Kırmızı Atkılı Darbeci Kurt

Kırmızı Atkılı Darbeci Kurt

http://yenisafak.com.tr/yazarlar/TamerKorkmaz/kirmizi-atkili-darbeci-kurt/37895

Batı Perinçek komutasındaki Aydınlık, dün birinci sayfasından ’27 Mayıs 1960 Devrimi’ni selamlıyoruz!’ diyordu:

Bir ABD-NATO yapımı olan 27 Mayıs Darbesi’nin elli üçüncü yıldönümünde atılmış bir başlıktı, bu…

*

Yalçın Küçük de, mahpustan…

‘Yıllardır, 27 Mayıs’ı yapanlardanım diyorum. Şartlar el verdiği, olgunlaştığı takdirde 27 Mayıs her zaman yapılır’ diye sesleniyordu!

(Aydınlık-Kitap’taki röportajdan, 24 Mayıs 2013)

*

27 Mayıs 1960’ı ‘Kemalizm’in en yüksek noktası’ olarak tarif ediyordu, Yalçın Küçük ve devamını şöyle getiriyordu: ’27 Mayıs bayramdır. 1908 Meşrutiyet Devrimi gibi bir bayramdı. Ben bu iki devrim arasında hep benzerlik kurarım!’

1908 mi? Yalçın Küçük için aslında Cumhuriyet’in kurulduğu tarihtir!

İttihat Terakki ile gelen İkinci Meşrutiyet’in ilan edildiği tarihten, ‘7 Ocak 2009 günü Ergenekon’dan gözaltına alınırken gönderdiği pusulayla’ bu şekilde söz ediyordu…

*

Peki, Yalçın Küçük 11 Ekim 2011’de Aydınlık’ta ne yazmıştı? Bir kere daha oynatalım:

‘Sabetaylarımız olmasaydı…

Biz bu Cumhuriyet’i kuramazdık!’

İşte bu cümlesi, yıllardır Sabetaycıları yazan ‘Kırmızı Atkılı Kurt’un ‘aslında ne yapmış olduğu’ hususunu da açık ediyor…

Ki, bir nevi ‘zurnanın zırt dediği’ pozisyondur!

*

‘Birtakım ahmaklar ve cahiller, 27 Mayıs’ı darbe olarak görüyorlar’ diyen Yalçın Küçük…

Aydınlık-Kitap’ta çıkan röportajda o dönemdeki bazı isimleri özlemle sıralıyor:

’27 Mayıs gençlik hareketidir. Onun sonucudur.

Forum Dergisi çevresinden genç öğretim üyelerinin…

Muammer Aksoy Hocam’ın, Turhan Feyzioğlu Hocam’ın çok büyük katkıları vardır…

Aydın Yalçın var, Coşkun Kırca var, Münci Kapani var…’

* (daha&helliip;)

Published in: on Mayıs 28, 2013 at 11:55 pm  Comments (1)  

Ertuğrul Özkök; Tetikçi Medya Maymunu mu?

Ertuğrul Özkök; Tetikçi Medya Maymunu musun sen:)

eo 

…Kahramanımız Ertuğrul Özkök, Doğan Monkey Center’ın (DMC) kendisine ayrılan odasında can sıkıntısından patlamış halde ayakta bir sağa bir sola yalpalayıp durdu.  Oflayıp puflarken cama vuran yağmur damlalarının bıraktığı izleri seyredip yavaş yavaş ağırlaşan göz kapaklarının kapanmaması için  uğraş verdi…

Masasına doğru ağır aksak ilerlerken “gece şarabı çok kaçırdım yine” sözleri döküldü mırıltıyla dudaklarından hınzırca bir gülümse kaplarken yüzünü… Daha dün yazmış olduğu  soyağacımın tepesindeki maymun” yazısına gelebilecek tepkiler gülümsemesini bir kat daha artırdı. On dakika kadar şekerleme yapıp yazı işleri toplantısına  öyle katılırım düşüncesiyle koltuğuna oturdu. Kenarda duran gazeteleri elinin ayasıyla hafifçe iteledi. Tepki yazılarını okumayı sona saklamıştı. Gözlerini ufka doğru dikmesinden az sonra yorucu olan gecenin de etkisiyle kendinden geçti… Bir müddet sonra duyduğu sesle irkilerek gözlerini açtı. Birisinin ona seslendiğini fark etti…

          Er-tuğ-ruuuuuuuul

          !!!

          Er-tuğ- ruuuuullllllllll

          Nine? Fatma Nine sen misin?

          Evet minik maymunum.

          Ama nine nasıl olur? Sen yaşıyorsun!

          Evet şempanzem niye şaştın? (daha&helliip;)

Published in: on Aralık 23, 2008 at 9:46 pm  Comments (7)  

Canan Aritman mı? Arıtman mı?

canan-aritman

Aşağıdaki yazı bir takım internet sitelerine bu hanım milletvekilimizin soyisminde sürekli olarak yapılan fahiş hatayı düzeltmeleri için yollanmıştır. Ancak dediğim dedik çaldığım düdük diyen “matbuat” ve “ netbuat” ısrarla İzmir Milletvekili Canan Aritman’in soyadını Arıtman olarak yazmaya devam etmektedir. Hulasa başka birinin etnik kökenini, emmisini dayısını, ninesini, ebesini Yalçın Küçük nasyonel faşistliği ile merak edebilen birinin kendi soyisminin sürekli olarak Arıtman olarak anılmasından rahatsızlık duymaması da celbi nazardan kaçmamaktadır.Soy sop araştımaya merakıyla tanınan Soner Yalçın ve Yalçın Küçük Beyler ise hanım milletvekilimizin kocasının ne  masonluğu ve bağlantıları ile ne de soyisminde yer alan –man takısını ilgi alanlarına almadıklarına göre diyebileceğimiz tek şey milletvekili ve eşinin beyaz Müslüman olmadıklarıdır. Buna rağmen şahsi kanaatimizi ifade etmemiz gerekirse biz Aritman ailesinin beyaz Türk olduğunu da düşünmeyip tam aksine ”ozon suyuna yatırılmış” kara Türklerden olduğu hissine sahibiz…

 

Öncelikle basınımızın ve siz değerli internet haber sitesi sakinlerinin bu hanım milletvekilinin soyadı konusunda mutabakata varması gerekiyor. Hanımefendinin kendi internet sitesinde soyismi “Aritman” olarak yer almasına karşın bütün medya sözleşmiş gibi “Arıtman” yazmakta diretiyor.

 

Bu milletvekilin soyadı ARİTMAN’dır ARITMAN değil. Önce bu konuda bir anlaşalım. (daha&helliip;)

Published in: on Aralık 19, 2008 at 10:57 am  Comments (5)  
Tags: ,

Sabataycılık / Dönmelik Meselesi Üzerine

 sabataycilik

GÜNÜMÜZDE SABATAYCILIK / DÖNMELİK MESELESİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

Prof.Dr.Abdurrahman Küçük

                 Konuşmama, Hazar Grubu’na,Dönmelik/Sabataycılık gibi hassas ve hassas olduğu kadar da-hem Türkiye hem de dünya için- önem taşıyan  bir konuyu gündemlerine almış olmalarından dolayı teşekkürlerimi sunarak başlamak istiyorum.  Çünkü bu konunun önemi bugüne kadar sadece “erbabı”nca bilinmiş,ancak günümüzde bazı yayın ve değerlendirmeler yüzünden Türk Milleti’ni önemli bir kesiminin ilgi alanına taşınan bir konu olmuştur.Bundan dolayı “polemik konusu” yapılan Sabataycılık/Dönmelik Meselesi’ni bütün yönleriyle sizlere aktarmak,yanlış yönlendirmelere ve değerlendirmelere de değinmek hatta “son dönemde bu konunun gündeme getirilişi” hakkında nitelendirmelerde bulunmak ve takdiri sizlere bırakmak istiyorum. ( Şafak Hanım da zaten kısa sunuş konuşmasında konuya genel hatlariyle temas etti).Bu konudaki detaylı bilgiler,bildiğiniz gibi,6.baskısı  Alperen Yayınları arasında 2003 yılında yayınlanan Dönmeler/Sabatayistler Tarihi isimli çalışmamda,son dönemde yapılan çalışmaların değerlendirmeleri de Türkiye Dinler Tarihi Derneği yayınlarından olan  “Müslümanlar ve Diğer Din Mensupları” isimli kitaptaki makalemde yapılmıştır.

              Sabataycılık/Dönmelik,Osmanlı Devleti’nde de Türkiye Cumhuriyeti döneminde de değişik  vesilelerle gündeme gelmiş bir konudur.Günümüzde de Ilgaz Zorlu’nun ortaya çıkıp “Evet, Ben Selanikliyim”(Türkiye Sabetaycılığı) isimli kitabı yazmasının ardından Kemal Derviş’in ABD’den Türkiye’ye gelip bakan olmasıyla Dönmelik/Sabataycılık önemli gündem maddelerinden biri olmuştur.Bu konu  ile ilgili  makaleler ve kitaplar  yazılmış,Amerika’daki “Sabatayistler” üzerinde durulmuş, Türkiye bürokrasisinde ve Türk basın-yayınında “önemli konum”da bulunan isimlerin Sabatayistliğine dikkat çekilmiştir.Bundan dolayı hem siyaset sahnesinde hem medyada hem de ticaret sahasında etkileri konusunda değişik “senaryolar” üretilmiştir.Sabatayistlik ile Masonluk,Siyonizm,Yahudilik gibi meseleler arasında bağlantı kurulmuştur.Aslında bu konu, hassas olduğu kadar sınırları nazik olan bir konudur.Herkesin rastgele konuşacağı ve yazı yazacağı bir konu da değildir;bilgi ve birikim yanında “ince hassasiyet” gerektirmektedir.    (daha&helliip;)

Megalomania / Yalçın Küçük

sabetayci

Cenk Ağcabay tarafından yazılan “Megalomania” kitabından:

SABETAYCILIK YA DA “YENİ” CADI AVI

Yalçın Küçük, Paris’ten Türkiye’ye gürültülü ve yine sembolik bir eylemle “muhteşem” dönüşünü gerçekleştirirken, yepyeni alanlara açılmanın ipuçlarını da vermeye başlıyordu. Küçük, her zaman olduğu gibi, yine gündemin tam ortasına düşecek, herkesi hayret ve şok içinde bırakacak bilimsel keşifler yapmaya başlıyordu. Yeni bir bilim alanını insanlığa açmak gibi yüce bir görevi yine tek başına yerine getirmek zorundaydı. Tembel ve kafasız Türkiye solunun ne yazık ki, bu tip büyük keşif ve görevlere soyunacak ne birikimi ne de niyeti vardı. İş, yine Küçük’ün omuzlarında kalmıştı. Küçük, “yeni” alanın açılışını da yine bir politik gelişmeye ve kendisinin bu politik gelişme karşısında geliştirdiği tutuma borçlu olduğunu da ısrarla belirtiyordu.

Küçük, Paris dönüşü, Cumhurbaşkanlığı seçimleri sürecinde İsmail Cem’in cumhurbaşkanı olma hamlesi karşısında dehşete kapılmış; Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı büyük komployu anında teşhis etmiştir. Gizli Yahudi İsmail Cem büyük bir komplonun Türkiye ayağında önemli bir role sahiptir. Bunu bir tek Yalçın Küçük fark etmiştir. Ancak cezaevinde bulunmaktadır ve İsmail Cem’in cumuhurbaşkanı olmasını engelleyip, ülkeyi bu büyük tehlikeden kurtarabilmek için gerekli araçlara sahip değildir. Derin düşüncelere dalan Küçük, yeni bir büyük teoriyle İsmail Cem’i engelleyip, ülkeyi kurtarabileceğini anlar ve harekete geçer.

“Sayın Küçük, isimbilim nasıl çıktı ortaya? Bir tesadüf müydü bu pencereyi açan?

(daha&helliip;)

Sabetaycıların Türkiye Projesi

Yeni Sabetayizm projesi tutarsa, Sabetaycılar isimleri hiç anılmadan rahatlıkla her türlü işi yapacak. Sabetaycı olarak ortada dolaşanlarla hiçbir alakaları olmayacak. Toplumla aralarına tam bir tampon kitle yerleştirmiş olacaklar.

Sabetaycılar, haklarında oluşan tüm olumsuzlukları üstlenmeye hevesli kitleler bulma arayışına geçti. Eğer kadro ve sayısal yeterlik açısından inandırıcı olabilecek, kendilerine biçilen rolü de şahane bir ihsan kabul ederek pazarlığa takla atarak koşacak böyle kitle bulurlarsa derine dalış gerçekleşecek.

Pazarlığa razı olan kitle, Sabetaycı geçmişin deşifre olmuş hadiselerini üstlenme karşılığında isim hakkını almış olacak. Tabelayı duvarına asacak. Kendisine sağlanan avantajların karşılığı olarak da Sabetaycıların yapacağı bundan sonraki faaliyetlerde taşeron olarak çalışıp, muhtemel olumsuzlukları üstlenerek ‘Efendi’lerine tam kamufle imkânı sağlayacak…

Eğer bu proje tutarsa, Sabetaycılar isimleri hiç anılmadan rahatlıkla her türlü işi yapacak. Sabetaycı olarak ortada dolaşanlarla hiçbir alakaları olmayacak. Toplumla aralarına tam bir tampon kitle yerleştirmiş olacaklar.

“Bu da neren çıktı şimdi?” diyenler, son günlerde İlhan Selçuk’un telefon konuşmalarında geçen ‘Akıllı çocuk’ Oray Eğin’in yazılarına bakabilir. Selçuk, telefonda Eğin ile ilgili çok özel bilgiler de veriyor ama orası bizi ilgilendirmiyor. (daha&helliip;)

Soner Yalçın Hikayemiz ile İlhan Selçuk’un Soykütüğü Ve MERNIS’in Kritik Formülasyon Açığı

Kimlik Bilgileriniz Güvende Mi Acaba ?

 

Ara sıra kontrol ettiğim, acaba bugün yine yeni ne yumurtlamışlar diye baktığım odatv.com’a göz attığımda, sehven Kanadalı Hahambaşı ile ilgili yaptıkları haber ilgimi çekti… Şöyle yalandan bir okuyum dedim. Netekim okudum da…Hay okumaz olaydım düştü mü içime bir kurt…Bak şu köftehorlara dedim fessuuupanallaaaah çeke çeke. Dolamışlar dillerine Hahambaşı’nı yer misin yemez misin dercesine giydiriyorlar. Yok efendim elemanın TC Kimlik No’su şuymuşta, Key ödemelerinden alacağına bakmışlarda, felanca miktar devletten alacağı varmışta, bir koşu fırlayıp havrasından Koşer Koşer (koşa koşa’nın koşercesi), kippa’sını havalimanlarında düşürmeden geliveripte paracıklarına kavuşacayazsın talimatnameli… Felanda feşmekan babında bir dolu lagalugayı okurkene…

 

Ulan dedim tamam iddianame de sanıkların tanıkların kimlik bilgileri faş edildi…E malum Resmi Gazete marifeti ile de yaklaşık 10 milyon insanın sigorta numaraları ile kimlik numaraları internet ortamına pidiyef pidiyef (çarşaf çarşaf’ın internetcesi) serildi…Görünürde soy sop araştırmacı gastacısı kılıklı Sonerim Yalçın’ım Şili tatilini müteakip, kurtlar vadisiyle birlikte pik yapan reytinglerini paranın rengiyle karıştırıp… Sonrasında “odalarda ışıksızım yalnızım” ve “çiçekten böcekten al haberi” dizilerinin diplerde sürünmesiyle nal toplayıp, kendilerini maddi zarara uğratıp, üçün tekini ellerinde görünce… Cüney-team Embedded Forcegil’den  ile de yolları ayırdı ya…Yeniden araştırmacı araklayıcılık özelliklerini devreye sokup “zulaya dağ mı dayanır” ilkesinden yola çıkaraktan splash’a splash’a, flash fırıldaklıklar  üretme peşinde…

 

Okuyucu! Okuyucu!..

 

Biz böyle dediysek de siz yanlış anlamayın hemen canım…Kendinize gelin yahu…Yakışır bu tip şeyler Konseptim Danışmanıma… (daha&helliip;)

2010 İstanbul Logosu: Üç Kapı mı, Üçleme mi, Menorah’ın Kolları mı?

2000 yılında sivil toplum kuruluşlarının öncülüğünde başlayan daha sonra devlet kurumlarının da iştirak edip benimsediği ve 2005 yılında kesinleşerek, 2010 yılında 3 avrupa şehri ile birlikte İstanbul’un “2010 Avrupa Kültür Başkenti” olacağından haberimiz vardı. Fakat ülkemizin yoğun ve karmaşık gündeminden dolayı Fener ve Balat semtlerinde Avrupa Birliği katkıları ile tamamlanan rehabilitasyon çalışmalarının ilgimizi çekmediği gibi bu haberde ilgimizi hiç çekememişti. Ta ki  ilk önce iyibilgi sitesinde gördüğümüz  2010 yılında “Avrupa Kültür Başkenti” olacak İstanbul’un logosu hakkında netpano sitesinden alıntılanan Oktan Keleş’in şeytaniler bu kapıları mesih’e mi açacak yazısıyla birlikte yapılan spekülasyonları okuyana kadar.

 

Oktan Keleş netpano’da yayınlanan yazısında Dikilitaşlardan girip Konstantin Tak’ından çıkmış ve bu bağlamda 2010 İstanbul logosunun ne anlattığı, ne anlama geldiği ve neyi sembolize ettiği yönünde değişik çıkarımlarda bulunmuş. Oktan Bey çıkarımlarda bulunur, iyibilgi bunu haber yaparsa, bize de atılan taşın ardından koşmak vazifesi düşer mantığından hareketle komploya inanmadan ama komplosuzda kalmadan kendi yorumlarımızı da yazalım istedik. Ancak unutulmaması gereken bir ayrıntı vardır. Logo üzerinde yapılan değerlendirmelerde logo’nun kim yada hangi kurum tarafından yapıldığı belirtilmemektedir. Belki tam olarak bilinmemektedir ki zaten organizasyonun resmi internet sitesinde de (www.istanbul2010.org) logo’nun ne anlam içerdiği ne zaman kim tarafından yapıldığı hakkında herhangi bir açıklama mevcut değildir. Bu yüzden spekülasyonlara açık olması da yadırganmamalıdır. Haberi yapan iyibilgi, habere kaynaklık eden Oktan Bey bu organizasyonun başkanı Nuri Çolakoğlu’na ulaşabilmelilerdi eleştirisini de söylemeden geçmek olmaz.

 

Geçelim ve taşın peşinden koşmaya yada taşı peşimizden koşturmaya başlayalım…

(daha&helliip;)

Ergenekon

O hoca ile bu isim arasında bir bağlantı olabilir mi? TG’nin iddiasına göre 78-79 da istanbulda görev yapan paşanın hocasının soyismi ergenekon..her ne kadar bağlantı kurmak için müneccim olmak gerekse de, yukarda ki resimde yer alan kitap yazarlarından birinin adı ise “Behiç Ergenekon”…kitabın GKB yayınlarından çıkması, yayım tarihinin 1976 olması ve haliyle ismi geçen şahsın askeri bir kimlik taşıma olasılığının fazlalığı…O kişi bu kişi midir acaba dedirtiyor…Bunun araştırmasını yapmak ta işi bilenlerin problemi olsun.

Problemi olsun deyip yazımızı sonlandırmıştık ki…

(daha&helliip;)

Published in: on Temmuz 19, 2008 at 8:18 pm  Comments (37)  
Tags: ,

Yalçın Küçük’le Bir Aşk Masalı

Yalçın Küçük Hocam, ne yaptın sen böyle yahu…Kendini de bitirdin destekçilerini de…Bak, el çırpma sırası kimlere geldi şincik… Ne demişler…Men dakka dukka… Vıttırıvızzık Hocamızın Marifetleri-1..  Marifetler-2…

yalçın küçük

Not: Aşağıdaki alıntı yazıyı Temmuz 2008 tarihinden itibaren geriye doğru sardırarak, hafızanızda ki Sabetay meselesi, pkk, ergenekon vb gibi mevzularla harmanlayarak  okumanız salık verilir. Nerede nasıl bağlantı kurulacağı, nasıl yorum yapılacağı da okuyuca kalmıştır. Amaç perspektif genişletmek olunca, elçiye de zeval olmaz. Yalçın Küçük’ün dediği gibi: Öğrenmek şaşırmaktır. Buna bir ek yapmak gerekir. Çünkü, “Şaşırmamak tabusuz öğrenmektir”

Agarta, Agharti, Agharta ve Bir Evlilik Davetiyesi

Medya Agarta üzerinden en zayıf halkayı yakalamanın sevincini yaşarken, bir evlilik davetiyesi üzerine yazılanlar ise Agarta’ya öykünmenin şifrelerini taşıyor gibi…

Nasıl mı? Davetiye de yazdığı şekliyle şöyle:

Ezel zamanlarının birlikteliğine ant içilen Ruhların zamanından ruhlar dünyasının sonsuzluğuna kadar…Kozmos, Evren, Kainat ve Tanrı’nın izniyle…”

Bir de buna “Swastika Dövmeli Gelin” eklenince…Okültizmle karışık ne şaheser yorumlar çıkar kim bilir….

İşin içine “Shambala” falanda girince önce aşağıdaki link ziyaret edilip bilgi alınır, sonra istenildiği kadar agarta, magarta konuşmaya devam edilir…

Agarta yada Agharta yada Agartha İddaanameyi Nasıl Sulandırdı Yazısı

http://www.berzinarchives.com/web/en/archives/advanced/kalachakra/shambhala/mistaken_foreign_myths_shambhala.html

http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=77221

Bitti mi? Elbette bitmedi…www.iyibilgi.com arşivinden de birkaç okuyucu yorumu aktaralım:

(daha&helliip;)

Derin Ablalar “Güler Kömürcü” ve “Fatma Sibel Yüksek” Evlenekon amaçlı mı Evlendi?

Derin Ablalar “Güler Kömürcü” ve “Fatma Sibel Yüksek”  Evlenekon amaçlı mı Evlendi?

 

 

 ERGENEKON’DAN kaçalım, EVLENEKON’DA buluşalım…

 

Boyumuzu aşan konulara fazla girmeden sorumuzu cahil cesaretine bulayıp deli dumrul kıvamında soralım…

 

Efendim uzun uzun bu derin ablalarımızı anlatmamıza gerek yoktur sanırım. İki hanımefendi de kendi çaplarında ünlü olup toplumun belli kesimleri tarafından yakınen bilinip tanınmaktadırlar. Size bir sır vereyim onları en tanımayan ( onlarla muhabbetimiz google ile olan ilişkimiz kadardır…Yani google ne kadar tanıyorsa derin ablalarımızı, bende o kadar tanırım daha Türkçesi ) klasmanında olduğum içindir ki deli cesareti ile bu soruyu sorma densizliğini yapma hakkını kendimde görmekteyim…

 

Yoksa bana ne… Ne diye evlendilerse evlendiler…Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine demek adettendir… Ama yapılan bu cezaevi evliliklerinin zamanlaması a-acayipsin tadında olunca şeytanın aklına TCK, CMUK falan geliveriyor… (daha&helliip;)

Vıttırıvızzık Yalçın Küçük

Küçük bir şovmen!


1980 öncesi “Sosyalist” geçiniyordu…
Verdiği “gaz”dan etkilenip “dolmuş”a gelen binlerce genç ya çatışmada “öldü” ya da “hapislerde çürüdü!”
Sonra, yurt dışına kaçtı!.. PKK’lılar kendisine kucak açtı ve o da “bir numaralı Apo sempatizanı” kesilip, “Kürtçülük” yapmaya başladı!..
Türkiye’ye döndükten sonra, “Sabetayist sulandırıcılığı” yapmaya başladı!.. Neredeyse, Türkiye’de yaşayan hemen herkes “Yahudi dönmesi”ydi!..
Son günlerde ise; “Sosyalistlik… Apo sempatizanlığı ve Sabetayist sulandırıcılığı”nın yanına bir özellik daha ekledi:
“Ulusalcılık” ve “Ergenekon sözcülüğü!”
Prof. Dr. Yalçın Küçük’ten söz ediyorum…
Ne yalan söyleyeyim; daha önceleri, söylediklerini “ciddi ciddi” dinlerdim… Ama önceki gün ögrendim ki; Prof. Küçük, televizyon programlarına “fikrî tartışma” için değil, “şov yapması” için çağrılıyormuş!..
Sık sık “el çırpması”nı ve “masaya yumruk vurması”nı, duyduğu heyecandan zannediyordum…
Meğer; “reyting” yapması için “televizyoncular öyle istiyor”muş da, onun için çırpıyormuş ellerini!..
Bunu, önceki akşam kendisi söyledi… Şimdi, kararsızım… Onu; “medya maymunu” olarak mı seyretmeliyim, “şovmen” olarak mı?!?..

Hasan Karakaya . www.habervaktim.com

 

 

******

Yalçın Küçük Üstüne Bir Analiz

 

Geçtiğimiz günlerde Şimdiki Zaman TV, yıllar önce Erhan Yıldız’ın HBB’deki programında Yalçın Küçük ile Alev Alatlı arasındaki tartışmanın görüntülerini tekrar yayınladı (Tartışmanın Videosu aşağıdadır). Bu tartışmada Yalçın Küçük’ün fikir ve ruh dünyasını tüm çıplaklığı ile ortaya koymamıza yarayacak önemli ipuçlarını yakalama imkanı elde ettik. Öyle ki, Yalçın Küçük ve benzerlerinin hem ülkemiz gerçeklerini ne şekilde ele aldıklarını hem de insanı ürküten bir tehdit içerdiğini de gözlerimizle görmüş olduk.

(daha&helliip;)

Haysiyet Davası

osmanlı

-İngilizin çizdiği sınırlara bekçilik yapanlar ve yükledikleri misyonu sürdürenler bizim için iç düşmandır. Bu ülkenin ve milletin haysiyeti, zorbalıkla elimizden alınan her şeyimizi tekrar almak ve 1877, 1911,1912 ve I.Dünya savaşı şehitlerimizin intikamını almak üzerine kuruludur. Haysiyetimiz hala iade edilmemiştir ve davamız işte bu haysiyetin davasıdır.-Şimdi, milletimize nişan alanlar, İngilizin tarlasına bekçilik yapanlar, İngiliz güdümlü Frankofon mason değerleri bize Cumhuriyet diye yutturmaya kalkanlar, amerikan emperyalizmine ve Yahudilere, hiç ingiltereden ve İngiliz icadı siyonizmden bahsetmeden sözde düşmanlık yapıyormuş gibi görünüp yeniden İngiliz tohumları serpmeye çalışanlar, İngiliz-Rus eksenine karşı milletin haysiyetini savunan son kahramanlarımız olan Enver’e, Akif’e, Kuşçubaşı Eşref’e ve onların temsil ettiklerine, onların yetiştirdiklerine düşmanlık yapanlar, milletimizin uğruna kan döktüğü kılık kıyafetlerimize, değerlerimize, imanımıza meydan okuyanlar bilin ki, ister Atatürkçü, ister Müslüman, ister Kürt, ister Alevi, ister dönme kılıklı olun, isterseniz trilyonlarınız olsun, isterseniz silahlarınız, makamlarınız olsun, SİZİ, HEPİNİZİ TANIYORUZ.

(daha&helliip;)

Oray Eğin Sabetayist Bir Aileden mi?

oo

Bugün sabah Sky-Turk Tv kanalinda, cok muhterem Yalçın Küçük beyleri dinlerken kendisinin ilk defa bana bu kadar sevimli geldigini hissettim.

Neden derseniz…

Efendim hepinizin malumatinda olan bir site vardi…

Su son gunlerde aktif olmayan, adi orienternet.de olan hani…

Orada bir isim Lutfi Özkök(daha&helliip;)

Sebataylar ve Mum Söndü

Bektaşi Urbasındaki Sebataylar ve Mum Söndü 07.12.2006

fff

Yazar: Yusuf Gezgin www.aktifhaber.com

  Her alanı kontrol etme hırsındaki Sebatayların pek çoğu (güya) ihtida ederken en rahat hareket alanı sunan Bektaşi toplulukları içinde gizlenmeyi tercih etmişler, bir tasavvuf, sevgi, insanlık yolu olan Bektaşiliği de deforme etmişlerdir. “Ali-siz Alevilik” gibi yaklaşımlarda bunların rolü olduğunu düşünüyorum. Provokatif olaylarla sürekli beslenen Alevi-Sünni gerilimi de Sebatayların kullandığı malzemelerdendir. (daha&helliip;)

Yalçın Küçük Sabetaycıların Kuklası mı ?

“Prof.Dr.Yalçın Küçük Deşifre ettiğini iddia ettiği İbrani asıllı Sabataycıların kuklası olabilir”

sdsad

Madem ortaya Sabataycılık hakkında bir iddia atıyoruz o halde ,işe;”Sabataycılık nedir?” sorusunu yanıtlamakla başlamalıyız. (daha&helliip;)

Atatürk İsrail’e nasıl bakıyordu?/ Filistin’i Kim Sattı?

Atatürk İsrail’e nasıl bakıyordu?

ata

Şimdi her konuda Atatürk adına konuştuğunu ve hareket ettiğini söyleyen her kesim Atatürk”ün 27 Temmuz 1937 tarihinde Hakimiyeti Milliye gazetesine verdiği demeci ibretle okumalıdırlar”. (daha&helliip;)

Published in: on Aralık 5, 2006 at 6:35 am  Comments (40)  

Sabetaycılar ve Yalçın Küçük Hoca!

Sabetaycılar ve Küçük Hoca

dddaaa

Yazar Mehmet Ördekçi / www.derki.com  ‘dan aktarmadır.

Hayatımdan geçmiş en tipik megalomanın soyadının \”Küçük\” olması, ironisiz de yeterince tuhaf olan hayat hikayemin sayısız ironilerinden biri…Küçük Hoca’nın önce adı, yazıları ve kitaplarıyla, sonra kendisi, mavi Vosvos’u ve kırmızı atkısıyla 12 Eylül karanlığının henüz tam dağılmadığı yıllarda tanıştım. Yasal dergi ve kitapların bile “örgütsel doküman” sayılabildiği Olağanüstü Hal Bölgesi’nden Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni kazanarak Ankara’ya gelmiş, geldiği yerde gizli saklı okuduklarıyla kendini artık komünist olarak gören bir çocuktum. Ankara’da, ciğer dolabının kapağını açık bulmuş aç kedi heyecanıyla, ne bulsam okuyordum. (daha&helliip;)

Dolmabahçe’nin Siyon Yıldızı

    

 

(daha&helliip;)

Published in: on Aralık 2, 2006 at 6:27 pm  Comments (14)  
Tags: ,

TR Forum ( Sabatay Forumu ) Webmasteri Sayin Faruk Bey ile Yalçın Küçük, Soner Yalçın, Istanbul Sevi, TR Forum ve Sabetay Mevzuu Üzerine Yaptığımız Mail Yollu Yazışmalar – 1

 

Ben, Faruk Bey’e bu onurlu davranışından ve yaptığımız görüşmeleri internet ortamına taşımama izin vermesinden ötürü teşekkür ederim. Kendisi hakkinda zaman zaman oldukça olumsuz düşüncelere kapılsamda son dönemde göstermiş oldugu yapıcı tutumlar onun bu işlere gerçekten Allah rızası için girdiğinin bir göstergesi niteliğindedir.Hatasız kul olmaz. O’nun izin vermesi sayesinde bende Inter-Turk Forumda vermiş oldugum sözü yerine getirmiş oluyorum. Kendisinin bir an evvel sağlığına kavuşması en büyük temennimdir. Tekrardan geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Nisan 2006 tarihinde TR Forumda başlayan “kayıkçı kavgamız” Faruk Bey ile son bulmuştur. Diğerleri ile olan kavga devam edecektir.Meseleye vakıf olmayanlar için aşağıda tr-forumda sorduğum soruları noktasına virgülüne dokunmadan tekrar yazıyorum. gerçi o günden bu yana köprünün altından çok sular akıp çok farklı gelişmeler oldu, hatta yeni yeni sorular da gündeme geldi ama hepsini buraya taşımanın anlamsız olduğunu düşünerek bu kadarla yetinmeyi uygun görüyorum. Önemli olan ve asıl üzerinden düşünülmesi gereken hadise Sabetay meselesinin Ülkemizi hangi mecralara çekme girişimin bir parçası olduğudur. Zaman içinde bende oluşan esas kanaat bunun bir siyonist osmanli projesi oluşturmak yada Ülkemizi bölmek arasinda halkimizin bazi tercihler yapmaya zorlanması yönündeki izlenimlerimdir. (daha&helliip;)

Soner Yalçın’ın Tatar (Nogay) Düşmanlığı mı var?

Aşağıda bir arkadaşımın yolladığı ilginç ama bana göre önemli bir maili ekliyorum .Mail aylardır tvde reklamları yapılmış SAĞIR ODA dizisi ile ilgili…Dizinin tekrarı yayınlanınca özellikle vakit ayırıp seyrettim. Bir tatar ailesinin şerefsizce işlere konu edilmesi çok canımı sıktı. Adı nogayhan olan birinin insanların yatak odalarına gizli kamera koyan bir tip olarak kamuoyuna yansıtılması, dizinin daha başında müslümanların ve tatar ailesinin vatan haini pislikler olarak gösterilmesi bu diziyi mailler vasıtasıyla protesto etmek için yeterlidir diyorum. Konuyu takdirlerinize sunarım..Bana gelen mail şu: (daha&helliip;)

Külünçler ve Kulunçlar – Yalçın Güccük,Gürkan Haco Postproduction İftiharla Sunar

Bir Gürkan Haco-Yalçın Güccük Mülakatına daha hoş geldiniz sayın kapalı devre izleyicilerimiz. Yeni Sarman dergisinden ayrılırken yediğimiz potin izleri hala tazeliğini ve sıcaklığını korurken biz kendimizi Sıkay televizyonuna zor atmış bulunmaktayız. Özellikle bu deli-vizyon kanalını seçmemizde  çok değerli arkadaşımız bülbülderesiyle mezkur Gökyüzü yoldaşımızın da katkıları büyüktür. Nede olsa sıkay dimek gökyüzü dimektir aziz saçma severlerimiz. Bu haftaki konuğumuz her hafta olduğu gibi kızıl kaşkollu  pirimiz yala yala bitiremediğimiz yaladıkça lezzetine vardığımız üstadımız Yalçın Güccük hocamızdır. 

  

  • -Hocam bir mülakat verdiniz ortalık yine karıştı.
  • -Heh heh heh, ben yaptım dimi
  • -Evet hocam siz yaptınız, yardım almadan sadece kendi beka ve bilginizle başardınız
  • -Heh heh heh , hep yaparım zaten Haco, yoksa kuşkunmu vardı
  • -Aman hocam o nası söz, yalarız bilirsiniz.. hemde iyi yalarız
  • -Hadi Haco sadede gel canım
  • -Hocam Timpo isimli dergide grupseks üzerine çok ilginç açıklamalarınız vardı, bizden bile sakladınız ya aşk olsun hocam
  • -Heh heh heh, senden benden gayrı 2 kişi daha bulursan aşkolur Hacocum. Eril dişil farketmez maksat grup olsun. Bak Haco ben ne dedim grupseks Sabetay Sevinin emridir dedim. Bu işin öncüsüde Hülya Yavşar’dır dedim. (daha&helliip;)

Orhan Pamuk-Hiçbir Müslüman Yazar Nobel Alamadı

Atılgan Bayar: Hayır efendim, hiçbir Müslüman yazar Nobel ödülü almadı henüz.Necib Mahfuz da Orhan Pamuk da Müslüman Değil!

Atılgan Bayar/Haberturk

  jhk

Belleğin zalimliği, unutkanlıkla dağılıp giden şeyleri hatırlamakta gösterir kendini. Necib Mahfuz
Orhan Pamuk’a Nobel Edebiyat Ödülü’nün verilmesinden sonra, kimi televizyonlarda ve gazetelerde Pamuk’un ‘ödülü alan ikinci Müslüman yazar’ olduğu okudunuz.
Ya cehaletten kaynaklanıyor, ya da ‘wishful thinking’, yani olmasının arzulandığı gibi düşünme alışkanlığından.

Ama her nedense…

İki kere yanlış veya yalan!

Örneğin Yeni Şafak gazetesi haberi şöyle verdi: (daha&helliip;)

Published in: on Ekim 14, 2006 at 11:28 pm  Comments (3)  

Orhan Pamuk Kendisi Bir Türk-Sabetay Edebiyatçıdır

Kendisi Bir Türk-Sabetay Edebiyatçıdır

ddd

Orhan Pamuk’tan bir edebiyatçı çıkaranın Yahudi soykırımından Ermeni soykırımı çıkarmasına şaşmamak lazım.

ŞARK KURNAZI PAMUK ve  KURNAZLIĞIN FRENKÇESİ
Behiç Gürcihan  

Tarih;bir çok açıdan, “Batı”‘nın “Doğu”‘yu çalıp, kendine maletme tarihidir. “Doğu”‘nun tutsaklığı bu tarihi intihalin (aşırtma) bir uzantısı olarak sırıtır yüzümüze. Descartes’tan 705 yıl önce cebir üzerine kitap yazan; “sıfır”ı matematiğe kazandırarak ondalık sistemi işlevsel kılan ve hesap metodunu konu eden ilk bilgin olan Harezmi; İ.S. 780-850 yılları arasında yaşamıştır. Kendisi bir Türk-İslam Matematikçisidir.

El-Harezmi; Latince’de “Alkhorizmi”‘ye, buradan “Algorisime” ‘ye ve son olarak Fransız’ca Algorithme ‘a dönüşmüş ve bildiğiniz Algorithma’yı “Batı” kendine maletmiştir.

“Doğu”dan Batı’ya intihal olur da “Batı”‘dan Doğu’ya intihal olmaz mı… (daha&helliip;)

Published in: on Ekim 14, 2006 at 11:25 pm  Comments (2)  

“İbranice” dua eden bir Yahudi’yi “besmele” çekerek öldüren “sakallı” bir katil

Sağır Oda’daki domuz bağları!

ddd

Haftalar öncesinden kamuoyuna lanse edilen bir diziydi Sağır Oda. Doğan Grubu’nun hemen hemen bütün yayın organları, Kanal D’de yayınlanacak yapım için seferber olmuştu adeta.

Etkili bir pazarlama stratejisi uygulanarak, örneğin Kurtlar Vadisi’nin yerini alacağından bahsedilerek, başrol oyuncusunun Polat Alemdar’dan farklı olacağından dem vurularak, insanların ilgisi bu yeni dizi filme çekilmek istendi. Başarılı da oldular. Geçen hafta yayınlanan ilk bölümü reyting sıralamasında birinci oldu çünkü. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 25, 2006 at 8:50 pm  Comments (2)  
Tags:

“Amerika İbrani’dir!..”

 
“Amerika İbrani’dir!..”
kjlkj
Yeni çıkan PaRDeS kitabı ile adından sık sık söz ettiren Nedret Ersanel’e Amerika’yı soruyoruz. Amerikan dış politikasını etkileyen şirketlerden, istihbarat örgütlenmesine konuşma uzayıp gidiyor. Sonra söz dönüp dolaşıp Amerikan politikasında Musevi etkisine geliyor. Ersanel: “Karıştırmayacaksınız. Amerika İbrani’dir!” iyibilgi özel (daha&helliip;)
Published in: on Eylül 25, 2006 at 8:40 pm  Comments (9)  

O Bir Zavallı

jjj

 

Bilinmeyen Vatikan

 

 

 

Minik Devlet=Büyük Güç [ Bölüm -1- ]

 

 

İnanılması güç sırları, gizli geçitleri, şifreleri ve yeraltı yollarıyla Vatikan, tam anlamıyla Dünya’nın en “esrarengiz” devletidir

 

Bilinmeyen Vatikan ve Papaları anlatan bu yazı dizisine, “Vatikan Nedir?” sorusuyla başlamak kanımca yerinde ve yararlı olacaktır. Türkiye’de Vatikan’ın adı bilinmekte ve/fakat gerçekte “ne” olduğu geniş Müslüman kitle tarafından hiç bilinmemektedir. En iyimser deyişle Vatikan, Papalarıyla birlikte anılan, Papa’nın yaşadığı yer diye bilinen minik bir devlet olarak tanınmaktadır. Kuşkusuz bu kısa açıklamada doğruluk payı vardır ama çok, hem de çok eksik bir tanımlamadır bu. Eksik bilgilenme ise, herkes kabul eder ki, hiç bilgi sahibi olmamaktan daha sakıncalı ve tehlikelidir. İşte Türkiye’de Vatikan’la ilgili bu eksik bilgilendirmeyi biraz olsun giderebilmek amacıyla “Vatikan Nedir?” sorusuyla girmekte yarar görüyorum. (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 15, 2006 at 10:34 pm  Comments (5)  

Hiç Namazla Yoga Bir Olabilir mi?

Hiç namazla yoga bir olabilir mi?
Hakiki olan her şeyi küreselleştirerek kendilerine mal etmek isteyen sanal baronların son numarası yoga ile namazı aynı kefeye koymak oldu. Bunu da haftalık bir dergi aracılığıyla, sözde İbn Arabi’nin yazdığı kitaba atıfta bulunarak yaptılar. iyibilgi kurmaca haberin foyasını meydana çıkardı.
jjj
 “İslam Tasavvufu ile yoga arasındaki ilişki yüzyıllar öncesine dayanıyor. Hindistan’da yaygın olan Şattariye ve Çiştiyye gibi tarikatlarda, manevi eğitim süresince İslami geleneklerle birlikte bazı yoga teknikleri de kullanılıyordu. Hatta zikirlerinde mantra yapıyorlar” “Prof. Dr. Carl Ernst uzun yıllar üzerinde çalıştığı sufizm-yoga ilişkisine dair en güçlü yazılı kanıtın ‘Amrtakunda Çevirileri’ diğer adıyla “Pool of Nectar” olduğunu söylüyor. İbn’ül Arabi’ye atfedilen, 1210 yılında Belgal’de Arapça’ya çevrilen “Pool of Nectar” yoga uygulamalarına dair bilgiler içeriyor.” (daha&helliip;)
Published in: on Eylül 14, 2006 at 9:50 pm  Yorum Yapın  

11 Eylül Provası 1962’de Yapılmış

ABD’nin, Küba’ya yapacağı askeri saldırıyı haklı çıkarmak ve buna dünya çapında kamuoyu desteği almak için 44 yıl önce bir provokasyon planı hazırladığı ortaya çıktı;

htytr
11 Eylül olayları ve sonrasındaki gelişmeler, 1962 tarihli ve “Northwoods” kod adlı bu gizli planla birebir örtüşüyor. Bir kaç gün sonra 11 Eylül olaylarının yıldönümü.. ABD, kendi kontrolündeki Guantanamo Üssü içinde ve civarında, gerçekten düşman Küba kuvvetleri tarafından yapıldığı görüntüsü verilmiş, iyi koordine edilmiş aşağıdaki olaylar serisini planlıyor. İşte provakasyon planından başlıklar:

– “(Amerika’nın kontrolündeki) Guantanamo Üssü dışından üs içerisine top atışı, bazı tesislerin hasar görmesi, liman girişi yakınında gemilerin batırılması, sahte kurbanlar için cenaze törenleri düzenlenmesi, Hava üssündeki uçakların yakılması, Üs içinde (dost) Kübalı sabotajcıların ele geçirilmesi… (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 12, 2006 at 10:49 pm  Comments (1)  

Bilderberg Konferansları /Christians United For Israel

Bilderberg KonferanslarıÇev.: Kamil Cengiz

http://www.ratgeber-lexikon.de, 2001

Aşağıda Bilderberg Konferansları ile ilgili bir tarihçe aktarılmaktadır. Bilderberg Konferanslarını (BBK) daha iyi anlayabilmek için önce “Council on Foreign Relations” (CFR) namıyla maruf dış ilişkiler için oluşturulmuş Amerikan Konseyi’ne bakmakta fayda var, zira Bilderberg Konferansları’nın bütün Amerikan katılımcıları bu yabancıları kabul etmeyen kurula üyeler.
“Council on Foreign Relations” hem sağcı hem de solcu tenkitçileri tarafından kuşku ile karşılanmaktadır. Sağcı tenkitçiler CFRyi komünizmin aracı olarak görürlerken, sol liberal kanattan onun nüfuzu aynı derecede değerlendiriliyor, fakat bunlar başka tehlike noktaları görmektedirler. Onlar “Council on Foreign Relations”ı Amerikan dış politikası ile toplumsal üst tabaka arasındaki merkezi kesişme noktası olarak görüyorlar. Amerikan siyaset bilimcisi William Domhoff 1975’de Alman haber magazini Der Spiegel’e: “Council büyük konsernler ile hükümet arasındaki asıl bağlantı organıdır.” diye ifade ediyor ve “bu kuruluşun Amerikan dünya politikasının temel motifleri ve temel çizgilerinin anlaşılması açısından önemini ne kadar çok vurgularsak o kadar iyi” tespitini yapmaktaydı, her ne kadar “bu ülkenin çoğu vatandaşı kendilerini bütün zamanların en iyi bilgilendirilmiş topluluğu olarak görmelerine rağmen, böyle özel bir heyetten hiç haberleri bulunmasa bile.” (daha&helliip;)

Published in: on Eylül 2, 2006 at 6:33 pm  Yorum Yapın  

Orhan Pamuk

Orhan Pamuk ( Serdar Kuru )

INTER-TURK FORUMU

Yazar Telekom at 14. Haziran 2006 08:36:13:

Sevgili dostlar edebiyata olan ilgimden dolayı aslına bakarsanız yazı insanlarının ufak tefek hatalarını maruz görür ve onları çok gündeme getirmemeye çalışırım. Çünkü yazar dünyayla sıkıntısı olan insandır ve temel olarak yaptığı sıkıntısını yazıya dökmektir. Bunu en iyi kendimden bildiğim için yazı insanlarının bazı çıkışlarını çok önemsemem. Orhan Pamuğun son yaptığı açıklamalarla beni “yazara dokunma” prensibimi bozmak zorunda bıraktırdığı için üzgünüm. Nedense edebiyatçılarımız siyaset yapmadan duramıyorlar ve bu siyasetlerde ne hikmetse hep vatanımız aleyhine oluyor. (daha&helliip;)

Published in: on Temmuz 29, 2006 at 3:49 pm  Comments (7)  
%d blogcu bunu beğendi: