Kırmızı Atkılı Darbeci Kurt

Kırmızı Atkılı Darbeci Kurt

http://yenisafak.com.tr/yazarlar/TamerKorkmaz/kirmizi-atkili-darbeci-kurt/37895

Batı Perinçek komutasındaki Aydınlık, dün birinci sayfasından ’27 Mayıs 1960 Devrimi’ni selamlıyoruz!’ diyordu:

Bir ABD-NATO yapımı olan 27 Mayıs Darbesi’nin elli üçüncü yıldönümünde atılmış bir başlıktı, bu…

*

Yalçın Küçük de, mahpustan…

‘Yıllardır, 27 Mayıs’ı yapanlardanım diyorum. Şartlar el verdiği, olgunlaştığı takdirde 27 Mayıs her zaman yapılır’ diye sesleniyordu!

(Aydınlık-Kitap’taki röportajdan, 24 Mayıs 2013)

*

27 Mayıs 1960’ı ‘Kemalizm’in en yüksek noktası’ olarak tarif ediyordu, Yalçın Küçük ve devamını şöyle getiriyordu: ’27 Mayıs bayramdır. 1908 Meşrutiyet Devrimi gibi bir bayramdı. Ben bu iki devrim arasında hep benzerlik kurarım!’

1908 mi? Yalçın Küçük için aslında Cumhuriyet’in kurulduğu tarihtir!

İttihat Terakki ile gelen İkinci Meşrutiyet’in ilan edildiği tarihten, ‘7 Ocak 2009 günü Ergenekon’dan gözaltına alınırken gönderdiği pusulayla’ bu şekilde söz ediyordu…

*

Peki, Yalçın Küçük 11 Ekim 2011’de Aydınlık’ta ne yazmıştı? Bir kere daha oynatalım:

‘Sabetaylarımız olmasaydı…

Biz bu Cumhuriyet’i kuramazdık!’

İşte bu cümlesi, yıllardır Sabetaycıları yazan ‘Kırmızı Atkılı Kurt’un ‘aslında ne yapmış olduğu’ hususunu da açık ediyor…

Ki, bir nevi ‘zurnanın zırt dediği’ pozisyondur!

*

‘Birtakım ahmaklar ve cahiller, 27 Mayıs’ı darbe olarak görüyorlar’ diyen Yalçın Küçük…

Aydınlık-Kitap’ta çıkan röportajda o dönemdeki bazı isimleri özlemle sıralıyor:

’27 Mayıs gençlik hareketidir. Onun sonucudur.

Forum Dergisi çevresinden genç öğretim üyelerinin…

Muammer Aksoy Hocam’ın, Turhan Feyzioğlu Hocam’ın çok büyük katkıları vardır…

Aydın Yalçın var, Coşkun Kırca var, Münci Kapani var…’

* (daha&helliip;)

Published in: on Mayıs 28, 2013 at 11:55 pm  Comments (1)  

Masonlar, Çerkesler, Ergenekon 4-5-6 (Erol Karayel-kafkasevi)

(daha&helliip;)

Published in: on Ağustos 7, 2011 at 1:25 am  Comments (1)  

Masonlar, Çerkesler, Ergenekon 1-2-3 (Erol Karayel-kafkasevi.com)

(daha&helliip;)
Published in: on Ağustos 7, 2011 at 1:08 am  Yorum Yapın  

27.02.11 “Ya Herru Ya Merru” Dönemi Başladı

Erbakan vefat etti. Türkiye zincir kırdı. Bundan böyle genelde dünyada, özelde Osmanlı hinterlandında “Ya Herru Ya Merru” dönemi başlamıştır. Aşağıya alıntıladığım üç farklı yazının özeti de ana fikri de budur. 27 Şubat 2011 tarihi  “Ya Herru Ya Merru” için miladtır.

———————————————————————————————————————-

Erbakan: Sistem içi muhalif

Akif Emre

http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=01.03.2011&y=AkifEmre

Daha önce de bir kaç kez vurguladım; Erbakan’ın en önemli işlevi, 70’li yıllardan itibaren muhafazakar, İslami hassasiyeti olan kitleleri sağ siyasetin içinde erimekten kurtarmasıdır. Erbakan faktörü olmasaydı bu kitlenin Demirel siyasetinin içinde himayeye muhtaç temsili azınlık işlevinden öte bir anlamı olmayacaktı. Bugün siyasal İslam denilen siyasal aktörden bahsediliyorsa bu durum Erbakan faktörü olmadan açıklanamaz. Erbakan İslamcılığının içeriğini, ideolojik temellerini tartışmak ayrı bir yazı konusu. Genel çerçevesi ve ütopyaları bakımından Türkiye’de yeni bir ufuk geliştirdiğini kimse inkar edemez. Ve bu ütopya soğuk savaş koşullarında bile İslam dünyasında hatırı sayılır bir yankı buldu.

Diğer tarafta biraz öfke, biraz isyan havasında gençleri büyük bir nezaketle dinleyişinin göstergesel karşılığı ise; sağ siyasetten bağımsızlaşan İslamcılığın radikalize edilmesini engelleyerek, bir bakıma onları sistem içi mücadele sınırları içinde tutmasıdır. 28 Şubat sürecinde, “bu tarihin akışı içinde bir noktadır” sözü bu çerçevede anlamlıdır.

Gelinen noktada İslami düşüncenin politik alanda ne kadar temsil edildiği sorusu da ayrıca önemsenmelidir; İslamcı siyasetin tekrar muhafazakarlaşmaya evrilmesinde bu çizginin rolü konusu meselenin odak noktasıdır ve bu konu Erbakan tartışmasından çok bir çizgi sorunu olarak yeniden ele alınmayı beklemektedir.

Erbakan’ın siyaset tarzı bir yana, yola çıkarken ortaya koyduğu sloganların içi doldurulmasa da bugün gelinen noktada yolun başına dönüldüğü de söylenebilir. Eski kuşak sağcılık yerine sağcılaşmanın neoliberal versiyonunun teslim aldığı bir ortamda Erbakan çizgisi yeniden tahlil edilmeyi bekliyor.

————————————————————————————————————————————————————————–

SÜRPRİZ YOK, PİRİ REİS’İN HARİTASININ ROTASINA DEVAM.

Oktan Keleş

http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=538

Bizi okuyanlar daha iyi hatırlayacaklardır; bundan yaklaşık beş yıl evvel, çıkmış olduğum televizyon programında ve daha sonraki röportajlarda Condelazze Rice’ı 1. zenci olarak nitelendirmiş ve 22 rakamı üzerinde durmuştum. 22 ülkenin rejimleri değişecek denilmiş, bunu da ilan etmişler ve ayrıntılarını uzun uzun anlatmıştım.

2.zenci Kofi Annan’da gerekli alt yapıları hazırlamış, icraatlarını başarı ile tamamlayarak, bronz çocuk Obama dönemi ile final yapılmıştı.

Irak’ın işgali ile başlayan ve sonrasında da devam eden faaliyetlerin aşama aşama devam ettiğini görüyoruz. Yani aslında yeni bir şey yok!

Mısır’daki ayaklanmada gözden kaçan/kaçırılan bir husus var: Olaylar başlamadan bir hafta evvel Mısır Genelkurmay Başkanı General Sami Anan ABD’de idi. Sizce bu bir anlam taşımıyor mu?

Bölgede Cia ve Mossad cirit atmaktadır. Bu tertibe halk devrimi diyenler bir yerde haklılar, çünkü bu tür operasyonlar halk ile birlikte/halkın gücü ile yapılır. Ama gerçekten de buna “halk devrimi” denebilir mi? Yeni oluşacak yönetim veya rejimler kimin değirmenine su taşıyacak? Asıl soru bu.

Olayların zamanlamasına baktığımızda, “WikiLeaks Belgelerinin” yayınlanmasından hemen sonra olması oldukça dikkat çekici.

ABD’nin eski başkanı Bush(t) gidince, Obama ile başlayan yeni dönemde, Büyük Ortadoğu Projesi’nin rafa kalktığını söyleyenler fena halde yanıldılar. Bu yanılgı içerisinde olanlar, projelerin “devamiyet” esasından haberi olmayanlardır. Plan yapılır ve uygulanır, kim gelirse gelsin.

BOP’un en önemli kıstaslarından iki tanesi neydi? Birincisi İsrail’in güvenliğinin sağlanması, ikincisi ise petroldü. Burada üçüncü ayağı da ben söyleyeyim; Asya’ya adım atma.

Bu olaylar patlak verdiğinde bazı entelektüellerin ılımlı İslam masalları anlattıklarını görüyoruz. Yapılan sosyolojik analizlerde, sömürgecilerin kullandıkları dil açıkça belli oluyor. Ayaklanma olan ülkelerin hepsi Arap ülkesi de olsa, ayaklanma nedenleri farklı imiş: Kimi yoksulluktan, kimi totaliter rejimden vs. nedenlerinden dolayı ayaklanıyormuş. Ama bu entelektüellerin unuttukları bir şey var: Ayaklanmalar, isyanlar BİR AMACA HİZMET EDİYOR!

Daha evvelki yazılarımda da sık sık gündeme getirdim; şer güçler, bir kuşa bir taş atmazlar, bir taşla çok kuş vururlar.

Bu coğrafyada yeni bir orta sınıf oluşturma gayretleri var.  Amaç, yeni pazarlar oluşturmaktır. Yani kapitalizmin devamı için, yeni pazarlar, alanlar açılmaktadır. Bu bölgedeki insanların harcama limitlerinin yükseltilmesi amaçlanmaktadır.

Afrikada’ki korsanlık faaliyetlerinin sonucunda birçok ülke, bu korsanları bahane ederek, savaş gemilerini bu bölgede konuşlandırmışlardı. Bu durum da örtülü bir savaştı. (ABD-Rusya. Anlayanlara)

Arap ülkeleri dışındaki kısmi ayaklanmalarda kimseyi şaşırtmamalıdır. Arap ülkelerini örnek gösterip,  başka coğrafyalarda da hareketlenmeler beklenmektedir.

Bu arada her şey, ABD ve şer güçlerin istediği gibi gitmiyor. ABD, otoritesini paylaşmak zorunda kalıyor. ABD’ye güvenip; ülkesini, dinini, değerlerini vs. satanların paniğe kapılıp, yeni ülke arayışına girdiklerini görüyoruz.

İki televizyon kanalında gündeme getirdiğim Piri Reis’in haritasındaki sırları bilerek yazmadım. Bu programların tekrarlarını izlemenizi tavsiye ederim.

GEMİ ve 9 rakamı ile ilgili yaptığım analizler hatırlanacaktır. O programda Mısır’ı, Kahiye’yi ve 9 şehid verdiğimiz Mavi Marmara Gemisini ve GEMİ ile ilişkilendirilecek olayları açıkça anlatmıştım. Libya’dan gemi tahliyesi de bir milat gibi. Piri Reis’in rotasını takibe devam… (Anlayanlar anladı.) Allah’ın da bir muradı var.

Tunus’ta, Mısır’da, Libya’da yaşanan olaylarla ilgili birçok telefon, mail aldım analiz yapmam hususunda. Oysa ben, analizimi çok önceden yapmıştım o iki tv kanalında. İzleyemeyenler aşağıdaki linkten o programları izleyebilirler. Sürpriz yok! http://www.mpl.com.tr/program-arsivi.html (Bab-ı Sır programı 11.Bölüm) ve  http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=342

Bilenler biliyorlar ve her geçen gün de bilenlerin sayısı çok şükür çoğalmaktadır.

Bir analiz yapılırken, sadece  akademik ve bilimsel veriler kullanılmaz. Metafizik bilgiler, gizli bilgiler ve diğer argümanları da kullanılır. Bu planları yapan şer güçler, tüm argümanları kullanarak plan yaparlar. Planları açığa çıkmasın diye de, sadece akademik analizleri ve analizcileri meydana çıkarırlar. Diğer argümanlar açığa çıkmasın diye onları gizlerler ve böylece asıl planları da meydana çıkmaz. (Kendileri öyle sanıyor.)

Türkiye’de ve dünyada sözüm ona bazı analizciler, olaylar olduktan sonra analiz yapıyorlar. Bunu rahmetli ninemde yapardı. Öngörü sahipleri nerde?

Dikkat edilecek hususlar:

1– Avrupa ve ABD’nin en önemli sorunlarının başında GÖÇ gelmektedir.

Her yıl Meksika’dan 15 bin kişi ABD’ye göç etmektedir. Cia, (mafyayı kullanarak) bu göç eden insanlardan bazılarını öldürüp, tecavüz etmektedir. Nedeni ise, korksunlar, ABD’ye göç etmesinler! İnsan hakları raporlarını incelediğimizde bu konunun ayrıntılarını daha iyi görürsünüz.

Avrupalılar, ülkelerine kaçak mülteci girmesin diye, tekneleri bilerek batırmaktadırlar. Avrupa, Orta Doğu’dan ülkelerine göç olmasın diye, o ülkelerde yeni bir orta sınıf oluşturulmasına destek vermektedir. Bir taşla, birçok kuş vurma hadisesi… Meselenin bir yönü de GÖÇÜ DURDURMADIR.

2Bu ülkelerde yeni bir orta sınıf oluşturulurken, model olarak TÜRKİYE gösteriliyor. Türkiye’deki demokrasi ve   ılımlı (!) İslam örnek gösteriliyor. Uyanık olmak lazım. Yarın planlar ilerledi mi, Türk halkına da, Orta Doğu halklarının ayaklanmalarını MODEL olarak gösterirler.

3– Irak’a ne kadar demokrasi geldiyse, bu ayaklanma olan ülkelere de o kadar demokrasi gelecektir. Demokrasi kılıfı adı altında, yöneticiler ve halk, yine onların amacına hizmet edeceklerdir.

4Orta Doğu’da orta sınıf oluşturulurken (kapitalizmin solu) model olarak alınır. Anlayan anladı. Bunu yaparken de, Türkiye’de de iktidarda, kendilerine uygun iktidar değişikliği hevesi olacaktır. Orta sınıf iktidar, demokratik sosyal haklar sloganlarına dikkat!

5-Irak’ta, Barzani ve peşmergeler, sonun başlangıcındadırlar.

6– Nato müdahale der mi? Eder. Ne zaman? Yüz binlerce Müslüman kanı döküldükten sonra, kurtarıcı pozunda petrol bölgelerine müdahale eder. Ama binlerce, yüz binlerce Müslüman ölmedikten sonra kılını bile kıpırdatmaz. Kıpırdatmasına da gerek yoktur.  Nasıl olsa, kendilerine uygun yeni yönetim kurulur.

7- ARİFLERE:

ANKARA feribotu, Çanakkale GELİBOLU rotasından yola çıktı. Tıpkı Piri Reis’in Gelibolu’da tahrir eylediği harita rotası gibi. (TAHRİR MEYDANI.)

Müştak Baba’nın ANKARA şiirini, “çokbilmişler” bir kere daha okusunlar. KARA SANCAKLILAR ANKARA YİNE SAHNEDE.

8Libya’dan bir arkadaşım telefonla aradı. Oradaki durumu anlattı. Eğer Türk vatandaşlarının ölümleri artarsa ve gemilerimizin başına bir şey gelirse SORUMLUSU İSRAİLDİR. Anlayan anladı.

9– İçte ve dışta gündem saptırmalarına dikkat edilmelidir.

10Batı için iş çıkılmaz bir noktaya gelirse, büyük bir TERÖR EYLEMİ MÜSLÜMANLARA fatura edebilirler.

11– Libya’dan tahliye edilen  Türkler, vatana kavuşunca,  EN BÜYÜK TÜRKİYE sloganı attılar. Allah’ın izniyle en büyük Türkiye. Büyük Türkiye gerçeğine sahip çıkalım. Çok şükür Allah’ın da bir planı var.

Büyük Türkiye adım adım geliyor, buram buram kokuyor.

Türk Devlet’i her şeyin farkında. Nereden mi biliyorum? Ee ben biliyorsam, onlarda biliyordur.

Saygılarımla.

————————————————————————————————————————————————————————–

MÜŞTAK BABA ve KEHANETLERİ

Habertürk TV’de canlı olarak yayınlanan, Pelin ÇİFT VE Serdar TURGUT’UN sunduğu ÖTEKİ GÜNDEM programına Kayıp Kitap 397, İsrail’in Planları, Zeitgeist Kuantum Kur’an kitapları ve yeni kitabı ‘İstanbul Yeniden Başkent Olacak’ ile tanınan Araştırmacı- Yazar  Serhat Ahmet Tan konuk oldu. Müştak Baba’nın ölümünden sonra, 1846’da basılan ‘Divan’ındaki bazı şiirlerinde kehanetler halen konuşuluyor. Ankara’nın 1923’te İstanbul’un yerini alıp başkent olacağını, o senelerde AK Parti’den bahsetmesi hatta kendi ölüm tarihini bile bilmesi Müştak Baba’yı gizemli kılmaya yetiyor.

Tan, programda Müştak Baba’nın gizeminden ve şiirlerindeki şifrelerden bahsederek bu tarz şiirlerin çözülmesinin imkansız olduğunu çünkü o şiiri şifreleyen kişinin nasıl şifrelendiğini sadece kendisinin bildiğini söyledi. Şiiri şifreleyen kişi zaman kilidi ile şifrelediği için ölümü sonrası zamanla şifrelerin kırıldığını ve bilgilerin günyüzüne o zaman çıktığını belirtti.

Müştâk Baba’nın bu bilgileri bulunması için kilitlediğini söyleyen araştırmacı yazar, “Müştâk Baba, şifrelerin zamanı gelince anlaşılmasını, geçilecek dar bir vadi varsa bu vadide kendisinin ışık olması, biraz yardımcı olması olayların hafif atlatılmasını istiyor. Çünkü biz 2012 senesinden sonra o tür şeylerle karşılacağız ki… Sanki dünyanın sahibi biziz… Otoban var son hızda arabamızı sürmeye başlayacağız. 2021-2022 senelerinde şimdi anlattıklarımı o sene anlatsaydım kimse beni dinlemezdi.” dedi.

İŞTE O ŞİİR

Müştâk Baba, Ankara’da Hacı Bayram Velî’nin türbesini ziyaret ettiği sırada gelen ilhamla, ileride Ankara’nın başkent olacağını keşfeder. Müştâk Baba bu keşfini, tasavvuf şiirinde istihraç, yani bir şeyin içinden başka bir şey çıkararak, geleceğe ait bir  olayı üstü kapalı olarak bildirme yöntemi ile aruzun az kullanılan bir vezni ile şiire döker. Divan-i Müştâk Baba adıyla 1847’de yayınlanan divanının 29. sayfasında yer alan 73 numaralı, Ankara’nın başkent olacağını sembolik dille açıklayan beş beyitlik şiiri
şöyledir.

mef û l ü / fâ i lâ tün / mef û lü / fâ i lâ tün

1 Me’vâ-yı nâzeninde kim elf olursa efser
Lâ-büdd olur o me’vâ İslambol ile hem-ser

2 Nun vel kalem başından alınsa nun-i Yunus
Aldıkta harf-i diger olur bu remz azhar

3 Miftah-ı Sûre-i Kaf serhaddi kaf ta kaf
Munzam olunmak ister ra-yı Resûl Peygamber

4 Hay huy ile ahir maksud oldu zahir
Beyt-i veliyy-ül-ekrem el-hâc iyd-i ekber

5 Ey pâdişah-ı fahham sultan Hacî Bayram
Ruhan ister ikrâm Müştâk abd-i çâker

MÜŞTAK BABA, AK PARTİ’DEN BAHSEDİYOR

Araştırmacı Tan, Müştak Baba’nın şiirlerinde yöneticilere “Ya Ak” cümlesi ile seslendiğini ve “Ya AK” derken de AK Parti’yi kastettiğini ifade edip AK Parti’nin 2028’a kadar otobanda araba kullanacağını ve çok dikkatli olması gerektiğini daha sonrada çukurlu, virajlı derin bir vadi göründüğünü söyledi.

MÜŞTAK BABA KİMDİR?

Müştâk Baba, 1759-1832 arasında yaşamış bir sûfî şairdir. Adı Muhammed Mustafa’ dır. Bitlis’ lidir. Soyu Abdülkadir Geylanî vasıtasıyla Hz.Ali’ye dayandırılır. Amcası Şems-i Bitlisî tarafından eğitilmiş, Hasan Şirvanî tarafından aydınlatılmış; Bağdat’ta Nâkibül-eşraf Hasan Efendi ve İstanbul’da Mesnevihan Hoca Neşet Efendi’den yararlanmıştır. Müştâk mahlasını Neşet Efendi takmıştır. Avrupa’dan Hindistan’a çok yer gezmiştir. Uzun yıllar İstanbul’da Eyüp Selâmi Efendi dergâhında kalmış ve II.Mahmud’un  has nedimi olmuştur. Eğitime ve bilime çok değer verir. Arapça ve Farsça bilir. Döneminin seçkin kültürlü insanları arasındadır. Vahdet-i vücud anlayışıyla Hakk’ı insanda arar. Mevlânâ hayranıdır. Edebî yönü ve hitabeti güçlüdür. Aruzla yazdığı şiirlerinde sembolik dil kullanmayı sever. Musikî eğitimini Şirvani’den almıştır. İcralara udu ve sesiyle katılacak kadar musikiye aşinadır. Bu niteliği dolayısıyla, postnişin olduğu Kadirîye içinde, musikî ve semaya özel önem veren Müştâkiye şubesi kendi ekolü olarak kurulmuştur. Müştâk Baba, 1832 yılında Bitlis’i ziyarete giderken, konakladığı Muş’ta düşmanları tarafından 75 yaşındayken öldürülür. Şiirlerini kapsayan divanı, ölümünden sonra, 1847 yılında basılmıştır. Yayınlanmamış başka eserleri de vardır.

Published in: on Mart 2, 2011 at 1:03 am  Comments (1)  
Tags: , , , ,

Donörlerin Efendisi Soner Yalçın

Aslında kendisi de bir Donör olan, Donörlerin Efendisi Soner’imden bir özür borcum var. Vakti zamanında kendisinden yola çıkıp İlhan abinin soykütüğüne bir bakış fırlattığımı, bunu yaparken de Soner’i çokta ciddiye almanın anlamsız olacağını düşünmüştüm… Ancak olaylar öyle bir hale geldi ki İlhan abi tutuklandığında kopartılan gürültü ile şimdi çıkarılan gürültünün kıyaslanması dahi mümkün değil. Bu yüzden diyorum ki toprağı bol olsun İlhan abim de kimmiş; Sonerim Donörüm varken… Anlaşılan İlhan abim, toprağa kavuşmazdan evvel, Donörlerin efendisine Güzel Amerikalı kitabını miras bırakmış olmalı ki okyanus ötesinin temsilcisi Türkçe bilen zat, bir anda donör hamisi kesildi… Eh artık bu kadarı olur… Eğer sizde kaleminizi, ruhunuzu, elinizi, dilinizi  ve dahi benliğinizi bağışlarsanız, Donörlük etiği gereği sırtınız sıvazlanır… Ancak bu sıvazlayış, sanmayın ki bildiğiniz manada oluyor… Türkçe bilen zat, sağ gösterip sol vurarak Donörler üzerinden Esas Efendiye ince mesajlar yolluyor… Bir bakıma timsah gözyaşları da desek yeri var.

*****   ******    *****

soner yalçınSONER YALÇIN’I ELEŞTİRMENİN DAYANILMAZ AĞIRLIĞI!

DR. FİKRİ TAKİP

Soner Yalçın’ın gözaltına alınması çok sayıda gazeteciyi ayağa kaldırdı. Henüz ortada net bir bilgi yokken, azımsanmayacak sayıdaki köşe yazarının, meslek örgütünün olayı ‘Özgür Basına baskı’ şeklinde ele alması ve bunu bir psikolojik harekata dönüştürmesi ne kadar inandırıcı?
Birkaç gün önce Radikal’in manşetinde Star Gazetesi yazarı Mehmet Metiner’e yönelik bir suikast girişimi vardı. Habere göre, Metiner’e yönelik suikast girişimi son anda polis tarafından ortaya çıkarılmıştı.

Nedense Radikal ve internet siteleri dışında olaya pek ilgi gösteren olmadı…

Yine önceki gün Zaman Gazetesi’nin bütün muhabirleri Ergenekon haberlerinden dolayı adliyelerdeydi.

Haklarında Ergenekon haberleriyle ilgili açılan davaları takip etmek için…

Oysa Basın Özgürlüğünü işlerine geldiği zaman hatırlayanların hiçbirini bu gibi konular ilgilendirmiyor.

Gazetecilik örgütleri ise işi gücü bırakıp, Odatv’nun ofisinde basın toplantıları yapıyor…

Onlar için basın özgürlüğü Soner Yalçın, Ergenekon’dan tutuklu bulunan Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan’dan ibaret…

Akif Beki, Radikal’deki yazısında Mehmet Metiner’e suikast girişimine sessiz kalanların Soner Yalçın olayında ortalığı ayağa kaldırmalarını şöyle değerlendirmiş.
Bir tarafta canına kastedilen yandaş bir kalem, diğer tarafta yasal suç takibine uğrayan muhalif bir gazeteci. Muhalif için kıyametler koparılıyor da yandaş için kılını kıpırdatmıyor kimse. Basın özgürlüğü, adalet, vicdan ve benzeri tüm yüksek değerler muhalifin emrine verilsin, yandaşın payına da kurşunlar düşsün, öyle mi?  (Radikal-17 Şubat 2011)

Bu noktada Akif Beki’nin yazdıkları anlamlı…

“Bir tarafta canına kastedilen yandaş bir kalem, diğer tarafta yasal suç takibine uğrayan muhalif bir gazeteci. Muhalif için kıyametler koparılıyor da yandaş için kılını kıpırdatmıyor kimse. Basın özgürlüğü, adalet, vicdan ve benzeri tüm yüksek değerler muhalifin emrine verilsin, yandaşın payına da kurşunlar düşsün, öyle mi?” (Radikal-17 Şubat 2011)

PSİKOLOJİK BASKI

Açıkça psikolojik baskı yapılıyor…

Soner Yalçın’ın gazetecilik anlayışını eleştirenler sindirilmeye çalışılıyor. Soner Yalçın’a layık görülen eleştiri hakkı, onu eleştirenlere gösterilmiyor..

Örnek mi?
(daha&helliip;)

Published in: on Şubat 17, 2011 at 7:30 pm  Comments (1)  

Reosta Operasyon Projesi

The Shabtai Zvi Star of David Symbols

In the explanation of the exhibition Nechama Lvendel – Nadav Bloch “Dönmeh – Following Shabtai Zvi” at the “Tova Osman” gallery in Tel Aviv it was written that the municipal gallery of Ulcin (Monte Negro State, formerly part of Yugoslavia on the border with Albania) has a a niche on the third floor surmounted by two Star of David symbols carved in stone. According to locals this place was a gathering place of Shabtai Tzvi and his followers. Shabtai Zvi was exiled to Ulcin and had been buried there. His grave is located indoors and is considered a holy place.

http://my.area.co.il/view.php?siteid=33281&jet=fotos

RAV SABETAY ZWİ

SABETAYCILIK VE TÜRKİYE SABETAYLARI (Dönmelik)

Kaynak: Ergenekon İddianamesi

Reosta Operasyonu, bilimsel literatürlerde “Sabetaycılık” adıyla anılan gizli/etnik/dini/ideolojik cemaat iskeletinin röntgeni gözler önüne serilmektedir. Bu çalışma alışılagelmiş araştırma/analiz veya biyografik istihbarat raporu özelliklerinin  dar çerçevesi içinde kalmayıp, günün gelişen koşullarına paralel olarak, “gizli/etnik/dini/ideolojik cemaat”in kontrol altına alınması, Cumhuriyet Devrimleri ve Ulusal Çıkarlar doğrultusunda yarar sağlanabilmesinin mümkün kılınmasını amaçlayan, operasyonel projelendirme çalışmasıdır.

Kemalist Cumhuriyet Devrimi’nin fundamentalizm, etnik ayrılıkçılık, Alevi-Sünni gelişmeleri,  Türkiye-Yunanistan ve Türkiye-İsrail ilişkileri ve globalleşme/yeni dünya düzeni oluşumları çerçevesinde; “Reosta Operasyonu” ile gizli/etnik/ideolojik Sabetay Cemaati’nden yararlanılması pratikte olumlu açılımlar sağlayacağı görüşüne varılmıştır.

Görüşümüzün nedenlerine daha sonraki bölümlerde yer verilmektedir.

Reosta Operasyonu Projesinin hazırlanmasında açık/gizli kaynaklardan yararlanıldığı gibi, Sabetay cemaati üyeleri ile de temasa geçilmiş ve doğrudan kendilerinden de bilgi alınmıştır.

Türkiyeli etnik unsurlar içinde, gizliliklerini 300 yıldır korumayı başaran yalnızca Sabetaycılar olmuştur. Her gün aramızda bizlerden hiçbir değişik özellikleri yokmuşçasına yaşayan, dini inançları, dilleri ve gelenekleri bakımından görünürde hiçbir farklılık göstermeyen bir grup insanın gerçekte gizli/etnik/dinsel/ideolojik bir cemaatin üyeleri oldukları, yalnızca içsel mekanlarında kendilerine özgü mistik bir yapı üç asırdır büyük bir titizlikle korunmuş ve yaşatılmıştır. Tüm bunların yanısıra, Cumhuriyet Devrimi içinde yer alışları ve Türkiye’nin özellikle ticaret ve kültürel alanlarında en önemli noktalarda bulunuşları ile toplumsal, ideolojik, siyasal, ekonomik, kültürel ve iletişim yapılanmalarındaki önemli etkinlikleri ile üstlendikleri rollerin çok ciddi etkilere yol açtığı gözlenmiştir.

Sabetayların sayısını 60.000 olarak iddia eden çevreler olmuş ise de gerçekte Türkiye’de yaşayanların sayısının 4.500-5000 dolayında olduğu tespit edilmiştir. Türkiye’de İzmir, İstanbul, Bergama, Uşak, Dikili, Soma gibi kentlerde yoğunlaşmışlardır. Bunun dışında Selanik, Lugano, Kahire, Gazze ve Kudüs’te yaşamlarını sürdüren Sabetaycıların olduğu ve toplam sayılarının 23.000 dolayında olduğu biliniyor.

ABD-Türkiye, Yunanistan-Türkiye, İsrail-Türkiye, Avrupa Birliği-Türkiye plâtformlarında tek tek ele alınması gereken bu gizli/etnik/dinsel/ideolojik cemaatin Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikalarında en etkin “unsur” olarak ele alınarak değerlendirilme zorunluluğunu ortaya çıkartır.

Ve yine bu gizli/etnik/dinsel/ideolojik cemaatin Türkiye Cumhuriyeti’nin “eğitim” yapılanması ile eğitim politikalarındaki üstlendikleri roller ile etkileri tekrar tekrar otopsi masasına yatırılarak mercek altına alınıp sağlıklı analizlerinin yapılması zorunluluğunu kendiliğinden gözler önüne serilmektedir. (daha&helliip;)

Published in: on Ocak 3, 2010 at 3:41 am  Comments (3)  

One Minute : Obama’ya Çelme Takmak…

one-minute1

Başbakan’ın, herkesin ve tabii ki kendisinin de ezberini bozan Davos çıkışı aslında geliyorum diyen kasırganın Davos’ta patlamasından başka bir şey değildir. Başbakan bunun sinyallerini neredeyse Gazze katliamı başladıktan hemen sonra artan dozda vermeye başlamıştı. Fakat böyle bir tepki verebileceğini kendisine sorsanız evet der miydi  o da başka bir konu elbette.

Her ne kadar konu Davos olsa bile buraya nasıl gelindi, bu işte bir komplo mu var dı, bunun tartışılması daha hayırlı olacaktır. Bazı iflah olmaz İsrailseverler tarafından dillendirilen teze göre bu bir tiyatro idi ve İsrail’in izni ile gerçekleşti. Yani İsrail Cumhurbaşkanı’nın en ağır sözlerle eleştirilmesi argo tabirle fincanın taşla oyulması dahi bir komplo idi ve zaten Musevi sever iktidar partisinin önünü daha da açmak için yapıldı deniyor. Kullandıkları argümanlara bakınca hani acaba mı dedirten tezlerle karşınıza çıkıyorlar.

Ama gerçekte kazın ayağı öyle mi?

Gelin birlikte dilimiz döndüğünce irdelemeye çalışalım. Davos’ta yapılacak Gazze toplantısına kim neden ihtiyaç duymuş olabilir. Gazze toplantısının katılımcıları seçilirken arabuluculuk görevine sözde daha çok yakışan Mısır’dan, Fransa’dan, İngiltere’den temsilciler değilde… Neden Türkiye Başbakanı, İsrail Cumhurbaşkanı, Arap ligi sekreteri ile BM sekreteri’nin katılımları sağlanmıştır. (daha&helliip;)

Published in: on Şubat 2, 2009 at 5:24 pm  Comments (4)  
Tags: , , , , ,

İçimde ki İsrail Aşkı Bambaşka

hurriyet

İşte medyanın sözlüğü

Artan Şiddet: Şiddet ile bağlantılı olarak medya aynı zamanda “şiddetin artması” yani “escalation of violence” kavramını da kullanmaktadır. Mesela “Lübnan’da İsrail saldırganlığı 300 kişinin canını aldı” demek yerine “artan şiddet olayları Lübnan’da 300 kişinin canına mal oldu” denilmektedir. Filistinlilere “doğrudan şiddet uygulayan” Siyonist güç, yaşanan bütün işgali ve hukuksuzluğu böylece oldukça masum bir tarif içine oturtmaktadır.

Asimetrik güç kullanımı: “Orantısız güç kullanımı” yerine daha askeri bir dil kurgulanırken kullanılmaktadır. “Assymetric use of power”ın Türkçesi olan bu kavram da, Siyonist güç ile Filistinliler ya da Lübnan arasındaki güç dengesinde aslında bir simetrinin de olduğu ama İsrail gücünün daha fazla olduğunu intibasını yerleştirmek için kullanılır. Mesela bir hafta içerisinde Lübnan’da 300 kişiyi katletmek “asimetrik güç kullanma” gibi gayet masum bir etiketin altında dünya basınına servis edilir.

İsrail Operasyonları: Operasyon kavramı oldukça masum bir yöneticilik kavramıdır. Mali operasyonlar, şirket operasyonları, kalp operasyonu, kömür madenleri operasyonu, gemi kaptanı operasyonu… Liste uzun…
“İsrail operasyonları devam ediyor”
şeklinde başlayan her cümle şunları ifade etmektedir:
1- İsrail gayet meşru bir iş yapmaktadır
2– Altı üstü bir operasyon yapmaktadır
3– Operasyon yaptığı “şeyler” kendi nesnesidir, istediğini yapabilir

4-
İsrail yapılan işte tek ve ana öznedir
5-
Kontrol Siyonist güçtedir
6
– Operasyonu başlatma ve bitirme gücü kendisine aittir
7- Bombalama, katliam, sürgün, tutuklama, işkence vs. gibi şeyler bir ameliyat operasyonunda hastanın acıları gibidir, kaçınılmazdır ve dolayısıyla meşrudur.

(daha&helliip;)

Published in: on Ocak 1, 2009 at 9:46 pm  Comments (16)  
Tags: , , , , ,

Ertuğrul Özkök; Tetikçi Medya Maymunu mu?

Ertuğrul Özkök; Tetikçi Medya Maymunu musun sen:)

eo 

…Kahramanımız Ertuğrul Özkök, Doğan Monkey Center’ın (DMC) kendisine ayrılan odasında can sıkıntısından patlamış halde ayakta bir sağa bir sola yalpalayıp durdu.  Oflayıp puflarken cama vuran yağmur damlalarının bıraktığı izleri seyredip yavaş yavaş ağırlaşan göz kapaklarının kapanmaması için  uğraş verdi…

Masasına doğru ağır aksak ilerlerken “gece şarabı çok kaçırdım yine” sözleri döküldü mırıltıyla dudaklarından hınzırca bir gülümse kaplarken yüzünü… Daha dün yazmış olduğu  soyağacımın tepesindeki maymun” yazısına gelebilecek tepkiler gülümsemesini bir kat daha artırdı. On dakika kadar şekerleme yapıp yazı işleri toplantısına  öyle katılırım düşüncesiyle koltuğuna oturdu. Kenarda duran gazeteleri elinin ayasıyla hafifçe iteledi. Tepki yazılarını okumayı sona saklamıştı. Gözlerini ufka doğru dikmesinden az sonra yorucu olan gecenin de etkisiyle kendinden geçti… Bir müddet sonra duyduğu sesle irkilerek gözlerini açtı. Birisinin ona seslendiğini fark etti…

          Er-tuğ-ruuuuuuuul

          !!!

          Er-tuğ- ruuuuullllllllll

          Nine? Fatma Nine sen misin?

          Evet minik maymunum.

          Ama nine nasıl olur? Sen yaşıyorsun!

          Evet şempanzem niye şaştın? (daha&helliip;)

Published in: on Aralık 23, 2008 at 9:46 pm  Comments (7)  

Atatürk ve Sabetay Sevi Tekkesi

sabetay-sevicilik
Sabataycılık denince akla ilk gelen iki şehir Selanik ve İzmir’dir.

İspanyol Yahudi’si, Avrupalı kaynaklara göre İzmir Yahudi kaynaklarına göre Edirne doğumlu Sabatay Sevi 1665 /1666’da İzmir’in Kemeraltı-Agora semtindeki Portekiz Sinagogu’nda ikinci kez Yahudi Mesih’i olduğunu ilan etti. Daha önce 1648’de 22 yaşındayken de Mesihliğini ilan etmiş fakat yeterli ilgiyi görmemişti. Çok kısa sürede Avrupa, Ortadoğu ve Rusya’da duyulan bu hadise sadece Osmanlı Türkiye’sindeki Yahudileri değil, Müslüman Türkleri ve Doğu Avrupa’daki Hıristiyan tebaayı da derinden etkiledi.

Gelişmeler üzerine tutuklanarak Edirne’de 11 Eylül 1666’da Divan’da sorgulandı. Sorgulamayı kafes arkasından Padişah Avcı Mehmet’in de takip ettiği Sabatay Sevi, Mesihliğini inkâr etti. Sorgulamada bulunan ve kendisi de bir Yahudi dönmesi olan Hekimbaşı Hayatizade Mustafa Fevzi Efendi’nin (Moses ben Raffael Abrabanel); “Müslüman ol kelleni kurtar” tavsiyesi ile Sevi görünürde Müslüman olup Mehmet Aziz Efendi adını almıştır.

Sabatay Sevi görünürde Müslüman Türk, hakikatte ise kendi Yahudi inançlarına bağlı kalarak ikili (dual) bir hayat sürdürmüştür. Müritlerinin de benzer ikili kimliği benimsemesiyle tarihte ve günümüzde “dönmelik” veya “Sabataycılık” denen bir tür çift kimlikli “açık Müslüman-gizli Yahudi” “tarikat” doğmuştur.

Nitekim Rabbi Abraham Danon tarafından Revue des Etudes Juives’de İbranice metni yayınlanan Sabatay Sevi’nin 18 maddeden oluşan inanç risalesi, Prof. Abraham Galante tarafından hem orijinal İspanyolca metin hem de Fransızca tercümesi yayımlandı. Sabatay Sevi’nin 18 emirden oluşan Ladino dilinde yazılmış risalesi ilk kez 1897’de Paris Şarkiyat Kongresi’ne sunulan bir tebliğde Journal’de Selanique’nin yayın yönetmeni Sadi Levi vasıtasıyla ortaya çıkar.

Niçin 18 emir? (daha&helliip;)

Sabatayizm

sabetayizm

Sabatayizm Osmanlı imparatorluğunun son 250–300 yıllık tarihinde etkin olmuş tarikatvari bir Yahudi yapılanmasının adıdır. Sabatayizm, Yahudilik ve Dönmelik kavramları ile birlikte anılır. Bunun en önemli sebebi akımın kaynağının Yahudilik olmasıdır. Osmanlı toplumunda İslamiyet’i seçen Yahudiler hep kuşkuyla karşılanmışlardır. İslamiyet’e samimi olarak geçmedikleri düşünülmüştür ki bunda da haklılık payı vardır. Ama hiçbir şey yapılmamıştır. Çünkü İslam ben Müslüman’ım diyen herkesi Müslüman olarak kabul eder. İspanya’da engizisyon mahkemelerinin baskısından kaçan Yahudiler Osmanlı’ya (İzmir, Selanik Edirne merkezli olmak üzere ) sığınmışlardır. İşte Türklerin hayatında önemli bir etkiye sahip olan Sabatayizm bu ailelerden birisinin oğlu olan Sabatay Sevi tarafından kurulmuştur. Sabatay Sevi İspanya’dan gelen bir Yahudi ailenin çocuğu olarak İzmir’de dünyaya gelir. Okuma merakı onu dini kitaplara yoğunlaştırır. Ailesi tarafından haham olması için okula gönderilir. Dini bilgiler alan Sabatay dini kitaplarda yer alan 1648 yılında Mesih gelecek ve Yahudileri kutsal topraklarına götürecek inancına kapılarak Mesih olduğuna inanır ve Mesihliğini ilan eder. Yahudilerin büyük çoğunluğunu da Mesih olduğuna inandırır. Osmanlıyı 38 krallığa böldüğünü, kendisini de kralların kralı ilan ettiğini söyler. Başarılı olabilmek içinde Osmanlı topraklarında kargaşa çıkarmaya başlar. Olay ciddi bir duruma gelince IV Mehmet Sabatay’ı kendisinin kafes arkasından izlediği bir odada sorguya çektirir. Sabatay’dan Mesih olduğunu ispat etmesini, bunun içinde kendisini soyacaklarını, okçuların kendisine ok atacağını, kendisine bir şey olmazsa Mesihliğini kabul edeceğini ve hatta kendisine tabi olacağını da söyler. Bunun üzerine Sabatay böyle bir şey olmadığını, bunu Yahudilerin çıkardığını, kendisinin basit bir haham olduğunu söyler ve Mesihliğini (daha&helliip;)

Published in: on Aralık 10, 2008 at 3:45 am  Yorum Yapın  
Tags: , , , , , , , ,

Ay ve Yıldız’ın Muhteşem Kavuşması: “Ayyıldız Zamanı”

resim-004ssss

resim-004sresim-028s

Ay ile Yıldız’ın Muhteşem Kavuşması / 1 Aralık 2008  Tsi-17:20/18:00 much more…

(daha&helliip;)

Uru Achim; Kasap Havası – Hava Nagila

hava-nagila11

Kasap Havası – Havah Nagilah (Hava Nagila)

Ayten Alpman’ın milletçe dilimize pelesenk ettiği “Memleketim” isimli  parçanın, Yahudi Halk Ezgisi (Rebe Elimelekh) olduğunu herhalde bilmeyeniniz kalmamıştır. Benim öğrenmem ise ilk olarak Fabrika Dergisi’nde Orhan Gökdemir’in konu ile alakalı yazısını 2006 yılında okumamdan sonra  olmuştu. Ne yalan söyleyeyim, bu şarkının Milli Marş kıvamında her resmi bayramda ya da her milliyetçilik duygularımızın kabarmasının istendiği -Kıbrıs Barış Harekatı gibi- dönemlerde radyo ve televizyonlardan vıyaklatılmasının etkisiyle olsa gerek, Musevilerin kahramanlık öykülerini anlatan bir İbrani ezgisi üzerine İlham Gencer tarafından söz yazılıp Alpman tarafından da seslendirilerek damarlarımıza enjekte edilmesi  şokunu… Avrupa Yakası’ndan Selin’in tarzıyla “oha oldum yani” tadında yaşadığımı itiraf etmeliyim… Hatırlarsanız bu parça Tandoğan Mitinglerinin de açılış ve kapanış musikisi yapılıp, önce AB-ABD karşıtlığı gazı verilip, ardından bambaşka mecralara doğru yol aldırılmıştık… Hatta meraklısı Moiz Kohen-Tekin Alp ismini de bu bağlamda Prof.Dr. Google Comtr’dan öğrenebilir… Konumuz bu olmadığı için geçelim…

Memleketim parçasının orijinal ismini öğrenip “Traditional_Jewish_Music” albümünü internetten yasal olmayan yollardan  “24 saat sonra silmemek” kaydıyla indirmem ise biraz gecikmelidir…  Haziran 2006’ya rastlar… Albümde yer alan parçaları dinlemem ise “uleyn bu şarkıda çok tanıdık, aha işte kulağım bunu da bir yerden anımsıyor” diye diye bi çırpıda oluverir. Hava Nagila’yı dinleyip, yok artık bu da mı Yahudi ezgisi dediğim o AN ise… Müzik öğretmenlerinin org başında aynı melodiyi “Kasap Havası” adı altında çalarak, öğrencileri 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramlarına hazırladığı lise anılarına gitmemle dumura uğradığım ANdır.

Bu yazıyı yazmak, aradan geçen iki yıl zarfında Kasım 2008’e kadar kaldı ise bu da benim tembelliğim olsun. Televizyonda ya da radyoda “Memleketim” parçasınının ya da “Kasap Havası’nın” sıklıkla denk gelmesi bile beni bu tembellikten alıkoyamadı… Ta ki  e yettiniz gayrı diyene kadar. (daha&helliip;)

Kemalism : After the Ottomans

Uyarı: Yüce Önder Atatürk hakkında pek hoş şeyler söylenmediğini hemen söyleyelim ve tamamen yorumsuz intihal yaptığımızı belirtelim. Benim vaktim boş diyenler tercüme yaparlarsa, tercümeleri de intihalleriz efendim.

Kemalism : After the Ottomans
Perry Anderson

‘The greatest single truth to declare itself in the wake of 1989,’ J.G.A. Pocock wrote two years afterwards,

is that the frontiers of ‘Europe’ towards the east are everywhere open and indeterminate. ‘Europe’, it can now be seen, is not a continent – as in the ancient geographers’ dream – but a subcontinent: a peninsula of the Eurasian landmass, like India in being inhabited by a highly distinctive chain of interacting cultures, but unlike it in lacking a clearly marked geophysical frontier. Instead of Afghanistan and the Himalayas, there are vast level areas through which conventional ‘Europe’ shades into conventional ‘Asia’, and few would recognise the Ural mountains if they ever reached them. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 8, 2008 at 11:40 pm  Comments (2)  
Tags: , , , ,

Sabetaycıların Türkiye Projesi

Yeni Sabetayizm projesi tutarsa, Sabetaycılar isimleri hiç anılmadan rahatlıkla her türlü işi yapacak. Sabetaycı olarak ortada dolaşanlarla hiçbir alakaları olmayacak. Toplumla aralarına tam bir tampon kitle yerleştirmiş olacaklar.

Sabetaycılar, haklarında oluşan tüm olumsuzlukları üstlenmeye hevesli kitleler bulma arayışına geçti. Eğer kadro ve sayısal yeterlik açısından inandırıcı olabilecek, kendilerine biçilen rolü de şahane bir ihsan kabul ederek pazarlığa takla atarak koşacak böyle kitle bulurlarsa derine dalış gerçekleşecek.

Pazarlığa razı olan kitle, Sabetaycı geçmişin deşifre olmuş hadiselerini üstlenme karşılığında isim hakkını almış olacak. Tabelayı duvarına asacak. Kendisine sağlanan avantajların karşılığı olarak da Sabetaycıların yapacağı bundan sonraki faaliyetlerde taşeron olarak çalışıp, muhtemel olumsuzlukları üstlenerek ‘Efendi’lerine tam kamufle imkânı sağlayacak…

Eğer bu proje tutarsa, Sabetaycılar isimleri hiç anılmadan rahatlıkla her türlü işi yapacak. Sabetaycı olarak ortada dolaşanlarla hiçbir alakaları olmayacak. Toplumla aralarına tam bir tampon kitle yerleştirmiş olacaklar.

“Bu da neren çıktı şimdi?” diyenler, son günlerde İlhan Selçuk’un telefon konuşmalarında geçen ‘Akıllı çocuk’ Oray Eğin’in yazılarına bakabilir. Selçuk, telefonda Eğin ile ilgili çok özel bilgiler de veriyor ama orası bizi ilgilendirmiyor. (daha&helliip;)

Soner Yalçın Hikayemiz ile İlhan Selçuk’un Soykütüğü Ve MERNIS’in Kritik Formülasyon Açığı

Kimlik Bilgileriniz Güvende Mi Acaba ?

 

Ara sıra kontrol ettiğim, acaba bugün yine yeni ne yumurtlamışlar diye baktığım odatv.com’a göz attığımda, sehven Kanadalı Hahambaşı ile ilgili yaptıkları haber ilgimi çekti… Şöyle yalandan bir okuyum dedim. Netekim okudum da…Hay okumaz olaydım düştü mü içime bir kurt…Bak şu köftehorlara dedim fessuuupanallaaaah çeke çeke. Dolamışlar dillerine Hahambaşı’nı yer misin yemez misin dercesine giydiriyorlar. Yok efendim elemanın TC Kimlik No’su şuymuşta, Key ödemelerinden alacağına bakmışlarda, felanca miktar devletten alacağı varmışta, bir koşu fırlayıp havrasından Koşer Koşer (koşa koşa’nın koşercesi), kippa’sını havalimanlarında düşürmeden geliveripte paracıklarına kavuşacayazsın talimatnameli… Felanda feşmekan babında bir dolu lagalugayı okurkene…

 

Ulan dedim tamam iddianame de sanıkların tanıkların kimlik bilgileri faş edildi…E malum Resmi Gazete marifeti ile de yaklaşık 10 milyon insanın sigorta numaraları ile kimlik numaraları internet ortamına pidiyef pidiyef (çarşaf çarşaf’ın internetcesi) serildi…Görünürde soy sop araştırmacı gastacısı kılıklı Sonerim Yalçın’ım Şili tatilini müteakip, kurtlar vadisiyle birlikte pik yapan reytinglerini paranın rengiyle karıştırıp… Sonrasında “odalarda ışıksızım yalnızım” ve “çiçekten böcekten al haberi” dizilerinin diplerde sürünmesiyle nal toplayıp, kendilerini maddi zarara uğratıp, üçün tekini ellerinde görünce… Cüney-team Embedded Forcegil’den  ile de yolları ayırdı ya…Yeniden araştırmacı araklayıcılık özelliklerini devreye sokup “zulaya dağ mı dayanır” ilkesinden yola çıkaraktan splash’a splash’a, flash fırıldaklıklar  üretme peşinde…

 

Okuyucu! Okuyucu!..

 

Biz böyle dediysek de siz yanlış anlamayın hemen canım…Kendinize gelin yahu…Yakışır bu tip şeyler Konseptim Danışmanıma… (daha&helliip;)

İhanet ve Beyaz Türkler

İhanet ve Beyaz Türkler
gh

Geçenlerde dostlarımızla iftar yemeğine gittik. Orada yeni tanıştığımız bir dost, bir tarikat şeyhinin vekillerinden bahsederken, “bizim oralıdırlar, dedelerinden de çok Hak dostu, âlim insanlar vardır, ama güvenmem.” dedi. Merak ettik sebebini. “Dedeleri Rum’da onun için.” diye cevapladı. Bunu söyleyen dostumuzda bir karış sakallı bir adamdı…

Gördük ki bir tehdit var. Bu Dönme/Sabatay/Mason vs. kavramları yerine tam oturtulmadığından herkes kafaya göre itham edildiğinden dolayı kafalar iyice karışmış. Meseleyi açmakta fayda var. Resul (S.A.V.) “Fitne uykudadır, uyandırana Allah lanet etsin.” buyuruyor. Evet, bu artık bir fitne halini almış bulunuyor. Yine ayet-i kerimede fitne; katl (adam öldürme)’den daha büyük bir cürüm” olarak kabul edilmiştir. (el-Bakara, 2/191 ). (daha&helliip;)

Oray Eğin Sabetayist Bir Aileden mi?

oo

Bugün sabah Sky-Turk Tv kanalinda, cok muhterem Yalçın Küçük beyleri dinlerken kendisinin ilk defa bana bu kadar sevimli geldigini hissettim.

Neden derseniz…

Efendim hepinizin malumatinda olan bir site vardi…

Su son gunlerde aktif olmayan, adi orienternet.de olan hani…

Orada bir isim Lutfi Özkök(daha&helliip;)

‘Dönmeler’ yahut ‘Sabetaycılık’

‘Dönmeler’ yahut ‘Sabetaycılık’ tartışmalarına bir katkı denemesi – I 

ddd

 Abdullah Muradoğlu
amuratoglu@yahoo.com 
 

Soner Yalçın’ın Doğan Yayıncılık’tan çıkan “Efendi: Beyaz Türklerin Büyük Sırrı” başlıklı kitabı ‘Sabetayizm’ tartışmalarını yeniden canlandırdı. Son yılların en spekülatif konularının başında yer alan Sabetaycılık, artık gerçek bağlamı dışında ele alınmaya ve tartışılmaya başlandı. Bu konuda yapılan tartışmalar, ortaya atılan iddialar tehlikeli sularda seyretmeye başladı. Her konuyu olduğu gibi bu konunun da cılkını çıkarmayı başardık. Toplumsal tarihimizin parçası olan ve ancak bu bağlamda tartışılması, araştırılması gereken konu, ne yazık ki siyasal, ideolojik, dini tartışmalara eklemlendi. (daha&helliip;)

“Sabetay Araştırmaları” Üzerine

 “SABETAYİZM ARAŞTIRMALARI” ÜZERİNE

Okuyucu bilmeli ki: Bugün “Sabetayizm”, “Sabetay desifresi”, “Kripto Yahudi”, “Kripto İbraniler” vesaire isimleri altında yapılan çalışmaların, özellikle son yıllarda basılmış olanları ile matbuatdan daha tesirli ve “fısıltı gazetesi”nin somutlaşan hali gibi olan İnternetdeki yayınlar, söylenegeldiği gibi bilimsel çalışma değil POLİTİK TEZGAHTIR!

kkİsim vermek gerekirse, Yalçın Küçük (ki, ben ona katıldığım tartışma grubları ve forumlarda “Küçükeynlerden Yalçın” diyordum ve bundan sonra da böyle geçecek) ile Soner Yalçın(Küçükeynlerden Soner) ve Halid Özkul ile internet “alemi”nin onlarca takma isim kullanan ismi lüzumsuz üç-beş kisisinin yaptıkları bu meyanda değerlendirilmelidir. (daha&helliip;)

Oray Eğin Efendi-2’yi Neresiyle Okudu

dddd

Efendim bir yazar bir kitabi neresinden okur onun cevabini bulmaya calismak kadar zor birsey yoktur sanirim. Malumunuz oldugu üzre Oray ile Soner Kankagiller Efendi-2 henüz daha piyasaya cikmadan bir araya gelmis ve Soner Kankagil, Oray Kankagil’e kitabinin ilk kopyesini göstermisti. Oray Kankagil sayesinde de bizler bu kitabin ne kadar sahane, ne kadar muhtesem, ne kadar ezberleri bozan bir abide kitap oldugunu ogrenmistik. Tarihin ne garip tecellisidir ki daha kitabin mürekkepleri kurumadan bu yalakalar imparatorlugunun polemikleriyle ünlü üyesi 21 kasim 2006 tarihli Aksam gazetesinin nüshasinda kendi kendini ele vererek aslinda ne kadar provakatif ve ne kadar beeep bir *alanci oldugunu da beyan etti. Belki hala kendi bile farkinda degildir sap yerken saman cikardiginin. Ama ne yazik ki kendisi farkinda olmasa bile arasira, bazen tesadüflerin de yardimiyle bu ve benzer kankagillerin yalan söylemlerinin ne kadar apacik bir sekilde sirittiginin farkinda olan birileri vardir. Simdi bu zat-i sahanenin 21 kasim tarihli yazisindan bölümleri okuyalim: (daha&helliip;)

TR Forum ( Sabatay Forumu ) Webmasteri Sayin Faruk Bey ile Yalçın Küçük, Soner Yalçın, Istanbul Sevi, TR Forum ve Sabetay Mevzuu Üzerine Yaptığımız Mail Yollu Yazışmalar – 1

 

Ben, Faruk Bey’e bu onurlu davranışından ve yaptığımız görüşmeleri internet ortamına taşımama izin vermesinden ötürü teşekkür ederim. Kendisi hakkinda zaman zaman oldukça olumsuz düşüncelere kapılsamda son dönemde göstermiş oldugu yapıcı tutumlar onun bu işlere gerçekten Allah rızası için girdiğinin bir göstergesi niteliğindedir.Hatasız kul olmaz. O’nun izin vermesi sayesinde bende Inter-Turk Forumda vermiş oldugum sözü yerine getirmiş oluyorum. Kendisinin bir an evvel sağlığına kavuşması en büyük temennimdir. Tekrardan geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Nisan 2006 tarihinde TR Forumda başlayan “kayıkçı kavgamız” Faruk Bey ile son bulmuştur. Diğerleri ile olan kavga devam edecektir.Meseleye vakıf olmayanlar için aşağıda tr-forumda sorduğum soruları noktasına virgülüne dokunmadan tekrar yazıyorum. gerçi o günden bu yana köprünün altından çok sular akıp çok farklı gelişmeler oldu, hatta yeni yeni sorular da gündeme geldi ama hepsini buraya taşımanın anlamsız olduğunu düşünerek bu kadarla yetinmeyi uygun görüyorum. Önemli olan ve asıl üzerinden düşünülmesi gereken hadise Sabetay meselesinin Ülkemizi hangi mecralara çekme girişimin bir parçası olduğudur. Zaman içinde bende oluşan esas kanaat bunun bir siyonist osmanli projesi oluşturmak yada Ülkemizi bölmek arasinda halkimizin bazi tercihler yapmaya zorlanması yönündeki izlenimlerimdir. (daha&helliip;)

Soner Efendi Üç Korner Bir Penaltı Etmez – 3

Türker ADONAY
16.10.2006

Üç bölümlük yazı dizimizin bu son yazısında; araştırmacı-gazeteci-yazar, eski Aydınlıkçı, bir zamanların “kudretli uyuşturucu baronu”nun hâtıra tutucusu Soner Yalçın’ın, iyi bildiği “alengirli” işlerle uğraşmak yerine milletin din büyüğü olarak bildiği kişilere saldırmayı tercih etmesinin yanlış olduğunu, bu tür bir teşebbüsün onun “boyunu çok aştığını”, çünkü bunu yapabilmek asgarî düzeyde bir din bilgisinin gerektiğini kısa ama çarpıcı örneklerle göstermeye çalışacağız.


Koyu Cehâlet Örnekleri 1)

Kitabının 107. sayfasında “Süleymancılık olarak bilinen dinî cemaatin kurucusu Silistreli Süleyman Hilmi Tunahan, neden kızına, Türkçe’de bulunmayan İbranîce ‘Yaratılış’ anlamına gelen ‘Beria’ ismini koymuştu?’ diye soran ve bu cümleyle ilgili dipnotta ünlü KGB kasabı Lavrentiy Beria’dan Sabetay Sevi’nin 18 maddelik emirlerinde bu kelimenin sıkça geçmesine kadar bir sürü ilgisiz detayı sıralayan Soner Yalçın, bu kelimenin Arapça karşılığının ne olabileceğini araştırma zahmetine katlansaydı ve Süleyman Hilmi Tunahan’ın Arapça’ya çok iyi vâkıf olduğunu dikkate alsaydı, ne bu kadar kelime israfına girer ne de cehâletini açığa vurmuş olurdu. “Beria” kelimesi Arapça’da “olgunluk ve güzelliğiyle akranlarından üstün olan, bu hasletleriyle dikkat çeken” anlamlarına gelmektedir. Muhtemelen Süleyman Hilmi Tunahan da kelimenin İbranîce karşılığından dolayı değil, Arapça karşılığından dolayı kızına bu ismi koymuştur. Hay Allah sana akıl fikir versin Soner Efendi e mi! (daha&helliip;)

Soner Yalçın’ın Kankası ‘Oray Eğin ve Üçüncü Kuşak Beyaz Türkler’

‘Oray Eğin ve Üçüncü Kuşak Beyaz Türkler

 

Türkiye’de ‘Beyaz’ dendiğinde kimlerin kast edildiği üç aşağı beş yukarı herkesin malumu iken, ‘Siyah’ vasfının (ya da vasıfsızlığının) bahis mevzuuna bağlı olarak değişim göstermesi, örneğin Kürt sorunu söz konusu olduğunda Kürtlerin, başörtüsü sorunu söz konusu olduğunda İslami kesimin akla gelmesi, hakim (ya da resmi) olan otoriteryen yapının niteliği hakkında epey fikir verici mahiyette. Ancak resmi ideolojinin kendi doğruları ekseninde çizdiği sınırların dışında yer alanları yok sayan iki boyutlu tasavvurunun uzun yıllardır Türk siyasi geleneğine damgasını vurmuş olması nedeniyle, özgürlükler (ve dolayısıyla mağduriyetler) konusunda ciddi bir yanılsama yaşanıyor. (daha&helliip;)

İstepan Hilmi Gürdikyan Efendi ve Düşündürdükleri

Makale Yazarı: Faruk (İktibas) Tarih, gün ve saat : 24. Eylûl 2006 04:39:32:

Evvelce bilmünâsebe adının geçtiğini zannettiğim bu zât ile İbnülemin Mahmud Kemal Bey merhumun konağında tanışmıştım. Meşhur şâir Hüseyin Sîret Bey’in, Tâhir’ül-Mevlevî Bey’in ve diğer kalem erbâbının yakından tanıdıkları bu zât kuvvetli bir Osmanlı şâiri, mutasavvıfı ve mütefekkiri idi. Hazret-i Mevlâna’yı ve Muhyiddin-i Arabî’yi iyice tedkîk etmiş ve mutasavvıfâne Türkçe ve Farsça şiirler yazmıştır.

İbnülemin’i ziyaret ettiğim bir gün kendisi orada idi. Cebinden bir kâğıd çıkarıp Mahmud Kemal Bey’e verdi. Evvelce va’dettiği Farsça bir şiiri olduğunu söyledi. Merhum İbnülemin’in ne kendi okudu, ne bana okuttu. Kitaplarının arasına koydu; çok merak ettim.

İstepan Hilmi Efendi’nin vefâtından dört beş sene sonra idi; Sen Jozef Kolejinde bulunduğum sıralarda oradaki arkadaşlardan Fransızca hocası Şirinyan Bey’e Gurdikyan Efendi’den bahsetmiştim. Amcasının tanıdığını söyleyince metrûkâtından defterlerini istettim. Getirdiler ve oradan şu parçaları istinsah ettim: (daha&helliip;)

Efendi 2:” Soner Efendi, 3 Korner 1 Penaltı Etmez!-2 “

Türker ADONAY
18.09.2006

Soner Yalçın’ın “Efendi-2” kitabının ele alındığı yazı dizimizin bu kısmında, spesifik ve somut örneklerle kitabın nasıl çelişkiler, tutarsızlıklar, karalamalar, şaşırtmacalar ve çarpıtmalarla dolu olduğunu göstermeye çalışacağız.
Çelişki ve Tutarsızlıklara Örnekler
1) Kitabın 20. sayfasında  “Kabalacı Moşe Şem Tov de Leon ile ‘Vahdet-i Vücud’un piri Şeyh Muhyiddin Arabî’nin çağdaş olması rastlantı mı?” sorusunu soran yazar, ilgili sayfadan başlayarak genelde vahdet-i vücud düşüncesinin ve özelde Arabî’nin Yahudi mistisizminden etkilendiğini iddia etmekte, bu iddiasını ispat için hepsi birbirinden temelsiz argümanları peşpeşe sıralamaktadır. Yazarın temelsiz argümanlarının tümünün eleştirisini yapmak yerine, Yahudi mistisizminin büyük üstadı olarak sunulan Moşe Şem Tov de Leon’un Muhyiddin Arabî ile çağdaşlığını inceleyelim ve iddiaların daha en başından nasıl “çürük bir zemin”e oturtulduğunu okurlarımıza gösterelim.
Yazara göre Moşe Şem Tov de Leon 1230-1305 yılları arasında yaşamıştır. Buna mukabil, Muhyiddin Arabî’nin doğum tarihi 1165, vefat tarihi 1239’dur. Bu durumda Moşe Şem Tov de Leon doğduğunda Muhyiddin Arabî 65 yaşındadır. Daha fenâsı, Muhyiddin Arabî vefat ettiğinde Moşe Şem Tov de Leon ancak 9 yaşındadır. Eğer ortada bir etkilenme var ise, “birazcık mantık sahibi” bir kişi, Muhyiddin Arabî’nin “etkilenen” değil “etkileyen” pozisyonda olduğunu düşünür. Ama Soner Yalçın bu gerçeği ıskalamakta, çağdaş olmayı aynı yüzyıl içinde yaşam tarihleri kesişmek olarak yansıtmakta, âdeta 3-5 yaşındaki bir çocuğun Muhyiddin Arabî’nin son eserlerini kaleme aldığı sırada onu derinden etkilediğini ileri sürmektedir. Eğer Moşe isimli o zamanlar ufacık olan Yahudi çocuk İslâm bilgeliğinin zirve isimlerinden birini gerçekten Soner Yalçın’ın ileri sürdüğü gibi “derinden” etkilediyse, İslâm’la başının hoş olmadığı belli Soner Yalçın’ı bilmeyiz ama, bizim İslâm’ı bırakıp Yahudiliği seçmeyi düşünmemiz için ortada çok önemli bir “kerâmet” var demektir. Okurlarımızın “hadi leeeen!” dediğini duyar gibiyiz, ama lütfen bu hitabı bize değil bu zırvaları bilimmiş gibi sunan Soner Yalçın’a yapınız. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 19, 2006 at 7:15 am  Comments (7)  

Bilim ve Şarlatanlık

Yakın çevremdeki bazı arkadaşların “yüksek sesli başarılı tezahüratları” sonucunda; Soner Yalçın’ın yeni kitabını satın aldım: “Soner Yalçın; Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı : Efendi-2; Doğan Yayıncılık, Haziran 2006”. Uygun bir zamanda okuyacağım. Ama yeni aldığım her kitapta olduğu gibi, sayfaları şöyle bir karıştırdım. 1-2 sayfa, birkaç paragraf okudum. Önyargılı olmayayayım ama kitabın tahmin ettiğimden de farklı olmadığı kanaati uyandı bende. Kitabı okuduğumda; hâlâ canlı bir konu olmaya devam ederse, düşünce ve izlenimlerimi yazarım.

Bugün; bu kitabı karıştırırken, bana hatırlattığı bir konudan söz etmek istiyorum. Bilimin metodolojisinden… (Metodoloji, karşılığı olarak “yöntem bilimi” ifadesi de kullanılıyor. Metodoloji, felsefe ve bilim alanlarında yöntem / yaklaşım konuları ile ilgilenir; yeni yöntemler yaratmak için ilkeler geliştirir.) (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 18, 2006 at 9:58 am  Yorum Yapın  

Efendi 2: “Soner Yalçın’ın Yamukluğu, O. Ekşi’nin Burukluğu”

SONER YALÇIN’IN YAMUKLUĞU, OKTAY EKŞİ’NİN BURUKLUĞU!

Soner Yalçın, Beyaz Türkleri (Efendi-1) den sonra, Beyaz Müslümanları (Efendi-2) da yazmış.. Böylece Türk geçinen, hatta Türkçülük yürüten Yahudi dönmelerini deşifre ettiği gibi, şimdi de Müslüman ve müttaki bilinen hatta şeyhlik ve ermişlik satan Yahudileri, soy kütükleriyle birlikte tanıtmış

1949 yıllarında Avengeliklerin İsviçre şatosunda iki ay boyunca “İslamiyet ve Ehli Kitap yakınlığı” konusunda dersler anlatan, yani ılımlı İslamın temellerini atan Yahudi dönmeleri ve Arusi Şeyhi Ömer Fevzi Mardin’lerden; Avengelik Rahip Dr. Bruchman’ın manevi talebesi olan 1951’de “Avrupa ve Dünya Federasyonu fikrini Yayınlama Cemiyetini” kuran. (Sh:46) Yahudi Ahmet Emin Yalman ailesine… Yahudi Üzeyir Garihlerin ve Mareşal Fevzi Çakmak ailesinin şeyhi olan Küçük Hüseyin Efendiden (Sh:62) Rıfai Şeyhi bilinen Kenan Rıfai adlı Sabataist deist (Peygamber tanımayıp, sadece Allah’a inandığını söyleyen)lere.. Ve Baş müridi Kazım Karabekir’e ve kızı Timsal hanımefendilere (Sh:129)

MSP’de palazlan, ANAP ve AKP’de bakan, bürokrat ve patron olan Dönme nakşilerden, İhsan Doğramacı gibi Hıristiyan Maroni sanılan Yahudi Profesörlere, Selanik Dönmesi iken Peygamber varisi geçinen Devlet Planlamadan emekli, “Allah’ın Üniversitesi Rektörü ve Dinlerin Birliği Projesi mühendisi, Nur TV sahibi İskender Erol Evrenesoğlu’ndan, Mesut Yılmaz’ın Dönme olan annesine ve Eşi (Berna Müren) ve babaannesine.. (Sh:122-150) (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 16, 2006 at 3:35 pm  Comments (9)  

Beyaz Değil, YOZ Türkler ! (Efendi 2’nin Amacı)

Açıkça söylemek gerekirse, Fehmi Koru’nun “İslâm’la yeniden tanışırken…” başlıklı yazısını okuduğumda bir anlam verememiştim. Boş bir yazı gibi gelmişti bana ve yazarın neden böyle bir konuyu kaleme alma ihtiyacı duyduğu sorusuna cevap bulamamıştım.

 ssgggFakat daha sonra, Oray Eğin’in ondan bir gün önce yayınlanmış olan “İslamcılar Beyaz Türkler’i anlayamıyor” başlıklı yazısına göz atınca, Koru’nun değerlendirmelerinin ardındaki saiki anladığımı düşündüm.

Oray Eğin yazısında şöyle diyordu: “Beyaz Türkiye’nin şimdiden bazı adımları var. Son zamanlarda birtakım üniversitelerden çıkan İslam araştırmaları, tekrar tekrar referans aldığım Ufuk Güldemir’in ‘Büfeci İslamı’ kavramı, ‘Efendi 2’ bu yönde samimi çabalar.” Fehmi Koru ise yazısına şöyle başlıyor: “Gazetelerde çıkan yazıların konu yoğunluğuna bakıldığında kendini hemen ele veren gerçek şu: Türk aydınları İslâm’la yeniden tanışıyorlar… Vesileler değişik olsa da günün hemen her tartışması aynı kapıya çıkıyor. Gazetecilik ilk yakaladığına isim koyma mesleğidir aynı zamanda; bu sebeple kimi ‘Beyaz Türk – Kara Türk’ tasnifini çıkarıyor yaşanan tartışmadan, kimi uzaktan gördüğünün üzerine ‘Büfeci İslâmı’ yaftasını asıveriyor. / İyi niyetli çabalar bunlar…”

Görüldüğü gibi, aynı şeyden bahsediyorlar. Oray Eğin’in “samimiyet”i, Fehmi Koru’da “iyi niyet” halini alıyor, kelimeler farklılaşsa da anlam aynı. Bununla birlikte, ne Güldemir’in “Büfeci İslam” kavramı, ne Soner Yalçın’ın “Efendi 2″si, ne de “Beyaz Türk-Kara Türk” tasnifi iyi niyetli ya da samimi çabalar olarak görülebilir. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 15, 2006 at 7:48 am  Yorum Yapın  

Ferid Kam’ın Bastonundan Soner Yalçın’a Cevap

Makale Yazarı: Faruk Tarih, gün ve saat : 13. Eylûl 2006 22:48:01:

dsdsd 

Paranın Efendisi Soner kitabının 214. sayfasının dipnotunda, copy-paste usulüyle elde ettiği bazı bilgileri kendi yorumuyla okuyucuya aktarmış. Bazı doğru bilgilerin arasına sıkıştırdığı kendi yanlı ve yanlış yorumlarla, asıl maksadının gizli bilgileri açığa çıkarmak değil, esas bilinmeyenleri perdelemek olduğu intibaı bende kesin kanaat derecesine ulaştı. Bu meseleye uyanan ilginin devamı ve kurcalanması hâlinde, bundan ciddi olarak rahatsız olacak güçlerin yönlendirmesiyle bu kitaplar yayınlanıyor gibime geliyor. Esas bilinmesi gerekenler, siyaset, bürokrasi, sermaye, medya ve tedrisat sahâsında ipleri elinde tutanlar olmasına rağmen, SYK şürekası ibreyi ters istikamete döndürmeyi şimdilik başardılar. Ortaya belki de kasten gayr-ı sahih isimler atıyorlar ki, hem bu iş sağa yıkılsın, hem de sonradan yazılacaklara ilgi ve güven sarsılsın. Şunu kat’iyetle söylemeliyim ki, vatana, millete ve dine samimi olarak hizmet etmiş olanların damarlarında varsa birkaç damla İbrânî kanı, bu asla değer hükümlerimizde kıstas değildir. Belki bir bilgi notu olarak bir köşeye kaydetmekte beis yoktur, yeter ki değerlendirmeler sadece onun üzerine inşa edilmesin. Bunları ifade ettikten sonra Soner Yalçın’ın satırlarına gelelim: (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 13, 2006 at 9:19 pm  Comments (1)  

Soner Yalçın Efendi’nin Yalancı Nöro-Transmettirliği

Soner Yalcın Efendi’nin Yalancı Nöro-Transmettirliği

(Sinyal iletimi sağlayan maddeler)

İnsan vucudunda sinir kas kavşağında nöro-transmettirler(ACH,Noradrenalin gibi) veziküllerden(kesecikler) salgılanır Bu maddeler parasempatik ve sempatik sistemin tabii maddeleridir.

hhhhg

Eğer vucuda nöro-transmettirlere benzeyen maddeler verilirse sinir uclarında veziküllerde birikir ve tabii maddelerin yerini alırlar.Mesela sinire bir uyarı gelince noradrenalin yerine vucuda daha önce verilmiş sentetik madde veziküllerden salgılanır.Fakat fonksiyon görmez.Böylece noradrenalinin fonksiyonunu engellemiş olur.Noradrenalin salınmaz.Sistem bloke edilmiş olur yani sabote edilir.

Bu taklit mekanizması toplumun psikolojik, sosyolojik, tarihi ve kültürel yapısında uygulanmaktadır.Soner Yalçın Efendi de aynı işlevi Hem Efendi hemde Efendi-2 kitabı ile görmüştür. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 12, 2006 at 6:53 pm  Comments (3)  

Sandıklı Yahudi Kaplıcası

Sandıklı Yahudi Kaplıcası

Makale Yazarı: Faruk Tarih, gün ve saat : 10. Eylûl 2006 02:33:25:

jjj

Attığım bu başlığı görünce hayret ettiğinizi tahmin ediyorum. Öyle ya, Sandıklı’da birkaç kaplıca olduğunu duymuşsşnuzdur da, bu isimde olanına rastlamamışsınızdır. Bu da nereden çıktı demeyin, Soner Yalçın’ın kitabında öğrendiğim bir bilgi ışığında, bir şifa kaynağımızın adının diğer mânâsını yazdım. Bakınız SY kitabı Efendi-2’nin 366. sayfasında derin araştırmalarının neticesinde neyi bulmuş: (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 10, 2006 at 2:52 am  Comments (4)  

Kenan Rıfai ve Efendi-2 üzerine

 Gönderen : Nihat bey

asde

 

Kenan Rıfai Hazretlerinin Sabataist olduğunu zanneden kardeşime bu konuyu açıklamak istiyorum .:

1- Allah cc Hazretleri bir Kudsi Hadis-i Şerifte “ benim veli kuluma zulmeden ve iftira atana Ben Harp ilan ederim” buyuruyor. Sayın Kardeşim lütfen bunu bir düşünsün

2- Tasavvuf bir okuldur. İslam’ı iyi yaşama ve anlama okuludur. Değişik Meşrep ve Yollarda bu güzel okulun dershaneleridir. Sınıflardır. Soruyu soran kardeşim lütfen bunu da düşünsün

3- kişi bildiğinin dostu bilmediğinin düşmanıdır sayın kardeşimiz bu güzel ilkeyi de bir düşünsün

4- Kenan Rıfai Hazretleri hiçbir eserinde hiçbir hareketinde Ben Mevlana Cellaleddin- Rumi Hazretlerinden büyüğüm dememiştir. Bağlıları da dememiştir. Sayın Site yöneticileri de dememiştir. Hizmeti geçenler kısmında Kenan Rıfai Hazretlerinin hayat hikayesini bende okudum siz nasıl böyle bir açmaza düştünüz hayret ettim.

5- Kenan Rıfai Hazretlerine ilk iftirayı Refik Halid Karay “ Kadınlar Tekkesi kitabı ile atmıştır. Eser zaten romandır yazılanlarda hayal ürünüdür ve ilmi bir eser değildir. Maalesef Soner Yalçında Efendi 2 kitabında bu yolu seçmiştir. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 10, 2006 at 2:19 am  Comments (16)  

Soner Efendi: Üç Korner Bir Penaltı Etmez!-1

Türker ADONAY

23.08.2006
Önce Genel Ama Mühim Bir Takdim: Giriş

Lübnan’da Hizbullah’ın sâdece İsrail’e değil, aynı zamanda korkaklığı politikalarının merkezine yerleştiren çağdışı bazı Arap diktatörlüklerine ve ülkemizin aydın olma iddiasındaki ucuz entellerine verdiği acı ders, belki bu aralar üzerinde durulması gereken en önemli konu. Ancak herkesin bu konuya odaklandığı bir zaman diliminde, biz, ülkemizde yürütülmekte olan “psikolojik harb”in bir başka cephesine dikkat çekeceğiz. Zirâ, öyle görünüyor ki, birkaç yıldır süregiden ve Sebataycılık meselesinin suyunu çıkaran birkaç araştırmacının manipülatif yayınları, hâlihazırda AKP iktidarında da bazı “önemli müsteşarlık koltukları”nı kapmayı başarmış temsilcileriyle Türk toplumsal hayatında etkili olan bir kesimin “mânevî yasallaşma” hamlelerine destek sağlıyor. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 9, 2006 at 11:51 pm  Comments (8)  

Soner’in Efendisi / Efendice Bir Yazı

Soner’in Efendisi 

 

Hamdi Yılmazer -Aksiyon

Efendi, Sabetaycılar’dan kimleri açıklıyor? Ya da Sabetaycı olmayan ailelere giden ‘gelin’lerden hareketle kaç sülale Sabetaycı olarak kayda geçiriliyor? 1940 tarihi dışarıya kız verme düşüncesinin başlangıcı mı, yoksa umumileştiği tarih mi? Şimdi gel de işin içinde çık! “Beyaz Türkler” kız verilen sülaler, “sır” da bu şekilde iyice gizlenen Sabetaycılar olmasın? Gelin giden sülaler çoğaldıkça onlar iyice sırra kadem basıp, sırrın da sırrı oluyorlar!.. Kim bilir belki o kadar da değildir!

İnsan beyni muhteşem bir organ. Meşgul olduğumuz konudan menfez bulup çok ilginç irtibatlar kurabiliyor. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 9, 2006 at 10:02 pm  Yorum Yapın  

Ruh Kökünün Milliyeti

kendihalinde: “Son paragraf Soner Yalçın ve Yalçın Küçük düşünülerek okunursa daha bir anlamlı olur”

                                                               **** 

Ruh Kökünün Milliyeti
Mustafa Kınıkoğlu

Bu sayının konusunu ilk öğrendiğim zaman, “Türk ruh kökü” kavramı üzerine biraz düşündüm.. Acaba bu terim neyi ifade ediyor ve anlattığı mânâyı tam olarak taşıyor mu?..

Genel plânda konu Türk ruh kökü iken, ayrıntıda konumuz “Türk ruh kökü toplum mühendislerinin plânlarını bozacak güçtedir” cümlesiydi. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 9, 2006 at 9:07 pm  Yorum Yapın  

Efendi 2, Soner Yalçın’ın “Bir Bühtan Belgesidir”

“Bir Bühtan Belgesi” Efendi – 2’deki iddialar akıl dışı, iz’an dışı, edeb dışı bir çabanın ürünü


Soner Yalçın‘ın “Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı – Efendi 2” isimli kitabı, ihtiva ettiği ima ve isnadlarla bir çok tartışmayı gündeme getirdi. İsnad ve imaların en asılsızını ve çirkinini ise merhum Musa Topbaş Efendi‘ye, Topbaş ailesine ve Hüdayi Vakfı’na yöneltti. Bütün hayatı nezih bir Müslüman olarak geçen merhum Musa Topbaş Efendi hakkında yapılan isnad ve imalara cevap vermek zorunda kalmak çok üzücü olsa da kitapta yer alan ima ve isnadlarla kamuoyunun zihninin bulandırılmasına da göz yumulamaz. Onun için aşağıdaki değerlendirmelerin yapılması zarureti doğmuştur:

1. Kitabın hiçbir yerinde açık bir itham – ilgilendirme olmamakla birlikte, İbn Arabi, İsmail Hakkı Bursevi, Kabala, Sabatay Sevi, Tasavvuf, Aziz Mahmut Hüdayi, Hüdayi Dergahı, Hüdayi Vakfı, ailenin geliş seyri… gibi akıl almaz bağlantılarla “Sabetayist” algısının ortaya çıkarılmak istendiği anlaşılmaktadır. Hatta “Sabetayist Ilgaz Zorlu, Aziz Mahmut Hüdayi Dergah’na maddi yardımda bulunduklarını söylüyordu. Ama sanırım, Musa Topbaş’ı kastetmiyordu!..” gibi cümlelerle bile malesef bu “kötü niyet” sergilenmektedir. Yazarın bu kötü niyetin farkında olmadığını düşünmek zor. Merhum Musa Efendi’nin çocukluk döneminde Fransızca öğretmeninin Yahudi asıllı olması da, yazarın imaları için önemli bir destek malzemesi gibi sunulmaktadır.

Bu yaklaşımın sadece Musa Efendi için değil, herhangi bir insan için de çok sağlıksız, yanlış, zihin karartıcı olduğunu belirtmek isteriz. Musa Efendi için ise, gerçekten onun ruhunu inciten bir nitelik taşıdığı muhakkaktır. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 9, 2006 at 6:00 pm  Yorum Yapın  

Vesile’t-ün Necat – Mevlid-i Şerif / Resmî Dilimiz İbrânîce Mi?/Çağdaş Selefiliğin Kutlu Doğum İtirazlarını Çürüten Bir Eser

Makale Yazarı: Faruk Tarih, gün ve saat : 08. Eylûl 2006 18:48:56:

Demiştik ya, Soner Yalçın son kitabı Efendi-2’de sorular sorup orada bırakıyor diye, buna başka bir misâl daha vermek istiyorum. Zannımca bu suallerin cevaplarını bilmediğinden değil, sonunda kendi vereceği hükmü okuyucunun idrâkine bırakmak isteyişinden olsa gerek. Gelecek tepkileri de hesap ediyor olmalı ki, bâriz olarak konuşmak yerine sorarak imâ etmeyi tercih ediyor.

Kitabın 199. sayfasında okuyuculara tevcih ettiği sual şu:
“Asr-ı saadet’te (Hz. Muhammed döneminde) olmayan, ama zamanla “icma”ın bir öğesi olarak kabul edilen, bugün İslam dünyasında büyük değer taşıyan mevlit, camilere ne zaman girmişti?
Merak etmiyor musunuz?..” Devamında yorum da yapıyor:
“‘Allah’ın ipine sımsıkı sarılalın, tefrikaya düşmeyin’ sözünü kim unutturdu?”

Bununla Mevlid okumanın bid’at olduğunu demeye getirip orada bırakacakken, bu soruyla neyi kastettiğinin ipucunu veriyor: (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 9, 2006 at 3:04 pm  Comments (6)  

Celcelutiye ve Efendi 2

CELCELUTİYE VE “EFENDİ-2” YALANLARI

dfg

Beni her zaman desteklemiş, bilgi-belge nakli yapmış,
tenkidlerde bulunmuş bir dostumdan gelen bir maili
buraya aktarıyorum; S. Yalçın’ın neyi nerelerden
çaldığını ve hakikatleri nasıl yamulttuğunu gösterir
ifadeler ile, bu kitabın ne kadar “beşparaetmez”
olduğunu bir kere daha göreceksiniz.

AVCI (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 6, 2006 at 7:18 am  Yorum Yapın  
Tags: , ,

Latin Alfabesi ile basılan ilk Kur’an ve Bir Tekzip Yazısı

tab

Soner Yalçın’ın Efendi-2 kitabının 385. sayfasında şu satırlara tesadüf ediyorsunuz:

“Lütfen söyler misiniz, Kuranı Kerim’in Latin alfabesiyle Türkçe yazılması ne zaman olmuştur?
Sorduğum ilahiyatçı arkadaşlar bu sorunun yanıtını hemen veremediler. Bu soru yöneltildiği zaman, hepsinin aklına 1928’deki Kuranı Kerim’in meali ve tefsiri geliyor; ama benim sorum netti: Kuranı Kerim ne zaman Latin alfabesiyle Türkçe yazıldı?
Kimse tarih veremedi!”

Bu sualin muhatabı olmamama rağmen müsaadenizle cevabı ben vereyim: (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 6, 2006 at 7:00 am  Comments (17)  
Tags: , ,

Soner Yalçın’ın Üstad Anlayışı / Ve Beria

Makale Yazarı: Faruk Tarih, gün ve saat : 04. Eylûl 2006 03:41:22:

Soner Yalçın’ın Efendi-2 kitabında pek çok soru var. Emin olamadığı yerlerde, yahut kafalarda istihfam bırakmak için sualler yöneltmiş, cevabını okuyucuya bırakmış. Halbuki bunlar araştırması hiç de zor olmayan şeyler. Kitapta dipnot da sıkça kullanılmış.

Kitabının 348. sayfasında İsmail Fenni Ertuğrul’u anlatırken, -özellikleri babında- sonunda şöyle bir cümle geçiyor:

“Şeyhine “Üstadım” diye hitap ediyordu.” (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 4, 2006 at 12:02 pm  Comments (8)  

BOP Sıkıntıya mı Düştü? / Ve ilgili Yalçın Küçük haberleri,

Bizi rahat bırakın!

Cevdet Batu , kaynak: iyibilgi.com


Soner Yalçın‘ın Efendi 2 kitabı… Yaşar Büyükanıt Paşa hakkındaki asılsız iddialar… Atatürk’e iftiralar ve Yalçın Küçük’ün “itirafları”… Neden şimdi? Hepsi rastlantı mı?

Soner Yalçın‘ın Efendi 2 kitabı… Hakkında birçok eleştiri çıktı. Kitabın başka yerlerden toplama olduğu, zorlama bağlantılar kurmaya çalıştığı söylendi. Kitap yine de istediğini elde etti. Kitabın ana konusunu oluşturan “Beyaz Müslümanların büyük sırrı” “deşifre” edildi. Birçok “önde gelen Müslüman” Sabateistti.Soner Yalçın‘ın iddiaları yeni değil aslında. Türkiye’de ne kadar çok Yahudi ve Sabateist olduğunu vurgulayan diğer bir isim de Yalçın Küçük… Elbette aralarında bir fark var. Soner Yalçın, daha çok evlilikler ve ortaklıklar yoluyla kurulmuş bağlardan yola çıkarak sonuca ulaşıyor. Bu yöntem herkesin aklını çalabilecek cinsten. Biraz da uğraş gerektiriyor.

Küçük işin kolayında

Fakat Küçük’ün işi daha kolay. İsim ve soy isimlerden yola çıkıyor ve hemen sonuca gidiyor. Belki de hakkında konuştuğu kişinin ailesinin nereden gelip nereye gittiğini hesaba katmadan. Bir ara Küçük öylesine ileri gitti ki ben orada çöktüm artık: Gülben Ergen de Sabateistmiş… (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 2, 2006 at 4:55 pm  Comments (2)  

Dikkat, Sabetaycılar içimizde/’Efendi’ ve ‘Kurtlar Vadisi’, ‘dezinformasyon’ amaçlı mı ?

Dikkat, Sabetaycılar içimizde! 20/08/2006RIFAT N. BALI
“UFO’lar dünyayı ziyaret etti mi?”, “Kennedy’yi kim öldürdü?”, “Amerikalı astronotlar gerçekten aya ayak bastı mı?” türünden komplo teorileri Amerika ve Avrupa’da aşırı sağ çevreler tarafından sürekli canlı tutulan, yazarlarına ve yayınevlerine kayda değer maddi gelir sağlayan bir sektör haline gelmiş durumda. Aynı durum Türkiye için de geçerli. Aslında Türkiye gibi demokrasinin, şeffaflığın ve hesap verilebilirliğin tam anlamıyla yerleşmediği, faili meçhul cinayetler ile darbelerin olağan olduğu, tarihle yüzleşmenin mevcut olmadığı, hukuk mekanizmasının son derece hantal olduğu, “kültür”den “köşe yazarlarını okuma”nın kastedildiği, araştırmacılığın yüzeysel olduğu toplumlar komplo teorileri için mümbit topraklardır. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 2, 2006 at 4:48 pm  Comments (1)  

Gül Baba Soner Yalçın’ı Rahatsız Etti

gül baba

Avrupada Osmanlı nişanesi: Gül Baba  ABDULLAH MURADOĞLU 27/8/2008 yenisafak.com.tr
Hani serhat türkülerimizde “Aldı Nemçe bizim nazlı Budin’i” diye geçer. Nazlı Budin, Macaristan’ın başkenti Budapeşte’dir. İnsana şaka gibi geliyor, Macaristan 150 sene kadar Osmanlı idaresinde kaldı. Budin 1541’de Kanuni Sultan Süleyman tarafından fethedildi ve 145 sene Osmanlı valileri bu şehirden Macaristan’ı yönetti. Budin 1686’da düştü. Budin Beylerbeyi Abdurrahman Abdi Paşa şehit oldu. 1699 Karlofça Antlaşması’yla Macaristan Avusturya (Nemçeli) hakimiyetine girdi. Macaristan Birinci Cihan Harbi’nın sonuna kadar Avusturya-Macaristan İmparatorluğu içerisinde kaldı. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Sovyet Rus uydusu olan Macaristan şimdi bağımsız bir devlet. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 1, 2006 at 6:49 am  Comments (5)  

Soner Yalçın’ın Asılsız Iddialarına Cevaplar

 Asılsız iddialara kaynağından cevaplar
22.08.2006

efendi2
Birinci Bölüm
Yazar Soner Yalçın’ın “Efendi2” isimli kitabı, büyük bir gürültü ve sansasyonla piyasaya sürüldü. Kitap hakkındaki ilk duyuruyu, Hürriyet gazetesi sürmanşetten verdi. Üstelik, geniş kamuoyunu elektriklendirecek bir haberin sunumuyla birlikte… İki gün peşpeşe devam eden gazete haberine göre, yazar Soner Yalçın’ın kitabında Said Nursî’nin Urfa’dan uçakla alınan naaşının denize (Akdeniz) atıldığı iddia ediliyor. Hürriyet, ertesi günkü (22 Haziran 2006) haberinde ise, naaşın Urfa’dan nakli ve Isparta’da defni ile ilgili resmî “zabıt varakası”nı yayınladı. Böylelikle, Soner Yalçın’ın iddiası aynı gazete tarafından da suya düşürülmüş oldu. (daha&helliip;)

Published in: on Ağustos 30, 2006 at 10:09 pm  Comments (4)  

Efendi 2 Yanlışlarla Dolu

“Efendi 2 Yanlışlarla Dolu”

Prof. Dr. H. Kamil YILMAZ Hüdayi ile ilgili iddiaları cevaplandırdı…Altınoluk: Saygıdeğer hocam! Son günlerde basına da yansıyan Soner Yalçın’ın Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı kitabını okudunuz mu? Bu kitap, sizin hem başkanı olduğunuz vakıfla, hem de akademik çalışmanızla yakından alakalı.

– Evet okudum. Haberim olduğunda aldırdım inceledim. Özellikle Altıncı bölüm, sizin de işaret ettiğiniz gibi, başkanı bulunduğum Aziz Mahmud Hüdâyî Vakfı üzerinde ilmi çalışmalar yaptığım Hüdayi Dergahı ile ilgili değerlendirmeler ihtiva ediyor. Ayrıca bizzat Aziz Mahmud Hüdâyî’den bahseden bölümler de var. Ancak bizim çalışmamıza atıflar yok. Bilgi olarak istifade edilmiş gibi görünüyor. Ama her nedense gerek dipnotlarda gerekse bibliyografyada atıfta bulunulmamış. Sadece bizim çalışmamıza değil, bizden önce ve sonra yapılmış Ziver Tezeren’in, Fevziye Abdullah Tansel’in ve Kemaleddin Şenocak’ın çalışmalarına da atıfta bulunulmamış. (daha&helliip;)

Published in: on Ağustos 30, 2006 at 9:32 pm  Comments (2)  

Efendi 2 üzerine diyaloglar

EFENDI 2 ÜZERİNE BIR BASKA SITEDEN AKTARMA

Kaynak:

http://gelenek.wordpress.com/2006/07/24/gunun-yazisi-tkivanc-yeni-safak/

 

  1. fatih demir on July 25th, 2006

    Solculari KGB, Sagcilari CIA, Dincileri Iran yada terorist sayma hastaliginin ayni meyvelerinden biri bu. Cok da inanani var bu adamin. Malum kurtlar vadisine danismanlik yapiyordu… Wallahi yazik…

  2. Muzmin Anonim on July 25th, 2006

    Galiba, kitabin bazi bolumleri cope atilmatan kurtulacak gibi.

    Koru’nun bu ‘eglenceli’ kitapta bahsi bir hayli gecen Esad Cosan hakkinda da bizleri de guldurecek tek kelime etmemis olmasini ciddi bir eksiklik sayiyorum. (daha&helliip;)

Published in: on Temmuz 28, 2006 at 12:51 pm  Yorum Yapın  

Efendi 2 ve Pornografi

Ahmet KEKEÇ

Soy sopla kafayı bozmak!

İzleriz değil mi? Kendisine “Afrodit” denilmesinden hoşlanan sinema oyuncumuz canlı yayında sevgilisinden tokat yiyince, en azından bir süre çakılır kalırız ekranın başında.

Pornografi böyle bir şeydir işte…

Pornografiden ille de cima görüntülerini anlamayalım; cima eyleleminin teşhir edilmesi de elbette bu sözcükle tanımlanabilir ama, pornografi (asıl) görülmemesi gereken, yahut görülmesi anomali yaratacak tüm durumlar, olgular, nesneler, görüntüler için kullanabileceğimiz bir sözcük.

(daha&helliip;)

Published in: on Temmuz 28, 2006 at 7:52 am  Comments (1)  

Efendi 2 Dönme Meselesi

Yine “Dönme” meselesi

Dönmeler konusu eskiden beri muhafazakâr kesimin ilgi ve merakla yaklaştığı bir “bilgi alanı” ola geldi. Devletin yönetim kadrolarında –özellikle güvenlik ve istihbarat sahalarında– yer alanların da bu konuda bir hassasiyet içinde oldukları malum.
Ama yakın zaman öncesinde “patlayan” Sabetayizm konusu farklı bir ilgiyi hak eder görünüyor.
İlginç bir biçimde tam da 28 Şubat süreci dediğimiz dönemde ve hiç de beklenmeyecek isimler tarafından –yeniden ve eskisinden bir hayli farklı şekilde– ortaya atılan bu konunun hangi amaçlara hizmet için kullanılmaya çalışıldığı bazılarımızca kavranamamış görünüyor.
“Bütün kötüler Dönme olamaz, bütün Dönmeler kötü olamaz” diye bir yazı yazmıştım vaktiyle. Aldığım yegâne tepki Yalçın Küçük’ün “İbrani Kiras’a” gönderdiği selam oldu. İslamcı kesim, yüz senedir ensesinde boza pişirenlerin Yahudi dönmeleri olduğu fikrine nedense sıcak bakıyor. Ülkenin kaymağını yediklerini düşündüğü kaymak tabakasının farklı bir kökenden gelen ve gizli bir teşkilat biçiminde faaliyet gösteren karanlık zevattan müteşekkil olması daha makul, daha katlanabilir, daha tercihe şayan geliyor bizimkilere.
Ama İslamcı/milliyetçi kesimlerde uzunca zamandır bir tür züğürt tesellisi gibi varlığını sürdüren Sabetayist edebiyatının, şimdilerde bu taraklarda bezi olacağına ihtimal veremeyeceğimiz birtakım kişiler tarafından yeniden ısıtılıp servise konulmuş olmasında bir bit yeniği aramak durumundayız.
Açıkçası, Sabetayizm konusunun –en azından bugünkü haliyle– Türkiye’nin gündemine getirilmesi iyi niyet mahsulü bir girişim olamaz.
Peki, ne olabilir? (daha&helliip;)

Efendi 2 ve Palavralari/ Özbekler Tekkesi ve Şeyh Ata Efendi

Atatürkün Nutuk’ta tam 13 sayfa Övdügü SEYH kim?

INTER-TURK FORUMU

Yazar Telekom at 01. Temmuz 2006 18:07:18:

Cevap: Özbekler Tekkesi Seyhi, Seyh Ata efendi:))))

Not: Bu Soner cin oglu cin yahu bir tasla dünya kadar kus vurmayi istiyor vesselam:)))))
Bu sefer Efendi-2 den birsey yazmiyorum. Yoksa yazsam mi?

E hadi yazalim bari, Ama yazmadan önce seth ata efendinin 33.dereceden mason oldugunu illümünite üyesi oldugunu münir ertegünün agabeyi oldugununda efendi -2 de yazili oldugunu hatirlatalim.

sayfa 50 den:

” TBMM baskani bülent arinc 23 nisan 2003 günü eski meclis binasinda yaptigi konusmada naksibendi seyhi ata efendinin anoadoluya nasil asker ve cephane kacirdigini BALLANDIRA BALLANDIRA anlatti”
gelelim simdi bülent arincin cevabina: ( elbette sonere vermedi zaten adam verecegine vermis ama soner görmezden gelmis )

24 nisan 2003 (birand-arinc mülakati)
kaynak: http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/tbmm_basin_aciklamalari_sd.aciklama?p1=2627

BİRAND: O çok önemliydi ve onu kast ediyordunuz herhalde burada din adamı da olmalı, askeri de olmalı…
ARINÇ: Böyle kuruldu bu ülke. Ben İstiklal mücadelesi başlarken 23 Nisan’a gelinceye kadar İstanbul’dan Ankara’ya mebusları geçiren adamın kimliğini açıkladım bu Özbekler tekkesinin şeyhi Ata efendidir. Üsküdar’da hala durur. Şimdi Ata efendiyi ben niye TBMM’de söyledim çünkü büyük Atatürk nutkunda tam 13 sayfa Ata efendiyi meth ediyordu. Atatürk’ün övgüler dizdiği ve İstiklal kahramanı olarak gösterdiği Şeyh Ata efendiyi ben o mekanda hatırlatıyorum. Bana inancımdan dolayı, eşimin kıyafetinden dolayı söz söyleyen insanları ben insafa davet ediyorum.

(daha&helliip;)

Efendi 2 ve Palavralari/ Ben Müslümanlardan Nefret Ediyorum…/“Kanalizasyonların Efendileri”nin Hainlikleri; “Efendi 2” Üzerine Makaleler -1

Efendi 2 ve Yalanlari/..

EFENDI 2-devam -Sap Yeyip Saman Çikarmak

INTER-TURK FORUMU

Yazar Telekom at 27. Haziran 2006 18:07:58:

Yazar kitabin degisik bölümlerinde de yaptigi gibi elmalarla armutlari toplamaya devam edip, kitaba kendinizi kaptirip gittiyseniz caniniza okumaya devam ediyor. Bir yerde ak derken diger yerde kara diyor ama bunu bir suç olarak gösterip aktanda karadanda müslümanlari sorumlu tutma aymazligini göstermekte geri durmuyor. Asagidaki satirlarin aktörü Rifai seyhi Kenan Rifai.

Seyhin peygamberlere inanmadigini, cagdas bir fransiz kültürü ile yetistirildigini, alyans okulunda okudugunu, hatta alyans okuluna gitmeden önce ibraniceye vakif oldugunu, sosyeteden ve yazar-cizer takimindan müritlerinin isimlerini yazarin cümlelerinden ögreniyoruz.
Yazar kendi lakirdilarindan sonra sözü cemil meriç’e birakiyor ve ondan aktarma yapiyor:

Sayfa 118’den:

“….Müslümandan cok deist.Daha dogrusu panteist.Maddecilikle zehirlenen bir caga ancak bu esnek, bu herseyi kucaklayan inanc sesini duyurabilirdi ( jurnal 2005 cilt2 s.216)
Ne diyor Cemil Meric: Kenan rifai müslümandan cok deistti. Yani peygamber tanimiyordu; ne Hz Isayi ne Hz Musayi ne de Hz. Muhammedi..,

Diyoruz ya karsimizda farkli bir seyh portresi var “

Sayfa 120’den:

“ Kenan Rifai gibi Esat Sagay’da selanikliydi.
Dergaha bagli bir milli egitim bakani!

Ne deniyor: “Cumhuriyet müslümanlari ezdi”

Bu nasil ezmeyse!

Milli egitim bakanligi neredeyse bir dergahtan digerine geciyordu sanki: Kenan Rifainin müridi Esat Sagay gidiyor, Yenikapi mevlevihanesinin müridi Hasan Ali Yücel geliyordu…”

Telekom derki:

Nasil ama ;
Cumhuriyet müslümanlari iyi ezmis degilmi :))))
Yazar Bu nasil ezmeyse diyebiliyor ya bende sasip kaliyorum.
Sanki bu kitabi yazan rifai seyhine onca olumsuz lafi eden kendisi degilmis gibi, bide bunu Milli egitimin bakanlariyla ilintilendirip bakin iste tüm bakanlar dergahci demeye getirip, müslümanlarin ezilmedigine vurgu yapiyor.
Yahu adamlar zaten sabetaist yada her ne haltsa bunu kendin güzel güzel dile getiriyorsun zaten.
Onca laftan sonra akl-i selim bile müslümanlari ezenin kim oldugunu anlar. Ki zaten biliyoruz…

Bazen düsünüyorum yazar acaba bu cümleleri yazarken AYIK mi idi diye:)
Insan ancak bu kadar sacmalayabilir. Yazarda bu sacmaliklarin zirvesinde dolanirken müslümanlarada arada bir dokunduruveriyor.
Herhalde 7-10 yas arasi cocuklarin bu kitabi okudugunu düsünüyor olmali sevgili yazarimiz:))))

Sap yeyip saman çikarmak deyimi herhalde tamda bu gibi durumlar icin söyleniyor

(daha&helliip;)

Efendi 2 ve Palavralari/ Özbekler Tekkesi/AAONMS üzerinden Hz. Peygambere Kara Çalmak/YALÇIN KÜÇÜK-SONER YALÇIN A.Ş. ve SABATAİZM/Milliyetçiler Kurtlar Vadisi’ni Neden Sevmedi?

Efendi 2 ve Yalanlari

Sayfa 49’dan:
”Biz geçmise dönelim.
Özbekler tekkesinin ilginc girift iliskileri vardi. Ingiliz belgelerine göre özbekler tekkesi postnisini seyh süleyman efendi (1821-1890), konuk olarak dergaha gelen kisilerden topladigi istihbarati, ingiliz büyükelcisi henry layard’a para karsiligi veriyordu ( tarih ve toplum dergisi nisan 1992 s.12-16 )
Hoppala…
Bu bilgiyi veren dergi TEKZIP edilmismiydi? Hayir.
Ama yinede bir seyh veya mürit icin bir tarikati, tekkeyi, dergahi suclamak dogru degildir.”——————————————————————————
Telekom derki:

Yazar özbekler tekkesinin baglantilarini yine belli bir malum yere odakliyor. Bilgiler dogrudur yada yanlistir ben buna hic girmek istemiyorum. Zaten mesele de o degil. Bizim meselemiz bana da hoppala dedirten gözboyamacadadir.

Evet …
Hoppala ki ne hoppala…
Bu bilgiyi veren derginin 1992 yilinda bu bilgiyi verdigini yazarin notundan ögreniyoruz.
Adi gecen seyhin ise 1890 yilinda öldügünü yine yazardan ögreniyoruz.
1925 tarihlide tekke ve zaviyelerin kapatilmasina dair bir kanun oldugunu biliyoruz.
Bilmedigimiz tek tarih ingiliz belgelerinin ne zaman günisigina ciktigi ve ne derece dogru oldugudur.
Hemen öteki sayfada yazarin ilginc bazi söylemleri var tarih yaziciligi konusunda.
Orada yazilanlara kismen katilmakla birlikte tarihimizi ingiliz belgelerine göre yazmaninda bir mantigi oldugunu düsünecek kadar saf degilim.
Amma velakin yazar tarafindan keklenme taraftarida degilim.
Yazar bir soru soruyor ve TEKZIP istiyor.

Ha ha ha

(daha&helliip;)

Efendi Serileri ve Yazilma Sebebi/ Yağcılıkta Sınır Tanımam

Soner Bu kitaplari niye yazar ( Emin Colasan ) ( Aktarma)

INTER-TURK FORUMU

Yazar Telekom at 25. Haziran 2006 21:41:43:


——————————————————————————
—————————————————————————
‘Sabetaycı meselesi konuya sadece ve sadece din açısından bakan siyasal İslamcılara bırakılmayacak kadar önemlidir. Sabetaycı meselesi bizim tarihimizdir. Onu yok sayarak, üzerini örterek, onlara leke sürmeye kalkışarak tarih yazamayız. Aksi takdirde tarihimizi yanlış yönlendirmiş oluruz.’
Doğru söylüyordu.
Osmanlı ve Türkiye’nin aydınlanmasında büyük emeği geçen, Osmanlı’nın çöküş döneminde kelle koltukta savaş veren, ulusal kurtuluş mücadelemize bire bir katılan, ulusal sanayinin kurulması için çaba harcayan bu insanlara saygı göstermek zorundayız.

(daha&helliip;)

Published in: on Temmuz 27, 2006 at 11:55 am  Yorum Yapın  

Efendi 2 ve Endülüs-İspanya-Osmanlı

Efendi 2 Üzerine

“Saidi nursi cemaati icinde disariya hic sizdirmamaya calistiklari bir cifr ilmi vardi.söylediklerine göre, bu hesabi yapip cok önceden Adnan menderesin ölecegi tarihi bilmislerdi. Bunu cifr ilmine göre saidi nursi hesaplamisti.1980-90 yillari arasinda mehdi gelecek inkarci felsefeyle mücadele edip, 2001 yilinda zafer kazanacak ve Ýslami yeryüzüne hakim kilacakti.
Olmadi
Ancak nur cemaati cifr ilmine inanmayi sürdürüyor.onlara göre kiyametin tarihi 2056.
Bu durumda ben edip yüksele inanmayi tercih ederim.”“Toparlarsak kabalanin bizdeki adi vahdeti vücud, kabalanin hesap yönteminin bizdeki adi da ebcedi cifr dir” diye de ekliyor.

Not: edip yüksele göre 2228
Yazar burada edip yükselin kiyamet tarihine mi yoksa 19 hadisesine mi yoksa kurandaki son 3 ayetin atilmasi gerektigine mi inaniyor bu acik degil.
——————————————————————————————————————————————————

efendi 2 kitabinin kaynaklar kismindan bir kesit:

f1.parsimony.net ( hangisi ki )
f27.parsimony.net ( hangisi acep)
geocities.com ( tonlarca var hangisi)
http://www.orienternet.de ( bak sennnn )
http://www.parsimony.net ( Allah Allah )
http://www.sabetay50g.com ( hele hele )
http://www.yesil.org
http://www.31brinkster.com ( kim varki burada:))))))))

—————————————————————————————————————————————————-

 kitap elimde ama atlaya atlaya okumak gibi bir huyum vardir.
bu metodla kendimce bir özet cikartirim her kitaba uygularim bunuda:) (daha&helliip;)

Published in: on Temmuz 27, 2006 at 11:52 am  Comments (2)  

Soner Yalçın’a Büyük Suçlama/ Efendi 2 ve Palavraları

Soner Yalçın’a büyük suçlama

Soru şu: Gazeteci Soner Yalçın’ın son kitabı intihal mi?

Yeni Harman Dergisi’nin son sayısında yer alan Sinan Karasu imzalı haberde, Gazetecei Soner Yalçın’a suçlamalar yöneltildi.

Karasu, Yalçın’ın son kitabı ”Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı” adlı kitabının ”intihal” olduğunu öne sürdü. İşte o yzaının bir kısmı:

Ne Sihirdir Ne Keramet El Çabukluğu Marifet

Soner Yalçın’ın sabetayizmle ilgili yazdığı ikinci kitap “Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı Efendi 2 /Doğan Kitap 2006” geçen ay yayımlandı. İlk baskısı 100 bin gibi inanılmaz bir rakamla yapılan kitapta Yalçın, aynı çalışma tarzını korumuş. Oradan buradan apartma bilgileri kitaba doldurmuş. Ama bunu yaparken ince bir taktik izlemiş. Birincil kaynakların ismini kitabın sonundaki kaynakça da yazmış ama içeride alıntı yapmamış. (daha&helliip;)

Published in: on Temmuz 27, 2006 at 11:43 am  Yorum Yapın  

Efendi 2 ve Palavralar/BEYAZ TÜRKLERİN BÜYÜK YALANCISI: SONER YALÇIN EFENDİ

Makale: BEYAZ TÜRKLERİN BÜYÜK YALANCISI: SONER YALÇIN EFENDİ
Kaynak:doguturkistan.net

 Moda ismiyle araştırmacı gazeteci Soner Yalçın’ın Beyaz Türklerin Büyük Sırrı : Efendi isimli kitabı vitrinleri süslüyor. Türkiye gibi normalde kitap okunmayan, sadece popüler olan kitapların satıldığı ancak okunmadığı bir ülkede, Soner Yalçın’ın kitabı bir anda 20 baskıya ulaştı. Malum medyanın müthiş desteği ile Efendi 100,000 den fazla sattı. (daha&helliip;)

Efendi 2 ve Gül Baba Türbesi Üzerinden Bölücülük

Efendi 2 ve Yalanlari/…

EFENDI 2- ( Gül Baba Türbesi üzerinden Bölücülük yapmak)

INTER-TURK FORUMU

Yazar Telekom at 30. Haziran 2006 20:14:42:


Bir kitap yazari arastirmaci-gazeteci olursa ondan daha fazlada birsey beklememek gerekiyor. Yazar okuyucuya tarihi yanlis aktarmakla da kalmayip, verdigi bilgiler isiginda konuyu speküle ederek bölücülükte yapiyor.
Sayfa 133’den:

“Peki Gülbaba kimdi?
Basinda sürekli bir gül tasidigi icin gülbaba olarak taniniyordu; asil adi seyid cafer’di. Evliya celebiye göre merzifonluydu. Fatih sultan mehmed ve kanuni sultan süleyman devirlerinde bircok savasa katildi.Macaristanda Budin kusatmasi sirasinda (1541) sehit düstü ve oraya defnedildi.”
Yazar benim yaptigim gibi internetin basina gecseydi, http://www.google.com ‘a tiklasaydi ve gül baba yazarak bir search ediverseydi bu bilgileri bu kadar rahatlikla yazarmiydi. Elbette yazmazdi. Aslinda yazar bunu biraz yapmis ama  eksik yapmis. (daha&helliip;)

Published in: on Temmuz 27, 2006 at 9:22 am  Comments (1)  
Tags: ,

Efendi 2 ve Palavralar

Efendi 2 ve Yalanlari/….

EFENDI 2- ( Kitabin Bu Kismi Cok Onemli-)

INTER-TURK FORUMU

Yazar Telekom at 04. Temmuz 2006 14:09:57:

Cunkü bu pacavra kitap felsefesini ve saldirilarini asagidaki satirlara dayandirmaktadir.

Asagida yazilanlari önce “Uzaydan gelmis biri” olarak okumanizi ve ne anlam cikardiginizi ögrenmek istiyorum.

Ve arkasindan söylecek sözü olan arkadaslarin yazilanlari degerlendirmelerini istiyorum.

simdiden tesekkurler. (daha&helliip;)

Published in: on Temmuz 27, 2006 at 9:18 am  Comments (3)  

Efendi 2-Komplolarin Efendileri

KOMPLOLARIN EFENDİLERİ

Komplo teorilerinin en çok üretildiği yer muhtemelen Türkiye’dir. Bunda kuşkusuz ki, ülkemizin bu projeksiyonlara hayli müsait bir siyasal yapısının olmasının önemli payı var. Öteden beri, televizyonlarda, gazetelerde ve dergilerde komplo teorileri konulu program ve yazı dizileri en fazla izlenen ve okunan konular olageldi. Bu olgunun prim yaptığını fark eden bazı uyanıklar meseleyi abartmakta biran olsun gecikmeyerek, tabir caiz ise yeni bir rant alanı bile oluşturdular.

Açıkçası komplo teorileri içeren yayınlar, neredeyse bir sektör üretti.

Aslında sözü Soner Yalçın’ın ilk baskısı yüz bin olan ‘Efendi 2’ isimli kitabına getirmek istiyorum, daha doğrusu Soner Yalçın’ın bu ‘efendi’ler serisiyle ne yapmak istediğine…

Komplo teorilerini önemseyen birisi olarak, son dönemlerde, gerek Soner Yalçın’ın ve gerekse Yalçın Küçük’ün sistematik bir biçimde ‘komplo teorilerine’ komplo düzenlediklerini fark ettim…

Bu zevat ısrar ve inatla her taşın altında bir ‘Sabatayist’ olduğunu iddia ediyor…
İkisi de Marksist kökenli ve her ikisi de ileri sürdükleri iddialar ışığında Sabatayist vasıflar taşıyor… (daha&helliip;)

Efendi 2 ve Palavralar

Eğlenceli bir kitap
Taha Kıvanç

(..)

Yazının bir yerinde “Son devrin büyük mutasavvıflarından Fatih Türbedarı Ahmed Amiş Efendi” ibaresiyle karşılaşınca, “Bu zâtı tanıyorum, ama nereden?” diye düşünmeye başladım. Sonunda buldum: Piyasaya yeni çıkan ‘Efendi-2’ kitabından… “Tasavvuf, özellikle Bektaşilik ve Melamilik, Sabetaycı sızması yüzünden çizgisinden saptı” diye özetlenebilecek bir tezi var kitabın; içinde yer alan binlerce isme “Aaa, o da mı?” kuşkuculuğuyla yaklaşmadan edemiyor insan…

Ahmed Amiş Efendi de kitapta yer alanlardan… Yok, onun için ‘Sabetaycı’ dememiş yazar, ama kuşkulandığı da belli… İlgili bahsin sonunda (s. 345) “Gel de sorma: Ahmed Amiş Efendi de bu cemiyetin gizli üyesi miydi?” diyor çünkü… Adamın isminin bir parçası olan ‘Efendi’ sıfatı kuşku duyulmayı gerektiriyor zaten (Bkz. ‘Efendi-1’). Hem damadı Babanzade Ahmed Naim için Halide Edip “Yahudi dönmesi” dememiş mi? (s. 208). O da ‘Yahudi dönmesi’ olduğu için (Bkz. ‘Efendi-1’) bunu Halide Edip’ten iyi kim bilebilir? (daha&helliip;)

Efendi 2 ve Palavralar

‘Efendi’ olmak… /Taha Kıvanç
Diyelim çocuğunuza ‘Hüdayi’ ismini koydunuz, ya da ne bileyim kızınız için Sare, Beria, hatta Rabia isimlerinden birini uygun gördünüz, ‘büyük sırrı’nızı fâş ettiniz demektir:’İsim-bilim’ çok önemli bir şifre-kırıcı. Diyelim çocuğunuza ‘Hüdayi’ ismini koydunuz, ya da ne bileyim kızınız için Sare, Beria, hatta Rabia isimlerinden birini uygun gördünüz, ‘büyük sırrı’nızı fâş ettiniz demektir: Tamam, siz ‘Beyaz Müslüman’sınız…

‘Beyaz Müslüman’ dedimse, beyazlığınız da, Müslümanlığınız da kuşkuludur haa…

Aziz Mahmud Hüdayî’ye ‘Hüdayi’ mahlâsını hilâfetnâmesini aldığı şeyhi vermiş… ‘Efendi-2’, “Niye bu mahlâsı vermişti acaba?” diye soruyor 1540’larda doğmuş büyük mutasavvıfın ismi için… Cevap da gecikmiyor: “Tevrat’ın Aramca çevirisi Targum’da ‘Hüdayi’ ‘Yahudi’ demekti.” Sonra da hep yaptığı kurnazlığa sapıveriyor: “Ama onunla bir ilgisi yoktu herhalde; ‘Hüda’ Osmanlıcada ‘doğru yolu gösterme; Tanrı; Kutsal kitap’ anlamlarında kullanılıyordu; sanıyoruz bu daha akla yakın…” (s. 366).

(daha&helliip;)

%d blogcu bunu beğendi: