1908, 1912 ve 1914 yıllarında gerçekleştirilen seçimlerde üç kez ard arda milletvekili seçilmiştir. Bu seçimlerde önce Selanik`ten sonra da İstanbul`dan milletvekili oldu. Karaso, savaş esnasında da kendini iaşe müfettişliğine seçtirmeyi başardı. Bu görevini yürütürken değişik hilelerle çok büyük servetler edindi. Savaş iaşe müfettişi olduğu halde Libya`nın İtalyanlar tarafından işgal edilmesine yardımcı oldu. Bu yardımının ortaya çıkması üzerine Osmanlı topraklarından kaçma ihtiyacı duydu. Bu yüzden 1919 yılında gayri meşru yollarla edindiği servetle birlikte İtalya`ya göç etti ve çok zengin bir İtalyan vatandaşı olarak ömrünün kalan kısmını o ülkede geçirdi. Emanuel Karaso aynı zamanda çok katı bir siyonistti ve siyonizmin Osmanlı topraklarındaki en üst düzey temsilcisiydi. O aynı zamanda katı bir Türk düşmanıydı. Siyonizmin fikir babası Teodor Hertzl`le birçok kez bir araya gelmiştir.
İttihat ve Terakki Cemiyeti`nde öne çıkan tek yahudi Emanuel Karaso değildi tabii ki. Nissim Masliyah, Alber Ferid Aseo, Alber Fuaa, Rafael Benuziya ve Avram Galanti isimli yahudiler de bu cemiyetin militan kadroları arasında yer almaktaydılar. Bunlardan Nissim Masliyah aynı zamanda Jöntürkler hareketini başlatanlardan ve bu hareketin faal elemanlarındandı.
Masonlukla ittihatçılık o kadar iç içe girmişti ki mason localarına girenler aynı zamanda İttihad ve Terakki Cemiyeti`ne de üye kabul edilmişlerdir. (11) Özellikle Selanik`teki mason localarının üyelerinin çoğunluğunu yahudiler veya yahudi kökenli Dönmeler oluşturuyordu. Jöntürkler aynı zamanda Selanik`teki mason localarını gizli görüşmeleri için kullanıyorlardı. Şair Eşref gerek Jöntürkler`e gerekse İttihat ve Terakki Cemiyeti`ne yahudi kökenlilerin hakimiyetini dile getirmek için çok anlamlı bir dörtlük söylemiştir. Bu dörtlüğünde şöyle diyor:
“Avdetiler ile hükümetimiz,
Benzedi devlet-i Yehuda`ya,
Bab-ı fetvayı da çıfıtlık edip
Verdiler en-nihaye Musa`ya” (12)
Açıklaması:
“Hükümetimiz Dönmeler yüzünden, adeta Yehuda devletine dönüştü. Fetva makamnı da yahudilerin kontrolüne sokup, sonunda Musa`ya verdiler.”

Osmanlı devletinin çökertilmesinde önemli rol oynayan I. ve II. Meşrutiyet ilanları da yukarıda sözünü ettiğimiz iki teşkilat tarafından gerçekleştirildiğinden bu olaylarda da yahudilerin ve masonların önemli rol oynadıklarını söylemek mümkündür. Yahudiler sadece sözünü ettiğimiz iki cemiyette rol oynamakla kalmamış Osmanlı Devleti`ne zarar veren bütün fitne organlarının oluşmasında ve yayılmasında etkili olmuşlardır. Örneğin Yunanistan ve Bulgaristan`ın henüz Osmanlı sınırları içinde olduğu sırada ortaya çıkan Yunan ve Bulgar komünist partilerine önemli katkılarda bulunmuşlardır. Komünist cereyanların ortaya çıkardığı Selanik İşçi Federasyonu içinde de
yahudiler önemli bir güce sahiptiler.
Sultan II. Abdülhamit ve Yahudiler Sultan II. Abdülhamit, yahudilerin Filistin topraklarına yerleşme planlarının önüne geçen bir padişah olarak bilinir. Bu tutumundan dolayı da yahudilerin yönlendirdiği bütün fitne teşkilatlarının ana hedefi haline gelmişti.
Siyonizmin fikir babası olarak bilinen Teodor Hertzl, kendilerine Filistin`de toprak verilmesi için Sultan II. Abdülhamit`le görüşme yapmak istedi. Bazı kitaplarda II. Abdülhamit`in onlarla görüştüğü ancak tekliflerini reddettiği söyleniyor. Oysa gerçekte II. Abdülhamit onlarla görüşmeyi kabul etmemiştir. Bunun üzerine yahudi heyeti başbakan Tahsin Paşa yoluyla tekliflerini iletmişlerdir. Yahudiler 1902 yılında Tahsin Paşa yoluyla padişaha ilettikleri tekliflerinde şunları bildiriyorlardı:
“Yahudiler aşağıda bulunan hususları taahhüt ederler:
1.Osmanlı devletinin otuz üç milyon İngiliz altınına ulaşan borçlarının tamamıni ödemeyi,
2.İmparatorluğu korumak için 120 milyon altın franka mal olacak deniz filosu yaptırmayı,
3.Devletin mali durumunu canlandırmak için otuz beş milyon altın lira faizsiz borç vermeyi.

Bütün bunlar yahudilerin, yılın herhangi bir gününde Filistin`e ziyaret maksadıyla girmelerine müsaade edilmesine ve yahudilerin Kudüs-i Şerif`te kendi dinlerine mensup olanların ziyaretleri esnasında içinde kalabilecekleri bir müstemleke (kanton) kurmalarına izin vermesine karşılıktır”. Sultan II. Abdülhamid`e böyle bir teklifte bulunan heyetin başında siyonizmin babası Hertzl vardı. Yukarıda kendisinden söz ettiğimiz Emanuel Karaso da bu heyetin içinde bulunuyordu.
Yahudilerin bu teklifine Sultan II. Abdülhamid`in cevabı şu olmuştur:
“Tahsin! Onlara de ki: Devletin borçları onun için bir ayıp değildir. Çünkü, Fransa gibi başka devletlerin de borçları vardır ve borçları onlara zarar vermemektedir. Kudüs-i Şerif`i İslam`a ilk önce Hz. Ömer (r.a.) fethetmiştir. Burayı
yahudilere satma kara lekesini ve Müslümanların korumam için bana tevdi ettikleri emanete ihanet etme suçunu yüklenemem. Yahudiler, mallarını kendilerine saklasınlar. Devleti Aliye`nin İslam düşmanlarının mallarıyla yapılan kalelerin arkasına sığınması mümkün değildir. Emret çıksınlar! Bir daha benimle görüşmeye veya buraya girmeye
uğraşmasınlar”.
Siyonist lider Teodor Hertzl de anılarında, Sultan II. Abdülhamid`in kendilerine şu cevabı verdiğini yazmaktadır: “Doktor Hertzl`e bu konuda yeni adımlar atmamasını öğütleyin. Çünkü ben bir karış toprak dahi veremem. Orası benim kendi mülküm değil milletimin mülküdür. Milletim bu yer için savaşmış ve orayı kanı ile sulamıştır. Yahudiler milyonlarını kendilerine saklasınlar. Bir gün gelir de İmparatorluğum parçalanırsa işte o zaman yahudiler, Filistin`i para ödemeden alabilirler. Fakat ben sağ olduğum müddetçe bedenimin neşterle yarılması Filistin`in
İmparatorluğumdan koparılmasından benim için daha kolay bir hadisedir. Bu imkansız bir şeydir. Ben daha sağ iken bedenimizin üzerinde otopsi yapılmasına asla müsaade edemem.”
Sultan II. Abdülhamit, hatıralarında da yahudilerin Filistin`e yerleşme fikirleri hakkında oldukça ilginç noktalara parmak basmaktadır. Şöyle diyor Sultan II. Abdülhamit:

“Yahudiler, Avrupa`da Doğu`da olduğundan daha fazla bir kudrete sahiptirler. Bu sebeple de birçok Avrupalı devlet çok artmış olan Semit (yahudi) ırkından kurtulabilmek için Yahudilerin Filistin`e muhaceretini iyi
karşılayacaklardır. Fakat bizim memleketimizde kafi yahudi vardır. Eğer Filistin`de Müslüman Arap unsurunun faikiyetini (üstünlüğünü) muhafaza etmesini istiyorsak, Yahudilerin yerleştirilmesi fikrinden vazgeçmeliyiz. Aksi takdirde yerleştirildikleri yerde çok kısa zamanda bütün kudreti elde edeceklerinden dindaşlarımızın ölüm kararını
imzalamış oluruz…. Siyonistler Filistin`de yalnız ziraat yapmak değil, orada hükümet kurmak, siyasi temsilcilerini seçmek gibi şeyler de arzuluyorlar.” (13)

Sultan II. Abdülhamit, yukarıda sözünü ettiğimiz İttihat ve Terakki Cemiyeti`nin çıkardığı ve tarihe 31 Mart Vak`ası diye geçen isyandan sonra tahttan indirilmiştir. Bu olayda ilginç olan bir şey şuydu: 31 Mart isyanını çıkaranlar ve kışkırtanlar İttihat ve Terakki Cemiyeti mensupları veya onların yönlendirdiği kimselerdi. Daha sonra padişahın
tahttan indirilmesine de yine bu cemiyet karar verdi ve bu kararında padişahı 31 Mart isyanına sebep olmakla suçladı. Yani kendi suçlarını padişaha yükleyerek bunu onun tahttan indirilmesi için gerekçe olarak kullanmışlardı. Padişahın hal`ine (yani saltanattan indirilmesine) dair kararı ona tebliğ eden heyetin arasında yer alanlardan biri de
yukarıda sözünü ettiğimiz Emanuel Karaso idi. Bu kararı tebliğ eden heyetin içinde bir tek Türk yoktu. Osmanlı ahalisini temsilen padişahın karşısına çıktığını iddia eden böyle bir heyette, ahalinin ana unsurunu teşkil eden ve devletin yönetimini resmiyette elinde tutan önemli bir etnik unsuru temsil eden bir tek kişinin bulunmaması dikkat
çekiciydi. Padişah da bu durum karşısında şu ifadeyi kullanmıştı: “Bir Türk padişahına, 33 sene bu makamda bulunmuş İslam halifesine hal` kararını bildirmek için bir yahudi, bir Ermeni, bir Arnavut ve bir nankörden
başkasını bulamadılar mı?” (14)
Ne yazık ki, Filistin topraklarının yahudilere satılması için rüşvet teklifinde bulunduğunda Sultan II. Abdülhamid tarafından kovulan yahudi Emanuel Karaso bu kez sultanın hal` kararını tebliğ için onun karşısına çıkmıştı. İşte bu ihanetin şartlarını hazırlayan teşkilat da İttihat ve Terakki Cemiyeti`ydi. Bu arada İsrail`in ilk başbakanı Ben Gurion`un da II. Abdülhamid döneminde İstanbul Hukuk Fakültesi`nde okuduğunu ve İttihat ve Terakki Cemiyeti`nin bünyesinde padişah aleyhine çalışmalara katıldığını hatırlatalım. Ben Gurion Birinci Dünya Harbi`nin patlak vermesinden sonra Kudüs`e döndü. (15)
İttihat ve Terakki Cemiyeti ve Filistin`e Yahudi Göçü Yahudilerin ve masonların Sultan II. Abdülhamid`e son derece düşman olmalarının en önemli sebeplerinden biri onun yahudilerin Filistin topraklarına yerleşmelerine engel olmasıydı. II. Abdülhamid yahudilerin gizli yollardan gidip o topraklara yerleşmelerini engellemek için de
çeşitli tedbirler almıştı. Bu tedbirlerden biri de Filistin topraklarındaki kutsal mekanları ziyaret etmek için oraya giren yahudilerin pasaportlarının gümrük kapılarında alınması ve dönüşte iade edilmesiydi. Yine yahudilerin Filistin`de herhangi bir şekilde toprak satın almaları da yasaklanmıştı.
İttihat ve Terakki Cemiyeti`nin başını çeken Ahmet Rıza, Enver Paşa, Talat Bey ve Nazım Bey Filistin`e yahudi göçünün Osmanlı devletine yarar sağlayacağını iddia ediyorlardı. Oysa onların bu iddiaları mason localarından aldıkları telkinlere dayanıyordu. Zaten Selanik`teki mason localarının temel hedeflerinden biri Filistin topraklarına
yahudilerin yerleştirilmesinin önündeki engelleri kaldırmaktı. En büyük engel ise Sultan II. Abdülhamit`ti. O tahttan indirilince yahudi göçünün önündeki bu en büyük engel kaldırılmış oldu. İttihat ve Terakki Cemiyeti, sultan II. Abdülhamit`i tahttan indirince yerine Sultan Reşat`ı getirdi. Sultan Reşat, ittihatçıların karşısında genellikle pasif kalmıştır. Dolayısıyla devlet yönetiminin iplerini onlar almış oldular. Onlar da Filistin topraklarına yahudi göçünü
kolaylaştırdılar. İttihatçılar, II. Abdülhamit`in yabancıların Filistin`den arazi almalarını yasaklayan kanunlarını uygulamadan kaldırarak, yahudilerin Filistin dahil memleketin her tarafından toprak satın almalarına imkan sağlayan kanunlar çıkardılar.
1909`da II. Abdülhamid`in hal`inden sonra iktidara gelen hükümette birkaç yahudi kökenli bakan bulunuyordu. Bu konuda Encylopedia Judaica`da şöyle denmektedir: “1909 Jön Türkler İnkılabından sonra iktidara gelen ilk hükümette, aralarında Baruchiah Russo ailesinin ahfadı (torunu) olan ve fırkanın liderlerinden biri olarak faaliyette
bulunan Maliye Bakanı Cavit Bey`in de bulunduğu birkaç Dönme mevcuttu.” (16)
Yahudilerin ve onların gizli kanadı durumundaki Dönmeler`in etkinliklerini gören ve siyonizm tehlikesinin memleketi uçuruma doğru sürüklediğini fark eden Gümülcine mebusu İsmail Hakkı Bey, ittihatçılara karşı 21 Şubat 1910`da Ahali Fırkası`nı kurarak muhalefete başlamıştır. İsmail Hakkı Bey, Şubat 1911`de Meclisi Mebusan`da yaptığı bir konuşmada siyonizm tehlikesine dikkat çekmiş ve siyonistlerle ilişki içinde olan ittihatçıların memleketi yahudilere sattıklarını dile getirmiştir. Bu gerçeği dile getirenlerden biri de Beyrut mebusu Rıza Salih Bey`di.
Rıza Salih Bey, İsmail Hakkı Bey`in ardından Meclis kürsüsünden yaptığı konuşmada şunları söylemişti: “Yahudiler devletlere mahsus bayrak ve aralarında kullanılmak üzere pul çıkardılar ve para bastılar. Para ve bayrak için elimde şu anda vesika yok ise de pul örneğini Şükrü Bey göstermişti. Museviler Filistin`de bin kuruş demeyin tarlayı elli
kuruşa alıyorlar. Birçok araziyi satın alıp koloniler haline getirmektedirler. İki yüz bin nüfusa yaklaştılar. Bu bölgenin ekonomisi tamamen ellerine geçmiştir.” (17) Yahudilerin Filistin`de o zamanki nüfusları henüz iki yüz bine ulaşmamıştı. Ancak sanıyoruz Rıza Salih Bey bu sayıyı tahmini olarak söylemiştir. Önceleri İttihatçılarla birlikte olan ancak onların siyonistlerle işbirliği içinde olduklarını yakinen görünce onlara karşı cephe alan
Miralay (Albay) Sadık Bey de siyonizm tehlikesine şu şekilde dikkat çekiyordu: “Bugün siyonistler nazarında Osmanlı Devleti`nin çökmesi, hiç değilse Kudüs`ün ve Filistin`in bizden kopması istenmektedir. Masonlar da onlarla beraberdir. Buralarda bir yahudi hükümeti kurmak istiyorlar.” Miralay Sadık Bey bu uyarıyı İttihat ve Terakki Cemiyeti`nin kongresine sunduğu bir raporda yapmıştı. (18) Fakat İttihatçılar onun raporunu derhal ortadan kaldırmış ve kendisini de istenmeyen adam ilan etmişlerdir
.
Bütün bu bilgiler İttihatçıların Osmanlı Devleti`nde ipleri ellerine almalarından ve Sultan II. Abdülhamid`i bertaraf etmelerinden sonra Filistin`e yahudi göçünün kolaylaştırıldığını gözler önüne sermektedir.
Osmanlı Devleti`ni Ekonomik Yönden Çökerten Bir Tabaka: Galata Bankerleri
İspanya`dan göç eden yahudilerden İstanbul`a yerleşenlerin birinci derecede yaptıkları iş tefecilik yani faizli para alış verişiydi. Hatta tefecilik işinde “Galata Bankerleri” diye bilinen bir tefeci tabakası oluşturdular. İstanbul`un Galata semtinde bulunan Komisyon Hanı ve Havyar Hanı adı verilen iki ayrı handa bu işi yürüten yahudi
tefeciler devlet memurlarından ziraatçılara varıncaya kadar para sıkıntısına düşen herkese yüksek faizle borç para veriyor ve bu işten büyük kazançlar sağlıyorlardı. Zamanla işi o kadar büyüttüler ki birtakım devlet kurumlarına bile faizle kredi vermeye başladılar. Bunun yanı sıra devletin yabancı ülkelerden borç bulmasında da aracılık ediyor ve bu iş için komisyon alıyorlardı. Öyle ki devletin milli geliri ve dışarıdan aldığı borçların önemli bir miktarı borsa oyunları, tefecilik ve faizcilik işlemleri ile büyük çoğunluğunu yahudilerin oluşturduğu Galata bankerlerine gidiyordu. Galata Bankerleri tabakasını oluşturan bu yahudiler faizcilikle kendi sermayelerini sürekli büyütürken devleti ekonomik yönden ciddi sıkıntıya soktular. Diyebiliriz ki Osmanlı Devleti`ni ekonomik yönden çökerten en önemli etken dış borç ve onun getirdiği faiz yüküydü. Bu borçların getirdiği faiz yükünün yüksek olmasının en önemli sebebi ise Galata Bankerleri`nin tefecilik oyunlarıydı. (19)
Türkiye Cumhuriyeti`nin Kuruluşu Döneminde Yahudi Lobiciliği
Yahudiler, Osmanlı Devleti`nde olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti`nin kuruluş döneminde de yoğun bir şekilde lobi faaliyetleri yürütmüşlerdir. Bu lobi faaliyetlerinin etkisini öncelikle eğitim çalışmalarında görüyoruz. Türkiye Cumhuriyeti`nin kurucusu Mustafa Kemal`in ilk eğitimini yahudi dönmesi bir kişinin okulunda almasında da belki
onların eğitime bu derece ağırlık vermelerinin etkisi olabilir. Mustafa Kemal, ilk eğitimini yahudi dönmelerinden (Sabetaycılardan) olan Şemsi Efendi`nin kurduğu okulda almıştır. Şemsi Efendi`nin asıl adı ise Şimon Zwi`ydi.
Mustafa Kemal, yahudilerin nüfusun önemli bir kesimini oluşturdukları ve oldukça yoğun bir faaliyet içinde oldukları Selanik şehrinde 1881 yılında dünyaya gelmişti. Onun, Nutuk adlı kitapta anlattığına göre çocukluk yıllarında annesiyle babası arasında nerede okutulacağı konusunda tartışma çıkar. Annesi onu mahalle mektebine göndermek isterken babası modern sistemle eğitim veren Şemsi Efendi Mektebi`ne göndermek ister. Sonuçta babasının isteği kabul edilir ve Mustafa Kemal, Şemsi Efendi Mektebi`ne gönderilir.

İşte bu Şemsi Efendi`nin kim olduğunu kendisi de bir Dönme olan Ilgaz Zorlu`nun “Evet Ben Selanikliyim” adlı kitabından öğrenelim: Şemsi Efendi, 1852`de aslen Sabetaycı (yahudi dönmesi) olan bir ailenin ferdi olarak doğdu. Yaşadığı dönemin en büyük Sabetaycı kabalistlerindendi. Kabalist, yahudilerin önemli dini kaynaklarından olan Kabbala`yı yorumlayabilen, tefsir edebilen kişilere denmektedir. Bir ara Feyziye Mektebi`nde yahudi dönmelerin çocuklarına Akaid-i Diniye (yani Sabetaycı akımın inanç esaslarını) öğretti. Dönmelerin iki ayrı grubu durumundaki
Karakaş ve Kapancı kollarını birleştirmek için yoğun çaba sarf etti, ama buna muvaffak olamadan öldü. (20)
Yahudi lobicilerin cumhuriyetin kuruluşu merhalesinde hemen sahneye çıktıklarını görüyoruz. Öyle ki yahudiler, daha cumhuriyetin kuruluş aşamasından önce gerçekleştirilen Lozan görüşmelerine doğrudan müdahale edebilmek için görüşmelerin yapıldığı şehre kadar gidip Türk tarafını temsil edenlerle irtibat kurmaya çalışmışlardır. Lozan görüşmelerine katılanlardan olan Dr. Rıza Nur, “Hayat ve Hatıratım” adlı eserinde onların müdahalelerinden şöyle söz ediyor: “Bir müddettir İstanbul eski hahambaşı Naum (Haim Naum) bizim otelde (Lozan görüşmeleri esnasında
kaldıkları otelde) görülmeğe başladı. Baktım bir gün İsmet`le (İsmet İnönü`yle) görüşüyor. Ne yapmış, kimi vasıta yapmış bilmem. İsmet`e yanaşmış. Yaman yahudi!.. Artık İsmet`ten ayrılmıyor. Yemek zamanını biliyor ya, asansörün yanında bekliyor (yemek zamanını bildiği için tam o vakitte asansörün yanında bekliyor). Derhal İsmet`in koltuğuna giriyor, belinden yakalıyor. O da onun. İsmet`i lüzumu yokken holde dolaştırıyor. Sonra yemeksalonunda, İsmet`le şakalaşıyor, gülüyor. Anlaşılıyor ki, herkese: “İsmet benim samimi, teklifsiz arkadaşımdır” diye göstermek istiyor ve gösteriyor. Nihayet bütün yahudi sırnaşıklığı (yapışkanlığı) ile yanaştı. İsmet`in yakasını bırakmıyor. Şimdi odasından da çıkmıyor. İsmet bunu müşavir tayin etti. Yevmiye vermeye de başlamış. Bana da söylemiyor. Heyet-i murahhasa çiftliktir, kullanıyor (görüşme heyetini, bu heyet için tahsis edilen parayı adeta kendi çiftliği gibi kullanıyor). Ne diye kandırdı bilmem, bu sadedil (saf, kolay aldanabilen) İsmet, Yahudinin dolabına girdi. Derken
hahambaşını soframıza da aldı. Bu vakte kadar sesimi çıkarmamıştım. İsmet`e dedim ki: “Bu yahudi de başımıza nereden çıktı? Senin böyle bir yahudi ile laubali görüşmen haysiyetini ve Türk milletinin, heyetinin haysiyetini kırar. Bu kadar yüz verme! Hiç olmazsa herkesin içinde yüz verme!” Bana kızdı. Herif derken azdıkça azdı. Heyetten şuna buna herkesin içinde kumanda ediyor. Benim önüme geçip önümde yürüyor. İhtimal İsmet benim sözlerimi ona söyledi. Fakat ben durur muyum? Zaten yahudileri hiç sevmem.Hahama önüme geçtiği vakit hakaret ettim ve kolundan tutup arkama çektim. “Bir daha burada yürü!” dedim…. İsmet`e tekrar dedim: “Bu bir yahudidir. Yahudiler çok adi şeylerdir. Bunun kim bilir ne fena işleri vardır? Bundan bir hayır bekleme! Onun tanıdığı muhit yahudi sarraf alemidir… Hahambaşı İsmet`e bütün İngiliz ve Fransız ricalini tanıdığını, hepsi ahbabı olduğunu, işleri istediği gibi yaptıracağını söylüyormuş. Tabii İngiliz, Fransız ve İtalyan delegelerine de İsmet`in avucunda olduğunu
söylüyordu… Lozan muhitinde dolaşıyor, herkese: “İsmet teklifsiz ahbabımdır, sözümden dışarı çıkmaz” diyormuş..” (21)

Lozan görüşmelerine katılan Türk heyetinin başında İsmet Paşa (sonraki adıyla İsmet İnönü) bulunuyordu. Bu heyetin içinde yer alan Dr. Rıza Nur`un hatıralarında geçen ve yukarıda verdiğimiz ifadeler yahudilerin cumhuriyetin kuruluşu aşamasında ne gibi lobi faaliyetleri yürüttüklerini, ne tür dolaplar çevirdiklerini anlamak için çok önemli ipuçları içermektedir. Onlar Lozan görüşmeleri esnasında çevirdikleri bu dolapları sonraki dönemlerde de çevirmekten geri kalmamışlardır. Bu dolapları çevirirken de özellikle kendilerinin zamanın güçlü devletlerinin yöneticileriyle olan irtibatlarını, bağlarını kullanıyorlardı.

Hahambaşı Haim Naum`un Lozan görüşmeleri esnasında yürüttüğü lobi faaliyetleri bu kadardan ibaret değildi. İngilizlerin dayatmalarının Türk heyetine kabul ettirilmesinde onun önemli rolü olduğu çeşitli tarihi kaynaklarda yer alan bilgilerden anlaşılıyor. Bunun da ötesinde hilafetin kaldırılması Türk tarafına Lozan görüşmeleri esnasında
kabul ettirilmişti ve bunda da Haim Naum`un önemli rolü olmuştu.
Şimdi bu konudaki bilgileri gözden geçirelim:
Lozan görüşmeleri esnasında Türkiye`de başvekil (başbakan) olan Rauf Orbay`ın belirttiğine göre hahambaşı Haim Naum İngilizler adına İsmet Paşa ile görüşmüş ve gizli pazarlıklarla halifeliğin kaldırılmasını kabul ettirmişti. Rauf Orbay bu konuyla ilgili olarak Feridun Kandemir`e şunları söylemişti: “İsmet Paşa, anlaşıldığına göre, Lozan`da
İngilizlerle bir çeşit gizli arabuluculuk rolü oynayan İstanbul Yahudi Hahambaşı Haim Naum Efendi`nin telkinleriyle, hilafetin artık ne şekilde olursa olsun Türkiye`de devamına müsaade edilmeyip, derhal kaldırılması
fikrini tamamıyla benimsemiş bulunuyordu.” (22)
Tanınmış İslamcı yazar Necip Fazıl Kısakürek de halifeliğin kaldırılması fikrinin bu gizli görüşmelerde kesinleştiğini ve olayın kahramanının söz konusu yahudi Hahambaşı Haim Naum olduğunu belirtmektedir. Oysa Lozan görüşmelerinin yapıldığı günlerde Mustafa Kemal, Anadolu`da yaptığı konuşmalarda hilafet müessesesinin korunacağını söylüyordu. Mustafa Kemal işte bu günlerde Ankara`daki Meclis-i Mebusan`da (Mebuslar Meclisi`nde) yaptığı konuşmada şunları söylüyordu: “Türkiye`nin vazifesi makam-ı hilafeti kurtarmaktır. Bu bizim için bir davayı mahsustur (özel davadır). Bunu makam-ı hilafet olarak nihayetine kadar göstermek ve onun
kurtarılmasına çalışmak bizim için hayırlı bir davadır. Bizim için bu dava Alem-i İslam nazarında fevkalade takviye eden bir meseledir. Bunu sarsmak doğru değildir.” (23)
Cumhuriyet Döneminde Yahudi Lobiciliği Önceleri Selanik`i kendilerine çalışma merkezi edinen yahudilerin ve
onların kimliklerini gizleyen kanatları durumundaki Dönmelerin önemli bir kısmı Cumhuriyet`in kurulmasından sonra Türkiye`ye özellikle de İstanbul`a taşınma yolunu seçtiler. Bu göç ise 1924`te gerçekleştirilen Ahali Mübadelesi işlemiyle oldu. Yahudiler lobi faaliyetlerini Türkiye Cumhuriyeti`nin kuruluşunu tamamlamasından sonra da yoğun bir şekilde sürdürdüler. Bu faaliyetlerde öne çıkan isimlerden biri Türk milliyetçiliğinin teorisyenlerinden olan Munis Tekinalp idi. Tekinalp, Dönmeler yani Sabetaycılar kesimine mensup bir ailedendi ve asıl adı Mois Kohen`di. Kohen`ler Dönmeler içinde tanınmış bir ailedir. İşte Mois Kohen de bu aileye mensuptu.
Belirttiğimiz üzere bu kişi Türk milliyetçiliği ideolojisinin fikir babalarından olduğundan dolayı Türkiye Cumhuriyeti`nin resmi ideolojisi üzerinde de önemli tesiri vardı. Çünkü kurulan yeni cumhuriyet bir milli devlet niteliği taşıyordu ve milliyetçiliği de resmi ideoloji olarak benimsemişti. Mois Kohen aynı zamanda Mustafa Kemal`in özel doktorlarındandı. Bu dönemde öne çıkan yahudi lobicilerinden biri de yine Mustafa Kemal`in
özel doktorlarından olan Abravaya Marmaralı`ydı. Bu kişi aynı zamanda Meclisi Mebusan`a milletvekili olarak girmişti. Öne çıkan bir diğer yahudi lobici de yedinci dönem milletvekillerinden Avram Galanti`ydi. Avram Galanti Osmanlı döneminde de İttihad ve Terakki Cemiyeti`nin aktif ve ileri gelen elemanlarından biriydi. Türkiye Cumhuriyeti ilk dönemlerinde yahudilerin Avrupa`daki nüfuzlarından yararlanmak istedi. Bu amaçla Türkiye`deki yahudilerin ileri gelenlerine ve özellikle de Osmanlı devletinin parçalanmasını hızlandıran hareketlerde rol almış olanlara çeşitli yetkiler verdi. Cumhuriyet yönetimi yahudilerden ithalat, ihracat alanlarında ve dışarıdan borç bulma konusunda da yararlanmak istedi. Cumhuriyet yönetimi bazı yahudilerin ekonomik alanda ilerlemelerine ve bu alanda önemli birtakım pazarları kapmalarına da fırsat tanıdı. Ayrıca siyasi ve sosyal alandaki bazı reformlar ekonomik alanda atak yapmaya çalışan bazı yahudilerin işlerini kolaylaştırdı. Örneğin önceleri İstanbul`un Mahmutpaşa semtinde ve Kapalı Çarşı`sında tezgahtarlık yapan Vitali Hakko, Şapka Kanunu sayesinde büyük kazançlar elde etmiş ve bugün tekstil ve konfeksiyon sanayii alanında bir dev haline gelmiştir. Çünkü Şapka Kanunu çıkarılınca Vitali Hakko, Has Şapka markalı bir şapkayı piyasaya sürdü. Şapka Kanunu`na göre erkeklerin şapka giymeleri zorunlu kılındığından Vitali Hakko`nun Has Şapka`sı da büyük satışlar gerçekleştirdi ve bu sayede o büyük kazançlar elde edebildi.
Yahudiler, cumhuriyetin kuruluşu aşamasında ve ilk yıllarında yürüttükleri lobi faaliyetleriyle önemli köşe başlarını tutmayı başardılar. Bu köşe başlarını tutmaları onların sonraki dönemlerdeki lobi faaliyetlerini kolaylaştırdı. Tabii bu arada Avrupa ülkeleri nezdinde elde etmiş oldukları siyasi kazançlarını ve elde ettikleri statüleri de Türkiye`deki konumlarını sağlamlaştırmak için çok iyi değerlendirmişlerdir. Bu çalışmaları onların ekonomik alandaki güçlerini artırmalarına da imkan sağlamıştır. Örneğin 1954 yılında Galata`da yahudi işadamları Üzeyir Garih ile İshak Alaton`un beş bin lira sermaye ile kurdukları Alarko Holding`in bugünkü gücüne ulaşmasında, 1958`de dönemin başbakanı Adnan Menderes`in kendilerine Ankara`da kurulacak olan bir para matbaasının havalandırma tertibatının ihalesini vermesinin önemli rolü olduğunu kimse inkar edemez. Elektirifikasyon ve elektrik malzemelerinin satışı ile piyasaya giren yahudi Burla Biraderler`in de gerek devletten aldıkları ihalelerle ve gerekse Türk işadamlarıyla
yürüttükleri ortak çalışmalarla kısa zamanda büyük güce ulaştıkları ortada. Bunlar sadece birer örnek. Bunların dışında daha pek çok örnek sıralamak mümkündür.
Cumhuriyet döneminde yahudiliklerini açığa vuranlar daha çok ekonomik alana ağırlık vermiş, Dönmeler ise sadece bu alana ağırlık vermekle kalmamış zaman zaman siyasete de girmiş ve muhtelif devlet kademelerinden görevler almışlardır. Bu duruma dayanılarak yahudilerin devlet kademelerinde görev almadıkları kanaatinin hakim kılınmasına çalışılmıştır. Oysa “Dönmeler” diye bilinen akıma mensup olanlar da aynı amaca hizmet etmişlerdir. Bu vesileyle cumhuriyet döneminde devlet kademelerinde görev alan dönmelerden bazılarından söz etmekte yarar
görüyoruz:
Süleyman Kani İrtem: İstanbul eski valisi
Muvaffak Benderli: İstanbul eski baro başkanı
Ahmet İsvan: İstanbul eski belediye başkanı
Ali Kenan Gökart: Emekli büyükelçi
Cavit Yenicioğlu: Emekli general
İsmail Toker: Emekli Amiral
Coşkun Kırca: Emekli büyükelçi. Kırca şimdi bir gazetede köşe yazarlığı yapmaktadır.
İsmail Cem İpekçi: Eski TRT genel müdürü halen Dışişleri bakanı. İsmail Cem İpekçi`nin 1974`te TRT genel müdürlüğüne getirilmesi özel bir kanunla sağlanmıştır.Bunlar sadece öne çıkan birkaç isim. Bunların dışında da Dönme kökenli birçok kişi değişik devlet kademelerinde görev almıştır.
Yazı ve Fikir Alanında Dönmeler
Cumhuriyet döneminde Dönmeler yazı ve fikir alanında da öne çıkmaya çalışmışlardır. Bu alanda öne çıkan isimlerden biri daha önce adından söz ettiğimiz Munis Tekinalp`ti. Bu kişi aynı zamanda Türk milliyetçiliğinin teorisyenlerinden ve fikir babalarından biri olarak bilinir. Diğer bazıları da şunlardır:
Ahmet Emin Yalman: Dönmeler`in yazı ve fikir alanındaki önemli elemanlarındandı. Milletlerarası Basın Enstitüsü`nün Yönetim Kurulu üyeliğini yaptı. Bir dönemin etkili gazetelerinden olan Vatan gazetesinin sahibi ve başyazarıydı. Yalman yazılarında Dönmeler`i savunmasıyla ün kazanmıştı. Bu yüzden adı Dönmeler`le özdeşleşmişti. Hicivleriyle ünlü Neyzen Tevfik`in onun hakkında yazdığı şu dörtlük oldukça anlamlıdır:

“Şu bizim dönme dolap Ahmet Emin,
Milletin din ü imanına çatmadadır.
Ağrımaz başım etsem de yemin
Vatanı on kuruşa satmadadır” (24)
Cumhuriyet döneminin öne çıkan yazarlarından bayan Halide Edip Adıvar da Dönmeler`dendi. Halide Edip Adıvar özellikle Cumhuriyet ideolojisinin fikri yönden oturtulması ve topluma mal edilmesi için hikaye, roman ve hatıra türü kitaplar yazmasıyla ün kazanmıştı. Halide Edip Adıvar`ın kendisi gibi yazar olan eşi Ahmet Adnan Adıvar da Dönme kökenliydi. Yine tanınmış yazarlardan olan Abdi İpekçi de Selanik göçmeni Dönmeler`dendi. 1964`te Ahmet Emin Yalman`dan Uluslararası Basın Enstitüsü Yönetim Kurulu üyeliğini devralan Abdi İpekçi, Milliyet
gazetesinde uzun yıllar köşe yazarlığı yaptı. Abdi İpekçi, Papa II.JeanPaul`e suikast girişiminde bulunmasıyla ün kazanan Mehmet Ali Ağca`nın gerçekleştirdiği cinayetle öldürülmüştür. “İzmir`de düşmana ilk kurşunu atan kişi” olarak tarihe geçen gazeteci Hasan Tahsin de Dönme kökenliydi. Dönme kökenli tanınmış yazarlardan biri de Zekeriya Sertel`dir. TRT`de yöneticilik yapan Emin Galip Sandalcı da medyanın Dönme kökenli elemanlarındandı.
Yine Batı yanlısı görüşleri toplumda yayma yönünde çaba sarf etmesiyle ün kazanan Ahmet Ağaoğlu da Dönme kökenli yazarlardandı. Halen Milliyet gazetesinde Dış Politika üzerine makaleler yazan Sami Kohen de Dönme kökenlidir. Bu kişi Amerika`da da Sam Kohen adıyla yazı yazmaktadır. Bunlar yahudi ve Dönme kökenli gazeteci ve yazarların Türkiye çapında ün kazanmış olanlarından bazıları. Ancak hepsi bu kadar değil tabii ki. Yahudi ve Dönme kökenli yazarların ve fikir adamlarının çalışmaları iyi tahlil edilirse özellikle Cumhuriyet döneminin ideolojik ve fikirsel alt yapısının oluşturulmasında ve bunun topluma kabul ettirilmesi çalışmalarında önemli rol üstlendikleri görülür. Dönmeler sadece yazı yazmakla ve fikir üretmekle yetinmemiş medyada patron olarak etkin olmaya da çalışmışlardır. Bu amaçla muhtelif yayın organları çıkarmışlardır. Günümüzde de başta Türkiye`nin en çok satan gazeteleri arasında yer alan Sabah gazetesi olmak üzere birçok yayın organı çıkaran ve atv adlı bir televizyon kuruluşu bulunan önemli bir medya holdinginin sahibi durumundaki Dinç Bilgin “Dönme” kökenli
medya patronlarından biridir.
Eğitim Alanında Dönmeler
“Dönmeler” adı verilen grup normalde yahudiliklerini gizleyen ve kendilerini Müslüman olarak lanse eden cemaat olmalarına rağmen gizli inançlarını koruyabilmek ve bu inançlarını yetişen nesillerine de aynen aktarabilmek için kendi eğitim kurumlarını kurmaya büyük özen göstermişlerdir. Dönmeler`in eğitim alanındaki üstatlarından biri
daha önce kendisinden söz ettiğimiz Selanikli Şemsi Efendi`dir. Şemsi Efendi, kendi imkanlarıyla Selanik`te ilkokul seviyesinde bir eğitim kurumu kurmuştu. Kendisi de bir Dönme olan Ilgaz Zorlu`nun “Evet Ben Selanikliyim” adlı kitabında Şemsi Efendi ve okulu hakkında verdiği bazı bilgileri aktarmakta yarar görüyoruz: “Bu çabaların (yani Sabetaycı neslin eğitimi için verilen çabaların) hiç kuşkusuz ki en önemlisini o yılların aslında bilgin bir Kabbalisti (Kabbala yorumcusu) ve din adamı olan Şemsi Efendi (Şimon Zwi) yapmaktaydı. Cemaat gençlerinin ne denli
bir sorunla karşı karşıya kaldığını gören Şemsi Efendi, bir müddet sonra kendi düşüncelerini Sabetaycı topluluk içinde duyurma çabasına girişti. Bu çaba bir anda o denli taraftar topladı ki insanlar adeta onun fikirlerine yapıştılar. Ancak kendisi tamamen kendi imkanları ile Selanik`te ilkokul seviyesinde bir kurumu da kurdu… Almış olduğu
Batılı eğitimin etkisiyle bir süre sonra okulu Selanik`te önemli başarılar kazanmıştır. Atatürk de sadece cemaat üyesi kişilerin kabul edildiği bu okulda bir süre okumuş ve orada verilmeye çalışılan Batılı anlayıştan etkilenmiştir; bunu daha sonraki fikirlerinde de görmekteyiz.”(25)
Dönmeler Selanik`teki eğitim kurumlarının yanı sıra İstanbul ve İzmir`de de önemli eğitim kurumları kurmuşlardır. Bunların başta geleni ise İstanbul`daki Feyziye Mektebi idi. Feyziye Mektebi`nin de temeli aslında Selanik`te atılmıştır. İlk olarak 1885`te Selanik`te Feyzi Sıbyan adıyla bir okul kuruldu. Balkan Harbi sırasında ekonomik krize giren bu okulu, Sultan II. Abdülhamid`in tahttan indirilmesinden sonra iş başına gelen hükümette Maliye Bakanı görevini alan Cavit Bey`in yardımları kurtarmıştır. Bir Maliye bakanının bu okulu kurtaracak yardımları ise devletin hazinesinden yaptığı şüphe gotürmeyecek bir gerçekti. (Bu Cavit Bey daha sonra Atatürk tarafından idam ettirilmiştir). İstanbul`daki Feyziye Mektebi bugün Işık Lisesi adıyla faaliyetini sürdürmektedir. Feyziye Mektebi`nin ve onun yerine geçen Işık Lisesi`nin asıl amacı Dönmeler`in çocuklarının Müslümanların çocuklarına karışmalarını ve böylece gizli olarak sakladıkları Sabetaycı (gizli yahudi) inançlarını korumalarını sağlamaktı. Bugün halen varlığını sürdüren Ulus Musevi Lisesi ise özellikle yahudilerin yani yahudiliklerini açığa vuran azınlığın çocuklarının okuduğu bir eğitim kurumudur.
Ekonomik Alanda Yahudiler ve Dönmeler
Türkiye yahudilerinin ve onların gizli kanatları durumundaki Dönmeler`in en çok ağırlık verdikleri alan ekonomik alandır. Bu alanda hem yahudiliklerini açığa vuranlar hem de bu kimliklerini gizleyerek “Dönmeler” kitlesi içinde yer alanlar etkin faaliyet içine girmişlerdir. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde onlara bu sahada bazı kolaylıklar sağlandığını daha önce belirtmiştik. Cumhuriyet döneminde ekonomik alanda önemli noktalara gelen yahudi ve Dönme kökenlilerin bazıları şunlardır:

Üzeyir Garih ve İshak Alaton: Alarko Holding`in ortakları. Her ikisi de yahudi kimliklerini açığa vuran kesimdendir. 1954`te küçük bir sermaye ile kurulan şirketleri Alarko Holding ise devletten aldığı ihalelerle bugün büyük bir dev firma haline gelmiştir. Garih – Alaton ikilisi aynı zamanda aşağıda sözünü edeceğimiz “500. Yıl Vakfı”nın kurucularındandır.

Alarko Holding`in başkanı Üzeyir Garih`in otuzdan fazla vakıf ve derneğe üye olduğu bizzat kendisiyle yapılan bir röportajda dile getirilmişti. Bu vakıf ve derneklerin tümü Türkiye`deki yönetimi etkileme, Türkiye-İsrail ilişkilerini güçlendirme, Türkiye`deki yahudi azınlığın çıkarlarını koruma, Türkiye`den İsrail`e menfaat sağlama gibi muhtelif lobi faaliyetleri yürütmektedir. Garih, Panorama adlı bir ekonomi dergisinin kendisiyle yaptığı röportajda, üyesi olduğu kuruluşlar yoluyla bir çıkar elde edip etmediği sorulunca şu cevabı vermişti: “Tabii üyesi olduğum kuruluşlardan çıkarım var. Dernek yoluyla sesimi son merciye kadar duyururum” demişti. (26)

Jak Kamhi: Profilo Holding`in yönetim kurulu başkanı. Profilo Holding, Türkiye`nin beyaz eşya (buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi vs. gibi ev aletleri) üreten en önemli sanayi kuruluşlarından biridir.Jak Kamhi aşağıda sözünü edeceğimiz 500. Yıl Vakfı`nın kurucu başkanıdır. Kamhi`nin aynı zamanda uluslararası siyonist teşkilat B`nai B`rith`e üye olduğu çeşitli kaynaklarda dile getirilmiştir. Jak Kamhi, İktisadi Kalkınma Vakfı`nın da başkanıdır. Onun bu kuruluş vasıtasıyla da önemli lobi faaliyetlerinde bulunduğu bilinmektedir. Haftalık 2000`e Doğru dergisi Kamhi`nin koruma görevlilerinin MOSSAD ajanı olduklarını iddia etmişti. Kamhi, Türkiye`deki yahudi lobiciliğinin başını çekenlerden biridir. O bu konuda bazı uluslar arası oluşumlarla ve devlet yönetimleriyle olan irtibatını da çok iyi değerlendirmektedir. Kendisine eski Fransa cumhurbaşkanı François Mitterand tarafından Legion d`Honneur (Onur Madalyası) ve “Chevalier (şövalye)”lik payesi verilmiştir. Kamhi, Marie Claire dergisine yaptığı açıklamada: “İsrail`e karşı bağlılığım var” (27) ifadesini kullanmıştı.
Haftalık 2000`e Doğru dergisinin 28 Haziran 1992 tarihli sayısında çıkan bir habere göre Jak Kamhi`nin sahibi olduğu Profilo Holding Genelkurmay başkanlığına yeni bir elektronik haberleşme sistemi satma teklifinde
bulundu. Ancak daha sonra bu sistemin MOSSAD tarafından da dinlenmeye müsait olduğu ortaya çıkınca teklif reddedildi. Jak Kamhi`nin oğlu Cefi Kamhi yahudi kimliklerini gizlemeyenlerin geleneklerini bozarak Meclis`e giren kişidir. Çünkü Dönmeler Meclis`e girerek ve devlet kadrolarında görev alarak yönetimde söz sahibi olma yollarına giderken yahudi kimliklerini gizlemeyenler genellikle ekonomik alanda kalarak lobi faaliyetleri yürütmeyi tercih etmektedirler. Cefi Kamhi bu geleneği bozarak bir dönem DYP listesinden parlamentoya girdi. Jak Kamhi`nin kardeşinin MOSSAD ajanı olduğu International Herald Tribune gazetesinin 24 Mayıs 1993 tarihli sayısında iddia edilmiştir. Jak Kamhi hakkında 1983 yılında toplu kaçakçılık yapma suçundan dava açılmıştı. Bunun sebebi ise onun sahip olduğu Tüpko adlı şirketin Türkiye`ye kaçak yollarla televizyon tüpü sokmasıydı.
Vitali Hakko: Vakko adlı konfeksiyon şirketinin sahibi Vitali Hakko, Şapka Kanunu sayesinde büyük primler yapmıştır. Önceleri İstanbul`un Mahmutpaşa semtinde ve Kapalı Çarşı`sında tezgahtarlık yapan Vitali Hakko, şapka giyilmesini zorunlu kılan Şapka Kanunu çıktıktan sonra çıkardığı Has Şapka ile büyük gelirler elde etti. Vakko bugün Türkiye`nin en zengin konfeksiyon kuruluşları arasında yer almaktadır. Vakko`nun ürünlerini de daha çok zengin kesim giyebilmektedir. Çünkü lüks ve pahalı ürünler piyasaya sürdüğünden fakir ve orta tabakanın onun ürünlerini satın alması zor olmaktadır.

Bezmenler Ailesi: Bu aile Dönmeler kesimine mensuptur ve Türkiye`nin oldukça zengin ailelerinden biridir.
Eczacıbaşı Ailesi: Bu aile de Dönmeler`dendir. Türkiye`nin en büyük ilaç sanayi kuruluşu olan Eczacıbaşı İlaç Holding bu aileye aittir. Bu ailenin en tanınmış ismi ise Eczacıbaşı İlaç Holding`inin kurucularından olan Nejat Eczacıbaşı`dır. Nejat Eczacıbaşı da aşağıda sözünü edeceğimiz 500. Yıl Vakfı`nın kurucularındandır ve aynı zamanda uluslar arası siyonist kuruluşlardan Bilderberg`in üyesidir. Bunlar Türkiye`nin zengin tabakası içerisinde yer alan yahudi veya Dönme kökenlilerin sadece bir kısmını oluşturuyor. Biz sözü fazla uzatmamak içen özellikle büyük sanayi kuruluşlarının sahibi olanlardan söz etmekle yetinmek istedik. Ancak bu kişilerin Türkiye yönetiminin üzerinde önemli bir etkinliklerinin olduğunun bilinmesinde yarar görüyoruz.
Yahudi Kökenlilerin Cumhuriyet Döneminde Çektikleri Bazı Sıkıntılar
Türkiye yahudilerinin ve Dönmelerin Cumhuriyet döneminde her zaman çok rahat oldukları da söylenemez. Cumhuriyetin ilk yıllarında bazı dönmelerle yönetim arasında birtakım problemler de yaşanmıştır. Örneğin II. Abdülhamid`in hal`inden sonra iş başına gelen hükümetin Maliye bakanı Cavid Bey, Mustafa Kemal döneminde idam edilmiştir. Bu sürtüşmenin sebebi yahudilerin ve Dönmelerin kontrolü tümüyle ellerine alma çabası içine girmiş olmaları olabilir. Hatta Cumhuriyet döneminde Sabetaycı kökenlilere yönelik baskılar hakkında kendisi de Sabetaycı kökenli olan bir yazar şu iddialarda bulunmaktadır: “Sabetaycılara yönelik baskılar genel olarak Cumhuriyet ile beraber olmuştur.
Gariptir ki Osmanlı Devleti`nin dinsel kurallarının en katı uygulandığı dönemlerinde bile cemaat (yani Sabetaycı cemaat) üyelerine karşı resmi bir tavır sergilenmemiştir… Yine ilginçtir, Sabetaycılara karşı en yoğun baskılar kendilerinin de kuruluşunda önemli rol üstlendikleri Cumhuriyet Türkiyesi`nde olmuştur. Nitekim bunun en somut örneği 1946`da yaşanan Varlık Vergisi olayında görülmektedir. (Varlık Vergisi`nin başlama tarihi 1942`dir. Kitapta bu tarih yanlış yazılmıştır.)
Kendilerini tamamıyla Türk addeden Sabetaycı aileler “D” sınıfı altında belirlenmişler, Bezmenler, Atabekler, Dilberler gibi bilinen aileler korkunç parasal miktarlar ödemek durumunda bırakılmışlardır.” (28) Varlık Vergisi ve Türkiye`den Filistin`e Yahudi Göçü Yukarıda da belirttiğimiz üzere 1942`de başlayan ve yahudi kökenlilere karşı uygulanan bir Varlık Vergisi olayı dikkatimizi çekmektedir. Bu uygulamaya göre yahudilerden ve Dönmeler`den Müslümanlardan alınan verginin iki katı alınıyordu. Görünüşte bu vergi yahudilere yönelik bir baskı uygulaması niteliği taşıyordu. Ancak gerçekte yahudilerin Filistin topraklarına göç etmelerini sağlamak için konulmuş bir vergi olabilir. O zamanın cumhurbaşkanı İsmet İnönü`nün ta Lozan görüşmelerinde yahudilerin başhahamlarıyla bir dostluk ilişkisi içine girdiğinden daha önce söz etmiştik. Onun bu kez yahudileri ve Sabetaycıları ekonomik yönden sıkıntıya sokacak katı bir vergi uygulamasına başvurmasında onları göçe zorlama amacının bulunuyor olması hiç de ihtimal dışı değildi. Bilindiği üzere aynı dönemde Avrupa ülkelerinin çoğunda yahudiler sistemli bir baskıya maruz bırakıldılar ve bu baskılar Filistin topraklarına göçü hızlandırdı. Bu göç sayesinde Filistin topraklarında bir “yahudi devleti” kurmaya yetecek insan potansiyeli oluşturuldu. Eğer söz konusu zorlamalar olmasaydı, yahudiler genellikle bulundukları ülkelerde kalmayı tercih edecek, bu yüzden de Filistin`e göç az olacak ve hedeflenen “İsrail devleti”nin kurulması için yeterli insan potansiyeli oluşmayacaktı. Buna binaen yakın tarihi incelediğimizde bir dönem yahudilere yönelik olarak uygulanan sistemli baskıların sadece siyonizmin amaçlarına hizmet ettiğini görürüz. Bu açıdan bakarsak 1942`de başlatılan Varlık Vergisi uygulamasının da siyonistlerin Filistin`e yahudi göçünü hızlandırma amacına yönelik olması ihtimalini göz önüne almamız gerekir. Söz konusu vergi uygulamasının sebep olduğu göç olayı da bu kanaati doğrulamaktadır. Çünkü söz konusu göç sebebiyle çok sayıda yahudi Filistin topraklarına göç etmiştir. Özellikle İsrail işgal devletinin kuruluşunun ilan edilmesinden sonra azımsanamayacak sayıda Türkiye yahudisi işgal altında tutulan Filistin topraklarına göç etmiştir. II. Dünya Savaşı`na kadar Türkiye`de toplam olarak 150 bin civarında yahudi yaşadığı tahmin ediliyordu. Ancak günümüz Türkiye`sinde bu sayı 25 bine düşmüştür. İşte bu azalmanın sebebi işgal altındaki Filistin topraklarına göçtür. Göçün en hızlı şekilde gerçekleştiği dönem ise Varlık Vergisi`nin uygulandığı yıllardı.

500. Yıl Vakfı ve Günümüz Türkiye`sinde Yahudi Lobiciliği
Türkiye yahudileri, yahudilerin İspanya`dan sürülüp Osmanlı topraklarına kabul edilmelerinin 500. yıldönümünü kendi açılarından bir fırsat kabul edip bu fırsatı iyi değerlendirmek amacıyla 1989 yılında 500. Yıl Vakfı`nı kurdular. Vakfın kurucuları arasında yahudi olmayıp da yahudilerle yakın ilişkiler içinde bulunanlar da vardı. Ünlü işadamlarından Sakıp Sabancı, Anavatan Partisi İstanbul milletvekili Bülent Akarcalı, eski dışişleri bakanı Vahit Halefoğlu`nun eşi Zehra Halefoğlu, gazeteciler Nezih Demirkent, Yavuz Donat, Altemur Kılıç, tiyatro sanatçısı Yıldız Kenter, emekli amiral A. Sezai Orkunt 500. Yıl Vakfı`nın yahudi olmayan kurucularından bazıları. Vakfın yahudi kurucularının bazılarının adları da şöyle: Jak Kamhi (Profilo Holding`in başkanı), İshak Alaton (Alarko Holding`in ortaklarından), Üzeyir Garih (Alarko Holding`in ortaklarından), Vitali Hakko (Vakko`nun sahibi), Eli Acıman (Manajans`ın sahibi), Sami Kohen (gazeteci, Milliyet gazetesinin yazarlarından). Vakfın başkanlığına yahudi işadamlarından Profilo Holding`in sahibi Jak Kamhi getirildi.
500. Yıl Vakfı`nın yetkilileri amaçlarının 500 yıllık tarihin ve Türklerin tanıtımını yapmak ve böylece Türkiye`ye olan minnet borçlarını ödemek olduğunu ileri sürüyorlardı. Ancak vakfın kuruluşunu gerçekleştirdikten sonra başlattığı, özellikle de İspanya yahudilerinin kovuluşunun 500. yılı olan 1992 yılı içinde yürüttüğü faaliyetler
asıl amacın daha farklı olduğunu ortaya çıkardı. Vakfın kuruluş amacı hakkında Jak Kamhi`nin şu sözleri önemli
fikirler vermektedir: “500. Yıl Vakfı projesini ortaya koyan hahambaşılıktır. Bu proje çok daha önceden hahambaşılık tarafından düşünülmüştü. Bunun bir vakıf tarafından yürütülmesi hahambaşılık tarafından benimsenmiş ve bu şekilde bir yol çizilmiştir. Bu işin de esas patronu hahambaşı ve hahambaşılıktır. Bu itibarla bizim hahambaşılıkla herhangi bir fikir ayrılığımız yoktur. Etkinliklerin ise büyük bir çoğunluğu zamanında
hahambaşılık tarafından düşünülmüş etkinliklerdir.” (29)
Bizce 500. Yıl Vakfı`nın en önemli amaçlarından biri siyonist İsrail yönetiminin izlediği ırkçı politika ve gerçekleştirmiş olduğu gayri insani uygulamalar dolayısıyla gerek Türkiye gerekse dünya kamuoyunda
oluşmuş olan siyonizm ve yahudi aleyhtarı imajı tamamen silmek veya en azından hafifletmekti. Tabii ki bunun gerçekleştirilmesi ikinci önemli amacın yani Türkiye-İsrail ilişkilerinin geliştirilmesi amacının gerçekleştirilmesine zemin hazırlayacaktı. Vakıf da bu amacını gerçekleştirebilmek için Osmanlı hoşgörüsünden söz etmeyi insanlara
yanaşmak ve onların ilgilerini çekmek için bir vasıta olarak kullandı. Vakfın bütün programlarında, konuşmacıların Osmanlı hoşgörüsünü dile getiren yapmacık cümlelerini sürekli şekilde yahudiyi hoş ve sevimli göstermeyi amaçlayan konuşmalar izliyordu. Bu arada 1492 sürgününden ve yahudilerin Ortaçağ Avrupa`sında görmüş oldukları zulümlerden özene özene söz edilmesi de gönüllerde yahudiye karşı bir acıma duygusunun oluşturulması amacına yönelikti. Yıllarca İsrail yönetiminin güçlenmesi için büyük maddi fedakarlıklarda bulunmuş olan yahudi trilyonerleri ve milyarderleri bu kez İsrail ve siyonizm aleyhtarı imajı silmek için her türlü maddi fedakarlık göstermekten çekinmediler. Dolayısıyla 500. Yıl Vakfı`nın önceden belirlemiş olduğu programların uygulamaya konulması konusunda herhangi bir aksama olmadı. 500. Yıl Vakfı, belirlemiş olduğu amaç doğrultusunda yürüttüğü umuma açık kültürel faaliyetlerin yanı sıra çeşitli lobi faaliyetlerinde de bulundu. Bu lobi faaliyetlerinin en büyük başarılarından birisi Birleşmiş Milletler Genel Kurulu`nun 10 Kasım 1975 tarihinde kabul etmiş olduğu, siyonizmi bir ırkçılık olarak değerlendiren ve bu yüzden kınayan kararın geri alınmasını sağlamak oldu. Bu kararın geri alınmasında ABD başkanı Bush`un seçim hesapları dolayısıyla çeşitli ülkelere baskı yapmasının rolünün büyük olduğu inkar edilemese de, 500. Yıl Vakfı`nın böyle bir baskının yapılabilmesi için şartları oluşturduğu da bir
gerçektir. İşin gerçeğinde 197
Bizce 500. Yıl Vakfı`nın en önemli amaçlarından biri siyonist İsrail yönetiminin izlediği ırkçı politika ve gerçekleştirmiş olduğu gayri insani uygulamalar dolayısıyla gerek Türkiye gerekse dünya kamuoyunda
oluşmuş olan siyonizm ve yahudi aleyhtarı imajı tamamen silmek veya en azından hafifletmekti. Tabii ki bunun gerçekleştirilmesi ikinci önemli amacın yani Türkiye-İsrail ilişkilerinin geliştirilmesi amacının gerçekleştirilmesine zemin hazırlayacaktı. Vakıf da bu amacını gerçekleştirebilmek için Osmanlı hoşgörüsünden söz etmeyi insanlara
yanaşmak ve onların ilgilerini çekmek için bir vasıta olarak kullandı. Vakfın bütün programlarında, konuşmacıların Osmanlı hoşgörüsünü dile getiren yapmacık cümlelerini sürekli şekilde yahudiyi hoş ve sevimli göstermeyi amaçlayan konuşmalar izliyordu. Bu arada 1492 sürgününden ve yahudilerin Ortaçağ Avrupa`sında görmüş oldukları zulümlerden özene özene söz edilmesi de gönüllerde yahudiye karşı bir acıma duygusunun oluşturulması amacına yönelikti. Yıllarca İsrail yönetiminin güçlenmesi için büyük maddi fedakarlıklarda bulunmuş olan yahudi trilyonerleri ve milyarderleri bu kez İsrail ve siyonizm aleyhtarı imajı silmek için her türlü maddi fedakarlık göstermekten çekinmediler. Dolayısıyla 500. Yıl Vakfı`nın önceden belirlemiş olduğu programların uygulamaya konulması konusunda herhangi bir aksama olmadı. 500. Yıl Vakfı, belirlemiş olduğu amaç doğrultusunda yürüttüğü umuma açık kültürel faaliyetlerin yanı sıra çeşitli lobi faaliyetlerinde de bulundu. Bu lobi faaliyetlerinin en büyük başarılarından birisi Birleşmiş Milletler Genel Kurulu`nun 10 Kasım 1975 tarihinde kabul etmiş olduğu, siyonizmi bir ırkçılık olarak değerlendiren ve bu yüzden kınayan kararın geri alınmasını sağlamak oldu. Bu kararın geri alınmasında ABD başkanı Bush`un seçim hesapları dolayısıyla çeşitli ülkelere baskı yapmasının rolünün büyük olduğu inkar edilemese de, 500. Yıl Vakfı`nın böyle bir baskının yapılabilmesi için şartları oluşturduğu da bir
gerçektir. İşin gerçeğinde 1975 İsrail`i ile 1992 İsrail`i arasında ve bu süre içinde siyonizmin amaçlarında herhangi bir değişiklik olmamıştı. İsrail`de hala “vatandaşlık”, “yahudi olmak” olarak tanımlanıyor ve dünyanın hangi ülkesinden gelirse gelsin “yahudi” olan bir kişi İsrail`de vatandaşlık hakkına sahip olabiliyordu. Bunun yanı sıra
İsrail yahudi olmayanlara hala hor bakıyor, işgali altındaki topraklarda yaşayanlardan yahudi olmayanlar üzerindeki baskı ve zulüm uygulamalarını aynen sürdürüyordu. Kısaca İsrail “Korku Devleti” özelliğini aynen koruyordu. Bu “Korku Devleti” özelliği de birinci derecede ırkçı anlayışına dayanıyordu. Bütün bunlara rağmen Birleşmiş Milletler`in ABD başkanı Bush`un da baskıları ile 10 Kasım 1975 tarihli ve 3379 sayılı, “siyonizmin bir çeşit ırkçılık ve ırk ayrımı olduğu” yolundaki kararını geri almasında 500. Yıl Vakfı yoluyla yürütülen çalışmaların ve
dünyadaki çeşitli güç merkezlerine yakınlıkları ile bilinen yahudi lobilerinin önemli rol oynadığı bir gerçektir.
Gerek Türkiye`de ve gerekse Türkiye dışında basın – yayın organları üzerinde küçümsenemeyecek bir etkinliğe sahip olan yahudi lobileri için 500. Yıl Vakfı`nın çalışmaları iyi bir propaganda malzemesi olarak kullanıldı. Mesela Türkiye`de çok sayıda yayın organı, bu vakfın kuruluşu ve yürüttüğü çalışmalar dolayısıyla yahudilerden övgüyle söz eden dizi yazılar ve makaleler yayınladılar. Bu yazı ve makalelerde Osmanlı hoşgörüsünün vurgulanmasından çok yahudinin sevimli gösterilmesine çalışıldığı hemen dikkat çekiyordu.
500. Yıl Vakfı ve Türkiye Yönetimi
Türkiye yönetimi, 500. Yıl Vakfı`na gerek kuruluşunda gerekse programlarını uygulamaya koymasında her türlü kolaylığı gösterdiği gibi maddi yönden destek de sağladı. Türkiye hükümetinin böyle bir maddi destek sağladığı bizzat vakfın başkanı Jak Kamhi tarafından şu şekilde dile getirilmişti: “Devlet desteği yalnız uluslararası tanıtım vb.
faaliyetlerde oluyor. Tabii bu arada bütün dünya yahudi liderlerini bir araya getirip bir konser adı altında `Evrensel Yahudi İttifakı` girişimleri de bu faaliyetlerin arasında yer alabiliyor.”
Türkiye hükümetinin 500. Yıl Vakfı`na bu desteği sağlamasında Türkiye`deki yahudi azınlığın ve Dönme kökenlilerin lobi faaliyetlerinin yanı sıra, bu vakfın Türkiye adına dünya çapında lobi faaliyetlerinde bulunacağı ümidinin de önemli rolü olmuştur. 500. Yıl Vakfı` nın şartnamesinde, vakfın amaçlarından: “Türklerin devlet ve toplum olarak üstün insanlık vasıflarını her türlü olanaktan yararlanarak tüm dünyaya tanıtmak, din ve vicdan hürriyetlerini korumak için bağnazlık ortamından kaçarak Türk toprağını vatan seçen yahudilere kucak açan Türk
milletinin insancıl yaklaşımını en geniş şekilde yurtiçinde ve yurtdışında duyurmak ve Musevi yurttaşlarımızın şükran ifadelerinin açıklanmasına yardımcı olmak…” şeklinde söz edilmesi hükümeti oldukça memnun etmişti.
Osmanlı hoşgörüsünün, Osmanlı`nın yüce tuttuğu manevi değerlere sırt çeviren mevcut Türkiye yönetimine mal edilmesi de bu yönetimin hoşuna gitmekteydi. Bu yüzdendir ki söz konusu vakfın en faal olduğu iki yıl içerisinde üç hükümet değişikliğine gidilmesine rağmen Türkiye yönetimi 500. Yıl Vakfı`nı destekledi ve birbirini izleyen bu üç hükümetin söz konusu vakıfla ilgili politikalarında herhangi bir değişiklik olmadı. Bu tutum sonraki dönemlerde de aynen devam etmiştir ve hükümet değişiklikleri adı geçen vakfın konumunu değiştirmemiştir. 500. Yıl Vakfı`nın Türkiye`nin siyonizmi ırkçılık olarak kabul eden BM kararının geri alınması konusuyla ilgili tutumunu etkilediği de
söylenebilir. Bu etkinin bir sonucu olarak Türkiye, söz konusu kararın geri alınması konusunda çekimser kalmayı tercih etti. Başbakan Süleyman Demirel konuyla ilgili açıklamasında, İsrail`in barış masasında tutulabilmesi için eski kararın iptalinin gerektiğini söylemiş, o zamanki Dışişleri bakanı Hikmet Çetin de: “Bizim farklı bir durumumuz var, en makulü çekimser kalmaktı” demişti. O zaman birbirlerinin ellerini sıkmayan cumhurbaşkanı Turgut Özal ile başbakan Süleyman Demirel`in, İsrail cumhurbaşkanı Haim Hertzog`un Türkiye`yi ziyareti esnasında gerçekleştirilen “500. Yıl Vakfı`nın Galası”nda bir araya gelebilmeleri de bu vakfın gücünün ve
Türkiye`deki yönetimin bu vakfa verdiği önemin bir göstergesiydi.

Dipnotlar:
1) Süleyman Kocabaş, Türkiye ve Siyonizm, sh. 52, Vatan Yayınları,İstanbul, 1987
2) Süleyman Kocabaş, a. e., sh. 52
3) Bilim Araştırma Grubu, Yehova`nın Oğulları ve Masonlar, sh. 62-63, Araştırma Yayıncılık, İstanbul, 1993
4) Yakın Tarih Ansiklopedisi, C. 1, sh. 15, Vakit Yayınları, İstanbul, tarihsiz
5) Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma, Birkaç Sahife Tarih, sh. 225, Selam Yayınevi, Konya, tarihsiz
6) Cemal Topuzlu, 80 Yıllık Hatıralarım, sh.18, İstanbul, 1939; İhsan Süreyya Sırma, aynı eser, sh. 225-226
7) Aynı eser, sh. 69
8) Büyük İslam Tarihi, C. 7, sh. 246, Çağ Yayınları, İstanbul, 1990
9) Ömer Faruk Yılmaz, Masonlar ve İngilizlerin Tertibi 31 Mart Hadisesi, Akit gazetesi, 15 Nisan 2000, sh. 2
10) Angelo Jacovella, Jöntürk-Mason İşbirliği, Tarih ve Medeniyet dergisi, sayı: 63, sh. 28, Haziran 1999
11) Doç. Dr. Şükrü Karatepe, Meşrutiyet ve Anayasa, sh. 84-85, Yeni Şafak Yayını, İstanbul, 1995
12) Başbakanlık Osmanlı Arşivi, YEE; 18, 525/622, 128, 30
13) Sultan II. Abdülhamit, Siyasi Hatıratım, sh. 76, Dergah Yayınları, İstanbul, 1984
14) Lütfi Simavi, Sultan Mehmed Reşad Han`ın ve Halefinin Sarayında Gördüklerim, sh. 1
15) Ali Uğur, Dünya Siyonist Kongreleri ve Türkiye, sh. 72-73, Ocak Yayınları, 1986
16) Doç. Dr. Abdurrahman Küçük, Dönmeler Tarihi, sh. 543, Rehber Yayınları, Ankara, 1990; G. Scholem, Doenmeh, Encyclopedia Judaica, VI/150-151
17) A. N. Ölçen, Osmanlı Meclis-i Mebusanı`nda Kuvvetler Ayrımı ve Siyasal İşkenceler, sh. 49, Ankara, 1982
18) Eski Bahriye Vekili (Deniz Kuvvetleri Bakanı) Topçu İhsan, Resimli Tarih Mecmuası, Haziran 1991, Sayı: 18, sh. 780,
19) Bilim Araştırma Grubu, Yehova`nın Oğulları ve Masonlar, sh. 65; Haydar Kazgan, Galata Bankerleri, sh. 45
20) Ilgaz Zorlu, Evet Ben Selanikliyim – Türkiye Sabetaycılığı, sh. 17-21, Belge Yayınları, İstanbul, 1999
21) Dr. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım, C. 3, sh.1049-1050, Altındağ Yayınevi, İstanbul, 1967
22) Feridun Kandemir, Hatıraları ve Söyleyemedikleri İle Rauf Orbay, sh.96-97; Hasan Hüseyin Ceylan, Büyük Oyun, C. 2, sh. 22-23, Rehber Yayınları, Ankara, 1995
23) H. Hüseyin Ceylan, a. e., C. 3, sh. 36; Çetin Özek, Türkiye`de Gerici Akımlar, sh. 31-34, Varlık Yayınları, İstanbul 1964
24) Abdurrahman Küçük, Dönmeler Tarihi, sh. 544
25) Ilgaz Zorlu, a. e., sh. 115-116
26) Bilim Araştırma Grubu, Yehova`nın Oğulları ve Masonlar, sh. 692
27) Marie Claire, Ocak 1992, sh. 38
28) Ilgaz Zorlu, a. e., sh. 132
29) Şalom, 22 Mayıs 1991
SON…

Reklamlar
Published in: on Temmuz 29, 2006 at 3:10 pm  Comments (60)  

The URI to TrackBack this entry is: https://kendihalinde.wordpress.com/2006/07/29/turkiye-ve-yahudiler/trackback/

RSS feed for comments on this post.

60 YorumYorum bırakın

  1. Çok detaylı ve yararlı bilgiler, çok teşekkür ederim.

  2. Ne diyeyim…. Allah size akıl fikir versin… Bu saçmalığı okuyan da koca Osmanlıyı birkaç yüz Yahudinin batırdığını, TC’yi de 4 Yahudinin kurduğunu yönettiğini sanacak…
    Bu kadar temelsiz, bu kadar cahilane, kin ve kuyruk acısı dolu bir laf kalabalığı daha okumamıştım. Bu saçmalığın yazarının Yahudinin birinden kazık yediği düşünülebilir ancak… Aksi taktirde, bu laf kalabalığını ciddiye almanın hiç anlamı yok. Göze ziyan…

  3. Yahudiler zamanin zenginlesen guclu ulkelerine goc ederler. Osmanli Impratorlugu o zaman boyle bir ulkeydi. Ve yahudiler bir bahaneyle yolunu bulup Osmanliya goc ettiler. Gercek bu bence. Onlara Ispanyollarin zulum falan yaptigi hikaye.

  4. ne sacmaliklar!!!
    Bilhassa bana curuk yumurta satmayin.Dedemin babasi Bulgaristan TURK’U Musluman, kizkardesim Musluman amcamin torununun babasi Filistin’li Musluman ve damarlarimda Ispanyol Yahudi’si ve Hazar Turk’u kani var.
    Israel bir isgal ulkesi degil KUR-ANI KERIMDE BILE YERI OLAN VAAD EDILMIS BIR ULKE .Size gelince tarihinizde kendiniz yazmissiniz bu Gunku Turkiye/Anadolu(Anatolia)ve
    Trakya(Trachia)kilic zoruyla gasp/feth edilmis topraklar
    Turkiye bu gune bu gun yakasina kadar sosyo ekonomik,askeri, ic politika ,irtica yolsuzluk camuruna gomulmus. Komplo teorileri ve filistinlilerle ugrasacaginiz yerde Turkiye’yi kurtarin Demokratik Israel’e satasmak en kolay Irak’ta ,AFGANISTAN’DA Musluman Muslumani katlediyor cit yok Cin’de Musluman Uygur’lar kadin cocuk kursuna diziliyor yine cit yok
    KahramanMaras’ta kac MUSLUMAN KATLETTINIZ??Sivasta kac Alevi kardesinizi diri diri yaktiniz? sizi gidi iki yuzluler sizi. Son 6 senede 1557 Israel’li 126 cocuk butun aileler dahil intihar,bomba ve silahli saldirilarda katledildigi zaman neden insanlik adina sokaklara cikmadiniz? Edepsiz guruhu sizi yasadigim kasaba dahil onlarca yerlesim merkezi kassam ve grad roketleriyle bombalandi ve bu devam ediyor buna diyeceginiz yok.
    Sizi ancak CENAB-I ALLAH KURTARIR VE AF EDER

  5. hadi ordan siyonist kalafat Karay Turk !

    Eger Allah denen sey bir yerde birilerine toprak vaad etmisse boyle Allah olur mu ? Ne dandik Allahmis boyle Allah. Filistin isgal edilmis bir yerdir. Ingilizler eliyle Yahudilere verilmis bir topraktir. Yani Allah Yallah degil. Ingilizlerin yahudilere vaad ettigi topraklar.

  6. türkiyede yahudi lobiciliği yukarıda anlatıldığı kadar var katılıyorum osmanlıyı yıkan da bu fitneci yahudi milletiydi bir de türkiyede nevi şahsına münhasır sabetaycı maskeli yahudiler var başbakanın davostaki çıkışını gölgelemek için kamuoyundaki çalışmaları gözlerden kaçmamalı ben bir müslüman olarak türkiyede ermenileri rumları tehdit olarak görmüyorum bu yahudi lobisi ermeni azınlığı düşman olarak türk milletine sunup kendilerini iyi saklıyorlar devletimiz bu fitneci milleti kontrol altında tutmalı en büyük tehdit sabetaycı yahudi lobiciliği

  7. Winter fling
    yazdiklarima cevap ver adam olduguna inanayim
    Siyonistim ve bununla gurur duyuyorum

  8. Cahil adamlar
    biraz yabanci dil bilirseniz medyayi takip edin
    kankalariniz rezil hamas Filistin halkina gonderilen yardimlari yagma ediyor zavalli ve canli kalkan olarak kullandiklari halka zirnik bile vermiyorlar
    Alin hamasi tepe tepe kullanin.Sehit MEHMETCIKLER icin bir goz yasi akitmayip hamas icin timsah gibi aglayan arap eminenizi ve eli masali kasimpasali tayyibi de bir guzel sevin sizi bu yakisir kani bozuklar

  9. HODRI MEYDAN
    NEREDESINIZ SANAL YIGITLER?NEREDESINIZ HAMAS YAGMACI ITLERIN DOSTLARI???BILHASSA SEN WINTER FLING INGILIZLERDEN BASLATMA BENI ONLAR YUNANLILARI TERK EDIP KIRLI BEZ GIBI ATMASAYDI BILMIYORUM NEREDE OLACAKTIN
    YINE ATATURK’E DUA EDIN ONA LAYIK DEGILSINIZ DEVSIRME SURUSU SIZI

  10. AHMED SAID EFENDI
    SAYENDE BIR YASIMA DAHA GIRDIM
    DEMEK KOSKOCA OSMANLIYI YIKAN BIR AVUC YAHUDI
    YAHU NE GUCLUYMUSUZ BIZ.SEN BUNU DEYINCE TUZAGA DUSUYORSUN .YANI OSMANLI VE TURKIYE BES PARA ETMEZLER
    BIR KAC YUZ YAHUDI OSMANLIYI TUKEDIP TURKIYEYI KEMIRIYOR
    DEMEK TURKIYE BU KADAR ACIZ
    BU AHMAKLIK.TURKIYE SENIN ZANNETIGINDEN DAHA GUCLU
    TURKIYEYI BATIRAN SENIN GIBI YOBAZ GURUHU LANET OLSUN

  11. niye bu kadar kuyruguna basilmis IT gibi havliyorsun ? Isaril’in avukati misin ? Dur hele. ABD’nin Israil’i kic ustu birakacagi gunler yakindir.
    Benden soylemesi 😉

  12. winter fling
    Yalniz ISRAEL’IN avukati degilim ISRAILLIYIM!!!!!!
    OKUMASINI BILSEYDIN DAHA EVVEL YAZDIKLARIMDAN ANLARDIN
    Sehit MEHMETCIKLER icin AGLAMAYAN Elin yagmaci katil hamasi icin zir zir aglayan bir guruhsunuz
    TURKIYE’DEson ne zaman sehit aileleri icin yardim kampanyasi duzenlendi????!!!!.Ite gelince sadik ve vefakar bir hayvandir karsilastirmaniza tesekkur ediyorum biz Israel’lirer itiz ama pitt bull cinsinden kuyrugumuza basinca ne oldugunu biliyorsun

  13. winter fling
    Simdilik kic ustu birakilan TURKIYE
    Simdiye kadar Yahudi lobisi TURKIYE’IN menfaatlerine kanat gerdi bu gun Yahudi lobisi”tarafsiz!!!”
    abd senatosu ve kongresi Ermeni soykirimini tanimak uzere
    o zaman ayikla pirincin tasini

  14. Yeah yeah..
    Yahudi lobisi Turkiye’den surekli para kopardi – sozde ermeni tasarisini gecirttirmiyoruz diye.
    Gecerse gecsin. Varsa ermenilerin bizden alacagi veririz olur biter. Bugune kadar yahudi lobilerinize verdiklerimizi ermenilere verseydik daha akillica olurdu.
    Hamas’a gelince.. Hamas secilmis bir partidir. Halkin tercihine saygi duyariz. Gider Hamas gelir Kamas 😉

    Yahudilerle olan tum iliskilerimizi kesmek istiyoruz. Sevilmeyen bir topluluk ile bizim isimizin olmamasi lazim 😦

  15. o zaman ucak ve tanklarinizi tenekecide onarirsiniZ
    Buyuk depremde ilk ve en buyuk yardimi kimin gonderdigini unutma .Bir tuyo vereyim araplar degil
    bIZIM KIMSENIN SEVGISINE IHTIYACIMIZ YOK BILHASSA DEVLET VE MILLETLER ARASINDA SEVGI DEGIL MUSTEREK MENFAATLER VARDIR VE ONLARIN ACISINDAN BUNU GORMEK LAZIM BENDE SIZIN ICIN ASKIMDAN OLMUYORUM KI BU GUN TURKIYE’DE HAKIKI TURK YOK GIBI.seni de avaneni de pek seven yok o kadar
    seniUlkenin cografyasi ,folkloru ,hizmeti turizmi guzel, o kadar basit al parani ver karsiligini bakkala gider gibi.Avrupalilara sor turkiyelileri ne kadar seviyorlar

  16. SIZ BIZE PARA MI VERDINIZ YALANIN KUYRUKLUSU

    SIMDIYE KADAR TURKIYE’YE HER SENE BESYUZ BIN ISRAEL TURIST GIRISI OLDU HER BIRI BIN ILA BINBESYUZ$ BIRAKIYORDU
    MONOPOL THY YE VERILEN BILET PARALARI CABASI
    YALNIZ ANTALYA’DA BIZIM SAYEMIZDE EKMEK YIYEN BINLERCE AILE VAR.SEN YALNIZ ISINE GELENLERE O DA KIVIRMALI DEMAGOJIK CEVAPLAR VERIYORSUN GOREYIM SENI TEK TEK CEVAP VER. BAHSE GIRERIM SEN HAYATINDA ASKERLIK YAPMAYAN MILLETIN ICIN DEGIL KAN BIR DAMLA TER DOKMEMIS BIRISIN
    YAPTIYSAN DA YA BEDELLI YADA BIRKAC HAFTA. BEN HAYATIMIN 26 YILINDA CAN PAZARINDA CAN ALIP CAN VERDIM.VE DE ARADA “!!!!YALNISLIKLA” BATIRDIGINIZ KENDI ZIRHLINIZIN MURETTEBATINI KURTARAN TIM DE GOREV ALDIM VE TERCUMANLIK YAPTIM VE BU GUNE DAR HEMEN HEPSIYLE ARKADASIM.SEN DEVSIRME VE ETNIK DOKUNTU KARDESLERINLE ISTEDIGIN KADAR CIYAKLA “KUYRUGUNA BASILMIS PUPPY GIBI”

  17. 5 milyon nufuslu Israil’in tank – ucak onarma gucu varsa, 70 milyon hayda hayda fabrikasini kurar ve gereken silahlarini onarir. Sahi siz bizimkilerini onarmazsaniz sizin tamir fabrikalariniz sinek avlar.
    Bu arada onardiklarinizi nasil onardiginiz konusuna da girmeyecegim…

    Bak simdiler de Putin Amca ile alis-verisimiz de iyi gidiyor…
    Sizin 500 bin Israilli gider 10 milyon arap gelir 🙂
    Hadi isine.. kimsenin rizki kimseden degil. Hersey YUCE TANRIDANDIR. Yok Antalyali ailelerin gecimini sagliyormus. Ulen sizin geciminizi ABD sagliyor be 😉

    Siz nasil para almadiniz ? siz derken ABD’dedeki Yahudi Lobilerinden bahsediyorum. Ha tabi bir sey daha var. Siz Ermeni meselesinde inandiginiz icin bizi cani gonulden desteklemiyormussunuz baksaniza hemen Generaliniz Ermenileri oldurdunuz gibi sozler etmeye basladi. Bizim ikiyuzlu insanlarla isimiz yok !

  18. Ilave…

    Ermenilerin alacagi varsa Osmanlidan var. Osmanli tarih oldu. Ermenilerin alacagi da tarih oldu. 🙂

    Illa var diyorsan bugun Osmanli artigi tum devletlerin bu borca sahip cikmasi lazim. Osmanli bir imparatorluktu ve her riktan-dinden asker-burakrat vardi. Bence Israil’in de ermenilere borcu var. Nitekim Osmanli artigi bor toprak uzerinde sere serpe gunesleniyor. Ayrica bir suru yahudi-sabetayci yonetici de vardi. Yani herkes borclu 😉
    At bakayim pamuk elleri cebe.

  19. Size arap turist cok yakisacak
    Kilic zoruyla musluman oldugunuzu unuttun galiba
    BENIM ATAM TURK HAZAR HANI VE MILLETI KENDI RIZALARIYLA YAHUDI OLDULAR.KURANINIZDA KITAL-I TURK(Turk katliami olmadikca KIYAMET KOPMAZ) LEN DILENCILER “HERON” PILOTSUZ UCAKLAR BIRAZ GECIKTI ALTINIZA YAPTINIZ COGUNUZ TURK SOYLU DEGILSINIZ KURT,ARAP VE DEVSIRME KIRMALARI.BU GUNE BUGUN
    ISRAEL’IN BEL KEMIGI TURK -HAZAR SOYLU ESKENAZLAR VE KARAIMLER
    ALIN KALLES ARAPLARI BIR GUZEL SEVIN KARGANIN KARDESI KUZGUN.SIZ BU KAFAYLA ANCAK IRAN’A BENZEYEBILIRSINIZ ONLAR GIBI BILE OLAMAZSINIZ SILAH ALACAK PETRO DOLARLARI VAR SIZIN NEYINIZ VAR KOKOREC KEBAP .PUTIN AMCAN K.G.B. SANA O SILAHLARI BEDAVA MI VERECEK ZANNEDIYORSUN? KOLESI OLURSAN OLUR ETNIK DOKUNTU OLDUGUNUZ ICIN HIZMETKARLIK YARASIR SIZE .SARI ZEYBEGIM,BOZ KURTUM ATATURK DIRILSEYDI SIZIN PISLIGINIZDEN HICRANINDAN OLURDU

  20. BÜROKRAT DENIR “BURAKRAT” DENMEZ SALAK

  21. DAHA DUN ALLAH YALLAH DEDIN NE BICIM ALLAH? DEDIN
    SIMDI BIRDEN YUCE TANRI,RIZK DIYE SACMALAMAYA BASLADIN
    YUCE TANRI BEDAVA RIZK VERMEZ AVANAK!!!! .INSANLIGA AKIL,MANTIK
    VE YARGI GUCU VERIP AL KULLAN DEMIS RIZK HEDIYE OLARAK ALINMAZ KAFAYI CALISTIRARAK ALINIR.TAM ARAP OLDUN SIMDI
    AFERIN .YAN “GEL YAT” ALLAH VERE RIZKIMI” ASALAKLIGIN DANISKASI DOKUNTU

  22. AABETAYCILAR SENDEN DAHA CIRKEF UGURSUZUN HAKKINDAN BURUNSUZ GELIR DEMISLER.BIZ O COPLUK SABETAYCILARI GUNAHIMIZ GIBI SEVMEYIZ GALIBA BIR AVUC HOKKABAZ SIZI SENELERDIR YONETIYOR ONLARI KENDINE SAKLA BANA MAL ETME

  23. atalarin avrupa ovalarinda kilic sallamis
    torunlari ise avrupa sehirlerinde supurge,kazma ve kurek salliyorlar.Amerikan bugdayi olmasaydi ekmek yerine baska naneler yerdin.ABD BIZE BEDAVA BIR SEY VERMIYOR PARA GELIYORSA O DA ISRAEL’I SEVEN YAHUDILER’DEN GELIYOR

  24. LEN WINTER FLING: TALEBELIGIMDEN BERI SENIN GIBI GEYIK
    GORMEDIM.ARKADASLARLA YAZDIGIN VE YUMURTLDIGIN SACMALI OKUYUNCA YARILIYORUZ VALLAHI BIRANIN USTUNE COK GUZEL GIDIYOR,SAG OLASIN BENNY HILL VE VE MONTI PAITON DAN BERI HIC BU KADAR GULMEMISTIM ALLAH ASKINA DEVAM ET

  25. Gel devam edemlim… 😉 Madem Hazar Turku idiniz niye Turkiye’yi vatan olarak secmediniz de taa Araban dotune kadar girdiniz:-) Sizin iddianiz sizlerin 3000 yil once o topraklarda olmaniz uzerine. Hazar Turkleri simdiki israil topraklari uzerinde hicbir zaman olmadilar 😉
    Bu arada ben de kalles olan araplari sevmem. Durust olanlari da cok.. her toplumda oldugu gibi.

    Bakiyorum hizini alamayip onlarca cevap yaziyorsun 🙂 Hay gayret guinness rekorlar kitabina gireceksin.

  26. Bir uyari sana Uyuz Israilli 🙂

    Sabetaycilar bizim IC MESELEMIZ. biz onlari elestiririz ama kimseye de yedirmeyiz ve de ezdirmeyiz. Bunu kafana yaz hem de iyi yaz…
    Bir daha Turkiye’nin insanlari hakkinda (kim olursa olsun) ileri geri konusma 😉

  27. bu yazar ne diyor LEN izrailli hergele 😉

    Asker’den askere ‘ilk kurşun’ sıkıldı! – İbrahim Karagül – Yeni Şafak

    Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkinin bugünkü niteliğini sadece Başbakan Tayip Erdoğan’ın Davos’taki çıkışına karşı pozisyon belirleyerek anlamanın mümkün olmadığı artık ortada. İki ülke arasındaki gerilimin Erdoğan’ın Şimon Peres’e söylediği sözlerle sınırlı olmadığı, AK Parti’nin İsrail’e bakışıyla tanımlanamayacağı da. Kabul etmek zor gelebilir, bu yazılanlar belli bir perspektife hapsedilerek anlamsızlaştırılabilir ama önümüzdeki gerçek şu: Türkiye’nin ve İsrail’in bölgesel çıkarları artık örtüşmüyor. Bundan sonraki süreçte de örtüşmeyecek.

    İki ülke arasındaki ayrışma giderek büyüyecek, ilişkilerdeki açı genişleyecek. Bunun İsrail karşıtlığı ile, her eleştiri yapanın karşısına dikilen anti-semitizm kavramıyla alakası yok. Bu sadece Gazze’deki İsrail kıyımıyla da sınırlı bir durum değil. Türkiye, 1995’ten bu yana İsrail’e verdiği desteği artık devam ettirmeyecek. İlişkiler bundan sonra çok daha dengeli bir hal alacak. İki ülkenin Ortadoğu’yu dönüştürmek için giriştikleri büyük macerada yolları Davos’dan çok önce ayrılmıştı zaten.

    Arap kuşatmasını Türkiye ile kırmak İsrail’in bölgesel stratejisinin en önemli aşamasıdır. Bunu büyük oranda başardı da. Çünkü Türkiye, yıllardır İsrail’e karşı yükselen öfkeyi kontrol etti, etkisizleştirdi. Ama artık İsrail’i sırtında taşımak istemiyor. Taşıma lüksü de yok. Çünkü Osmanlı’dan sonra ilk kez bölgeyi kendi gözleriyle görmeye başladı. İlk kez kendini merkeze alan bir gelecek projesi yürütüyor. Türk-İsrail ekseninin en büyük projesi Irak, İran ve Suriye’nin tecrid edilmesi, etkisizleştirilmesiydi. Bu en önemli olayda belirgin bir şekilde iki ülke çok farklı düşünüyor şimdi. Türkiye, İsrail’in en önemli düşmanlarını dost görüyor, İran ve Suriye ile Tel Aviv’in hazmedemeyeceği kadar yakın.

    Bu yüzden İsrail Kara Kuvvetleri Komutanı Avi Mizrahi’nin, hem de birçok ülkenin katıldığı bir askeri toplantıda, Erdoğan ve Türkiye’ye karşı ağır ifadeler kullanması, Kıbrıs’ı, Kürt sorununu, Ermeni tezlerini Türkiye’ye karşı kurşun gibi kullanması, ilişkilerdeki ayrışmanın gerçek boyutunu ortaya serdi. Bu yüzden hem Dışişleri Bakanlığı hem de Genelkurmay Başkanlığı söz konusu açıklamaya sert cevap verdi. İsrail’e nota verildi. Bir zamanlar “stratejik eksen” kuran iki ülkenin geldiği nokta burası.

    Mizrahi, İsrail devletinin bilinçaltında olanları açığa çıkardı: “Biz Filistinlileri katlettiysek siz de Ermenileri katlettiniz”, “biz Filistin’de işgalciysek siz de Kıbrıs’ta işgalcisiniz”, “biz Filistin’de savaş suçu işlediysek siz de Güneydoğu’da işlediniz” demek istedi. Açıklama, Türkiye’nin en hassas sıkıntılarının İsrail tarafından algılanış biçimini, ilişkilerin kötüleşmesi halinde nasıl Türkiye’ye karşı koz olarak kullanılacağının işaretlerini verdi. İsrail ordusundaki, devletindeki Türkiye algısını deşifre eden bir açımlamaydı bu. Dolayısıyla, İsrail Genelkurmay Sözcülüğü’nün “bizi bağlamıyor” ifadesi gerçeğin üstünü örtmekten çok uzak.

    İki ülke ilk kez bu kadar birbirine sertleşti. Siyasilerin değerlendirmeleri dönem dönem farklılaştı. Bülent Ecevit Cenin katliamını “soykırım” olarak niteledi. Başbakan Erdoğan Şeyh Ahmed Yasin’in katledilmesini “devlet terörü” olarak niteledi. Ama ilk kez askerden askere böylesine sertliğe tanık oluyoruz. Bu çok önemli. Bu, gerçekten bir kırılma yaşandığına işaret ediyor. Neden?

    Çünkü Türk-İsrail ilişkileri askeri karakterlidir. Siyasilerin nüfuz edemediği bir alandır. Neredeyse bilinmeyen bir el tarafından yönetilir. 23 Şubat 1996’da Çevik Bir’in imza koyduğu Askeri Eğitim İşbirliği Anlaşması’nda, 28 Ağustos 1996’da imzalanan Savunma Sanayi İşbirliği Anlaşması’nda, 14 Mart 1996’da imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması’nda sivillerin rolü yoktur. Diğer gizli anlaşmalarda, istihbarat anlaşmalarında, operasyon ortaklıklarında sivillerin rolü yoktur. Bu anlaşmaların yoğun olarak 1996’da yapılmasına ve 28 Şubat müdahalesindeki İsrail rolüne özellikle dikkat çekmek istiyorum. Konya’da İsrail uçaklarının uçmasından İran ve Suriye sınırlarında İsrail gözlem evleri kurulmasına kadar bilmediğimiz derin ortaklıklarda sivillerin belirleyici rolü yoktur.

    Askeri Eğitim İşbirliği Anlaşması Meclis’ten ve Türk halkından gizlenmiştir. Meclis’e onaylatılmış ama tartıştırılmamıştır. Milyarlarca dolarlık askeri anlaşmalar ihalesiz, bilinmeyen bir el tarafından İsrail’e verilmiştir. 170 adet tankın modernizasyonu, hiç tecrübesi olmamasına rağmen tepeden bir emirle İsrail’e verilmiştir. Tankların tamamı 2003’te teslim edilecekti, 2009’da hâlâ teslim edilmedi. Proje 290 milyon dolardan 687.5 milyon dolara yükseltilmiş, bir tankın bakım maliyeti 4.5 milyon dolara çıkmıştır. Oysa bir Leopar-2 tankı Almanya’dan 1 milyon dolara alınmıştır. Bu tanklar artık işe yaramayacaktır. Gazze saldırılarının hemen öncesinde Aselsan ve Elbit Systems üzerinden 141 milyon dolarlık bir anlaşma yapılmıştır. Böylesine bağımlılık ilişkisi söz konusudur iki ülke arasında. Siz, vergi verenlerin milyarlarca doları birileri tarafından İsrail’e aktarılmış, vaat edilen teknoloji transferleri yapılmamıştır.

    Türkiye şimdi İsrail dışında bir Ortadoğu vizyonuna sahip. Yukarıdaki bağımlı, tek taraflı ekseni kuranların bölge vizyonları iflas etti. Türkiye’yi çok dar bir alana hapsetti. Bu ülke, o dar sokaktan kurtulmalıdır ve kurtulacaktır.

    Türkiye ile İsrail arasındaki ayrışmaya bugünlerde dikkat etmek gerekiyor. İdeolojik bir tercih değil, Türkiye’nin gelecek vizyonudur söz konusu olan. İsrail bu vizyona ağır darbe vurmaktadır ve Türkiye, iki ülke arasındaki “stratejik ortaklık” kalıbına sığmamaktadır.

    Bu yüzden, Türkiye ve İsrail arasındaki ayrışmanın çok daha net örnekleriyle karşılaşacağız bundan sonra. Olay, bir siyasal çevrenin İsrail’e bakışının çok ötesinde geçmiştir. İlişkilerin niteliği ve algılanma biçimi de bu yüzden değişmeye devam edecektir. Eski cümleleri ve eski bölge algılamasını değiştirmeyenler en azından bu kadarını bir yere not etsin!

  28. IYIKI”TURKIYE’NIN INSANLARI DEDIN TURK DEMEDIN

  29. YOK DEVE ETNIK DOKUNTU WINTER FLING
    ISRAEL ‘IN TANKLARDA TECRUBESI YOKMUS!!!!!!!!
    ORDUMUZ BINLERCE KENDI MALIMIZ ABRAMS VE LEOPARDLARLA
    BOY OLCUSEN ‘merkavalarla’ donanmis ABD NIN BASKISI OLMASAYDI UCAKLARIMIZ DA “LAVI”OLACAKTI
    SIZE DE KOLAY GELSIN ARAP VE ACEMLE YATAN UYUZLA KALKAR
    UYUZA GELINCE BURADA BU HASTALIK YOK OLMUS ARAP VE BEDEVILERDE BILE YOK ANADOLUDA UYUZ SACKIRAN FALAN GIRLA
    BIRDE MESHUR KENENIZ BIZDE SOKAK KOPEKLERINDE BILE YOK
    WINTER FLING BU YAZISMALARIN TADI KACTI
    SEN ICIN ICIN HAKIKATLERI BILIYORSUN FAKAT ARAPLASMA
    ENTELLERE DE SICRADI
    NE DIYEYIM HER SEYE RAGMEN SAGLICAKLA KAL
    ARTIK VAKTIM YOK BIR KAC HATALIK IHTIYAT VATAN BORCUM VAR.
    HER SEYE RAGMEN CANIM TURKIYEM

  30. gel nere gidiyorsun Bozuk Yahudi 🙂
    Sen “Turkiyem” diyerek niye Turkiye’ye sahip cikiyorsun 😉 Dil surcmesi mi ? 🙂

  31. her yazdigim cumleye cevap ver ,tezimi curutmeye gayret et
    arap tembeli olma yalniz kolayina geleni yanitlama
    mayassilli dotunu zorla biraz

  32. sen benimkilere cevap verdin mi kici boklu Yahudi 🙂 nerden bildin mayasilli dotum oldugunu..? 🙂 gel ka$isana biraz.:-)
    senin tezin mi vardi uyuz yahudi 😉
    ne bicim insanlarsiniz yahu ? butun insanligin nefretini kazanmissiniz ? nasil becerdiniz bu isi 🙂

  33. sizin boklu ummetinizde bir soz vardir
    bana gavur diyen musluman olsa
    butun dunya bilhassa avrupa sizden tiksiniyor
    aman beni ab ye alin diye dilencilik yapan kim????!!
    tabii iran hamas vs avanesi disinda. Bir guzel yag cektiniz ,onlara yolladiginiz butun yardimlar yagma talan edilip karaborsaya satildi 1ci cihan harbinde vurdular bicagi sirtiniza vallahi bir daha yaparlar dostun kimse sende o sun.TURKIYELILER ICIN ILERI GERI KONUSAMA DEDIN
    LEN SEN BAYRAGIMI YAK KALDIRIMLARA KEFEN DIZIP BU GUNDEN HER YAHUDI HEDEFTIR DE KAHROLSUN DE SIZ OLDURMESINI IYI BILIRSINIZ DE(SAYENIZDE OGRENIYORUZ)BEN DE SENIN DOKUNTULERIN ICIN KONUSMAYAYIM GALIBA SEN DE DONMESIN
    YA DONME DOLAP SIZ SITTIN SENE ADAM OLMAZSINIZ IYIKI YAKIN DOGUDA BIZ VARIZ SURIYE ILE BARIS OLUNCA ANTAKYA BIZIM DIYE BOGAZINIZA SARILACAKLAR GORELIM O ZAMAN HAMAS YANINIZDA OLACAK MI PKK YI BESLIYEN ONLAR OKU, HABER IZLE ETNIK DOKUNTU AVANAKM BIR DE APO YU PAKETLEYIP SIZE VEREN KIM KUNDAKTAKI COCUK BILIYOR
    HERON UCAKLARI YAKINDA SIZDE BIR MEHMECIGI BILE OLUMDEN BIR ANAYI BILE AGLAMAKTAN KURTARIRSA HELAL OLSUN AMA SENIN GIBILERINE DEGIL YA KEVASE

  34. LEN MAYMUN BEN 1000 YILLIK YAHUDI YIM
    VE TURK IRKINDANIM VE BUNU BILIYORUM YA SEN KIMSIN
    DEVSIRME,UMMETCI PAMUK ELLERINI CEBINE KOY BENIM GIBI
    DNA TESTI YAP YALNIZ BUNU SANA YAPACAKLARA ACIYORUM
    OGURE OGURE HARAP OLACAKLAR KANINDAKI DOKUNTUDEN,PISLIKTENhttp://www.khazaria.com/turkce/hazartarih.html

  35. http://www.khazaria.com/turkce/hazartarih.html

  36. Türk-Musevi İmparatorluğu

    HAZAR TÜRKLERİ TARİHİNE GİRİŞ
    Yazar Kevin Alan Brook, © 1996-2004
    Çeviren: Erol Kağan

    En son basımı: Eylül 2004
    “Geniş bölgelere dağilmiş olan Yahudi halkının bütün yaşanmış tecrübelerinden hiçbir tanesi Hazarlarınkinden daha olağanüstü değildir.”
    – Nathan Ausubel, Pictorial History of the Jewish People (1953)

    “Hazar halkı ortaçağı için değişik bir fenomendi. Yabani ve göçebe kabileleriyle donanmış Hazarların, gelişmiş devletlere ait bütün avantajları vardı. Yapılanma, hükümet, geniş ve başarılı ticaret ve kalıcı ordu, O zamanlarda geniş fanatiklik ve cahillik onların Batı Avrupa’daki idaresine karşi koyduğu zaman, Hazar devleti adaleti ve hoşgörüsüyle ünlüdü. İnançlari için eziyet çekmiş insanlar her yönden Hazar İmparatorluğuna siğınmışlar, Avrupanın karanlık ufuklarında yıldız gibi parladı ve hiç bir iz birakmadan soldu.”
    – V. V. Grigoriev (1835; 1876 ‘lı kitabı Rossiya i Aziya, “O dvoystvennosti verkhovnoy vlasti u khazarov” yazısı, 66’ncı sayfa)

    “Gerçi Museviler her yerde hüküm altındaydılar, ve dünyanin çoğu yerinde eziyet çekmiş, ortaçağin içinde bir tek Hazar İmparatorluğunda Museviler kendi hakimiyetini sürmüşler…. Dünyadaki baskı altında olan Museviler için, Hazarlar gurur ve umut kaynağıydı onların varlığı ispatlandı ki Tanrı insanını tamamen terk etmedi.”
    – Raymond Scheindlin, The Chronicles of the Jewish People (1996)

    Hazarların tarihi bize büyüleyici bir örnek olarak Musevi hayatın ortaçağlarda nasıl gelişdiğini gösterir. Tüm Hıristiyan Avrupada Musevilerin eziyet çektiği zamanda, Hazar İmparatorluğu bir umut feneriğdi. Hazar Kağanların hoşgörüsüyle Museviler çok büyük gelişme gördü, İmparatorluğuna Bizans ve Pers mültecilere davette bulundular. Bu mültecilerin etkisi ile Hazarlar Musevi dinini hoşgördüler ve çoğu Museviliği benimsediler.

    Hazar hakkındaki bilgilerinin çoğu güvenilir Arap, İbrani, Ermeni, Bizans ve Slav kaynaklarından gelir. Hazarlar hakkında büyük miktarda arkeolojik tanıtlar vardır. Bu tanıtlar Hazarların çeşitleri görünüş, ekonomik, sanatlar, ticaret, tarım ve balıkçılık vede ölülerin defnetme uygulamasını gösterir.

    Soy: Hazar Türklerin kaynağı orta Asyadaydı. İlk Türk kavimlerinde çok çeşit vardı. Moğol fetihlerden önce çoğunlukla kırmızımsı saç vardı. Hazarların orijinal inançları Şamanlıkdı, dilleri Türkçe ve hayatları göçebeydi. Sonradan, Hazarlar Musevilik, İslamiyet ve Hıristiyanlık dinlerini benimsedi, İbranice ve Slav Dillerini öğrendi ve tüm kuzey Kafkas ve Ukraynadaki şehirlere yerleştiler. 5’inci ve 13’üncü asır arası 800 senelik zamanda Hazarların büyük tarihinde etnik bağimsızlık göründü.

    Güney Rusyada olan Hazarların 6’ncı asırdan evelki tarihi belirsizlik içindedir. 550 ve 630 yılları arası Göktürk İmparatorluğun bir parçasıydı. 7’inci asırların ortasında iç savaşlar yüzünden Göktürk İmparatorluğu sona erdi, Hazarlar bağımsızlığını başarı ile ele aldılar. Hazarların Kağanlığı ve politik sistemi yine Göktürklerden geldi bunun bir örneği Hazar Kağanın tevali.

    Politik güç: Hazar İmparatorluğun en yüksek derecesinde, güney Rusya, kuzey Kafkaslar, doğu Ukrayna, Kırım, batı Kazakistan ve kuzey batı Özbekistan bölgeleri hükümü altındaydı. Sabar ve Bulgar gibi diğer Türk gruplar 7’inci asırda Hazarların yetkisi altına girdi. Hazarlar bazı Bulgarları (Asparuhun liderliği ile) bugünkü Bulgaristana zorla teşvik ettiler, bazı Bulgarlar Volga nehrinin üst kısmına göç ederek bağımsız Volga Bulgaristanını kurdular. Hazarların diğer kavimlere en büyük hakimiyet sürdüğü zaman 9’uncu asırdı, Slavlar, Macarlar, Peçenekler, Burtalar, kuzey Kafkas Hunları ve diğer kavimler kontrolu altındaydı ve bu kavimlerden vergi alınırdı. Tüm bölgenin Hazarların yetkisi altında olduğu için, o bölgenin denizi “Hazar Denizi” diye isimlendirilmiş, bugün bile Türk dileri, Farsça ve Arapçada bu isimle bilinir (Arapçada, “Bahr-ul-Khazar”; Farsçada, “Daryaye Khazar”).

    Dolaylı olarak bugünkü Bulgaristanın kuruluşuna sebep olan Hazarlar, Avrupa ilişkilerinde daha önemli bir rol oynadılar. İslam dünyası ve Hıristiyan dünyası arasında tampon bölge haline girerek Hazarlar İslamiyetin kuzey Kafkaslardan fazla ilerleyişini durduruldu. Bunun başarısına 7’inci asırın sonu 8’inci asırın başında Arap-Hazar savaşları oldu. Bu savaşların dolayısıyla Kafkaslar ve Derbent Kenti Hazar ve Arapların arasındaki sınır oldu.

    Hazar İmparatorluğu

    Kentler: Hazarların ilk başkenti Balancardı, Verkhneye Chir-Yurt arkeolojik sitesi ile bilinir. 720’lerde Hazarların başkenti Samandar oldu. Kuzey Kafkasların kıyılarına yakın, güzel bahçeleri ve üzüm bağları ile meşurdur. 750’de başkent Volga Irmağin kenarında olan İtil’e geçti. Ortaçağlarda “İtil” Volga Irmaği diye bilinirdi. İtil en az 200 sene daha Hazarların başkentiydi. Hazarların büyük ticaret merkezi olan Hazara, başkent İtil’e yakındı. 10’uncu asırın başinda Hazaran-İtil’in nufüsün çoğu Müslüman ve Musevi vede az sayıda Hıristiyan vardı. Başkentde çok Cami vardı. Yakında olan adada Kağanın sarayı vardı. Bu ada etrafı çember halindeydi, kiş vaktinde Hazarlar başkentde kalıyordu, ilkbahar ve yaz vaktinde etrafında olan bozkırlarda tarla sürerler idi.

    Ukrayna’nın başkenti Kiev, Hazarlar tarafindan kuruldu. Kiev Türkçe’ye ait bir kelimedir (Kuyu Ev). Musevi Hazar topluluğu Kiev’de yaşıyordu. Musevi Hazar topluluğun diğer yaşadığı kentler Çerson, Kerç, Feodosya, Fanagorya ve Sari Kaleydi. Bu kentlerin yöneticileri çoğu zaman Musevilerdi. 834’de Don ırmağında önemli bir kale kuruldu. Bu kale Bizans ve Hazarlar ile beraber kuruldu, kuruluşunda bizans muhendis Petronas Kamateros hizmette bulundu.

    Uygarlık ve ticaret: Hazarların başlıca ürünleri pirinç ve balıkdı. Ayrıca Hazarlarda arpa, buğday, karpuz, kenevir ve salatalık üretilirdi. Volga Irmağın etrafındaki bölgeler çok verimliydi, Hazarlarda az yağmur olduğu icin bu bölge çok önemliydi. Kürk ihtiyaçlarını karşılamak için tilki, tavşan ve kunduz avlanıyordu.

    Hazar İmparatorluğu Avrupa ve Asya’yı bağlayan önemli ticari yoldu. Misal olarak, “İpek Yolu” Çin, Orta Asya ve Avrupa için önemliydi. Hazar ticari yollarında ipek, kürk, balmumu, bal, mücevherat, gümüş eşya, madeni para ve baharat ticareti yapılıyordu. Pers’in Musevi Radhanit işadamları İtil’den geçerek batı Avrupa, Çin ve diğer ülkelere girdiler. İpek Yolu ticaretinden İranlı Sogdan’larda yararlandı, lisanları ve alfabeleri Türkler arasında kullanıldı. Hazarlar Horosan (kuzey batı Özbekistan), Volga Bulgaristan, Azerbaycan ve Pers ile ticari ilişkiler kurdular. Hazarların çifte kraliyet sisteminde, Kağan üstün liderdi ve Bey siviller arasında liderdi. Kağanlar Türklerin Asena ailesinden geliyordu, ortaçagın başlangıcında diğer Orta Asya devletlerine Kağanlar vermişlerdir. Hazar Kağanları Bizans, Abbas, Macar ve Ermeni liderler ile ilişki kurdular. Bir miktarda Hazar Kağanları Hazarların dinine etki oldular, yine de diğer dinlere tölerans gösterdiler, Kağanlar Musevi dinini kabul ettikleri zaman Hıristiyan Rumlar, putperest Slav ve İranli Müslümanlar egemenliklerinde kalıyorlardı. Başkentlerinde Hazarlar yedi kişi ile yüksek mahkeme kurdular, her dinin temsilcisi vardı (çağdaş Arap tarihe göre, Hazarlar Tevrat ile hüküm gördüler, başka kavimler diğer kanunlar ile hüküm gördü).

    Arkeolojik tanıtlara göre eski tarihden bu yana Yahudi topluluklar Kırımda yaşamıştır. Kırımın Hazar kontrolü altına geldiği çok önemlidir. Persli Mazdaklarından kaçan Yahudiler Kırımdaki Yahudi topluluklara sonradan eklendi, Bizans İmparatorları Leo III ve Romanus I Lekapenus’un eziyetlerinden kaçan Yahudiler. Al-Mesudi, Schechter mektupları ve Saadiah Gaon’a göre bugünkü Özbekistan, Ermenistan, Macaristan, Suriye, Türkiye ve Irakdan Hazar İmparatorluğuna göç ettiler. Arap yazarı Dimaşki’ye göre bu göç eden Yahudiler dinlerini Hazar Türklerine teklif ettiler, Hazarlar kendi dinlerinden vaz geçip Museviliği kabul ettiler. Hazarların din değişimine Yahudi Radhanit işadamlarının etkisi oldu. Hazarların Museviliği kabul etmeleri belki bağımsızlığının bir politik simgesiydi, Hazarlar Müslüman halife ve Hıristiyan Bizans İmparatorluğun arasındaydı.

    Bulan Kağan ve Obadiah Kağanın önderliği ile, Hazarlar arasında ortodoks Musevilik yayılmış, 860’da Bizansın etkisi ile Sent Siril Hazar İmparatorluğuna gelerek Hazar halkını Hıristiyanlığa teşvik etmeye başlamış fakat sonunda başaramamış çünkü Hazarlar Museviliğin temel esaslarını benimsemişlerdi. Buna rağmen Sent Siril Slavların çoğunu Hıristiyanliğa benimsetti. Musevi, Hıristiyan ve Müslüman temsilcileri ile görüşerek, 838’de Bulan Kağan Museviliği benimsedi. Hazar esaleti ve genel halk Museviliği benimsedi. Sonradan Obadiah Kağan Hazar İmparatorluğunda Havralar ve Musevi okullar açtı. Hazarlara Mişna, Talmut ve Tevrat çok önemli oldu. 10’uncu asırda Hazarlar ibrani harfler ile yazmaya başladı. O asırdaki mühim dökümanlar İbrani dilinde yazılmıştır. Ukraynalı Profesör Omeljan Pritsak’in tahminine göre Hazar İmparatorluğunda 30,000’e kadar Musevi yaşıyordu 10’uncu asırda. İsveçli parabilimci Gert Rispling 2002’de bir Hazar Musevi parası buldu.

    Hazar Pehlivanları Genelde, Hazarlar hoşgörülü ve verimli bir toplulukdu, dünyanın her yer ile ticari temasda. Hazarların sanatkâr ve sanayi yeteneklerini gösteren çok eserler kaldı.

    Gerileme ve yıkılma: 10’uncu asırda, İskandinav hakimiyeti altında olan doğu Slavlar birleşdi. Prens Oleg tarafından yeni devlet kuruldu, Kievli Rus. Hazarların çifte kralıyet sistemini benimsediler. Hatta Rus Prensleri Kağan rütbe ismini aldılar. Çernigov, Gnezdoro, Birka (İsveç) ve Kiev’deki Viking mezarlarında arkeologlar Hazar veya Hazar tipinde eşyalar buldular (giyisi ve çömlek). Kievli Rusda yaşayanlar kanuni sistemlerini Hazar tipinde kurdular. Doğu Slav lisanın bazı kelimeleri Hazar Türkçesinden geldi: Örneğin, bogatyr (“cesur şovalye”) Hazar kelimesi bağatur’dan geliyor.

    10’uncu asırın sonunda ve 11’inci asırın başında Hazarların eski karaları Rusların eline geçti. 965’de en yıkıcı yenilme oldu, Rus Prensi Svyatoslav Sarı Kale istihkamını fethetti. İki sene sonra İtil’i fethetti, bundan sonra seferi Balkanlara geçti. Ülkelerin kayıbına rağmen, Hazarlar kaybolmadı. Bazıları batıya doğru Macaristan, Romanya ve Polonyaya göçederek diğer Yahudi topluluklarla karıştılar. Timothy Miller, 11. yy. civarında Musevi Hazarların Bizans İmparatorluğu’ndaki Pera Yahudi cemaatinin üyesi olduklarını keşfetti. (bkz: Timothy S. Miller, “The Legend of Saint Zotikos According to Constantine Akropolites,” Analecta Bollandiana c.112, 1994, sayfa 339 – 376)

    Daha fazla araştırma için tavsiyeler. Hazarlar hakkında bazı yararlı basılmıs kitablar ve dökümanlar.

    Bir Türk İmparatorluğu: Hazar Yahudileri Yazar: Kevin Alan Brook (Nokta Kitap, İstanbul, 2005).

    Hazar Yahudileri

    “Hazar Hakanlığı” Türkler, c.2, sayfa 445 – 463. Yazar: Muallâ Uydu Yücel (Yeni Türkiye, Ankara, 2002).

    “Hazarlar” Türkler, c.2, sayfa 464 – 472. Yazar: Pavel V. Kuleshov ve Yakov F. Kuz’min-Yumanadi (Yeni Türkiye, Ankara, 2002).

    “The Kuzari: In Defense of the Despised Faith” Yazar: Yehuda Halevi, Hasdai ibn Shaprut, ve Osip Kağan (Jason Aronson, 1998).

    “Hazar Türkleri Avrupa devleti (VI – XII asir)” Yazar: Kara Şemsi Reşit Saffet Atabinen (Kaatcilik ve Matbaacilik Anonim Sirketi, İstanbul, 1934).

    “Hazar Dili” Türk dili Arastirmalari yilliği bülteni, sayfa 147 – 153. Yazar: Peter B. Golden (1971).

    “Hazar Türkçesi” Türk Ansiklopedisi, c.19, sayfa 133 – 134. Yazar: Peter B. Golden (1971).

    “Futuhu’l-buldan” (Ülkelerin Fetihleri) Yazar: el-Balazuri, çeviren: Mustafa Fayda (1987).

    “Islâm Coğrafyacilarina göre Türkler ve Türk ülkeleri” Yazar: Ramazan Şeşen (1985).

    “Onüçüncü kabile: Hazar İmparatorluğu ve mirası” Yazar: Arthur Koestler, çeviren: Belkis Çorakçi (Ada Yayinlari, İstanbul, 1977).

    İlerdeki Hazar çalişmalarını ve yayımlamalarını öğrenmek için ve American Center of Khazar Studies Grup Listesine üye olmaniz için, lütfen khazaria-announce-subscribe@yahoogroups.com adresine email gönderiniz.

    Hazarların kurgusal edebiyatı ile ilginiz var ise, lütfen khazar-fiction-subscribe@yahoogroups.com adresine email gönderiniz.

    # Hazarların Sarı Kale istihkamı
    # Hazarlar görüntü galerisi
    # Çeşitli lisanlarda geniş kapsamlı Hazar çalişmaları bibliyografyası 1901’den bugüne
    # Haham Kral Hazarlı Davut (roman)
    # Türk Cumhuriyetleri ve Türk Halkları

    # This page in English
    # This page in Russian
    # Cette page en français

    # KHAZARIA.COM Ana Sayfasına geri dön

  37. GüncelHaberAntalya’da da PKK gösterisi!
    antalya pkk yasadisi gosteri polis kavga
    Antalya’da da PKK gösterisi!
    Antalya’da terör örgütü PKK yandaşları, Abdullah Öcalan’ın Kenya’da yakalanarak Türkiye’ye getirilişinin yıldönümü nedeniyle izinsiz gösteri yaptı.
    Güneş Mahallesi’nde akşam saatlerinde toplanan bir grup, yol ortasında lastik yakarak teröristbaşı lehine slogan attı. Polis ekiplerinin ‘Dağılın’ uyarısına aldırmayan göstericiler, polis arabalarını taş yağmuruna tuttu.

    Biber gazı ve su sıkılarak dağıtılmak istenen grup, daha sonra ara sokaklara kaçtı. HAMAS BOYLE BASLADIYDI

  38. Hazar Turklerini de yahudi ettikten sonra o guzel toplumu yok ettiniz. Nazi kamplarinda Turk soylu yahudileri yaktirtiniz Hitlere.. Gercek Yahudiler (irken ve dinen yahudi olanlar) kacti gittiler.

    Sen Hazar Turku isen ne isin var Arabin dotunde diye sormustum ? Simdi Turklugumuze de goz diktiniz… Hazar Turklerini yok ettiginiz gibi Turkiye turklerini de yok etmeye mi kalkacaksiniz ?
    Uzak durun bizden…

  39. Yahu senin okuman ya da okudugunu anlaman yok, gercek yahudi ne demek???????? haberin yok. 250.000 yunanistan yahudisi hepsi sefarad senin tabirinle gercek yahudi
    olum kamplarinda katledildiler ve de yine yugoslavya,romanya,holland, fransa,italya vs milyonlarca
    sefarad/semit yahudilerde katledildiler kacanlar bir kac on bin. Hatirlatayim keriz, STRUMA vapurunu icinde yuzlerce
    romanya yahudisi kadin cocuk kim batirdi?? isinize gelen doktor ve ilim adamlarini alip digerlerini olume terkettiniz fakat TURK soylu birkac diplomat kasimpasali kulhanbey tayyibinizin deyimiyle “monserler”binlerce yahudiyi nazilerin pencelerinden kurtardilar len hoduk bizim Turkiye’de gozumuz mu var?????nerden cikardin bunu, yunani bulgari sinsice pusuya yatmis trakya ege ve bati karadenize dikmisler gozlerini gurcusu “tayyibin soyu” ,ermenisi birde en onemlisi son zamanlarda kicini yaladiginiz suriye pkk yi besliyen o ne oluyor?Gecen yazimda da sordum bu da cevap vermediklerinden.Birde bunu unutma bunak, yahudi dininde misyonerlik yapmak baskalarini yahudi dinine iyilikle bile olsa gecirtmek haram ve gunah ,islam ve hirisyanlikta ise mubah. Len sen kilic zoruyla musluman olmus milli suurunu kaybetmis bir guruha mensupsun.
    Ne buyurulmus kur-an’da”DIN MUHAMMAD BIL SEYF” BILENE SOR BUNU.Ben Turk milletini sonsuza dek severim ve sevecegim Turkiyem’in kalbimde yatan Turkiye’min asigiyim topraginin bir zerresinde gozumuz yok ya hoduk Haritaya bak cografya ogren musterek sinirimiz bile yok
    Bir sey daha var burada senelerdir calisan Turk soylular var yahudi degil Turk hepsi, iscisiyle teknisyeniyle muhendisiyle vs.Topraga gelince Tel Aviv Yafo kentinde tApulu Turk arazisinin oldugunu biliyor muydun??? Orada Yilmaz’lar insaat sirketi dev bir restorasyon ve insaat projesi gerceklestiriyor TURK kultur merkezi dahil. Yasin kac bilmiyorum ben 60 yasindayim ogren hayatta hic bir sey siyah ve beyaz degildir arada cok renk nuanslari vardir.Baska bir aHvalde sana kardesim veya oglum diyebilirdim fakat basta dusmani ve kustah girisimin bunu icab ettirdi
    Hatirla pitt bul un hele damarlarinda az veya cok Turk kani tasiyanin kuyruguna basilirsa hiddet ve ofke lav gibi fiskirir

  40. Corba yapmissin bozuk Yahudi 😉 Gercek Yahudi dinine baskalari donemez. Cunku Yahudi dini sadece Yahudi Irki icindir. O yuzden yahudilikte misyonerlik yoktur (insanlari Yahudi dinine dondurme cabasi)
    Ben diyorum ki kamplarda oldurulen yahudiler HAKIKI yahudiler degildi. Onlar buyuk ihtimalle Hazar Turkleriydi.

    Yukaridaki corba yazindan bazi alintilara cevap vereyim. Bizim (Turklerin) masum insanlari olume terketmek gibi HAINLIK ruhumuza aykiridir. Asil Gecmisimiz buna ornektir. Ta Endonezyalara, Japonyalara adelet icin gemi gondermisizdir.
    Monserlere gelince (su gizli Yahudi akrabalarinizdan bahsediyorsunuz, mesela Ilker Turkmen mi? :-))

    Hadi git $ehadet getir ve Hz. Musa’ya layik ol.
    Sahi bir sorumu yineleyeyim : “nasil olduda dunyanin nefretini kazandiniz ? Nasil becerdiniz bu i$i ” :-))))

  41. HERKESTEN DAHA BASARILI OLARAK BU MERTEBEYI KAZANDIK

  42. YA WINTER FUCKED
    SENI ANLAYISIN GAYET KIT GECEN YAZILARIMDA DONME DOLAPLARA
    YUKLENDIGIM ZAMAN SEN BENIM MILLETIMIN INSANLARINA DOKUNMA DEDIN SIMDI DE SENDEN BETER DOKUNTULERI BANA AKRABA YAPIYORSUN.LEN BEN MI CORBA YAZIYORUM SEN MI
    BIR ALLAH YALLAH DERSIN ONDAN SONRA BIZI BESLEYEN

    ALLAHTIR DERSIN KARAR VER.SENDE ARAP DOLU KARDESLERIN GIBI
    HER SEYDE KOMPLO TEORILERI GORURSUN NAZILER KAMPLARDA HAZAR TURKU”HAKIKI YAHUDI”(senin icadin) gozetmezsizin katliam yaptilar.len dalgaci yazdik sana ISRAEL’IN bel kemigi hazar soyundan gelenler dindariyla laik i ile
    ama sende okuyup anlama yok sloganlarla oradan buradan
    cirptiginla idare ediyorsun

  43. Hazar Turkleri’nin icine bir virus gibi girip onlari yok ettiniz… Ayni oyunu simdi Turkiye Turkleri uzerinde oynuyorsunuz.

    Hadi ordan DUNYANIN NEFRETINI KAZANMIS topluluk.. Insanlarin hepsi sizde bir yamukluk gormus olmaliki nefret etmis.

    Hazar Turk’unun arabinin dotunun dibinde i$i olmaz. Filistin’de ne i$i olur Hazar Turkunun.

    Uzak durun Turklerden.. Hazarindan da Anadolusunda da..

  44. Boklu Yahudi agzini bozdu ve “Winter Fucked” dedi.. Kici boklu yahudi ne olcak ? 🙂 Tuvaletten yeni cikmis ve altini iyi temizlememis… 😦

  45. Başkanlığı’nı bilsin… DTP Mardin milletvekili Emine Ayna, Genel Başkanları Ahmet Türk’ün TBMM grup toplantısında Kürtçe konuşmasıyla ilgili yapılan eleştirilere yanıt verdi

    Ayna, “Biz, dilimizi kullanmak için ne Erdoğan’dan, ne Genelkurmay Başkanı’ndan izin alırız. Kimliğimizi ve dilimizi kullanmak için ne AKP’nin siyasetine, ne de Genelkurmay’ın icazetine ihtiyacımız yok. Genelkurmay Başkanı, Genelkurmay Başkanlığını bilsin ve siyasete karışmasın. Anadilimizi her yerde kullanacağız” dedi.

    Seçim bürosunun açılışına katılmak için dün akşam saatlerinde Mardin’in Nusaybin İlçesi’ne gelen gelen DTP milletvekili Emine Ayna, ilçe girişinde çok sayıda partili tarafından karşılandı. DTP Nusaybin İlçe binasının önüne gelen DTP’lileri çok sayıda kişi PKK ve Abdullah Öcalan lehine attıkları sloganlarla karşıladı. ‘Oy namustur, namus satılmaz’ sloganlarıyla seçim bürosuna yürüyen kalabalığa yol güzergahı boyunca çevredeki esnaf da alkışlarla destek verdi. Seçim bürosu açılışını yapan Emine Ayna burada yaptığı konuşmada, Ahmet Türk’ün Kürtçe konuşmasıyla ilgili başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, ‘Şov ve provokasyon yapıyorlar’ açıklamasına tepki gösterdi.

    ‘İMRALI’NIN ÇÖZÜM ÖNERİSİ FIRSATTIR’

    Kürtçe televizyonun 24 saat yaptığı bir dönemde Anadil Günü’nün kutlanması için Kürtçe yapılan konuşmanın nasıl provokasyon olduğunu Başbakan’a sormak istediğini belirten Ayna şöyle konuştu:
    “Türkiye’de halklar arasında gerilim yok. Sorun devletin tekçi zihniyetidir. Tekçi zihniyetle bu sorun çözülmez. Biz Kürtçe konuşarak şunu anlatmak istedik. Siz Kürtçe televizyon kursanız da o televizyonda ‘tek dil, tek millet’ diyeceğiniz için o televizyonu Kürtler sahiplenmiyor. Genelkurmay da, AKP ve Erdoğan gibi düşünüyor, Genelkurmay Başkanı ‘Kültürel kimlikler serbest olabilir’ diyor. Kimliğimizi ve dilimizi kullanmak için ne AKP’nin siyasetine, ne de Genelkurmay’ın icazetine ihtiyacımız yok. Genelkurmay Başkanı, Genelkurmay Başkanlığını bilsin, siyasete karışmasın. Dilimizi kullanmak için ne Genelkurmay’dan, ne de Erdoğan’dan izin istemiyoruz. Anadilimizi her yerde kullanacağız. 30 yıldır bu halk kimliği için öldürülürken, işkencelerden geçerken, sesi çıkmayan AKP’li milletvekillerinin, seçime bir ay kala Kürtlükleri akıllarına gelmiş. Bunu diyerek oy toplayacaklarını sanıyorlar. ‘Kadın da, çocukta olsa gereğini yapacağım’ diyerek düne kadar tek bayraktan söz edenler, şimdi Türkiye halklarından söz ediyor. Rojbaş, günaydın. Ne oldu? Seçimler mi yaklaştı? Bu halk 30 yıl daha mücadele eder. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. 29 Mart seçimleri AKP için referandumdur. İmralı’dan bir çözüm önerisi daha çıktı. ‘Yeter insanlar ölmesin. Bu ölümleri durdurmak için 2 taraflı ateşkes olabilir. Resmi olmasa da gayri resmi olabilir’ denildi. Seçimler bunun için bir fırsattır. Hükümete sesleniyoruz, gelin birlikte bu sorunu çözelim. Seçimi bu sorunun çözümün adresi yapalım. Artık bomba yüklü uçakların seslerinden dolayı Diyarbakırlı’lar uyuyamıyor. İnsan sabaha kadar ‘acaba bir saat sonra kimler ölecek’ diye düşünüyor. Gelin bu ölümleri durduralım.”

    DTP Nusaybin Belediye Başkan Adayı Ayşe Gökkan da, Nusaybin’de AKP’ye bir oy bile çıkmayacağını, Nusaybinli’lerin kendi topraklarına sahip çıkacağını savunarak, “Tüm Kürdistan’a sahip çıkalım. Nusaybin’deki sınırları kaldıralım. Halkların birlikte yaşamı için birlikte olalım. Kadınların özgürlüğü bu toplumun özgürlüğüdür” dedi.

    Haber: Vatan
    AL SANA ONCE KENDI PROBLEMLERNINI COZ,KIRLI DOTUNU TEMIZLE VAKTIN VE GUCUN KALIRSA YAHUDILERLE UGRAS
    CIO CIO BAMBINO

  46. iste.. sizler ve batililarin Turkiye icinden devsirdikleri hainleri kullanarak turk toplumunu getirdigi son durum…
    biz bunlarinda ustesinden geliriz.

  47. NE sacmaliklar yazdiginin farkinda misin?.
    gunlerce yaziyorum okumadan papagan gibi ezberledigin mantralari okuyorsun1) BEEEENNNNN HAZAR TURKU’YUM
    KENDIMDEN NASIL UZAKLASIRIM YA DEVSIRME SOYU
    2)NE BENIM NEDE DIGER KARDESLERIMIN TURKIYE’DE GOZU YOK
    KI TURKIYE’DE ARTIK TURK SOYU UMMETCILIK POTASINDA ERIYOR
    BENIM VE SOYDASLARIMIN TURKIYE ICIN OLAN HISLERI
    TURIZM VE TICARETTEN IBARET O KADAR
    YAHU TAMAM BEN SEVILMIYORUM YA TURKIYELILER’E DUNYA ASIKMI???? TENCERE DIBIN KARA SENINKI BENIMKINDEN KARA

  48. Nah Hazar Turkusun.. Hazar Turku YAHUDI olamaz cunku YAHUDILIK irka dayalidir.
    Nereden bileyim sizin Hazar Turku oldugunuzu ? Alninizda mi yaziyor 😉

    Yahudi Ummetciligi HAZAR Turklerini eritmisse, varsin Islam da diger turkleri eritsin :-)))

    Anladin mi Yahudi zubuk 😉

  49. BIKTIM SENDEN YA PAPAGAN OKUMAYI DOGRU DURUST BILSEYDIN
    HAZAR TARIHINI ANLARDIN VE COGU YAHUDILERIN AYNI IRKTAN OLMADIKLARINI DA BILIRDIN

  50. EN Guzeli tereciye tere satiyorsun Yahudi’ye yahudiligi izah ediyorsun zamaninda atalarim hazarlilar Yahudi dinini kabul etmeden evvel orta dogu ve rusya’da yahudilesen kavimler oldu .Dogru yahudiligin cekirdegi sami irkidir ve maalesef araplarla(kardeslerin)akrabadirlar
    ya hoduk buraya gelsen kayis gibi yemen-suudi,cukulata renkli habes ve hindistan kara yagiz iran/irak sari sacli mavi gozlu orta avrupa ve rus yahudileri(hazar) var, demek irkla alakasi yok dogru olan anasi yahudi ya da bu dini kabul etmis biriyse yahudi sayilir.Musluman olmak kolay bir kelime-i sehadet ve erkekse sunnet oldu bitti hiristyan olmak en kolay vaftiz bir masrapa su basina ve Isa’nin muridi oldun.Yahudilik anti misyoner bir dindir bu dine girmek istiyen hic olmazsa bir yil boyunca din,orf ve adet ogrenir sonra samimiyeti sinanir
    ve butun bunlara ragmen kabul edilmeyenler var.
    Ya benim papagan muhattabim ogren biraz
    CEVAP VERMEDIKLERININ ARASINDA BIR SEY VAR Ben hep senin soyuna (soysuzluguna)laf atiyorum hic cevap yok,yoksa utanilacak bir sey mi var???!!

  51. Sana cahil dedim ama bakiyorum AZIZ NESIN ustadin kitaplarini okumussun banA Zubuk dedin.Fakat dusundukten sonra kendime dedim bu herif olsa olsa filimini gormustur
    tabii alt yazilari anladiysa

  52. Written by an Israeli named Dan Sporn

    Our condition, in Israel, has never been better than it is now! Only
    the television and the media make people think that the end of the
    world is near. Only 65 years ago, Jews were brought to death like
    sheep to slaughter. NO country, NO army. Only 60 years ago,
    seven Arab countries declared war on little Israel, the Jewish State,
    just a few hours after it was established.

    We were 650,000 Jews against the rest of the Arab world.
    No IDF (Israeli Defense Forces) or Air Force. We were only a
    small group of stubborn people with nowhere to go.

    Remember: Lebanon, Syria, Iraq, Jordan, Egypt, Libya, and
    Saudi Arabia, they all attacked at once. The state that the
    United Nations “gave” us was 65% desert. We started it from
    zero.

    Only 41 years ago, we fought three of the strongest countries
    in the Middle East, and we crushed them in the Six Day War.

    Over the years we fought different coalitions of Arab countries
    with modern armies and with huge amounts of Russian-Soviet
    ammunition, and we still Today we have a beautiful country, a powerful Army, a strong
    Air Force, an adequate Navy and a thriving high tech industry.
    Intel, Microsoft, and IBM have all developed their businesses
    here.

    Our doctors have won important prizes in the medical
    development field.

    We turned the desert into a prosperous land.

    We sell oranges, flowers, and vegetables around the world.

    We launched our own satellite! Three satellites at once! We
    are in good company; together with the USA (280 million
    residents), Russia (220 million residents), China (1.3
    billion residents) and Europe (France, England and Germany
    35 million residents), we are one of the only countries in the

  53. world that have launched something into space!

    Israel today is among the few powerful countries that have
    nuclear technology & capabilities. ( We will never admit it,
    but everyone knows.)

    To think that only 65 years ago we were disgraced and
    hopeless.

    We crawled out from the burning crematoriums of Europe.
    We won in all our wars. With a little bit of nothing we built
    an empire.
    Who are Khaled Mashal (leader of Hamas) or Hassan Nasrallah
    (lead er of Hezbollah) trying to frighten us? They are amusing us.

    As we celebrate Independence Day, let’s not forget what this
    holy day is all about; we overcame everything.won.</ STRONG

  54. DUT MU YEDIN…/?????WINTER FLING

  55. haline guluyorum.. Hazar Turk’u olman hikaye. Benim soyumu ne yapacaksin? Ben ermeniyim :-))
    neyse ABD’yi somurerek kurdugunuz saltanat, Genocide diye diye Almanlardan kopardiginiz paralar, Arablara ait daglardan caldiginiz topraklar…
    daha neler neler…
    ayrica o saydigin firmalar ABD de yahudi kokenli firmalardir. Simdi sizin ulkenize dindaslariniz yatirim yapmis. Ne cikar ?
    Bak nukleerimiz var diyorsun.. UN sizin umugunuzu niye sikmiyor ?
    gec gec arazi ol. gozume gorunme…
    Turklerden – Anadoludan uzak durun yeter. Dunya insanliginin nefretini kazanmissaniz bir nedeni olmali ? ?? hem de yuzyillara dayali – bin yillara dayali neden.. Bati sizden kurtulmak icin geldi araplarin basina bela etti. Ozetin ozeti bu !

  56. Simdi her sey ortaya cikti Ermeni dolu
    Araplari sana tercih ederim karilari biyikli pis irk

  57. Ermeni Dolu olmak ayip mi ? Hadi hatirini kirmayayim Ermeni olayim..

    Ben Ermeniyim
    Ben Ermeniyim
    Ben Ermeniyim

    … bizim kadinlarimizin biyiklari olur 😉

    Bu da Yahudilerin inandiklari Tanrinin ayibi olsa gerek 🙂
    Ermeni hatunlara kiyak gecmis onlari yaratirken :-)))

    Sen benim irkimi bir bilsen, dudaklarin ucuklar…

    Hadi dunyanin en cirkin irki Yahudi :-)) Bu da sizin Tanrinizin size kiyagi olsa gerek :-)))

  58. Bakınız tartışmalı münafıklar ALLAH’ın vaat ettiği gün geldiğinde hepiniz sıçanlar gibi saklanacak yer arayacaksınız ama nereye saklanırsanız saklanın saklandığınız yer dile gelip konuşacak ve zafer Allahın izni ile İSLAMIN VE MÜSLÜMANLIĞIN OLACAKTIR. biz Müslimanlar sadece ve sadece sabırla Kainatın ve Cümle alemi YARADAN ALLAH C.C. nin belirlediği gün ve saati bekliyoruz işte o zaman hesabınız çok çok zor olacak bu şekilde rahat konuşamayacaksınız

  59. hazar turku abi cok etkilendim yazdiklarinda cok sammi ve durustsum keske seninle muhhebet sansim ola bil seydi o ermeni bizi birbirimize dusurmeye calisiyo butun turkler onun gibi deyil ben yahudilere saygi duyuyorum zekalarina caliskanliklarina ve tutumluluklarina fillistinmeseleside parayla sattilar topraklari simdide cikmam diyolar

  60. Hi! I could have sworn I’ve visited this blog before but after browsing through a few of the articles I realized it’s new to
    me. Nonetheless, I’m certainly delighted I
    stumbled upon it and I’ll be book-marking it and checking
    back often!


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: