İçimde ki İsrail Aşkı Bambaşka

hurriyet

İşte medyanın sözlüğü

Artan Şiddet: Şiddet ile bağlantılı olarak medya aynı zamanda “şiddetin artması” yani “escalation of violence” kavramını da kullanmaktadır. Mesela “Lübnan’da İsrail saldırganlığı 300 kişinin canını aldı” demek yerine “artan şiddet olayları Lübnan’da 300 kişinin canına mal oldu” denilmektedir. Filistinlilere “doğrudan şiddet uygulayan” Siyonist güç, yaşanan bütün işgali ve hukuksuzluğu böylece oldukça masum bir tarif içine oturtmaktadır.

Asimetrik güç kullanımı: “Orantısız güç kullanımı” yerine daha askeri bir dil kurgulanırken kullanılmaktadır. “Assymetric use of power”ın Türkçesi olan bu kavram da, Siyonist güç ile Filistinliler ya da Lübnan arasındaki güç dengesinde aslında bir simetrinin de olduğu ama İsrail gücünün daha fazla olduğunu intibasını yerleştirmek için kullanılır. Mesela bir hafta içerisinde Lübnan’da 300 kişiyi katletmek “asimetrik güç kullanma” gibi gayet masum bir etiketin altında dünya basınına servis edilir.

İsrail Operasyonları: Operasyon kavramı oldukça masum bir yöneticilik kavramıdır. Mali operasyonlar, şirket operasyonları, kalp operasyonu, kömür madenleri operasyonu, gemi kaptanı operasyonu… Liste uzun…
“İsrail operasyonları devam ediyor”
şeklinde başlayan her cümle şunları ifade etmektedir:
1- İsrail gayet meşru bir iş yapmaktadır
2– Altı üstü bir operasyon yapmaktadır
3– Operasyon yaptığı “şeyler” kendi nesnesidir, istediğini yapabilir

4-
İsrail yapılan işte tek ve ana öznedir
5-
Kontrol Siyonist güçtedir
6
– Operasyonu başlatma ve bitirme gücü kendisine aittir
7- Bombalama, katliam, sürgün, tutuklama, işkence vs. gibi şeyler bir ameliyat operasyonunda hastanın acıları gibidir, kaçınılmazdır ve dolayısıyla meşrudur.

 

Orantısız güç kullanımı: Bu kavram “disproportionate use of power”dan gelmektedir. Akılda tutmaya çalıştığı şey her iki tarafında “gücü” olduğudur. Bu güçlerin mahiyetini ve cesametini zihinden uzaklaştırmak için kullanılır. Öncelikle bir biriyle kıyas dahi edilemeyecek “iki güç” zihinlerde eşitlenir, ardından da “bu iki eşit güçten” birisinin daha fazla güç kullandığı söylenir. Böylece nükleer bir güçle, toplam askeri gücü İsrail’in birkaç bin nüfuslu bir kasabasındaki askeri güçle bile kıyaslanmayacak Filistinliler denk hale gelirler. Hiçbir savunma sistemi olmayan insanların üstüne bombalar yağdırmak, katliam, su depolarını bombalamak, köprüleri yıkmak, binlerce çocuğu öldürmek, Filistin’i açık bir hapishaneye dönüştürmek, akıl almaz işkenceler uygulamak, Filistinli liderlere suikast düzenlemek böylece “orantısız güç kullanma” parentezine alınarak vahşet bir anda nötrleştirilmiş olur.

 

Şiddet: Bu kavram da Siyonist propagandanın gazetecilik ve uluslar arası ilişkiler literatürüne yerleştirdiği başka bir dezenformasyondur. “Violence“ın Türkçesi olan şiddet oldukça nötrleştirici ve geniş bir kavramdır. Birçok şiddet çeşidinden bahsedilebilir. Mesela medyanın kullandığı dil de şiddete örnektir, yumurta kırmak için uygulanan güç te bir şiddet çeşididir. Gazete ve TV haberlerinde “İsrail’de şiddet” ile başlayan cümlelerin hepsi, İsrail saldırganlığı ve katliamlarını genel şiddet kategorisi altına sokmaya yarıyor. “İsrail’in saldırganlığı arttı” cümlesiyle ifade edilmesi gereken durum böylece masum bir havaya bürünmektedir.

Şiddet Sarmalı: Batı medyasında “cycle of violence” şeklinde kullanılan şiddet sarmalı kavramı da yaşanan katliamların asıl sebebi olan işgali zihinlerde unutturup yerine “bitmeyen bir şiddet var” imajını yerleştirmektedir. Bu bakış açısına göre asıl sorun şiddetin sürekli devam etmesidir, “aslında şiddet devam etmezse sorunda kalmayacaktır” tespiti zihinlere yerleştirilmektedir.

Toplu cezalandırma: Bu kavram da, Batı medyasının “collective punishment” şeklinde kullandığı sözde eleştirel bir dilin ürünüdür. İsrail saldırganlığının “toplu cezalandırma” olduğunu söyleyen bu dil de aslında Siyonist propagandaya hizmet etmektedir. Öncelikle Siyonist işgal ile yaşananlar bir “cezalandırma” kurgusu içerisine sokmak yanlıştır. Kim kimi ne hakla cezalandırıyor? Toplu cezalandırmaya karşı durmak aslında içkin olarak “bireysel cezalandırma” hakkını Siyonist güce teslim etmeyi gerektirmektedir. Daha öz bir ifade ile hedefsiz saldırılar yerine nokta atışı katliamları meşrulaştırmaktadır.
Siyonist gücün yaptığı her saldırganlığı peki ala “Siyonist gücün saldırıları” şeklinde isimlendirmek mümkündür. Lakin medyaya hakim olan Siyonist dil, İsrail’in her saldırganlığı başka bir “kavramsal” çerçevenin içerisine oturtarak “işgal”in konuşulması engellemektedir.

Çatışma: İsrail’in her hangi bir nokta saldırısı için kullanılır. Özellikle seçilmesinden kasıt “iki tarafın da” olduğu izlenimi vermektir. İsrail’in saldırılarından canlarını koruma çalışanların can çekişmesi bir taraf, tanklarla, uçaklarla saldırı düzenleyen İsrail ise ikinci taraftır.

Düşük Yoğunluklu Çatışma: İşgal kelimesini kullanmamak için icat edilmiştir. Filistin bölgesinden bahsederken “işgal altındaki topraklar” dememek için medya tarafından özenle kullanılır.

Yüksek Yoğunluklu Çatışma: İsrail saldırdığı zaman kullanılır. Mesela son Lübnan bombalaması için medya bu tanımlamayı kullanmaktadır.

Çatışma Sonucunda Ölenler: İsrail saldırganlığı sonrası katledilen Filistinliler için kullanılmaktadır.Bombalanan köprünün başında ölenler, sahilde katledilen çocuklar bu kategoriye alınmaktadır.

İki Ateş Arasında Kalan: Bu şekilde başlayan cümlelerin hepsi İsrail tarafından katledilen Filistinliler için kullanılmaktadır. Özellikle de çocuk ve kadın katliamları için bilinçli olarak bu ifade tercih edilir. Bu şekilde çocukları bir çatışmanın ortasına düştüğü ve ateşten kaçamadıkları için öldükleri havası verilerek katliam sorumluluğunun yarısı da Filistinlilerin üstüne atılmış olur.

Terörizm: Her hangi bir Filistin eylemi.

Rehine: İsrail askerleri Filistinliler tarafından kaçırılınca kullanılır.

Tutuklanma: Filistin kabinesi basılıp İsrail askerlerince bakanlar rehine alınınca kullanılır.

Saldırı: Her hangi bir Filistin eylemi.

Misilleme: Her hangi bir Siyonist saldırganlığı. Nerdeyse bütün medya kuruluşları her hangi bir İsrail saldırganlığını ya açıktan misilleme olduğunu söylerler ya da “daha önce yapılan bombalı eylemin ardından Gazze’ye giren İsrail ordusu…” şeklinde başlamaktadır.

Savunma Hakkı: Her hangi bir İsrail saldırısı.

Duvar/Tel/Çit: İsrail’in güvenliği sağlamak için inşa ettiği tek taraflı bir hapishane duvarıdır. Batı medyasında 5-6 metrelik bu duvar için tel örgü, çit (fence) denildiği de olur. Filistin’i ırkçı bir uygulama ile açık bir hapishaneye dönüştüren bu duvardan sıradan bir çitmiş gibi bahsedilir.

Yerleşimci: Siyonist işgal sonrası Filistin topraklarına cebren yerleşenler için söylenir. “Yerleşimciler” (settlers) adeta boş bir toprak parçasına gelmişler havasına büründürülmektedir. Yerleşimcilerin hepsi uzun namlulu silahlarla donatılmışlardır. Ayrıca her “yerleşim bölgesini” koruyan İsrail askeri gücü bulunmaktadır. Bu zararsız yerleşimciler bugüne kadar binlerce Filistinliyi katletmişlerdir.

Komşu Yahudi Mahallesi/Bölgesi: Filistinlilerin eylem yaptıkları mekanı veya bölgeyi tarif için kullanılır. “Komşu kelimesi” (Jewish neighbourhood) özellikle kullanılmaktadır. Böylece Filistinlilerle “komşu” olan sorunsuz ve zararsız bir bölgede Filistinlilerin eylem yaptıkları anlatılmaktadır. Komşu denilen bölge ya da mahalle elbette ki Yahudi işgalciler tarafından işgal edilip inşa edilmiş yerlerdir.

Bölgedeki İki Demokrasi: Bu tanımlama Türkiye ve İsrail için bilinçli olarak kullanılmaktadır. Ne tarihi kodları ne siyasi kodları hiçbir şekilde birbirine benzemeyen iki ülkenin düzeyleri eşitlenmektedir. Meşru ve Gayri meşru iki devleti aynı terkip içinde kullanarak hem Türkiye’nin ayaklarını bağlarken İsrail’in de işgalci olduğu unutturulmaya çalışılmaktadır. İsrail-Türkiye benzetmelerinin hepsi İsrail’in işgalci, ırkçı ve Siyonist yüzünü gizlmeyi amaçlar.

Hamas/PKK: Varlık sebepleri bir birinden yüzde yüz farklı olan bu iki yapı da aynı Türkiye/İsrail eşleştirmesinde olduğu gibi İsrail’e meşruiyet, Filistin direnişine de gayri meşru bir maske takma çabasıdır.

http://www.haber10.com/haber/36816/

Reklamlar
Published in: on Ocak 1, 2009 at 9:46 pm  Comments (16)  
Tags: , , , , ,

The URI to TrackBack this entry is: https://kendihalinde.wordpress.com/2009/01/01/icimde-ki-israil-aski-bambaska/trackback/

RSS feed for comments on this post.

16 YorumYorum bırakın

  1. Dua edin muslumanlar dua 🙂 Winter Fling

    Israil’le aramızda metres iliskisi var – Gurkan Hacir

    Başbakan Erdoğan, Gazze saldırısını haber vermediler diye kızıyor. Ama İsrail’in kurucusu David Ben Gruion, yıllar önce ilan etmişti: Türkiye bize metres gibi davranıyor. Halbuki evlendik, evliliğimizi bir türlü açıklamıyor

    İsrail’in vahşi saldırısı tüm dünyayı sarstı. Ama bizdeki yankısı daha büyük oldu. Başbakan Erdoğan, “İsrail bize haber vermeyerek çok büyük saygısızlık etmiştir” dedi.

    İsrail, bize ne zaman haber verdi ki?..

    Gelin dilerseniz, Yahudiler ve İsrail’le olan ilginç ilişkimize bir göz atalım…

    H H H

    I. Dünya Siyonist Kongresi 1897’de Basel’de toplandı. Siyonizmin fikir babası gazeteci Theodor Herzl aynı zamanda kongreye başkanlık ediyordu. Dünyanın dört bir yanından toplanan 200’e yakın zengin ve güç sahibi Yahudi, ilk defa bir Siyonist kongreye katılmanın heyecanı içindeydiler.

    Herzl, kongrenin ilk gecesi Basel’de kaldığı otelin balkonuna çıktı. Sigarasından derin bir nefes çekti ve kendi kendine mırıldandı:

    “Bugün İsrail’i kurdum. Bunu şimdi yüksek sesle söylersem herkes bana güler. Ama 5 yıl ya da en geç 50 yıl içerisinde haklılığımı görecekler!”

    Theodor Herzl bir kâhin gibi konuşmuştu. Ama öngörüleri harfi harfine yerine geldi.

    Nasıl mı?

    Önce Basel Kongresi’nin yapıldığı 1897 yılından 5 yıl sonrasına gidelim. Yani 1902’ye. Bir grup Yahudi (ki heyettekilerin hepsi beş yıl önce yapılan Siyonist Kongre’nin delegeleriydiler) Padişah II. Abdülhamid’den randevu istediler. Niyetleri Osmanlı topraklarından bir bölümünü altın karşılığı almaktı. İstedikleri yer ise Filistin topraklarıydı.

    Taahhütleri üç maddeydi:

    1. Osmanlı Devleti’nin 33 milyon İngiliz altınına ulaşan borçlarının tamamını ödeyelim.

    2. İmparatorluğu korumak için 120 milyon altın Frank’a mal olacak deniz filosu yaptıralım.

    3. Devletin mali durumunu canlandırmak için 35 milyon altın lira faizsiz borç verelim.

    Heyetteki iki ilginç isim, Selanik Mebusu (Emmanuel Carosso) Emanuel Karasu ve Hayim Nahum’du.

    Sultan Abdülhamid bu teklifi geri çevirdi. “Osmanlı toprağı asla satılamaz” dedi. Yani Herzl’in beş yıllık planı tutmamıştı.

    Hemen bir yıl sonra Emanuel Karasu’nun başını çektiği İttihat Terakki hareketi Selanik’te filizlenmeye başladı. Hem de Karasu’nun Üstad-ı Azam olduğu mason locasında. İtalyan Rizorta Locası, İttihat Terakki’nin ilk kuruluş nüvesinin atıldığı yer oldu. İttihat Terakki’ye göre Sultan II. Abdülhamid özgürlüklerin düşmanıydı ve tahttan indirilmeliydi.

    Tabii bunu anlatınca İttihat Terakki’nin içerisinde millici düşünenler yok sanılmasın. Sadece şunu belirtmek istiyorum: Cemiyet, siyonist etkiye oldukça açıktı.

    Sonrası malum…

    İttihat Terakki’nin özgürlük taleplerine Abdülhamid direnemedi ve II. Meşrutiyet’i ilan etti. Ardından gelen 31 Mart Vakası ile de tahtına veda etmek zorunda kaldı. Emanuel Karasu ve ekibi artık iktidarın bir parçasıydılar. Ama imparatorluğun en uzun 10 yılı Osmanlı için büyük kayıplarla geçti. Önce Balkanlar kaybedildi, ardından Arap Yarımadası’ndan çekilmek zorunda kalındı.

    Yunanlılar, Bulgarlar, Ermeniler; hepsi imparatorluktan toprak koparmaya başlamıştı. Bir tek millet Osmanlı’nın yanında kalmıştı: Yahudiler!

    Bir yandan da Filistin’e, Yahudi göçü sürüyordu. Dünyanın dört bir yanından gelen Yahudiler, kutsal topraklara yerleşiyorlardı.

    Bu arada milli mücadele çoktan kazanılmış ve Cumhuriyet kurulmuştu. Ancak Cumhuriyet döneminde de Türkiye’den ve Türkiye üzerinden Yahudi göçü sürüyordu. Bir başka yazımızın konusu olacak “Struma Deniz Faciası” Türkiye üzerinden yapılması planlanan Yahudi göçü sonucu meydana gelmişti. 768 Yahudi, Karadeniz’de boğularak öldü. Ama göç devam etti. On binlerce yahudi Filistin’deki topraklara göç etmeyi sürdürdü.

    Uzatmayalım…

    II. Dünya Savaşı’nın ertesinde İsrail kuruldu. Tarih 1947. Yani Theodor Herzl’in Basel’de bir kâhin gibi ilan ettiği tarihten tam 50 yıl sonra…

    İsrail’e dokunan lider yanar!

    İSRAİL karşıtı politika izleyen hükümetlerin sonu pek parlak olmadı. Bülent Ecevit, İsrail’in Arap saldırısı sonrasında “soykırım” sözcüğünü kullandığı için -belki de- yoğun bir saldırıyla karşı karşıya kalmış ve koltuğunu bırakmak zorunda kalmıştı. Ancak istisnasız bütün hükümetler İsrail’i kınayan ve Arapların yanında yer alan açıklamalar

    yapmalarına karşın İsrail’in genel politikasına hiç karşı durmadılar. Türkiye’de, Siyonizm karşıtlığıyla bilinen Necmettin Erbakan bile başbakanlığa geldiğinde İsrail’le Hava Güvenlik Anlaşması’nı imzalamaktan geri durmadı. Ardından onlarca değişik anlaşmaya imza attı. Yani Başbakan Erdoğan’ın “İsrail bize saygısızlık etti” açıklaması sadece zevahiri kurtarmaya yöneliktir. Yoksa İsrail’e karşı gelmeye Türkiye’de hiçbir hükümet cesaret edemez. Olmert de zaten Başbakan Erdoğan’ın gönlünü almakta gecikmedi.

    Tankın adı: Babil’in efendisi

    İSRAİL, Araplar üzerinde asıl büyük hakimiyetini “6 Gün Savaşları” olarak bilinen saldırıyla kurdu. 5 Haziran 1967’de İsrail, Arap komşuları Mısır, Ürdün ve Suriye’ye saldırdı. Araplar beklenmedik bu saldırı karşısında ağır ve kesin bir yenilgiye uğradılar. Tam 6 gün sonunda İsrail topraklarını dört kat genişletmeyi başarmıştı.

    Ama bu savaşın psikolojik etkisi daha büyüktü. İsrail artık Ortadoğu’nun efendisi olduğunu ilan etmişti. Zaten Golan Tepeleri’ni alan tankın ismi de Babil’in Bereket Tanrısı’ndan geliyordu: Tammuz!.. Bizdeki “Temmuz” da buradan, yani Babil mitolojisinden gelir. Ama İsrail’in Araplara üstünlük sağladığı bu savaşın en önemli savaş aracına bu ismi vermelerinin bir başka anlamı daha vardı. Tammuz, İbranice “Efendi” demekti…

    Selanik Mebusu’nun edebiyatçı oğlu kim?

    EMANUEL Karasu’nun oğlu Türk edebiyatının büyük ismi filozof Bilge Karasu’dur. Bilge Karasu roman, öykü ve deneme alanında sayısız eserler verdi. 1985 yılında yazdığı “Gece” adlı romanıyla 10 yılda bir verilen Pegasus ödülünü kazandı. Hayim Nahum ise Lozan görüşmelerinde bulundu. Daha sonra Mısır’a yerleşti. Nahum’un yeğeni İzak Nahum’dur ve dünyaca ünlü Danone mamüllerinin kurucusudur.

    Ankara’daambulans diplomasisi

    TÜRKİYE-İsrail ilişkilerini İsrail’in kurucusu David Ben Gurion iki cümlede özetlemişti: “Türkiye bize metres gibi davranıyor. Halbuki evlendik, evliliğimizi bir türlü açıklamıyor.”

    Gerçekten de Türkiye ile İsrail ilişkisi derin devlet ilişkisiydi. Hem var hem yok sayılıyordu. David Ben Gurion’un Temmuz 1958’de yaptığı Türkiye ziyareti ise politik kurgu filmlerini aratmayacak cinstendi.

    Ben Gurion, anlaşıldığı üzere Türkiye’ye gizli bir ziyaret yapacaktı. El-Al uçağı Türkiye üzerindeyken acil iniş uyarısı verdi. Yeşilköy Havaalanı iniş izni verdi. El-Al’ın o yıllarda Türkiye’ye uçuş izni yoktu. Olası bir kaza ve patlama tehlikesine karşılık ambulans ve itfaiye araçları alanı doldurdu. Bu hesapta olmayan bir gelişmeydi.

    Ankara’dan gelen talimatla alan hemen boşaltıldı. Ve “Konuk” Başbakan ambulansla Ankara uçağına nakledildi. (Tarihin garip cilvesine bakın. Sultan Vahideddin de 1922’de ülkeyi terk ederken, İngiliz torpidosuna yine bir ambulansla gitmek zorunda kalmıştı…) Ankara’da onu dönemin Başbakanı Adnan Menderes bekliyordu.

    Ankara’daki toplantı da tarihimizin en acıklı sayfalarından biriydi. İki başbakanın toplantısına eşlik eden garsonların hepsi diplomattı.

  2. benim bildigim bir sey varsa o da Filistin konusunda muslumanlarin dualarinin kabul olmadigidir. Baksaniza, hep yahudi kardeslerimiz (adem den beri kardesimiz ya !) kazaniyorlar. Allah muslumanlarin yaptigi dualara pek olumlu cevap vermiyor anlasilan 🙂
    Winter Fling

  3. Filistin hikayesi de bizim PKK hikayesine benziyor.. Bu “filistine yardim” paraciklarindan vazgecmek oyle kolay degil. 🙂
    Winter Fling

    İsrail’in önde gelen gazetelerinden Yediot Ahronot’un düzenli köşe yazarlarından, ünlü İsrailli gazeteci Nahom Barnea, 19 Eylül 2008 tarihli Yediot Ahronot’daki yazısında İsrailli yetkililerle Filistin güvenlik komutanlarının yaptığı şok edici gizli “güvenlik koordinasyon” toplantısından bahsediyor. Bakın toplantıda neler konuşulmuş, neler….

    İsrailli gazeteci Nahom Barnea’nın yazısının tercümesi.. Hiçbir noktasına müdahale etmeden yayınlıyoruz:

    “Onlar (Filistinli güvenlik komutanları!) İsrail Savunma Güçlerinin karargâhına, Ramallah’tan arabayla 3 dakika uzaklıktan, “Dar barikatları” geçerek Pazar gecesi geldiler. Eski Beit El yerleşimine giden yoldan, Judea ve Samaria askeri birliklerinin komuta merkezinin bulunduğu eski Ürdün kampı kapısından geldiler.

    Filistin polisi başmüfettişi hariç hepsi sivil giyimliydi. Sekiz komutan vardı ve hepsi de kıdemli El Fetih liderleriydi. Bu Tunus’tan gelen nesil için, Hamas tüm kontrolü eline alıp, her şeye sahip olmadan önce yönetimi ele geçirmek için son şanstı.

    “İsrail Savunma Güçlerinin Batı Şeria’daki komutanı Tümgeneral Noam Tiv’on, onları iftar yemeğine davet etmek istemişti. Ne var ki buluşmanın gündemi İsrail ordusunun yerleşimci ayaklanmaları bastıramaması (Nablus yakınlarında) ve bir sonraki gün Filistinli bir erkek çocuğunun İsrail kurşunlarına hedef olmasından dolayı yarım kalmıştı ve davetliler iftarlarını evlerinde yapmak zorunda kalmıştı.

    “Evet öyle de yaptılar. İsrail ordusu tarafından hazırlanmış yemek kilerine taşınsa, bu tartışmada çok zaman kaybı olacaktı. Tiv’on ve Batı Şeria’daki İsrail sivil yönetimin başkanı, Tümgeneral Yoav Mordechai Filistinli komutanlara şehirdeki Filistin güçlerinin boşaltılması için Jenin -2 planını sunmayı istediler.

    “İsrailli komutanlar, Filistinli meslektaşlarından toplantıya bir gazetecinin katılmasına müsaade etmelerini istediler. Filistinliler razı oldu. Aslında ben o toplantıya iştirak eden tek gazeteciydim. Lakin benim varlığımdan ve aslında Filistin tarafının aceleciliğinden dolayı, toplantı aşırı derecede farklı bir hal aldı.”

    Şok edici kelimeler

    “Yaygın olan inancın aksine, gazetecilere nefret duyulması şaşkınlık oluşturur. Her şeyi bildiklerini zannederler ve bilmedikleri şeyler önemli olarak kabul edilmez. Filistin güvenlik komutanlarının söylediklerinden şaşkına döndüm. Seslerinin tonlarına da şaşırdım.

    “Mevzunun özü 2009 Ocak’ında El Fetih ve Hamas arasındaki şiddetli bir hesaplaşmaydı. 9 Ocak’ta Ebu Mazen (Mahmut Abbas)’in başkanlık dönemi bitecekti. Ocak 2010’a kadar görevde kalmasına karar verildi. Ebu Mazen’in Gazze Şeridini “isyancı bölge” ilan edeceği ihtimalini göz ardı edemeyiz.”

    “Filistin güvenlik komutanları, İsrailli meslektaşlarından saha planı hazırlamada kendilerine katılmalarını ve kuvvetlerini eğitip, silah sağlamalarını istedi.

    1999 ilkbaharındaki kısa bir dönemin dışında hiçbir Filistin Yönetiminin İsrail’le birlikte çalışmak için bu kadar büyük hevesli olduğunu duymamıştım.

    “Toplantı sonrasında salonda İsrailli komutanlardan biriyle konuştum. “Bu sadece konuşma. Gazze’de olduğu gibi El Fetih yanlılarının son anda ortadan kaybolmalarından kaygılanmıyor musunuz?”

    “Hayır” dedi, Gazze olaylarından önce başlarına nelerin geleceğini bilmiyorlardı. Ama şimdi biliyorlar.”

    Ebu El Fateh, Fayyad hükümetinin Genel Güvenlik Levazım komutanı. Filistin Yönetiminin ana askeri gücünü temsil ediyor. Ebu El Fateh, Filistin güvenlik yetkilileri başkanları arasında en kıdemli ve üst düzey görevli. “Bizim aramızda çatışma yok” dedi İsrail ordu komutanı” ve ekledi “Ortak düşmanımız var.”

    “Ebu El Fateh toplantıya yerleşimcilerin (Nablus yakınlarında) taşkınlıklarından şikâyet ederek başladı. Eylemlere yaklaşım şekli oldukça ilginçti. Sözlerine şöyle devam etti “bu bizim işimizi zorlaştırıyor, özellikle sıradan Filistinlilerle ilişkilerimizi. Sizin bizden beklediğiniz gibi kanun ve nizama ihtiyacımız var. Size karşı yapılabilecek tüm harekâtlarda sizi korumak için elimden ne gelirse yapacağım. Eskiye nazaran çok daha iyi olduğumuzu fark ediyorsunuz. Harekâtlarımızdan dolayı şükürler olsun, İsrail ordusu daha az harekâtla karşılaşacak.”

    Hamas ortak düşmanımız

    “Ebu El-Fateh devam etti: ‘ 2009 Ocak’ı hazırlıkları için devam eden büyük bir mücadele var. Ebu Mazen barış çizgisini benimsiyor ve onun konumunu destelemek zorundasınız. Genç mahkûmları serbest bırakın, bu çok önemli. Bariyerleri kaldırın ve yerleşim yerlerini dağıtın. Eriha’dan El Halil’e kadar bir bölgeye alay kurmamız için bize izin vermenizi istiyorum. El Halil’deki yerleşimcilerle bir problem olduğunu ve sürtüşme yaşanan noktaların olduğunu biliyorum. Bu noktalara girmek gibi bir niyetim yok. Bu alay, El Halil’in güney köylerinde görev alacak.”

    “Tümgeneral Kivon: “Söylediklerinizden çok memnun oldum. Bununla alakalı her iki tarafında yerel komutanları bir araya gelip, bir anlaşma yapmalı” dedi. Ne var ki Albay Mordechai, El Halil’de bir alayın kurulmasında yerleşimcilerle bir çatışma olmaması için Cuma gecesi olması konusunda Filistinli yetkiliyi uyardı.” Ebu El Fateh: “Problem değil. Ramazan’da bile Hamas karşıtı hareket ediyoruz” dedi.

    “Bu noktada, Fayyad hükümetinin askeri istihbarat başkanı Majed Faraj konuşmaya başladı: Çok zor bir muhaberenin ortasındayız. Arapça bir atasözü vardır: Önümüzde bir deniz var. Arkamızda düşman. Bir denizimiz dahi yok. Sonuna kadar muharebeye devam etmeyi denedik. Tüm problemlerimizi masaya yatırmaya çalıştık.Her şey net. Oyun oynamak yok. Hamas düşmandır ve Hamas’a karşı topyekûn bir savaş açmaya karar verdik. Ve size söylüyorum. Hamas’la diyalog olmayacak, sizi öldürmek isteyen birini önce siz öldürün. Onlarla ateşkes ilan ettiniz, biz öyle yapmayacağız. Dürüst olmak gerekirse geçmişte farklı davrandık.”

    “Faraj öğünmeye devam etti“ Sizin talimatlarınıza uygun olarak tüm Hamas kurumlarıyla ilgileniyoruz. En son bize 64 kuruluşun adını verdiniz ve biz zaten 50’siyle ilgilendik. Bu kurumların bazılarını kapattık, diğerlerinin yönetimini değiştirdik. Paralarına da el koyduk. (İsrail 150 Filistinli yöneticinin hesaplarına terör örgütüne bağlı olmak şüphesiyle el koydu ve 300 hesabı da kapattı.)

    “İki izlenimim var: Geçmişte bir camiye girmeden önce bin kere düşünüyorduk ama bugün ne zaman gerekli görürsek her hangi bir camiye girebiliriz. Bundan sizin camilere girmenize izin verildiğini düşünmeyin. Tam aksine siz girmediğiniz için camilere biz gireriz. El Halil’deki İslam üniversitesi de dâhil üniversite kampüslerine de gireriz. Başarı %100 olmasa da, motivasyon %100 ve elimizden gelen tüm çabayı gösteriyoruz.

    “Faraj’ın açıklamalarından sonra, Filistin Polis Güçlerinin başmüfettişi Hazem Atallah konuştu: “Bu yılın sonuna kadar Hamas’la yüzleşeceğiz. Halid Meşal, 9 Ocak’tan sonra Ebu Mazen (Mahmud Abbas) hükümetinin yasal olmayacağını söyledi. Bu yüzden hesaplaşmaya hazır olmalıyız.

    Fayyad hükümetinin sivil ilişkiler birimi başkanı Hüseyin El Sheik şöyle konuştu: “Bu çok önemli. Hamas’ın Batı Şeria’da askeri gücü yok ama insanları sokaklara dökecek gücü var.”
    “Attalah, İsrailli komutanlara hitap etti: “Geniş kapsamlı bir plandan bahsediyorum, tam anlamıyla hazırlanmadan önümüzdeki sene girecek olursak mağlubiyetten kimin sorumlu olduğunu tartışmaktan başka bir şey yapmayacağız, biz ya da siz ya da Amerikalılar.”
    Mordechai, “Ortak bir ekip kuracağız, size eğitim ve askeri gereç desteği vereceğiz” diyerek ona garanti verdi.

    “Filistinliler, Kanada’dan yüklenen copların hala Ashdodport’da tutulduğundan şikâyet ettiler. Tiv’on, “size ulaştıracağız” diyerek onlara garanti verdi. Timeturk

  4. Yaw bu muslumanlar bir alem be kardesim.. Kendi ulkelerinde sozlerini geciremiyorlar, kendi yasadigi topraklari kurtaramiyorlar, taaaaaa Gazze’yi kurtarmaya yelteniyorlar… Dua edin muslumalar dua 🙂 Winter Fling

    Hadi, yapsana Amca! – Umur Talu
    2002 yılıydı. İsrail yine tank ile, top ile, füze ile ölüm kusuyordu.
    İktidardaki (ulusal solcu) Ecevit, (milliyetçi) Bahçeli, (liberal) Yılmaz koalisyonu, Genelkurmay’ın büyük ısrarıyla İsrail ile tank anlaşması yapıyordu.
    Başka bir ısrarla bunun aleyhinde “durmadan” yazanlardan biriydim. Belki de en ısrarcı ve inatçı yazılardı.
    Birkaç açı vardı:
    1. Yine tam Filistinlilerin katledildiği bir zamanda bu iş yapılıyordu.
    2. Katliam silahlarının kaynağı olan İsrail devlet şirketi IMI tam bir mali krizdeydi ve Türkiye’den alınacak ihale ölüm kusan tanklara ilaç olacaktı.
    3. İhale şaibeliydi. Komisyoncular, aracılar ve sivil ile askeri şaibeler. Eski bir tankın modernizasyonu için İsrail’e verilecek para neredeyse yeni nesil bir tankın fiyatı kadardı. İtiraz eden kimi görevlilere el çektirilmişti.
    O zaman, ihale bedeline konan belirsiz bir miktarı da hesaplamış ve “yüzde”yi de yazmıştım.
    4. Bu işin pekala yerli firmalarla da yapabileceği belirtiliyordu. Yan sanayi de dahil.

    Kıvrık oğlu
    Bu ısrarlı karşı çıkışlara dönemin Genelkurmay Başkanı’nın cevabı çok ağır, çok incitici, aslında tam hakaret davalıktı.
    Hani, halefi komutanın kadehinde şarap mı kola mı olduğuyla çok ilgili, hani “yirmisekizşubatbinyıl”cı Genelkurmay Başkanı Kıvrıkoğlu, “Bu ihaleye karşı çıkanlar Yahudi düşmanı doğmuş” deyiverdi.
    Ama ihalenin kamu vicdanındaki yaralarını, ihaledeki şaibeleri dert etmedi.
    Mesela, “ihale”yi savunan yazısında Ertuğrul Özkök’ ün aktardığı gibi…
    “Filistin’de durum kötüleşiyor. Böyle bir dönemde ihaleyi İsrailli şirkete vermemiz doğru mu?” diye tereddüt eden Ecevit’e, Özkök’ü sevinçli bir telaşla yazısına “O soru soruldu, cevabını asker verdi” aşlığını attıran ve vicdanı muhtemelen sızlayan Başbakan’ı da ezen cevabı vurmuştu.

    Ayıptır
    O dönemden arşivde iki “karşı tavır” daha var.
    1. “Tank ihalesi askıya alınmalı. Dışarıdan gelen paranın adresi birileri tarafından belirleniyor, bu yüzden ihale İsrail’e veriliyor. İhale askıya alınmalı.”
    2. “Tank modernizasyonunun Türkiye’de yapılmaması büyük ayıp. Böyle bir ortamda İsrail’e tank ihalesi verilemez. Bir an önce askıya alınmalı. Türkiye’nin bu ihaleyi iptal etmemesi ayıp. Bu, ülkemiz için kanayan bir yaradır. İSRAİL SALDIRGANLIĞINA ONAY VERMEK VE GÖRMEZLİKTEN GELMEK ANLAMINA GELİR. Ayıptır, basiretsizliktir.”

    Askıya ya!
    2002 yılı nisan başlarındaki bu demeçlerin iki sahibi bugün başka konumlarda.
    1 Numara, yine o günkü gibi AKP Genel Başkanı ve bugün Başbakan.
    2 Numara, o günkü AKP Genel Başkan Yardımcısı, bugün Cumhurbaşkanı.
    İkisi de, eminim ki içtenlikle, İsrail’in bugün de ölüm kusmasına tepki duyuyor.
    Ama ikisi de bugün “iktidar ve devlet”; eminim ki, önceki hükümete atıp tuttuklarını kendilerine söyleyemeyecekler.
    Ayna önünde kendileriyle hesaplaşmayacaklar. Partilerinde bu yönde bir eleştiriye maruz kalmayacaklar; kimse gıkını çıkarmayacak.
    Henüz daha yeni verilmiş 167 milyon dolarlık bir ihale var İsrail’e, Gazze’ye saldırıdan hemen önce, İsrail Başbakanı Ankara’yı uyuttuğu veya hipnotize ettiği sırada; askıya alsalar ya!
    Şu anda İsrail’in lehine 2 milyar dolara yaklaşmış silah ticaretimiz var; skıya alsalar ya!
    Yine kendileri Erbakan iktidarı üyesi iken, İsrail’e verilmiş imtiyazlar var; serbest ticaret ve ölüm kusucu İsrail uçakları ile bizim topraklardaki kankalık gibi; askıya alsalar ya!

    Aynen öyle
    Bize diyebilirler ki… “Devlet işi başka”.
    Biz de diyebiliriz ki… Bunu, öldürülen Filistinlilere, ablukada açlıkla, korkuyla, travmayla zaten yarı ölü iken, tankımıza kanka tanklar ve uçaklarımıza kanki uçaklarla yüzde yüz öldürülen çocuklara anlat Amca!
    Kim demişti, “İsrail saldırganlığına onay vermek ve görmezden gelmek” diye.
    Kim demişti, “Ayıptır, basiretsizliktir” diye.
    Kim demişse, bugün de aynen öyle! Aynen iade!

  5. Milyonlarca Musluman Ankara’da toplanip Genelkurmay’a yuruyup biz Israil ile yapilan anlasmalarin iptalini istiyoruz dediniz mi ? HAYIR ! oyleyse? Bosu bosuna bir suru sikayet ve homurdanmanin alemi ne arkadas ?

    Winter Fling 🙂

  6. Yahudi kardeslerimiz icin uzucu gunler kapida gibi. Bakalim nereye siginacaklar bu kez ? Kendilerine en cok zulum eden Bati alemi ile isbirligi yaparak kendilerine dost eli uzatmis muslumanlara karsi savas acan bu yahudi kardeslerimizin akibeti kotu gibi. Kendileri icin cok uzgunum.
    http://www.ifamericansknew.org/
    Winter Fling 🙂

  7. Gariban musluman cocukalari Gazze’ye sureceklermis. Kendileri TC’de iyi kullandilar. Simdi de Yahudi – Araplara kullandiracaklar.
    Musluman cocuklar !!
    Sakin gitmeyin Gazze’ye. Enayi misiniz ?
    Winter Fling 🙂

  8. Milliyetci kalkismayi her zaman terorist olarak nitelediler. Ister bu milliyetci kalkisma gucunu Islamdan ister demokrasiden ister baska bir seyden alsin. Israil milliyetci kalkismaya izin vermiyor ve terorist diyor. 🙂
    Winter Fling

    Bölmeye karşı çarpma! – Umur Talu

    Aşağılık adam, “İsrail meşru müdafaa yapıyor” diyordu.
    “Demokrasi, cumhuriyet, insan hakları, hür teşebbüs” memleketlerinde bu adamların vicdanı özel olarak devşiriliyor olmalı; başkan da olabilsinler, başkan yardımcısı da, medeniyet adına, katliamları kutsayabilsinler diye.
    Cheney miydi adı, ne!
    İsrailli muhalif gazeteci, yazar Uri Avnery bir hesap çıkarmış:
    Gazze saldırısı başladığından beri, “Savunma” Bakanı Barak’ın kapıdaki seçimlerde elde edebileceği sandalye sayısı 5 adet artmış.
    “Her 80 Filistinli ölüye bir sandalye kazançlı” diyor Avnery.
    Uçaksavarı olmayan, sıkıştırılmış 1.5 milyonluk bir halkı uçaklarla katletmenin “kârlılığı”na işaret ederek.
    ABD’li Profesör Stephen Zones, ısrarla “Hamas’ın yolunun açılmasında İsrail’in rolü ve teşviki” üstüne yazıyor.
    Olayları, olguları sıralıyor.
    Bilinen, “kırdırma” hikâyeleri. Bu bölgelerin yoksul halklarının önce birbirlerinin boğazına yapıştırılmış elleri.
    “Milliyetçi, seküler” FKÖ’yü “terörist” kabul ederek, ona karşı 1987’de kurulan (kurdurulan), aynı El Kaide ve mücahitlerde olduğu gibi Suudi paralarıyla da beslenen “dinci, cemaatçi” Hamas’a yol verilen tarih kesiti.
    FKÖ’nün (ve Arafat’ın) yolsuzluk, umutsuzluk, çaresizlik mengenelerinde zafiyeti.
    Yurtsuz, işgal, kuşatma altındaki Filistin’in kalbinin yırtılışı.
    Birleşmiş Milletler’in o dönemdeki özel temsilcisi de Soto’nun gizli raporu: “ABD (ve İsrail), çok açık biçimde Hamas ile El Fetih’in birbirine girmesini teşvik ediyor.”
    Derken, kitle desteği aldığı andan itibaren, Avnery’nin “Arap dünyasında gelmiş geçmiş en demokratik seçim” dediği biçimde “demokratik zafer” de kazanmışken, İran gölgesindeki artık Hamas’ın katıksız “terörist” sayılması.
    Buna karşılık, artık çoktan zayıflatılıp itibarsızlaştırılmış El Fetih’in muhatap kabul edilmesi.
    Bu kez El Fetih’e ABD (ve İsrail) kanalıyla silahlar. Ki birbirlerini katletsinler. Aç çocuklar birbirlerini yesinler ki…
    Çaresiz, aşağılanmış, kırılmış, kıyılmış bir halk, can havliyle, kime sarılsa, kimin silahının, taşının ve duruşunun arkasında biraz başını dikleştirse, onun “terörist” ilan edilişi.
    Epeydir “canlı bomba” eylemlerine de son vermiş “Terörist”, salladığı füzelerle hakikaten can aldığında… Bir, iki, üç, bilemedin dört…
    “Terörle mücadele” devletinin, dörtte biri çocuk, dört yüz canla kapıyı açması… kapıları kırması.
    “Meşru müdafaa”nın devlet halinde örgütlenmiş en ahlaksız hali.
    Denizaltısız, tanksız, uçaksız, uçaksavarsız… dermansız bir halka, sırf içlerindeki “direniş” tutkusu bitmiyor diye, “milliyetçi ve laik” iken de “terörist”, “dinci, cemaatçi” iken de ille “terörist” denmesi.
    “Terörist”in önüne “Arap” konup ırkının, kökeninin; “İslam” konup inancının “terörize” edilmesi.
    Neyi kutsal, neyi kendi bildiyse, hepsinin kirletilmesi.
    “Yaşama, var olma hakkı” adına hareket ettiği söylenen bir devletin, başkasının yaşama, var olma, onurunu koruma hakkına zulmü ve katliamı karşısında…
    Öldürülen her çocuğun ardından, dünyanın tüm mazlumları, lanetlileri ve isyancıları ile birlikte deseniz ki, “Hepimiz Filistinliyiz”…
    Dünyanın güçlüleri çıkıp deyiveriyor ki… “Evet, hepiniz öylesiniz”!
    O zaman geriye şu kalmıyor mu:
    Dünyanın bütün Filistinlileri, birleşiniz!

    İhale, mihale…

    Dün, Cumhurbaşkanı ile Başbakan’ın, henüz partiyi yeni kurdukları günlerde, o zamanki koalisyon iktidarının o günlerde, 2002’de yine Filistinlileri katleden İsrail’e verdiği tank ihalesi üstüne nasıl sert tavır aldıklarını yazmıştım.
    Hafıza canlanınca, okur da, vatandaş da canlanıyor. Talep ediyor.
    Şimdi, kendileri artık iktidar ve devlet olduklarına göre, diğer tüm saygıdeğer çabalarının yanında, böyle bir tutarlılık da beklenir mi… beklenmez mi, maalesef bilinmiyor!
    Belki de böyle bir tavır alırlar. Kendilerinin de verdiği herhangi bir ihalede, mihalede.

  9. Gazze’de bir Osmanlı askerinin not defteri – Ibrahim Karagul

    “Ne bir dua ne Fatiha isterim sizlerden. İntikam… Ah intikam!..

    Geçmeyiniz bizlerden..”

    Tam doksan iki yıl önce, bugünlerde İsrail ordusunun kıyımlarını izlediğimiz Gazze’de, dönemin ABD’si olan İngilizlerle savaşan Osmanlı askerleri içinde, kendi deyimiyle “Anadolu’dan kopup gelen” Mehmed Hüseyin Çavuş’un not defterinden çıkan anıların arasında bulunan şiirlerden birinin son dörtlüğü bu.

    “Neler neler diyorum yare, açıldı efganım…

    Neler neler diyorum, hepsi… hepsi yalan…”

    Bu da, Hüseyin Çavuş’un nefis cümlelerle yazılmış bir aşk hikayesinin son cümleleri. Gazze’de köy köy yaşanan şiddetli çatışmalar, yokluklar, acılar, kahramanlıklar, ölümler sırasında yazıldı. Kudüs yolunu İngilizlere kapatmak için Suveyş Kanal Muharebeleri, birinci, ikinci, üçüncü Gazze muharebeleri sırasında, Birşiba Muharebesi sırasında yazıldı bu cümleler.

    “Akşam saat altıya çeyrek kala, bir İngiliz tayyaresinden atılan bomba, Ahmed Çavuş komutasındaki topa isabet etti. Yekdiğerini takiben Kozanoğlu Mehmed, Bandırmalı Ömer, Ödemişli Kazım, Lüleburgazlı Halil şehid oldu. Marangoz Abdullah, Kilisli Musafa ağır yaralandı. Sıhhiye arabalarıyla Mesvke’deki sıhhiye bölüğüne gönderilmişlerse de birisinin şehid olduğu anlaşıldı. İşte, bugünün sabahı, sekiz aslan neferin elimden gasbedilmesiyle başladı. Şimdi her tarafta bir musalib harb var. Bakalım… İstikbal… Mehmed Hüseyin: 6/5..”

    Gazze’yi can havliyle savunan Anadolu evlatlarının şehid olduktan sonra ceplerinden toplanan not defterlerinde neler yok ki..

    “Senden ayrıldım. Bak harab oldum.. Beni hep an!.. Unutma…” (Piyade Topçu Mehmed Hüseyin)

    İşti o not defterlerinin sayfalarına, fotokopilerine bakıyorum sabahtan beri. Bir yandan da haber kaynaklarından İsrail’in Gazze’deki kıyımıyla ilgili gelişmeleri, dünyanın sahte ateşkes çabalarını izliyorum. Alelacele yazılmış, bazı cümlelerin üzeri çizilmiş sayfalar. Kiminin üzerinde bağrı yanık bir Anadolu çocuğunun efkarı, kiminin üzerinde öfke ve intikam çığlıkları.. Hepsi ama hepsi, bu toprakları ölümüne savunmuş. Yer yer zaferler kazanmış, ağır kayıplar verdirmiş. 30 bin civarındaki Osmanlı askeri, 85 binin üzerinde İngiliz askerine karşı, bütün imkansızlıklar içinde, o toprakları, köyleri, tepeleri savunmuş. Doksan yıl önce… Bu savaşta İngiliz askerleri tarafından ele geçirilen, Osmanlı askerlerinin kullandığı haritaya bakıyorum…

    Yollar, tepeler, vadiler, köyler.. Çatışmaların yaşandığı her yer.. Gazze, Golan tepeleri… Zeytinlikler.. Hangisinde kaç Anadolu çocuğu gömülü şu an? Doksan yıl sonra bugün İsrail aynı yerleri bombalıyor.. Kudüs teslim olana kadar, o toprakların her metresinde verilen o dehşet mücadeleyi bugün kaçımız hatırlıyor? Kaçımız, İsrail’in bugün yapıp ettikleriyle İngiltere’nin yapıp ettiklerini kıyaslıyor? Kaçımız yüreğimizin bir tarafını hâlâ oralarda hissediyor? Daha o şehitlerin not defterlerini bile okuyamıyoruz!

    Aynı savaşta İngiliz Cavuş Whatley’in anıları derlenip toparlanmış:

    15 Eylül 1917: Bombay’dan Keşmir adlı gemiyle Suveyş Kanalı’na gelişlerini, oradan Kantara’ya geçişlerini anlatıyor. 6 Kasım’da Gazze’ye saldırı hazırlıklarından, Türk keskin nişancılardan, Gazze’yi nasıl bombaladıklarından söz ediyor. Sonraki günlerde; bölgedeki Musevilerin desteğinden, köylerdeki şiddetli çatışmalardan, tarafların verdiği kayıplardan, birkaç saat planlanıp birkaç gün süren çatışmalardan, bir kaç saatlik ateşkeslerden, Türk taarruzlarından, sadece bir köye üç bin top atışından, en şiddetli direnişin yaşandığı Tire köyünden söz ediyor…

    İsrail Gazze’de çocuklara kıyım yaparken, uranyumlu bombalarla kenti harabeye çevirirken bunlara bakıyordum. Daha önce de bakmıştım. Hatta yazmıştım da. Ama, bugünlerde özellikle tekrar tekrar baktım. Kudüs düşene kadar…

    Çünkü bugün o gündü. O zaman İngiliz vardı şimdi İsrail’le birlikte ABD var. Topraklar aynı. Köyler aynı. Kentler aynı. Savunanlar aynı, saldırganlar aynı.

    Bir asır geçti… Bugün Gazze’yi savunanlar, İsrail saldırılarına şiddetli tepki verenler, o gün o topraklarda hayatını kaybedenlerin torunları değil mi? Ceplerinde Anadolu ağıtları yazan gençlerin, Kudüs’ü, Medine’yi, Mekke’yi koruyanların torunları değil mi? Öyleyse Gazze’de olanlara en sert tepkiyi gösterme hakkına sahip olanlar onlar değil mi?

    Bugün sesi en yüksek çıkması gerekenler biz değil miyiz!..

    Ne yazmıştı Hüseyin Çavuş… “Ne bir dua, ne fatiha isterim sizden. İntikam… Ah! İntikam!..”

  10. Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste dedi başbakanımız.
    Güzelde söyledi.
    İsrailli kardeşlerimiz için bende üzgünüm. Yapacak birşey yok pupa yelken sonlarına doğru gidiyorlar.
    Yolları açık olsun cehenneme kadar.
    Kendilerine kucak açmış müslümanları alçakça katletmeleri tabiiki cezasız kalmayacak.
    Bir mail göndermiş Akşamcı sizinle paylaşayım.
    Ders verici ve mazlumun aheste çıkan ahına örnek.
    Mazlum olsakta atamızı mazlum durumuna düşüren şimdiki mazlum ile dayanışma içinde olmak insanlık anlayışımız gereği. Onlar Osmanlıya ihanet eden atalarının bu hatalarının cezasını çekiyorlar dualarımız onlarla buna rağmen.
    Allah cc müslüman filistinin masum çocuklarını korusun.
    Okuyalım.

    Gazze’de bir Osmanlı askerinin not defteri

    “Ne bir dua ne Fatiha isterim sizlerden. İntikam… Ah intikam!..

    Geçmeyiniz bizlerden..”

    Tam doksan iki yıl önce, bugünlerde İsrail ordusunun kıyımlarını izlediğimiz Gazze’de, dönemin ABD’si olan İngilizlerle savaşan Osmanlı askerleri içinde, kendi deyimiyle “Anadolu’dan kopup gelen” Mehmed Hüseyin Çavuş’un not defterinden çıkan anıların arasında bulunan şiirlerden birinin son dörtlüğü bu.

    “Neler neler diyorum yare, açıldı efganım…

    Neler neler diyorum, hepsi… hepsi yalan…”

    Bu da, Hüseyin Çavuş’un nefis cümlelerle yazılmış bir aşk hikayesinin son cümleleri. Gazze’de köy köy yaşanan şiddetli çatışmalar, yokluklar, acılar, kahramanlıklar, ölümler sırasında yazıldı. Kudüs yolunu İngilizlere kapatmak için Suveyş Kanal Muharebeleri, birinci, ikinci, üçüncü Gazze muharebeleri sırasında, Birşiba Muharebesi sırasında yazıldı bu cümleler.

    “Akşam saat altıya çeyrek kala, bir İngiliz tayyaresinden atılan bomba, Ahmed Çavuş komutasındaki topa isabet etti. Yekdiğerini takiben Kozanoğlu Mehmed, Bandırmalı Ömer, Ödemişli Kazım, Lüleburgazlı Halil şehid oldu. Marangoz Abdullah, Kilisli Musafa ağır yaralandı. Sıhhiye arabalarıyla Mesvke’deki sıhhiye bölüğüne gönderilmişlerse de birisinin şehid olduğu anlaşıldı. İşte, bugünün sabahı, sekiz aslan neferin elimden gasbedilmesiyle başladı. Şimdi her tarafta bir musalib harb var. Bakalım… İstikbal… Mehmed Hüseyin: 6/5..”

    Gazze’yi can havliyle savunan Anadolu evlatlarının şehid olduktan sonra ceplerinden toplanan not defterlerinde neler yok ki..

    “Senden ayrıldım. Bak harab oldum.. Beni hep an!.. Unutma…” (Piyade Topçu Mehmed Hüseyin)

    İşti o not defterlerinin sayfalarına, fotokopilerine bakıyorum sabahtan beri. Bir yandan da haber kaynaklarından İsrail’in Gazze’deki kıyımıyla ilgili gelişmeleri, dünyanın sahte ateşkes çabalarını izliyorum. Alelacele yazılmış, bazı cümlelerin üzeri çizilmiş sayfalar. Kiminin üzerinde bağrı yanık bir Anadolu çocuğunun efkarı, kiminin üzerinde öfke ve intikam çığlıkları.. Hepsi ama hepsi, bu toprakları ölümüne savunmuş. Yer yer zaferler kazanmış, ağır kayıplar verdirmiş. 30 bin civarındaki Osmanlı askeri, 85 binin üzerinde İngiliz askerine karşı, bütün imkansızlıklar içinde, o toprakları, köyleri, tepeleri savunmuş. Doksan yıl önce… Bu savaşta İngiliz askerleri tarafından ele geçirilen, Osmanlı askerlerinin kullandığı haritaya bakıyorum…

    Yollar, tepeler, vadiler, köyler.. Çatışmaların yaşandığı her yer.. Gazze, Golan tepeleri… Zeytinlikler.. Hangisinde kaç Anadolu çocuğu gömülü şu an? Doksan yıl sonra bugün İsrail aynı yerleri bombalıyor.. Kudüs teslim olana kadar, o toprakların her metresinde verilen o dehşet mücadeleyi bugün kaçımız hatırlıyor? Kaçımız, İsrail’in bugün yapıp ettikleriyle İngiltere’nin yapıp ettiklerini kıyaslıyor? Kaçımız yüreğimizin bir tarafını hâlâ oralarda hissediyor? Daha o şehitlerin not defterlerini bile okuyamıyoruz!

    Aynı savaşta İngiliz Cavuş Whatley’in anıları derlenip toparlanmış:

    15 Eylül 1917: Bombay’dan Keşmir adlı gemiyle Suveyş Kanalı’na gelişlerini, oradan Kantara’ya geçişlerini anlatıyor. 6 Kasım’da Gazze’ye saldırı hazırlıklarından, Türk keskin nişancılardan, Gazze’yi nasıl bombaladıklarından söz ediyor. Sonraki günlerde; bölgedeki Musevilerin desteğinden, köylerdeki şiddetli çatışmalardan, tarafların verdiği kayıplardan, birkaç saat planlanıp birkaç gün süren çatışmalardan, bir kaç saatlik ateşkeslerden, Türk taarruzlarından, sadece bir köye üç bin top atışından, en şiddetli direnişin yaşandığı Tire köyünden söz ediyor…

    İsrail Gazze’de çocuklara kıyım yaparken, uranyumlu bombalarla kenti harabeye çevirirken bunlara bakıyordum. Daha önce de bakmıştım. Hatta yazmıştım da. Ama, bugünlerde özellikle tekrar tekrar baktım. Kudüs düşene kadar…

    Çünkü bugün o gündü. O zaman İngiliz vardı şimdi İsrail’le birlikte ABD var. Topraklar aynı. Köyler aynı. Kentler aynı. Savunanlar aynı, saldırganlar aynı.

    Bir asır geçti… Bugün Gazze’yi savunanlar, İsrail saldırılarına şiddetli tepki verenler, o gün o topraklarda hayatını kaybedenlerin torunları değil mi? Ceplerinde Anadolu ağıtları yazan gençlerin, Kudüs’ü, Medine’yi, Mekke’yi koruyanların torunları değil mi? Öyleyse Gazze’de olanlara en sert tepkiyi gösterme hakkına sahip olanlar onlar değil mi?

    Bugün sesi en yüksek çıkması gerekenler biz değil miyiz!..

    Ne yazmıştı Hüseyin Çavuş… “Ne bir dua, ne fatiha isterim sizden. İntikam… Ah! İntikam!..”

  11. simdi size Ergenekoncular ile TC basinin baskosesini kapanlarin nasil da zeka ozurlu oldugunu kanitlayacagim.. Winter Fling 🙂

    Once Uzan’in kicinda epey sure beslenen ukalanin yazisi
    —————————————————–
    Enveristler zor durumda – Engin Ardıç – Sabah

    Hiçkimse bize “Atatürkçüler baskı altında” diye maval okumaya kalkmasın… Baskı altında olanlar, Kemalistler değil, Enveristlerdir.
    Atatürk darbeci değildi. En güç koşullarda bile arkasında halk kongresi desteğini (Erzurum ve Sivas), meclis desteğini aramıştır.
    “Legal” olmayan hiçbir iş yapmamıştır.
    “Diktatoryal” yetkilerini bile, en kritik günlerde, meclisten istemek ve almak yoluna gitmiştir. (Hani tıpkı Abdullah Gül’ün de rektör atama yetkisini yürürlükteki anayasadan aldığı gibi canım!)
    Bunlar, Mustafa Kemal Paşa’nın değil, Enver Paşa’nın manevi torunlarıdır. Talat Paşa’nın, Yakup Cemil’in, İsmail Canbolat’ın, Bahattin Şakir’in,
    Doktor Nazım’ın torunlarıdır.
    Onlar seçim sevmezler, Babıali’yi basarlar, Harbiye Nazırı’nı vururlar, hükümeti istifaya zorlarlar, iktidara el koyarlar.
    Sonra da Ermeni öldürürler.
    Gene öldürdüler, üstelik savunma bakanını da herhalde vurmayacaklardı ama bu kez başaramadılar.
    Bugün zor durumda olanların manevi dedeleri Atatürk’ü de hiç mi hiç sevmezlerdi.
    Kaç kere öldürmeye kalktılar!
    On iki, tam on iki suikast tertiplendi Atatürk’e karşı, on iki!
    Daha Selanik’te, sonradan Ankara valisi olacak, İzmir suikastı nedeniyle de asılacak ünlü tetikçi Abdülkadir, Atatürk’ü öldürmeye kalkmıştı… Abdülkadir, hani şu gazeteci katili, Ahmet Samim’i Bahçekapı börekçi fırınının önünde vuran tetikçi… Polis onu arar gibi yaparken o sığındığı karakolda komiserin ısmarladığı orta şekerli kahvesini içiyordu.
    Darbeciler onun torunlarıdır.
    Ergenekon örgütü, Atatürkçü değildir. Ergenekon, faşist bir örgüttür.
    “Sebeb-i hayatı” ve “velinimeti” olan Amerika’nın elini ısırmış, komünistlere karşı, esas olarak da Rusya’ya karşı gizli ve pis bir savaş sürdürmek amacıyla kurulduğu halde “kendi kontosuna iş tutmaya” kalkmış, NATO’dan çıkmayı, Rusya, Çin, Hindistan ve hatta İran’la ittifak yapmayı isteyecek kadar saçmalamıştır… Kendisine çizilen çerçevenin dışına taştığı hatta çerçeveye tükürdüğü için şimdi tasfiye edilmektedir.
    Bu örgüt içindeki birtakım anlı şanlı bürokratların “Şeriatçı İran’la ittifak istemeye utanmıyor musunuz?” sorusuna verecek yanıtları yoktur. Kaç kere sorduk, ses çıkmadı, çıkamadı. Bize Atatürkçülük mavalı okumasınlar şimdi…
    Örgütün bir kesimi “bal tutan parmağını yalamaya” yani mafyalaşmaya, uyuşturucu işlerine falan bulaşmaya da kalkmış, duvara değil de kamyona toslamış, bu da sonunu getiren önemli bir boyut olmuştur.
    Ezcümle: Devlet, bağırsaklarını temizlemektedir!
    Bu örgütün avukatlığına Atatürkçülük adına soyunmak, ister politikacı olsun ister basın mensubu, utanç verici bir gaflet olarak birilerinin alnına yapışıp kalacaktır.
    Olayı hafife alan, önemsememeye, örtbas etmeye, sulandırmaya çalışan bazı basın mensupları kazın ayağını gördüler.
    Politikacılar da buna halkın ne diyeceğini seçimde görecekler… Aslında hep görmekteler…
    ————————————————
    Bu da Cemal Pasha’nin torunu Hasan Cemal. Yillarca Ilhan Selcuk ile Cumhuriyet gazetesinde calismis bir sahis.
    ————————————————–
    Türkiye, Humeyni öncesi ve sonrası gibi mi?.. – Hasan Cemal
    Ergenekon, Baykal, İlhan Selçuk, darbe!

    Deniz Baykal’ın önceki gün televizyonda Ergenekon’la ilgili basın toplantısını izlerken dehşete kapıldığımı söyleyebilirim, acaba ben başka bir ülkede mi yaşıyorum diye…
    Deniz Baykal bugün Türkiye’de yaşananları, ‘Hitler öncesi ve sonrası’na benzetti, ‘Humeyni öncesi ve sonrası’na benzetti. Humeyni ve Hitler’inkine benzer bir rejim değişikliği sürecinde olduğumuzu öne sürdü.
    Ve ekledi:
    “Cumhuriyet çok köklü bir nitelik değişimiyle karşı karşıyadır.”
    Gerçekten öyle mi?
    Hitler’inki gibi, Humeyni’ninki gibi bir rejim tehlikesinin içinde miyiz?..
    İlhan Selçuk bu görüştedir.
    Öteden beri böyle düşünür.
    Türkiye’nin AKP hükümetiyle birlikte ‘sivil, dinci bir karşı darbe’ yolunda yürüdüğünü, son zamanlarda bu yolculuğun özellikle hızlandığını yazar. Kendisinin de sanıkları arasında yer aldığı Ergenekon’u bu bakımdan çok önemli bir gösterge sayar.
    Türkiye’yi Amerika’nın tezgâhıyla bir ‘İslamcı faşizm’in beklediğine inanır, dünkü yazısında belirttiği gibi… Ama bu konuda İlhan Selçuk’un geçen haftaki bir yazısı ilginçti.
    Başlığını özenle koymuştu:
    “Asker Darbe Yapar mı?..”
    2003’te, 2004’te yapamadı.
    Ergenekon sanıklarından eski Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur Paşa’nın Sarıkız ve Ayışığı isimli darbe planları uygulanamadı.
    Ya şimdi ne olacak?..
    İlhan Selçuk, Amerika’nın AKP’yi alet ederek Türkiye’de tehlikeli bir oyun tezgâhladığını, böylece Türkiye’nin zamanla İran’laşacağını belirttikten sonra, “Asker darbe yapar mı?” sorusunu yazısının sonunda şöyle yanıtlıyor:
    “TSK bugünkü koşullarda darbeden uzak… Ama, bu gidişle TSK’ya dinci darbe geliyor.” (Cumhuriyet, 3 Ocak 2009)
    İşte böyle.
    TSK’ya dinci darbe geliyormuş…
    İlhan Selçuk’un böylesi yazıları neden yazdığı malum. ‘Sivil darbe’ye, ‘dinci darbe’ye veya ‘karşı devrimci darbeler’e karşı çare olarak ne düşündüğü de yıllardır sır değil.
    Cumhuriyet’in ikinci sayfasındaki köşesi bu konuda yıllardır çok samimidir, açık dillidir.
    Biliyoruz İlhan Abi’yi…
    Peki ya siz Sayın Baykal?..
    Neyin peşindesiniz?..
    Ana muhalefet liderisiniz.
    Ve Türkiye’nin İran’laştığını söylüyorsunuz. Humeyni öncesi gibi, Humeyni sonrası gibi rejim değişikliğinden söz edebiliyorsunuz.
    İş bitmiş o zaman!
    Başka söylenecek ne kaldı ki?
    Savaş ilan ediyorsunuz!
    Farkında mısınız?
    Türkiye’yi korkunç bir şekilde ‘cephe’leştiriyorsunuz.
    Farkında mısınız?
    Neden?
    Aklıma takılıyor:
    (1) Oyunuzu 29 Mart’ta birkaç puan daha artırmak için mi bütün bu savaş tamtamları? Ya artmazsa oyunuz? Ya 22 Temmuz’a benzer bir tablo çıkarsa yine? Ya da bu savaş ve cepheleştirme stratejiniz ters teper de, 22 Temmuz’u da aşan bir sonuç alırsa AKP, ne olacak o zaman?..
    (2) Yoksa darbe mi? Asker müdahalesi mi? Sayın Baykal, bu kadarına ihtimal vermek istemiyorum. Ama eğer “Hitler öncesi gibi, Humeyni öncesi gibi” diyorsanız ana muhalefet lideri olarak ve iktidarda da yüzde 47 oyla oturan bir parti varsa, ne olacak o zaman, geriye ne kalacak ki?
    Sayın Baykal;
    Evet, sizi önceki gün televizyonda izlerken gerçekten dehşete kapıldım.
    Ve demokrasi adına üzüldüm.
    Türkiye’yi böylesine germenin ve cepheleştirmeye kalkışmanın siyasal sorumlulukla bağdaşmadığı kanısındayım.
    Ergenekon’la ilgili olarak soruşturmada, yargılamada hukuk açısından bazı aykırılıklar, ölçüsüzlükler yok değil, elbette var. Bunların sergilenmesi ve eleştirilmesi de doğrudur.
    Ama bunun ötesinde, Hitler ve Humeyni çağrışımlarıyla birlikte yapılan siyasi savaş çığırtkanlığının bu ülkenin demokrasi tarihine kötü bir sayfa olarak geçeceğine inanıyorum.
    Çok yazık!
    ———————————————-
    siz ne anladiniz bu durumdan ? Guya Ergenekoncular ‘enveristmis’ de… Ulen Ergenekon’un gobeginde olan sabetayci Ilhan Selcuk’u Iran’a yaklasacak. Iran olacagiz diye adam havaleler geciriyor.
    Bu ergenekoncular aslinda “DUN BOKTULAR, BUGUN KOKTULAR!”

  12. 40-50 sene NATO’da NATO ile calismis generallerin emekli olunca NATO’ya karsi cikmasi cok komik agalar.. Siz inansaniz da ben inanmam 😉 Winter Fling

  13. Bosna’da musluman kiriminin Israille (Yahudilerle) iliskisi olabilir mi ? Eger okudugum kaynaklar gercegi soyluyorsa iliskili olmasi 100%. ABD’nin neden uzun sure sessiz kaldigi ortaya cikiyor galiba. Simdi size ozet bir tur yaptirayim. Iddiaya gore Buyuk Muftu Mohammad Amin al-Husseini (bu arada Yasser Arafat Mufti’nin yegeni) Filistine yahudi akisini durdurmak icin Hitler ile isbirligi yapmis. Bir sure Hitlerin Berlin’de konugu olmus. Hitler ile fotograflari da var. Almanya’da bulundugu sure icerisinde Bosna’ya gecerek Muslumanlardan olusan “Hanjar (Saber) Division”i (Hancar Bolugunu) kurmus. Ve bu boluk Balkanlardaki yahudilere soykirim yapmis. Iddialar bunlar… Simdi Bosna’daki musluman soykirimini iyi irdelememiz gerekiyor.
    Bu arada sunu ilave edeyim.. Bu muftu 1. dunya savasinda Osmanli ordusuna katilmis ve ayni zamanda Istanbul’da okumus.
    Kaynak:
    1) http://www.eretzyisroel.org/~jkatz/recruited.html
    2) http://www.palestinefacts.org/
    3) Wikipedia…

  14. Ehhh iste.. Oktay Eksi’nin atadigi rektor ancak Oktay’in kapasinde olur. Universiteler niye nal topluyor zannediyorsunuz ? 🙂
    Winter Fling

    Rektörleri Oktay Bey atayınca iyi… Taha Kivanc

    Daha önce de hafif tertip fark eder gibi olmuştum, ama bu defa eminim: 28 Şubat ‘devlet’ kavramının değerini düşürmüş; bazıları devlete ait olanları babasının malı sanıyor. Oysa, atalarımız, “Mahkeme kadıya mülk değildir” sözüyle böyle bir yanlış algılamanın önüne geçmeye çalışır…
    Cumhurbaşkanı Abdullah Gül YÖK tarafından gönderilen listelerden rektör olmaya layık gördüklerini belirledi. YÖK’ün liste başına yerleştirdiği isimler lehinde kullanmış çoğu tercihini; ikinci ve üçüncü sıradan tercih ettiği birkaç kişi de olmuş… Seleflerden pek bir farkı yok Abdullah Gül’ün tercih kullanma tarzının…
    Tepkiler farklı oldu ama: Seçilmeyen adaylardan bazısı yeri göğü inletiyor, bazı üniversitelerde isyanları oynayan öğretim üyeleri var.
    Rektör atama işiyle yakından ilgili meslektaşlar var. Abbas Güçlü gibi kendini eğitim alanına hasretmiş yazarları, ya da eğitim muhabirlerini kast etmiyorum. Her gün değişik konularda kalem sallayan kıdemli yazarlar var bu alanı kendine dert edinen… Bunlardan biri Hürriyet’ten Oktay Ekşi. Nitekim Hürriyet başyazarı dünkü yazısını bütünüyle bu konuya ayırmıştı.
    Konuya destursuz giren diğerleri gibi “Sıra değiştirmeye, birinci dururken ikinci veya üçüncü sıradakini rektör atamaya ne hakkı var Cumhurbaşkanının” demiyor Oktay Bey; daha önce burada suçüstü yaptığım için diyemiyor muhtemelen… Dediği, rektör olarak yeni atanan öğretim üyelerinin yeterince ‘Atatürkçü’ olmayışları… Nereden ölçmüşse o insanların Atatürkçülüğünü, onları atayan makama ateş püskürtüyor. “İyi puan almadı” diyor Cumhurbaşkanı Gül için…
    Oktay Ekşi de yazar olarak benden pek yüksek puan alamıyor, ama ne yapsın okurları, onu şikayet edecek mercileri bile yok…
    Cumhuriyet yazarı Cüneyt Arcayürek’in yakın siyasi tarihimizi anlattığı ‘Büyüklere Masallar, Küçüklere Gerçekler’ genel başlıklı kitaplarının ‘Geri Gidişe İzin Yok’ adını taşıyan onuncusunda, Oktay Ekşi’nin rektör atamalarına müdahale etme girişimi belgeleniyor.
    İnanılır gibi değil, ama gerçek… Hürriyet başyazarı bir öğretim üyesi lehine en son karar mercii olan Cumhurbaşkanı nezdinde lobi faaliyeti yapmış…
    İnanmayan o sırada Çankaya Köşkü’nde Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e danışmanlık yapan Arcayürek’in anı kitabının 67. sayfasına başvurabilir. İşinizi kolaylaştırmak için ilgili satırları buraya aktarayım: “Oktay Ekşi telefon etti. Samsun’da 19 Mayıs Üniversitesi’ne 1. gelen ismi değil, Naci Gürses’in atanmasını istedi. (..) SD (Süleyman Demirel)- (Önüme bir sayfalık yazı koydu. Şöyle bir göz attım: Üniversite rektör adayları için bazı notlar. 19 Mayıs Üniversitesi’ndeki 1. ve 2’incileri aynı derecede olumlu ve başarılı diye gösteriyordu yazı.) Bana bunu MİT verdi. Ama Oktay’ın söylediklerini not edeyim.”
    “Demirel de Oktay Ekşi’nin dediğini dinlememiş” dersem inanın lütfen. Olayın devamı da var Arcayürek’in kitabında (s. 72): “Öğleden sonra Oktay Ekşi aradı. İstanbul’a dönmüş (12 Temmuz 1996). Anlattı: YÖK’te rektör atamaları üzerinde liste yapılırken, YÖK başkanı Kemal Gürüz dışarı çıkıp gelmiş ve ‘Cumhurbaşkanı, Naci Gürses’i listeye koymayın’ diyor demiş. Rezalet oldu. Galiba Necdet Seçkinöz’ün marifeti. Tam bir saray entrikası.”
    Prof. Mehmet Sağlam YÖK başkanlığından siyasete atılmak üzere ayrılırken, Çankaya’ya çıkıp Cumhurbaşkanı Demirel ile görüşmüştü. Ayrılırken, “Halefin konusunda bir tavsiyen olur mu?” diye soran Demirel’e, “Kimi isterseniz atayın, Kemal Gürüz dışında” dediğini kendisinden dinlemiştim. Malum, Demirel, YÖK’ün başına Kemal Gürüz’ü atamıştı…
    Aynı numara Oktay Ekşi’ye de çekilmiş işte…
    Hürriyet başyazarı bu tür müdahaleleri hep yapıyor. Bir ara CHP’den milletvekilliği de yapmış olan Prof. Yaşar Nuri Öztürk’ün dekan olarak atanmasını sağlayan kişi de o… Rektörlük boyunu aşmış olsa da, dekan atamasında başarılı olmuş.
    Etrafta belgeler uçuştuğu için bu bilgiyi oralarda aramayın. Tanık Yaşar Nuri Öztürk’ün kendisi: “Bu sıkıntılı günlerin birinde sevgili Oktay Ekşi Ağabey’le dertleşirken konu bu kadro işine geldi ve uğradığım yobaz zulmünü anlattım. Dedi ki Oktay Ağabey: ‘Yahu, bizim Cem’i Bey’le bir görüşeyim, onun böyle bir kadroyu açma imkânı olabilir mi diye sorayım…’ / Ve görüştü sevgili Oktay Bey. Sonra beni aradı ve dedi ki: Derhal Cem’i Bey’e git! Seni fikirlerinden gıyaben tanıyor. Durumu birlikte konuşun…” Sonucu biliyoruz: Prof. Öztürk, önce profesör oldu, sonra da Cem’i Demiroğlu’nun rektörlük yaptığı üniversitede İlahiyat Fakültesi dekanı…
    Üzüntüleri, kendi ‘lobi’ faaliyetinin artık işe yaramaması yüzünden olmasın?

  15. İsrail Yahudi ve Tevrat Gerçeği
    Büyükelçi Rezaletiyle birlikte İsrail ile ilgili yorum yapan yapana Bu halkın NE olduğu ve İNANCInın Hangi Mesaj içerdiği Doğru AnlaşıLMALIdır Bakın İsrail kelimesinin Anlamlarından birisi de Hz.Yakupun Rüyasında Tanrı Yehova ile sabaha kadar Uğraşmasından mülhem olarak Tanrı ile Güreşen mücadele eden anlamındadır
    İsrail kavmi bundan dolayı Haşa Tanrıya da Meydan Okuyan 1millettir Öyle ki Yakup Tanrı ile güreşmesi sonucu uyluğundan zarar görmüş ve topallamaya başlamıştır Bundan dolayı dindar Yahudiler Asla uyluk kemiğindeki eti yeMmezler BALAM hikayesinde anlatıldığı üzere İsrail İş te ayrı oturan 1kavimdir Milletler arasından sayılMAyacaktır Tanrı YEHOVA aynı zamanda orduların RABBidir O kızdığı zaman bazen Yahudileri de cezalandırabilir ama yeri geldiğinde kendi Seçkin ve Seçilmiş kavmi olan İsrail milletinin çıkarı ve bekası için BEBEKten Kadına İhtiyara eşeğe ineğe velhasıl NEFES alan HER Canlıyı acıMAdan KATLETme Emri verebilir (Hezekiel) Yani tam manası ile İntikamı rahmetinden merhametinden acıMasından şefkatinden çok katmerli olan bir Tanrı Anlayışı ve İnancı ile Karşı Karşıyayız İşte Tanrı Anlayışı Böylesine İNTİKAMCI ve KİNCİ 1Yorumla Tevhit geleneğindeki anlamından SAPTIRILmış İNANCIN Mensuplarından İnsanlığa Fayda Barış Merhamet beklemek herhalde ABESTLE iştigal olsa gerek Öyle ki muharref Tevratın-Tora (kutsal kitabın tümü -Tanah) salikleri yeri geldiğinde yani çıkarları ve bitmez tükenMEZ Arzuları tehlikeye girdiğinde Zekeriyye Yahya Amos Hezekiel İSA gibi Peygamberleri de KATLETMEKTEN çekinMEZler Yine İçİMİZdeKi Yahudinin Romaya yürümeye hazırlanan Fatih Sultan Mehmeti Zehirlediği İddiası vardır Yine 1diğer İddia Fatihi onu zehirleyen YAKUP Paşanın DeDeLeRi İSLAM Peygamberini de Zehirlediği İddiasıdır Hayberde Peygamberi zehirleyen kadın Zeynep binti Harise YAHUDİydi Öyle ki Peygamber hayatı boyunca o Zehrin etkisinin kendisinde devam ettiğini itiraf etmişti Vefatının nedenlerinden birisi de Yahudi kadının verdiği zehrin etkisinden olabilir Şimdi İçİmİzDekİ İsrailin kısaca Profili Bu Bazıları tüm Yahudiler böyle değil diyebilir Tabii ki Fakat Siyonist IRKçı olMAyan humanistik ve reformist Yahudilerin Filistinde acıMAsız katliam yapan Ferisi KöKenLi Rabbinik / Ortodoks İsrail devlet aygıtı üzerinde etkileri YOK denecek kadar AZdır Yani insancıl olanları en azından öyle görünenleri sadece birer İstisnadırlar o kadar Bu gruplar İsrail devletini yönlendireMEdikleri gibi İsraile Hakim olan Fundamentalist ve Entegrist Yahudilik Anlayışı Humanistik ve Reformist Yahudileri DışLaMakTadırlar Geçmişte filozof Spinoza örneğinde olduğu gibi açıkça tekfir etmektedirler KURAN EhLi kitap içerisinde müminlere En AZILI Düşman olarak YAHUDİLERi bulursunuz Diye boşuna hüküm içermemektedir Bazıları Bu Ayetin konjonktürel olduğunu yani dönemin Beni Kaynuka Beni Nadir ve Beni Kurayza Yahudileri ile ilgili olduğunu iddia ederler Tamam da tefsirde basit 1yorum tevil ilkesi vardır NeDiR O? Ayetin iniş sebebinin özel olması hükmünün ve manasının umumi yani genel olmasına mani Değildir O zaman Yahudiler Peygambere AMANSIZ düşman idiler de şimdi Dost Mu oldular? Günümüz dünyasında Yahudiler kimlere dosttur kimlere düşmandır? Bazıları diyor ki YAHUDİLER Türklere Karşı savaşMAdılar… Oysa Çanakkalede Zion=Sion KATIR ALAYI ile İngiliz ve Fransızlara DESTEKverdiler Suveyş KANAL Harekatı sırasında İngilizlerle Birlikte Hareket Ettiler Filistin cephesindeki savaşların HER aşamasında Türkler ALEYHİNE CASUSLUK yaptılar Bugün Finans Kapital destekli bazı Medya ve ParaMiliter gruplar ARACILIğı ile MiLLeTiMiZiN ÖZGÜR İRADESİNE TaRiHsel ve ToPLuMsal Değerlerine Karşı olabildiğince BüYüK 1şiddetle saldırMıyor Mu? İçİMİZDE muharref Tevratın SAHTE Türk KiMLiKLi EVLATLARI VAR Bunlara DiKKaT edilMEZse Bu gruplar Açık ve Seçik Deşifre Edilip ORTAYA çıkarılMAZsa İktidar ve Yönetme İRADEsinin KİMDE olduğu GiZemLiLiğiNi Korur Natorei Charta cemaati gibi Siyonist / IRKçı olMAyan Tanahın (Tora-Neviim-Ketubiim) İntikamcı KİNCİ ve KATLİAMCI yorumunu yapMAyan Hz.İbrahim Hz.Musa Hz.Yusuf GiBi BüYüK Peygamberlerin Barış Selam Esenlik Aşk Rahmet ve Merhamet Mesajlarına Bağlı kalan Yahudiler de var ANCAK bu tür Yahudilerin SAYISI o kadar AZ ki.. Oysa tarih boyunca sürgünler yaşayan son olarak İspanyada Katoliklerin katliamına maruz kalırken Türk-Osmanlı Hakanı 2.Beyazıt tarafında Türkiyeye getirilen ve yüzyıllarca huzur içinde yaşayan Yahudiler gerçeği var Yine Hazar Türklerinden Musevi Türkler var SON İsrail-Türkiye gerginliği ile ilgili açıklamaları yorumları izlerken üzerinde DURULMASI gereken KONULARI da Göz Ardı etMEmek Gerekir Günün Sözü Kişinin beyanına güvenMe yanılabilirsin İYİ TANI Sonra Güven
    2-/ ………
    Makam Hırsı şöhret Hırsı para Hırsı ile Kişilik BOZUKluğu olan Tipler AJANlık işBiRlikçiLik için EN Uygun Tiplerdir HELE 1de birazDA Statü kazandırıldı mı Salyalı tipleri 1bakarsınız ki Siyasi Lider Din adamı hocaefendi şeyh görüntüsü ile saygınlık kazandırılmaya çalışır..
    Biat ettirici psikolojik yöntemler de uygulanınca alın Size Siyasi Ya da Din önderi..
    Aynı uygulama her alanda geçerli.. Siyasi iktidara getirilenlere 1bakın! Hangi tipler İslam ülkerinin yöneticileri..Tarih boyunca yaşanan bu gerçeklik şimdi de İslam dünyası için uygulanıyor.. ABD SAHTE Dinler oluştururken özellikle İSLAM dünyasına UCUBE tipleri Din adamı olarak Lanse etmeye Ağırlık veriyor CIA himayesinde OKULLAR Znciri ile İSLAM dünyasında Zehir KUSUCU Faaliyetlerine devam ediyor..Bazı PSiKoLoJiK SoRuNu olan tipler de peşinden gidebiliyor.. Dün böyleydi Bugün de böyle NE Yazık ki! Müslümanlar Kurtuluş Simidi olarak nedense Lanse edilen Kişilik BOZUKluğu olan Tiplere biat etme ZAAFiYeTinde bulunabiliyor
    İngilizler; Hz.MUHAMMEDin sav Anne ve Babasının Kabrini YOK eden Peygamberimizin Kabrini YIKMAYI isteyecek kadar SAPKIN 1Mezhep olan VAHABi Mezhebinin (Ki BU Yıkıma Atatürk ENGEL olmuştur) Arap yarımadasını ele geçirmesini sağlayarak; Arapların Osmanlıyı ARKADAN vurmasının TEMELlerini atmıştır VAHAbiliğin KuRuCuSu olan ŞEYH Muhammed bin AbdülVAHHABın DEDEsi BURSALI 1Yahudi Şeyh AbdülVAHHAB’ın DEDEsinin ASIL ADI Süleyman Değil ŞULMANdı schulmann 16.Yüzyılda BURSAda yaşayan YAHUDI 1Tüccar olan ŞULMAN
    Batı öteden beri kendisi savaşmak Yerine ülkeleri ve halkları 1BiRiNe Düşman etmeyi ve onları SaVaştırmayı Başarmıştır Yüzlerce yıl Doğu topraklarını istila etme teşebbüsünde bulunan Emperyalist Batı savaşla elde edeMediğini HiLe ile elde etmiştir Batı AKILCI Doğu ise KADERcidir Bu yüzden Doğu insanlarını 1Birine düşürmek için EN iYi Yöntem Din olarak belirlemiş ve bu konuda da başarılı olunmuştur. . . .
    Batının 1700lü yıllardaki istila ve sömürü isteği günümüze kadar ARTARAK devam etmiştir Her biri Emperyalist Batının AJANI olarak çalışan misyonerlerin başkanı Samaul Zouimer sömürgeci Hıristiyanların fikirlerinde 1değişiklik olmadığını 1935 yılındaki beyanında açıkça göstermiştir Sizden Müslümanları Hıristiyan yapmanızı istemiyorum Sizin ASIL göreviniz Müslümanları İslamDan UZAKlaşTIRmaktır Eğer bunda başarılı olursanız İslam memleketlerinin Sömürge Haline gelmesi için fetih yollarını aşan ileri KaRaKoLlar kurmuş olursunuz
    İSLAM DünyaSInın KURTULuşu Müslımanların KeNDiLeRiNe ÖNDER diye seçtikleRiNi iYi Gözden GeçirmeLeRiNe Bağlıdır..Tabi PSiKoLoJik SORUNU olanlar Bunun NE anlama geldiğini düşüneMEZ Bile Çünkü Gözler Kör Kulaklar Sağır Kalpler Mühürlü ise yapacak 1şey YOKtur Günün Sözü Rakibinin Nne yaptığını ve Ne yapacağını bilMezsen oyuna her zaman gelirsin TAMAMI http://acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=8557
    selam ve dua ile
    http://ha-ber.net/index.php?option=com_content&task=view&id=5600&Itemid=168

  16. Müthiş tespitler, elinize sağlık

    tam gaz devam inş. böyle derlemelere…


Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: