Sabataycılık / Dönmelik Meselesi Üzerine

 sabataycilik

GÜNÜMÜZDE SABATAYCILIK / DÖNMELİK MESELESİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

Prof.Dr.Abdurrahman Küçük

                 Konuşmama, Hazar Grubu’na,Dönmelik/Sabataycılık gibi hassas ve hassas olduğu kadar da-hem Türkiye hem de dünya için- önem taşıyan  bir konuyu gündemlerine almış olmalarından dolayı teşekkürlerimi sunarak başlamak istiyorum.  Çünkü bu konunun önemi bugüne kadar sadece “erbabı”nca bilinmiş,ancak günümüzde bazı yayın ve değerlendirmeler yüzünden Türk Milleti’ni önemli bir kesiminin ilgi alanına taşınan bir konu olmuştur.Bundan dolayı “polemik konusu” yapılan Sabataycılık/Dönmelik Meselesi’ni bütün yönleriyle sizlere aktarmak,yanlış yönlendirmelere ve değerlendirmelere de değinmek hatta “son dönemde bu konunun gündeme getirilişi” hakkında nitelendirmelerde bulunmak ve takdiri sizlere bırakmak istiyorum. ( Şafak Hanım da zaten kısa sunuş konuşmasında konuya genel hatlariyle temas etti).Bu konudaki detaylı bilgiler,bildiğiniz gibi,6.baskısı  Alperen Yayınları arasında 2003 yılında yayınlanan Dönmeler/Sabatayistler Tarihi isimli çalışmamda,son dönemde yapılan çalışmaların değerlendirmeleri de Türkiye Dinler Tarihi Derneği yayınlarından olan  “Müslümanlar ve Diğer Din Mensupları” isimli kitaptaki makalemde yapılmıştır.

              Sabataycılık/Dönmelik,Osmanlı Devleti’nde de Türkiye Cumhuriyeti döneminde de değişik  vesilelerle gündeme gelmiş bir konudur.Günümüzde de Ilgaz Zorlu’nun ortaya çıkıp “Evet, Ben Selanikliyim”(Türkiye Sabetaycılığı) isimli kitabı yazmasının ardından Kemal Derviş’in ABD’den Türkiye’ye gelip bakan olmasıyla Dönmelik/Sabataycılık önemli gündem maddelerinden biri olmuştur.Bu konu  ile ilgili  makaleler ve kitaplar  yazılmış,Amerika’daki “Sabatayistler” üzerinde durulmuş, Türkiye bürokrasisinde ve Türk basın-yayınında “önemli konum”da bulunan isimlerin Sabatayistliğine dikkat çekilmiştir.Bundan dolayı hem siyaset sahnesinde hem medyada hem de ticaret sahasında etkileri konusunda değişik “senaryolar” üretilmiştir.Sabatayistlik ile Masonluk,Siyonizm,Yahudilik gibi meseleler arasında bağlantı kurulmuştur.Aslında bu konu, hassas olduğu kadar sınırları nazik olan bir konudur.Herkesin rastgele konuşacağı ve yazı yazacağı bir konu da değildir;bilgi ve birikim yanında “ince hassasiyet” gerektirmektedir.             

               Sabatayistlik/Dönmelik konusu, Türkiye’nin olduğu kadar dünyanın da en hassas ve önemli  meseleleri arasındadır. Bu alan, herkesin değil, uzmanlarının konuşması ve getirip götüreceğinin iyi hesap edilmesi gereken  “özel bir alan” olduğu da  unutulmamalıdır.   Türk Milletine mal olmuş bazı isimleri,çok yönlü değerlendirmeye tâbi tutmadan “Dönme/Sabatayist” diye sunmak, yaptıklarını dikkate almadan ve kâr-zarar hesabı yapmadan herkesi aynı kefeye koymak doğru olmadığı gibi, “Türk toplumuna mal olmuş isimler”e gölge düşürmek, milletin güvenini sarsacak, ümitsizliğe düşürecek ve herkesten şüphe eder bir hale getirecek yöntem de iyi bir yöntem değildir. Böyle konularda kaş yaparken göz çıkarılabilmektedir. Bundan dolayı,hassas noktalar gözetilerek, “millî hasasiyet ve üniter yapı” dikkate alınarak, göğsünü gererek “Ben Türküm, Ben Türk Milleti’ndenim” diyip bu söylemine uygun davranan  ve  “bizim olmuş insanları”  başka bir “kimlik” altına koymanın doğru olmadığını da açıkça ifade etmek istiyorum.

             Sabataycılık,17.Yüzyılda ortaya çıkan “mesihî bir hareket”tir.Mesih, genel olarak “bozulan dünya”yı düzeltmek için gelecek birisidir.Bütün dinlerde ortak bir fenomen olan  “beklenen kurtarıcı” anlamında  mesih ve mehdi terimleri veya anlamdaşları bulunmaktadır. Her dinde benzeri olsa da mesihliğin Yahudilikte ayrı bir yeri ve önemi vardır. Bu durum tarih içinde öyle bir hal almış ki;Yahudi ile  “Mesih” bir ve aynı şey sayılır olmuştur.Bundan dolayı Babil Sürgünü’nden sonraki hemen her yüzyılda Yahudileri “Arz-ı Mevud”a(Vadedilmiş/Müjdelenmiş  Topraklar)götüreceği ve bozulan dünyayı düzelteceği iddiasiyle çok sayıda insan “Beklenen Mesih Benim” diye ortaya çıkmıştır.

   

Yahudiliğin olmazsa olmazı olarak yorumlanan Mesih anlayışı,dinî ve millî beklentini son noktası,hedefe varmanın başlangıcıdır.Çünkü Yahudiler ancak “Mesih Çağı”nda  sürgünden kurtulacak,Süleyman Mabedi’ni yeniden  yapacak,dağılmış olan Musevileri bir araya toplayacak,İsrail Devleti’ni/“Tanrının Devleti”ni kurabilecektir. Bundan dolayı 17.Yüzyıl’a kadar hemen her yüzyılda bir veya daha fazla kişi  mesihlik iddiasıyla ortaya çıkmıştır.Sabatay Sevi de 17.Yüzyılın “mesihi” ve  ortaya çıkanların en etkililerinden biridir.Onun etkisi ve taraftarları günümüze kadar varlığını sürdürmüştür. Sabatayın ortaya koyduğu sistem Türk tarihinde ve Türk Milleti arasında  “Dönmelik/Sabataycılık” olarak adlandırılmıştır. Sabatay Sevi, Osmanlı Devleti’nin yanında dünyanın içinde bulunduğu dinî,siyasî,sosyal,ekonomik,kültürel ve stratejik  bazı sebeplerden yararlanarak Mesihliğini açıklamıştır.  

            Mesihlik iddiasında bulunan Sabatay Sevi,Edirne’de,16 Eylül 1666 tarihinde, Divan’a  alınmıştır. Padişah IV.Mehmet’in  Kafes arkasından takip ettiği Divan; Edirne’de Saray-ı Hümayun’da,Sadrazam Kaymakamı Mustafa Paşa,Şeyhülislâm Minkarîzâde Yahya Efendi ve Padişah İmamı Vaiz Vanî Mehmet Efendi’den oluşmuştur. Divan’da  sorgulanması yapılan Sabatay Sevi’nin tercümanlığını IV.Mehmet  döneminde Müslüman olmuş “Yahudi Dönmesi” doktor Hayatizâde(Moche ben Raphael Abravanel) yapmıştır. Mesihliği ile ilgili sorulara tercüman aracılığıyle  cevap vermeyi tercih eden Sabatay’a tercümanı  Hayatizâde,  “Dünyayı karıştıran sen,eğer mucize gösterme ve kendini koruma gücün varsa onları göster,kendini ve milletini kurtar” şeklinde bir öneride bulunmuştur. Böylece Sabatay’ın hem kendisini   hem de toplumunu kurtarması ancak göstereceği mucizeye bağlı görülmüştür.Çünkü mahkemeyi görünmeden takip eden  Padişah  da,Sabatay Sevi’nin “gerçek mesih”olduğunun tanınmasının   belirleyeceği mucize konusu karşısındaki  tavrına bağlı olduğunu tercüman  vasıtasıyla bildirmiştir. Belirlenen mucize konusunu da şöyle açıklamıştır: Mesih çırılçıplak soyulacak ve becerikli okçular vücudunu nişan alacak,eğer atılan oklar vücuduna işlemez ise Padişah da onun mesihliğini tanıyacaktır.

 

                Padişah’ın bu teklifi karşısında şaşkına dönen Sabatay Sevi,Mesihlik iddiasını inkâr ediyor,basit bir haham olduğunu  ve kendisine “Mesih” sıfatının Yahudilerce verildiğini açıklıyor.Kendisine yöneltilen sorulara verdiği cevaplarda Yahudileri suçlamakla yetiniyor.Padişah IV.Mehmed,bu cevaplardan tatmin olmuyor ve Hayatizâde vasıtasıyla Müslüman olmasını teklif ediyor.Hayatizâde de ona Müslüman olmadığı taktirde başına gelecekleri tasvir ediyor;hatta bazı rivayetlere göre Müslüman görüntüsü altında davasına ve Yahudilere daha iyi hizmet edeceğini telkin ediyor.Hekimbaşı Hayatızâde, bu teklifi ile hem Sabatay’ı ölümden kurtarıyor hem Sabatay’ın yolunu açıyor hem de Türk tarihinde “Dönmelik” denilen bir hareketin başlamasını sağlıyor.Başka bir kurtuluş yolunun kalmadığını anlayan Sabatay, 16 Eylül 1666 tarihinde , Şehadet  Kelimesi’ni söyleyerek  Müslüman olduğunu açıklıyor.

             Müslüman olduktan sonra Sabatay Sevi’ye  Mehmed ismi verilmiş,İçoğlanlar Hamamı’na gönderilmiş ve günlük 150 akçelik bir gelirle   “Kapıcıbaşılık” a   tayin edilmiştir. Sabatay’ın karısı Sara da kocasını takip edip Müslüman olmuş ve  Fatma   adını   almıştır.Sara ve beraberlerinde Müslüman olan taraftarlarına da bahşiş ihsan edilmiştir.

               Günümüzdeki gelişmeler ışığında Dönmelik/Sabataycılık konusunda farklı değerlendirmeler ve yaklaşımlar olmuştur.Bu konuda zaman zaman subjektif yaklaşımlara ve değerlendirmelere rastlamak da mümkündür.Konunun nazikliğinin, “sır” konumunda olmasının ve “tabu” olarak görülmesinin subjektif değerlendirmeler yapılmasına yol açtığını söylemek yerinde olacaktır.Çünkü Dönmelik/Sabataycılık,Yahudilik temel felsefesi üzerine oturtulmuş, İslâm’dan ve Türk kültüründen de etkilenerek oluşturulmuştur. Sabatay Sevi’nin “18 Prensibi”ni ve ortaya koyduğu “Amentü”yü kabul edip uygulayan ve açıkça buna bağlı olduğuna belirten kimselere  “Sabatayist veya Dönme”denilmektedir. Dönme; din değiştirme anlamında değil, Müslüman olmasına rağmen “Sabatay Sevi’nin Yolu”nda devam eden yani  dıştan Müslüman içten  Sabatayistliğin(veya Yahudiliğin) ilkelerini kabul edip uygulayanlara verilen sıfattır. Sabatayistliği kabul etmeyip  Yahudiliğe geri dönen veya samimî olarak Müslüman olanları bu sıfatın dışında görmek gerekmektedir.

              Türk Milleti,bu konularda bir nitelenmede bulunurken “ince noktalar”a dikkat etmeyi de ihmal etmemiştir.Başka dinden   ayrılıp  İslam’ı din olarak benimseyen kimselere “Mühtedi” dediği halde Yahudilikten İslam’a geçenlere Mühtedi değil  “Avdeti/Dönme”demiştir.Böylece dünya literatürüne ve Dinler Tarihi’ne yeni bir kavram kazandırılmıştırBuna sebep;Müslüman olduktan sonra Sabatay Sevi’nin Mehmet ismi altında oluşturduğu prensipler ve İman Esasları  ile yaşayış tarzları olmuştur.

        a-  Sabatayistliğin Prensipleri:

             Sabatay Sevi’nin Müslüman olduktan sonra oluşturduğu ve taraftarlaınca yerine getirilmesini istediği ilkeler 18 madde altında toplanmıştır: “Sabatay Sevi’nin ismiyle Efendimiz,Kralımız ve Mesihimiz Sabatay Sevi’nin 18 Emri Şunlardır” ifadesiyle başlayan Dönmelerin Prensipleri   Özet Olarak Şöyledir:

               Tanrının birliğine ve O’ndan başka tanrı olmadığına dair iman korunsun(1).

               Mesihin hakikî “ Mesih” olduğuna,ondan başka kurtarıcı bulunmadığına,Efendimiz/Kralımız Sabatay Sevi’nin Davut neslinden geldiğine iman edilsin(2).

              Ne Tanrının  ne de “Mesih”in adına yalan yere yemin edilsin(3).

              Tanrının da “Mesih”in de adı anıldığında saygı gösterilsin (4).

              Mesihin sırrını anlatmak ve incelemek için toplantıdan toplantıya gidilsin(5).

              Sabatayistler arasında katiller bulunmasın (6).

              Kislev Ayının 16.Günü herkes bir evde toplanarak “Mesih” ve “Mesihin İmanının Sırrı” hakkında işittiklerini birbirine anlatsın (7).

             Aralarında zina hüküm sürmesin. Bu kural, “Beria”nın(Şeriat) bir prensibi olmasına rağmen hilekârlar sebebiyle  ihtiyatlı olmak lazımdır (8).

             Yalan şahitlikte bulunulmasın ve kendi yakınına karşı yalan söylenmesin (9).

             Hiç kimse zorla İslâm’a  sokulmasın (10).

             Aralarında kıskançlar ve kendine ait olmayan şeylere göz dikenler bulunmasın (11).

             Kislev Ayının 16’sındaki Bayram,büyük sevinçle kutlansın (12).

             Birbirine karşı merhametli davranılsın (13).

             Her gün gizlice Mezmur okunsun (14).

             Her ay,ayın doğuşu incelensin ve gözetlensin;ayın yüzünü güneşe çevirmesi ve ayla güneşin  yüzyüze bakması için dua edilsin (15).

            Türklerin âdetlerine,onlar gözlerini boyamak için dikkat edilsin.Ramazan Orucunu yerine getirmek için sıkıntıya girilmesin ve aynı şey Kurban için de yapılsın.Gözün gördüğü herşey yerine getirilsin (16).

            Müslümanlarla evlenilmesin (17).

            Çocukları sünnet etmeye titizlik gösterilsin (18).

             Bu 18 Emir’in  on tanesi,Yahudilerin On Emri ile Yahudi İman Esasları’ndan alınmıştır.Geri kalan  8 maddenin ikisi,Türklerle evlenmemeyi ve gözlerini boyamak için yapılması gerekenleri içermektedir.Altı madde de,Museviliğe/Yahudiliğe ait  gelenek ve görenek  kurallarıdır.

          b-  Sabatayistlerin İnanç Esasları /Amentüleri Şöyledir:

           “ Tam ve kesin imanla,gerçek Tanrı’ya,İsrail’in Tanrısına inanırım.

              Tam ve kesin  imanla, Sabatay Sevi’nin gerçek Mesih olduğuna inanırım.

              Tam ve kesin imanla,Musa’nın aracılığı ile verilmiş Tevrat’ın gerçekler Tevratı olduğuna inanırım.

              Tam ve kesin imanla,  Sabatay Sevi’nin gerçek Mesih olduğuna ve dünyanın dört tarafına dağılmış olan İsrailoğullarını bir araya toplayacağına inanırım.

 Tam ve kesin imanla,ölülerin dirileceğine inanırım.

             Tam ve kesin imanla,Hakikatin Tanrısı’nın,İsrail’in Tanrısı’nın,Kutsal Yeri,bizim için,yukarıdan aşağıya bina edilmiş olarak göndereceğine inanırım.

             Tam ve kesin imanla,İsrail’in Tanrısının,bu dünyada cemalini göstereceğine inanırım.

              Hakikatin Tanrısı, İsrailin Tanrısı,Gerçek Mesihi,kurtarıcımız Sabatay Sevi’yi ,çok geçmeden ,günlerimizde  gönder bize! Amin!.”

              Dönmelerin bu İman Esasları  ve  İnanç Kuralları dışında benimsedikleri,âdetleri ve bayramları da bulunmaktadır.

         c- Türkiye’de Dönmelik/Sabataycılık Konusundaki Gelişmeler:    

             Türk Milleti, Sabatay Sevi’nin  Prensiplerini ve  Dönmeliğin Amentüsü’nü kabul edip uygulayanları  Dönme/ Sabatayist  olarak nitelendirmiştir.Bu ilkelerde yeralan bazı maddeler ile uygulamalardaki bazı hususlar değişik yorumların ve değerlendirmelerin konusu olmuştur.   Bundan dolayı Türk ve diğer Müslümanlar arasında, Dönmeler ile ilgili aşırılığa varan  ve “ölçü”yü kaçıran isnatlara yönelenlere rastlanmaktadır. Dinsizlikten ahlakın bozulmasına,ekonomik konulardan bulaşıcı hastalıklara kadar hemen hemen herşeyin sebebi olarak Dönmeler gösterilmiştir. Onların İslâm ile ilgili hareketlerinin yapmacık olduğu ve Sabatay Sevi’nin  “18 Emri”nin 16.cısının  bir gereği olarak “Türklerin gözünü örtmek” gayesiyle yapıldığı kanaati yaygınlık kazanmıştır.Yahudiler yanında Yahudi isimlerini ve kimliklerini, Müslüman Türkler yanında Türk isim ve kimliklerini öne çıkarmaları,onların “ruh halleri” ile içinde bulundukları “iki kimlikli” durumlarını ortaya koymuştur. Dönmeler/Sabataycılar,ayrıca  Yahudiler gibi, “Bet-Din”ler oluşturmuştur.Her üç Dönme grubun kendilerine ait  “Bet-Din”leri ortaya çıkmış,bunlardan biri diğerinin yetki alanına müdahaleye girişmemiştir.Üç Dönme grubunu ilgilendiren bir konuda,üç grubun “ Bet-Din Hâkimleri” bir araya gelerek bütün Sabatayistleri/Dönmeleri ilgilendiren bağlayıcı kararlar alabilmektedir. Dönmeler de “hahamlar”ından çok korkmakta ve hahamların ellerinde silah olarak kullandıkları  “cemaatten çıkarma”(Herem) cezasından çekinmektedir Bu tutum ve davranışlar Türkleri çok rahatsız eden hususlar olmuştur. Hiç kimseyi ve hiçbir toplumu dininden,kökeninden ve dünya görüşünden dolayı kınamadığına,ayrımcılığa tabi tutmadığına göre böyle “aldatılma” yolunun benimsenmiş olması  Türk Milleti’nin hazmedemediği bir olay olarak değerlendirilmiştir.Günümüzde  de bu konunun “güncelliği”ni korumasının altında Türk Milleti’nin bu hassasiyeti görülmelidir.

                      Dönmeler/Sabatayistler  konusunun Türkiyede en fazla konuşulup tartışıldığı dönem, özellikle 1924 yılında Yunanistandaki Türkler ile Türkiyedeki Rumların karşılıklı yer değiştirmesi(mübadelesi)  dönemi olmuştur.Dönmeler ile ilgili bilgi ve belgenin gündeme geldiği,en çok yazı yazıldığı dönem de bu dönemdir. Dönmelerden  Mehmet Karakaşzâde Rüştü’nün 1 Ocak 1924 tarihinde TBMM’ne  verdiği dilekçe ile Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya gönderdiği mektup bu gelişmelerin sebebidir.

                    Karakaşzâde Rüştü,TBMM’ne verdiği dilekçede,yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin “Türklük ruhu” temeline dayanan “millet” esasını benimsediğini ve bunun yerinde olduğunu vurgu yapmaktadır.Mehmet Rüştü ,bu vurguyu yaptıktan sonra,Dönmeler ilgili olarak incelenmesi ve karar verilmesi gereken hususu şöyle belirtmektedir: “İki üç asır evvel İspanya’nın Engizisyonundan kaçıp Türklerin cenah- şefkat ve sahabetine iltica etmiş ve bilahare bir mesele-i siyasiye cürmiyle müttehim olan reislerinin telkinatiyle sahte olarak İslamiyet nam ve kisvesine bürünen Selanik Dönmeleridir.Üç kısımdan ibaret olan bu Dönmeler,aslen ve ırken Yahudi olmakla beraber ruhen ve vicdanen din-i İslam ile bir alakaları yoktur.Diğer Yahudiler gibi iki üç asırdan beri Türk ve İslamlarla katiyen karışmayarak kendi cemaatleriyle,ayin ve vicdan hususiyetleriyle cemaat halinde yaşayagelmişlerdir…”

Karakaş Rüştü’nün Dönmelerin ne Türk ne Müslüman olduğu yönündeki iddiaları,hem Dönmeler hem  de Türkler arasında konuyu tartışmaya açmıştır.Dönmelerin bir kısmı bu açıklamaya karşı çıkarken bir kısmı da benzeri açıklamalarla ve “iki kimlik”e sahip olduklarına dair yaşadıklarıyla destek olmuşlardır.O günkü gazeteler de bu konuda  kamplaşmıştır.Ahmet Emin Yalman’ın başında olduğu Vatan Gazetesi, bir taraftan Karakaş Rüştü’ye karşı çıkmakta,diğer taraftan Dönmeler ile ilgili araştırmalar yayınlamaktadır.

             “Bir Tarih Müdekkiki” mahlası ile yazan(Ahmet Emin Yalman),Karakaş Rüştü’nün açıklamaları üzerine yaptığı bu değerlendirmeden sonra da Dönmeler ile ilgili şu yaklaşımda bulunmaktadır: “Selanikte ikibucuk asır evvel kurulan ve gizli  bir hayat geçiren üç kabilenin mevcudiyetini zaman, inhilâle uğratmış(dağıtmış,eritmiş),nihayet maziye gömmüştür.Bununla beraber ortada bir takım enkaz vardır ki sarih bir tasfiyeye muhtaçtır.Geride hâlâ bir ayrılık,gayrılık izi kalmasına sebep  bu tasfiyenin icra edilmemesinden ibarettir.Rüştü Karalaş Bey’in teşebbüsü ne saikle vuku bulmuş olursa olsun tasfiyenin vukuuna ve asırların örttüğü esrar perdesinin umûmî surette yırtılmasına ve tarihe karışmasına iyi bir vesile teşkil etmiştir”.

           Günümüzde de Dönmelik/Sabatayistlik gibi  “nazik” konularla ilgilenenlerin başta  Yahudilik ve İslâm olmak üzere diğer dinler hakkında da  temel bilgiye sahip olması; Türk kültürü ve siyasî tarihi konusunda köklü bilgi  yanında tahlil gücüne haiz bulunması; ilmî, millî ve kültürel hassasiyet taşıması gereklidir. Çünkü “Dönme Kimliği” de, dünyada  “ilginç kimlik”lerden biridir.

         Zorlu,yazdığı makaleleri “Evet,Ben Selanikliyim-Türkiye Sabetaycılığı” başlığı altında kitaplaştırıp yayınlamıştır.Bu kitapta,özet olarak,Dönmeliğin/Sabataycılığın  “farklı bir inanç türü” olduğunu işlemiş,Dönmelerin bazı inanış ve davranışlarından sözetmiş,Dönmelere ait eğitim-öğretim kurumlarından bahsetmiş ve bazı dönmelerin isimlerini açıklamıştır. O,Dönmelerin “iki kimlik” taşımasını,inanmadığı bir dinin mensubi gibi görünmesini,Musevî Dini’ne inandığı halde Müslüman görünmesini “münafıklık” saymıştır.Bundan dolayı Zorlu, Dönmeleri,açık olmaya ve  “Türkleri aldatmak”tan vazgeçmeye çağırmaktadır.Bunun için onun, yaptığı yayınlarla bazı isimleri ifşa ederek, “Dönme” olduklarını söyletmeye zorlamak gibi bir amaç güttüğü de anlaşılmaktadır. Bunun için Zorlu, elindeki bazı belgeleri  ve bilgileri ,bu gibi hassas konulara “polemik konusu” olarak yaklaşanlara  vererek ve alanın uzmanı olmayan kimseler  kanalıyla yayınlatarak konunun  gündemde kalmasını sağlamış olmaktadır.

                           Dönmeler/Sabatayistler konusunda  Ilgaz Zorlu’nun başlattığı tartışmalar,Halil Bezmen’in Amerika’da bir gazetede yayınlanan açıklamalarıyla yeniden  “alevlenmiş” ve “zirve”ye ulaşmıştır.Zorlu’nun açıklamalarına  cevap niteliği taşıyan Altındal’ın “Bir Provokasyon mu Tezgahlanıyor?”başlıklı yazısı tartışmaya yeni bir boyut kazandırmış ve tartışma  alanını  genişlemiştir.Altındal,yazısında,bir taraftan Zorlu ile ilgili bigi vermekte ve Türkiye’nin birçok meselesine bir de “Yahudi,Dönme Meselesi” eklenmek istediğini belirtmekte,diğer yandan da Türkiye’de en fazla  4.400  Dönmenin tahmin edildiği bilgisini vermektedir.Dönmelerle ilgili tahminin 4000-5000 gibi yuvarlak bir rakam değil  4.400 gibi kesin bir sayı verilmesi ve yazıyı yayınlayan Yeni Yüzyıl Gazetesi’nin  yazının üst tarafına “Altındal’ın  bu yazısı,yeni tartışmalar başlatmaya aday” şeklinde bir ifade koyması, daha sonraki yıllarda “Tekelistan” ve “Efendi” gibi kitapların birden bire Türk Kamuoyunun gündemini tutması düşündürücü olduğu kadar çok yönlü ve ihtiyatlı yaklaşılması gereken bir husustur. Zaten  Zorlu da, Sabataycılık/Dönmelik konusunda yazdıklarının ve iddialarının tartışma ortamı yaratmasını,kültürel bir olgu olarak Türk bilim yaşamında hak ettiği yeri almasını istemektedir. Zorlu’nun ve Yeni Yüzyıl Gazetesi’nin istediği olmuş ve Dönmelik/Sabataycılık  tartışma ortamına çekilmiştir. Cündüoğlu,  “Bülbüllerin Sesine Gelen Mesih”;Aydın, “Türkiye Sabetaycılığı”;Erez, “Ben de Selaniksizim”; Bali, “Evet,Ben Selanikliyim” ve A.Küçük,“Tartışmaya Açılmak İstenen Yeni Bir Konu:Dönmeler” isimli makaleleri yazmışlardır.Bu makaleler,Dönmeler konusunda başlatılan tartışma ortamında yazılmıştır . Bu tartışma ortamında yazdığım makalede,mealen,niçin birden bire bu konunun gündeme taşındığını,neden uzman olmayan kimselerin bu konuya girdiğini,böyle hassas bir konuda yazı yazıp fikir beyan edeceklerin belli bir birikime ve “millî bir hassasiyete sahip” olması gerektiğini belirtmiştim.Ayrıca, “kaş yaparken göz çıkarmamak” ve yeni bir “etnik unsur oluşturmak” isteyenlere fırsat vermemek , “ben Türküm,ben Müslümanım” diyen ve “bizden olmuş” kimselerin beyanını esas almanın önemini vurgulamıştım. Günümüzdeki gelişmeler karşısında da aynı hassasiyetin gösterilmesi,iddialara ve değerlendirmelere dikkatle ve  ihtiyatla  yaklaşılması lazım geldiği kanaatimi muhafaza etmekteyim.

            Sonuç Olarak;

            Günümüzdeki  gelişmeler ışığında Dönmelik /Sabataycılık konusuna  yaklaşımımı  ve yapılan çalışmaları  şöyle birkaç madde altında  değerlendirmek istiyorum:

             Sabataycılık/Dönmelik bir din değildir;eklektik/senkretik “bir dinî hareket”tir. Bu dinî hareket,Yahudilik temel felsefesi üzerine oturtulmuş,İslâm’dan ve Türk kültüründen de etkilenerek oluşturulmuştur. Sabatay Sevi’nin “18 Prensibi”ni kabul edip uygulayan ve açıkça buna bağlı olduğuna belirten kimselere  “Sabatayist veya Dönme”denilmektedir. Sabatayistliği kabul etmeyip  Yahudiliğe geri dönen veya samimî olarak Müslüman olanları bu sıfatın dışında görmek gerekmektedir.

              Son zamanlarda, “yerden mantar biter gibi”, Türk Kamuoyuna,Sabatayistlik/Dönmelik konularında eserler sunulmakta;internet siteleri ve raporlar yoluyla bilgi verilmektedir..Bu faaliyetlere  bakıldığında fazla hassas davranılmadığı, polemiklerin öne çıkarıldığı görülmekte ve sürüm yanında “başka hedefler”  güdüldüğü kanaati oluşmaktadır.Türk Milletine mal olmuş bazı isimleri de çok yönlü değerlendirmeye tâbi tutmadan “Dönme/Sabatayist” diye sunmak, yaptıklarını dikkate almadan ve   kâr-zarar hesabı yapmadan herkesi aynı kefeye koymak doğru olmadığı gibi,Türk toplumuna mal olmuş isimlere gölge düşürmek, milletin güvenini sarsacak, ümitsizliğe düşürecek ve herkesten şüphe eder bir hale getirecek yöntemi de kasıtlı yaklaşım olarak değerlendirmek  gerekmektedir.  

                   Sabatayist/Dönme olarak bilinenlere de;Türk Milletinin hassas olduğu dinî,millî,siyasî ve kültürel konularda hassas davranmalı, “gizli/kapalı cemaat” ve “iki kimlikli” imajını verecek tavır ve davranışlardan kaçınmaları altı çizilecek hususlardandır.Türk Milleti,tarih boyunca , dini,inancı ve kökeni ne olursa olsun herkesi hoşgörü ile karşılamış ,  açıklığı sevmiş,kimseye baskı yapmadığı gibi kınama yolunu da benimsememiş,sadece “ihtiyatla bakma”ya çalışmıştır.Dün de bugün de Türk Milletinin hazmedemediği hususlar arasında; “enayı yerine” konulması,aldatılması, “başka kimliklere bürünerek” bölücülük yapılması,Türk’ün sırtından geçinip ona ihanet edilmesi ve Türk’ün nimetlerinden yararlanıp “başka”sı için çalışılması gelmektedir.Türk Milleti,bu tavır ve davranışlarını gördüğü cemaat ve gruplara “iyi niyet” beslese bile ihtiyatla yaklaşmıştır. Bugün de,ülkemizin içinde bulunduğu siyasî ve kültürel anlayışından yararlanarak “başka kimlik” peşinde koşanlar, dönemin rehavetine kapılıp kendine “başka köken ve etnik kimlik” arayışı içine girerek  Türk Milleti’ne karşı “birliktelik” oluşturmaya kalkışanlar;Türkün   hassasiyetlerini gözden uzak tutmamalı, Türk’e “ihanet edenler”in ummadıklarını ve bedelini ağır ödediklerini/ödeyeceklerini unutmamalıdır.

                        Sabatayizm konusundaki gelişmelere   ve  yaklaşımlara  bir başka  açıdan baktığımızda; “etkili ve yetkili” kabul  edilen bu grupları da “etnik azınlık anlayışı” kervanına katarak “etnik azınlıklar  birlikteliğini güçlendirmek”şeklinde bir hedef belirlenmiş gibi görülmektedir. Hangi niyetle olursa olsun böyle bir konu,ne iç çekişmelere,ne “etnik bölücülüğe”,ne siyasî çıkarlara,ne ekonomik menfaat teminine alet edilmeyecek kadar “nazik bir konu”dur. Bundan dolayı,hassas noktalar gözetilerek,millî hasasiyet ve üniter yapı dikkate alınarak, göğsünü gerek “Ben Türküm,Ben Türk Milletindenim” diyip bu söylemine uygun davranan  ve  “bizim olmuş insanları”  başka bir “kimlik” altına koymak doğru değildir.

Kaynak: hazargrubu.org

Reklamlar

The URI to TrackBack this entry is: https://kendihalinde.wordpress.com/2008/12/10/sabataycilik-donmelik-meselesi-uzerine/trackback/

RSS feed for comments on this post.

9 YorumYorum bırakın

  1. ZATEN MUSTAFADA DÖNMEYDI GEREKLI KADROYUDA BOYLECE TEMIN ETMIS OLDU HIC BOSA CABALAMAYIN ARTIK ACIKTASINIZ BEYAZ TURKLER YAPTIKLARINIZI BILIYORUZ HESAP VERECEKSINIZ GIZLI YAHUDILER KORKUYORSUNUZ DEGILMI YIKTINIZ OSMANLI GERI GELIYOR SIZDE GIZLI GIZLI YOK OLACAKSINIZ

  2. Sayın Küçük; yazınızda “Türk Milletine mal olmuş bazı isimleri,çok yönlü değerlendirmeye tâbi tutmadan “Dönme/Sabatayist” diye sunmak, yaptıklarını dikkate almadan ve kâr-zarar hesabı yapmadan herkesi aynı kefeye koymak doğru olmadığı gibi, “Türk toplumuna mal olmuş isimler”e gölge düşürmek, milletin güvenini sarsacak, ümitsizliğe düşürecek ve herkesten şüphe eder bir hale getirecek yöntem de iyi bir yöntem değildir.” demişsiniz. Sabetayist olmayan bir kişiye Sabetayist denmemesi konusundaki hassasiyetiniz konusunda haklısınız. Ancak haklılığınız bu noktada sona eriyor. Yukarıda alıntıladığım cümlenizde Sabetayist olmanın kötü ve şüphelenilmesi gereken bir durum olduğunu iddia ediyorsunuz aslında. Kişileri dikkatli, itidalli bir tutuma davet ediyor gibi gözüken cümleniz aslında sokaktaki adamın önyargılarını ve cehaletini paylaştığınızı gösteriyor. Sayın profesör kişileri ince elemeye sık dokumaya, itidalli olmaya gerek yoktur. Batan bir imparatorluktan bu ulus devleti yaratan, onun çağdaş dünyanın içinde özgür ve onurlu bir yere sahip olmasını sağlayan bu amaçla askerlikten politikaya, bilimden basın yayına en büyük başarılara imza atan insanların % 99 u Sabetayisttir. Sabetayistler olmasaydı ne Çanakkale Zaferi kazanılabilirdi ve Kurtuluş Savaşı ne de Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti kurulabilirdi. İnsanların doğacakları aileyi seçme gibi bir şansları olmamakla birlikte Sabetayist olmak kötü ve utanılacak bir şey değildir. Bir ayrıcalıktır ve gurur kaynağıdır.

  3. Türk milleti’nin hassasiyetlerinden bahsetmişsiniz. Anlayamadığınız ise şudur: Osmanlı denen amalgamın içinden Türk ve Türk Milleti denilen entiteleri yaratanlar Sabetayistlerdir. Sabetayistleri çıkartırsanız ne Osmanlının son ikiyüz yılı ne de Cumhuriyet ve Cumhuriyetin kazanımları kalır geriye. Türk Milleti’nin aldatılmasına gelince Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı herhangi birisi ne kadar Türk ise bir Sabataycı da o kadar Türk tür. Müslümanlığa gelince ise konjönktür gereği atalarımız müslüman olduklarını iddia etmişler ise de (böyle yaparak tasavvuf dünyanızın 2/3 ünü de yaratmışlardır) günümüz Selaniklileri asla ve asla müslüman olduklarını iddia etmezler daha ziyade laik olduklarını söylerler. Bilginize……

  4. Sevgili Osmanlı, genelde senin tarzındaki kişilerle polemiğe girmem ama üslubun ve imlandan anladığım kadarıyla oldukça genç ve yetersiz eğitimli bir kişisin; bu sebeple sosyal bir sorumluluğu yerine getirmek adına sana şunu iyice anlamanı tavsiye ederim. Senin Beyaz Türkler ve Gizli Yahudiler diye adlandırdığın senin gibi bazılarının ise Sabetayist ya da Dönme dedikleri Selanikliler tüm dünyayı yöneten gerçek gücün bir parçasıdırlar. Sen ve senin gibilerin ya da senin küçücük aklına gelebilecek başka bir kişi, kurum, ulus ya da gücün ne Selanikliler’e tehdit oluşturabilme ne de Selanikliler’in Türkiye Projesini engelleyebilme güç ya da potansiyeli vardır. Bu topraklarda Selanikliler ol dediğinde olunur öl dediğinde ölünür. Selanikliler es dediğinde rüzgar eser yağ dediğinde yağmur yağar. Bu milletin Yüce Önderine küfür etmeyi bir mazeret sanacak kadar zavallı beynin söylediklerimi anlayabiliyor ise dikkat et herkese bulaşıldı bir şekilde ama 28 Şubat’ın mimarına ve yönetici kadrosuna laf edebilen bile yok. Sen o klavye kabadayılığını hiçbir zaman gelmeyecek o güne sakla istersen yoksa sadece komik duruma düşersin. Ben burda yazdıklarımı heryerde, televizyon ekranlarında da söylerim gerekirse; sen yukarda yazdıklarını sanal dünyanın karanlıkları ve kendin gibilerden oluşan küçük ve zavallı karanlık grupların dışında söylemeyi denesene. İşte o zaman anlarsın hayatın gerçeklerini.

  5. S.mirzabeyoğlunun bir sözüvardı sanırım şöyle;”kemalizmin en fazla buğz edilmesi gereken yönü idrakları iğdiş etmesidir”.Yukarıdaki soytarıca satırları okuduktan sonra daha da fazla hak veresi geliyor insanın.Bir tek satanizmle biraz olsun kıyas edilebilir.İblis lavuğuna rağmen ona tapınma.Lordumuzsun hesabı.Kemalizmde Kemale rağmen Kemale tapınma.Adamın ata olacağı aklına gelmezdi.Hala ata menkıbeleri kakalanıyor.Sabetayizmi yücelteninide ilk kez gördüm.İnsan Sabetayist olsa bile ekseriya haya duyar?Canakkale zaferi bile kazanılamazmış he..Yok Malazgirtten Anadoluya bilem giremezdik çıfıt olmasa!
    Yıl 2010 kemalizm paçavraya dönmüş,alabildiğine karikatürize edilmiş,mustafa filmi falan,liberal çapulcular gemiyi azıya almış,iş neredeyse “gazi ekseriya cırcır olurdu” sululuğuna varmış yani eski ceberut saadet(!) günleri olsa anlayacağım!..Hala beynini putunun sunaklarına adamalar..

  6. Aslında burada kimsenin kimseye nefretle yaklaşmasının anlamı da yeri de yok. Herkes inancının ve inandığının gereğini yasamakta özgürdür.Kimliği ile övünmek de herkesin hakkı olmakla beraber; Türk tolumunun da son yüzyıldaki kazanımlarını tabii ki sahiplenmek te akılcı olmayacaktır. Islamiyette varolan Yaratılanı Yaradan da ötürü sevme anlayışı ve insanın kutsalığı ile beraber düşünüldüğünde inançlarının yaşayan insanlar bundan dolayı suclanamaz, suclanmamalıdır. Aynı gemi içinde yer alan kişiler bilirler ki bu gemide herkesin hakkı vardır, ve onun iyliği de herkesin iyiliğidir; ve ne iskelesi sancağına ne sancağı iskelesine üstün olabilir, beya bundan dolayı onalara kuşku veya nefretle yaklaşma hakkı vardır; bu düşünülemez.

  7. Sayin Prof.Dr.Abdurrahman Küçük; kendini yalanlayan daha guzel bir yazi yazilamazdi.”Hosgoru” temennileri altinda yaptiginiz tam bir “kafatascilik”. Hani Ataturk de aslinda “Donmeydi” ama saygi duymak lazim gibi imalar. Hele “Donme” kelimesini bir terim gibi pazarlamaya calismis olmaniz alkislanacak bir basari. Turk halkinin duyarliligini da Recep Ivedik felsefesi ile cok guzel ifade etmissiniz; “kuzu gibi, ama eger ki suyuna gitmezseniz, caniniza okur, hak da etmis olursunuz”. Bir de gaza gelenler var, “Mustafa’nin kim oldugu ortaya cikti, geliyor Osmanli” gibi acinasi ama yine de korkulasi cahilligin dip noktasi yorumlar yapiyorlar, ki cahilligi tarih bilmemesi yaninda insanlik bilmemesinden de geliyor. Yazik, insanin sizin gibi dostu varken, dusmana ne gerek…

  8. Sahi nedir şu Sabatayizm meselesi
    Özbekler Tekkesi ve Ahmet Ertegün’ün vefatı dolayısı ile Sabataycılar yine gündeme geldi, okuyucularım da dinler tarihçisi olarak bu konuda niye yazmadığımı soruyorlarAslında yazdım ama demek ki, bir daha yazmak lazım. Sonra Yalçın Küçük beyefendinin yazdıklarının doğru olup olmadığını soruyorlar. Şimdi hiçbir spekülasyona mahal bırakmadan Mesihlik, Sabatay Sevi ve Sabatayizm’i genel olarak bir anlatalım ve ondan sonra Yalçın Küçük’le ilgili soruya da cevap verelim.
    Bilindiği gibi Mesih kelimesi İbranice Maşiah (İbranice kutsal yağla yağlanmış takdis edilmiş manasına gelir) kelimesinin Arapça kullanımıdır. Batı dillerine bu kelime Yunanca Hristos sözcüğünden geçmiş ve bugün Anglo-Sakson dillerinde İsa-Mesih’in karşılığı olarak Christos, Christ olarak kullanılmaktadır. İşte Hıristiyan kelimesi de Mesih’e bağlı anlamda bu etimolojiden doğmuştur. Kitab-ı Mukaddes (BİBLE) uzmanlarının ortak kanatine göre Yahudiliğin tarihsel serüveninde Babil sürgününe kadar henüz Mesihlik anlayışı doğmamıştır. Özellikle Batılı araştırmacılara göre Yahudilerin kendilerini kurtarıp “göksel-şeriat” devletini kurarak yeniden Kral Süleyman dönemindeki ihtişamlı günlerini getirecek Arz-ı Mev’ud, Büyük İsrail Projesi’ni gerçekleştirecek Mesih beklentisi yoktu. Nabukadnezar M.Ö. 587’de Süleyman Mabedi’ni yıkıp 50 bin Yahudi’yi Babil’e köle olarak götürünce Yahudiler burada Zerdüştlük’teki son kurtarıcı simgesi olan Saoşyant inancından etkilenerek Mesih inancını geliştirdiler. Öyle ki, bütün sürgün ve işgal dönemlerinde kendilerini kurtaracak Mesih beklentilerini daima diri tuttular. Özellikle Kral Sargon, Antiakos Romalı komutan Pompeus, İmparator Titus dönemlerindeki korkunç katliamlarda Mesih beklentisi had safhaya çıktı. İşte bu esaret dönemlerinde Hz. İsa dahil, Bar Kocbha, Sabatay Sevi, David Alroy, Yakup Burdean’a kadar Yahudileri kurtarıp onları dünyanın hakimi yapacağını söyleyen onlarca Mesih çıktı. İşte bunlardan birisi de konumuzu teşkil eden İzmir Yahudisi ‘Ani adolekehem’ (‘Ben sizin rabbinizim’) diyen Sabatay Sevi’dir. Yine hemen söyleyelim ki, bugün İsrail’e hakim olan Rabbinik-Ortodoks Yahudiler için henüz Mesih gelmemiştir. Onlara göre günümüze kadar Hz. İsa, ve Sabatay dahil ortaya Mesih diye çıkanların hepsi yalancıdır, zındıktır. Zaten Sabataycılar, Hıristiyanlar ve Yahudilerin aralarındaki temel problemleri de bu noktadan kaynaklanmaktadır.
    Gelelim Sabatay Sevi’ye… 1626 yılında İzmirli bir Yahudi olarak dünyaya gelen Sabatay, 1648 yılına gelindiğinde Kabbala’yı çok iyi bilen bir haham olmuştu. Kabbalist Yahudi tasavvufundan çok etkilenen Sevi gördüğü rüyaları ve sözde kerametleri ile derhal Yahudi çevresini etkilemiş; ünü Mısır, Filistin ve Avrupalı Yahudilere kadar yayılmıştı. Onu ilk Siyonist olarak düşünebiliriz. Çünkü diasporada dağınık halde yaşayan Yahudi milletine “’Kutsal Yurt’”larına, (Arz-ı Mevud) Kudüs’e göç etmelerini telkin ediyordu. Henüz yahudilerin beklediği kurtarıcı Kral-Mesih olduğunu ilan etmemişti. Nihayet Kudüs’e gitti. Fakat ortodoks yahudilerden fazla yüz bulamadı. Nihayet orada Gazzeli Yahudi teolog Nathan’la tanıştı; ondan Yahudi Şeriati ile ilgili dersler aldı. Zira Sevi’nin Yahudi dini ve şeriatı hakkındaki bilgisi çok iyi değildi. Sonun da Nathan’ın telkinleri ve direktifleri ile Mesih olduğunu ilan etti (1665-1666). Yahudi diasporasını bir heyecan kapladı. Kefaret oruçlarının tutulduğu Yahudiler arasında Kudüs’e göç hazırlıkları başlamıştı. Hatta 1665’te Almanya Hamburg Yahudileri Sinagogu’nda Mesih Sabatay Sevi’ye Yahudilerin Kralı olarak dua edildi. Sabatay, Yahudilerin bazı temel şeriat yasaklarını da mübah saydığından Ortodoks haham ve halkın tepkisini çekmiş, Bab-ı Ali’ye şikayetler had safhaya ulaşmıştı. Nihayet Osmanlı makamlarınca tutuklanarak Gelibolu Kalesi’ne hapsedildi. İşin ilginç tarafı 1666 Eylülüne kadar hapishanede prensler gibi yaşadı ve faaliyetlerine devam etti. Yahudilerin 9 Ab’daki, Kudüs tapınağının yıkılışı anısı olan oruç günlerini Sabatay, Gelibolu kalesinden yayınladığı fermanla resmen Mesih’in doğum günü ve bir sevinç bayramı şekline dönüştürdü.

    Yakubiler, Kapancılar ve Karakaşlar
    Artık Osmanlı İmparatorluğu’nun içindeki Yahudilerin çoşkunlukları sınır tanımıyordu ve onları uyarmak isteyen ‘kafir’lerin uğraşmaları boşa çıkıyordu. Tam bu sırada Padişah Avcı Mehmed’in fermanı ile sorgulanmak üzere Edirne’ye getirildi. Fındıklı Silahdar Mehmed Ağa’nın anlattığına göre, 16 Nisan 1667 yılına Has Oda Köşkü’nde padişahın da mahfilden izlediği bir meclis kurularak Kaymakam Paşa, Şeyhülislam ve Vani Efendi, Sabatay’ı sorguladılar. Eğer Mesih’se mucize göstermesini ya da Müslüman olmasını teklif ettiler. Mucize gösteremeyerek Mesihliğini inkar etmek zorunda kalan Sevi Müslüman olmayı kabul ederek şehadet getirdi. Mehmet Efendi ismini alarak, maaş bağlanıp üzerine kürk giydirilmek suretiyle İçoğlan Hamamı’nda görev verildi. Tabii Sabatay’ın Müslüman oluşu, Yahudiler arasında şok etkisi yaptı. Sabatay taraftarlarını teskin etmekte gecikmedi; tanrısal irade ile hareketin Müslüman kimliği ile devam etmesi vahyedilmişti.
    Ancak Sabatay ani bir şekilde strateji değiştirerek, herkesin Müslüman isimleri almasını salık vermesi ve bir de asıl Yahudi ismini muhafaza etmek kaydı ile Mesihlik hareketini gizli olarak sürdürme kararı alması bir dönüm noktası oldu. İşte bu tarihten sonra aslında Yahudi inançlarına bağlı, fakat anlaşılmamak için Müslüman gözüken, hatta bazen hacca dahi giden, bazen önemli Müslüman cenazelerinde tekbir getiren Sabataycı dönmelerin tarihsel serüveni başladı. Tabii Sabatay’ın bu hareketini öğrenen Osmanlı onu sonunda Arnavutluk’un Ülgün (Dolcigno) bölgesine sürdü. Burada yine gizli olarak Mesihlik faaliyetlerini sürdüren Sabatay 1676 yılında öldü. Ancak O, Sabataycılara göre gerçekten ölmemiştir; göğe çekilmiştir. Bir gün tekrara dönerek Kudüs’te ‘Tanrının Krallığı’nı kurup, tüm Yahudileri dünyaya hakim kılacaktır. Sabatay’ın ölümünden sonra cemaat, teolojik ve şeriat tartışmaları ve liderlik noktasında ayrılığa düşerek, kısaca Yakubiler, Karakaşlar ve Kapancılar olarak üç ana bölüme ayrıldılar. Günümüzde her üç fraksiyonun İzmir’de, İstanbul Feriköy ve Üsküdar Bülbül Deresi’nde mezarlıkları vardır ve ölülerini halen oraya defnetmektedirler. Esasen mum söndü adetleri Sabataycılar da yagındır. Çocuklarına ergenlik, gençlik dönemine kadar Sabataycı-Dönme olduğunu açıklamazlar. Kendi bayramlarını ve dini ritüellerini çok büyük bir gizlilik içinde yaparlar. Ne yazık ki, Sabatay’la ilgili Osmanlı Mühimme kayıtları 1948 yılında İsrail’e kaçırılmıştır. Kısaca anlattığımız bu tarihçeden sonra esas soru şu Sabataycıların Türk siyasi, kültürel ve ekonomik hayatı üzerinde etkisi olmuşmudur? El cevap: Olmuştur. Halen de olmaya devam etmektedir. İttihat ve Terakki’nin kurucularından Dr. Nazım, İshak Sukuti, ünlü Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras, Maliye Nazırı Cevdet Bey, Mendres’in MİT müsteşarı eski Dış İşleri Bakanı İlter Türkmen’in babası Behçet Türkmen, İpekçi ailesinden ihtilal Başbakanı Naim Talu’ya kadar birçok siyasinin Ahmet Emin Yalman, Abdi İpekçi gibi gazetecilerin, İsmail Cem gibi siyasetçilerin, Cemil İpekçi gibi modacıların ve özellikle medya, iç ve dış politika ve finans düzlemindeki köşe başlarında Sabataycı-dönmelerin olması tesadüfi değildir.
    Ayrıca bu sır cemaatinin Müslüman isimli sözcülerinin İslam karşıtlığı ve özellikle bolşevik düzlemde anlamını bulan, sadece kamusal alandan değil, Tanrı’yı yeryüzünden kovmayı amaçlayan laiklik anlayışlarını savunmaları da çok manidar gözükmektedir. Sabataycılar halen modern Türkiye’de önemli güç odaklarından birisidir, ama her şey değillerdir. Sabataycıları olduğundan güçlü göstererek, millete hizmet etmiş her vatan evladını Sabataycı-dönme ilan etmek kelimenin tam anlamı ile hem bir manipülasyon, hem de bir provokasyondur. Ayrıca şahsen ben kendi özgür iradesi ile her insan gibi Sabatayistlerin de Müslüman olabileceğine inananlardanım. Zira Allah’ın kimi hidayete erdireceği kimsenin tekelinde değildir.
    Yalçın Küçük beyefendiye gelince
    Her şeyden önce okuyucu tecessüs sahibi olmalıdır. Sayın Küçük’ün yazdıklarının hepsine ilke olarak yanlış diyemeyeceğimiz gibi doğru da diyemeyiz. Her ikisi de mümkündür. Zaten o da yanılabileceğini mutlak hakikati ifade etmediğini söylüyor. Ancak mesele burada bitmiyor. Zira Sayın Küçük Sabataycıları o kadar abartıyor ki, neredeyse onlardan habersiz haşa yaprak bile kıpırdayamaz. Bu anlayışın bence çok büyük mahsurları var. Her şeyden önce Allah’a imana aykırıdır. Öyle ki, bu anlayış bir çok yönü ile Sabatayistlere hizmet etmektedir.. Nasıl mı?
    1-Birincisi:
    Ey Müslümanlar- Türkler; sizden hiçbir şey olmaz. Sizin Müslüman Türk sandığınız büyük devlet adamları, sanatçılar, edebiyatçılar, askerler, bilim adamları, mutasavvuflar aslında dönmedir-Sabatayisttir. Siz ancak çiftçilik, amelelik yapabilirsiniz. Askerde ise sadece er olabilirsiniz Zira Müslüman Türk eksiktir, kabiliyetsizdir. Doğuştan köle ruhludur. Yani amaç toplumun kahir çoğunluğuna sürü psikolojisi aşılayarak tarihsel hafızamızı sabote etmek.
    2-İkincisi:
    Tüm dikkatleri Sabataycılara çekerek diğer içimizdeki bölücüleri, vatan, millet ve din düşmanlarını kamufle etmek. Tüm kötülüklerin nedeni olarak sabataycıları gösterip memleketin gerçek gündemini, değiştirmek. ABD ve AB yanlısı yerli mandacıları, azgın ve agresif laisistleri aklamak.
    3-Üçüncüsü:
    Sabataycıları olduğundan güçlü, devasa gösterek onlarla asla mücadele edemeyeceğimizi, onlarla uğraşan herkesin mutlak hüsrana uğrayacağı mesajını vererek, topluma korku salmak, onların devlet ve kamu alanına kök salmalarını daha da sağlamlaştırmak.
    4-Dördüncüsü:
    Yalçın Küçük’ün ifadesi ile Sabatayistler-Dönmeler yazılı ve görsel medyada, orduda, devlette ve siyasette tüm köşebaşlarını tutmuşlarsa onlardan habersiz haşa kuş uçmuyorsa acaba Yalçın Küçük’ü susturacak gücü niye bulamıyorlar? Bu kadar güce sahip bir sır cemaati, istese Yalçın Küçük’ü susturamaz mı? Yoksa Sabatayistler din, fikir, vicdan hürriyetinden yanadırlar da biz mi bilmiyoruz.
    Milli Gazete – Lütfü ÖZŞAHİN

  9. ödevimle ilgili araştırma yaparken şansa bulduğum bu siteye yazmadan edemem..gerçi epey vakit geçmiş ama yazayım. bilge kam sen klavye kabadayısı olmayan birisine benziyorsun. keşke rumuz da kullanmasaydın ..ismim akın arslan. mail adresim akin_borja@hotmail.com bana ulaş . ben a.ü dinler tarihinden yüksek lisans yapan bir itü mezunu inşaat mühendisi olarak merak ediyorum sabetayistlik hakkında burada ahkam kesenlerin gerçekten ne derece bilgili olduklarını(bilge kam hariç) öteki eleştiren arkadaşlar hocamın 30 senedir ılgaz zorlu tarafından bile kaynak olarak kullanılan kitabını okumadan yorum yaptıkları o kadar belli ki. hoca atatürk için ataları konyadan gelmiş türkmen bir ailenin çocuğu diyor kitabında mehmet bekir kardeşimiz de okumadığını belli edercesine sapır saçma yorumlar yazmış… öteki heyecanlı arkadaşa da tavsiyem kitap okurken dikkatli akıllıca okusun..yine hocanın kitabında yalçın küçük ün tekelistanları ötekinin beyaz türkleri efendileri hangi maksatla yazdığını belirttiğini söyleyeyim..OKUmadan konuşmayın. buraya yazmaktaki maksadım da BİLGE KAM a seslenmektir.. ey bilgili kam verdiğim adresten bana ulaş . adım sanım herşeyim ortada…


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: