İhanet ve Beyaz Türkler

İhanet ve Beyaz Türkler
gh

Geçenlerde dostlarımızla iftar yemeğine gittik. Orada yeni tanıştığımız bir dost, bir tarikat şeyhinin vekillerinden bahsederken, “bizim oralıdırlar, dedelerinden de çok Hak dostu, âlim insanlar vardır, ama güvenmem.” dedi. Merak ettik sebebini. “Dedeleri Rum’da onun için.” diye cevapladı. Bunu söyleyen dostumuzda bir karış sakallı bir adamdı…

Gördük ki bir tehdit var. Bu Dönme/Sabatay/Mason vs. kavramları yerine tam oturtulmadığından herkes kafaya göre itham edildiğinden dolayı kafalar iyice karışmış. Meseleyi açmakta fayda var. Resul (S.A.V.) “Fitne uykudadır, uyandırana Allah lanet etsin.” buyuruyor. Evet, bu artık bir fitne halini almış bulunuyor. Yine ayet-i kerimede fitne; katl (adam öldürme)’den daha büyük bir cürüm” olarak kabul edilmiştir. (el-Bakara, 2/191 ).
Son yıllarda bir hain mi var? Hemen yapıştır! Dönme O! Ya da Sabatay (Yahudi). Tam tersi de olabiliyor. Birine bir kulp mu takacağız? Kolay! Atılacak en kolay iftira oldu bu dönme lafı. Tüm benzeri psikolojik harekâtın altında şunlar yatıyor.

1. Tıpkı “efendi” kitabında olduğu gibi insanlarda;

a. Korku ve baskı duygusu oluşturmak. Bir bakıyorsunuz herkes dönme, ya da tarihte Türk yok, bizi hep bu dönmeler yönetmiş. En kötüsü de biz direnirsek bunlar bizi yok eder. İnsanlar telefonla bile konuşurken istihbarat personeli gibi davranıyor artık. Ayrıca, en eğitimlisinden en cahiline sürekli komplo teorileri üretmekte toplumumuz ve her yerden saldırı beklemekte. Burada, “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur.” sözünü de manidar bulduğumu ifade etmek isterim.

b. Dönmelere karşı nemelazımcılık duygusu oluşturmak. “Şunlarda dönme imiş, ne olacak ki, ne zararları var ki bu insanların.” diyor, akl’ı evvellerimiz.

c. Milleti acze düşürmek, bunlar her şeyi kontrol ediyor, her şey bunların elinde arkalarında ABD.; İsrail, AB. var. Öyleyse “ne yapılabilir ki!” diyor bir kısım insanlarımız. Gücün gerçek kaynağı ve yaratıcısı hatıra bile getirilmiyor. İnsanlarımızın imanı bile tartışılır duruma düşüyor.

d. Bilgi kirliliği oluşturmak suretiyle toplumu yanıltmak, insanlarımızın sağduyulu davranmasına engel olmak. Özellikle seçim sürecinde bariz olarak yaşandı.

e. Toplumun karşı duruş ve direncini; yanlış, toplum ve millet menfaatine muhalif yönlendirerek, millet aleyhinde sonuçlar doğuracak kararlar verilmesini sağlamak,

2. İnsanların milletine ve fertlere duyduğu güveni kırmak, daha da kötüsü hükümet, TSK, gibi en önemli kurumları toplum gözünden düşürerek işlemez hale getirmek.

3. Direnç merkezi oluşturabilecek zeminleri millet nezdinde madara etmek, ötesi kahraman olacak insanları imha etmek. Silahlı Kuvvetler mensuplarına yapılan son istismarlar bunun bir örneği.

4. İstenen şahısları delil göstermeksizin dedikodu ve ırk mülahazası ile etkisizleştirmek, bir kısmını da gereksiz bağlantılar icad ederek yüceltmek.

5. Kamuoyu oluşturmak, oluşan yargıyı ve desteği istenen zeminde kullanmak.

Gelelim meselenin dini boyutuna; bir insan Kelime-i Tevhidi kabul ettiyse, yani; “Allah’tan başka yaratıcı, emir sahibi, hüküm sahibi yoktur -reddediyorum-, Muhammed (S.A.V) O’nun kulu ve –Resulü- elçisidir.” dediyse, buna kalben inanıp diliyle ikrar ettiyse O insan Mü’mindir ve İslâm dininde kardeşlik, bütünüyle akide temeline dayanmaktadır. Allah (c.c), Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır “Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin ve Allah’tan korkup sakının umulur ki esirgenirsiniz” (el-Hucurat 49/10). Âyet-i kerimeden de açıkça anlaşılacağı üzere, ancak iman bağıyla bir araya gelenler kardeş olarak kabul edilmektedirler. Buna göre yeryüzünün neresinde yaşıyor olurlarsa olsunlar, hangi dili konuşuyor olurlarsa olsunlar, hangi kavme mensup olurlarsa olsunlar veya hangi renge sahip olurlarsa olsunlar bütün mü’minler kelimenin tam anlamıyla birbirlerinin kardeşleridirler yani birbirlerinin sadık dostlarıdırlar. Bu kardeşler kendi aralarında apayrı bir topluluk oluştururlar. Kendi akidelerine saldıran veya imana karşı küfrü tercih eden kimselere -kendilerine ne kadar yakın olurlarsa olsunlar (tıpkı Bedr, tıpkı Uhud savaşlarında olduğu gibi)- asla sevgi beslemezler; bu anlamda sadece akide kardeşliğini esas tutarlar; Rablerinin şu mealdeki uyarılarını asla unutmazlar: “Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluk bulamazsın ki onlar Allah’a ve Resûlüne karşı başkaldıran kimselerle bir sevgi (ve dostluk) bağı kurmuş olsunlar bunlar ister, babaları, ister çocukları, ister kardeşleri, isterse kendi aşiretleri olsun. Onlar, öyle kimselerdir ki, (Allah) onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir” (el-Mücadele, 58/22); “Ey iman edenler, eğer imana karşı küfrü sevip tercih ediyorlarsa, babalarınıza ve kardeşlerinizi veliler (dostlar) edinmeyin. Sizden kim onları veli edinirse, işte zulme sapanlar bunlardır” (et-Tevbe, 9/23). Ayet-i Kerimelerden ve İslam Tarihindeki uygulamalardan da görüleceği üzere demek ki adam gerçek Mü’minse Yahudi demeyeceğiz, İbrani ırkından bile gelse, Ben’i İsrail bile olsa kardeşimiz.

Milli boyutuna bakarsak eğer, Büyük Cihan Devletleri kurmuş ceddimiz birçok milletle, kavimle kan ve soy olarak ta karışmıştır. Bu şu manaya gelmemelidir. Karmakarışık değil, bünyesinde ve değerler manzumesinde kaybolmuş, milletimizin tüm değerlerini benimsemiş, “Türküm!” demekten utanmamış, topluluklar tarihin her devrinde “ADRİYATİK’TEN ÇİN SEDDİNE” büyük atalarımızın emir-komutasında üç kıt’ada hizmet etmiştir. Ayrıca özellikle Balkanlar’da ve Avrupa’da “TÜRK=MÜSLÜMAN” olarak kabul görmüştür. Unutulmamalıdır ki; 300 milyonluk Türk Dünyasında, -çok az bir grup boy hariç- ırk ve soy olarak Türk olmasına rağmen Müslüman olmayan Türkler, Türklüğü de reddetmektedirler. (Bulgarlar, Macarlar, Fin-Ugur toplulukları) Dolayısı ile gerçektende Türküm diyen insanların tamamına yakını aynı zamanda müslümandır da. Ne demişti S. Ahmed ARVASİ merhum “Türklüğü bedeni, İslamiyeti ruhu bilen nesiller yetiştirmek ideali” Ruh-Beden ilişkisi herkesçe malumdur ki ruhun bedeni terk etmesine ölüm diyoruz, ölüleri de kokmasınlar diye hemen gömüyoruz. Demek ki İslamla şereflenmiş büyük milletimizin Türk kimliği ile mevcudiyet ve hayat-ı idamesinin tek bir sebebi vardır, o da İslam’dır.

Şimdi sadede geliyorum. En başa ve dostumuzun değerlendirmesine… Kendimi düşündüm.. Dedem, Düzce’nin Çele Köyü’nden Boylu Mustafa, babası Çanakkale’de şehit Halil dede, babası Şakir ağa, babası Hacı Kürt’lerin Mehmed ağası… Ben tarlalarda anacığının türkülerle büyüttüğü, dedesinin namaz sürelerini öğrettiği, yeni doğan bebelere önce Allah demenin öğretildiği, Türk Milletinin bir mensubu olmakla övünen bir köy ortamında, VATAN-MİLLET-DİN-DEVLET SEVGİSİ ile başka bir değer bilmeden büyütülmüş bir millet evladıyım. Ya beşinci göbek dedem Rum ise diye düşündüm. Ne olacak şimdi? Karabasan gibi…

Öyle olmamalı! Damat Ferit Türk’mü? Türk… Öyleyse? Koca Mimar Sinan’da Türk değilmiş.. Demek ki kopan fırtınada büyük bir husumet, kin ve fitne var. Önleyemediğimiz her ihaneti “dönme bunlar ne yapılabilir ki?” basitliği ile izah edemeyiz. Ya da her başka kavimden gelmiş, ama bu milletle kucaklaşmış insanımızı da ihanet edebilir hezeyanı ile yarı suçlu hale getiremeyiz.

Peki, ne yapılacak?

1. Önyargısız olunacak. Farklı köklerden gelmiş olabilir insanlar. Lozan’da ne demişiz. Müslümanlar asli unsurdur. Sadece gayri Müslimler azınlıktır ki onlarda Ermeniler, Rumlar ve Yahudiler… Peki, bunlardan hangileri azınlık? Bir daha yineliyorum gayri Müslimler, yani Müslüman olmayanlar. O zaman Yusuf HALAÇOĞLU hoca haksız mı? Hayır! Çok haklı… Çünkü O Müslüman görünüp te Müslüman olmayıp, TİKKO, DEV-SOL, PKK gibi terör örgütlerini kuran hainler ve onları yetiştiren ailelerinden bahsediyor. Yoksa masum insanları hedef almıyor ki.

2. Birileri Türk, yâda bir unsur, yâda Türk değil diye kayrılmayacak, adil olunacak. Bunu kim sağlayacak? Tabi’i ki bu ülkenin asli unsuru olan Müslüman Türk Evladı. Ne diyor Hz. Ömer; “Adalet mülkün temelidir.” Adaletin olmadığı yerde zulm vardır. Ecdada kulak vereceğiz. “Zulm ile abad olanın sonu berbad olur.”

3. Süistimallere fırsat verilmeyecek, yasalar düzgün yapılıp, takip ve kontrol edilecek, geçmişte olduğu gibi azınlık/dönme/sabatay vb. yapıların belli kurumlardaki kadrolaşmalarına fırsat verilmeyecek. Unutulmaması gereken bir ilkeyi hatırlatmak isterim. “İtimat kontrole mani değildir.”

4. Milletimiz aşağılandığı duygulardan arındırılmalı, eğitim sistemi ile Milli Kimliği ve öz güveni yeniden iade edilmeli. Çok kötü bir tanımlamayı da yeri gelmişken hatırlatmak isterim. Ermeni Kavm-i sadıka (Sadık –bağlı, itaatkâr- millet (Rum ve Yahudi’de aynı), Arap Kavm-i Necip (Asil Kavim) (Bunu söyleyenler Veda Hutbesinde (Emirdir bu hütbe), (Arabın Aceme, Acebin Araba üstünlüğü yoktur.) diye emreden Hz. Peygamberimiz, kâinatın Efendisi (S.A.V)’nden hâşâ daha dindar yâda daha çok biliyorlardı.), Türk’e de Etrak-ı bi idrak (idrakten, yani anlayıştan yoksun Türkler) denmesi…

(Rabbim, bunu söyleyenlerden, bu şehid evladı gazi milleti, cihangir ve cengâver, dininin sancağını taşıyan i’lay-ı kelimetullah uğrunda dünyanın dört bir yanına koşup şehid düşmüş, beşyüz yıldır da peygamberimizin (S.A.V) halifesi olan bu kahraman milleti aşağılayanlardan, incitenlerden hesap sor inşallah.)

5. Gelecek nesillere yetişmelerinde hedef, amaç ve milli mefkûre verilmeli. Bu değerler manzumesi nereden alınacak? (Önem ve öncelik sırasına göre;)

a. Dinimizden (Kur’an-Kerim, Sünnet-i Seniyye)

b. Milli tarihimizden damıtılan tecrübe ve sonuçlardan, tarihimizin emrettiği bağlardan, sorumluluklarımızdan,

c. Milli kültür ve değerlerimizden, ahlakımızdan, kendi estetiğimizden,

d. Yaşadığımız coğrafya ve çevre faktörlerden, stratejik konumumuzun dayatma ve kolaylıklarından, dünyanın şekillendiği koşullardan,

e. Çağın icabı, ilim ve fennin tekâmülü, teknolojinin kullanımı ve geliştirilmesinden, (İlmin ateşine bigâne kalanlar, o ateşte yanar. M. Kemâl ATATÜRK)

f. Evrensel insanlık değerlerinden, ahlak kurallarından. (Unutmayalım ki, yaratılanı severiz yaratandan ötürü. Çünkü O, yarattığı insana kendinden hususiyetler bahşetmiştir. Bir yerli kabilede bile çok güzel hususiyetler bulabilirsiniz.)

g. Gelecekteki milli hedefler ve menfaatlerimizden,

h. Düşmanlarımızın duruş, husumet ve taarruzlarından, bunlara karşı alacağımız tedbirlerden,

Yukarıdaki maddeler arttırılabilir, sırası kişilere göre değişir. Ancak, mutlaka bunları içermelidir.

Sözün özü, Milletimizi paranoyak hale getirmeye, yel değirmenleri ile savaştırmaya gerek yoktur. Bu tuzak gerçek hedeflerden, ulvi gayelerden, ufukların ötesinde ulaşmamız gereken topraklar ve kardeşlerimizden bizi kopartacak ve güdükleştirecektir. Çünkü bu fitne bizim bir kez daha birbirimizi yememize neden olac

(E) Topçu Yarbay Halil MERT Strateji ve Uluslar arası İlişkiler Uzmanı

 

Reklamlar

The URI to TrackBack this entry is: https://kendihalinde.wordpress.com/2008/06/01/ihanet-ve-beyaz-turkler/trackback/

RSS feed for comments on this post.

2 YorumYorum bırakın

  1. Tayyip Erdoğan yahudi imiş aslı var mı?

  2. Yazınıza baştan sona katılmamak elde değil komutanım ama özellikle ülkemizin siyaset, sanat ve ekonomi alanlarında kilit noktalarda bu türden azınlıkların köşe başlarını tuttukları ve hızla kadrolaştıkları da bir gerçek.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: