“Amerika İbrani’dir!..”

 
“Amerika İbrani’dir!..”
kjlkj
Yeni çıkan PaRDeS kitabı ile adından sık sık söz ettiren Nedret Ersanel’e Amerika’yı soruyoruz. Amerikan dış politikasını etkileyen şirketlerden, istihbarat örgütlenmesine konuşma uzayıp gidiyor. Sonra söz dönüp dolaşıp Amerikan politikasında Musevi etkisine geliyor. Ersanel: “Karıştırmayacaksınız. Amerika İbrani’dir!” iyibilgi özel
 Bu günlerde kitapçıları gezerken raflarda öne çıkan bir kitap dikkatinizi çekti mi bilmiyorum. Benim çekti. Kitabın adı PaRDeS: Amerikan Ruhunun Menfaat Fihristi. Kitabı elinize alıp incelediğinizde Amerikan sistemi ve istihbarat ile ilgilenenler için bir hayli iştah açıcı olduğunu itiraf etmeliyim.Kitabın yazarı da bu konularla ilgilenenler ve sitemizi yakından takip edenler için hiç de yabancı değil. Nedret Ersanel’i basın dünyasını tanıyanlar iyi bilir. Sitemizin müdavimleri de. Hayykitap’tan çıkan Pardes, yazarın dördüncü kitabı. Ersanel’i daha önce yazdığı “Deşifre- Amerikan Sistematiğinin Gizli Esasları” ve “Siber İstihbarat: Sanal ve Dijital Casusluğun Anatomisi” isimli kitaplarından tanıdığınıza eminim. “Kara Otlar”ı da unutmamalı.

PaRDeS, Ersanel’in son kitabı. Okurken insan kitabın kenarına notlar alıp “keşke sorsam” demeden edemiyor. Ben de notlarımı birleştirdim ve Nedret Bey’in kapısını çaldım. Sonra aldığım notları ona soru olarak yönelttim. Ersanel sorularıma oldukça çarpıcı cevaplar verdi. Röportajın ilginizi çekeceğinden eminim.

Kitabınızda ilginç bir bilgi dikkatimi çekti. Dördüncü bölümde ABD’nin İran’a koyduğu ambargoyu yine kendisinin bozduğunu söylüyorsunuz. Üstelik bu “iki kendini bilmezin” kabahati değil. Kitapta tek tek verilen Amerikalı şirket isimlerine bakıldığında bunun ABD’nin kendi politikası olduğu izlenimi uyanıyor. Ambargonun delindiği alanlardan birisi nükleer teknoloji olunca işin boyutu daha da büyüyor. Ne o? Yoksa İran nükleer krizi boş bir gündem miydi? Yoksa yaşanan tüm tartışmalar sahnelenen bir oyundan mı ibaret?

ABD, Irak’a çullanırken “kimyasal silahlar” palavrası nasıl bir vesileyse “nükleer silah” söylemi de o….Tek fark şu olabilir.. Irak’ta kimyasal silah falan yoktu, İran’da da nükleer silah yok ama nükleer çalışmalar yaptığını inkar etmiyor. Bu yüzden “Boş bir gündem”den kastınız, ABD ve İsrail’in bir vesile uydurarak İran’ın da işini görmeleriyse; doğrudur, tam olarak budur. Lafı evirip çevirmeye gerek yok; ABD ve İsrail, İran’ı yok etmek istiyor. Bugünkü yönetimi tamamen silip, kendi dümen sularında gidecek bir kuklayı Tahran’a oturtana kadar da bunu sürdürecekler.

Bu işin Amerika tarafı. Peki, sabah akşam ABD’ye laf atan İran ne yapmaya çalışıyor?

Bakın o tamamen ayrı bir konu. İran, “her kuşun eti yenmez” vakasıdır. İran devlettir. Devlet geleneği ve gelenek sahibi ordusu vardır. Yerleşik bürokrasisi, tarihi, ortak bir milliyetçilik ruhu vardır. Hiçbir açıdan Irak’la kıyaslanamaz. ABD eğer hakikaten “delikanlıysa” İran’a kara harekâtı düzenlesin de görelim… O zaman hem Washington hem de genel anlamıyla Batı “anyayı Konya’yı” anlar! Bunu yapamıyorsa, “efendim biz gider uçakla bombalarız, adrese teslim füze atarız” diyorlarsa, onu biz almayalım! Doğru.. Yapabilirler. Ama hani ne oldu o zaman, “demokrasi, insan hakları, terörü destekleyen İran yönetimi, kadın hakları, etnik haklar, televizyonlarda sabahtan akşama döndür döndür gösterilen siyahlar içindeki kadınlar, idam edilen masum İranlılar, İran’ın ezilen halkları?” Onları kurtarmayacak mıyız? Yazık değil mi? Irak’ta ne güzel demokrasiye geçildi işte! İran da geçse kötü mü! Bazı tesislere bomba atarak, zalimlerin elinden mazlumları nasıl kurtaracağız? ABD ivedi biçimde İran’a işgal ordusu göndermeli ve kara harekâtıyla bu işi bitirmelidir! Niye yapmıyor? Yani kusura bakmayın, asla bu tür üslupları tercih eden, kullanan ve benimseyen biri değilim ama güzel Türkçemizde daha cuk oturan bir kelime yok; “Yemez!”

Peki, ne yapacaklar?

Artık görüyoruz… ABD’nin gözü-hele Irak’ın bu halinden sonra-İran’ı kesmiyor. İşte daha yeni Time Dergisi yazdı…1500 hedef belirlemişler, tüm uçaklarını kullanarak İran’ı vurma planları yapıyorlarmış. Tahran bunlara yanıtını çoktan verdi; “buyrun” diyor. Sonuçta ne olur, yine yakıp yıkacaklar, bir sürü masum insan ölecek ve bu insanların vebalini sonsuza kadar taşıyacaklar. Benim önerim Ramazan’a girdiğimiz bu günlerde operasyon yapmaları. Böylece tüm İslam dünyasının “hayır” dualarını da alırlar. 

Bakın benim bu fikirlerim Türkiye’deki reel-politik aşığı köşe yazarlarına, okudukları kendinden menkul aydınlara ters gelir. Çünkü onların bildiklerinden fazlasını biliyorum ama onların dilini kullanmıyorum. O “dil” iyi bir dil değildir. İran, kriz yönetme konusunda eşsiz birikime sahip, son derece tecrübeli ve zeki diplomatları olan bir ülke. Bakın kaç zamandır, Pentagon’u da Amerikan Dışişleri’ni parmaklarında oynatıyorlar. ABD bu “sürüncemeye” dayanamaz. Eninde sonunda-muhtemelen seçime gidilirken-bir halt edecektir. Ama bir sonuç çıkmaz. İran bu yolla çözülecek ülke değil. Bush iktidarının bunu gözü kesmezse, durum biraz daha mutedil hale gelebilir. Bu halde de çok çok yapacaklarını söyleyeyim… Alışıldık kirli oyunlarını oynayacaklar… Parayla adam satın alacaklar, etnik ayrılığı ve bazı mezhep farklılıklarını kışkırtacaklar, Irak’tan öğrendikleri, içerden bir grubu silahlandırıp ölüme sürme tezgâhını kuracaklar, Azerileri tahrik edecekler vs. Şimdiden “Pejak” diye PKK’nın İran’da faaliyet gösteren bir kolu aktif görünüyor bile. Hâsılı Amerika’da Cumhuriyetçi ekol bu işlerin uzmanıdır. Hakkıyla yaparlar. Başarılı olurlar mı? Şu an için kimse bilemez. Ama buna başarı denir mi? O da ayrı konu. Çok uzattık. Buyrun siz. 

Türkiye’de TELEKOM’un satılması çokça tartışıldı. İhanet suçlamaları havada uçuştu. Kitabınızı okuyunca insan gülümsemeden edemiyor. Diyor ki “bu tartışmalara gerek yokmuş aslında!” bir yandan da kızıyor. Bu kadar stratejik kurumların böylesine “doğrudan” iletişime geçmesine. NARUS diye bir kurumun ismi geçiyor kitapta. Bu kurumun birçok ülke telekomünikasyon şirketiyle bağı var. Örneğin Japonya… Mısır, Brezilya, Arabistan, Güney Kore, Fransa, Almanya ve hatta Çin… Bu ülkelerin telekomünikasyon kuruluşları NARUS ile içli dışlı. Siz sözü Türkiye’ye getirip bırakıyorsunuz. Yani açık bir şey söylemiyorsunuz ama imanız manidar. Türkiye’de TELEKOM’un özelleştirildiği ile ilgili tartışmamız boşuna mıydı? Bu bir… İkincisi, Çin gibi bir dev böyle bir ilişkiye nasıl girebiliyor? Yoksa başka anlaşmalar mı söz konusu?
 
Manidarlığı siz çıkarıyorsunuz. İma da yok. Benim gazetecilik üslubum bu değil. Belgesi varsa yazarım. Yoksa susarım. Türkiye’de NARUS programlarının kullanılıp kullanılmadığını bilmiyorum. Ama kullanılıyorsa kesinlikle kontrol edilmelidir. Varsa kesinlikle şüphe duyarım. Çünkü NARUS’un arkasını biliyorum. Bunlar biraz da tekel ve özel programlar olduğu için kullanmaya mecbur kalıyorsunuz. Microsoft’un programlarını da saydığınız ülkeler kullanıyordu, sonra durumu fark ettiler ve AB içinde büyük olay çıktı. Bir kısmı da-Rusya ve Çin başta olmak üzere-vazgeçtiler. Telekom benzeri stratejik kuruluşların özelleştirilmesine gelince… Özelleştirmenin kriterleri ve nelerin satılması gerektiği bellidir. Kar getirebilecek, derlenip toparlandığında ekonomik açıdan verimli olabilecek ve stratejik olmayan yapıları, devletin üzerindeki yükü hafifletmek için satabilirsiniz. Telekom satılır mı? Yani sadece bu veçhelerden bile satılamaz. Kar etmemesi mümkün mü? Kaldı ki stratejik önemini bizden gayr-ı dünya âlem biliyor. “Efendim başkaları da satıyor”muş.. Sana ne kardeşim. Uçurumdan atlasalar atlayacak mısın? Kaldı ki ABD iletişim özelleştirmelerine bakın. Rusya’ya Çin’e satıyorlar mı? Kendi şirketlerine, bilemediniz kendi şirketleriyle ortak Avrupalı firmalara veriyorlar. Garip iştir vesselam.

Kitabınızda 11 Eylül saldırıları sonrasında CIA’nın yapılandırıldığını söylüyorsunuz. Bu daha çok teknolojik bir yapılanma fakat ben CIA başkanının 11 Eylül sonrası yaptığı bir açıklamayı hatırlıyorum: “Bundan sonra yeni bir CIA göreceksiniz! Operasyonlarımızda aracı kullanmayacağız, doğrudan kendimiz yapacağız!” bu operasyonlardan Türkiye’nin payına düşen nedir?

CIA’in operasyonel bir grubunun olduğu bilinmeyen bir şey değil. Bahsettiğiniz açıklama CIA’in deniz-aşırı, başka ülkelerde yapacağı sıcak müdahalelerle ilgili. Benim bahsettiğim ise, 11 Eylül’ün yarattığı “haber alma eksikliğinin” (onlara göre rezaletinin) giderilmesi, daha doğrusu bir istihbarat/casusluk Ezrail’i inşası ile ilgili. Türkiye’nin bu operasyonel faaliyetlerde üstlendiği rol yüksek dereceli gizlilik taşıyan işlerdir. Bilsem de söylemem ama şu kadarını açayım.. Biz bu işleri yine onlardan öğreniyoruz. Örneğin son Irak savaşından önce CIA’in Irak’taki casusluk ağı yerlerde sürünüyordu… Öğreniyoruz ki, Kuzey Irak’ta casusluk yapacak ve yerel casusları parayla devşirecek ajanlar Türkiye üzerinden bölgeye gitmiş. Veya işte bu işkence uçakları meselesi. Bizim havaalanlarımıza da inip kalkmışlar hatta terörist kaldırmışlar. Artık bilmediklerimiz var mıdır(!) nasıldır, onu da Allah bilir.

Kitabınız, pratik olarak Amerikan sisteminin nasıl çalıştığına dair ipuçları ile dolu. Kitabınızı okuyan bir kişi ABD’nin bir devlet mi yoksa, özellikle güvenlik, istihbarat ve enerji alanında bir şirketler topluluğu mu olduğu sorusunu sorabilir. Benim öğrenmek istediğim, böylesine stratejik alanlarda Musevi cemaatinin etkinliğinin nasıl kabul edildiği.

Güzel soru… Ama cevabı zannettiğinizden daha yalın. ABD’deki Musevi etkinliğini, bizdeki veya başka ülkelerdeki Musevi cemaatleri ile karıştırmayacaksınız. Bu yanılgıya sık düşülür. Nedeni de basit. “ABD kaç Musevi var?. Şu kadar..” Bu soru ve cevap; ABD’de sanki bir grup Musevi yaşıyor, Amerika’da acıdığı için, oyları bulunduğu için, paraları bulunduğu için, iyi lobi yaptıkları için onları koruyor zihin altı kabulünü çıkarıyor. Mesele nüfus ya da nüfuz ile ilgili değil. Bunları hepsi doğru ama tabloyu açıklamaz. Açıklama şudur… ABD İbrani’dir!!! Medya onların elinde. Hayır! Medya onlardır. İktidara etki ediyorlar. Hayır.. İktidar onlardır. Finansı kontrol ediyorlar. Hayır.. Para onlardır. Lobi etkinlikleri var. Hayır. İsrail-Musevi lobisi,  Amerikan halkına lobi yapar. Siyasiler buna uyar. Karıştırmayacaksınız. Amerika Musevi’dir!

Mecburen kısa geçiyorum. Açıklaması çok. Başkan Bush sabah kalktığında İncil’den bir sayfa okuyup gününü ona göre düzenleyecek kadar Hıristiyan. Öyle değil mi? Şaka yollu söyleyeyim, Eski Ahit’i mi Yeni Ahit’i mi okuyor acaba? Proteston Hıristiyanlığın ABD’nin çoğunluk ve sıradan halkını bu denli muhafazakâr yapması mümkün mü? Ya da muhafazakârlığın mahşer atlıları neo-conları iktidar yapması. Bu formül İbrani’dir. Başka türlü olmaz. Yani burada çok şey var söylenecek ama.. İnsanların anlaması için çok okumaları lazım.

Geçtiğimiz aylarda Amerika’da İsrail’in Amerikan politikasına etkisi ile ilgili bir tartışma yaşanmıştı. Belki de ilk kez “bu etki” açıkça tartışılıyor. Bundan sonra ne olacak? Amerika kendisini yeniden tanımlamaya mı çalışıyor? Amerikan iç dinamiklerinde yeni bir yapılanma söz konusu olabilir mi? Cumhuriyetçilerin bu konudaki yaklaşımını biliyoruz. Peki demokratlar? Onların yaklaşımı da pek farklı değil ama bazı şeylerin de tartışmaya açıldığı gerçeğini göz ardı edemeyiz.

Edebiliriz… ABD’deki İsrail etkisinin tartışılması yeni değil. Daha sertleri yaşandı. İsrail’in bu ülke üzerindeki etkileri konusunda son derece yetkin bir isim olan Paul Findley’in (gazeteci, yazar falan sanmayın 22 yıllık ABD senötürüydü.)1985’te yayınlanıp haftalarca “best seller” olan  “They Dare ot Speak Out” diye bir kitabı var. “Konuşmaya Cesaret Ettiler” diye çevirebiliriz.  Meraklısı bulup okusun. Şimdiki tartışmalar devede kulak kalır. Durumun farkında olmayan yok ki. Yani hiçbir şey değişmez. Onu söylemeye çalışıyorum… Herkes farkında ve memnunsa ya da kılını kıpırdatmıyorsa şu demektir… “İsrail’i İsrail’e şikâyet ediyorsunuz.” ABD İbranidir’den kastım bu.

Demokratlar?

Hâsılı, “hiç heveslenmeyin” derim. Ha, demokratlar daha pratiktir. Meseleye biraz daha “liberal” bakarlar. Çevre konusunda, insan hakları konusunda, kadın hakları ve savaş meselelerinde, ekonominin sağlığı dosyasında daha hassastırlar. İyi ama bu “entelektüel” konuları onlara kim öğretti? ABD’nin kültürel tarihi “Woody Allen” tarihidir. Şimdi saydığım maddelerin hepsinin toplum liderleri, aydın örgütlenmeleri, sanat ve medya odaklarının hepsi Yahudi’dir. Yalan diyen beri gelsin, binlerce sayfalık materyali çarpayım suratlarına. Biz bunları niye söylüyoruz?.. Huyları kötü! Hemen İsrail düşmanı diye yaftalarlar adamı. İyi de vaka bu?! “Yok değil” mi diyelim. Yani bir Allah’ın kulu yok mudur, bilim adamı, gazeteci, politikacı olsun, İsrail düşmanı olmadan bunları söylesin. Elli kere bu adamlarla birlikte oturdum, sonunda sarmaş dolaş kalktık. Kendileri de biliyor. Ama siz söylemeyeceksiniz. Niye? “E, biz mazlum halkız, tarihte çok çektik…” İyi de ben mi yaptım?. 1948’de kimin aklına uyup oraya gittiyseniz gidin onun yakasına yapışın. 

Kitabınızda ilginç bir bölüm var. Kara liste. CIA’nin bir alt kurumunun dünya çapında 325 bin kişiyi “terörizm ile savaş” çerçevesinde listelediğini belirtiyorsunuz. Daha önemlisi o kurumun 25 ülke ile organik bağa sahip olduğu bilgisi. Türkiye ABD’nin önde gelen müttefiklerinden birisi. Türkiye amiyane tabirle “kendi vatandaşlarını da gammazladı” mı? Araştırmalarınızda böyle bir sonuca ulaştınız mı?

Hayır, böyle bir bilgiye sahip değilim. İşbirliği çerçevesinde bilgi alış-verişi olmuştur elbette ama “gammazlamak” çok iddialı bir söz. Kendi ülkeme, Türkiye Cumhuriyeti’ne böyle bir ifade kullanmam ve yakıştırmam. Kaldı ki, yapılmış olsa dahi bunun tarifi gammazlamak olamaz. Avrupa’da Türkiye’ye karşı terörist faaliyetlerde bulunanlarla bir Avrupa vatandaşının ilişkisi olsa, bunu bize bildirse, “gammazladılar” mı diyeceğiz. Bunlar farklı konulardır. Ama sizin asıl sorduğunuzu anlıyorum, bu 25 ülkenin içinde “Türkiye var mıdır” diyorsunuz. Bilmem, var mıdır?

Amerika’da istihbarat alanındaki özel şirketlerin varlığını bir bir ortaya koyuyorsunuz. Bu noktada iki sorum olacak. İstihbarat ve güvenlik alanında özel şirketlerin devreye girmesi devlet mekanizması içerinizde ne gibi problemler doğuruyor? Bu şirketler hukuksuz uygulamalara kaçıyor mu? Ya da diğer devletlerin istihbarat örgütleriyle ilişkiye geçtiklerinde nasıl bir mekanizma işliyor? Bu bir. İkincisi Türkiye ile ilgili. Geçtiğimiz aylarda eski MİT mensubu Şensal Atasagun’un ismi bir güvenlik şirketi ile yan yana anılmıştı. Güvenlik şirketi ile istihbarat alanında uzmanlaşmış şirketleri birbirine karıştırmamalı, ama acaba Türkiye’de güvenlik şirketi adıyla kurulup da istihbarat faaliyetleri yürüten şirketler var mı?  

O kadar uzun boylu değil.. Daha doğrusu bizde o kadar uzun boylu değil. Türkiye kendisi dışında kendi vatandaşlarının istihbarat işleriyle uğraşanını haddini bildirir.  ABD’deki yapı çok farklı.. Bize uymaz. Türk istihbarat camiası yetkin ve etkili bir organizasyondur. Hiçbir şeyden çıkaramıyorsanız şundan çıkarın, Türkiye’nin ister içerde ister-özellikle-dışarıda yaptığı kaç operasyon de-şifre oldu. Kaçı ağızlara sakız oldu. Artık yıllar sonra “tarihi bilgi” olarak aktarılanlar var o kadar. İstihbarat teşkilatı budur… “Bunlar bir şey yapmıyor herhalde” diye şüpheye düşeceksiniz. Bu halde karşınızda iyi bir istihbarat mimarisi var demektir. Amerika’ya gelince. Orada özel şirketler/firmalar silah ve istihbarat alanında gerçekten de çok etkinler. Yöneticilerinin tamamına yakını ülkenin çeşitli istihbarat örgütlerinin ya da silahlı kuvvetlerinin tepe noktalarından gelen isimlerdir. Güvenlik açısından problem olmuyor mu? Çok nadir. Sistemi oturtmuşlar. Birden çok nedenle açık vermiyorlar. Birincisi, dediğim gibi zaten hepsi resmi yapılardan geliyor. Yani zaten sağlam adamlar. İkincisi, buradan ciddi menfaatler elde ediliyor. Milyonlarca hatta zaman zaman milyarlarca dolar dönüyor. Kimse bindiği dalı kesmez. Üçüncüsü, alışmışlar. Yani kapitalist-liberal sistem budur. Özel sektör işe girer, parasını kazanır, bu alanlardaki tek müşteri de devlettir zaten. Sonuncusu da şudur. Bu şirketler, işin fiiliyatına pek girmez. Yani kim Amerika’da casusluk yapıyor veya Irak’taki teröristleri bulalım demezler ama ABD’deki casusu yakalama, izleme, dinleme, pasifize etmenin teorik, pratik, teknik yollarını inşa ederler. Irak’ta gidip çatışmazlar ama çatışacak adamın eline öyle bir silah verirler ki terörist öldüğünü bile anlamaz. Uydu sistemlerini de bunlar geliştirir, istihbaratta dijital devrimi de bunlar yapar, “homeland security”nin nasıl olması gerektiğinin organizasyon şemasını da bunlar yapıp elemanlarını buraya yerleştirir. Buna rağmen kontrol mekanizması da vardır. Yabancı ülkelerin istihbarat yapılarıyla ilişki kuramazlar örneğin. Ancak bilgi alış-verişi veya teknik/mekanik konularda ortaklıklar kurarlar ülke şirketleriyle ki, onlar da hep Batı kurumlarıdır zaten. Bu işleyişi de yurt içinde FBI yurt dışında CIA izler.

Yahya Bostan yahyabostan@iyibilgi.com

Reklamlar
Published in: on Eylül 25, 2006 at 8:40 pm  Comments (9)  

The URI to TrackBack this entry is: https://kendihalinde.wordpress.com/2006/09/25/amerika-ibranidir/trackback/

RSS feed for comments on this post.

9 YorumYorum bırakın

  1. Bence dedikleriniz doğru şeyler.Ama İran’ın elinde nükleer silah yok diyorsunuz.Nereden biliyorsunuz?Peki ayda bir gerçekleştirdiği tatbikatlarda hep aynı silahları mı kullanıyor?Adamların bir bildiği olmasa İsrail’i haritadan silmek gerekiyor der mi?Veya Türkiye’den,Irak’tan ve hatta doğudan stratejik yerlerden Amerika tarafından vurulabileceğini hesap etmeden mi beyanat veriliyor İran tarafından?Önemli olan şu ki İran bu tehditleri kendi başına savuramaz.İran’ın arkasında İsrail ve Amerika’yı çökertmesi için Rusya var.Bu herkes tarafından göz ardı ediliyor.Bunun doğruluğu ise İran2ın Hamas2a sağladığı lojistiklerin Rus yapımı lojistikler omasıdır.Şunu da belirtelim bu kitap güzel bir kitap.Ellerinize sağlık.

  2. bu yazıyı okuduktan sonra bu amerika gerçekten ibrani, ve de karmaşık bir imparatorluk daha iyi anladım. Katıldığım çok nokta var fikirlerde katılmadığım noktalarda var örneğin “yemez” kısmı bence yer yada yediriler bişiler olur ama saldırırlar önden abd arkasından tabiki uk ve diğerleri bizde bi sinema film yaparız polatı bu sefer irana göndeririz.

  3. Pardes Basligini gorunce benim blogumda SIk SIK referans aldigim muhalif yAyahudi yazar’in kuitabindan bahsettiginizi sanmistim. Bu Amerika uzamani dostumuzun fikirler de kitabinin ismi kadar orijinal. Tv seyreden veya internette birazcik dolasan hemen herkesin duyacagi komlo terrilerini toplamis “umzanim” diye surmus pyasayaya. Helal olsun. Serbest piyasa ekonomisi; fikir hurriyeti. Kim ne diyebilir. Sadece okurlarin bunlari kurgu kategorisinde almalarini tavsiye ederim. Tahmin etmiyorum ama bu soylediklerimden benim Israil-ABD INc’i masum gostermeye calistigimi dusunen gerzek cikarsa, bu konuda blogumdaki yazilara bir goz atmasi yeterli olur.

  4. Yukardaki yorumda Pardes kitabinin yazarinin ismini vermeyi unutmusum. Israel Shamir (www.israelshamir.net). Su abnda bklogumda ona ait bir yazinin Turkcesi “Seytan Resimleri”.

    Bir not daha: “Amerika Ibranidir” bu gunku durumu yansitma acisindan dogru denebilecek bir ifadedir. Benim daha hosuma giden daha kapsamli ifade eski Malezya Devlet Baskani Mahatir Muhammed’in “Jews run the world by proxy” (Yahudiler dunyayi vekalet yoluyla idare ederler) sozudur.

  5. merhabalar uzun zamandan beri museviliği araştırmaktayım ve dünya litarütüsün de museviliği kötü yargılayanlardan değilim ama internetten aldığım bilgiler size karşı yardımcı olamıyor yani yaklaşımlarımız epeyce yakın değil onun için sizinle özel bir diyolağa geçmek istedim tabi sizde kabul edersiniz tamamen yüzeysel değil yazıklarım içtendir belki ilerde sizlerle çalışma durumum olabilir kanısındayım tabi siz de kabul edip değerlendirirseniz tşk ederim

  6. selamlar. oktan keleş’in “melâmi savaşları” kitabında amerika, israil ve kürdistan ilişkisi ve bu ilişkilerin mimarı “şeytaniler” ‘in yapı ve planları çok güzel bir şekilde deşifre edilmiş. yerebatan sarnıcında yaptıkları tören ve yeni dünya düzeni için yetiştirdikleri kral adayları olan bebek meselesi tüyler ürpertici.

  7. CONDALEEZZA RICE’NİN SIRRI:K=F=22

    eğerli okurlarımız “Gizli Güçler ve METAFİZİK İSTİHBARAT” kitabımızdan bilirler…

    Neyi?..

    Rahmani/Hilali kaynaklardan elde edilmiş “Metafizik İstihbarat” verilerinin fizik istihbarata olan katkılarını….

    Bu karşılıklı koordinasyon o kadar mühimdir ki, bir çok bilginin zamanında halka ulaştırılması yeryüzüne gelecek bir çok felaketin Allah’ın izniyle önünü keser. Bugün dünya halihazırda “ÜTOPİSTLERE” terk edilmemişse; bunda Hilali/Rahmani İstihbarat kuvvetlerinin operasyonlarının pek büyük tesiri vardır.

    Daha önceki yazımda 22’nin sırlarından bahsetmeye çalışmış, “Kabbala doğmacılarının”, Mısır’ın Thot’undan aparttığı bu sırrın hakikatte ilahi kaynaklı ancak yorumunun şeytani/siyon kaynaklı olduğunu aktarmıştım… Okuyamayanlar bir önceki yazımıza müracaat edebilirler.

    Ve bizleri takip edenler yine biliyorlar ki, Siyonizm de pek ehemmiyetli olan “J ve B” sütunları erkekliği ve dişiliği bir “merkezde” temsil eder. O merkez Tanrı Yehova, salak kabala şakirtlerinden saklanan asıl kimliğiyle “ŞEYTAN’I LANİ”dir.

    Bir insanın tamamen şeytana intisap etmesi için Alemlerin Rabbini haşa şifai/sözlü olarak inkarı yeterli değildir. Çünkü Allah, pek merhametli pek sabırlıdır. Lakin kulu, verdiği iradeyi kendine karşı her uyarıya rağmen kullanır netice de her cürümden sonra bir de dünyaya geliş biçimini ve kodlarını inkar edip, değiştirmeye kalkarsa işte o zaman kıyameti kopar…

    Ez cümle, her türlü düşmanlığın, kinin terbiyesizliğin, cürmün ardından eser olarak kendine fırça darbeleri vurup, tuvaldeki varlığını değiştirirse daha açık ifadeyle erkekken dişi, dişiyken erkek olamaya kalkıp tıpkı idolleri YEHOVA gibi TRANSSEKSÜEL bir tip olup ve yine tıpkı YEHOVA gibi belden aşağı erkek, belden yukarı kadın veya zaman zaman tersi olmaya kalkarsa işte o zaman K= F= 22’lerden olur.

    “K= F= 22” ise;

    bu dosya adamlar/karakterler içinde özel bir tasarımın adıdır!

    Ve üstatlarına her açıdan benzediklerinden, onunla “TELEPAT OLARAK” kolaylıkla iletişim kurarlar/transa geçerler…

    Her müsait zeminde Rabbiler dedikleri hahamların/gerisörlerin yani şifacıların yazdığı senaryolara uygun -Kuran’ı Kerimde bu hahamları Tanrılar olarak kabul edip, onlara bu şekilde itaat edenleri uyardığı halde- rolleri ve vazifeleri icra etmeye devam ederler…

    DEDİK YA ÖZEL TASARIMLARDIR!!!

    Başta Menahim Begin olmak üzere, İsrail Bakanlarının hepsi İstihbarat kökenli olup pek çoğu hayatlarının bir döneminde kadın kimliği ve formatında yaşamış, hizmet etmişlerdir. Bir çoğunun fotoğrafları dünya medyasına az da olsa el altından sızdırılmıştır…

    İşte dünyayı şekillendirecek o gizemli “22 rakamını “ telaffuz edecek, “DÖNÜŞTÜRÜCÜ KUKLA” elbette ki sıradan birisi olamazdı.

    Tıpkı RAMSES olmaya kodlanmış SARKOZY’ler olduğu gibi YAHOVA olmaya kodlanmış “J – B Dışişleri Bakanları” da var aramızda…

    Gelecek kabinenin Dışişleri Bakanı dikkatli olsun..

    Abdullah Gül’e ise geçmişşş….

    DÜNYA’da “Enigma/kaos çağı” sona erecek…

    K=F=22/CONDALEEZA RICE sadece bir başlangıç…

    OKURLARIMIZA ÖZEL NOT!

    Yukarı’daki sır ve bir çok sırları Gizem Bilimci- Yazar Oktan Keleş’le MPL TELEVİZYONU “HAZIR KITA” PROGRAMINDA, METAFİZİK İSTİHBARAT başlıklı oturumda bulacaksınız. Keleş’de tıpkı Mustafa Karnas gibi bir çok istihbaratı ilk defa bu programda bizlerle paylaşacak..

    5 KITA’ya yayın yapan Tv’deki programda:

    * TÜRK-İSLAM COĞRAFYASINDAKİ DİRİLİŞ NE ZAMAN?

    * BİLDERBERG TOPLANTILARINDA SAĞLIK TEŞEKKÜLLERİNİN TAMAMI SATIN ALINSIN KARRAI ALINDI?

    * DOSYA ADAMLAR KİM?!

    * PARİS’TE NELER OLACAK? PİZZA KULESİ TARİH Mİ OLUYOR?

    * ŞAHİNLER, GÜVERCİNLER OPERASYONLARDA NASIL KULANILIYOR? CASUS UÇAK DÜŞÜREBİLİRLER Mİ?

    * İSRAİL BALONU NE ZAMAN PATLATILACAK?

    • CİN İSTİHBARATÇILARIN ÇALDIĞI BİLGİLER KENDİLERİYLE BİRLİKTE ŞİHAPLARLA YOK EDİLİRKEN, MELEKLER BU BİLGİLERİ KİMLERE GETİRİYOR?….

    • DECCAL ÇOCUKLARI KİMLER, NASIL YETİŞTİRİYOR!..

    • İSTANBUL METAFİZİK SAVAŞIN BAŞKENTİ Mİ?

    • ÇİPLENMİŞ VE YAPAY KALPLİ İNSANLARLA DÜNYA HALKLARININ ÜZERİNDE NELER PLANLANIYOR!..

    • CUDİ DAĞINDANIN ALTINDA 21. YÜZYILIN ENERJİSİ Mİ VAR? NUH’UN GEMİSİ ÇALIŞMALARININ ALTINDA HANGİ SIRLAR SAKLI?..

    • METAFİZİK İSTİHBARATÇILAR NASIL SEÇİLİYOR, PROGRAMLANIYOR…

    VE DAHASI…. VE DAHASI…. VE DAHASI….

    (… O DOYMAMIŞTI DAHA DEMİŞTİ, ÇÜNKÜ ONUN GÖNLÜ BİR ODA KADAR DEĞİLDİ; O GÖNLÜ BİR UMMANDI… – HZ. MEVLANA-

    (….)

    MPL – HAZIR KITA-

    TÜRKSAT 1-C

    FREKANS: 11163

    SEMBOL ORANI: 02222

    POLARİZASYON: V

    FEC:5/6

    D-SMART 86. KANAL

    http://www.mpl.tv.tr

  8. Kaynak:NETPANO.COM ÖZEL

    netapno.com – – Tuesday, March 06, 2007 – 00:00:00

    Kaçırılan sakaldan alınan DNA örneklerini kim ne amaçla kullandı? Kök hücre ve DNA kopyalama metodu ile varılmak istenen hedef nedir? İşte tartışmalara konu olabilecek ilginç bir araştırma netpano.com farkı ile karşınızda.

    Bunları biliyor muydunuz? Bundan beş sene evvel mısır müzesinden Ramses’in mumya bölümünden sakalı çalınmıştı. Bu hadise Mısır içinde fazla büyütülmeden örtbas edilmişti. Fakat bir grup arkeoloji meraklısı bu işin peşini bırakmak istememişlerdi. Araştırmalar doğrultusunda Ramses’in sakalının izine Amerika’da rastlanılmıştı.

    Girişimlerde bulunuldu. Kamuoyu oluşturuldu sakalın iadesi için. Bu girişimler bildik yöntemlerle bastırıldı.Gruptan bazılarının başına görünmez kazalar geldi ve bu olay bir gündem oluşmasına fırsat verilmeden unutturuldu.

    Geçen ayda Amerikan ve İngiliz gazetelerinin bir kısmı şu haberi geçti: Ramses’in sakalı Amerikalı yetkililerce Mısır hükümetine teslim edildi. Tabii buraya kadar insan düşünüyor: Neden Ramses’in mumyası veya müzede bulunan paha biçilmez eşyalar değilde bir tutam keçi sakalı çalınıp kaçırılıyordu? Kafamı kurcalayan bu hadiseyi, Amerikan ve İngiliz basınına yansımasını da fırsat bilip İlhami abi’ye sordum.

    Bana şunları anlattı: “Sakal İsraillilerin organizasyonu neticesinde çalınmıştı. Bu hadisenin meydana çıkması durumunda kamuoyuna basit bir tarihi eser hırsızlığı şeklinde lanse edilmesi planlanmıştı. Öylede oldu. Asıl maksat ise çok farklıydı. İsrailli bir iş adamı sakalı elde ettikten sonra Amerika’nın baş hahamının eline ulaştırıyor.

    O’da Pensilvanya’da göl kenarındaki bir malikanede bulunan Mossad güdümünde, ibrani asıllı fakat Amerikalı bir iş adamı hüviyetindeki şahsa teslim ediyor. Ondan sonra çok daha ilginç bir vaka yaşanıyor. Çünkü CIA ile MOSSAD bu keçi sakalı için birbirine düşüyor. İkiside kaçırılan sakalı eline geçirmek istiyor. Neden diye merak ediyorsunuz söyleyelim. Çünkü bu sakalla DNA deneyleri yapılıp, tıbben yeni bulunan teknikler ile hücre yapılarıyla RAMSES’in karakterinin ve fizyolojsinin analizi yapılıp kök hücreleri üretildi.

    Çok gizli bu deneylerin amacı bu çağda RAMSES’in özelliklerini taşıyacak bir firavunu dünya sahnesine çıkarmak. RAMSES’in yüz şekli, bugün arkeologların ve çeşitli güvenlik birimlerinin kullandığı yüze et giydirme tekniği ile çözüldü. Kime benziyor diye aklına gelenlere bir cevap: Fransa’nın yeni Cumhurbaşkanı Sarkozy. O’nun hakkında ufak bir bilgi verelim dedi ve devam etti.

    Şeytani tarikatların başı olan şeytanilerin planları ile Dünya sahnesine çıkarılmış görevli adamlarıdır Sarkozy. Haçlılar yani haçlı koalisyonu panikte. İleride tasfiye edilemezse Avrupa’yı savaşın eşiğine getirecek adam. Görevi, birliği Vatikan’ın elinden almak. Sarkozy bir yahudidir. Hedeflerinden biri AB’yi saptırmak. ABD ve İsrail ile kendilerinin seçtikleri bazı ülkeleri birbirine kenetleyip, AB’yi bir Vatikan projesi olmaktan çıkartıp bir İsrail projesine dönüştürmek.

    Sarkozy Türk ve İslam düşmanıdır. Bu yüzden önce yapacağı iş entegreleri bozmaktır. Koyu bir AB taraftarı gibi davranıp emellerini gerçekleştirmek.” dedi ve sustu.

    Aklıma Türkiye’deki AB yanlılarının acınası durumu geldi. Aynı zamanda Ramses’in keçi sakalı konusu aklıma şu idrak çivilerini çaktı: “KIL TÜY deyip geçme. Allah bir sivrisineğin bile kanadını misal vermekten çekinmez buyruluyor Kuran-ı kerim’de…İslam Alemi en ufak ayrıntıların dahi önemini kavramalı…”

    Bu yazı çıkacak olan yeni kitabımdan bir alıntıdır.

    Bu arada sevgili dostum BAKİ GÜNAY’a bir ilk olan “Hazreti Hızır ve Hıdırellez” konulu sempozyumu organize ettiği için, Bilim Sanat Felsefe (BSF) Akademisi’ne bizleri misafir ettiği için ve gelen herkese zahmetlerinden dolayı teşekkürlerimi bir borç bilirim.

    Üstad Mustafa Özdamar’a da aynı masada benimle bulunma tenezzülünden dolayı teşekkür ediyorum. Ayrıca http://www.netpano.com okurlarından yazarlarına verdikleri destekler için teşekkür ediyorum.

    Sevgilerimle Oktan Keleş.

    oktankeles@gmail.com

    Konu ile ilgili ilgili Linklere ulaşmak için tıklayın

    http://www.iht.com/articles/2006/11/29/news/mummy.php

    http://weekly.ahram.org.eg/2007/840/eg2.htm

    http://www.foxnews.com/story/0,2933,265060,00.html

    http://www.cbc.ca/cp/Oddities/070410/K041011AU.html

    http://query.nytimes.com/gst/fullpage.html?res=9806E1DE123FF932A25757C0A9619C8B63&n=Top%2fReference%2fTimes%20Topics%2fSubjects%2fH%2fHair

    http://www.guardian.co.uk/france/story/0,,1960267,00.html

    http://www.topix.net/world/egypt/2007/04/stolen-tufts-of-pharaohs-hair-back-in-egypt-2

    http://www.happynews.com/news/4102007/hair-ramses-ii-back-egypt.htm

    http://www.suntimes.com/news/world/334711,egypt041007.article

    Ancient pharaoh’s hair returns to Egypt, April 10, 2007.

    Egyptian archaeological returns from France with mummy’s hair, April 02, 2007.

    Egypt’s team heads for France to retrieve mummy’s hair, March 30, 2007.

    France to return ‘pharaoh’s hair’ to Egypt, February 26, 2007.

    France Says ‘Pharaoh’s Hair’ Scandal in Police’s Hands, December 04, 2006.

    YORUMLAR

    Y.Pehlivan / 9/6/2007 10:53:15 PM
    amsesin sakalı ile şu an arasındaki ilişki sadece insanın toprak altındaki hali o kadar, yoksa sakalından ne istifade edilir.Şunu unutmamak gerekir, nekadarda kobyalama gen vs. deselerde düşünülmeyen Allah C.C.nun emri ,yani; ruhun ol emri ile nasib etme işi bu gün aynı anneden doğan ikizlerde dahi farklılıklar var.Öyle ilmen vs ile insanın oynaması ,kurması ile olurmu?Allah C.C. taktir ederse müstesna .İnsanları daha faydalı ilimlere taşımak daha doğrudur.Ramses işte ortada ama kendi? Ölümü bile hüküm altına almaya çalışmış niçin? Alabilmişmi?Ortada…Allah C.C. o kadar adildir ki zengin fakir çok fakir ayırt etmez.
    hava eşit,su eşit,evlat eşit,baba ,ana eşit,anne sütü eşit,varmı zengine fazla, su fakire az?varmı? zengine güzel bebek,fakire çirkin .Yok işte ibret işte uğraşı.Pirenin yavrusuna bile eşit davranış…Madem Ahir zamandayız o zaman çok işimiz var…Selamlar

    savaş karaduman / 8/6/2007 12:53:17 AM
    bi bizi bu bilgileri almamızı sağlayarak olan bitenden haberdar ettiğin için allah yar ve yardımcıcın olsun sayılarımızla

    Anti MASON / 7/6/2007 6:25:54 PM
    adece sarkozy mi çıkmış selanikten yahudi lider? aç aratır bir tarih bak bakalım ne bulacaksın ve çok şaşıracaksın evet çok şaşıracaksın. Birde tevratı oku ….. Onları günleri için hazırla… der hangi gün için hazırlık acaba bu MESCİDİ AKSA YIKILACAK 2008 yılında aklınızı başınıza alın ALLAH ın ipine sarılın DİZİYİ falan bırakın KURAN okuyun ve ozaman anlarsınız YARADANIN nedemek istediğini..

    Mert Çelik / 4/6/2007
    elamlar. bir kaç senedir amerika’da ve amerika kaynaklı olmak üzere dünyada, bir dizi furyasıdır gidiyor. türk dizilerini kastetmiyorum. internetin de yardımı ile sanal bir kardeşlik, sahte bir beraberlik var. ama tamamen hayali ve içi boş. bunlar tam da “yeni dünya düzencilerinin” istediği şeyler. firavunun sihirbazlarının halkı uyuttuğu gibi modern zaman büyücüleri de globalleşme adı altında bizleri evlerimize kapatıp, gerçek hayattan izole ediyorlar ve amerikan dizileri ile sanal bir alemde milyarlarca insanla beraber uyuyoruz. sinema ve hollywood yapımları değil şu anki yeni silah diziler. artık hepimizin, özellikle büyük şehir gençliğinin dilinde “sen kaçıncı sezondasın?” ” 12.bölümün alt yazıları sende varmı?” “lost’mu, heroes’mu yoksa prison break’mi?” gibi sözler…rıfat n. bali’nin ufuk açıcı “tarz-ı hayat’tan life style’a ” kitabına yada benzerlerine şu birkaç sene için bir ekleme daha yapılmalı : “CNBC-E tarzı.” beyaz türklerin yeni hayat tarzı. şu anda açılan başka benzer kanallarda var. business channell ve kanal 2 gibi. bunların çok saf niyetlerle türkiye’de kurulup yayın yaptıklarına inanmıyorum. 20. yy.başlarında yabancı menşeili okulların bu topraklarda yaptığı kültür emperyalizmin bu çağdaki izdüşümleri. hayat tarzı ideologlarıda yardım ediyor ve dilimiz, bilinç altımız bunların bombardımanı altında…bir de bazı dizilerin alt metinlerini incelediğiniz zaman dünya toplumları üzerinde nasıl bir mühendislik projesinin tatbik edildiğini daha net görebilirsiniz. ayrıca yapımcılar, yönetmenler, senaryo yazarları ve executive producer denilen adamların kimliklerine baktığınız zaman bazı şeyler daha net gözükecektir. j.j.abrams, tim kring, jeph loeb, damon lindelof gibi yahudi dâhi bir nesil var.(doğum tarihleri farklı olabilir ama aynı nesil içinde mütalaa edilmeli.) siz “24” dizisi ve neocon’lardan bahsetmişsiniz. bence iş daha derinlerde. ama bunu daha net anlatmak için oktan keleş’in yeni çıkan “melâmi savaşları” kitabına bakmak gerekecek. bu işin meraklılarını o kitabı okumaya davet ediyorum. zira neoconları dahi idare eden tarihin en şer ve en dipteki oluşumu olan “şeytaniler” in planları ile bu dizilerin muhtevası örtüşüyor. bence okumadan erken yargıda bulunulmamalı. özellikle sayfa 221-222 de bahsedilen yapılmakta olan çok özel bir takım deneyler ve bunların niye yapıldığı ile alakalı bu sayfalar çok çok önem taşıyor düşüncesindeyim. kitabı okumuş fakat “lost” ve “heroes” dizilerini seyretmemiştim.(ikisinin ekibinde ortak arkadaşlar çalışıyor ve ikisinide alt metinleri kabalatik özellikler taşıyor ki zaten bunu yalanlamıyorlar)bu sayfalarda bahsedilen deneylere o kadar çok benziyor ki. daha sonra oktan keleş ile yapılan bir konuşmada şu anda genç nesillerin zihinlerinin, şeytanilerin şu anda gelecek için hazırladıkları yeni dünya düzeninin kralına (deccal) hazırladıkları ve bunu medya vasıtası ile zihinlere pompalayacaklarını söylüyordu. 221- 222 inci sayfalarda hazırlanan bazı çocuklar (ki kralları bu çocuk arasından çıkacak ve diğerleri onun yardımcıları olacak)üzerinde yapılan bu deneyler nerede ise heroes ile aynı ve bazılarıda lost ile…”melâmi savaşları” nın zaten Hızır kaynaklı bir kitap ve deşifreler bütünü olması itibariyle zaten detaylıca incelenmesine inanıyorum ama bu yeni nesil gençlik üzerine yapılan psikolojik harekat ve diziler ayrıca incelenmeli ve yazar ile bu konuda özellikle bir röportaj yapılmalı. misaller verdiğim ile sınırlı değil. mesela “heroes” da aynı “constantin” (keanu reeves’in oynadığı) filminde olduğu gibi baş kötü karakterin ismi “gabriel” yani yahudilerin düşman olduğu hz.cebrail’in ismi. daha misaller verebilirim fakat böyle bir yorum köşesinin istiab haddini aştığı için kısa kesiyorum.

    Ek 1: Bu yazıyı yazdığım sırada daha lost’un 7. bölümü (3. sezon) daha çekilmemişti. Ama birgün bir arkadaşım bana heyecanla telefon etti ve 7.bölümü seyredip seyretmediğimi sordu. Ben seyretmediğimi söyledim. Bu arkadaşımda oktan keleş beyin kitabını erken farkedenlerden. 7.bölümü seyrederken şok oldum. Zira aynı melami savaşlarında o yetiştirilen özel çocuklardan bahsedilen ve yetiştirilen (deccal adayı olarak) yer ile birebir aynı bir sahne vardı. Orada gizli bir odada telkin verilen biri vardı. Televizyonlar ile. Ve yahudi dinine ait bir takım telkinler vardı. Çok çok enteresan.dediğim gibi bu dizilerin zannedildiğinden büyük bir misyon biçilmiş. Ek 2: yine daha sonra lost’un yeni bölümlerinde “melâmi savaşları” kitabında geçen bir konuya daha rastladım. İradeleri dışında araştırma yapmak zorunda bırakılan ve kurtarılmayı bekleyen bilim adamları meselesi. Lost’da bu rolde oynayan bir kadın var. Ve kitapta aynen bu konu geçiyor.

    feridun / 3/6/2007 2:40:51 AM
    elamlar. tekrar şok edici bir oktan keleş yazısı.ben onun yazılarını bir “Hızır deşifresi” yada “rical-i gayb deşifresi” kabul ediyorum. daha öncede yazdığım gibi ikinci kitabı olan “melami savaşları” kitabının 221.sayfası başta olmak üzere birçok yazısı dünyada dönen bazı şeyleri anlamamda çok etkili oldu. Hollywood meselesi bunlardan biridir. herkes Hollywood’un belli kesimlerin elinde olduğunu bilir. ama daha önceleri yazdığım gibi günümüzdeki bazı meşhur dizi filmlerle neler yapıldığını bu yazılarla daha iyi anladım. günümüzde oyun biraz çağımızın yeni modası olan yabancı dizilerle oynanıyor. bu satırları yazan biri olarak bende bu dizilerin kurgusundaki ve işlenişindeki mükemmeliğe hayranlığımı itiraf ediyorum. özelliklede dünyada şu anda yaşanan bir “lost” ve arkasından onun kadar olmasada bir “heroes” çılgınlığı yaşanıyor. ehli bilirki iki dizinin ekibide iç içeler, hatta çarpraz değinmeler ve atıflar olduğu söyleniyor. neyse çok uzattım. bu yazı ile bir şey daha keşfettim bu konu ile alakalı:sarkozy şeytanilerin belirli maksatlarla ortaya çıkardıkları bir proje adam.şeytaniler ile çok alakalı gördüğüm “heroes” dizisi ile alakalı bir şeyin farkına vardım bu yazıyı okuyunca.bu dizidede birilerinin (şeytanilerin vasıflarına ve insana bakışlarına çok uygun olan)kendi projelerine göre bir başkan,bir Amerikan başkanı ortaya çıkarma planları var. süper bir adam. NATHAN PETRELLİ.ve bir başka sürpriz: ikisi birbirine şaşılacak derecede çok benziyor. ekşi sözlükte dolanırken “sarkozy” yazdım ve 76.yazıya bakınca şuna rastladım:BASBAYAĞI NATHAN PETRELLİ’DİR BU ADAM.ACAİP BENZİYOR.tevafuk olabilir.ama bu kadar spekilasyon yapmak bizimde hakkımız.

    feridun / 6/3/2007 2:45:45 AM
    u da sarkozy’nin yakışıklısı adrian pasdar.http://www.votepetrelli.com/#bottomContent

    feridun / 6/3/2007 3:12:26 AM
    u da “heroes” daki proje başkanımız “nathan petrelli” için düzenlenmiş enteresan bir sayfa. http://www.votepetrelli.com “OYUNUZU PETRELLİ’YE VERİN!” pardon, Sarkozy’mi demeliydim?

    feridun / 3/6/2007 3:22:17 AM
    drian pasdar 1965 doğumlu. aynı sarkozy gibi O’nun da yüzünde yara izi var. çünkü trafik kazası geçirmiş ve bir dönem tekerlekli sandalyeye mahkum kalmış.babası enteresandır iran’dan amerika’ya gelmiş.annesi ise almanya’dan. annesi sarkozy’nin memleketi olan fransa’da bir dönem ingilizce öğretmenliği yapıyor. adrian’ın kendisi de bir dönem almanya’da ve yine sarkozy’nin memleketi olan fransa’da kalıyor.

    Seyfettin KAV / 3/6/2007 5:11:17 AM
    ıymetli abimiz Oktan KELEŞ yine bizi bilgilendirme görevini eksiksiz yerine getirmiş,zamanına ve emeğine sağlık.

    ismail yılmaz / 3/6/2007 11:12:53 PM
    arkozinin annesinin selanikli bir yahudi olduğunu biliyor muydunuz?


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: