Derin Ablalar “Güler Kömürcü” ve “Fatma Sibel Yüksek” Evlenekon amaçlı mı Evlendi?

Derin Ablalar “Güler Kömürcü” ve “Fatma Sibel Yüksek”  Evlenekon amaçlı mı Evlendi?

 

 

 ERGENEKON’DAN kaçalım, EVLENEKON’DA buluşalım…

 

Boyumuzu aşan konulara fazla girmeden sorumuzu cahil cesaretine bulayıp deli dumrul kıvamında soralım…

 

Efendim uzun uzun bu derin ablalarımızı anlatmamıza gerek yoktur sanırım. İki hanımefendi de kendi çaplarında ünlü olup toplumun belli kesimleri tarafından yakınen bilinip tanınmaktadırlar. Size bir sır vereyim onları en tanımayan ( onlarla muhabbetimiz google ile olan ilişkimiz kadardır…Yani google ne kadar tanıyorsa derin ablalarımızı, bende o kadar tanırım daha Türkçesi ) klasmanında olduğum içindir ki deli cesareti ile bu soruyu sorma densizliğini yapma hakkını kendimde görmekteyim…

 

Yoksa bana ne… Ne diye evlendilerse evlendiler…Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine demek adettendir… Ama yapılan bu cezaevi evliliklerinin zamanlaması a-acayipsin tadında olunca şeytanın aklına TCK, CMUK falan geliveriyor…

 

Şeytan işte…Çim sahada durduğu gibi durmuyor akılda…İnsanın aklını çeliveriyor…Hep yeşil sahalarda çelme takılacaktır diye kanun da olmadığına göre…Kanun’a çelme takma girişimleri de çimlerden nikah masalarına kadar uzanıveriyor mu sorusu çakıyor kanun’dan nizam’dan anlamayan bendenizin 3 gramlık beyincağazında…

 

Kanundan nizamdan anlamadığımızdan da… Şu fakirinin sitesine uğrayacak bir Uncle Sabih’in değerli yorumlarına ihtiyaç duymaktayızdır efendim…

 

Kısa kes Meges olsun deyip çekincelerimizi dilimiz döndüğünce anlatmaya çalışalım bu evlilikler bağlamında… Hatta anlatmak için vakitte kaybetmeden direkt olarak konuya dalalım…

 

Tanıklıktan çekinme Halleri: CMUK. Madde 47, 48, 50, 51

Tanıklıktan çekinme hakkını sonradan kullanan tanığın ifadesi : CMUK. Madde 245 Tanıklıktan çekinmeye hakkı olanın çekinmemesi: CMUK. Madde 53

 

Ve benzeri gibi.. İç gıcıklayıcı kanun hükümlerimiz varmış efendim…Ayrıntıya giremiyorum çünkü hiç anlamam bu kanun dillerinden….

 

Bi de… Hala geçerli mi değil mi bilemediğim şu cümlelere rastladım internette:

 

Tanıklık etme, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 245 ve devamı maddelerinde birtakım kurallara bağlanmış.
Yakın akrabalık nedeniyle tanığın tanıklıktan çekinme halleri de 245. maddenin 1-2 ve 3. fıkraları ile müteakip 246. madde 1 ve 2. fıkralarında düzenlenmiştir. Bu nedenle mahkemeler bir hususta tanık dinleyecekleri zaman, dinlenecek tanığın davanın her iki tarafı ile de bu kapsamda bir yakınlığı olup olmadığını sorar, eğer olumlu cevap alırsa o takdirde tanığa tanıklıktan çekinme hakkı olduğunu hatırlatır, eğer tanık bu hakkını kullanmak istemiyorsa ifadesini alır, eğer tanıklık yapmak istiyorsa bu kişiler 247/4. madde uyarınca yeminsiz dinlenir. Tanıklıktan çekinme hakkını kullanmak istemeyen bir tanığı Mahkeme dinlemek zorundadır. Hayır, sen engellisin deyip dinlememezlik edemez. Mahkemelerin yargılamayı usul hükümlerine uygun olarak yürütme zorunluluğu bulunması nedeniyle bu yola gidiliyor. Yani yasal bir zorunluluk hali. Yasada bu konunun niçin ve hangi nedenle böyle düzenlendiği de kolayca tahmin edilebilir sanırım. Aslolan ve yasanın amaçladığı tanığın doğru söylediğidir. Ancak doğruyu dile getirdiği takdirde bundan herhangi bir yakını zarar görebilir. Bu ise tanık ile zarar gören yakını arasındaki ilişkiyi bozabilir. Bu nedenle tanık ille de tanıklık yapmak zorunda ise belki de yalan söylemeye eğilim gösterecektir. İşte bu kabil durumları engellemek için pratik bir çözüm olarak yalan söylemek istemeyen tanığa yasa bir imkan tanımış ve isterse tanıklıktan çekine-bilme olanağı getirmiş. Tanık ile davanın tarafları arasındaki yakınlık konusuyla ilgili söylenebilecek şeyler özetle böyle. tanık ile davanın tarafları arasındaki iş ilişkileri de kısmen de olsa Mahkemelerin dikkate alması gereken bir husus olarak yasada yer almıştır. Nitekim HUMK’nun 245/4., 246/3. 247/5-6. maddeleri bu yolda birtakım hükümler getirmiş. Tabii tüm bu tanıklıktan çekinme halleri aynı yasanın 248. maddesi ile konu yönünden sınırlandırılmış olup örneğin iki taraf arasında hukuki bir tasarrufta şahit sıfatıyla hazır edilmiş kimse bu tasarrufun esası ve içeriği hakkındaki suallere cevap vermek zorunda olduğu gibi aile içerisinde doğum, ölüm, evlenme vakaları, aile ilişkilerinden kaynaklanan mali uyuşmazlıklar hakkında da yakın akrabalık-hısımlık nedeniyle çekinme hakkı kullanılamaz.”

 

 

Mış Mış Mış yani…İşte böyle efendim…

 

Hasılı Kelam, izdivaç sahiplerine kutsal aile hayatının gereklerini yerine getirmede başarılar dilerken…Kendimi de bu a-acayip durumla baş başa bırakıp değerli hukuk bilgilerini esirgemeyecek Uncle Sabih’leri tez elden yorum yapmaya davet ederim…

 

Pardon… Soruyu sormadık sanırım… Soralım o zaman…

 

Yürürlükte ki mevcut kanun, yönetmelik ve benzeri mevzuat ile Evlenekon isimli soruşturmanın ışığında ortaya çıkan izdivaçlar “ Ben senin kıymetini dışardayken bilemedim, yokluğunda varlığımın anlamsızlaştığını anlayıp, yüzüğümü kaptım da geldim sevgilim” sosuna bulanmış 3 sayılık fast-break denemesi midir ? Yoksa arkadan dolanıp 2 puan alma çabalamacaları mıdır?

 

Yoksa kötü kedi şerafettin miyim?

 

O zaman yazıklar olsun bana…Ne zaman mutlu biz izdivaç görsem vücud kimyam bozuluyor yahu…

Reklamlar

The URI to TrackBack this entry is: https://kendihalinde.wordpress.com/2008/07/14/derin-ablalar-%e2%80%9cguler-komurcu%e2%80%9d-ve-%e2%80%9cfatma-sibel-yuksek%e2%80%9d-evlenekon-amacli-mi-evlendi/trackback/

RSS feed for comments on this post.

4 YorumYorum bırakın

  1. Asil soru: bu yaziyi yazarken kac yazari taklit ettin?
    Ulan yurdum insani, dunyanin en ucuna gitsem dahi sizden kurtulamiyorum.

  2. “O zaman yazıklar olsun bana…Ne zaman mutlu biz izdivaç görsem vücud kimyam bozuluyor yahu…”

    Kimi kanun maddelerinden yaptığınız alıntılar haricinde, neye istinaden bu kadar ukala bir uslup seçtiğinizi anlayamadığım saçma sapan yazınızda katıldığım tek nokta “O zaman yazıklar olsun bana…Ne zaman mutlu biz izdivaç görsem vücud kimyam bozuluyor yahu” cümlenizden ibarettir.

  3. Ne kadar yavsaksin. yavsak.
    Televizyonda karşınıza her çıktığında ona dikkatlice bakın. Her gün biraz daha uçuruma yaklaşan ülkemizin en temel sorununun, “yavşaklık” olduğunu görmeye başlayacaksınız…

  4. Yavsak…
    Adam gelmiş bu yaşa, cüssesinin ve kişiliğinin kaldıramayacağı ne kadar makam-mevki varsa sırayla oturmuş; şimdi de gözünü daha yüksek rakımlara diktiğini ayân beyan haykıracağım diye kirletmediği değer, çürütmediği kavram bırakmıyor. Konuştukça ruhlarımız çöplüğe dönüyor, ağzını açtıkça dünyayla irtibatımızı kesip inzivaya çekilme isteğine kapılıyoruz. “Her şey senin olsun, yeter ki sus; yeter ki o pişkin suratını televizyon ekranından uzatma!” diye yalvarasımız geliyor…

    Şımarıklık, sorumsuzluk had safhada. Siyasi hayatında “başarı” namına tek bir örnek yok ama demagoji, ortalığı karıştırma, mağduru oynama, kin kusma deyince ikinci bir rakip bulamazsınız. Şaklaban, mağrur, bencil ve acımasız…

    Hayatta acıdığı tek bir kişi var, o da kendisi. Kendine ne zaman acısa ağlamaya başlıyor ve onun ağlamasıyla birlikte başlıyor müthiş bir çevre kirlenmesi. Bu adam ağlamaya başlamışsa, anlıyoruz ki aç nefsi başta kendisi olmak üzere hepimize yeni bir oyun hazırlıyor. İçinde sürekli “Sen daha yukarılarda olmalısın, daha ön planda olmalısın, ikincil roller sana yakışmıyor” diye fısıldayan bir sesle dolaşıyor.

    Aslında refikleriyle de sorunlu. “Üçüncü adam” olmayı bir türlü hazmedemiyor. “Birinci adam” olma fırsatını kaçırdı. O noktada gösterdiği bu basiretsizlik yıllardır içini yakıp kavuruyor. Mütevazı görünmek pahasına kaçırdığı post için ağıt yakıyor.

    Hayatı travmalarla dolu. Tarihte hep kaybetmiş ve aslında hep kaybedecek olanların ruhları tarafından ele geçirilmiş zavallı bir zombi. Hayatının tek amacı, bu kötü ruhların intikamını almak. Bu ülkeyle, bu ülkenin temellerini oluşturan bütün değerlerle sorunu var. Her fırsatta kin kusuyor, kendince alaya alıyor, dalgasını geçiyor.

    Bunu yaparken de orta malı esprilerden, reytingi yüksek eğlence programlarından başka referansı yok. Kullandığı her kelimeden yaşına başına yakışmayan ilgi alanlarına sahip olduğunu, vaktini ucuz televizyon programları seyrederek geçirdiğini, kaderin ve tarihin kahredici bir oyunu sonucu kendisine teslim edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti kurumlarına karşı hiçbir sorumluluk duymadığını, gününü gün etmekle meşgul olduğunu anlıyoruz.

    Suratta devamlı ağlamakla sırıtmak arası bir ifade. Duruma göre biri veya diğeri devreye giriyor.Bazen konuşurken sesi titremeye başlıyor, sonra ardından hüngür hüngür bir ağlama geliyor. Koskoca adam kameraların önünde hiç hicap duymadan kadın gibi ağlıyor. Konuştuğu konuyla ağladığı konunun çoğu zaman alâkası bulunmuyor ama olsun, onun canı ağlamak istiyor. Çünkü hayatı zavallı olmak, zavallılığı oynamak ve zavallılıktan medet ummakla geçmiş. Bundan başka “kazanma” yöntemi bilmiyor.

    Bazen de üstüne şımarık bir neşe geliyor. Gülmesini kontrol edemiyor, ergenlik çağındaki delikanlılar gibi kızarıp bozararak kötü espriler yapmaya başlıyor. Bu kontrolsüz neşe ne zaman ağlamaya dönüşecek diye ekran başında endişeye kapılıyorsunuz. Tam bir nevrotik. Kişiliği uç noktalarla merkez arasında sürekli gidip gidip geliyor. Bu çarpık ruh hali çevreyi rahatsız etmeye başlayınca, başından geçmiş bir aile faciası hatırlatılıyor, “Büyük bir acı yaşadı, anlamak lazım” diyerek merhamet duygularına sığınılmak isteniyor. Oysa, sevdiklerimizi kaybetmek, bizi daha kaderci, daha sakin yapmaz mı? Hırslarımızdan daha fazla arınmaz mıyız?

    Ama hayır, hayatın bu kuralı onun için geçerli değil. Oturmamış bir kişilik, doymayan bir ruh ve hiç sönmeyen intikam ateşi…

    Abartma, ortalığı birbirine katma, kendini dünyanın merkezi zannetme, yel değirmenleri ile savaş, maceracılık, devletin kurumları birbirine girdikçe surata yerleşen o arsız mutluluk…

    O iflah olmaz şımarıklık, doymamışlık…

    Ağız ishali olma, lafın nereye gideceğini bilemeyiş, kalıbının adamı olamayış…

    Kıpır kıpır gözler, oynak bir kişilik ve bütün bunların arkasında saklı duran sefil bir korkaklık…

    Televizyonda karşınıza her çıktığında ona dikkatlice bakın. Her gün biraz daha uçuruma yaklaşan ülkemizin en temel sorununun, “yavşaklık” olduğunu görmeye başlayacaksınız…


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: