Kusura Bakmayın Ben de Kendimi yazdım

KUSURUMA BAKMAYIN BEN DE KENDİMİ YAZDIM

Güzel yazı yazanları hep kıskandım. Ne güzel bir şiir, ne güzel bir hikaye, ne de güzel bir felsefe yazısı yazamadım.Yazanları da kıskandım. Hem de çok kıskandım.

Yazma özürlü olsam da, oldum olası okumayı çok severim. Ancak; yoksul bir ailede büyüdüğüm için üniversiteyi bitirinceye kadar ders kitapları dışında hiçbir kitabım olmadı. Kitap alamadım. Ortaokula giderken ilçe kütüphanesine üye oldum. O zaman başladım okumaya. Lise birinci sınıfta iken edebiyat dersimize üniversite mezunu bir öğretmen geldi. İlk dersinde sözlü sınav yaptı. Sınavda bir tek soru sordu.

 Soru, “ okuduğun kitapları say” dı. Ben tarihi romanlar yazan Abdullah Ziya Kozanoğlu’nun ve aşk romanları yazan Kerime Nadir’in bütün kitaplarını saymıştım. “Cihan pehlivanı Kara Ahmet”, “Koca Yusuf”, “Kel Aliço’nun” hikayelerini de o zaman okumuştum. Hoca, bütün sınıfa yaz tatili için ödev verdi. Her birimiz dünya klasiklerinden beş roman okuyacaktık. Lise ikinci sınıfa başladığımız ilk gün ödevimizi yapıp yapmadığımızı kontrol etti. Ve liseyi bitirdiğim yıl dünya klasiklerinin büyük bir kısmını okumuştum.

Hukuk fakültesinde, birinci sınıf ders kitaplarını elden düşme aldım. Hala, kitaba verecek param yoktu. Ancak o yılın sonunda öğrenci olayları başladı ve 1968 den sonra bütün hızıyla sürdü. O yıllarda üniversite öğrencileri arasında öyle bir okuma yarışı başladı ki; kitaplar elden ele dolaşıyor, herkes her şeyi okuyordu. Ve bütün devrimci romanları, hikayeleri de o yıllarda okudum. Fakülte son sınıfta iken sadece Deniz Ticaret Hukuku kitabını 50 lira verip almıştım. Fakültede yeni olarak alabildiğim tek kitap odur. Halen saklarım. Diğer sınıflardaki bütün ders kitaplarını bir sınıf önceki arkadaşlarımdan ödünç olarak alıyor ve dersi geçince kitabı da arkadaşıma iade ediyordum.

1972 yılında fakülteyi bitirdim. Bir iplik- dokuma fabrikasının muhasebe servisinde 900 lira maaşla işe başladım. Her ay maaşımın 100 lirasını kitaba ayırdım. Bazı yayınevleri 100 liralık kitap alana yüzde otuz indirim yapıyordu. O yıllarda kitap fiyatları ortalama yirmi – otuz lira civarındaydı. Her ay 5-6 kitap alıp, okudum. Bu durum işten ayrılıp askere gidinceye kadar devam etti.

Cumhuriyet savcısı olarak görev yaptığım her yerde, mutlaka kütüphanesine gidip üye oldum.
Fakülteden mezun olduktan sonra her zaman kitap alacak param oldu.
Hep yeni yeni kitaplar aldım, okudum…

Bunu, size neden anlatıyorum?..

Araştırmacı- gazeteci yazar Soner Yalçın’ın “Efendi – Beyaz Türklerin Büyük Sırrı” isimli kitabını daha önce okumuştum. Bu aralar “ Efendi 2– Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı” isimli kitabını okuyorum.
Altmışına merdiven dayadık, ama; okumam gereken, öğrenmem gereken çok şey var çook…

Okuyorum… Okuyorum… Okudukça kafam karışıyor…
Olayları yorumlamakta zorlanıyorum. Daha çok okumalı, daha çok öğrenmeliyim ki, bilerek ya da bilmeyerek devletim, vatanım , milletim aleyhine bir eyleme ortak olmayayım.

Kim yaptı, neden yaptı, arkasında kim var. Kim kimi oyuna getiriyor.
Araştırayım, bir bakayım derken atı alan Üsküdar’ı geçiyor. Sanki Ali Musa Sarıçimen “ Kafama Takılanlar 3” yazısında beni anlatıyor.

Sorular, sorular….
Bu sorular yüzünden 68 olayları sırasında hiçbir öğrenci gurubuna girmemiş, hiçbir öğrenci olayına katılmamıştım… Sağda ve solda birbiriyle vuruşan ( vuruşturulan) Türk gençliğinin nasıl da oyuna geldiğini (getirildiğini) yıllar sonra, öğreniyoruz.… Ve “yazık oldu o gençlere” deyip hayıflanıyoruz…

Acaba, şu anda ülkemde ne gibi oyunlar tezgahlanıyor?… Yeni bir Ortadoğu planlayan A.B.D. nin CIA si, Siyonist emellerini gerçekleştirmek, Kenan ülkesinde büyük Filistin devletini kurmak peşinde olan İsrail’in Mossad’ı, iki de bir savaşın eşiğine geldiğimiz Yunanistan, oluşturdukları lobiler vasıtasıyla üçüncü ülkelerin parlamentolarında soykırım yasalarını kabul ettirmeye çalışan ve Türk milletine kin kusan Ermenistan; Almanya’sı, Fransa’sı, Belçika’sı, Hollanda’sı, akla hayale gelmeyen daha niceleri, niceleri… Onlar yetmezmiş gibi ülkede kargaşa ortamı yaratacağını düşünemeyen ve bomba atarak hakimleri eğitmeye çalışanlar… Emperyalist ülkelerin oyuncağı, maşası bölücüler… Saymakla bitmez…

Ülkemde çeşit çeşit oyunlar tezgahlayan, çeşit çeşit olaylar çıkaran bu kişi ya da guruplar; mutlaka bilgili, tecrübeli, donanımlı, iyi yetişmiş, iyi eğitilmiş kişilerden oluşur. Arkalarında gene kendileri gibi iyi yetişmiş, toplumu etkileyebilecek basın-yayın gibi önemli yerlerde destekçileri vardır.

Tabi ki; benim kafam karışacak…
Bu olayları planlayıp yapanların yada yaptıranların amacı da bu…
Kafa karıştırmak…
Bilgi kirliliği yaratmak…
Bilgi kirliliği yaratacaklar ki, kafaları karıştırsınlar…Kimin, neyi, neden yaptığı bilinmesin… Şaşkın ördek gibi ne yapacağımızı yada ne yapmayacağımızı bilemeden kalakalalım ortalıkta… Onların emellerine alet olalım… Bizleri istedikleri gibi sokağa döküp bağırttırsınlar avaz avaz…

Kuzey ırakta kürt devleti kurmak için Barzani’nin İsrail’le anlaştığını delilleri ile ortaya çıkaran Uğur Mumcu’ nun, yazısı yayınlanmadan öldürüldüğünü ve cinayetin hemen ardından, topluma; İran’ın hedef gösterildiğini öğrendiğimde hiç şaşırmadım…

Şaşırmadım, çünkü; Fransız’ların ve Belçika’nın Ruanda’da dini, dili, rengi aynı olan tek bir ulusu nasıl tutu’lar ve tutsi’ler diye ikiye bölüp birbirini öldürttüklerini… Cezayir’de yapılan soykırımı… Cezayir halkını aşırı dinciler ve dinci olmayanlar diye ikiye ayırıp vahşice cinayetler işlettiklerini… Afganistan’da önce Talibanı kurdurup, sonra Afgan halkını kendi kardeşlerine öldürttüklerini… Irak’ta, önce kafalarına aylarca bomba yağdırıp sonra aleviler, Sünniler, Türkmenler diye ayrılık yaratıp çarşıda, pazarda, cami önünde bomba yüklü araçlarla toplu katliamlar yaptırdıklarını biliyorum… Biliyorum ve şaşırmıyorum.

Çünkü onlar kurnaz… Akıllı… Pişkin… Herkesin gözünün içine bakarak Irak’a demokrasi getirmek için geldiklerini söylemekten çekinmezler… Yerli işbirlikçi bulmakta hiç zorlanmazlar…Bizler safız… Her zaman onların oyunlarına geliriz… Afrika’nın kara derili insanını vahşi hayvanlar gibi yakalayıp köle olarak satan… Savaşmayı bile bilmeyen Kızılderilileri vahşice katledip Aztek ve İnka medeniyetlerini yağmalayan acımasız Avrupalı, bizim gibi saf ulusları kandırmakta hiç de sıkıntı çekmemiştir…

Daha birkaç gün önce çok güzel ve insanı duygulandıran bir olay yansıdı basına; bir PKK militanı “kardeşim asker, onunla karşılaşmak, ona silah sıkmak istemiyorum” diye güvenlik kuvvetlerine teslim oldu… Mutluluk duyduk…

Ama onlar kurnaz… Alevi’yi Sünni’ye, Sünni’yi Alevi’ye, Kürt’ü Türk’e, Türk’ü Kürt’e düşman etmeyi çok iyi becerirler… Kardeş kardeşi boğazlasın ki; onlar da ülkenin yeraltı ve yerüstü kaynaklarına el koyabilsin, sömürebilsinler…. Çünkü onlar kurnaz, akıllı, bizler saf insanlarız… 1968 ve devamı yıllarda Türk gençliği kominist – faşist diye vuruşturulmadı mı?…

Şemdinli olaylarının arkasında kimler var. Şemdinli iddianamesine nasıl tepki vermeliyim? Danıştay olayı nedir? Arkasında kimler var?… Kim, hangi amaçla bir yüksek mahkeme yargıcını öldürttü…Bu olaylarla ilgili sağlıklı yorum yapabilmek mümkün mü?

Masonların kendi internet sitelerinden okuyup öğreniyoruz, Türkiye’de bilmen kaç locada kayıtlı onbinlerce mason olduğunu… Kim bu zatı-muhteremler… Hangi önemli mevkii ve makamları temsil ediyorlar… Mason olduklarını neden gizliyorlar… Masonluk, Türk devletinin, Türk milletinin yararına çalışan bir kurum ise neden gizli…

İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya gibi bütün büyük Avrupa devletlerinin ve Amerika’nın ve diğer tüm devletlerin yüzyıllardır hiçbir hükümetinin değiştiremediği ve uygulamak zorunda olduğu gizli anayasaları, gizli siyaset belgeleri varken, neden sadece Türkiye’nin siyaset belgesi sorgulanır?… Sorgulanmak istenir…

Okumalıyım…
Daha çok, daha çok okumalıyım…
Okudukça, çok şey öğrendim…
Okudukça, bilmem gereken daha çok şey olduğunu öğrendim…
Okudukça, işin esasını bilmeden, sazan gibi olayın üstüne atlamamayı öğrendim…
Okudukça, devletim, vatanım, milletim aleyhinde bir faaliyetin içerisinde olmamak için daha çok özen göstermem gerektiğini öğrendim…

Daha da çok okumalıyım ki; Türbana karşı olma ve laikliği savunma görüntüsü altında faaliyet yürüten bazı kurnazların, vatandaşımın saf ve temiz dini duygularını rencide ederek, ülkeme; Hırıstiyanlığı, Yahudiliği ihraç etmek isteyen misyonerlere hizmet edip etmediklerini… Türbanı savunma ve laikliğe karşı olma görüntüsü altında faaliyet yürüten bazı kurnazların ise, vatandaşımın saf ve temiz dini duygularını sömürerek ülkeme; radikal İslama dayalı bir rejim ihraç etmek isteyen ve şeriatla yönetilen devlet yada devletlerin amacına hizmet edip etmediğini anlayabilmeliyim… Bölücüyü, bölücü olmayandan; bir yabancı ülke işbirlikçisi haini namuslu bir vatandaştan ayırabilmeliyim…

Anlayabilmeliyim ve ayırabilmeliyim ki; bilgili, tecrübeli, iyi yetişmiş, iyi eğitilmiş o kurnazlar; benim saflığımdan, bilgisizliğimden, cehaletimden, tecrübesizliğimden yararlanamasın, beni oyununa alet edemesin…

Öyle bir bilinçle görevimi yapmalıyım ki:

Bir yabancı ülke vatandaşını, kendi ülkemin vatandaşından, güçlü bir ülkenin vatandaşını zayıf ve yoksul bir ülkenin vatandaşından ayırmamalıyım.
Kendi ülkemin vatandaşları arasında; dil, din, ırk, renk, mezhep, cinsiyet v.s. ayırımı yapmadan hepsini de birbirine eşit insanlar olarak görmeliyim… Ne Türkü Kürde, ne Kürdü Türk’e, ne Türkü yada Kürdü; Ermeni yada Rum yada Yahudi asıllı bir vatandaşa, ne Sünniyi Aleviye, ne Aleviyi Sünniye yada Şafiye, nede erkeği kadına üstün görmemeliyim… Görmemeliyim ki; o kurnazlar ülkemin vatandaşlarını kötü emellerine alet edemesinler. Ülkemin vatandaşlarına acı çektirip göz yaşı döktüremesinler… Analarını ağlatamasınlar…

Ben bir Cumhuriyet savcısı olarak; vatandaşımın devletine ve adaletine olan güvenini sarsmadan, hukuka uygun ve yasalar çerçevesinde herkese eşit ve adil davranarak devletime, vatanıma, milletime en iyi şekilde hizmet edebileceğimi düşünüyorum.

İşte o zaman; o kurnazlara ve o işbirlikçilerine kullanabilecekleri fırsatı vermemiş olurum…

Anayasa ve yasalarımızda da“bütün insanlar, yasalar önünde eşittir.” diye yazmıyor mu?…
Bizim asıl görevimiz de bütün insanlara eşit davranmak değil midir?…

Not:
Bu günlerde ABD. Güney Kıbrıs’taki İngiliz üslerine askeri yığınak yapmaya başlamış… 10 bin askerini üslerde konuşlandırmış… Acaba, bu defa hangi ülkede katliam yapacak…Irk, dil, din, renk, mezhep farkı gözetmeden; kadın, erkek, çoluk, çocuk, genç, yaşlı demeden hangi masum insanların tepesine; günlerce, haftalarca, aylarca yeni icat akıllı bombalarını yağdıracak…

Ve bizler, masum çocukların kol ve bacaklarının havalarda uçuştuğu görüntüleri TV den canlı yayında, naklen; hiçbir şey yapamamanın çaresizliğiyle insanlığımızdan utanarak izleyeceğiz…

Umarım ki; benim ülkemin bütün vatandaşları birbirlerine öyle bir kenetlenirler, öyle bir kenetlenirler ki; hiçbir ülke benim vatanıma saldırmaya cesaret edemez….

Çünkü onlar, bir ülkede birlik ve beraberliği bozmadan, kendilerine yandaş guruplar bulmadan saldırmazlar…

Tayyar Cem Eralp
31.07.2006
www.adalet.org

Reklamlar
Published in: on Eylül 11, 2006 at 11:52 am  Comments (7)  

The URI to TrackBack this entry is: https://kendihalinde.wordpress.com/2006/09/11/kusura-bakmayin-ben-de-kendimi-yazdim/trackback/

RSS feed for comments on this post.

7 YorumYorum bırakın

  1. Sayın Tayyar Cem Eralp,

    Sizi candan kutlarım. Bu ülkede yazılarını hayranlıkla okuduğum kişiler oldukça az sayıda!

    Sizi de bu yazınızla tanımış olmaktan ve yazı tarzınızla, insanlarımıza ışık tutmanızdan dolayı son derecede kıvanç duydum.

    Ve ülkeme karşı girişilen sinsice, düşmanca yürütülen eylemler nedeniyle duyduğum korkularımdan sizi tanımakla biraz olsun sıyrılmam gerektiğini, bana gösterdiniz.

    Gönül isterdi ki,sizin bu kabil dürüst,gerçekçi,ve vatan sevgisiyle dolu olan yazılarınız, bu yıllarda sıklıkla gazete ve televizyonlarda yayınlansın.

    O bakımdan daha yaygın bir şekilde yazmanızı ve bunu sağlamaya çalışmanızı sizden özellikle rica ediyorum.

    Tüm ulusumun sizin gibi yazarlara gereksinimi var.

    Çalışmalarınızdaki başarınızın devamını içtenlikle dilerim.

    Saygı ve sevgilerimle,

  2. Sn.Tayyar Cem Eralp
    Sizi yazınızla tanıdığıma çok memnun oldum.
    Sizi Kitaplarınızla veya TV programlarına katılarak daha geniş kitlelere mesajınızı iletebilmenizi uyuyan DEV’i uyandırmanızı temenni ederim.
    Ayrıca yazılarınızla Duygularıma tercuman oldunuz Teşekkür ederim.

  3. Ne diyor Sayın Savcımız;
    Çok haklı olarak ülkemiz üzerinde oynanan oyunları örnekleriyle açıklıyor, halkın nasıl kullanıldığını nasıl istismar edildiğini!!
    beyan ederken
    çelişkiye düşüp
    “”adaletine olan güvenini sarsmadan, hukuka uygun ve yasalar çerçevesinde herkese eşit ve adil davranarak devletime, vatanıma, milletime en iyi şekilde hizmet edebileceğimi düşünüyorum.””
    halkın istismarıyla yasakoyucu mevkisine gelmiş kişilerin hazırladığı yasaları uygularım!
    istismar edenler kimler CIA ve Siyonistler!!
    ama
    kanun Koyucu önüme ne yasa getirirse uygularım diyor””

    oldumu şimdi sayın savcım
    Yukarıda yazdığın haklı değerlendirmeleri nasılda bir anda çöpe attın.
    Türlü türlü oyunlar ama ben yasaları uygularım!!
    Yasayı hazırlayanlar siyonistlerin, CIA nın temsilcisi!!
    sen yinede yasaları uygularsın!
    Vicdan!!!
    onu kim uygulayacak?

    Saygılarımla Tayyar cem Eralp
    Adalet ve hukukunda nasıl kullanıldığını Biliyorum ve şaşırmıyorum!!
    Bunuda belirtirken
    KUSURUMA BAKMAYIN BEN DE KENDİMİ YAZDIM..

  4. KUSURUMA BAKMAYIN BEN DE KENDİMİ YAZDIM

    Sayın Savcım bu duruşunuzdan dolayı sizi ayakta alkışlıyorum fakat!
    3167 Çek Yasasının aktif bir savunucusu olduğunuzu http://www.adalet.org
    sitesinde açtığınız formlarda görmekteyim.
    Çek yasası ve çek yasasından doğan ağır hapis cezalarının Bankalara ve vadeli piyasa oluşturan factoring şirketlerine hizmet ettiği aşikardır. Maddi imkansızlık nedeniyle borcunu ifa edemeyen kişilere hapis uygulamasında Türkiye Dünyada tek ülke olma özelliğinde!
    Sayın Savcım, çok okumak elbette insanlara artı değer kazandırır, hatta zamanında kitap alamadığı ve okuma şansı olmadığından yakınan sermayeye düşman bir kişiliğin, farkında olmadan savunduğu fikirlerin sömüren sermayeye yakın söylemlerinin olduğu zamanlarda ortaya çıkabilir..
    Ama önemli olan insanların ilk önce kendi görev yaptıkları konuları eksiksiz öğrenmeye çalışmak olmalıdır.
    Bu da genel kitapları okumak yerine rahmetli Sulhi Dönmezer ve Hayri Domaniç gibi ceza hukuku konusunda duayyen olan profösörlerin görüşlerini okuyup değerlendirmekle olacaktır.
    Olmadı Sayın Savcım
    Üstelik bu yasayı savunmak ve bunu bir erdemmiş gibi sağa sola lanse etmek bir şekilde!!

    Saygılarımla Tayyar cem Eralp
    Biliyorum ve şaşırmıyorum!!
    Bunuda belirtirken
    KUSURUMA BAKMAYIN BEN DE KENDİMİ YAZIYORUM..

  5. Bu konuda yazılabilecek en güzel yazıyı Prof. Dr. Hayri Domaniç yazmış, söylenebilecek en güzel sözü söylemiştir. Hoca Çek yasasını anayasaya aykırı bulmayan Anayasa Mahkemesi için “AĞIR ŞEKİLDE HATALIDIR” demektedir.

    Anayasa mahkemesinin bu ağır hatasını anlatıp kurandan örnek vererek şöyle demektedir:

    KUR’AN-I KERİM’in AHZAP Suresinin 72. Ayeti diyor ki;
    İnsan ZALUMEN CEHULA yani İNSAN ÇOK ZALİM ve ÇOK CAHİLDİR.

    Anayasanın 38 .maddesi sözleşmelerden doğan borçların yerine getirilmemesi nedeni ile kimsenin hürriyetinden yoksun bırakılamayacağını emretmektedir. Anayasa mahkemesi ise çeki bir sözleşme olarak kabul etmemiş ve ekonomik suça ekonomik ceza diye aslında hukuk literatüründe bulunmayan bir kavram uydurarak çek yasasının anayasaya aykırı olduğu davasını ret etmiştir. Domaniç Hoca bu konuda şöyle demektedir:

    “EKONOMİK SUÇA EKONOMİK CEZA” gerekçesi ile hapis cezasını tespit eden, 4814 sayılı kanunla bu doğrultudaki Anayasa Mahkemesi kararı hatalı olup, DÜNYA MEVZUATINA AYKIRI VE ACEMİLİK ÜRÜNÜDÜR..

    1) Yeni Çek Kanunu’nun gerekçesinde yer alan “ekonomik suça ekonomik ceza” hem komik derecede yanlış, hem de çeke dayalı ekonomik suç tekrarlandığı takdirde, karşılıksız çek düzenleyenlere 1 – 5 yıl hapis cezası kuralı ile çelişkilidir. Zira “ekonomik suç” kavramı, hırsızlık, dolandırıcılık, evrakta sahtekarlık gibi haksız yararlar sağlayan suçları da kapsar ve tüm Dünya kanunlarında hapisle cezalandırılmıştır. Hile ve dolandırıcılık gibi bir suç unsuru bulunmadıkça, çeklerin ödenmemesi “ekonomik suç” değil, “ekonomik direncedir” yaptırımı da faiz ve tazminattır. Para ve hapis cezası Dünya tarihinde ve halen yoktur. Anayasa Mahkemesi kararlarına da yansıyan “ekonomik suça ekonomik ceza” hiçbir yasal dayanak gösterilmeden yakıştırılmış bir acemilik ürünüdür, böyle bir prensip Dünyada yoktur. “Ekonomik suç” ile mal, hizmet ve para borçlarını “ödemede temerrüt dirence” karıştırılmıştır. Parasal direncelerin yaptırımı parasaldır, faiz ve tazminattır. Hapis ve hatta para cezası yoktur. Ekonomik direnceye alacaklı yararına parasal yaptırım uygulanacakken “ekonomik ceza” Devlete ödenmekte olup, alacağı direnceye uğrayan alacaklıya bir faydası yoktur. Çek bedeli borcunu ödemeyen borçlunun para cezasını Devlete ödemesi de söz konusu değildir. Çek Kanununun Yeni 16. maddesi’ne göre 80 milyar lirayı aşmamak üzere karşılıksız kalan çek bedeli kadar para cezası da, çekin temsilciler tarafından imzalanması halinde iki üç katına çıkabilmektedir. Zira 16. madde hem temsil edene hem temsil edilen kişiye ayrı ayrı çek bedeli kadar para cezası uygulamaktadır. Temsil edilen özel kişi 80 milyar, temsilcide 80 milyar lira ceza ödeyecektir. Vakıf ve Dernek gibi özel tüzel kişiler adına çek imzalanması hallerinde de tüzel kişi ayrı, temsilci veya temsilcilerden her biri ayrı ayrı çek bedeli kadar para cezası ödemek zorundadır. Çeklere uygulanacak poliçe hükümlerine yollama yapan TK.730’un yollama yaptığı TK.599 ve 600 gereğince, çek borçlusu çeki ibraz eden lehtara karşı her tür defileri ileri sürebildiği ve bu defi imkanı nama yazılı çeklerde iyi niyet sahibi üçüncü şahıslara karşı da geçerli olduğu halde, 16. madde karşılıksız çekte hapis ve para cezası için bu defileri de göz ardı etmiştir.

    ÇEK BİR SENETTİR

    Hoca, çekin senet niteliğinde olduğunu şöyle anlatmaktadır:
    2) Çeklerin birer havale ve sözleşme senedi olduğunu düzenleyen başlıca yasalar:
    a) Çekler dahil Kıymetli Evrakı tarif eden TK. 557:
    Kıymetli evrak ÖYLE SENETLERDİR Kİ, bunlarda mündemiç olan hak senetten ayrı olarak dermeyan edilemediği gibi başkalarına da devredilemez.
    Şeklinde olup, çekin SENET olduğunu açıklamaktadır.
    b) Çekin şekil şartlarını düzenleyen TK. 692’nin 2. bendine göre çek;
    “Kayıtsız ve şartsız muayyen bir bedelin ödenmesi için HAVALE”dir.
    c) Borçlar Kanunu 457’ye göre de;”HAVALE BİR AKİTTİR” sözleşmedir.
    d) TK. 694 hükmü de çeklerin HAVALE SENEDİ olduğunu tekrarlamıştır.
    e) Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 9.7.1958 tarihli ve K. 28 sayılı kararına göre de:
    Çek mahiyeti itibariyle BORÇ İKRARINI HAVİ bir vesika değil, HAVALE BENZERİ bir ödeme vasıtasıdır.
    f) Hususî ve resmî evrakta sahtekarlık suçlarını cezalandıran Türk Ceza Kanunu’nun 349. maddesi’nin 2. bendi de, TK. 557 gereğince çekleri de kapsayan “Emre veya hamile yazılı olarak tanzim edilen KAMBİYO SENETLERİ”ni daha ağır cezalara tabi tutmuş ve ÇEKLERİ de SENET VE SÖZLEŞME saymıştır.
    g) “KAMBİYO SENETLERİ (ÇEK, POLİÇE VE EMRE MUHARRER SENET) HAKKINDAKİ HUSUSİ TAKİP USULLERİ”ni düzenleyen İİK. 167-176 hükümleri de çekleri senet ve sözleşme saymış ve özel bir icra takip usulüne tabi tutmuştur.
    h) 57 maddeden oluşan 1931 tarihli Milletler Yeknesak Çek Kanunu (Loi Uniforme Concernant le Cheque) de 1 ve 3. maddelerinde çekin bir banka üzerine yazılan özel bir havale sözleşmesi olduğunu açıklamıştır.
    HAYRİ DOMANİÇ de, 1990 YAYIMI KIYMETLİ EVRAK HUKUKU adlı kitabının 529. sayfasında:
    “Çek, münhasıran bir bankaya hitaben yazılabilen, kanuni şekil şartlarına tabi, kıymetli evrakta madut ve sadece nakde taalluk edebilen hususî bir HAVALE SENEDİDİR.”
    Şeklinde bir tarif yapmış, çekin bir senet ve sözleşme olduğunu belirtmiştir. Hocamız Ord. Prof. Dr. Halil ARSLANLI’da 1960 yayımı Ticari Senetler adlı eserinde ÇEKİN BİR HAVALE SÖZLEŞMESİ ÜRÜNÜ olduğu beyan etmiştir.
    Prof. Dr. Reha POROY ile Prof. Dr. Hamdi YASAMAN’ ın müşterek eseri KIYMETLİ EVRAK HUKUKU adlı kitap da çekler bir havale ve senet olarak tarif edilmiştir.
    Ziraat Bankasının, 1988 yayımı “Tevdiat ve Banka Hizmetleri Mevzuatı” adlı kitapçığının 1 ve 2. sayfalarında da çek, bir havale ve senet olarak tarif edilmiştir.
    Özetle, 26.2.2003 tarihli ve 4814 sayılı Yeni Çek Kanunu’na kadar çekin sözleşme niteliğinde bir havale ve senet olmadığını savunan yasal, yargısal ve doktrinal bir görüş yoktur.

    ÇEK YASASI ORTAÇAĞ KALINTISI BİR ZİHNİYETİN ESERİ OLDUĞU GİBİ, BAŞBAKANLIĞA SUNULAN YENİ ÇEK YASA TASARISIDA 3167 SAYILI YASAYI ARATMAYACAK UCUBE BİR TASARI..

    Çek hamillerin koruma adı altında borçlarını ödemekten acze düşenlere feodal şiddet uygulanmaktadır. Çekini öde yoksa yakarım ha !.. yanarsın Ha !.. Peki bir sorum var:

    NEDEN BONOYU ÖDEMEYENLERE CEZA YOK? NEDEN KİRAYI ÖDEMEYENLERE, KREDİ KARTINI ÖDEMEYENLERE V.S V.S CEZA YOK ? VARMI BUNU AÇIKLAYACAK BİR?

    Vadeli yazılan çeklerin bonodan, kira sözleşmesinden ne farkı var? Çek yazıldığı, keşidecinin elinden çıktığı anda bankada karşılığı olmalı. Çek buna denir. Bir para yerine geçen bir ödeme aracıdır. Benim bankada param var. Git al diyorsun. Adam sana güveniyor bankaya gidiyor. EYVAH PARA YOK, DOLANDIRILDIM! Burada keşidecinin dolandırma kastı vardır. Peki ya bir ödeme vasıtası olarak kullanılan vadeli çekte böyle bir kasıt var mıdır? Üç beş ay sonraya,bazen daha da uzun, çek yazan insanlar acaba dolandırma kastı ile mi bu çekleri keşide etmektedirler. Ne gezer? Zaten mevcut çek yasası böyle bir kastı aramamaktadır. Genellikle insanlar çek vadelerinde karşılaştıkları sıkıntılar nedeni ile çeklerini ödeyememektedirler. İşlerinin iyi gitmemesi, ekonomik kriz v.s gibi nedenlerle.Çeklerini ödeyemeyen bu insanlardan bir bölümü yargılama sürecin de parayı bulup ödemekte, bazen de hapiste iken yakınlarının gayreti ile ödeyip özgürlüklerine kavuşmaktadırlar. Peki hiç bu parayı bulamayanlar, işte onlar yandılar.. BÖYLE BİR KAST OLUR MU? BÖLE ÇAĞDAĞ BİR YASA OLUR MU?
    Adamın hiçbir kastı yok. Batmış gitmiş, bir de yıllarca hapiste yatacak..Kimi koruyorsunuz ? ÇEK HAMİLLERİNİ.. Peki diğer çeşit alacaklıların ne günahı var? Bu durumda borcunu ödemeyen herkes hapse girsin. Mademki kast ve hile aramaksızın çekini ödemeyen hapse giriyor, o zaman eşitliği sağlayın bütün borçlular hapse girsin.. ADAM GİBİ ORTAÇAĞ BÖYLE OLUR..

    KARŞILIKSIZ ÇEKE HAPİS CEZASI MALİ OLİGARŞİNİN ESERİDİR.

    Dikkat! Bankaların % 55 i yabancıların elinde. Sigortacılık öyle, perakendecilik öyle.. Ve yabancılar kendi ülkelerinde olmayan olanaklardan bizim ülkemizde yararlanmaktadırlar. TAM SÖMÜRGE BUNA DENİR.

    SAYIN SAVCIM SİZDE 3167 SAYILI YASANIN SAVUNUCUSUNUZ!!

    HATTA BİR MAKALENİZDE 3167 S.K. DA OLUŞAN YASA BOŞLUĞU NEDENİYLE ÇEK SUÇUNU CEZASIZMI BIRAKACIĞIZ DEMİŞTİNİZ.
    SÖMÜRGECİLİĞE KARŞI DURAN KUSURA BAKMAYIN BENDE KENDİMİ YAZDIM İLE İLGİLİ DÜŞÜNCELERİNİZLE, SÖMÜRGECİLERİN DAYATTIĞI ÇEK KANUNLARINI SAVUNMANIZ ARASINDAKİ ÇELİŞKİYİ NASIL AÇIKLIYORSUNUZ MERAK ETTİM DOĞRUSU
    SAYGILAR

  6. Sayın Tayyar Cem Eralp
    Çek yasasındaki hapis cezalarının yılmaz savunucu savcım.
    Adalet mülkün temelimidir.
    Oğlunu kızını ekonomik ceza yüzünden cezaevinde kalmasına razı olmaktansa malını mülkünü evini tarlasını yıllarce emek verdiği mülkünü satarak cocuğunu cezaevinden kurtaran bir baba bir anne olmak nasıl bir duygudur bilirmisiniz?
    Gelişmiş ülkeler bu yüzden borca karşılık özgürlük kısıtlama cezalarını kaldırmıştır.
    Çünkü Adalet mülkün temelidir, Devlet Alacaklı haklarını savunduğu gibi borçlununda haklarını korur birini diğerine üstün kılmaz sayın savcım.
    Saygılar

  7. Sayın Savcım,
    Başarılı çalışmalarınız için sizi tebrik ederim. Yazınızın tümüne katılıyorum. Ayrıca yukarıda yer alan yorumların aksine çek yasası karşısındaki duruşunuzu da takdirle karşılıyorum.
    Karşılıksız çek sebebiyle hapis cezasına karşı olan arkadaşlar, “artık borç namustur” sözü bizim milletimiz için geçerli değil. kendiniz de çocuğunun borcu için herşeyini satıp borcunu ödeyen aileleri mağdur olarak nitelendirmektesiniz. Ne olması gerekiyordu. A şahsı ticarete atılsın herkese çekle bir sürü iş yapsın sonra firmayı kapatsın. üzerindeki herşeyi eş dost akrabaya devretsin, yan gelip yatsın.
    Bu tür eylemlerin cezai, yaptırımı olmadığı günden beridir ki, hırsızlık, dolandırıcılık erdem olmuştur.
    Sevgi ve saygılarımla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: