Tekzib Polemiği-Ahmet-Mehmet-Ortatv-SüperEgo-Kara Murat, Malkoçoğlu, Durak Bey-

Aktarma Yapılan İnternet Adresi

-Ahmet-Mehmet-Ortatv-SüperEgo-Kara Murat, Malkoçoğlu, Durak Bey-

Yazan: Münir Oyunbozan

Orta’lık Magazine

Magazine yapalım biraz dostlar.

Basında polemikler meşhurdur; bu polemikler gazete sayfasında kalır, iki tarafdan biri pes edene veya anlatmaktan bıkana kadar devam ederdi, meşhurlarını bazılarının kitablaştırılmış olması ile okumuş olabilirsiniz.

Şimdi durum değişti ama arkadaşlar.

Hem internetin çıkmış olması ve –Ulaştırma Bakanının kulakları çınlasın- bu “zımbırtının”in tam bir “gerilla savaşı” tarzında “vur-kaç” taktiği ile kullanılıyor olması (“hukukun siyasallaştırılması” gibi “internetin siyasallaştırılması” mı desek ve bunda haklı olur muyuz, bilemem) hem de artık eski gazetecilerin kalmaması sebebiyle polemikler gazete sütunlarında kalmıyor, mahkeme koridorlarına kadar taşınıyor. Bu böyle biline.

“Çantacılıkdan” geldiğine dair “güneş” gibi rivayetler olan Mehmet Barlas ve tüm ailesi (oğlu-hanımı-kızı-gelini vb.), “herşeyin çakması” olduğı gibi “çakma Nişantaşlı” olduğunu da söyleyen ve iki sevimli ihtiyar “Anadolulu” ebeveyne sahib Ahmet Hakan Çoşkun arasında bir polemik başladı, hatta bu polemik gazete sayflarında kalmadı internete taşındı, “feys” de ve “tivitır”da da tek kelimelik “geçirmeler” ile sür-gitleşti.

Tam bu esnada da işe, “çakma nişantaşlı”nın “kankisi” olduğu rivayet edilen “odatv” işe katıldı.

Arkadaşlar, bu “odatv”nin niye “oda” ismini aldığını bileniniz var mı bilemiyorum, ama kesin birşey söylemek gerekirse itiraf ediyorum, ben de bilmiyorum, “tv”lik kısmının zaten ilk günlerde “mediaplayer” ile hazırlanan basit bir “video”nun üzerine yazı veya ses bindirmek veyahut sadece röportajlarla sınırlı kaldığını, “ne biçim tv burası?” diye soran çok olunca herhalde, eskiden haber metinlerinin tepesinde vidyo görüntüsü üzerine “bu haberin vidyosu hazırlanmamıştır” diye not düşerlerdi şimdi “o-da” kaldırıldı, ama ismi hâlâ “oda tivi”…

Fakat dostlar bir fikir jimnastiği yapalım, Soner Yalçın’ın meşhur olduğu çalışmalar hangisi? Elbette “Efendi” serisi… Ve “Uğur İpekçi” ismiyle yazdığı aynı yazılar. Ne anlatıyordu orada, doğru yanlış olduğuna karışmadan, cevab verelim, bugün ismi Müslüman-bizden görünen pekçok kişinin aslında bizden olmadığını-Sabati olduğunu… kitablarında, yazılarında “devşirme” üzerinde duruyordu, bunların şimdi “şurda” durmalarına rağmen aslında “köklerin”nin bilmemne olduğunu felan. Daha once beraber olup sonradan ayrıldığı Perinçek ne diyordu bunun için, “MİT tarafından devşirilmiştir.” (Elbette tam bu değil, uygun olsun diye sözünü çevirdik, ama bu anlamdaydı dediği Perinçek’in)

Peki “devşirme” denilince akla gelen ne?

Yeniçeri!

Yeniçeri denilince de “ORTA-ODA”lar…

Hafızam yanıltmıyorsa, 127 orta-oda’dan oluşan bir askeri birlikdi Yeniçeriler Osmanlı kara kuvvetleri içinde…

Acaba diyorum, “tez olsun” diye söylüyorum, Soner Yalçın’ın websitesine o ismi vermesinde böyle bir “anlam” olabilir mi?

Hayır yani, “YENİÇERİ BOZMALARINI” websitesinden cansiperane ve hertürlü doğruluktan uzak bir şekilde yalan-yanlış savunuyor da onun için böyle bir anlam olabilir, diye düşünmemek mümkün değil elbette.

Konumuza gelirsek.
Polemik Başlıyor!

Polemik, Ahmet ile Mehmet B. arasında; “yeniçeri bozmalarını savunanlar” sonradan müdahil oldular, hani “bize bişey çıkar mı acaba” dürtüsü ile…

Ahmet, Barlasların sitesinde bir yazarın akla hayale gelmedik yazılar yazdığını, Başbakan hakkında çok fena sözler sarfettiğini, “ey liberal Barlaslar, bu ne biçim iş, bu ne?!” demeye getiren bir yazı yazmıştı bir hafta-on gün once… Polemiği yani Ahmet başlatmıştı.

Polemik gazete sütunlarından “tivitıra” taşınmıştı, elbette Mehmet B. ilk başlarda cevab vermemişti, ama “ailece aktif” olarak kullandıkları “tivitır”da “tivit’ledikleri” ile Ahmet’in hakimiyet sahasına (veya tuzağına) girmişler ve karşılıklı olarak “Başbakan hakkında ileri-geri atıp tutan Mehmetin yazarı” vurgusuyla başlayan polemik, “istihzalarla” ilerlemeye başlamıştı.

Okuyalım:

“- KOPYACI SUHTE:
Ahmet Hakan, dün Hürriyet’teki köşesinde hem bana hem de eşime, kızıma, oğluma bulaşmış.
“Yine nereden esti” diye merak ettim ve bulaşırken kullandığı “Mafya ailesi” benzeri ifadeleri Google’a yazdım. Onun yazdıkları yamyamlığı ekol haline getirmiş bir internet sitesinde daha önce yayınlanmış. Ahmet Hakan da aynen alıp yazmış bunu.
Meğer sade “Çakma” değilmiş.

Uzaktan kumanda ile ona buna bulaşan kopyacı bir beyinsiz robot rolünü de üstlenmiş.
Bir sabah uyandığında yorganının altında kesik bir at başı bulursa bunu bizim mafya ailesinden bilecek artık.
Hürriyet’in bir köşesinde mürekkep yerine çamur kullanılması şimdilik Aydın Doğan’ın sorunu.
Ailelere bulaşmanın ne kadar ayıp olduğunu kız babası Aydın Doğan’ın en iyi bilmesi gerekir.
Bakarsınız yarın da bu sorun Murdoch’un olur.
Açıkçası sıkıldım bu hünsa beyinli çakmadan. Bunlar “Erkekleri cumaya, kadınları yemeğe davet etmeli” benzeri söylemleri Nişantaşı jargonu olarak sunarlar twitterde…”

Gasteci bir babadan “yalı’lı”, köklü bir sabati ailesine damat olan Mehmet B.’ın kavanoz dipli gözlüklü prof’la yaptığı programlardan “ne sabırlı adam” kisvesi ile çıktığına dair fikirler olsa da orada yaptığı “bel altı vuruşları”, istihzalı sözleri ile aslında çatır çatır çatladığı, ağzını bozmadan kinayelerle idare ettiğini görüyorduk, şimdi de şu yazdıkları ile bunu kanıtladı.

Ahmet’in sorduğu sorulara Mehmet cevab vermedi, tüm ailesi “tivit”ledi, aşağılayarak cevab verdiler sadece; ama Mehmet’in yukarıdaki yazısında da görüleceği üzre Mehmet B. bir yazı yazınca dayanamadı, “beyinsiz robot… uzaktan kumandalı.. hünsa beyinli çakma…” taltifleri (!) ile yazsını döşeniverdi; ama görüyorsunuz, “Ahmet Hakan, dün Hürriyet’teki köşesinde” diyerek aslında bahsettiğimiz gibi neredeyse on gün once Ahmet’in yazısıyla başlayan tartışmayı “yeni görmüş” gibi yapmaya çalışarak…

Acaba niye?

Basit dostlar, basit.

Çünki yazısında diyor ya, “Google’a yazdım. Onun yazdıkları yamyamlığı ekol haline getirmiş bir internet sitesinde daha önce yayınlanmış. Ahmet Hakan da aynen alıp yazmış bunu” demek için…
Fırsatçı Ortatv!

“Yamyamlığı ekol haline getirmiş” dediği yer, “yeniçeri bozmalarının savunmasını” yapan “ortatv”…

Aklınca, “görün işte bana saldıranlar kimler” demeye getiriyor, “ergenekoncu” yapıp çıkacak” yani Ahmet’i…

“Orta-Oda”da neler yazılmış? Okuyalım, öğrenelim:

“-BARLASLAR MAFYALAŞTI

Barlaslar’ın bir aile sitesi var… Sahibi Mehmet Barlas’ın oğlu Cemil Barlas, Canan Barlas da en kıdemli yazarı. Odatv’de zaman zaman Barlas Ailesi’nin resmi görüşünü veren bu siteye cevab veriyoruz.

Bu sitede Barlaslar’ın bir tetikçisi var. Cahil ve toy bir tetikçinin yazdıkları önemli değil, değerlendirmeye değmez.
Ancak Barlaslar’ın sitesinde uydurma isimle yazan bu tetikçi, Mehmet Barlas ile polemik yapan isimleri açıkça hedef gösteriyor. Vurmakla kırmakla, “Ermeni çocuğu” veya “Alevi” gibi ifadeleri kullanarak yazı yazıyor.

Odatv olarak tarihe not düşelim. Kim demokrat, kim ırkçı, kimin mafyöz ilişkileri var anlaşılsın.

Önce sitede tetikçinin yazdığı yazıda Nedim Şener eleştirisine bakalım: “Ermeni çocuğu Hrant DİNK’in ölümüne bizim Hanefici Nedim acaba neden bu kadar çok sahib çıkıyor? Sakın adalet için demesin”

Aynı yazıda Mehmet Barlas ile son dönem sıkça polemiğe giren Ahmet Hakan’a açıkça tehdit içeren şu ifadeler yazıyor: “A.HAKAN C. çok konuşmaya başladı. Yakında bazı şeyler olursa niye oldu diye sormasın…Yaptıklarının sonucu ve yazdıklarının mükafatı deyip fazla dürtüklemesin…Unutmasın, son olarak geçirdiği kazayı kolunu kırarak kurtarmıştı…’MEN DAKKA DUKKA’. Dilerim hatırdan çıkarmaz, kendine çeki düzen verir.”

Yine Barlaslar’ın tetikçisi aynı yazıda Odatv editörü için şunları söylüyor: “Patenti bizde olan ve yayılmaya başlayan ‘KARANLIK ODA’nın’ SON-ERİ… Herhalde yanındaki ALEVİ editörü ile birlikte bana açtıkları davaya malzeme toplamak istiyorlar.”

Hanefi Avcı’ya ise şu ifadelerle saldırılıyor: “Bak bu uyarımı dikkate al. Biliyorsun, avcı kardeşe kendine yazık ettin dedik, 24 saat sonra içeri düştü..Bak sonra demedi deme..”

İşte hergün televizyonlarda sözde liberal ifadelerle konuşan Barlas ailesinin adını bile söylemekten korkan bir tetikçisinin yazdıkları. Odatv avukatları bunlarla gerekli mücadeleyi yapar.

Ancak Barlaslar’a şunları soralım…

Hrant Dink’in ardından televizyonda timsah gözyaşı dökerken kendi sitenizde “Ermeni Çocuğuna sahib çıkmayın!” diye insanları tehdit etmeye utanmıyor musunuz? Dink’e de ölmeden önce bunları söylemiş miydiniz?
Polemik yaptığınız yazarları vurmakla, kırmakla “başına kötü şeyler gelebilir, demedi deme” gibi ifadelerle tehdit etmeye utanmıyor musunuz? Emir verdiğiniz silahlı adamlar mı var yoksa üniformalı emir erleriniz mi?

Anladık Odatv sizin tezlerinizin altının ne kadar çürük olduğunu okur yazar herkese gösterdi. 12 Eylül’de nerede olduğunuzu herkese anlattı. Bunlara “Alevi editör” gibi ifadelerle cevab vermeniz sizin düşüncelerinizin sefaletini göstermiyor mu?
Bu mafya üslubu, bu faşizan zihin dünyası Türk düşünce hayatına hiçbirşey vermeyen Barlaslar’ın geldikleri noktanın bir özeti değil mi?”

Okudunuz, ne düşünüyorsunuz?
“Burdan bize de bi mama çıkar ulan”, güdüsüyle yazılmış bir yazı değil mi?

Bir kere HERZAMAN YAPTIKLARI gibi bu “yeniçeri bozuntusu taraftarları”nın YALAN söyledikleri, işine geldiği gibi yazı yazdıkları ortada, bunu da gösterelim.

Açsınlar “Barlasların sitesi”ni, “yazarlar” kısmına bir baksınlar, “liboş” olarak kaç kişi yazıyor orada, AKP ve özellikle Başbakan karşıtı kaç kişi yazıyor? Bahsettikleri yazarın daha beter sözleri sarfedenler, hatta bir “Yeniçeri bozuntusu taraftarı” gibi yazanları görmediler mi orada? Yazarlardan birisi B. Ö.; bilirler onu, onun yazdıkları ile kendilerinin yazdıkları arasında bir fark görebilirler mi? Ben görmem, kimse de görmez!

Yani, bu “Oda-Ortatv”nin şu yazdığı, beş para etmez “fırsatçılık” ve “yalandan” başka birşey değil!. Ahmet’e güya destek çekecek! Keşke hiç çekmese de, Mehmet’in “Onun yazdıkları yamyamlığı ekol haline getirmiş bir internet sitesinde daha önce yayınlanmış” demesine çanak tutmasalardı! Ama bunlar böyle, “Yarabbi şükür” derler hep.

Peki Ahmet bunlardan alıp da mı yayınlamış? Okuyalım:

“-BARLAS Ailesi’nin güdümündeki internet sitesinde bir yazı okudum.
Yazıda Hrant Dink cinayetiyle ilgili yazdığı kitabla uluslararası alanda ödül kazanan gazeteci Nedim Şener için şöyle bir cümle var:
“Ermeni çocuğu Hrant Dink’in ölümüne, bizim Hanefici Nedim acaba neden bu kadar çok sahib çıkıyor?”
Yetmiyor, aynı yazıda ben de tehdit ediliyorum.
Şöyle diyor “liberal aile”nin yazarı:

“Ahmet Hakan çok konuşmaya başladı. Yakında bazı şeyler olursa niye oldu diye sormasın. Yaptıklarının sonucu ve yazdıklarının mükafatı deyip fazla dürtüklemesin. Unutmasın, son olarak geçirdiği kazayı kolunu kırarak kurtarmıştı. ‘Men dakka dukka’. Dilerim hatırdan çıkarmaz, kendine çekidüzen verir.”
Aynı yazıda Oda TV’nin editörü için ise kullanılan niteleme ise şu:

“Alevi editör.”
Bu yazının üstüne Barlas Ailesi’nin tüm bireylerinin Twitter’da nasıl çirkinleştiklerini de ekleyelim. Sonuç?
Sonuç şudur:
Ben Mehmet Barlas’ı “Otağtepe Dükü”, zevcesi Canan Barlas’ı “Etiler düşesi”, kerimesi Ela’yı “Çengelköy prensesi”, mahdumu Cemil’i ise “Etiler veliaht prensi” sanıyordum…
Meğer bunlar basbayağı liberal mafya ailesiymiş yahu…”

“Mafya” vurgusunun intihal veya ilham kaynağı olduğunda bir kuşku duymuyorum, ama websitesi orada, yazar orada, yazılar orada olduğu müddetçe, herkesin alıp kullanabileceği bir malzeme olarak orda durduğu müddetçe Mehmet’in “daha önce yayınlanmış” demesine hak vermek mümkün değil; ama sadece buna “kurnazlık yapma Mehmet” derim.
Barlaslar’ın Polat’ı Erdoğan’ı Tehdit Etti
Dedik ya, Ahmet’in Mehmet B.lar’ın polemiği eskiden başladı ve o yazar üzerinden başladı…

Peki kim bu yazar?

“Erenler”den, “zamanın sahibi”nden, “yeni derin devletin başı”ndan, “gavslar”dan bahseden biri ki, sitemizde onu da kullandığımız yazılar yazdık. NŞA, aslında orada bulunmaması gereken biri; “yazarlardan bir yazar” olarak, Mehmetlerin websitesinin ilk açılışı sırasında “daha da aktif” olabilmek için “yazar aranıyor” ilanı verilmişti, büyük ihtimal o furyada gelenlerden, ama NŞA orada olmaması gereken, Mehmet’in Ahmet’i “intihalcilikle” suçladığı ve “yamyamlığı ekol haline getirmiş” dediklerinin BENZERİ yazılar yazan biri.

Bakın ne demişiz sitemizde yayınlanan bir yazıda:

“-2-Ulaşılan bilgilere gore Türk-İslam derin yapısı iktidarın başındaki kişiden memnun olmadığı için onun yerine farklı bir isim düşünmektedir. FIRAVUNLAŞMAYA BAŞLADIĞINI DÜŞÜNÜLEN LİDERİN ENANİYET VE HIRS ZAAFİYETİNDEN VE KOLTUK AŞKINDAN dolayı tasfiye edileceği onun yerine Türk teşkilatına ve İslamiyet’e bayraktarlık yapabilecek bir ismi düşünmektedirler. Ankara’daki ekibimiz Washington aracılığı ve iç bağlantılarla bu kişiyi herkesten önce öğrenmeli ve deşifre etmelidir.

(…)
“Deli Yürek-Kurtlar Vadisi” dizileriyle birlikte başlayan “komplo mantıklı” ve müşterisi bol televizyon dizilerinden veya o cinsden bir romandan aktarmıyoruz okuduklarınızı. 2010 temmuz ayının ikinci günü yayınlanmış bir yazıdandır okuduklarınız, neler neler söylüyor, bir daha okuyalım:

Ortada bir “şövalyeler” var ki herhalde bu neredeyse “akraba çıkartılacağımız” –hiristiyani- “Tapınak Şövalyeleri” olsa gerek, “şövalye” olduklarına göre hem “müslim” değiller de, olsalardı uygun lakab “akıncı” olurdu çünkü ve bunlar oturmuşlar “karar” almışlar, “Türkiyede iç savaş çıkartıp” ve “iki önemli isme suikast” yapacaklarmış. 2013’e kadarki bir süreci hesaplıyorlar bunun için ve Devlet Bahçeli de “enterne” edilecek anlaşıldığı kadariyle. Anlaşıldı. Başka?

Ne yok ki?

Ortada bir “Türk İslâm derin devleti” ile onun “başı” olduğunu ve bunların “iktidarın başındaki kişiden” vurgusundan murad herhalde Başbaka Erdoğan’dır, işte o “baş”ın da (Haydar Baş’ın değil, kaldı ki o kimin umurunda!) ondan “memnun olmadığını” öğreniyoruz; “Tapınakçılar” bu memleketi “kararlar” ile yönetecek kadar “egemenler” ya okuduğumuza gore şuradan, o halde bu “ulaştıkları bilgi” de herhalde “doğrudur” ki “kararlara” alınmış. Pekala neden “memnun değil”miş o “baş” Başbakandan? “Firavunlaşmaya başladığı düşünülen liderin enaniyet ve hırs zaafiyetinden ve koltuk aşkı” tutkusundan ötürü elbette ve dikkat ediniz, “iktidarın başı”ndaki olan “değiştirilecek” demiyor, “TASFİYE EDİLECEĞİ”nden, yani ÖLDÜRÜLECEĞİNDEN bahsediliyor!
Kim öldürecek?
“Türk İslam derin devletinin başı”, TC Başbakanı Erdoğan’ı öldürecek!

İsrail hükümetinin ve hatta ABD Başkanı Obama’nın da tasfiye ve diskalifiye edilmesi, İranla danışıklı dövüş “kararları” alınmasını bir kenara bırakıp, şu “’Türk İslam derin devletinin başı’, TC Başbakanı Erdoğan’ı öldürecek!” meselesine eğilmek, aktüel meseleleri de ele alıcı olarak faydalı olacaktır.

Okuyucu aktardıklarımıza “hadi canım sende, deli saçması şeyler bunlar, işin gücün yok bir de adam yerine koyup okumuş, üstelik bize de okutmaya çalışıyorsun şu Ergenekoncuların lakırdılarını, çok ayıp” diyebilir, hürdür, ama dediğinin illa ki “doğru” olacağı gibi bir durum da sözkonusu değildir ve burda olduğu gibi yanılabilir.

Yanıldığı yeri göstereceğiz elbette ama şimdi bir tane aktarma yapalım:

“Geçen yazımda AKP’yi uyarmış BALYOZ’un tamamının ORDU’dan diskalifiye edilmesi gerektiğini ifade etmiştim. C. başkanı az da olsa durumun farkında. Ancak Başbakan beklenen tavrı tam olarak gösteremiyor.

Eğer son günde de durum değişmezse, sonraki gün devletin gerçek sahipleri bu duruma ne der bilemiyorum ama bazı şeyleri açıktan ifade eden birilerine rağmen yine anlaşma yolu tercih edilirse hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

Nitekim Tapınak, Sabetay ve Mason Bektaşilerin bu ORDUDAN TASFİYESİ İÇİN GEREKİRSE HAYAT BİLE FEDA EDİLMELİDİR.”

Çankaya’nın Gülü’ne “az biraz” da olsa “kıyak” geçildiği hissini veren şu aktardıklarımıza bakılırsa az yukarıda “tasfiye edilecek” denilen Başbakan’ın savcıların iddianamesine gerektiği gibi sarılmaması (sebebi de yukarıda) nedeniyle yukarıda “tasfiye” kelimesinden çok daha açık bir şekilde “HAYAT BİLE FEDA EDİLMELİDİR!” denilerek apaçık ölmesinin-öldürülmesinin mümkün olduğu yazılıyor.

Çok merak ediyorum bunu hangi saikle yapıyor sayın siyasi İRADE? Pazarlık yapmanın, birilerini memnun etmenin koltukla mı yoksa farklı nüanslarla mı ilişkisi var?
HUDSON’DA, SAUNA’DA, KAFES’TE VE DOLMABAHÇE’DE SENİ KURTARANLARA CEVABIN BIRILERIYLE ANLAŞARAK, ONLARI MEMNUN EDEREK BALYOZCULARIN BİR KISMINI VERİP, BİRAZINI ALMAKLA MI OLACAK?

Olmaz, korku ile devlet yönetilmez.

Kürt açılımı yüzünden 14’ler, 15’ler durdu Eruygur’dan ilerisine gidilemedi… Başbuğ’un acil görüşmeleri ile Tuncer’lerin, Kemal’lerin, Sabit’lerin içeriye alınmasına izin verilmedi, onların patronlarının üzerine gidilmesi engellendi, şimdi de YAŞ’ta farklı bir varyasyona gidiliyor. (Koşan-er Ergenekon’a karşı olmasına rağmen hala daha anlaşma konusunda ısrar ediliyor) Aslında fazla uzatmanın bir manası yok. Büyüklerden biri şöyle demişti ”kendi adamınız olmadıktan sonra kimseye güvenmeyeceksiniz…”

EL-HAK doğru bir söz.

Eğer Balyoz ve ERGENEKON davasındaki darbecilerden bir tanesi bile dışarıda kalırsa halk nezdinde vebal, hakikatte de pek hayra alamet olmayacaktır.

Yazılar, “haberx” isimli bir websitesinde yayınlanıyor, “köşe sahibi”dir yazar orada, peki “haberx” kimin? Mehmet Barlas’ın!

Oğlu üstüne kayıtlı bir haber sitesidir orası; neredeyse her konuda “bilgi” sahibi bir ayaklı ansiklopedi olan Mehmet Barlas’ın hanımı Canan Barlas’dır, kızlık soyismi Paker’dir ve Can Paker’in de kızkardeşidir.

Can Paker kimdir?

Ilgaz Zorlu’ya bakarsanız, annesi Can’ın sekreteriydi, o da kendisi gibi (kendisi Sabatay Sevi ve Şemsi Efendi’nin “torunu”dur ve Şemsi Efendi, yani TC Kurucu Lideri Kemal Atatürk’ün Selanik’den öğretmenidir) sabataydır; hatta “haham ailesi”dir Paker’ler, Ilgaz’a göre, 2001 krizini Rahşan Ecevit-Kemal Derviş-Can Paker ortaklığı çıkartmış, ayrıca TSK’daki içinde “Sabatay ve Mason Bektaşi cuntalaşmasını” da yönlendirmişlerdir.

2000-2004 arası Vakit-Yeni Şafak-Zaman-Milli Gazete koleksiyonlarına bakılırsa, kendisiyle yapılan mülakatlarda I. Zorlu bunları ve daha fazlasını anlatmıştır. Zorlu, yazılarında Barlaslar’ı da bu işin içine sokar; o halde şimdi, Barlaslar’ın yerinde, “Türk İslam derin devletinin başı”ndan, “ordudaki Sabatay-Mason-Bektaşi yapılanması tehdidi ve bunun tasfiye edilmesi”nden “hayat bile feda edilebilir” denilerek önemlilik vurgusuyla bahsedilmesinin anlam ve önemi ne olabilir?

İşin bir başka vechesi de şudur, Paker-Barlas ailesi, şu “renkli devrimleri” yapanları destekleyen “Açık Toplum Enstitüsü”nün (bunlara hatta –memleketimizdekileri bir kenara koyalım öncelikle- devrimlerin olduğu yerde, “Troçkist”ler de deniliyordu, bunu da bir kenara kaydedelim) buradaki “ayağı” olan TESEV’in de idaresindedirler. Paker ailesi, özellikle Can Paker, oldukça faaldir; bilhassa “enerji” ile ilgilenir,eski Bakan ile “kanka” gibiydiler, onun görevden alınması ve ondan önce “hükümetin başı’nın özel kalem müdürü”nün (şimdi İstanbul’da modern bir “avm”de “köftecilik” yapmakta, ihale işleri ile alttan alta hala da ilgilenmektedir ve “Türk İslam derin devletinin başı”nın da takipçisidir, kendisi “Süleymancı” bir aileden gelir ve üstelik bir de “Kadiyanilik” gibi bir “şeyi” de vardır) ve “basın sözcüsü”nün görevlerinden “istifa etmeleri”nin altında da Paker’in de dahil olduğu bir dizi “patlamayı bekleyen skandal”ın olduğundan bahsedilir. Bunları bir kenara bırakalım yine, “Ulusalcılar”ın, “Soros çocukları memleketi satıyorlar, böldürecekler” iddiaları herkesin malumu, bu tablo ile ile o iddiayı birlikte değerlendirince?! Ya “Türk İslam derin devletinin başı” tasfiye kararı aldı, “Mason-Bektaşi-Sabatayların ordudan tasfiyesi elzemdir ve Başbakan ayak sürüyor, “ihtiyarlar hesap soracak” anlamıyor” diyen adam yanlış yerde veya…?

(…)

Yakında “HELVA YEME SEZONU” açılacak, yaptığımız iktibaslardan bunun anlaşıldığını söylemeye gerek yok; “sonum Menderes’den de fena olacak!” dediğini aktarıp “o halde?” diye birtakım şeyler söylediğimiz Gülen’in adamının ifadesiyle “firavunlaşan hükümet başı”nın, şimdi referendum için çıktığı mitinglere “beyaz gömlek”le katılıp, -ne garip, tıpkı Özal gibi!- “üzerimize kefeni giyip de yola çıktık, bir canımız var onu da Allah alır!” demesinin hiçbir ehemmiyeti yok, bir kere kefen “dikişsiz”dir, ikinci olarak “demokrasi şehidi” gibi bir öküzlüğü ehl-i imanın kabul etmeyeceği meydanda olduğuna gore “demorasisiz şehid” olmak da “ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” sözünü işletiyorsa, NE YAPTIN VE NE YAPIYORSUN, NE YAPACAKSIN sorularına cevap olucu bir “hal” içine girmek lazım!”

Bu yazının tarihi, 16 ağusto 2010; dikkat ediniz, “Ortatv”nin egoistçe bir tavırla (ki öyledirler, hep “ilk “ortatvden okunur, yazılır, çizilir iddiasındadırlar ve millet de dalgasını geçer.) “mafyöz” ithamıyla karşıladığı ve aslında bu ithamı yere yıkan, kanalizasyona gönderen sözlerdir yukarıdakiler. “Copy-past’ların Efendisi”ni kızdıran, Ahmet’e laf atılması felan değil, orada kendisinden “Karanlıkların Son-Eri” diye hitap edilmesidir ki, dergimizde yayınlanan yazıda da hem Gülen’in hem de “Ergenekoncuların” Başbakan hakkında “aynı his ve duygularla dolup taştığından” bahsediliyordu ki, Son-Er’in sadece kendisine lakab takılmasına “kızmasının” sebebi de bu olsa gerek: Onun bir Gülenist olduğunu biliyor!!

“Copy-past’ların Efendisi” olarak tanınan Soner kimin umurunda, “Barlasların tetikçisi” denilen, orada “Türk-İslâm derin yapısı iktidarın başındaki kişiden memnun olmadığı için onun yerine farklı bir isim düşünmektedir. FIRAVUNLAŞMAYA BAŞLADIĞINI DÜŞÜNÜLEN LİDERİN ENANİYET VE HIRS ZAAFİYETİNDEN VE KOLTUK AŞKINDAN dolayı tasfiye edileceği”nden bahsediyor yahu dostlar!

“Nitekim Tapınak, Sabetay ve Mason Bektaşilerin bu ORDUDAN TASFİYESİ İÇİN GEREKİRSE HAYAT BİLE FEDA EDİLMELİDİR.”denilerek Başbakan Erdoğan’ın hayatının feda edilmesinden bahsediliyor a dostlar yahu!

Zaten, Ahmet Hakan’ın konuya “dalması”, Barlas ve Tüm Ailesi ile polemiğe girişmesinin başlangıcında da bu ifadelere olan kızgınlık vardır, böyle başlamıştır, diye düşünüyoruz, “hem liberal ol, hem de tehditçi yazar tut, ne iş” demiştir; “ortalıktv”dekiler “yalan yanlış fırsatçılık” yapmışlardır sadece!

İşin çok daha güzeli nedir biliyor musunuz arkadaşlar…

Sitemizde yayınlanan yazının sonunda şöyle deniliyordu:

“-Âhir kelâm olarak: İsteriz ki, anlattıklarımızda yanılmış olalım. Ve; “Firavunlaşmış hükümet başı” hükmünün tam tersi bir icraatla karşılaşalım. Hükümetin başı bütün bu menfiliklerin içinden muazzam bir HURÛC hareketiyle çıksın, hakiki “Oluş Yolu” istikametine girerek bizleri şaşırtsın. Bu, zamanın sonu olması itibariyle “YA OL YA ÖL” hükmüne uygundur ve zaten bir mü’minin bundan mâdâ düşüncesi ve derdi de olmaz.

Hem kıyasıya tenkid ediyor hem de hâdiselerin her zerresinden fayda devşirmeye bakıyoruz. Bizim yolumuz bu. İnsanların kendilerine değil, kötü amellerine düşman oluruz. Şiarımız da şudur: “Yanlıştan dönenlere altından köprüler inşa ediniz.”

Kalemimizin keskinliği daima bir yüzüyle rahmet tarafını gözetliğinden, söylediklerimizin nefsaniyetimize müncer olmadığını düşünüyoruz, muhatablarımızın da hissiyatlarında bu yönün kuvvetli olmasını ümid ediyoruz.
Herkes anlamalı: “TİYATRO BİTTİ!”

Evet, böyle denilmişti.

SONRA?

En keyifli yer işte burası dostlar, arkadaşlar!

Barlasların sitesinde “tetikçi” diye bahsedilen o yazarın bir yazısına BAŞBAKANLIKTAN TEKZİB geldi!

Ama ne tekzib!

Yazar, yazısının başını değiştirmek zorunda kaldı ama şunları söyledi:

“-BAŞBAKANLIKTAN TEKZİB….
Yalanlamakta-Tekzib de bir yere kadar…Unutmamak lazım; Yalan ”Benim ümmetim yalan söylemez” kutsi ifadesi ve tasavvufi yönüyle ‘ümmetlikten çıkarır’ derekesine düşürmekle karşı karşıya bırakabilir.

Bu yazıyı ilk okuyanlar makalenin başında Erdoğan ile ilgili bir suikast yazısı okumuştu.

Ne yazık ki yazı konulduktan bir süre Başbakanlıktan TEKZİB geldi ve yazı kaldırıldı.

Sözde haberimiz yalanmış ve böyle bir olayın yaşanmadığı yönünde de kesin kanaat varmış.
Herhalde can sıkıntısından oturup böyle bir haber sallamış olmalıyım. Yahut Başbakan’a muhalif olduğum için ona nasıl zarar verebilirim diye düşünerek, onun da işine yarayacak ve içinde suikast olan büyük bir iftira atmış olmalıyım…

Neyse uzatmayacağım.

Sadece şu kadarını söyleyeyim; Bu haberin aslını da, hakikatini de -Başbakanlık da, bilmesi gerekenlerde biliyor.

Keşke şimdilerde aslan kesilen bazı gazeteciler, bu konuyu o zor günde yazabilseydi de bugüne bırakmasaydı…Zira arkada patron olmayınca yalanlamakta-tekzib de kolay oluyor.

Tabii şimdi birileri diyecek ki; ”İyi de bu haber yalan da olsa Erdoğan’ın işine yarıyordu -mağdur siyaseti için de bir fırsattı- peki o zaman neden tekzip etsin?

Artık o sorunun cevabını da size bırakıyorum….”

Dikkat ediniz, Gülenist birisi olduğuna dair kuvvetli şübheler barındıran “yazara”, daha önceki yazılarından değil, ki onlar da üç aşağı beş yukarı aynı “mod”da ama “tehditsiz” idiler, yazımızı yazdıkdan ve “referendumu”, “one minute” ve “Gazze Filosu” hadiselerinden sonra partiyi “tek baş”lı yani gerçekten ve asıl şimdi kendi partisi haline getirmeye bir “araç” olarak kullandıktan, referendum gecesi “balkon konuşması” ile “okyanus ötesinden destek verenlere de teşekkür ediyorum” diyerek aslında “hakimiyet ilanını yaptıktan” sonra “BAŞBAKANLIKTAN TEKZİB” geliyor!

Bu ÖNEMLİ birşey olsa gerek.
“Erdoğan’ın Avcı Üzerinden Askere Teklifi”

Bunu şurdan da anlayın dostlar!

Websitemizde yayınlanan o yazıda ikinci bir yazardan da alıntılar yapılmıştı, “AKP-RTE Kliği” ile Gülen’i hâlâ aynı “kefede” görme yanılgısından da bahsedip duruyoruz malum,”tetikçi”den bahsedip bunu da örneklendirmiştik, işte o “yanılgı” da, hiç değilse ikinci yazar tarafından da kabul edilmiş olsa gerek ki bakın ne yazıyor:

“-Nitekim…
Bu bağlamda bir başka boyut…

Erdoğan’a parmakları kadar yakın “İstihbaratçı” Hanefi Avcı tutuklandı.
Daha doğru ifade ile Avcı, Erdoğan’ın yerine ve/veya talimatlı olarak Silivri’de!(…)
Hanefi Avcı, 12 Eylül 2010 referandumu öncesinde bir kitab yazdı.
Fetullah Gülen’e, Erdoğan adına “özel” bir mesaj iletti.
Gülen mesajı aldı; ölüleri kalkıp oy kullanmaya davet etti.
Sandıktan Erdoğan yüzde 58 ile çıktı ve adını anmadan Gülen’e teşekkür etti.
Ardından Avcı ifadeye çağrıldı, gözaltına alındı, tutuklandı.
Bu durumda ne düşünmeliyiz?
Hanefi Avcı’nın “Simonlar” isimli kitabını okuyanlar göreceklerdir ki, daha görene rastlamadım, kitab istihbari mesajlarla dolu!
Avcı, bir polis olarak mesleğe başladığında okulda öğrendikleri ile gerçek polislik mesleğinin çok farklı şeyler olduğunu gördüğünü söylüyor.
(Yani, Erdoğan’ın da Başbakan olmadan önceki ve sonraki tecrübe ve birikimlerinin çok farklı olduğu, hatalarının bilincinde olduğunun altı çiziliyor.)
Sonra, başından geçen olayları sırasında göre anlatıyor.

Kitabın ikinci bölümünde ise Gülen Cemaati’nin devlet katında nasıl örgütlendiği, nasıl komplolar kurduğu,
Ergenekon iddianamelerinin uzman bir polis gözü ile terör örgütleri bağlamında sıkı bir analizini yapıyor.
Mantıksızlığı ortaya koyuyor.
Kitabın sonlarına doğru ise darbe nasıl yapılır, cuntalar nasıl çalışır, darbe aşamasına nasıl gelinir gibi uzmanlık alanı olmadığı halde “nitelikli katkı” aldığı anlaşılan satırlar üzerinden “asker”e şu mesajı iletiyor:

“Siz Gülen Cemaati’nden, rejimin dönüşmesinden rahatsızsınız. Biz ise darbe olmasından korkuyoruz. Bu noktada iki tarafın da kazanacağı bir anlaşma teklif ediyoruz. Bizimle anlaşın ya da müsaade edin Gülen Cemaati’nin içinde TSK’ya karşı asimetrik saldırı yapan (İngiliz İstihbaratı arka planlı) ekibi sayın Başbakan Erdoğan tasfiye etsin. Siz de buna karşılık darbe yapmayın, önleyin, Erdoğan, Yüce Divan’da yargılansın, hesab versin!”
Bu anlamda cevabı aranması gerekli soru şu:
Neden dün değil şimdi!?()

Avcı’nın kitabında, “Cemaat” içinde paralel bir başka örgütlenme olduğu, uzlaşma halinde İngiliz linkinin ipini ya da fişini çekmeye hazır olunduğunun altı çiziliyor.
Bu önemli!
“İngilizler neden Hanefi Avcı’yı hapse attırdılar?” diye soracak olursanız, cevabı basit:

Gülen Cemaati, AKP iktidarında ve özellikle 22 Temmuz 2007 seçimleri sonrasında Ergenekon operasyonları ve TSK’yı hedef alan asimetrik saldırılar sırasında çok nefret topladı.
Yaptıkları, yazdıkları, yayınladıkları komplolar nedeni ile yeni bir “ihtilal”in şartlarını hazırladılar.
İngiliz istihbaratı, ‘Neo 28 Şubat süreci’ne olumlu katkısı nedeni ile Gülen Cemaati’ni piyon olarak kullanıyor.
Filmin sonu:
Ya Avcı’nın dediği gibi olacak, cemaat üzerinden devlet içine sızmış ve İngiliz istihbaratı tarafından yönlendirilen isimler tasfiye edilecek, tüm bağlantı kabloları tek tek kesilecek…
Ya da Fetullah Gülen Cemaati’nin stratejik aklı olmayan yayınları ve örgütlenme modeli nedeni ile İngilizler kullanmaya devam edecek, 28 Şubat süreci yeniden ayağa kalkacak, ki küresel aksta gerekli iklimsel konjonktür oluştu, radikal laikler cemaatin üzerinden silindir gibi geçecek!
Daha önce yazdığım gibi konjonktür değişeli uzun zaman oldu, sırtında yumurta küfesi olanlar için karar “vakit”i ya da “zaman”ı…

ERDOĞAN’IN MAKUL TEKLİFİ ORTADA!”(1)

Mevzu gayet açık!

Peki “Başbakanlıktan Tekzib” yiyen yazıda ne vardı?

Dedik ya “Barlasların tetikçisi” denilen adam apaçık bir şekilde Başbakanı “AKLINA BAŞINA AL YOKSA KELLEN GİDER, BU KUTSİ YOLDA BİR CAN FEDA EDİLMI,İŞ ÇOK MU” diyor, o minvalde ama bu sefer kulağı ters tarafdan gösterek!

Anlattığına göre, üç sene önceki MGK toplantısı esnasında “küresel baronlar” dediği zevat Başbakan’a suikast planlamış, yemeğine değil içeceğine, “su”yuna zehir katmışlar. Toplantı başladıktan sonra “farklı bir coğrafyadan, sivil bir şahsa” telefonla ulaşılıp “aman söyleyin suyu içmesin” mesajı ulaştırılmış. Başbakana da bu bir notla iletilmiş ve o da suyu içmemiş. (2)

Yani?

“Türk İslâm derin devletinin başı” olan Gülen Başbakana haber gönderip kurtarmış canını!!! Bunu nasıl okumak lâzım? Hep ima ettikleri gibi, “SENİ NASIL KURTARDIK İSE…….”; yani aslında bu da bir tehdit ama bu sefer “artık yanında değiliz, hiçbir ihbar-haberi sana vermeyeceğiz, kendi başının çaresine nasıl bakarsan bak, Ergenekoncularla başbaşasın!” diyorlar ki, bunun yanına, “Avcıdan da ümidi kes!” mesajını da ilave edin!
“Sur Borusu”

İşte “Başbakanlıktan Tekzib” bu anlamdaki yazıya geliyor! Daha da ilginci, Ahmet Hakan’ın, daha evvelden “atışmaları” bir yana, şimdi konu ettiğimiz “Ben Mehmet Barlas’ı “Otağtepe Dükü”, zevcesi Canan Barlas’ı “Etiler düşesi”, kerimesi Ela’yı “Çengelköy prensesi”, mahdumu Cemil’i ise “Etiler veliaht prensi” sanıyordum… Meğer bunlar basbayağı liberal mafya ailesiymiş yahu…” diyerek “hakkını verdiği” polemik de bu “Başbakanlıktan Tekzib”den sonra!

Hadi birşey daha yazalım, buna elbette “tevafuk” diyoruz, Başbakan’ın “yalnızlaştırılması”, “ölümle tehdit edilmesi”, “Gülen’le restleşmesi” üzerinde durulduğunda TABİATIYLA önünüze gelecek olan “ilgili konu”, onun yanındakilere “özel ilgi” ile yaklaşan makaleler yazmaktır; bunu da “fikr-i takib” olarak yaparak, bir arkadaşımızın kaleminden “Başbakan’ın Tüm Danışmanları-I; Mehmet Metiner “Kişioglu”su başlığı altında yayınlamaya başladık. Bir anlamda “çürük elmalar” olarak nitelenebilecek ve son YAŞ’da olduğu gibi habersiz işler çevirmeye kalkışanları DEŞİRFE etmeye yönelik bir faaliyet, kısaca… “Tevafuk” olan ise, bu yazı dizisinin başlamasının hemen ardından, tam da işte bu “polemik” esnasında hem de Ahmet’in bir yazısının yayınlanması; ”Başbakan’ın bütün adamları”…

Evet.

“Tiyatro bitti”, dağılanlar var, kapıda kalmasınlar, safları sıklaştıralım arkadaşlar!
09.10.10
Notlar:

Not 1: Yazarın vazgeçemediği bir saplantı halinde “haki renge” yaptığı vurgu ve “başvuru mercii” gibi gösterilmesini bir kenara koyalım, ama “ilk ben yazdım” egosu (“Hocası”nın “çok değil, biraz mütevazı olsa..!” sözü!), diyelim ki, dediği gibi bir “teklif” olsa bile bu “ego-uslub” o teklifi rafa bir daha indirilmemek üzere kaldırır! Dünyanın neresinde görülmüş böyle birşey! “Analiz” yapacağım diye devrilmedik çamlar kalmıyor, orman katliamı yapılıyor. Eğer böyle bir teklif yapıldıysa, tabii… Ama bu Avcı’nın kitabının (aslında hani şu üzerine komplolar kurulan sonra yazıldı, çamur için yazıldı denilen “cemaatin pislikleri” bahsi OLMASA bile) bir “mesaj” içerdiği bahsini görmezlikten gelmeyi kılmaz. Fakat bu, yazarın zannettiği gibi değil. “Haki renk”in burda bir işlevi muhakkak vardır ama birincil önemde değildir. Aslında mesele ne biliyor musunuz dostlar? Şu üç-dört sene içerisinde yaşananlar, HERKESİMİN SAMİMİSİNİ ortaya çıkaracak HERKESİM İÇİNDEKİ PİSLİKLERİ ortaya koydu, bunların TASFİYESİNİ zorunlu kıldı, şimdi iş “TOPLAN BORUSU”nun çalınması ve TOPLANILACAK YERİN seçiminde. Burda da –bir hata daha yapmamak için- gerekli olan unsur şu: Karşıtların ellerinde beğenirsiniz beğenmezsiniz bir “plan-proje” var, –yazarın argümanları ile ve kendsine de söylersek- kuru bir “süpürülmeme telaşı” veya “Smiht & Wesson, her daim floş royali yener!” türü günü –belki!- kurtarıcı fikirler(!) ile de buna karşı konulamaz, plan-projeye ancak ve ancak mukabil plan-proje ile karşı konulabilir! Sağına soluna herkes baksın o halde! Nerde bu fikir? Yoksa eğer, olana kadar başka acı çektirmemek için memleket ahalisine, oturun oturduğunuz yerde, ama varsa da KOŞMAYAN ŞEREFSİZDİR, VATAN DÜŞMANIDIR haberiniz ola!

Not 2: Aslında “Barlasların Gülenist yazarı”nın yaptığı daha büyük bir tehdit var. malum yazısında; önce bu “zehirlenme” hikâyesini anlatıyor ve “uzun bir süredir bu konuyu yazayım diye düşünürken, birden bire ortalıkta Ayasofya’da ayin naraları atan nadanlar türemeye başladı. Haaahhh… İşte kader denk noktası buna denir şahidliğini bir kez daha müşahede edince, kâinatın sahibinin nasib ettiği bu zaman-ı denk noktasını değerlendirmemek bedbahtça bir hareket olur mülahazasıyla kalemimizi elimize alarak meselenin faslına geçmeyi uygun gördük.” diyerek ASIL MEVZUYA geçiyor: Ayasofyanın açılması!

“Ehl-i hak” dediklerinden bir iki söz nakli ile, Menderes’in “ayasofyayı aç ve kurtul” denmesine rağmen açmakta korkak olması sebebiyle idam edilmesinden, Özal’ın da elinde fırsat varken ve meseleden de haberdarken ilgilenmemesi sebebiyle ZEHİRLENEREK öldürüldüğünden bahsedip, Menderes-Özal-Erdoğan arasındaki “benzerlikleri” anlatıp, ”Siyasi tarihte bu üç isim birbiriyle benzetiliyorsa, muhakkak ki kâinat sistemi gereği kader-denk noktasında da bulaşacaklardır.” noktalıyor. Okuyanlar o yazıyı, “Ayasofya açılsın” diye direttiğini zannedebilirler yazarın ama aslında tam tersidir, açılmamasını, aynı yazı içinde “zehirlenerek öldürülmeyi” iki defa vurgulayarak anlatmasından belli. Üstelik, Ramazan bayramında Büyük Doğu Ocakları ve Nizam-ı Alem Derneği’nin bayram namazını Ayasofyada kılma isteklerini irade etmeleri üzerine Gülenist BBP’lilerin kaç takla atarak buna engel oldukları da malumdur! “Kurban bayramında, kurban da olsak ordayız” denilerek o an için bunun üstüne iki dernek fazla gitmese de, durum ortadadır, Gülenistlerin Ayasofya diye bir derdi, sızısı yoktur!
İlgili Yazılar:

“Fıstıklar Kızarmaya Yüz Tuttu!-ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz!-” Salih Demirci. Pazartesi, 16 Ağustos 2010. http://www.furkandergisi.com/index.php/tr/furkan-yazarlari/misafir2-yazar/1097-fistiklar-kizarmaya-yuz-tuttu

“Barlaslar Mafyalaştı.” 05.10.2010.  http://www.odatv.com/n.php?n=barlaslar-mafyalasti-0510101200

“Bir liberal mafya ailesi”. Ahmet Hakan Çoşkun. 07 Ekim 2010. http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=15978695&yazarid=131&tarih=2010-10-07

“Başbakan’ın tüm Danışmanları-I Mehmet Metiner “Kişioğlu”su-I”. Nuri Furkan Danişmenzadegilleroğlu. 04 Ekim 2010. http://www.furkandergisi.com/index.php/tr/furkan-yazarlari/misafir3-yazar/1140-qbasbakanin-tum-danismanlariq-i-

“Başbakan’ın bütün adamları”. Ahmet Hakan Çoşkun.05 Ekim 2010  http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=15963553&yazarid=131&tarih=2010-10-05

“Çakmaların ilacı Kazak Abdal’dır. KOPYACI SUHTE”. Mehmet Barlas.  http://www.gazeteciler.com/medya-kosesi/iste-ahmet-hakanin-kopya-cektigi-yazi-23690h.html

Reklamlar
Published in: on Ekim 20, 2010 at 11:58 pm  Comments (3)  

The URI to TrackBack this entry is: https://kendihalinde.wordpress.com/2010/10/20/tekzib-polemigi-ahmet-mehmet-ortatv-superego-kara-murat-malkocoglu-durak-bey/trackback/

RSS feed for comments on this post.

3 YorumYorum bırakın

  1. Yazı çok dağınık ve gereğinden fazla uzun,kimin ne dediği anlaşılmıyor.Yeniden düzenlenmesi gerekli.
    Ayrıca site açılınca ”zararlı site” uyarısı veriyor farkında mısınız ?

  2. Yazı diyeceğini demiş. Gayet net ve anlaşılır şekilde meramını anlatmış.

  3. Paylaşımlarınız veweb siteniz çok güzel ve güzel paylaşımlarda bulunuyorsunuz paylaşımların devamını dileriz


Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: