Yalçın Küçük ve Magazinleş-tirilen Sebataycılar

Yalçın Küçük ve Magazinleş-tirilen Sebataycılar
21.09.2006

Sebataycılar bu ülkenin son 150-200 yılının en önemli aktörleridirler. Batının ülke içinde taşeronluğunu yaparak Osmanlı devletini yıkanlarda, ırkçılık virüsünü bulaştırarak Arap, Türk ve Kürt’ü birbirine düşman eden de bunlardır. Osmanlı devletini en zayıf döneminde türlü maceralara sürükleyen İttihat ve terakki cemiyetinin beyin takımı da bunlardandır. Sebataycıları bilmeden son 2 asırlık tarihimizi çözemezsiniz.

Dünyanın her yerinde başımızı ağrıtan “Ermeni Sorunu”nu başımıza açanlar da bunlardır. Sebataycıların kontrolündeki İttihat ve Terakki elindeki gücü Ermeni- Yahudi rekabetinden dolayı Ermenilerin tehciri istikametinde kullanmıştır. Sebataycıiar Ermeni tehciri ile hem ezeli rakiplerini atletmişler, hem de Türklere kara bir leke çalmışlardır. Yahudi-Ermeni rekabetinin faturası Türklerin başına yıkılmıştır. “Batılı emperyal güçlerin içerideki taşeronu” Sebataycılar tarihimizle, kültürümüzle bağlarımızı kopardıkları gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin başına bir sürü yapay kriz sarmışlardır. (daha&helliip;)

Yahudi Kültür Emperyalizmi

 hhh

Şunu kabul etmek gerekiyor: Ülkemizde henüz İslam, laiklik, cumhuriyet,teokrasi, devlet ve şeriat gibi kavramlar halk kitleleri tarafından tam anlaşılabilmiş değil. Hatta aydınlarımızın bile tam anladıklarını söylemek mümkün görünmüyor. Mesela, kendilerini ‘laik’ olarak nitelendiren aydınlar, daha çok Avrupa’yı ve Hıristiyanlığı bildikleri için, Avrupa ve Hıristiyanlık tarihine bakarak yaptıkları genellemelerle ülkemizdeki kavram kargaşasını daha bir içinden çıkılmaz hale getirmektedirler. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 26, 2006 at 8:07 pm  Comments (1)  
Tags: , , , , ,

İstepan Hilmi Gürdikyan Efendi ve Düşündürdükleri

Makale Yazarı: Faruk (İktibas) Tarih, gün ve saat : 24. Eylûl 2006 04:39:32:

Evvelce bilmünâsebe adının geçtiğini zannettiğim bu zât ile İbnülemin Mahmud Kemal Bey merhumun konağında tanışmıştım. Meşhur şâir Hüseyin Sîret Bey’in, Tâhir’ül-Mevlevî Bey’in ve diğer kalem erbâbının yakından tanıdıkları bu zât kuvvetli bir Osmanlı şâiri, mutasavvıfı ve mütefekkiri idi. Hazret-i Mevlâna’yı ve Muhyiddin-i Arabî’yi iyice tedkîk etmiş ve mutasavvıfâne Türkçe ve Farsça şiirler yazmıştır.

İbnülemin’i ziyaret ettiğim bir gün kendisi orada idi. Cebinden bir kâğıd çıkarıp Mahmud Kemal Bey’e verdi. Evvelce va’dettiği Farsça bir şiiri olduğunu söyledi. Merhum İbnülemin’in ne kendi okudu, ne bana okuttu. Kitaplarının arasına koydu; çok merak ettim.

İstepan Hilmi Efendi’nin vefâtından dört beş sene sonra idi; Sen Jozef Kolejinde bulunduğum sıralarda oradaki arkadaşlardan Fransızca hocası Şirinyan Bey’e Gurdikyan Efendi’den bahsetmiştim. Amcasının tanıdığını söyleyince metrûkâtından defterlerini istettim. Getirdiler ve oradan şu parçaları istinsah ettim: (daha&helliip;)

“İbranice” dua eden bir Yahudi’yi “besmele” çekerek öldüren “sakallı” bir katil

Sağır Oda’daki domuz bağları!

ddd

Haftalar öncesinden kamuoyuna lanse edilen bir diziydi Sağır Oda. Doğan Grubu’nun hemen hemen bütün yayın organları, Kanal D’de yayınlanacak yapım için seferber olmuştu adeta.

Etkili bir pazarlama stratejisi uygulanarak, örneğin Kurtlar Vadisi’nin yerini alacağından bahsedilerek, başrol oyuncusunun Polat Alemdar’dan farklı olacağından dem vurularak, insanların ilgisi bu yeni dizi filme çekilmek istendi. Başarılı da oldular. Geçen hafta yayınlanan ilk bölümü reyting sıralamasında birinci oldu çünkü. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 25, 2006 at 8:50 pm  Comments (2)  
Tags:

“Amerika İbrani’dir!..”

 
“Amerika İbrani’dir!..”
kjlkj
Yeni çıkan PaRDeS kitabı ile adından sık sık söz ettiren Nedret Ersanel’e Amerika’yı soruyoruz. Amerikan dış politikasını etkileyen şirketlerden, istihbarat örgütlenmesine konuşma uzayıp gidiyor. Sonra söz dönüp dolaşıp Amerikan politikasında Musevi etkisine geliyor. Ersanel: “Karıştırmayacaksınız. Amerika İbrani’dir!” iyibilgi özel (daha&helliip;)
Published in: on Eylül 25, 2006 at 8:40 pm  Comments (9)  

Yalçın Küçük Efendi Sabetayist Komplonun Taşeronu mu?

 hhhhYalçık Küçük Sabetayistliği abartarak bir komplonunun taşeronluğunu mu yapıyor?Yalçın Küçük, nevi şahsına münhasır denilen adamlardan… Yakın zamanda Apo’nun danışmanlığından ulusalcılığa uzanan hayat seyri bu iddianın altını çizmek için yeterli… Küçük’ün, Türkiye Cumhuriyeti ve Türk sevgisinin birden bire neden depreştiğini anlamakta zorlanan ve dahası bunun arkasında bir bit yeniği olduğunu düşünenler için yaptığı kimi açıklamalar bir çok done içeriyor. Özellikle Soner Yalçın’ın Efendi isimli kitabından sonra bir hayli gündeme gelen ve Yalçın Küçük’ün isim bilim üzerinden yola çıkarak yaptığı açıklamalarla desteklediği Sabetaycılık konusu, Yalçın Küçük’ün söylediklerinin geniş bir yelpazede ses getirmesine vesile oldu. Küçük’ün her taşın altında aradığı Sabetaycılara gerçekten bu kadar güçlü cevap bulması gerek bur soru ama daha da önemlisi, bu faaliyetlerle neyin murat edildiği idi. Küçük’ün geçmişine ve şimdi söylediklerine bakarak iki teşhiste bulunmak mümkün; birincisi Yalçın Küçük gündeme gelmeyi ve popüler olmayı seviyor. İkincisi ise Türk milletinin üzerinde yürütülen psikolojik harbin bir ayağını oluşturuyor. Birkaç temel doğrunun içine bir sürü yanlış katarak aktarmak psikolojik harbin en önemli silahı. (daha&helliip;)

Yalçın Küçük Neyin Peşinde

Kendisi Küçük, işlevi büyük!fff
Yalçın Küçük yine yapacağını yaptı. Tempo dergisinde öyle bir iddia ortaya attı ki yenilir yutulur cinsten değil. Konunun hassasiyetinin farkında olan iyibilgi, uzman kişilerle Küçük’ün amacını konuştu. Küçük için kim ne dedi? İşte ayrıntılar… iyibilgi özel
 “Grup seks Sabetayizm’in emridir”. Yalçın Küçük’ün bu tartışmalı iddiası gerektiği şekliyle eleştirilmedi. Kimse kalkıp Yalçın Küçük’ün ne yapmaya çalıştığını sormadı, “Küçük’tür yapar” dendi ve geçti. Fakat iyibilgi bu işin peşini bırakmak niyetinde değil. Küçük’ün sözlerinin ciddi bir suçlama olduğundan yola çıkan iyibilgi, iddiaların doğruluğunu sorgulamaktan çok, Yalçın Küçük’ün neden böyle iddialarla ortaya çıktığını, kendisini “tanıyanlara” sordu. (daha&helliip;)

Komplo Kuramları ve İç Düşmanlar

Komplo kuramları ve iç düşmanlar

Toplumumuzda “tüm dünyanın Türkler aleyhine komplolar hazırladığı,” “ülkemizde mevcut zengin petrol yataklarının ortaya çıkarılmasına yabancı güçlerin izin vermediği,” “Batı’nın Türkiye’yi Sèvres sınırlarına döndürme fikrinden asla vazgeçmeyeceği,” “topraklarımızı satın almakta olan yabancıların bizi memleketsiz bırakacakları” benzeri tezlerden “ülke siyaset ve iktisadının Müslüman olmuş gibi gözüküp el altından âyinlerini sürdüren dinî bir azınlığın elinde bulunduğu” ya da “toplumumuzda siyaseti perde arkasından idare eden gücün Masonlar olduğunu” savunan teorilere varan komplo kuramlarına gösterilen ilgi şaşırtıcı bir seviyededir.

Pek tabiî bu alâkayı Daniel Pipes benzeri Ortadoğu uzmanlarının “Batı’da ortadan kalkmış olan komplo kuramlarının Ortadoğu siyasî kültürünün ayrılmaz bir parçası olduğu” gibi bizatihî kendileri komplo kuramı olan, ırkçı tezleriyle açıklayabilmek mümkün değildir. Toplumsal paranoyaları tetikleyebilen bu kuramların ve onlara gösterilen ilgideki hızlı artışın bir değerlendirmeyi hakettiği şüphesizdir. Bu yazıda böyle bir değerlendirme yapılmaya çalışılacaktır. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 21, 2006 at 8:07 am  Yorum Yapın  

Efendi 2:” Soner Efendi, 3 Korner 1 Penaltı Etmez!-2 “

Türker ADONAY
18.09.2006

Soner Yalçın’ın “Efendi-2” kitabının ele alındığı yazı dizimizin bu kısmında, spesifik ve somut örneklerle kitabın nasıl çelişkiler, tutarsızlıklar, karalamalar, şaşırtmacalar ve çarpıtmalarla dolu olduğunu göstermeye çalışacağız.
Çelişki ve Tutarsızlıklara Örnekler
1) Kitabın 20. sayfasında  “Kabalacı Moşe Şem Tov de Leon ile ‘Vahdet-i Vücud’un piri Şeyh Muhyiddin Arabî’nin çağdaş olması rastlantı mı?” sorusunu soran yazar, ilgili sayfadan başlayarak genelde vahdet-i vücud düşüncesinin ve özelde Arabî’nin Yahudi mistisizminden etkilendiğini iddia etmekte, bu iddiasını ispat için hepsi birbirinden temelsiz argümanları peşpeşe sıralamaktadır. Yazarın temelsiz argümanlarının tümünün eleştirisini yapmak yerine, Yahudi mistisizminin büyük üstadı olarak sunulan Moşe Şem Tov de Leon’un Muhyiddin Arabî ile çağdaşlığını inceleyelim ve iddiaların daha en başından nasıl “çürük bir zemin”e oturtulduğunu okurlarımıza gösterelim.
Yazara göre Moşe Şem Tov de Leon 1230-1305 yılları arasında yaşamıştır. Buna mukabil, Muhyiddin Arabî’nin doğum tarihi 1165, vefat tarihi 1239’dur. Bu durumda Moşe Şem Tov de Leon doğduğunda Muhyiddin Arabî 65 yaşındadır. Daha fenâsı, Muhyiddin Arabî vefat ettiğinde Moşe Şem Tov de Leon ancak 9 yaşındadır. Eğer ortada bir etkilenme var ise, “birazcık mantık sahibi” bir kişi, Muhyiddin Arabî’nin “etkilenen” değil “etkileyen” pozisyonda olduğunu düşünür. Ama Soner Yalçın bu gerçeği ıskalamakta, çağdaş olmayı aynı yüzyıl içinde yaşam tarihleri kesişmek olarak yansıtmakta, âdeta 3-5 yaşındaki bir çocuğun Muhyiddin Arabî’nin son eserlerini kaleme aldığı sırada onu derinden etkilediğini ileri sürmektedir. Eğer Moşe isimli o zamanlar ufacık olan Yahudi çocuk İslâm bilgeliğinin zirve isimlerinden birini gerçekten Soner Yalçın’ın ileri sürdüğü gibi “derinden” etkilediyse, İslâm’la başının hoş olmadığı belli Soner Yalçın’ı bilmeyiz ama, bizim İslâm’ı bırakıp Yahudiliği seçmeyi düşünmemiz için ortada çok önemli bir “kerâmet” var demektir. Okurlarımızın “hadi leeeen!” dediğini duyar gibiyiz, ama lütfen bu hitabı bize değil bu zırvaları bilimmiş gibi sunan Soner Yalçın’a yapınız. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 19, 2006 at 7:15 am  Comments (7)  

Bilim ve Şarlatanlık

Yakın çevremdeki bazı arkadaşların “yüksek sesli başarılı tezahüratları” sonucunda; Soner Yalçın’ın yeni kitabını satın aldım: “Soner Yalçın; Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı : Efendi-2; Doğan Yayıncılık, Haziran 2006”. Uygun bir zamanda okuyacağım. Ama yeni aldığım her kitapta olduğu gibi, sayfaları şöyle bir karıştırdım. 1-2 sayfa, birkaç paragraf okudum. Önyargılı olmayayayım ama kitabın tahmin ettiğimden de farklı olmadığı kanaati uyandı bende. Kitabı okuduğumda; hâlâ canlı bir konu olmaya devam ederse, düşünce ve izlenimlerimi yazarım.

Bugün; bu kitabı karıştırırken, bana hatırlattığı bir konudan söz etmek istiyorum. Bilimin metodolojisinden… (Metodoloji, karşılığı olarak “yöntem bilimi” ifadesi de kullanılıyor. Metodoloji, felsefe ve bilim alanlarında yöntem / yaklaşım konuları ile ilgilenir; yeni yöntemler yaratmak için ilkeler geliştirir.) (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 18, 2006 at 9:58 am  Yorum Yapın  

Türkiye’nin 11 Eylülünü Yahudiler yaptı

‘İsrail ve Siyonizm Kıskacında Türkiye’ kitabından dolayı Asil Sami Aci adlı Yahudi bir vatandaşın şikayeti üzerine hakkında 312. maddeden dava da açılan Prof. Dr. Cemal Anadol ile Siyonizm’i ve diğer pek çok konuyu konuştuk. Prof. Dr. Anadol, Ariel Şaron’a ‘alçak’ derken, Siyonizm’in kanlı yüzünü ve hedeflerini anlatıyor.

Türkiye’nin yeraltı zenginliklerinin çıkarılmasının kimler tarafından engellendiğini, Yahudiliğin din kitaplarında ‘Yahova sahtekârdır’ dendiğini, Türkiye’nin 11 Eylül’ü olarak nitelendirilebilecek bir olayı Nuri Paşa Hadisesi’nin (Sütlüce Katliamı) detaylarını, İsrail’in Türkiye’den kaçırılan paralarla kurulduğunu, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi’nin kim tarafından Mason Locası olarak nitelendirildiğini, İsrail Parlamentosu’ndaki Nil’den Fırat’a kadar uzanan haritayı, ekonominin kötü olmasından dolayı pazarlardan meyve sebze artıkları toplayan müdürleri, şefleri anlatan Cemal Anadol, iktidarlara özel toplantılarda neleri yapacaklarının, neleri yapmayacaklarının söylendiğini belirtti. Anadol, Dinlerarası Diyalog hakkında ise oldukça farlık bir yaklaşım sergiliyor. (İ.A) (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 17, 2006 at 7:48 pm  Comments (3)  

Efendi 2: “Soner Yalçın’ın Yamukluğu, O. Ekşi’nin Burukluğu”

SONER YALÇIN’IN YAMUKLUĞU, OKTAY EKŞİ’NİN BURUKLUĞU!

Soner Yalçın, Beyaz Türkleri (Efendi-1) den sonra, Beyaz Müslümanları (Efendi-2) da yazmış.. Böylece Türk geçinen, hatta Türkçülük yürüten Yahudi dönmelerini deşifre ettiği gibi, şimdi de Müslüman ve müttaki bilinen hatta şeyhlik ve ermişlik satan Yahudileri, soy kütükleriyle birlikte tanıtmış

1949 yıllarında Avengeliklerin İsviçre şatosunda iki ay boyunca “İslamiyet ve Ehli Kitap yakınlığı” konusunda dersler anlatan, yani ılımlı İslamın temellerini atan Yahudi dönmeleri ve Arusi Şeyhi Ömer Fevzi Mardin’lerden; Avengelik Rahip Dr. Bruchman’ın manevi talebesi olan 1951’de “Avrupa ve Dünya Federasyonu fikrini Yayınlama Cemiyetini” kuran. (Sh:46) Yahudi Ahmet Emin Yalman ailesine… Yahudi Üzeyir Garihlerin ve Mareşal Fevzi Çakmak ailesinin şeyhi olan Küçük Hüseyin Efendiden (Sh:62) Rıfai Şeyhi bilinen Kenan Rıfai adlı Sabataist deist (Peygamber tanımayıp, sadece Allah’a inandığını söyleyen)lere.. Ve Baş müridi Kazım Karabekir’e ve kızı Timsal hanımefendilere (Sh:129)

MSP’de palazlan, ANAP ve AKP’de bakan, bürokrat ve patron olan Dönme nakşilerden, İhsan Doğramacı gibi Hıristiyan Maroni sanılan Yahudi Profesörlere, Selanik Dönmesi iken Peygamber varisi geçinen Devlet Planlamadan emekli, “Allah’ın Üniversitesi Rektörü ve Dinlerin Birliği Projesi mühendisi, Nur TV sahibi İskender Erol Evrenesoğlu’ndan, Mesut Yılmaz’ın Dönme olan annesine ve Eşi (Berna Müren) ve babaannesine.. (Sh:122-150) (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 16, 2006 at 3:35 pm  Comments (9)  

O Bir Zavallı

jjj

 

Bilinmeyen Vatikan

 

 

 

Minik Devlet=Büyük Güç [ Bölüm -1- ]

 

 

İnanılması güç sırları, gizli geçitleri, şifreleri ve yeraltı yollarıyla Vatikan, tam anlamıyla Dünya’nın en “esrarengiz” devletidir

 

Bilinmeyen Vatikan ve Papaları anlatan bu yazı dizisine, “Vatikan Nedir?” sorusuyla başlamak kanımca yerinde ve yararlı olacaktır. Türkiye’de Vatikan’ın adı bilinmekte ve/fakat gerçekte “ne” olduğu geniş Müslüman kitle tarafından hiç bilinmemektedir. En iyimser deyişle Vatikan, Papalarıyla birlikte anılan, Papa’nın yaşadığı yer diye bilinen minik bir devlet olarak tanınmaktadır. Kuşkusuz bu kısa açıklamada doğruluk payı vardır ama çok, hem de çok eksik bir tanımlamadır bu. Eksik bilgilenme ise, herkes kabul eder ki, hiç bilgi sahibi olmamaktan daha sakıncalı ve tehlikelidir. İşte Türkiye’de Vatikan’la ilgili bu eksik bilgilendirmeyi biraz olsun giderebilmek amacıyla “Vatikan Nedir?” sorusuyla girmekte yarar görüyorum. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 15, 2006 at 10:34 pm  Comments (5)  

Beyaz Değil, YOZ Türkler ! (Efendi 2’nin Amacı)

Açıkça söylemek gerekirse, Fehmi Koru’nun “İslâm’la yeniden tanışırken…” başlıklı yazısını okuduğumda bir anlam verememiştim. Boş bir yazı gibi gelmişti bana ve yazarın neden böyle bir konuyu kaleme alma ihtiyacı duyduğu sorusuna cevap bulamamıştım.

 ssgggFakat daha sonra, Oray Eğin’in ondan bir gün önce yayınlanmış olan “İslamcılar Beyaz Türkler’i anlayamıyor” başlıklı yazısına göz atınca, Koru’nun değerlendirmelerinin ardındaki saiki anladığımı düşündüm.

Oray Eğin yazısında şöyle diyordu: “Beyaz Türkiye’nin şimdiden bazı adımları var. Son zamanlarda birtakım üniversitelerden çıkan İslam araştırmaları, tekrar tekrar referans aldığım Ufuk Güldemir’in ‘Büfeci İslamı’ kavramı, ‘Efendi 2’ bu yönde samimi çabalar.” Fehmi Koru ise yazısına şöyle başlıyor: “Gazetelerde çıkan yazıların konu yoğunluğuna bakıldığında kendini hemen ele veren gerçek şu: Türk aydınları İslâm’la yeniden tanışıyorlar… Vesileler değişik olsa da günün hemen her tartışması aynı kapıya çıkıyor. Gazetecilik ilk yakaladığına isim koyma mesleğidir aynı zamanda; bu sebeple kimi ‘Beyaz Türk – Kara Türk’ tasnifini çıkarıyor yaşanan tartışmadan, kimi uzaktan gördüğünün üzerine ‘Büfeci İslâmı’ yaftasını asıveriyor. / İyi niyetli çabalar bunlar…”

Görüldüğü gibi, aynı şeyden bahsediyorlar. Oray Eğin’in “samimiyet”i, Fehmi Koru’da “iyi niyet” halini alıyor, kelimeler farklılaşsa da anlam aynı. Bununla birlikte, ne Güldemir’in “Büfeci İslam” kavramı, ne Soner Yalçın’ın “Efendi 2″si, ne de “Beyaz Türk-Kara Türk” tasnifi iyi niyetli ya da samimi çabalar olarak görülebilir. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 15, 2006 at 7:48 am  Yorum Yapın  

Türkiye Üzerinde Oynanan Büyük Oyunlar

Türk ekonomisi ve siyaseti ile her zaman yakından ilgilenen Yahudilerin, neden Türkiye’yi Ortadoğu ateşinin içine çekmek istediklerini anlamak için bu yazıyı iyi okumanızı öneririz.

sss

 1880 yılında İstanbul’a gelen ve burada öğretmelik yapan Bertrand Bareilles’in 1917 yılında kaleme aldığı “İstanbul’un Frenk ve Levanten Mahalleleri” adlı kitabında Türkiye’de yaşayan Yahudilere geniş yer ayırıyor. Bareilles kitabında, Yahudilerin Filistinle birlikte hedefleri arasında Türkiye’nin de bulunduğuna işaret ediyor. (daha&helliip;)
Published in: on Eylül 14, 2006 at 10:02 pm  Comments (3)  

Hiç Namazla Yoga Bir Olabilir mi?

Hiç namazla yoga bir olabilir mi?
Hakiki olan her şeyi küreselleştirerek kendilerine mal etmek isteyen sanal baronların son numarası yoga ile namazı aynı kefeye koymak oldu. Bunu da haftalık bir dergi aracılığıyla, sözde İbn Arabi’nin yazdığı kitaba atıfta bulunarak yaptılar. iyibilgi kurmaca haberin foyasını meydana çıkardı.
jjj
 “İslam Tasavvufu ile yoga arasındaki ilişki yüzyıllar öncesine dayanıyor. Hindistan’da yaygın olan Şattariye ve Çiştiyye gibi tarikatlarda, manevi eğitim süresince İslami geleneklerle birlikte bazı yoga teknikleri de kullanılıyordu. Hatta zikirlerinde mantra yapıyorlar” “Prof. Dr. Carl Ernst uzun yıllar üzerinde çalıştığı sufizm-yoga ilişkisine dair en güçlü yazılı kanıtın ‘Amrtakunda Çevirileri’ diğer adıyla “Pool of Nectar” olduğunu söylüyor. İbn’ül Arabi’ye atfedilen, 1210 yılında Belgal’de Arapça’ya çevrilen “Pool of Nectar” yoga uygulamalarına dair bilgiler içeriyor.” (daha&helliip;)
Published in: on Eylül 14, 2006 at 9:50 pm  Yorum Yapın  

Zihinsel Soykırım!

KendiHalinde: “SonerYalçınKüçük ile bağlantısı da okuyucuya kalmış…”

İçinde yaşadığımız akvaryumun suyu olan yaşam tarzını kirleten kaynakları temizlemeden sağlıklı bir hayat yaşamak mümkün değildir.

hhh

Bu kaynaklar; ülkeyi çöplüğe çeviren çevre savaşı, toplumun yaşam tarzını yozlaştırıp çürüten medya savaşı, beyinleri işgal ederek küresel yaşam tarzını dayatan zihinsel savaş, vücudumuzu şişiren boyalı sıvı ve içkileri dayatan su savaşı, Türk toplumunu hasta ederek kırmayı amaçlayan sağlık savaşı, bilimsel yozlaşmaya yol açan bilim savaşıdır.

Bunlardan belki de en önemlisi, zihinsel savaşın yol açtığı zihinsel kirlenmedir.

Zihinsel savaşın amacı insan zihnini ele geçirmektir. İnsan ve toplumun yaşam tarzını kurgulamanın en kestirme yolu budur. Bu yöntemin en etkili olduğu zaman ise bebeklik dönemidir. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 14, 2006 at 9:42 pm  Yorum Yapın  

Mümtaz Soysal, Böyle Şeyleri Nasıl Yazabilir !!!

Yazar akt at 14. Eylül 2006 00:16:57:

Aşağıdaki bilgiler Metin Aydoğan’ın “Bitmeyen Oyun” adlı kitabından alınmıştır. Kitap “Kum Saati Yayınları”ndan çıkmıştır.

(…)Türkiye, 27 Aralık 1949 tarihinde ABD ile; “Türkiye ve ABD Hükümetleri Arasında Eğitim Komisyonu Kurulması Hakkındaki Anlaşma” adıyla bir ikili anlaşma daha imzaladı. İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanı olduğu bir dönemde imzalanan anlaşmanın en önemli özelliği, Türkiye’de kazanılacak Amerikan yanlısı kadroların eğitilme biçimlerinin saptanması ve bu uğurda yapılacak harcamaların karşılama yöntemlerinin belirlenmesiydi. Anlaşma; Türkiye’den ABD’ne gönderilecek Türk öğrenci, öğretim üyesi ve kamu görevlileri ile ABD’nden Türkiye’ye gönderilecek Amerikalı ‘uzman’, ‘araştırmacı’ ve ‘eğitimci’nin statülerini belirtiyordu. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 13, 2006 at 10:26 pm  Yorum Yapın  

Ferid Kam’ın Bastonundan Soner Yalçın’a Cevap

Makale Yazarı: Faruk Tarih, gün ve saat : 13. Eylûl 2006 22:48:01:

dsdsd 

Paranın Efendisi Soner kitabının 214. sayfasının dipnotunda, copy-paste usulüyle elde ettiği bazı bilgileri kendi yorumuyla okuyucuya aktarmış. Bazı doğru bilgilerin arasına sıkıştırdığı kendi yanlı ve yanlış yorumlarla, asıl maksadının gizli bilgileri açığa çıkarmak değil, esas bilinmeyenleri perdelemek olduğu intibaı bende kesin kanaat derecesine ulaştı. Bu meseleye uyanan ilginin devamı ve kurcalanması hâlinde, bundan ciddi olarak rahatsız olacak güçlerin yönlendirmesiyle bu kitaplar yayınlanıyor gibime geliyor. Esas bilinmesi gerekenler, siyaset, bürokrasi, sermaye, medya ve tedrisat sahâsında ipleri elinde tutanlar olmasına rağmen, SYK şürekası ibreyi ters istikamete döndürmeyi şimdilik başardılar. Ortaya belki de kasten gayr-ı sahih isimler atıyorlar ki, hem bu iş sağa yıkılsın, hem de sonradan yazılacaklara ilgi ve güven sarsılsın. Şunu kat’iyetle söylemeliyim ki, vatana, millete ve dine samimi olarak hizmet etmiş olanların damarlarında varsa birkaç damla İbrânî kanı, bu asla değer hükümlerimizde kıstas değildir. Belki bir bilgi notu olarak bir köşeye kaydetmekte beis yoktur, yeter ki değerlendirmeler sadece onun üzerine inşa edilmesin. Bunları ifade ettikten sonra Soner Yalçın’ın satırlarına gelelim: (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 13, 2006 at 9:19 pm  Comments (1)  

11 Eylül Provası 1962’de Yapılmış

ABD’nin, Küba’ya yapacağı askeri saldırıyı haklı çıkarmak ve buna dünya çapında kamuoyu desteği almak için 44 yıl önce bir provokasyon planı hazırladığı ortaya çıktı;

htytr
11 Eylül olayları ve sonrasındaki gelişmeler, 1962 tarihli ve “Northwoods” kod adlı bu gizli planla birebir örtüşüyor. Bir kaç gün sonra 11 Eylül olaylarının yıldönümü.. ABD, kendi kontrolündeki Guantanamo Üssü içinde ve civarında, gerçekten düşman Küba kuvvetleri tarafından yapıldığı görüntüsü verilmiş, iyi koordine edilmiş aşağıdaki olaylar serisini planlıyor. İşte provakasyon planından başlıklar:

– “(Amerika’nın kontrolündeki) Guantanamo Üssü dışından üs içerisine top atışı, bazı tesislerin hasar görmesi, liman girişi yakınında gemilerin batırılması, sahte kurbanlar için cenaze törenleri düzenlenmesi, Hava üssündeki uçakların yakılması, Üs içinde (dost) Kübalı sabotajcıların ele geçirilmesi… (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 12, 2006 at 10:49 pm  Comments (1)  

Soner Yalçın Efendi’nin Yalancı Nöro-Transmettirliği

Soner Yalcın Efendi’nin Yalancı Nöro-Transmettirliği

(Sinyal iletimi sağlayan maddeler)

İnsan vucudunda sinir kas kavşağında nöro-transmettirler(ACH,Noradrenalin gibi) veziküllerden(kesecikler) salgılanır Bu maddeler parasempatik ve sempatik sistemin tabii maddeleridir.

hhhhg

Eğer vucuda nöro-transmettirlere benzeyen maddeler verilirse sinir uclarında veziküllerde birikir ve tabii maddelerin yerini alırlar.Mesela sinire bir uyarı gelince noradrenalin yerine vucuda daha önce verilmiş sentetik madde veziküllerden salgılanır.Fakat fonksiyon görmez.Böylece noradrenalinin fonksiyonunu engellemiş olur.Noradrenalin salınmaz.Sistem bloke edilmiş olur yani sabote edilir.

Bu taklit mekanizması toplumun psikolojik, sosyolojik, tarihi ve kültürel yapısında uygulanmaktadır.Soner Yalçın Efendi de aynı işlevi Hem Efendi hemde Efendi-2 kitabı ile görmüştür. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 12, 2006 at 6:53 pm  Comments (3)  

Yalçın Küçük ile Aramızda Çok Paralellik Vardır

SABETAYCILIK KONUSUNDA YALÇIN KÜÇÜK İLE ARAMIZDA ÇOK PARALELLİK VARDIR

KendiHalinde sorar: “Nasıl yani? Ya da Hala mı? Eminmisin? Efendi-2 yi okudun mu? Okuduysan niçin tek kelam dahi etmedin? Son dönemde olan bitenler hakkında ne düşünüyorsun? Birileri Islama sinsice saldırırken,Sen bu işin öncülerinden olarak meselenin gideceği boyutları tahmin mi edemiyorsun,tahmin etmek mi istemiyorsun?Kimlere destek çıktığının farkında mısın? vesaire vesaire…”

mse 

Sabetaycılık konusundaki yazılarınızdan dolayı sizi ‘İslami kesimin Yalçın Küçük’üne benzetiyorlar… Sabetaycılık konusunda Yalçın Küçük ile aramızda çok paralellik vardır. Hatta bu konuda Yalçın Küçük bizi fersah fersah geçmiş vaziyettedir. Bunun dışında inanç, dünya görüşüyle itibariyle hiçbir paralellik yok aramızda.Yazılarınızda Yalçın Küçük’ü Sabetaycıların maskesini düşürüyor diyerek övüyorsunuz. Küçük, son olarak Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ü Sabetayist ilan etti. Sizce Yalçın Küçük bu konuda abartılı hareket etmiyor mu? (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 12, 2006 at 6:19 pm  Comments (1)  

Kusura Bakmayın Ben de Kendimi yazdım

KUSURUMA BAKMAYIN BEN DE KENDİMİ YAZDIM

Güzel yazı yazanları hep kıskandım. Ne güzel bir şiir, ne güzel bir hikaye, ne de güzel bir felsefe yazısı yazamadım.Yazanları da kıskandım. Hem de çok kıskandım.

Yazma özürlü olsam da, oldum olası okumayı çok severim. Ancak; yoksul bir ailede büyüdüğüm için üniversiteyi bitirinceye kadar ders kitapları dışında hiçbir kitabım olmadı. Kitap alamadım. Ortaokula giderken ilçe kütüphanesine üye oldum. O zaman başladım okumaya. Lise birinci sınıfta iken edebiyat dersimize üniversite mezunu bir öğretmen geldi. İlk dersinde sözlü sınav yaptı. Sınavda bir tek soru sordu. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 11, 2006 at 11:52 am  Comments (7)  

Sandıklı Yahudi Kaplıcası

Sandıklı Yahudi Kaplıcası

Makale Yazarı: Faruk Tarih, gün ve saat : 10. Eylûl 2006 02:33:25:

jjj

Attığım bu başlığı görünce hayret ettiğinizi tahmin ediyorum. Öyle ya, Sandıklı’da birkaç kaplıca olduğunu duymuşsşnuzdur da, bu isimde olanına rastlamamışsınızdır. Bu da nereden çıktı demeyin, Soner Yalçın’ın kitabında öğrendiğim bir bilgi ışığında, bir şifa kaynağımızın adının diğer mânâsını yazdım. Bakınız SY kitabı Efendi-2’nin 366. sayfasında derin araştırmalarının neticesinde neyi bulmuş: (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 10, 2006 at 2:52 am  Comments (4)  

Kenan Rıfai ve Efendi-2 üzerine

 Gönderen : Nihat bey

asde

 

Kenan Rıfai Hazretlerinin Sabataist olduğunu zanneden kardeşime bu konuyu açıklamak istiyorum .:

1- Allah cc Hazretleri bir Kudsi Hadis-i Şerifte “ benim veli kuluma zulmeden ve iftira atana Ben Harp ilan ederim” buyuruyor. Sayın Kardeşim lütfen bunu bir düşünsün

2- Tasavvuf bir okuldur. İslam’ı iyi yaşama ve anlama okuludur. Değişik Meşrep ve Yollarda bu güzel okulun dershaneleridir. Sınıflardır. Soruyu soran kardeşim lütfen bunu da düşünsün

3- kişi bildiğinin dostu bilmediğinin düşmanıdır sayın kardeşimiz bu güzel ilkeyi de bir düşünsün

4- Kenan Rıfai Hazretleri hiçbir eserinde hiçbir hareketinde Ben Mevlana Cellaleddin- Rumi Hazretlerinden büyüğüm dememiştir. Bağlıları da dememiştir. Sayın Site yöneticileri de dememiştir. Hizmeti geçenler kısmında Kenan Rıfai Hazretlerinin hayat hikayesini bende okudum siz nasıl böyle bir açmaza düştünüz hayret ettim.

5- Kenan Rıfai Hazretlerine ilk iftirayı Refik Halid Karay “ Kadınlar Tekkesi kitabı ile atmıştır. Eser zaten romandır yazılanlarda hayal ürünüdür ve ilmi bir eser değildir. Maalesef Soner Yalçında Efendi 2 kitabında bu yolu seçmiştir. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 10, 2006 at 2:19 am  Comments (16)  

Soner Efendi: Üç Korner Bir Penaltı Etmez!-1

Türker ADONAY

23.08.2006
Önce Genel Ama Mühim Bir Takdim: Giriş

Lübnan’da Hizbullah’ın sâdece İsrail’e değil, aynı zamanda korkaklığı politikalarının merkezine yerleştiren çağdışı bazı Arap diktatörlüklerine ve ülkemizin aydın olma iddiasındaki ucuz entellerine verdiği acı ders, belki bu aralar üzerinde durulması gereken en önemli konu. Ancak herkesin bu konuya odaklandığı bir zaman diliminde, biz, ülkemizde yürütülmekte olan “psikolojik harb”in bir başka cephesine dikkat çekeceğiz. Zirâ, öyle görünüyor ki, birkaç yıldır süregiden ve Sebataycılık meselesinin suyunu çıkaran birkaç araştırmacının manipülatif yayınları, hâlihazırda AKP iktidarında da bazı “önemli müsteşarlık koltukları”nı kapmayı başarmış temsilcileriyle Türk toplumsal hayatında etkili olan bir kesimin “mânevî yasallaşma” hamlelerine destek sağlıyor. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 9, 2006 at 11:51 pm  Comments (8)  

Soner’in Efendisi / Efendice Bir Yazı

Soner’in Efendisi 

 

Hamdi Yılmazer -Aksiyon

Efendi, Sabetaycılar’dan kimleri açıklıyor? Ya da Sabetaycı olmayan ailelere giden ‘gelin’lerden hareketle kaç sülale Sabetaycı olarak kayda geçiriliyor? 1940 tarihi dışarıya kız verme düşüncesinin başlangıcı mı, yoksa umumileştiği tarih mi? Şimdi gel de işin içinde çık! “Beyaz Türkler” kız verilen sülaler, “sır” da bu şekilde iyice gizlenen Sabetaycılar olmasın? Gelin giden sülaler çoğaldıkça onlar iyice sırra kadem basıp, sırrın da sırrı oluyorlar!.. Kim bilir belki o kadar da değildir!

İnsan beyni muhteşem bir organ. Meşgul olduğumuz konudan menfez bulup çok ilginç irtibatlar kurabiliyor. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 9, 2006 at 10:02 pm  Yorum Yapın  

Ruh Kökünün Milliyeti

kendihalinde: “Son paragraf Soner Yalçın ve Yalçın Küçük düşünülerek okunursa daha bir anlamlı olur”

                                                               **** 

Ruh Kökünün Milliyeti
Mustafa Kınıkoğlu

Bu sayının konusunu ilk öğrendiğim zaman, “Türk ruh kökü” kavramı üzerine biraz düşündüm.. Acaba bu terim neyi ifade ediyor ve anlattığı mânâyı tam olarak taşıyor mu?..

Genel plânda konu Türk ruh kökü iken, ayrıntıda konumuz “Türk ruh kökü toplum mühendislerinin plânlarını bozacak güçtedir” cümlesiydi. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 9, 2006 at 9:07 pm  Yorum Yapın  

Kâbe’nin Sırları

Kâbe’nin sırları

mecca

Prof. Dr. OSMAN ÇAKMAK

Kâbe tarih boyunca garip tecellilere mazhar olmuş bir mekan. Onun kutsallığı ve merkez rolü, ta Hz. Âdem ve öncesine kadar uzanır. Hz. İbrahim tarafından imar edilmiş, Hz. Muhammed’in (a.s.m.) doğum yeri, bütün hak dinlerin kıblesi olması yanında, birçok peygamberle alakası ile şimdiye kadar ona denk, Allah evi denebilecek bir bina görülmemiştir yeryüzünde.

İnsanların günün yirmi dört saatinde devamlı bağlantı halinde olduğu ve ziyaret ettiği Kâbe’ye denk başka bir yer var mıdır yeryüzünde?

Manevi hayatımızın merkezinde duran kalp gibi Kâbe de yeryüzünün kalbi olarak mı yaratıldı? İbadetlerde yöneldiğimiz Kâbe’nin manevi esrarından ne kadarına vakıfız? (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 9, 2006 at 8:41 pm  Comments (14)  
Tags: , ,

Efendi 2, Soner Yalçın’ın “Bir Bühtan Belgesidir”

“Bir Bühtan Belgesi” Efendi – 2’deki iddialar akıl dışı, iz’an dışı, edeb dışı bir çabanın ürünü


Soner Yalçın‘ın “Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı – Efendi 2” isimli kitabı, ihtiva ettiği ima ve isnadlarla bir çok tartışmayı gündeme getirdi. İsnad ve imaların en asılsızını ve çirkinini ise merhum Musa Topbaş Efendi‘ye, Topbaş ailesine ve Hüdayi Vakfı’na yöneltti. Bütün hayatı nezih bir Müslüman olarak geçen merhum Musa Topbaş Efendi hakkında yapılan isnad ve imalara cevap vermek zorunda kalmak çok üzücü olsa da kitapta yer alan ima ve isnadlarla kamuoyunun zihninin bulandırılmasına da göz yumulamaz. Onun için aşağıdaki değerlendirmelerin yapılması zarureti doğmuştur:

1. Kitabın hiçbir yerinde açık bir itham – ilgilendirme olmamakla birlikte, İbn Arabi, İsmail Hakkı Bursevi, Kabala, Sabatay Sevi, Tasavvuf, Aziz Mahmut Hüdayi, Hüdayi Dergahı, Hüdayi Vakfı, ailenin geliş seyri… gibi akıl almaz bağlantılarla “Sabetayist” algısının ortaya çıkarılmak istendiği anlaşılmaktadır. Hatta “Sabetayist Ilgaz Zorlu, Aziz Mahmut Hüdayi Dergah’na maddi yardımda bulunduklarını söylüyordu. Ama sanırım, Musa Topbaş’ı kastetmiyordu!..” gibi cümlelerle bile malesef bu “kötü niyet” sergilenmektedir. Yazarın bu kötü niyetin farkında olmadığını düşünmek zor. Merhum Musa Efendi’nin çocukluk döneminde Fransızca öğretmeninin Yahudi asıllı olması da, yazarın imaları için önemli bir destek malzemesi gibi sunulmaktadır.

Bu yaklaşımın sadece Musa Efendi için değil, herhangi bir insan için de çok sağlıksız, yanlış, zihin karartıcı olduğunu belirtmek isteriz. Musa Efendi için ise, gerçekten onun ruhunu inciten bir nitelik taşıdığı muhakkaktır. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 9, 2006 at 6:00 pm  Yorum Yapın  

Vesile’t-ün Necat – Mevlid-i Şerif / Resmî Dilimiz İbrânîce Mi?/Çağdaş Selefiliğin Kutlu Doğum İtirazlarını Çürüten Bir Eser

Makale Yazarı: Faruk Tarih, gün ve saat : 08. Eylûl 2006 18:48:56:

Demiştik ya, Soner Yalçın son kitabı Efendi-2’de sorular sorup orada bırakıyor diye, buna başka bir misâl daha vermek istiyorum. Zannımca bu suallerin cevaplarını bilmediğinden değil, sonunda kendi vereceği hükmü okuyucunun idrâkine bırakmak isteyişinden olsa gerek. Gelecek tepkileri de hesap ediyor olmalı ki, bâriz olarak konuşmak yerine sorarak imâ etmeyi tercih ediyor.

Kitabın 199. sayfasında okuyuculara tevcih ettiği sual şu:
“Asr-ı saadet’te (Hz. Muhammed döneminde) olmayan, ama zamanla “icma”ın bir öğesi olarak kabul edilen, bugün İslam dünyasında büyük değer taşıyan mevlit, camilere ne zaman girmişti?
Merak etmiyor musunuz?..” Devamında yorum da yapıyor:
“‘Allah’ın ipine sımsıkı sarılalın, tefrikaya düşmeyin’ sözünü kim unutturdu?”

Bununla Mevlid okumanın bid’at olduğunu demeye getirip orada bırakacakken, bu soruyla neyi kastettiğinin ipucunu veriyor: (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 9, 2006 at 3:04 pm  Comments (6)  

Celcelutiye ve Efendi 2

CELCELUTİYE VE “EFENDİ-2” YALANLARI

dfg

Beni her zaman desteklemiş, bilgi-belge nakli yapmış,
tenkidlerde bulunmuş bir dostumdan gelen bir maili
buraya aktarıyorum; S. Yalçın’ın neyi nerelerden
çaldığını ve hakikatleri nasıl yamulttuğunu gösterir
ifadeler ile, bu kitabın ne kadar “beşparaetmez”
olduğunu bir kere daha göreceksiniz.

AVCI (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 6, 2006 at 7:18 am  Yorum Yapın  
Tags: , ,

Latin Alfabesi ile basılan ilk Kur’an ve Bir Tekzip Yazısı

tab

Soner Yalçın’ın Efendi-2 kitabının 385. sayfasında şu satırlara tesadüf ediyorsunuz:

“Lütfen söyler misiniz, Kuranı Kerim’in Latin alfabesiyle Türkçe yazılması ne zaman olmuştur?
Sorduğum ilahiyatçı arkadaşlar bu sorunun yanıtını hemen veremediler. Bu soru yöneltildiği zaman, hepsinin aklına 1928’deki Kuranı Kerim’in meali ve tefsiri geliyor; ama benim sorum netti: Kuranı Kerim ne zaman Latin alfabesiyle Türkçe yazıldı?
Kimse tarih veremedi!”

Bu sualin muhatabı olmamama rağmen müsaadenizle cevabı ben vereyim: (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 6, 2006 at 7:00 am  Comments (17)  
Tags: , ,

Soner Yalçın’ın Üstad Anlayışı / Ve Beria

Makale Yazarı: Faruk Tarih, gün ve saat : 04. Eylûl 2006 03:41:22:

Soner Yalçın’ın Efendi-2 kitabında pek çok soru var. Emin olamadığı yerlerde, yahut kafalarda istihfam bırakmak için sualler yöneltmiş, cevabını okuyucuya bırakmış. Halbuki bunlar araştırması hiç de zor olmayan şeyler. Kitapta dipnot da sıkça kullanılmış.

Kitabının 348. sayfasında İsmail Fenni Ertuğrul’u anlatırken, -özellikleri babında- sonunda şöyle bir cümle geçiyor:

“Şeyhine “Üstadım” diye hitap ediyordu.” (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 4, 2006 at 12:02 pm  Comments (8)  

Memleketim Parçası-2

Havasına suyuna… Bir başkadır benim memleketim

Veysel Batmaz /Haber3.com

 “”Havasına suyuna… Bir başkadır benim memleketim… Laylay laylay la la laylay” şeklindeki sözlerinden tanıdığınız ve Türkiye’nin tanıtımında kullanılan şarkıyı bilirsiniz. Türkiye’yi hep kökeni meçhul o parçayla tanıtırız. Şimdi o milli tanıtım parçamızın kökenini söyleyeyim, “Kuzey Kıbrıs kimindir; Türkiye’nin mi, yoksa Yunanistan’ın mıdır; yoksa yoksa, İsrail’in midir”, kararı siz verin: Mayıs’ın ilk mübarek Cuma günü, namaz saatinden bir saat önce, Haber-Türk isimli kanalda mutat olduğu üzere yukarıdaki hava çalıyor, Kıbrıs şehitleri edebiyatı yapılıyordu. Açtım, “Yahudi İlahileri” adlı kasetin kapağına baktım, o şarkının İsrail ilahisi olduğunu gözlerimle gördüm, kulağımla tanıklık ettim. Ve neredeyse ikinci milli marş haline getirdiğimiz, Haber-Türk’ün, kanlı Noel günü dolayısıyla sunduğu Kıbrıs Şehitleri programında da, sanki Rabbimizin emriymiş gibi dinlettikleri o malum şarkının esasen, “Rabi Elmelek” başlığını taşıyan bir İsrail ilahisi olduğunu fark ettim. (Bkz. Traditional Jewish Music; Geleneksel Yahudi Müziği, Fidan Müzik, İMÇ 6. Blok, No: 6614)” (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 2, 2006 at 8:54 pm  Comments (2)  
Tags: ,

Bilderberg Konferansları /Christians United For Israel

Bilderberg KonferanslarıÇev.: Kamil Cengiz

http://www.ratgeber-lexikon.de, 2001

Aşağıda Bilderberg Konferansları ile ilgili bir tarihçe aktarılmaktadır. Bilderberg Konferanslarını (BBK) daha iyi anlayabilmek için önce “Council on Foreign Relations” (CFR) namıyla maruf dış ilişkiler için oluşturulmuş Amerikan Konseyi’ne bakmakta fayda var, zira Bilderberg Konferansları’nın bütün Amerikan katılımcıları bu yabancıları kabul etmeyen kurula üyeler.
“Council on Foreign Relations” hem sağcı hem de solcu tenkitçileri tarafından kuşku ile karşılanmaktadır. Sağcı tenkitçiler CFRyi komünizmin aracı olarak görürlerken, sol liberal kanattan onun nüfuzu aynı derecede değerlendiriliyor, fakat bunlar başka tehlike noktaları görmektedirler. Onlar “Council on Foreign Relations”ı Amerikan dış politikası ile toplumsal üst tabaka arasındaki merkezi kesişme noktası olarak görüyorlar. Amerikan siyaset bilimcisi William Domhoff 1975’de Alman haber magazini Der Spiegel’e: “Council büyük konsernler ile hükümet arasındaki asıl bağlantı organıdır.” diye ifade ediyor ve “bu kuruluşun Amerikan dünya politikasının temel motifleri ve temel çizgilerinin anlaşılması açısından önemini ne kadar çok vurgularsak o kadar iyi” tespitini yapmaktaydı, her ne kadar “bu ülkenin çoğu vatandaşı kendilerini bütün zamanların en iyi bilgilendirilmiş topluluğu olarak görmelerine rağmen, böyle özel bir heyetten hiç haberleri bulunmasa bile.” (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 2, 2006 at 6:33 pm  Yorum Yapın  

BOP Sıkıntıya mı Düştü? / Ve ilgili Yalçın Küçük haberleri,

Bizi rahat bırakın!

Cevdet Batu , kaynak: iyibilgi.com


Soner Yalçın‘ın Efendi 2 kitabı… Yaşar Büyükanıt Paşa hakkındaki asılsız iddialar… Atatürk’e iftiralar ve Yalçın Küçük’ün “itirafları”… Neden şimdi? Hepsi rastlantı mı?

Soner Yalçın‘ın Efendi 2 kitabı… Hakkında birçok eleştiri çıktı. Kitabın başka yerlerden toplama olduğu, zorlama bağlantılar kurmaya çalıştığı söylendi. Kitap yine de istediğini elde etti. Kitabın ana konusunu oluşturan “Beyaz Müslümanların büyük sırrı” “deşifre” edildi. Birçok “önde gelen Müslüman” Sabateistti.Soner Yalçın‘ın iddiaları yeni değil aslında. Türkiye’de ne kadar çok Yahudi ve Sabateist olduğunu vurgulayan diğer bir isim de Yalçın Küçük… Elbette aralarında bir fark var. Soner Yalçın, daha çok evlilikler ve ortaklıklar yoluyla kurulmuş bağlardan yola çıkarak sonuca ulaşıyor. Bu yöntem herkesin aklını çalabilecek cinsten. Biraz da uğraş gerektiriyor.

Küçük işin kolayında

Fakat Küçük’ün işi daha kolay. İsim ve soy isimlerden yola çıkıyor ve hemen sonuca gidiyor. Belki de hakkında konuştuğu kişinin ailesinin nereden gelip nereye gittiğini hesaba katmadan. Bir ara Küçük öylesine ileri gitti ki ben orada çöktüm artık: Gülben Ergen de Sabateistmiş… (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 2, 2006 at 4:55 pm  Comments (2)  

Dikkat, Sabetaycılar içimizde/’Efendi’ ve ‘Kurtlar Vadisi’, ‘dezinformasyon’ amaçlı mı ?

Dikkat, Sabetaycılar içimizde! 20/08/2006RIFAT N. BALI
“UFO’lar dünyayı ziyaret etti mi?”, “Kennedy’yi kim öldürdü?”, “Amerikalı astronotlar gerçekten aya ayak bastı mı?” türünden komplo teorileri Amerika ve Avrupa’da aşırı sağ çevreler tarafından sürekli canlı tutulan, yazarlarına ve yayınevlerine kayda değer maddi gelir sağlayan bir sektör haline gelmiş durumda. Aynı durum Türkiye için de geçerli. Aslında Türkiye gibi demokrasinin, şeffaflığın ve hesap verilebilirliğin tam anlamıyla yerleşmediği, faili meçhul cinayetler ile darbelerin olağan olduğu, tarihle yüzleşmenin mevcut olmadığı, hukuk mekanizmasının son derece hantal olduğu, “kültür”den “köşe yazarlarını okuma”nın kastedildiği, araştırmacılığın yüzeysel olduğu toplumlar komplo teorileri için mümbit topraklardır. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 2, 2006 at 4:48 pm  Comments (1)  

Gül Baba Soner Yalçın’ı Rahatsız Etti

gül baba

Avrupada Osmanlı nişanesi: Gül Baba  ABDULLAH MURADOĞLU 27/8/2008 yenisafak.com.tr
Hani serhat türkülerimizde “Aldı Nemçe bizim nazlı Budin’i” diye geçer. Nazlı Budin, Macaristan’ın başkenti Budapeşte’dir. İnsana şaka gibi geliyor, Macaristan 150 sene kadar Osmanlı idaresinde kaldı. Budin 1541’de Kanuni Sultan Süleyman tarafından fethedildi ve 145 sene Osmanlı valileri bu şehirden Macaristan’ı yönetti. Budin 1686’da düştü. Budin Beylerbeyi Abdurrahman Abdi Paşa şehit oldu. 1699 Karlofça Antlaşması’yla Macaristan Avusturya (Nemçeli) hakimiyetine girdi. Macaristan Birinci Cihan Harbi’nın sonuna kadar Avusturya-Macaristan İmparatorluğu içerisinde kaldı. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Sovyet Rus uydusu olan Macaristan şimdi bağımsız bir devlet. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 1, 2006 at 6:49 am  Comments (5)  
%d blogcu bunu beğendi: