1.Dünya savasinin müsebbibleri de yahudi idi?

Birinci Dunya Savasi’nin Musebbibleri de mi Yahudi
idi?

I. Dünya Savaþý’ný ateþleyen kývýlcým olarak bilinen,
Avusturya-Macaristan Arþidükü’ne düzenlenen suikasti
ve “tetikçi” Gavrilo Princip’i biraz daha detaylý
incelemek gerekmektedir.1914 yýlýnda Avusturya
Arþidükü Franz Ferdinand ve karýsý Sofia, Bosna’nýn
Sýrbistan’a katýlmasýný savunan radikal Sýrp
milliyetçisi Gavrilo Princip tarafýndan Saraybosna’da
öldürüldü.Acaba Bosna’yý Sýrbistan sýnýrlarý içine
almak ve “Büyük Sýrbistan” kurmak hevesinde olan
Princip kimdi?Avusturya veliahtýný Saraybosna’da vuran
Gavrilo Princip’in mason olduðu
biliniyordu.Masonlarýn, Saraybosna’da
Avusturya-Macaristan veliahtý Ferdinand’a, Gavrilo
Princip adlý radikal Sýrp milliyetçisi tarafýndan düzenlenen
suikastte parmaðý olduðu iddiasýný, Ýngiliz gazetesi
John Bull 11 Temmuz 1914 tarihli sayýsýnda yazmýþtý.
Buna göre, Gavrilo Princip suikasti iþlemeden önce,
Paris’teki ‘Grand Orient’ Locasý’ndan para ve talimat
alýp suikasti iþlemiþti. Avusturya-Macaristan basýný
da suikasti tezgahlayanýn mason localarý olduðunu
bildiriyordu.Ayrýca Gavrilo Princip, Yahudi asýllýydý.

Foto:
http://www.siyonizm.net/birincidunyasavas.jpg

Kaynak:
http://www.siyonizm.net/

  ////////////////////////////////////
LIONS KULÜBÜNE KURULMA ÝZNÝ VEREN HÜKÜMET ÜYELERÝ

1.4.1963 tarihli Resmi Gazetede yayýnlanan 6\1607
numaralý karar þu þekildedir:
    içiþleri Bakanlýðý’nýn 30-3957/38530 sayýlý yazýsý
üzerine,3512 sayýlý kanunun 10’uncu maddesine
göre,Bakanlar Kurulu’nca 1/4/1963 tarihinde LIONS
INTERNATIONAL kulübünün Türkiye’de kurulmasýna karar
verilmiþtir.

Baþbakan                    : Ýsmet Ýnönü

Baþbakan Yardýmcýsý  : Turhan Fevzioðlu (mason)

Çalýþma Bakaný           : Bülent Ecevit (Karýsý
Yahudi)

Ýmar Ve Ýskan Bakaný: F.Kerim Gökay (mason)

Devlet Baþkaný           : A.Þ. Aðanoðlu (mason)
 
Devlet Baþkaný           : Necmi Ökten (mason)

Dýþiþleri Bakaný          : Feridun Cemal Erkin
(mason)

Maliye Bakaný             : Ferit Melen (mason)

Ticaret Bakaný            : Muhlis Efe (mason)
//////////////////////////////////////////////
ÇÝN VE YAHUDÝLER

Çin, Soðuk Savaþ döneminde uzunca bir süre Batý,
özellikle de Amerika’ya karþý son derece düþmanca
tavýr takýnmýþtý. Sovyetler’in Batý’ya yönelik
politikasýný yeterince sert bulmayan ve bu nedenle de
Rus yoldaþlarýný ideolojik sapmayla suçlayan
Çinliler’in bu tavrý, ancak 1970’li yýllara kadar
sürdü. O tarihten 

sonra Çin ve Amerika arasýnda inanýlmaz derecede hýzlý
ilerleyen bir yakýnlaþma süreci baþladý.Çin-Amerikan
yakýnlaþmasýnýn tartýþýlmaz mimarý ise tanýdýk bir
isimdi: Henry Kissinger, yani Ýsrail’in Amerika’daki
en önemli temsilcilerinden biri.Kissinger, Çinli
liderleri, Marks’ýn Düzen-karþýtý edebiyatýnýn da
aslýnda Düzen’in bir oyunu olduðuna ikna etmiþ olacak
ki, Çin kýsa sürede 1960’lardaki radikal çizgisini
deðiþtirdi, Ulusal Baðýmsýzlýk Mücadeleleri’ne destek
olmaktan vazgeçti ve kapitalist ekonomiye kucak açtý.

ÇÝN VE YAHUDÝLER ARASINDA KÝ ASKERÝ BÝRLÝK

Kissinger’ýn hesaplarý ise kuþkusuz baþka herþeyden
daha çok Ýsrail’in hesaplarýný yansýtýyordu. Nitekim
kýsa süre sonra, özellikle Mao’nun ölümünün ardýndan
hýzla geliþmeye baþlayan ve özellikle de askeri alanda
patlama yapan Çin-Ýsrail iliþkileri, Ýsrail’in Çin’i
de kurmaya çalýþtýðý “global anti-Ýslami cephe”ye
dahil etmek istediðini

ortaya koydu.Çin-Ýsrail askeri iliþkileri 1970’lerin
ikinci yarýsýnda baþladý. Ýsrail ilk olarak, Çin’in
eski Sovyet silahlarýndan ibaret olan ordusunun
yenilenmesine yardýmcý oldu. Çin ise bu iþbirliðinin
gizli kalmasýna özen gösteriyor, özellikle 1982’de
Ýsrail’in Lübnan’ý iþgal etmesinden sonra Ýsrail’le
iþbirliði içindeki bir ülke olarak gözükmek
istemiyordu.

SÝLAH TÝCARETÝ

Çin ile Ýsrail arasýndaki yakýn iliþkiler gerçekte
silah satýþýný da içeriyordu. Ýsrail’in Çin’e yaptýðý
yüklü miktardaki silah satýþý, Mossad adýna çalýþan
Ýsrailli iþ adamý Shaul Eisenberg aracýlýðýyla
gerçekleþtiriliyordu. Ýsrail’in bu kanalla 1980’lerde
Çin’e yaptýðý silah satýþý, 3 milyar dolarý buluyordu.
Arabulucu Eisenberg özel uçaðýyla Çin’e gayri resmi
uçuþlar yapýyor, bu uçuþlarda Ýsrailli silah
tüccarlarýný 

da yanýnda götürüyordu. Baðlantýlar saðlandýktan sonra
gizli anlaþmalar ve nakliye ise Mossad’ýn
göreviydi.(Dan Raviv, Yossi Melman, Every Spy a
Prince: The Complete Story of Israel’s Intelligence
Community, Boston: Houghton Mifflin Company, 1991, s.
346)
Çin ve Ýsrail, aralarýndaki teknolojik ve askeri
iþbirliðini resmi hale getirmeye ve geliþtirmeye
çalýþýyorlar. Çin, Ýsrail askeri teknolojisinden, tank
ve radar sistemlerini geliþtirmesi için yardým umuyor.
Çinliler onyýllardýr bu konuda Ýsrail’den gizli olarak
aldýðý yardýmlarý da resmi hale getirmek istiyor…
Þimdi de Ýsrail’in son derece geliþmiþ olan ‘Arrow’
anti-füze sistemini Çinliler ile paylaþýp
paylaþmayacaklarý sorusu gündemde.(Jerusalem Post, 23
Ekim 1993.)
Bu yakýnlaþmanýn temelinde Çin’in Doðu Türkistan’da
ya da yakýn çevresindeki Ýslami yükseliþten duyduðu
endiþe yatýyordu. Washington Report on Middle East
Affairs’da Çin-Ýsrail ittifakýnýn temelinde Çin’in
“Ýslami radikalizmi nötralize etme” çabasýnýn
yattýðýný, Pekin’in Doðu Türkistan’daki 20 milyonu
aþkýn Müslüman nüfustan son derece rahatsýz olduðunu
yazmýþtý.(Washington Report on Middle East Affairs,
Ocak 1994)

Henry Kissinger bir Alman Yahudisidir.

                                                     

/////////////////////////////////////////

NATO VE YAHUDÝLER

    NATO, Amerika’daki en güçlü Yahudi Lobilerinden
biri olan CFR tarafýndan kurulmuþtur. Öncülüðünü
Yahudi ve mason ABD Devlet Baþkaný Harry Truman
yapmýþtýr. Kurucularý arasýnda hem Bilderberg Group’a,
hem de CFR’ye üye olan Joseph Luns, George Marshall ve
Dean Acheson bulunmaktadýr. Ayrýca Yahudi Etienne
Hirsch, Bilderberg’den mason Jean Monnet,

CFR’den Harrimann da NATO içinde 1950’lerde önemli
role sahipler.Ýlk NATO Baþkumandaný da CFR’den çýkmýþ
olan ve Yahudi Lobilerine önemli katkýlarýyla bilinen
Dwight Eisenhower’di.NATO’nun en üst kademelerine
kadar yükselebilmiþ birçok önemli isim vardýr ki,
bunlarýn da CFR, Bilderberg ya da Trilateral ile yakýn
baðlarý bulunmaktaydý. Birçoðu da masondur. Bu
isimlerden bazýlarýný þöyle sýralayabiliriz.

General Lemnitzer, NATO Baþkomutaný, Yahudi ve
mason.(Historia Hors Serie, No: 30, 1973)

Omar Bradley, NATO Baþkomutaný, mason.(Ýlhami Soysal,
Dünya?da ve Türkiye?de Masonlar ve Masonluk, s. 138.)

Andrew Goodpaster, NATO Supreme Komutaný, Bilderberg
üyesi.(Gonzales Mata, Les Vrais Maitres du Monde, s.
315)

Paul Henri Spaak, NATO Genel Sekreteri, Bilderbergli
ve mason.(Ibid., s. 27.)

Earl Alexander, Ortadoðu Barýþ Gücü Kuvvetleri
Baþkomutaný, 33.dereceden mason.(Stephen Knight, The
Brotherhood, s. 41)

Lord Carrington, NATO Genel Sekreteri, Bilderberg
Baþkaný.(Eustace Mullins, The World Order: A Study in
the Hegemony of Parasitism, s. 65.)

Alexander Haig, NATO Genel Sekreteri, Bilderbergli,
CFR’li.(Yesevizade, Bilderberg Group, s. 15.)

Manfred Wörner, NATO Genel Sekreteri,
Bilderbergli.(Günaydýn, 26 Nisan 1993.)

Tamamýyla Yahudilerin kontrolünde olan bir
organizasyon.

/////////////////////////////////////////
SAHTE RUS ÝHTÝLALÝ

Rusya’da meydana getirilen ihtilal,çok önceden
Siyonist liderler tarafýndan tasarlanmýþ ve uygun
þartlar yine çok önceden hazýrlanmýþtýr.Rus
ihtilalinde,1904 Rus-Japon savaþý’nýn rolü oldukça
önemlidir.Bu savaþý kaybeden Rusya,ekonomik yönden
sýkýntýya girmiþtir.Ayný zamanda Rus Ordusu da büyük
ölçüde gücünü yitirmiþtir.Bu ortam komünistlerce çok
iyi deðerlendirilmiþtir,ülkenin içinde bulunduðu
kaos,ihtilal için halký kýþkýrtmaya zemin
hazýrlamýþtýr.

Rus-Japon savaþý uzun zaman önce hazýrlanmýþ bir
senaryodur.

RUS-JAPON SAVAÞI KEHANETÝ

Bu savaþýn Rus ihtilali ile sonuçlanmasý,Yahudi yazar
Parvus Hafland tarafýndan önceden söylenmiþtir.
“Parvus Halfand(1859-1924) Almanya’ya yerleþmiþ Rus
Yahudilerindendir.Rusya ile Japonya arasýnda bir savaþ
çýkacaðýný daha 1895’de yazdý.Bu savaþýn Rus
ihtilaliyle sonuçlanacaðýný ileri sürdü.O’nun bu
olaðanüstü öngörüsü gerçekleþtiði zaman bu bir hayli
sözü edilmiþti.”(Felsefe ANsiklopedisi-Orhan
Hançerliðioðlu)

Yahudilerin,savaþý ve ihtilale olan etkisini önceden
açýklamalarý,bunlarýn bir plan olduðuna dair önemli
bir göstergedir.

JACOB SCHÝFF

“Jacop Schiff:Amerika’nýn en büyük Yahudi
bankeri.Dedeleri haham ve Yahudi
liderlerindendir.Schiff,Rusaya’da Yahudilere karþý
uygulanan çeþitli baskýlara misilleme olarak,Ruslarýn
ABD pazarlarýna girmelerine Ve Rusya’ya yiyecek vb.
maddelerin satýþýna engel oldu.Ayrýca 1904 Rusya ile
Japonya arasýndaki savaþda,Rusyayý çökertmek için
Japonlara 200 milyon dolar para yardýmýnda
bulundu.Yine diðer Yahudi bankerlerle iþbirliði
yaparak Rusya’ya verilen kredi ve borçlarý tamamen
kýstý.”(Emininet American News,Charles A.Madison New
York 1970 sf.64-78)

Rusya’ya zarar vermek için yoðun çaba sarf etti
Yahudiler.

ÝHTÝLALDEN SONRA YARDIMLAR DEVAM ETTÝ

Yahudilerin komünist rejime olan mali destekleri
yalnýzca ihtilal öncesine ait deðildir.Devrimden sonra
Rusya’da baþ gösteren ekonomik krizin
atlatýlmasý,Yahudi þirketlerinin yardýmýyla olmuþtur.
“1922’lerde yayýnlanan bir ABD dýþiþleri banaklýðý
raporuna göre,New York’un en büyük finansman kuruluþu
Kuhn,Loebo Co,Ruslarýn ilk 5 yýllýk kalkýnma planýna
finansör olarak katýlýrlar ve Bolþevik Hükümeti’ne
kasa görevi yaparak 1918-1922 yýllarý arasýnda 600
milyon altýn ruble transferi
gerçekleþtirirler.”(Votka-Cola,Charles Lewinson
1979,sf.319)

Sonuç olarak þunu diyebiliriz ki;Rus ihtilalinin
gerçekleþtirilmesini Yahudiler istemiþtir ve
gerçekleþmesi için de ellerinden geleni
yapmýþlarýdýr.Amaç ise,tek dünya devleti.Bu ihtilali
gerçekleþtirenlerin adlarýný,takma adlarýný ve
uyruklarýný bir bir yazacaðýz.
 
  

ihtilali açıkça Yahudiler finanse etmistir.

Reklamlar
Published in: on Ağustos 9, 2006 at 6:32 am  Comments (4)  

The URI to TrackBack this entry is: https://kendihalinde.wordpress.com/2006/08/09/1dunya-savasinin-musebbibleri-de-yahudi-idi/trackback/

RSS feed for comments on this post.

4 YorumYorum bırakın

  1. Netpano okurları Oktan Keleş’i şimdiye kadar ilginç yazıları ile tanıdı. Yazarımız birçok bilgiyi bu sayfalardan sizlere sundu. Bu bilgiler birçok kesim tarafından eleştirildi, tartışıldı. Şimdi yeni bir araştırma ile karşınızdayız. Bu bölüm yakında çıkacak ‘Melami Savaşları ‘adlı kitabının üçüncü bölümünden.Yorum sizin.
    İşte ilginç ve bir o kadar’da sıradışı
    İlhami Ağabeyle sohbete devam ediyorduk.Öğrendiğim her bilgi sarsıcıydı ve hatta birilerinin bize tarih hakkında da yalan söylemiş olduğu ortaya çıkıyordu. Ve ben daha birçok konunun tarihte içinde anlatılanlardan çok farklı olduğunu biliyordum. Ama doğruları neydi? Önemli olan, doğruları öğrenmekti.Hazır, kaynak yanımdayken daha önce öğrendiklerimin doğruluğu günümüzde yaşadığımız realitelerle ne denli gerçek olduğu anlaşılıyordu.
    Hele Ne? Neden? Niçin?sorularını soran akıllı beyinler için herşeyi her araştırma yerine oturuyordu.
    Adeta İlhami Abi koordinatları veriyordu ve bu koordinatlar gerçeğe, gerçek bilgiye insanı taşıyordu. En azından benim için bu böyleydi. Bugün dünyamızda egemen güçlerin çevirdiği dolaplar ve onların niyetleri bu deşifreler sayesine gün gibi ortadaydı.Tabii ki yalanları da…
    İlhami Ağabey yüzüme baktı ve şöyle devam etti:
    -Tarihi yazanlar da egemen güçlerdir. Bir yaşanan tarih vardır bir de yazılan. Şimdi yazılan tarihi bizzat yaşayanlar okusalardı buna tahammül edemezlerdi. Egemen güçler çağın koşullarına gereken plan, program ve şöyle devam etti: Tarihi yazanlar da egemen güçlerdir. Bir yaşanan tarih vardır bir de yazılan. Şimdi yazılan tarihi bizzat yaşayanlar okusalardı tahammül edemezlerdi. Egemen güçler çağın koşullarına göre kendi plan, program ve stratejilerine göre devamlı tarihi değiştirmeye çalışırlar, yani geçmiş tarihi. Koşullarına göre devamlı geçmiş tarih üzerinde oynarlar. Örneğin düşmanlarının kahramanlıklarını, destanlaşmış kahramanlarını küçültürler ve hatta ellerinden gelse yok sayarlar. Bu tarihi hadiseleri saptırmak tarih boyunca böyle olmuştur. Kendi konumlarına göre de olmayan kahramanlar, hadiseler çıkarırlar ve tarihî vaka olarak anlatırlar. Yani uydurma stratejik bir tarih olarak. Zaman zaman bu foyaları bazı belgelerle meydana çıkar ve bu sefer aynı tarih yazıcıları, bu defa günah çıkarırcasına yeniden tarih yazarlar. Şimdi buraya dikkat et, aslında bu da taktiktir. Çıkan doğru belgeler ve deşifre olmuş hadiseler realiteyle, yani günümüzün olaylarıyla örtüşünce söyleyecekleri bir yalanları kalmaz. O zaman baş vurdukları taktik eski yalan tarihlerine eleştiri getirerek aslında şu olay böyleymiş bu olay böyle mi gibilerinden insanlığa kendilerini dürüst ve güvenilir göstermektir.
    Aslında yine yalancılar, yalan tarih yazıcıları iş başındadır. İnsanlar bu sefer şöyle düşünür: “Bak bu yeni tarihçiler gerçeği meydana çıkardılar. Bunların söyledikleri doğrudur.” Ama şunu düşünmezler aslında: Foyaları inkar edilmeyecek kadar ortaya çıkmıştır. Onlar meydana çıkarmamıştır. Bu sefer insanların güvenilirliğini kazandıklarında yeniden tarih yazarlar.
    Plan programlarına göre… Ve insanlık bir seferlik meydana çıkacak foyalarına kadar oyalanır, uyutulur ve amaçları uğrunda kullanılırlar. Bu tarih boyunca böyle olmuştur. Yakınlarına tam bir güvelenirlik kazandırmak için kutsal metinleri bile kitaplarına bile alet ederler. Çünkü bu kitaplar, metinler çeşitli dinlerdeki insanlık için iman kaynağı Yaratıcının, Tanrının sözleridir. Çünkü Tanrı yanılmaz. Öyleyse söylenenler doğrudur diye insanlık çoğu kez hiç düşünmeden kabul ederler ve uğrunda ölürler. Buna misal vermeye gerek yok herhalde, İncil ve Tevrat yeterlidir. İçi yalan yanlış haberlerle doludur dedi ve sustu. Hemen aklıma günümüzde yaşadığımız hadiseler geldi. Yakın tarihte bile oynamalar yapılıyor, gerçekler saklanıyor ve günün güçlerinin istediği gibi anlatılıyordu her şey. Birileri bunları meydana çıkarsa öldürülüyorlardı. Kendi dinlerine, ideolojilerine, niyetlerine göre tarih saptırılıyordu.
    Eski krallar bile kazandıkları savaşları temsil eden heykelleri lahitlerine figür olarak yaptırıyorlardı. Düşmanlarını nasıl yendiklerini resmediyorlardı. Şiirler, destanlar söyletiyorlardı…Bugünkü krallar, yani egemen güçler de aynısını insanları kullanmak için saptırılmış tarihle gerçekleştiriyorlar. İlhami ağabeyin söylediklerini Ne? Neden? Niçin? Sorularını insan sorduğunda neler neler çıkıyordu? Bazıları da resmi tarih olarak insanlara sunuluyordu.
    Aklıma yine ister istemez, İstanbul ve fetih geldi. Son zamanlarda neredeyse sanki Fatih İstanbul’u fethetmemiş de Bizanslılar onu davet etmiş, kapıları açmış, Osmanlı sarığı görmeyi yeğlemiş v.s… Şimdi daha da iyi anladım.
    İlhami ağabeyi bu kısa suskunluktan sonra devam etti :
    Bugün de dünyada egemen güçlerin tarih üfleyicileri var Pentagon ve İsrail’de. Bunlar durmadan yakın ve uzun geçmiş tarih üzerinde yalan stratejiler geliştiriyorlar. Örneğin bir geçmiş tarih yalanlarına bir örnek, arkeolojik bir tablet buluyor ve hemen geçmişte bilinen bir tarihi vakıayı bugünkü emelleri doğrultusunda değiştirip işte aslında bu şöyleymiş gibilerinden insanlığa sunuyorlar. Yakın tarihe örnek bile vermek gereksiz ama sana yüzlerce yalan tarihlerlerinden bir örnek vereyim: Hitler tarihi masalı, Naziler hadisesi. Hitler ve Nazilik üzerine binlerce tarihi kitaplar yazılmış, soykırım tarihi meydana getirilmiştir.
    Şimdi şunu iyi bil: Bu masalı Şeytanîler çıkardı. Yine MEDUSA toplantılarında alınan karardı, tıpkı 11 Eylül kararları gibi…
    (Bu konu ile ilgili olarak netpano.com şu linki tıklayarak bilgi alabilirsiniz. http://www.netpano.com/haber/831/11/Eyl%C3%BCl/Kararlar%C4%B1/%C4%B0stanbulda/Al%C4%B1nd%C4%B1
    Sümerlerin, Bâbillilerin yalanı gibi…Birden yine şok olmuştum. İlhami ağabey devam etti: Her şey planlanmıştı. Adım adım dünya sahnesine kondu: NAZİZM. Baş kahramanı HİTLER.
    Konu YAHUDİ DÜŞMANLIĞI. Filmin adı SOYKIRIM. Amacı İSRAİL’i kurmak. Tabi insanlık amacını bilmeden senaryonun konusu ve filmin adı ile ilgilendi ve meşgul edildi. Masalı yani yalan tarihi herkes bilir: Milyonlarca Yahudi yakılır, kaçar v.s…. Sonuçta Ruslar Berlin’e girer ve Hitler’in emriyle S.S. subayları, Hitler yakınlarıyla intihar ettikten sonra üzerine benzin dökülerek yakılır ve böylelikle Hitler’in cesedi dahi düşman eline geçmez, külleri bile kalmaz. Şimdi detaya girmeyeceğim. İşin aslı şu: Hitler’i Nazilerin içindeki görevli Yahudiler tarafından organize bir şekilde daha önce planlandığı gibi kaçırttılar. Hesapları Ruslar Berlin’e girdiğinde canlı kaçırmaktı ama aksama oldu. Ancak cesedini kaçırdılar, sözde de intihardan sonra üzerine benzin dökülüp yakıldığı masalını uydurdular. Asıl bilmen gereken şudur: Hitler’i kaçırdıkları zaman daha önce planlandığı gibi ayarlanan bir yerde cesedin iç organlarını çıkardılar ve geçici ilaçlamayla kokmasını ve çürümesini geçici bir şekilde önlediler. Şok olmuştum. Heyecanla gerisini bekliyordum.
    İlhami ağabey devam etti: Daha sonra planlandığı gibi hareket edilerek çeşitli vasıtalarla önce Bulgaristan’a sonra da Türkiye’ye, Edirne’den İstanbul’a getirdiler. İstanbul’da daha önce ayarlanmış bir evde Yahudiler tarafından geçici ilaçla bozulmaya başlayan ceset mumyalandı.
    Bir süre sonra aynı grup Balkanlardan kaçan 10.000 kişilik ilk kafile Edirne-İstanbul civarlarında ikamet eden Yahudi kafilesiyle Filistin’e gitmek üzere yola koyuldu. Hitler’in mumyası bugünkü İsrail’de bir yerde çok gizli sakladıkları başka sırlarla beraber saklanmakta.
    Bunu neden yaptılar gibi bir soru aklına gelebilir. (Gerçekten de böyle bir soru aklıma gelmişti.) İlhami ağabey devam etti: Amerika’nın asıl kuruluş amacı Büyük İsrail’i ilan etmekti. Şeytanîlerin bir planıydı. Amerika’yı farmasonlar kurmuştur. Özgürlük bildirgelerindeki imzaların sahiplerinin tümü Yahudi farmasonlardır. Bunları saymaya gerek yok. Benjamin Franklin, George Washington gibi. Başkentlerinin ismi Washington’dur. Bunlar zaten bilinen şeyler. Biz devam edelim. Zamanla Yeni Dünya Düzencileri A.B.D.’i kullanmaya ve süper güç yapmaya başladılar. Dediğim gibi kuruluş amacı dünyada Büyük İsrail’in ilanıydı. Fakat zamanla bu ülkeye haçlılar da el attı. Yahudiler ve haçlılar dünyaya bu ülkeyi kullanarak egemenlik kurmak için mücadeleye girince Büyük İsrail’in ilanı bir başka bahara kaldı. Bundan sonra Şeytanîler dünyada karışıklıklar ve değişik hadiseler meydana getirdiler. Her olayda İsrail’in kuruluşunun fırsatını kolladılar. Bekledikleri bahar insanlığın büyük ayıplarından biri olan İkinci Dünya Savaşı oldu. Yıllarca planlar yapılmıştı ve şimdi beklenen fırsat doğmuştu. Ve plan sahneye kondu. Neden bu sefer olmasındı ki? Ve sahneye Hitler kondu. (tıpkı A.B.D. ve emperyal güçlerin bugün sahneye SADDAM’ı koyduğu gibi.) Kullandılar ve yönlendirdiler. Plan iyi gidiyordu.
    Yahudi düşmanı, kan emici ırkçı bir vampir olarak dünyaya empoze ettiler. Sahneye nasıl bir oyun konduğunu, 2000’li yılları yaşayanlar, yaşadıklarını, dünyada yaşanan hadiseleri şöyle bir düşünseler çok iyi anlarlar. TV ler, gazeteler, yayınlar v.s…Her neyse. Tüm dünya Hitler’i Yahudileri yakan, işkenceyle öldüren bir canavar olarak tanıdı. Tabi bunun alt yapısı önceden hazırlanmıştı. Avrupa’da Yahudi karşıtlığı (Tıpkı şimdi dünyada olan Müslüman karşıtlığı ve düşmanlığı gibi.). Bunların hiçbiri gelişigüzel, birdenbire çıkan hadiseler değildir.
    Bu fırsatı iyi değerlendiren ŞEYTANÎLER, Hitler’e bu rolü biçtiler ve oyun sahnelendi. Binlerce Yahudi Avrupa’dan, özelliklede Almanya’dan göçe zorlandı ve sürüldüler.

    Bunların çoğu Türkiye-İstanbul üzerinden Filistin’e gitti. Sonuç malum. A.B.D.’i Büyük İsrail’i ilan etmek için kuranlar bunu o zaman başaramadılar ama “HİTLER’E İSRAİL ‘İ KURDURDULAR.” Büyük İsrail projeleri hâlâ devam etmekte; tabi yine A.B.D. korumasında. Hitler’in mumyasına gelelim. Neden böyle bir şey yapıp, Hitler’i mumyalayıp ve ardından kaçırıp şu an İsrail’de saklıyorlar? Bir gün Büyük İsrail’i ilan ettiklerinde, bu mumyayı kuracakları Büyük Süleyman Mabedi Müzesin’de, “İsrail’i kurduran adam” olarak sergilemek için. (Tabi hiçbir zaman Büyük İsrail’i kuramayacaklar inşallah.) Bir önemli şey daha söyleyeyim: Şeytanîlerin yeni bir planı. Planın adı “ÖRÜMCEK AĞI”. Planın kısaca içeriği şu: Sınırları çizilmiş bir Büyük İsrail’den önce, tüm dünya ülkelerinin mekanizmalarını bir örümcek ağı gibi sarıp ele geçirerek, dünyayı farkında olmadan Büyük İsrail haline getirmek…dedi ve sustu. Aklıma tüm dünyadaki Yahudi lobileri, masonik teşkilatlar ve kulüpler geldi. Tüm dünya ülkelerindeki siyaset, sanat ve ileri gelen medya çevrelerindeki aktif ve güçlü etkilerini düşündüm. İlhami ağabeye şu soruyu sordum:
    Hitler Yahudi mi ?

    Gözlerimin içine derin bir mana ile bakıp tebessüm etti ve şunları söyledi:
    Tüm bu anlattıklarımı Saddam’ı astıkları zaman açıkla. İnsanların ne olduğunun önemi yok, neye hizmet ettiklerine bak dedi ve tekrar sustu. Aklıma Saddam’ın geçmişi, sebep olduğu hadiseler ve bunların sonuçları geldi ve bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti. Dünya onu nükleer ve kimyasal güçlere sahip, insanlık düşmanı bir diktatör olarak tanımıştı. Hayret edilecek bir olaydı Saddam’ın da Hitler gibi bir Yahudi düşmanı olarak anılması. İsrail’i yok etmeye çalışan bir düşman.Politikalar bunun üzerine kurulmuştu. Hatta İkiz Kulelerin yıkılması ile irtibatlandırıldı. Tabi bugünün teknolojisiyle ne gösterildiyse insanlara öyle algılatıldı. Saddam hiç şüphesiz zalimdi, diktatördü. Ama onun bu özellikleri birilerinin işine geldi ve o da aynen Hitler gibi kullanıldı. Kürtlere zulmediyor denilerek, tıpkı İsrail devletinin kurulması gibi bir Kürdistan projesi uygulandı.
    Bu kurulacak sözde Kürt Devleti İsrail’in bir uydusu olacak ve bölgede kurulması planlanan Büyük İsrail projesinin bir parçası olacaktı. Şimdi teknolojinin ileri olmasından dünyada düşünen beyinler de Saddam ve emperyal güçlerin planlarını görsel medyada, televizyonlarda sızdırmalarda iyi görebiliyorlardı. Ya İkinci Dünya Savaşı kan oluk oluk akarken, insanlık yarınını bilmezken o zaman ki insanlık olup bitenden ne kadar haberdar olabilirdi ki? Hitler masalı böylelikle yutturuldu. Öyle ki bugün tartışmaya açmak bile suç sayılıyor ve birilerini rahatsız ediyordu. Dünyaya böyle kabul ettirildi.100 sene sonra Saddam masallarını o zamanki kuşaklara kim bilir nasıl anlatılacaktı?
    Ama bugün, bu çağı yaşayan bizler akıl gözlerini iyice çalıştırmalıydı. Çünkü bu oyunların sonu olmayacaktı.
    Richard Shenkman’ın “İnsanlık tarihinde büyük yalanlar” kitabında Hitler için şöyle yazıyordu: “YAHUDİLERİN TARİHİNİ YENİDEN YAZAN ADAM.” Enteresandır dünya çapında bir çok yazar da aynı şeyi söylüyordu. Aynı kitapta bir çok kaynak gösterilerek alıntılar yapılmış. İşte birkaç tanesi:
    * 1936 da Nazi partisi Katolik kilisesini karşına alıp kilise okullarının sınıflarından haçların kaldırılmasını istemiş. Bu düşündürücüydü. Naziler haçları kaldırıyor.
    * İki yıl sonra Nazilerin Yahudi dükkanlarının camlarını indirdiklerinde kristal gecenin ertesinde 20.000 Yahudi toplama kampına atıldığında Hitler yine radikallerden uzak kalmıştı. Almanya’da herkes onun Yahudilerden nefret ettiğini bilirdi, ama Hitler, o kaba saba Yahudi aleyhtarlığından biri değilmiş gibi davrandı ya da henüz değildi.( Ian Kershaw, “The Hitler Myth” History Today (kasım 1985), s.28-29 )
    * Reichstag yangınında Naziler’in çıkardığı söylenir. Ama elde bunu destekleyecek hiçbir kanıt yoktur. Hem de hiç…Tarihçi A.J.P.Taylor’a göre yangını başlatan (Marinus Van Der Lubbe) adında Hollandalı bir sosyalisttir. Van Der Lubbe, bunu Naziliği protesto için yapmış, suçunu itiraf etmiş ve adil bir mahkemece suçlu bulunmuştur. Mahkemeden sonra kafası baltayla kesilmiştir. Peki öyleyse neden bu yangını Nazilerin çıkardığına bu kadar inanılmaktadır? Bunun sebebi bu olayın tam Nazilerin yapabileceği bir hadise olmasızındandır kanısı. Ayrıca yangın onlara yaramıştır. Halkın onlardan korkmasını sağlamıştır. (A.J.P.Taylor; “Who burnt the Reichstag?” History Today (ağustos 1960), s.515-522 )
    * Nazilerin bu yaptıkları kötülüklerin başında Yahudilerin sistematik bir biçimde ortadan kaldırma kampanyaları gelmektedir. Ancak Hitler’in Yahudileri yok etme kararında olduğu artık tartışmaya açıktır. Kendisinin yaşamı boyu sahip olduğu Yahudi aleyhtarlığından kimse kuşku duymamaktaysa da, şimdi bazıları onun Üçüncü Reich’in ilk yıllarında Yahudileri sınır dışı etmekle tatmin olabileceğini ileri sürmektedir. 30’lu yıllarda kitle halinde sürgünler pek yaygındı. Naziler 1938’e kadar Almanya’dan 200.000 yahudiyi sürmüşlerdir. Şu halde Hitler neden bir Yahudi sürgününe devam etmemiştir. Bunun nedeni onları alacak bir yer bulamaması olmuştur. SS’lerin Yahudileri Filistin’e gönderme planını İNGİLTERE KABUL ETMEMİŞTİR.

    Hitler,1940 yılında Almanya’da kalan bütün Yahudileri Fransız Madagaskar Adası’na gönderme teklifini onaylamıştır. Ancak denizler İngiliz hakimiyetinde olduğundan bu planın gerçekleşmesi olanaksızdı.

    Kaynak: William Carr, A Finalalution Nazi Polcy Towards the Jews, History Today (Kasım 1985) s.30-36. For a Contray View See Daniel Goldhagen The Road to Death, New Republic (4 Kasım 1991)

    Bu bilgiler birçok kanıtlanmış belgelerle yayınlarda da vardı. Hele bir de Yalan Haber Filmleri Bölümü vardı ki çok ışık tutucudur. Bu iki alıntı da buradan.
    * 2.Dünya Savaşı haber filmlerinde Hitler’in Fransa’nın 1940’ta düşmesinden sonra dans ettiği gösterilmişti.
    Bu filmi milyonlarca insan seyretmiştir; ama Hitler dans etmiş değildir. Dans hileli bir fotoğrafla gerçekleştirilmiştir. Hitler filmde sadece ayağını kaldırmıştı. Ancak optik printer denilen bir cihazın yardımıyla sanki çıldırmış bir manyak gibi dans eder görünmesi sağlanmıştır.

    Kaynak: O’Connor İmage artifactis.s.11.
    Bu bölümlerde belgeleriyle öyle günümüzün teknolojisiyle kim bilir ne yalan görsel haber filmleri yapılabileceğine ışık tutacak bilgiler var ki birkaç alıntı:
    * Çok saygın March Of Time haber filmlerinde de sahte sahneler vardır.
    Örneğin: 1937’de Japonların Çin’e yaptıkları saldırı ABD’de çekilmişti.1940 yılında haber fotoğrafçıları Japon denizcileri kurtardığı için bir Amerikan kaptanına Japonların ödül verdiklerini gösteren sahta bir tören düzenlemiş. İspanya iç savaşında İngilizlerin birçok aldatmacaya başvurduklarını artık biliyoruz. Bunların bir tanesi Gaumont British News 1936 Kasımında haberlerde Madrit’in düşüşünü göstermiştir. Oysa kent iki buçuk yıl sonra düşmüştür.

    Kaynak: John O’Connor, İmage as Artifact(1990),s:73.Anthony Aldgate, British Newsreels and the Spanish Civil War, History(Şubat 1973) s:60-63.Raymond Fielding Paul American Newsreel(1972).15. Bölüm;Paul Smith,ed. the Historian and Film(1976) s:100,118.

    Bunun gibi yüzlerce belgeli bilgi vardır. Hani meşhur Bağdat sahneleri vs.vs. Merak edenler daha çok araştırıp kamu oyuna dünyaya malolmuş bilgiye, belgeye rahatça ulaşabilir.

    O gün İlhami Abi’ye bir soru daha sormuştum:
    İstanbul’da Hitler’in cesedinin mumyalandığı İstanbul’daki ev neredeydi acaba? Bana
    Tarabya’da demişti. Daha sonra o ailenin de şahit bırakmamak için yakıldığı, böyle bir bilgi sızmasının önlenmesi için katledildiği, olası bir bilgi sızmasındaysa bu cinayetleri SS subaylarının İstanbul’daki faaliyetlerinin sonucu olarak onları üzerine atmaları ve bir kamufle olarak atılması planlandığı İlhami Abi’nin açıkladığı diğer önemli konu
    başlıklarıydı.Aldığım bilgi bu kadardı. Bunları 2005 sonlarında öğrenmiştim. Ama beni şok edecek bir olay olmuştu:
    Bu bilgileri kaydettiğimden yaklaşık 10 ay sonra 15 Ekim 2006 Pazar tarihli Zaman Gazetesi’nin Turkuaz ekinin 5.sayfasında koca bir başlık atılmıştı:
    NAZİ ATEŞİ ONLARI İSTANBUL’DA YAKMIŞ.

    Üç koca fotoğraf… Biri Tarabya’da SS subaylarının Yahudileri yaktığı iddia edilen evin fotoğrafı. Diğer iki fotoğraf ise İstanbul’da Romanya’dan İstanbul’a kaçtıklarında Pera Palas Oteli’nde kalırken esrarengiz bir biçimde ortadan kaybolan iki ailenin resimleri ve Tarabya’daki evde katledildiğinin öne sürüldüğü haber.

    5.sayfanın tamamını kaplayan haber aynen şuydu:Bu konu ile ilgili bilgi için http://pazar.zaman.com.tr/?bl=1&hn=-5644&sy=20061015 tıklayın
    Yorum sizlere kalmış.Yalnız Yeni Dünya düzencilerinin nasıl yalan hadiseler, kargaşalar çıkardığı bugün de yaşadığımız dünya da zaman da açıktı.Yalan olayların planlanmış senaryoları hala devam ediyordu.11 Eylül senaryosu bir anda Ortadoğu’yu yaktı.Yeni kampanyalarla İslam âlemi insanlığa terörist gösterildi. Saddam bahanesiyle Irak işgal edildi ve bölündü. Şimdi orda da bir oluşum içindeler. Bu yalan tarihlerle siyaset üreten ülkelere bir örnek de Ermeni soykırımı masalı. Aynen olmayan Hitler’in soykırımı gibi…Unutmayın tartışması bile suç ve Yahudi soykırımı hep gündemde. Ama bu bilgiler arif olanlara. Uyuyan beyinlere veya bir şeylerle meşgul edilmiş beyinlere değil.
    Zaman’da çıkan bu habere bir de şu gözle bakılabilir mi acaba?
    Olmayan soykırımı bir de Türkiye’yi İstanbul’u karıştırarak ortak mı etmeye çalışıyorlar?
    İlhami Abi o gün şu çok düşündürücü şu kelimeleri sarf etmişti:
    -Bütün sistemlerin amacı insanlara ölümü unutturmak, insana kendi varlığını düşündürmemek.
    Düşünüyordum da gerçekten insanlık nelerle meşguldu. Bundan ben de kendime bir pay çıkardım tabii.
    Ertesi gün Cenk’le buluştum. Cenk bana
    – Âdem Abi Saddam’a ne yaparlar diye sormuştu.
    İçimden Hitler’e ne yapmışlarsa ona da onu demek geçti;ama tabii ki bunu diyemezdim. Nasip olursa zamanı vardı. Demek ki asılacaktı filmin sonunda ve bu yeni bir senaryonun başlangıcıydı.
    O an sadece Cenk bana çay ısmarlarsan içerim latifesini yapabildim.

  2. http://www.netpano.com/haber/1377/HİTLER’İN/MUMYASI (fotoğraflarla beraber)

  3. Kaynak:NETPANO.COM ÖZEL

    netapno.com – – Tuesday, February 20, 2007 – 00:00:00

    Netpano.com yine bir ilginç röportaja imza atıyor.Arkadaşımız Hakan Yılmaz Çebi sizin için bir röportaj yaptı. Lafı uzatmadan sözü Hakan Yılmaz Çebi’ye veriyoruz.

    Hitlerle ilgili bilinmeyenleri afişe eden çok güzel bir kitap var piyasada, Kitabın başlığı “Bilinmeyen Hitler”, içeriği Hitler’in menşe itibariyle kimlerle akrabalığı olduğunu irdelemeyle başlıyor. Burada yazarın yorumu da dahil Hitler’in kimin nesi olduğu iyiden iyiye aralanıyor. Ardından cahil, cesur onbaşının üstelik Alman vatandaşı dahi olmadan Führer’liğe (Başbuğ) nasıl seyr-i suluk ettiği irdeleniyor(!)

    Fakat, kitapta bir adam var ki; üzerine bir değil onlarca kitap yazılabilecek fırıldaklık da.. Hitler’i ortaya çıkaran daha sonra da işleyen ancak dizginleri elinden kaçırınca “Bilinmeyen Hitler” ismiyle deşifre etmeye kalkan bunun sonucunda da Hitler’in elinden kurtulmak için Osmanlı’ya sığınan bu adam Baron von Sebottendorff ismini kullanıyor… İşin en ilginci bu adam Alman asıllı Türk vatandaşı. Kitap orta sayfalardan sonra özellikle bu adamını üzerine yoğunlaşıyor. Yazar bu adamın kim olduğuyla ilgili çeşitli işaretler veriyor ama sırrını tamamen okuyucuyla paylaşmıyor veya paylaşamıyor. Zira, bu adam mevcut kayaları yerinden oynatacak sırlara vakıf biri. Zaten kitabın sonunda yazarın da dikkat çektiği bu adamın 1957 yılında elindeki bilgi paketini 75 yıl sonra açılmak üzere İngiliz İstihbaratının eline teslim etmiş olması ki işin bütün rengini veriyor. “Zira, girift bir filmi anlamanın en güzel yöntemi sondan başa doğru seyretmektir..” Tabii bu bilgi paketinde sadece Hitler’le ilgili bilinmeyenler yer almıyor. Bu adam Osmanlı kundağına da babasının hayrına girmemişti. Yazarında röportajda ifade ettiği gibi 1919’da hilafeti İngiltere’ye taşımak isteyen İngilizlere; Hilafet ve onun son temsilcisi Abdülmecit Efendi hakkında çok önemli sırlar getirmişti…

    Sebottendorff’la ilgili kanaatim bu adamın, “Thule” ile Hitler’i daha başından beri İngiliz Siyonistleri için kullandığıdır. Böylelikle hem Almanya’yı çökertecek mecralara, hem de bir türlü bir çatı altında toplanmaya razı gelmeyen Yahudileri Hitler denen zalim bir çobanla devlet olma bilincine doğru sürdü. Osmanlı’ya sığındı boş durdurmadılar, bu defa Bektaşî bir mason olarak Osmanlı’nın altını oydurdular. Peki şimdiki Sebottendorfflar kim? Yine birilerinin sittin sene sonra yazmasını mı bekleyeceğiz..

    İşte bu amaçla; birbirinden değerli araştırmalarıyla tanınan yazar Aytunç Altındal’ ı eserinden de yola çıkarak bu kritiği yapmasını istedik.. Ancak şimdilik bu kadarla ihtiva etmemizi rica etti.. Soramadığımız bazı sorularımız oldu.. Ne diyelim arif olana tarif gerekmez misâli eseri okursanız Sebottendorffların sliüetine sahip olacağınızı hissediyorum,. Tabii bizimkisi sade bir tarif aşçı sizsiniz…

    ***
    * Ben kitabımda Hitler ailesinin soyunda MORVİA (ÇEK) kanı bulunduğunu ve Avusturyalı bir Katolik gibi değil Çek asıllı bir ANABABTİST gibi davrandığını vurguladım.Ancak, kitabımda Hitler ailesinin günümüzde New York’ta yaşayan üvey kardeşinin çocuklarından birinin sözlerine yer verdim. Bu adama göre ise, benim iddiamın tersine Hitler’in büyükbabası Yahudiydi ve bir amcaları da halen Tel Aviv’de yaşıyordu…

    * Almanya silah zoruyla elde edemediği egemenliği, para gücüyle edinmiştir. Eskiden olduğu gibi bugün de dışa açılma zorunluluğu vardır. Tannenberg’in kitabımda yer alan haritasına dikkatlice bakarsanız Osmanlı Devleti’nin üstünde Almanya yazdığını görürsünüz. Eğer I. Dünya Savaşı çıkmasaydı Almanlar Türkiye ve Fas’ı en geç 1950 yılına kadar topraklarına katmış olacaklardı.

    * 1900’lü yıllarda Osmanlı topraklarında kurulan birçok gizli örgütte gerçekte Müslüman’dan çok “Müslüman gibi görünen Hıristiyanlar” yer almışlardı. Bunlar Müslümanların önüne çıktıklarında daima “LA İLAHE İLLALLAH” derlerdi. Sonrasını ise ya hiç okumazlar yada bir kelimesini atlayarak okurlardı. Atladıkları Muhammedün kelimesinin yerine içlerinden İsa Resûlullah derlerdi.

    * I. Dünya Savaşı beklenmedik şekilde Almanya’nın aleyhine sonuçlandı. Halk bu yenilginin sorumluları olarak “aydınları ve soyluları” gösterdi. Hitler’i lider olarak seçtirip iktidara yönlendiren gizli örgüt THULE işte bu gerçeği görmüştü. Bunun için “cahil fakat cesur” sıra dışı özellikleri olan Adolf Hitler’i seçmişlerdi. http://www.netpano.com

    * Dünya Masonluğu, örneğin İsa Mesih’i Tanrı veya Müslümanlar için Peygamber olarak değil, doğrudan doğruya İLK MASON olarak tesmiye etmişlerdir. “Bilinmeyen Hitler” adlı kitabımda işte bu tip; gizli örgütlerden birini tanıttım. ilginçtir ki Alman asıllı bir Türk vatandaşı tarafından kurulmuş olan bu gizli örgüt günümüzde de çok etkilidir.

    * Özellikle de “Hilafet” konusunda İngilizlerin birçok gizli belgeye sahip olduklarını biliyorum. Biliyorsunuz İngilizler 1919’da Hilafet makamını Londra’ya taşımak istemişlerdi. Muhtemeldir ki özellikle de son Halife Abdülmecit Efendiye ait bazı çok önemli “sırlar” bu bilgi paketinde yer almaktadır.

    ***

    – Bilinmeyen Hitler kitabınızın son sayfasında yer alan “Mini Hitlerler” ve “Her 20 Nisan’da Neo Naziler yeni cinayetler işliyorlar” cümlelerinin yanında yeni Sebottendofflar kim? şeklindeki açıklamalarınız her ne kadar işaret olsa da bu eseri kaleme alışınızdaki sebepleri öğrenebilir miyiz? Niye Hitler ve Niye Almanya?..

    – Evet son sekiz yıldır Neo-Naziler Adolf Hitler’in doğum günü olan 20 Nisan tarihinde bazı büyük olayları gerçekletiliyorlar. Kısaca ikisine değineyim: Timothy McVein adlı bir Nazi dört yıl önce Oklahoma’da Devlete ait bir binayı havaya uçurdu ve yaklaşık 200 kişiyi öldürdü. İki yıl önce de Colombiya Üniversitesi’nde öğrenci katliamı yapıldı. Diğerlerini atlıyorum. Yeni Sebottendorff kimdir? Burada Sebottendorff adı belirli bir “Zihniyeti” sembolize ediyor. Nedir bu zihniyet? Bu, en özlü tanımlamasıyla “OKÜLT MİLLİYETÇİLİĞİ” tezinden ve “KÜLTÜREL KARAMSARLIK” kuramından oluşan “NEO-IRK‚ILIK” akımıdır. Kimler bu akımları destekliyorlarsa yeni Sebottendorfflar onlar olacaklardır. Niçin Almanya? Çünkü Almanya Avrupa’nın en geç “emperyalist” olabilmiş ülkesidir. Almanya, İngiltere ve Fransa’nın rakibi olabilmek için onların sömürü alanı olan Osmanlı topraklarına girmiştir. Bağdat Demiryolu Projesi Almanya’nın ilk kez Avrupa dışında bu iki güçlü devletle giriştiği bir bilek bükme mücadelesi olmuştur.

    İSA RESULALLAH DERLERDİ

    -Yine kitaba bağlı kalarak biraz gündeme getirmek istiyorum bir konu var. Bunu olayları bir kısım olayları araştırırken, farklı açılar yakalamak maksadıyla soruyorum.. Mesih’lik olayının yanında, sözde üsl‰m Cumhuriyeti’nin kurulması ve Cemalettin Kaplan’ın halife ilan edilmesi gibi hadiselerin hep Almanya üzerinden vuku bulmasını -eserinizin üzerinden- yapacağınız kıyaslarla irdelemeniz mümkün mü?..

    20. Yüzyıl’ın başlarında birçok Alman, Fransız ve İngiliz istihbaratçısı ve ajanı Osmanlı’yı sömürebilmek için “Müslüman” gibi görünmeye çalışmışlardır. Oryantalizm’in gayesi de buydu. Böylelikle de içerdeki acentaları (Masonlar vd.) aracılığıyla hem Osmanlı’yı ekonomik bakımdan sömürülmeye müsait hale getiriyorlardı hem de Osmanlı topraklarını bölebilmek için isyanlar ve ayaklanmalar başlatabiliyorlardı. Size ilginç bir husustan söz edeyim. Bu Türkiye’de Müslümanlar tarafından bilinmez. 1900’lü yıllarda Osmanlı topraklarında kurulan birçok gizli örgütte gerçekte Müslüman’dan çok “Müslüman gibi görünen Hıristiyanlar” yer almışlardı. Bunlar Müslümanların önüne çıktıklarında daima LA İLAHE İLLALLAH derlerdi. Sonrasını ise ya hiç okumazlar yada bir kelimesini atlayarak okurlardı. Atladıkları Muhammedün kelimesinin yerine içlerinden İsa Resûlullah derlerdi. Günümüzdeki Türk Masonları’nın çoğu da aynı şekilde davranır. Mesihlik konusunda da ilginç bir noktaya değineyim. Sadece değineyim dedim çünkü ayrıntılı olarak kitabımda var bu husus. Almanya Avrupa’da en çok SAHTE Mesih çıkarmış olan ülkedir. Mesihlik iddiası bir tür ruh hastalığıdır ve İlahiyat’ta “AUTO-TEISM” adıyla bilinir. Hasan Mezarcı olayına gelince. Bu bir bakıma iyi oldu çünkü artık hiç kimse çıkıp da “Ben Mehdiyim” veya “Ben Mesihim” diyemeyecektir. Mezarcı uyanık davranıp bu manipulasyonun önünü kesti. Yalnız yanlış bir işaret yapıyor. Eliyle TESLİS İŞARETİ yaparken MESİH OLMADIĞINI DA gösteriyor. çünkü bu işaret, kullar tarafından bir bağlılık göstermek için yapılır. İSA MESİH ise hiçbir kişiye bağlı değildir. Tanrı (İsa) kullarına kendisini işaretle bağlamaz, bilmem anlatabildim mi?

    HİTLERİN AMCALARI TEL AVİV’DE Mİ YAŞIYOR!

    -Hitler’in damarlarında Yahudi kanı dolaştığı kitabınızın ilk sayfalarında yer etmiş durumda.. Ayrıca kitabın sayfaları boyunca ara ara değinildiği gibi Yahudi ve mason düşmanı Hitler’in yakın çevresinde hep menşe itibariyle ne hikmetse Yahudi veya mason kişileri görüyoruz. Bu çetrefilli gibi görünen konuyu nasıl izah eder siniz?..

    – Hitler’in ailesinde Yahudi kanının bulunduğu tezi bana ait değildir. Bu bilinen bir iddiadır ama doğru değildir. Ben kitabımda Hitler ailesinin soyunda MORVİA (ÇEK) kanı bulunduğunu ve Avusturyalı bir Katolik gibi değil‚ Çek asıllı bir ANABABTİST gibi davrandığını vurguladım. Kitabımda Hitler ailesinin günümüzde New York’ta yaşayan üvey kardeşinin çocuklarından birinin sözlerine yer verdim o kadar. Bu adama göre ise, benim iddiamın tersine Hitler’in büyükbabası Yahudi’ydi ve bir amcaları da halen (2000 yılında) Tel Aviv’de yaşıyordu…www.netpano.com

    -Hitler’in onbaşılıktan Führer’liğe giden yolda sürekli birileri tarafından hazırlanışını işliyorsunuz? Bu işleme olayını kısaca özetlememeniz mümkün mü? Zira, açıklamalarınız günümüzde kimlerin ne şekilde işlendiğiyle ilgili çalışmalarımıza ipucu olacaktır…

    I. Dünya Savaşı beklenmedik şekilde Almanya’nın aleyhine sonuçlandı. Halk bu yenilginin sorumluları olarak “aydınları ve soyluları” gösterdi. Hitler’i lider olarak seçtirip iktidara yönlendiren gizli örgüt THULE işte bu gerçeği görmüştü. Bunun için “cahil fakat cesur” sıra dışı özellikleri olan Adolf Hitler’i seçmişlerdi. Cahil fakat siyasi planda kırılmış Alman gururunu en çok okşayacak “Doğru” tahlilleri yapan “Halk tipi” bir adamın başarılı olacağını düşünmüşlerdi. Kendinden geçerek, ağlayarak konuşan Hitler, gerçekte perde arkasındaki “Yüksek Eğitimli Soylular” tarafından hazırlanmış olan metinleri okuyordu. Hitler’in dile getirdiği fikirlerin hemen hiç biri kendisine ait değildi. Bu fikirler THULE’nindi.

    OSMANLI DEVLETİ’NİN ÜSTÜNDE ALMANYA YAZIYORDU

    -Kitabınızda yer alan şöyle bir cümle var:”…Tananberg’e göre 1950’ye kadar Türkiye ve Fas, Büyük Almanya topraklarına katılmış olacaktı…” Bu projeyi bugün hangi safhada görüyor sunuz? Zira, Almanya geçenlerde Doğu Türkistanlı kardeşlerimize iltica hakkı tanıyarak her nedense Türk dünyasına olan yakın ilgisini esirgemiyor!?

    – Bugünkü Avrupa Birliği gerçekte 4. REICH gibidir. Almanya silah zoruyla elde edemediği egemenliği, para gücüyle edinmiştir. Eskiden olduğu gibi bugün de dışa açılma zorunluluğu vardır. Tannenberg’in kitabımda yer alan haritasına dikkatlice bakarsanız Osmanlı Devleti’nin üstünde Almanya yazdığını görürsünüz. Eğer I. Dünya Savaşı çıkmasaydı Almanlar Türkiye ve Fas’ı en geç 1950 yılına kadar topraklarına katmış olacaklardı.

    – Sebottendorff’un “Thule” ile Hitler’i hazırlamasının ardından, Hitler’in zamanla kendisini harcamak isteme gerçeği biraz karışık gibi görünüyor. Kısaca özetleye bilir misiniz?.. “Sebottendorf’un Hitler Gelmeden …önce ” adlı kitabı bu konuda bir şeyler çağrıştırıyor ama biz gene de yazarının ağzından konuyu netleştirelim…

    – Hayır bir karışıklık yok. Thule ve Baron Sebottendorff Hitler’i Almanya’da Krallığı yeniden kurdurmak için iktidara getirmişlerdi. Olaylar İngiltere’nin girişimleriyle başka türlü gelişti. Hitler Krallığı kurmaktan vazgeçti. Thule ve Sebottendorff da onunla bozuştu. Almanya’da Krallığın yeniden kurulmasını İngiltere ve Amerika birlikte engellediler.

    -Alman asıllı Türk vatandaşı Sebottendorff’la ilgili araştırma yapmak istediğinizde Ankara Keçiören’deki binayı su bastığı için 1900-1945 yılları arasında özellikle yabancılarla ilgili belge ve kayıtları su alıp götürdüğüyle ilgili hikayeyi ne ile açıklarsınız?..

    – Evet! Adalet Bakanlığı’nın binlerce belgesini su götürmüş. Buna inanamadım ama maalesef söylenilen budur!..

    -Kitabınızda eğer Sebottendorff “faili meçhul cinayete kurban gitseydi” bunu en iyi İngilizler bilirdi, çünkü; 1957’de onu “Bilgi Paketini alan onlardı” diyorsunuz. Böyle bir bilgi varsa eğer açıklanırsa yaptığınız çalışmayla ne kadar uyuşacağını hesap ediyorsunuz?

    -Çok önemli bilgilerin bulunduğunu biliyorum. Bazı özel bilgiler bana da aktarılmıştı ama bunları belgelendiremediğim için kitaba koymadım. Bazı duyumları ise özellikle yazmadım. Kitapta İngilizlerin 2007 yılından önce açıklama yapmalarını istedim…

    HİLAFETİN KALDIRILIŞIYLA İLGİLİ SIRLAR

    İNGİLİZ İSTİHBARATININ ELİNDE

    -Peki o bilgi paketi içerisinde Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte ne gibi raporlar bulunduğunu tahmin eder siniz?.. Herhalde mesele sadece Hitler’le ve çevresiyle sınırlı değildir?

    – Özellikle de “Hilafet” konusunda İngilizlerin birçok gizli belgeye sahip olduklarını biliyorum. Biliyorsunuz İngilizler 1919’da Hilafet makamını Londra’ya taşımak istemişlerdi. Muhtemeldir ki özellikle de son Halife Abdülmecid Efendi’ye ait bazı çok önemli “sırlar” bu bilgi paketinde yer almaktadır.

    -Kitapta yer alan şahısları hayatlarındaki ökültizmin ağırlığını nasıl çözümler siniz?.. ‚evre faktörünün yanında Hitler’de olduğu gibi bu kişilerin menşe itibariyle gayri meşru ilişkilerin sonucu dünyaya gelmeleri bu ruh hastalığına sebep olabilir mi?..

    – Okültizm ve bununla bağlantılı gizli ilimler (İlm-i-Ledûn) kitapta sözünü ettiğim gizli örgüt tiplerinin vazgeçilmez öğretisidir. Bunların yorumları bilinen Dört Kitab’ın yorumlarının dışındadır. …rneğin Masonlar bu “Tefsirler’e itibar etmezler. Dünya Masonluğu, örneğin İsa Mesih’i Tanrı veya Müslümanlar için Peygamber olarak değil, doğrudan doğruya İLK MASON olarak tesmiye etmişlerdir. “Bilinmeyen Hitler” adlı kitabımda işte bu tip; gizli örgütlerden birini tanıttım. ilginçtir ki Alman asıllı bir Türk vatandaşı tarafından kurulmuş olan bu gizli örgüt günümüzde de çok etkilidir.

    Araştırmacı-Yazar Aytunç Altındal: RÖP: HAKAN YILMAZ ÇEBİ

  4. buyahu didenen illetlerden kurtuş bi hitleremi ihtiyacvar türklerde ellerinden az cekmedi kurtuluşşşşşşşş ne


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: